Nutuk/12. bölüm/Hazırlığı kâfi derecede olması lâzım gelen üç vasıta; dahilî, zâhirî cephelerimiz

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Şimdi Efendiler, düşmana taarruz için verilmiş olan kat’î kararımızı tatbike başlamadan evvel, ihzâr ve ikmâl etmeğe mecbur bulunduğumuz vesâit-i harbiyenin ne olduğunu arz edeyim: Tam üç vasıtanın hazırlığının kâfi derecede olduğunu görmek lüzumunu hissediyorum. Onlardan birincisi ve en mühimmi ve asıl olanı doğrudan doğruya milletin kendisidir. Milletin, hayat ve istiklâli için kalbinde... vicdanında mütecelli, münkeşif, arzu ve emellerin salâbetidir. Millet bu arzu-yı derûnîsini ne kadar kuvvetli izhâr ederse, bu arzu ve emelinin tahakkuku için ne kadar çok azm ü iman gösterirse, düşmanlara karşı muvaffakiyet için o kadar kuvvetli bir vasıtaya mâlik olduğumuza kani olurum. İkinci vasıta, milleti temsil eden Meclis’in arzu-yı millîyi izhârda ve bunun icâbatını kanaatle tatbikte göstereceği azm-i celâdettir. Meclis ne kadar çok tesanüd ve vahdet halinde arzu-yı millîyi tecelli ettirirse düşmana karşı o kadar kuvvetli vasıta-i tefevvuka mâlik oluruz.

Üçüncü vasıta, milletin müsellah evlâdlarından ibaret olup düşman karşısında mütehaşşid bulunan ordumuzdur.

Efendiler, dedim. Bu üç nev’î vasıta veya kuvvetin düşmana karşı vücuda getirdiği cepheler, iki mahiyette tasavvur olunabilir. Kolay anlaşılmak için şöyle diyeyim: Dahilî cephe, zâhirî cephe.. Asıl olan dahilî cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin vücuda getirdiği cephedir. Zâhirî cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki müsellah cephesidir. Bu cephe, tezelzül, tebeddül edebilir; mağlûp olabilir. Fakat bu hal, hiçbir vakit bir memleketi, bir milleti mahvedemez. Mühim olan, memleketi temelinden yıkan, milleti esir ettiren dahilî cephenin sukutudur. Bu hakikate bizden ziyade vâkıf olan düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için asırlarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar muvaffak da olmuşlardır. Fi’l-hakika “kaleyi içinden almak” dışından zorlamaktan çok kolaydır. Bu maksatla şahıslarımıza kadar temasa gelebilen müfsid mikropların, vasıtaların mevcudiyetini iddia etmek câizdir.

Meclis’in zihniyeti, ef’ali, vaziyeti, düşmana ümit-bahş olmadıkça dahilî ve haricî cephelerimizin yerinden oynamasına imkân ve ihtimal yoktur. Meclis’te, bir veya birkaç azanın bedbînî telkin eden sözlerinden bile aleyhimizde istifade çareleri aranılmakta olduğuna şüphe edilmemelidir. Hariciye Vekâleti’nin dosyaları buna dair vesikalarla doludur. Katiyetle arz ederim ki istemeyerek olsa dahi düşmanlara ümit verecek şemmeler verildikçe dava-yı millînin halli teehhüre dûçâr olur.

Efendiler, bu mütâlaattan sonra, cephede bulunacağım sıralarda, ordunun hissiyât ve efkârı üzerinde nâ-ümidî tevlîd edecek münakaşat-ı aleniyeden sarf-ı nazar edilmesini, bilhassa Meclis’ten ricâ ettim. Bu beyânâtımdan sonra, muhâliflerin de sözlerini istimâ ettim. Muhâliflerden biri, mütâlaat ve ricâlarımı, emir veriyorum suretinde tefsir eyledi. Diğer biri, Meclis’in hissiyâtındaki nezahetten şüphe ettiğimi dermeyan etti. Bir başkası kabil-i tatbik olmayan bir şey, yapılamaz, orduyu izmihlâle sevk edersin efendim, dedi.