dığınız zaman «Vatanımı canımdan ziyade severim yolunda tefevvühat- biedibanede bulunmuşsunuz, arkadaşlarınız söylediler. Pek iyi Ali Kemal Bey, buna ne dersiniz?
Bu suali görünce hayretlere düşdüm, gözlerime inanamadım. Maamafih kâğıdın altına şu satırları yazdım :
- Efendi Hazretleri, böyle ise bu suale karşı cevabım hazin bir sükûnettir!
dedim. Bu cevabı okuyunca Hüsnü Bey kâğıdı elinden yere attı. «Ben böyle adamları istintak etmem» diye ayağa kalktı. Agâh Efendi işe karıştı. «Oğlum, niçin böyle yapıyorsunuz. Bu hareketleriniz hakkınızda hayırlı olmaz» dedi.
- Agâh Efendi Hazretleri, siz kalb ve vicdan sahibi bir zatsınız. Bir Reis Beyefendinin sualini, bir de cevabimi mütalea buyrunuz. Bir kabahatım varsa beni cezalandırınız..
diye mukabele ettim ve istintaknameyi o zata uzattım. Hüsnü Bey bu mübaheseyi beklemedi, çıktı, gitti. Fakat biz yalnız kalınca Agâh Bey o yazılara bir göz gezdirdikten sonra müteessirane başını salladı: Lahavlve la kuvvet ila billah demekten nefsini zapt edemedi. Bana da itab etmek şöyle dursun, âdeta müşfikane muamele eyledi.
Istintak o gün böylece münkatı oldu. Müteferrika Komiserliğine avdet edince cereyan-ı vukuatı nazar-ı muhakemeden geçirdim. Hüsnü Efendinin idrakini, tarz-i muamelesini fikrimce bir türlü tefsir edemedim. Sonra düşündüm ve anladım ki bu zat hirs-ı cah ile ne söylediğini, ne de yaptığını bilmiyor, bize böyle nabe mahal bir şiddet göstererek göze girmek istiyor.
Müteferrika Başkomiseri Hüseyin Efendi ile dost oldukdu. Bu işi ona anlattım. O doğru adam «Nazır Bey iyidir, müdür-ü âladır. Lakin meclis reisine hiç emniyetim yok" dedi.
(15)
Artık niçin mevkuf olduğumu biliyordum. Fikren olsun müs- terih idim, bana ne cinayet istinad edebilirlerdi, Memduh'un tek- lifini ciddi bir surette kabul etmedimdi. Nikoli birahanesinde iç- timaımızda ağzımı açarak bir söz söylemedimdi, o yaftayı ne ben yazdımdı, hatta ne de tasvip, takdir ettimdi.
Bana en ziyade hayret veren şu idi ki daha bu işin iptidasında böyle ortada fol yok yumurta yok iken tevkif olundukdu. Henüz cemiyeti bile teşkil etmedikti, arkadaşlarımız belli değildi. Sonra anladık ki Tahir Kenan'ı bu tertibata sevkedenler meseleyi tacil eyliyorlarmış. Daha bu dolabı tasarlar tasarlamaz hakan-ı mağfure vukua gelmiş bir hakikat gibi bildirdikleri için böyle hareket etmekte muztar kalmışlar imiş. Öyle pek küçük bir emare o devre göre hepimizi gelişi güzel bir hüküm-ü karakuşi ile mahkûm etmek için kâfi idi.
Zaten biz bu tuzağa tutulmak için ahmak bir bildircin gibi ezelden hazır idik. Evvelce kısmen tevkif olunmamış mi idik. Mimli idik. Beyoğlu'nu sıksık dolaşmıyor mi idik? Bira hanelerde şüpheli şüpheli oturmuyor mu idik? Alenen Avrupa gazetelerini okuyor mu idik? Kuyumuzu elimizle kazmıştık. Fakat sonra da anladığımız bu hakikatlara o zaman safḍilliğimizden, tecrübesizliğimizden pek akıl erdiremiyorduk.
Üçüncü bir istintakta Hüsnü Bey bana dedi ki Ali Kemal Bey, artık inkârı bırakınız, itiraf-1 cürüm eyliyeniz, bütün arkadaşlarınız böyle yaptılar, atıfat-i şahaneye sığındılar.
- Bir cürüm işlemedim ki itiraf edeyim. Ne bir cemiyet-i fesadiye teşkil eyledik, ne dediğiniz gibi ilanlar, yaftalar yazdık, neşr eyledik, ya duvarlara yapıştırdık. Böyle yaptığımıza bir delil gösteriniz dedim.
Hüsnü Bey o zaman mahut Tahir Kenan'ı celp eyledi, beni onunla yüzleştirdi. O vakte kadar benimle pek resmî görüşmüş bu zat bu muvacehede bana karşı gayet samimi bir tavır aldı: «Kemalcığım, artık inkâra mahal yok. Ben hakikatı itiraf eyledim, Padişahımızın âtifetine sığındım. Zaten yazdığımız yafta Memduh'un üstünde yakalandı 'el necat fi elsıdık'», dedi.
Bu sözleri işitir işitmez fes başımdan fırladı. Hemen ayağa kalktım. Bilhassa Ağâh Efendiye tevcih-i hitap ile :
- Vay, öyle mi, ben de pek iyi hakikatı söyleyeceğim. Cihanda en mukaddes ne varsa, ona yemin ederim ki cemiyet-i fesadiye, yafta, bütün bu tertibat acemicesine bir tezvirden ibarettir. Şimdi büsbütün anlaşıldı. Bu tevzirin mürettibi de işte bu adamdır. İhtimaldır, Memduh'u kandırdı. Öyle bir cemiyet teşkil ettirmek istedi, o yaftayı yazdırdı. Fakat ne o cemiyet teşekkül etti, ne o yafta basıldı, neşrolundu. Ne de biz böyle bir teklifi kabul eyledik. Tahir Kenan Bey maruf bir serseridir. Bir külah kapmak için bu sani'aları icad eden o dur. Biz, evet hürri-
111