İçeriğe atla

Sayfa:Ömrüm.pdf/61

Vikikaynak, özgür kütüphane
Bu sayfada istinsah sırasında bir sorun oluştu

Yenicami meydanında birbirimizden ayrıldık. Ben Süleymaniye'ye, evime döndüm. Tehlikeye maruz olduğumuzu hissediyorduk. O beladan kurtulmak için çare düşünüyordum. Her iki günde bir Beyoğlu'na gittikçe LE TEMPS gazetesini alır, eve gelir, okurdum. O zaman LE TEMPS da Anatole France 124n her hafta Hayat-ı Edebiye unvaniyle bir makale-yi intikadiye neşreyliyordu. Fakat bu makaleler birer cevher idi. O hafta intişar eden makalesinin bir yerinde bu müdekkik-i edep eşhas-i muhayyeleden birine «Ben hayatı severim, fakat ölümden de korkmam» diyordu. Gariptir, bu sözler bana teselli verdi, gönlümden o endişeler zail oldu. Güzelce bir mütaleadan sonra yatağıma girdim, müsterihane uyumağa koyuldum. Daha henüz gözlerimi kapadımdı, odamın kapısına vuruldu. Hemen kalktım. Hizmetci kız: «Sizi selamlıktan istiyorlar.» dedi. Yarım yanlış giyindim selamlığa gittim. Baktım ki bir polis komiseri, iki polis neferi, bir kaç polis daha sofada beni bekliyorlardı. Komiser Viçin Efendi isminde terbiyeli bir zat. idi. Kemâl-1 nezaketle bana: «Beyefendi, sizi Zaptiye Nazırı Bey bekliyorlar, oraya gideceğiz. Fakat müsaade ederseniz evvelemirde odanızı arayacağız.» dedi. Yazı odama geldiler, kitaplarımı, kâğıtlarımı toparladılar. Zaten o tarihten bir kaç ay evvel ilk def'a olarak tevkif olunduğumuz zaman valdem, hemşirelerim muzir addettikleri HÜRRİYET, GAYRET gibi kadim gazete takımlarına varıncaya kadar o nev'i yazıları yakmışlardı, kütüphanemde o kabilden hiç bir eser kalmamıştı. Memurlar bilhassa GIL BLAS, TEMPS gibi fransızca gazeteleri kemâl-1 ehemmiyetle topladılar, masamın üstünde duran bir TEMPS nüshasında Anatole France'in makalesinden yukarda zikrettiğim sözlere işaret koydumdu. O gazeteyi bir memur bir dikkat-ı mahsusa ile toplanan evrakın içine koydu. O muameleler ikmal edilinceye kadar ben de giyindimdi. O heyetle beraber kalkdık, bir arabaya binerek Bab-1 Zaptiye'ye geldik. Beni müteferrika komiserinin odasına misafir ettiler.

Geceyi bir koltuğun üstünde, perişan bir halde geçirdim. Safdilliğimden niçin tevkif olunduğumu bir türlü anlayamıyordum. Memduh'un meselesini, Nikoli birahanesindeki ictimaımızı ehemmiyetten âri buluyordum. Neyse, o gece sabaha erdi. Müteferrika Başkomiserine mahsus bulunan o oda yavaş yavaş memurlar, müstahdemler ile doldu. Başkomiser Hüseyin Efendi, İkinci Komiser Viçin Efendi geldiler, yerlerine oturdular. Her türlü etvarından daha ilk vehlede görülüyordu: Hüseyin Efendi hayırhâh, afif bir adamdı. Bana pek hüsnümuamele etti. Niçin tevkif edildiğimi ondan sordum. Adamcağız güldü. Saf bir Rumeli ağıziyle: «Biz öyle işleri bilir miyiz? Yalnız sizin gibi değerli efendilerle bu suretle tanıştığımıza içimizden ah çekeriz. Orasını Allah bilir kardeşim» dedi, beyan-ı teessür eyledi. Sonra, «Merak etmeyiniz, şimdi Nazır Bey geldiği gibi sizi istetir» diye teselli verdi.

Bir gün geçti, iki gün geçti, beni soran, istintak eden olmadı. Hüseyin Efendiden imdad yoktu, başka bir yerden malumat almak muhal idi. Meraktan çatlamak derecesine geldim. Bereket versin ki Müteferrika Dairesinde gündüzleri gelenlerle, gidenlerle, o gürültülerle, patırdılarla meşgul oluyordum, fakat geceleri kederden çatlıyordum.

Ne ise, üç gün sonra beni polis müdürünün odasına çağırdılar. Odanın bir tarafında Müdür Agâh Efendi uzunca boyuyle, be- yaz sakalıyle, simasiyle bir masanın başında oturuyordu. Bir ta- rafda ise Meclis Reisi Hüsnü Efendi bulunuyordu. Bu zat Agâh Efendiden daha genç idi, lakin simaca hoşuma gitmedi.. Beni sertçe bir vaz ile yanına çağırdı. Eline kâğıd, kalem alarak istin- taka başladı. Kâğıdın üzerine evvelâ şu satırları yazmıştı :

- Sual Ali Kemal Bey, isminiz nedir?

Ben de o satırın altına :

- Cevap Mademki ismimi biliyorsunuz, neye soruyorsunuz? İsmim, Beyefendi, bildiğiniz gibidir.

ibaresini karaladım. Hüsnü Bey pür hiddet: Bana Memduh'u, Fahri'yi, Hüsameddin'i, Tahir Kenan'ı tanıyıp tanımadığımı birer birer sordu. Hakikat-ı hali serbestce söyledim, hiç telaş göstermedim. Böyle bilaterddüd idare-yi kelam edişime Hüsnü Beyin cam sıkılıyordu.

Bu Hüsnü Bey cahil, âciz, fakat müddei bir adamdı. Saatlarca beni ipsiz, sapsız suallerle kızdırdı, durdu. Nihayet:

- Bir az evvel bir haftadır Abdülhalim Memduh Beyi görmediğinizi söylediniz. Bu ifadenizde hâlâ ısrar ediyor musunuz? diye sordu. Cevaben:

- Bir az evvel tevkif edildiğim gecenin günü Memduh'la Beyoğlunda buluştuğumuzu söyledim. Bu ifademde aff-1 samilerine mağruren ısrar ediyorum.

Meclis Reisi muhakkak beni gafil avlayamadığına sıkıldı amma hiç belli etmedi. Sonra şu sual-1 garibi sordu:

Pek iyi, Nikoli'nin birahanesinde tertib-i fesad için toplan- 109