İçeriğe atla

Sayfa:Ömrüm.pdf/58

Vikikaynak, özgür kütüphane
Bu sayfada istinsah sırasında bir sorun oluştu

Fakat azmine, ittilağına o zaman herkesi hayran eden o ihtiyar bütün bu muhacemelere delirane mukabele eylerdi. Yalnız mukabele değil, her fırsatta her tarafa hücum eylerdi. Türkçeyi pek zerafet ve letafetle yazamazdı, fakat meramını mükemmel ifade eylerdi, «<ve nede» kelimesini çok kullanırdı.

Naci:

Ey tarafdar-i makalatnüvis ve nede!
Aceba kaç ve nede sarfolunur bir senede!

onunla eğlenmişti. O üstad-ı muannid bu istihzalara yine ehemmiyet vermez, esasından muttali olduğu kemalat-ı araba müsteniden üdebamızı muttasil tenkid eylerdi. Bir kerre Muallimin fasila ve nokta meselesine dair neşr eylediği bir bende bile itiraz eylemişti. O münakaşa münasebetiyle idi ki Naci merhum :

Mahiyetin bilinmedi, gitti, yazık yazık!
Ey hoş nişane! nokta mı, virgül misin, nesin?

demişdi, çünkü İbrahim Efendi noktayı muttasil virgül ile karıştırıyordu.

Ne olursa olsun, bütün o mübaheselerden bir netice tebeyyün eyliyordu, o da İbrahim Efendi'nin arapcaya vukuf-u küllisi ve bu lisanı Türklere öğretmekte ve anlatmaktaki o harikulâde mahareti, gayreti, azmi idi. Zaten Darüttedris bu azmin mahsul-u meşkûru idi. Hakikaten bu medrese-yi hususiye kadar arapcayı etfalımıza, şebabımıza müsmír, müessir öğreten bir darülirfan olmadı. Bu gün bile içimizden bir nebze arabî bilenler ekseriyetle Darüttedristen yetişmedirler. Hacı İbrahim Efendi'nin bu mülke bu hizmeti asla inkâr olunamaz. O hizmet daha erken başlamış, hiç değilse daha çok devam edebilmiş olsaydı muhitimizde lisan-ı eblağ-el-beyan arap daha ziyade taammüm etmiş olurdu. Türkçemiz de şimdi esefle gördüğümüz bir çok rahnelere uğramaz, durmazdı.

Fakat Ziya Paşa merhumun Hayriye münasebetiyle Nabi için lüzumsuz bir tekrar ile:

Hengâm-i héremde söylemiştir,
Pir olduğu demde söylemiştir

dediği gibi Hacı İbrahim Efendi de Darüttedrisi ihtiyarlığında açtı, tabiî istediği mertebeye götüremeden bu cihan-ı fenaya veda eyledi. Zavallı adam esatize-yi kalemimizden gördüğü o insafsızcasına taarruzlara rağmen huceste haslet bir fazıl idi. Güzel bir kalbe malikdi. O ziyaretimizde bizi müşfikane kabul eyledi. Sözlerimizi dinledi, o bahusus o kadim mübaheselerini yakından takip ettiğimizi hoş buldu, tekrimat-ı vakıfanemizden mahzuz oldu. Nihayet Musullu Sait Efendiye o itirazlarımızı aff eyledi. İfakat bulur bulmaz bizzat Mekteb-i Mülkiye'ye derse geleceğini vaad etmekle beraber Müdür Abdürrahman Şeref Beye de edep ve irfan ile ciddi bir surette meşgul olduğumuzu tecrübe ile anladığı için bize mücazat değil, mükâfat verilmesini yazdı.

Hacı İbrahim Efendiyi en ziyade hoşnud eden arabcaya gösterdiğimiz temayül ve belagat-ı osmaniye münakaşalarında kavaid itibariyle ona verdiğimiz hak olmuştu. Bu fırtınayı da böyle geçirdik. Fakat ben de artık mektebe nadiren devam eyliyordum. İmtihanları vererek bir şehadetname almak için sene nihayetini sabırsızlıkla bekliyordum, Sonra niyetim başımı alarak Avrupa'ya, hatta Amerika'ya gitmekti. İstanbul'un muhit-i pür tazyiki ruhumu sıkıyordu. Arkadaşlardan Abdülhalim Memduh, Fahreddin Reşat Beylerle sıksık buluşuyor, bütün vakitlerimizi beraber geçiriyorduk. İttifak ettik, Mütalea unvaniyle sırf tercümeden, hikâye tercümelerinden mürekkep bir risale-yi mevkute neşretmeğe teşebbüs eyledik. Lakin daha ilk nüsha çıkar çıkmaz risalemiz bilemriâli tatil olundu, yine toplatıldı, çünkü Memduh ve ben mimli idik. Bazen Beyoğlu'na, Nikoli'nin birahanesine giderek orada ecnebî gazetelerini okurduk. Bazen Sirkeci'de ikamet eden Hüsamettin gibi arkadaşlarımızın odalarında toplanırdık. Bu içtimalarımıza Mekteb-i Hukuk'un bazı güzide şakirdleri de gelirdi. En mümtaz muhamilerimizden merhum Selim Hüsnü 122 de onlardan idi. Selim aramızda zekâ ve irfan ile maruf idi. Hüsameddin ile, Memduh ile çok dost idiler.

(14)

Bu sıralarda Namık Kemal Bey irtihal eyledi. Hepimizi o vakit bir hüzün amikdir, istila etti. Çünkü nazarımızda o deha-yı edep rengarenk şaşaalarla parladı. Kemal'ın irtihali için Abdülhalim Memduh pek müessir bir mersiye söylemişti. Gerek Selim Hüsnü'nün, gerek Hüsameddin'in odalarında beş on kişi toplanır, Memduh'a bu mersiye'yi okutur, kemal-1 teessürle dinlerdik.

Bu mersiye muhtelif vezinlerde muhtelif kit'alardan mürekkep idi. Kısmen pek güzel, suzsinak idi:

Kuyud-u uzlmü çak etmek için zincirbend oldum
Fakat her zalimin bu bende müthiş bir kement oldu

103