İçeriğe atla

Sayfa:Ömrüm.pdf/56

Vikikaynak, özgür kütüphane
Bu sayfada istinsah sırasında bir sorun oluştu

- A çocuk, senin baban ne iyi adamdı, haçülharemeyn idi, sen neye böyle mürted çıktın

diye bana itab etti. Mürted lakırdısına hepimiz hem güldük, hem hayret ettik. Bilahare anladık ki müsadere olunan evrakın içinde Jean-Jacques Rousseau'ya dair bir parça serbest yazılmış bir bent bulmuşlardı. Hasan Paşa bu bent mülabesesiyle bana o sıfatı vermişti.

O geceyi o berbat karakolda geçirdik, fakat perişan bir halde geçirdik. Ertesi günü alelsabah bizi Ceb-i Hümayun dairesine götürdüler, her birimize yirmibeşer mecidiye ihsan verdiler. Paraları Sami yüklendi. Mabeynden çıktık. Hademe-yi Şahane kışlasına yine öyle debdebeile geldik. Süleyman Paşa namında ihtiyar bir ferik bizi istikbal eyledi. Orada öğle yemeğini yedik, yine üçer dörder arabalara bindik, Mabeyn ketebesinden bir zatın refakatinda Cağaloğlu'na, Maarif Nazırı Münif Paşanın konağına geldik. Nazır Paşa cümlemizi huzuruna çıkardı. Mabeynden gelen zat emr-i hümayunu okudu. Bu emrin meali şu idi: Böyle mektep efendilerinin mektep haricinde toplanmaları, derslerini bir tarafa bırakarak Jean-Jacques Rousseau'nun asarı gibi dine ve ahlaka muzır mütalealarla meşgul olmaları rıza-yı âliye münafi olduğu için bir daha bu çeşit harekât-ı gayr-i layıkadan tevakki olunmak gerektir, falan.

Bu emirname okunduktan sonra Paşa bize nasihatlar, hem de ne tuhaf nasihatlar verdi, hatta :

Hem Jean-Jacques Rousseau'nun eserleri mütalea olunur mu? Onlar Avrupa'ca bile medhuldur.

dedi. Lakin bu sözleri öyle garip bir tarzda söyledi ki çoğumuzu âdetâ güldürdü. Tebessümlerimizi görünce o da dayanamadı, gül- dü, çünkü Rousseau'nun yazılarını lisanımıza ilk önce tercüme edenlerden biri de bizzat Paşa-yı müşarünileyh idi.

Münif Paşa'nın konağından çıktık, Mekteb-i Mülkiye'ye geldik. İrade-yi Şahane Müdürümüz Abdürrahman Beye de tebliğ olundu. O zat da bizi yalancıktan kepazeler, maskaralar diye haşladı, bir hafta mektepte tevkifimize karar verdi. O tatil mevsimindl sekiz gün mütemadiyen bir dershaneye kapandık, fakat türlü türlü eğlencelerle vakit geçirdik.

İşte bu hadise böyle cereyan etti, bir haile gibi başladı, bir mezheke olarak bitti. İdare-i sabıkanın mahiyet-i idrakine, nühbe-yi ef'aline bir nümuneidi. Tâ Ragip Beyden Münif Paşa'ya kadar bütün o rical-1 hükümet Padişahın o emirlerine, vahimlerine içlerinden gülüyorlardı. Fakat öyle iken yine körkörüne mutavaat eyliyorlardı, kimse Ulu-el-âmir'e hakikatı söylemeğe cesaret edemiyordu. Herkes nura zulmet, zulmete nur demeği vicdanına ferah ferah sığdırıyordu. Mekteb-i Mülkiye'de böyle bir hafta yirmi, yirmibeş arkadaş başbaşa mevkuf kalarak müdavele-yi efkâr edince kısım kısım ayrıldık. Bir kısmımız muhafazakâr idik, yaptıklarımızdan nedamet eyliyorduk, istikbalde daha müteyakkızâne hareket etmeği tasmim ediyorduk. Bir kısmımız ise müfrit idik. Alenen: «Ne ehemmiyeti var? İsterlerse bizi bir kerre daha tevkif et- sinler, isterlerse hapis ve nefye mahkûm eylesinler. Bu esarete, bu kayıtlara her felâket müreccahtır» diyorduk. Fehim, ben bu zümreden idik. Reşat, Reşit, ekseriyet ise hizb-i evvelden idiler. Sami mütereddit idi, kâh bizden, kâh onlardan oluyordu.

Bu hadise böylece hitama erdikten sonra beni bir melaldır. istilâ eyledi, çünkü artık arkadaşlarla birbirimizi sıksık göremiyorduk. Mektebimiz mevsim-i sayf münasebetiyle tatil edilmiş idi. Hariçte içtimaa da cesaretimiz kalmamıştı. Matbuat tazyik altına alınmıştı, herhalde evvelden olduğu gibi değildi.

Bu hayat beni bizar ettiği sıralarda idi ki mektep açıldı, dersler başladı. Şehadetname alabilmek için dördüncü senenin imtihanlarını yeniden verdim, son sınıfa müdavemet eyledim. Bir parça nefes aldım.

Dokuz aylık bir Avrupa hayatı beni değiştirmişti. Evvelemirde fransızcamı bana göre fevkelâde ilerlettimdi. Hocamız Lescan vazifelerimi pek beğeniyordu. Bir kerre bilmem ne münasebetle ona sınıfta fransızca bir nutuk bile söyledimdi. Ancak fikren bu faaliyetime Mekteb-i Mülkiye sahaları kifayet etmiyordu. İşte o yüzden başıma bela gelecekdi. Her gün bir vak'a çıkarıyorduk.

O esnada Murat Bey, hatta Ekrem Bey gibi hocalar Mekteb-i Mülkiye'den hürriyet-i fikriyelerine mebni çıkarılmıştı. Onların yerine tatsız, tuzsuz adamlar getirilmişti. Edebiyat dersi Hacı İbrahim Efendiye tevdi edilmişti. Fakat o mübarek de bir yandan vücuden alil idi bir yandan da Darütterdris ile pek meşgul idi, Mekteb-i Mülkiye'ye devam edemiyordu, Musullu Said 120 namında birini vekil gönderiyordu.

Filhakika biz beşinci senede idik. Edebiyat üçüncü'de okunuyordu. Fakat üçüncü sene efendileri bize Said Efendiyi anlata anlata bitiremiyorlardı. Zavallı adamcağız, ihtimaldır, güzel arapca biliyordu, lakin hemen hemen türkçe bilmiyordu. Hatta kafa, göz

99