İçeriğe atla

Sayfa:Ömrüm.pdf/55

Vikikaynak, özgür kütüphane
Bu sayfada istinsah sırasında bir sorun oluştu

- Vay, gözüm Nijad
Gel sohbetiyle hatırı şadan eden çocuk

beytini müheyyiç bir tavır ile, mahir suret ile okudumdu, alkışlara mazhar oldumdu.

Bu içtimaların, bu münakaşaların hitabetce, kitabetce her hususca terakkiyatımıza büyük hizmeti oluyordu. Fakat o devr-i istibdatta bu cüretimiz harikulâde bir hareket idi, bir hareket ki nasıl dört hafta devam edebildi, nasıl göze çarpmadı. Sonradan hakikat-1 ahvali güzelce anlayınca, hayret ettik.

Dördüncü hafta, dördüncü içtimaımızda idi. Bermutad her birimiz o hafta zarfında hazırladığımız eserleri okuduk, mübaheselerimiz bitti, yeniden intihabatımız icra olundu. Bu sefer riyaset ya Reşid'e ya Reşat Bey merhuma geçti. Keyfiyet-i intihab bir parça ateşli olmuştu. O esnalarda konağın alt katindan bir gürültüdür koptu. Hemen aşağıya koştum. Baktım ki üstü başı temizce bir zat yukarı çıkmak istiyor, fakat uşağımız Mehmet Ağa şiddetle ona mani oluyordu. Arkadan üç, dört, beş kişi daha gelince zazallı uşak korkdu, kaçtı. O adamlar da üst kata çıkdılar, doğru içtima ettiğimiz odaya geldiler, derhal kapuyu kapadılar.

Biz işi hemen anladık, lakin anlamağa kalmadı. O cemaatin reisi gibi görünen genç, narin, nazik bir bey:

- Efendiler, cümleniz mevkufsunuz, irade-yi seniye bu merkezdedir. Bizi mazur görünüz, aldığımız emri icra eylemekle mükellefiz, dedi..

Sonra birer birer üzerlerimiz aranmağa başlandı. Kitaplarımız, kâğıtlarımız hep toplandı. Bazılarımızı bir korkudur, bir düşüncedir aldı. Bazılarımız ise bilakis şetaretlerini elden bırakmadılar. Bizi böylece tevkif eden o heyet-i zabıtanın başındaki memur Ahmet Celalettin Paşa 11s idi. O zaman henüz beydi. Bilahare sevk-i tali ile pek yakından tanıdığımız bu zat hakikaten hüsn-ü hulka malikdir; civanmerttir, daima âleme iyilik etmiştir. Ancak nefsine zulüm eylemiştir, o derece zaruriyat-ı hayata bigânedir. Deruhte eylediği o acib hizmetini, o zaman dedikleri gibi serhafiyeliği etse etse garib bir tarzda ifa edebilirdi, çünkü fıtraten nezih idi. Bu mahiyetini derhal ilk mülakatta bize gösterdi. Hepimize son derece nazikâne, müşfikane muamelelerde bulundu. Evrakımız toplanırken, üstümüz başımız aranırken :

- Efendiler, size karşı bu suretle hareketten biz de mahcubuz, fakat ne yapabiliriz. Emin olunuz masuniyetiniz, Şevketmeab Efendimize sadakatınız taayyün edince yalnız affa değil, âtıfetlere de mazhar olursunuz. Hiç telaş etmeyiniz, dedi.

Bu sözlere mukabeleten içimizden biri hafif bir sesle :

Gölge etme başka ihsan istemem

mısraını okudu. Diğer arkadaşlarımız gülüştüler. Ahmet Paşa bir parça bozulur gibi oldu. Bahsi değiştirmek için pek şetaretle görüşen Fehim'e :

- Fehim Efendi, siz değil misiniz?
diye sordu. O mübarek de âdeta kahkahalarla:

Vay, Efendimiz ne saadet! Görüşmeden tanışmışız!

cevabını verdi. Hepimiz gülmeğe koyulduk, Paşa da güldü. Nihayet mabeynden emirler geldi. Kapunun önüne arabalar getirildi. Bizi üçer üçer, refakatimizda birer zabıta memuru olduğu halde o arabalara bindirdiler, doğru Beşiktaş karakoluna götürdüler, büyükce bir koğuşa doldurdular. Bütün geceyi orada geçirdik. Birer birer hepimizi Hasan Paşa'nın odasına çağırdılar. İsticvab ettiler. Fikrimizi, maksadımızı anladılar. Ne için o cemiyeti teşkil ettiğimizi, öyle her hafta muntazaman neden toplandığımızı sordular. Bu istintakı icra eden Mabeynci Ragip Bey" idi. O da bize pek ziyade nüvazişle muamelede bulundu. Hatta ihtimaldır, Hasan Paşa'dan filan çekinmeye idi izhar-i teveccüh bile edecekdi. Sonra cemiyetin maksad-1 ilmisine, esbab-ı teessüsüne dair Zat-ı Şahane'ye hitaben bana uzun bir arıza, umum namına da Reşid❜e bir istintakname yazdırdılar. Ragıp Bey cümlemizi birden yanına celp eyledi. Bıyık altından gülerekten nasihatlar verdi. Öyle göklere çıkardığımız Kemal Bey'lerin, Ziya Paşa'ların o derece harikulâde insanlar olmadıklarını isbat etmek istedi. Derken Hasan Paşa bahse karıştı, bilhassa Namık Kemal Beye ta'na kalkıştı. Biz derhal suratlarımızı ekşittik. Hele ben kendimi zapt edemeyerek :

Padişahın sadık bendeleriyiz, etrafiyle arzeyledik, lakin böyle olmakla beraber ne söylerseniz Kemal Beye muhabbetimiz ezelidir, çünkü biz birer zerreyiz, o mihr-i drahsanımızdır. diye cevap veriyordum, Ragıp Bey beni susdurdu:

Şuna bak, yine ukalâlık ediyor. Hâlâ mütenebbih olmadın mı?

dedi. Hasan Paşa ise : 97