Nutuk/3. bölüm/Adapazarı havalisinde tahrikât

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Efendiler, henüz Amasya’da iken karşılaştığımız vaziyet, yalnız Şeyh Recep vakasıyla kalmadı. Adapazarı havalisinde de buna mümâsil bir hadise vukua geldi. Müsaade ederseniz onu da kısaca arz edeyim:

Adapazarı kazasının Akyazı cihetlerinde türeyen, Talustan Bey ve İstanbul’dan para ve talimatla gelerek, süvari olacaklara 30 ve piyade yazılacaklara 15 lira vaad eden Bekir Bey ve Sapanca’nın Avçar karyesinden Beslân namında bir tahsildar birleşiyorlar. Bu adamlar başlarına topladıkları atlı, yaya birtakım eşhâs ile Adapazarı kasabasını basmaya karar veriyorlar. Tahir Bey isminde olan Adapazarı Kaymakamı, bunu haber alıyor. Tahir Bey, İzmit’ten gönderilen bir binbaşı ile ve tedârik ettiği yirmi beş kadar atlıyı alarak, kasabayı basmaya gelenlere karşı hareket eder. Lutfiye denilen bir köyde karşılaşırlar. Bu güruha maksad-ı hareketleri sorulmuş... Verdikleri cevap şu imiş: “Zât-ı pâdişâhînin hayatta ve makam-ı muallâ-yı hilâfetlerinde olup olmadığını öğrenmek için Adapazarı’na makina başına gelmek istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa’yı, pâdişâh makamına kabul edemeyiz...”

Tahir Bey’in makine başında, İzmit Mutasarrıfı’na verdiği ma’lumâtta: “Merkumların İstanbul’da mühimce zevâtla temasları olduğunu ve hatta pâdişâhın da bu hareketlerinden haberdâr bulunduğunu beyan eyledikleri” derc ediliyordu. Resmen verilen ma’lumâtta: “Bekir’in, toplanan eşhasa, bu iş için İstanbul’ca bir hafta müddet tayin ettiler, beş gün geçti. İki günümüz kaldı. İşi ta’cil edelim diye” beyânâtta bulunduğu da bildiriliyordu (Vesika: 162).

İzmit’teki Fırka Kumandanı, Adapazarı üzerine bir müfreze gönderecekti. Ali Fuat Paşa da, Düzce üzerine bir miktar kuvvet sevk edecekti. 23 Teşrinievvel tarihinde İzmit’te Fırka Kumandanı’na, Bekir’in İtilâf ve Hürriyetçilerle ecnebi düşmanlar tarafından gönderildiği ve harekât-ı mefsedetkârânelerinin men’i lüzumu bildirildi.

Adapazarı Kaymakamı Tahir Bey’e de 23 Teşrinievvel’de doğrudan doğruya “Bekir ve rüfekası hakkında tedâbîr-i şedîde ve serianın tatbikinde kat’iyen tereddüt gösterilmeyerek izâle-i mazarratlarıyla neticenin iş’ârını” emrettim (Vesika: 163).

Efendiler, 23 Teşrinievvel tarihli bir şifre ile merkum Bekir ve hempâlarının hareketleri ve hüviyetleri hakkında dest-res olduğumuz ma’lumâtı, Harbiye Nâzırı Cemal Paşa’ya bildirdik ve “hükümet-i seniyece bu gibi ef’âl ve harekât-ı mefsedetkârâneye karşı vakt ü zamanında tedâbîr-i müessire alınmayıp, mesele teşkilât-ı milliyeye temas eylediği takdirde en şedîd tedâbîre tevessülde kendimizi mazur göreceğimizi arz ederiz” dedik (Vesika: 164).

İzmit’ten giden ve mahallinde takviye olunan millî ve askerî bir müfreze, “mühim miktarda toplanmış ve toplanmakta olan eşhâs-ı şerîreyi dağıtmış, tahsildar Beslân ve biraderi Hasan Çavuş’u derdest etmiş, asıl talimat ve para ile bir hafta evvel İstanbul’dan gelmiş olan Bekir firâr eylemiş.” Bu Bekir, zâbitlikten matrûd ve Manyaslıdır (Vesika: 165, 166). Bundan sonra, vermeye mecbur olduğumuz emirlerle, İzmit’te muharrik ve mürettib olanlardan, İngiliz İbrahim denmekle maruf biri ve sâir birtakımları hakkında takibat başladı (Vesika: 167, 168).

“Bekir’in, mahallince ittihâz olunan tedâbîr neticesinde teşebbüsünün akîm kaldığını ve firâr eylediğini ve tekrar İstanbul’a avdet ederek yeniden teşebbüsât-ı mel’ûnânede bulunması agleb-i ihtimal olduğunu, hakkında takibat-ı mahsusada bulunulmasını” Amasya’dan, 26 Teşrinievvel 335 tarihinde Harbiye Nâzırı Cemal Paşa’ya yazdım (Vesika: 169).

27 Teşrinievvel 335 tarihinde Bolu Mutasarrıfı Haydar Bey’den gelen telgrafta: “Bekir’in maiyetinde iki zâbit, kırk müsellah adam olduğu halde Abaza köylerinde halkı, hükümet-i hâzıra namına hareket-i milliye aleyhine teşvik ve birçok para sarf ettiği ve Nezaret’e vukubulan iş’ârâtının cây-i kabul bulamamakta olduğu” bildiriliyordu (Vesika: 170).

Efendiler, bu gibi mesâilde hükümeti ikaz ve vazifesinin ifasına davetten ibaret olan mürâcaatlarımız, elbette hükümetin işine müdahale gibi telâkki edilmez itikadındayım.

İstanbul’da hükümetin gözü önünde tertip olunan ve dahilî, haricî düşmanların pâdişâhın ma’lumât ve muvafakatıyla olduğuna şüphe etmediğimiz teşebbüslerinin, fiilen muvaffak olacakları dakikaya kadar beklemek ve elbette hükümet tedbir alır, mâni olur, tevekkül-i safdilânesine kapılmak câiz olamazdı.

Efendiler, Amasya’da müzakereye başladığımız 20 Teşrinievvel gününde, vürûd eden ma’lumât hulâsası şu idi: İstanbul’da, Hürriyet ve İtilâf Fırkası, Askerî Nigehbân Cemiyeti ve Muhipler Cemiyeti bir blok teşkil ettiler. Bu blok ve Ali Kemal ve Sait Molla gibi eşhâs, anâsır-ı gayr-i Müslime’yi, mütemâdiyen Kuvâ-yı Milliye aleyhine tahrike başladılar. Rum ve Ermeni patrikleri, Kuvâ-yı Milliye aleyhinde Düvel-i İtilâfiye mümessillerine mürâcaat ettiler. Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos gazetesinde neşrettiği bir mektupla harekât-ı milliye-i ahîreden dolayı Ermenilerin muhâceret etmekte olduklarını ilân etti.

Maslub Kâzım’ın kardeşi Hikmet namında biri, İstanbul’dan aldığı talimat ile Adapazarı civarında, başına birtakım müsellah adamlar toplamaya başladı. Bu Hikmet ismine mühim bir vesikada da tesâdüf edeceğiz. Adapazarı civarında, Değirmendere’de de para ile adam toplanmaya başlandı. Çete halinde toplananların, Geyve hükümetini basmaya karar verdikleri istihbâr kılındı. Karacabey’de de buna mümâsil ufak tefek harekât görüldü. Bursa’da, Gümülcineli İsmail’in tertip ettiği çetelerin Kuvâ-yı Milliye aleyhine harekâtı hissolunmaya başlandı. Nigehbâncıların mevkûf bulunanları bir günde kâffesi hapisten çıkarıldı

Düşmanlar tarafından, Kuvâ-yı Milliye aleyhinde tertip olunan çetelerin faaliyete başlaması, muhâlif blokun alenî hareketi, İstanbul Polis Müdürü’nün aleyhte faaliyeti, Ali Rıza Paşa Kabinesi’ne aleyhdâr nâzırların mevcudiyeti, bazı teşkilât merkezlerimizi, bilhassa İstanbul merkezimizi nâ-ümidîye sevk etmeye başladı (Vesika: 171, 172).

Hükümetin umumiyetle hiçbir maksat ve karar sahibi olduğunu gösterecek harekette bulunamaması ve yalnız Dahiliye Nâzırı Şerif Paşa’nın menfî ve serî faaliyetini tasvipkâr davranması, hakikaten şâyân-ı teemmül ve endişe bir manzara arz ediyordu.