İçeriğe atla

Sayfa:Ömrüm.pdf/66

Vikikaynak, özgür kütüphane
Bu sayfada istinsah sırasında bir sorun oluştu

Bütün zaptiye heyeti bu oyunu işittiler, iş Hüsnü Beyin bile kulağına gitti. Müteferrika Komiseri Hüseyin Efendi evvelce dediğim gibi iyi bir adamdı. Bir gün bana dedi ki aleyhinizde yine bir cereyan var, lisanınızı hıfzediniz. Zaman acipdir, başınıza başka bir kaza gelir.

Ben de bu sözleri arkadaşlarıma söyledim. Fahri pür hiddet kesildi, yine bir çok küfürler etti. Memduh bana karşı müzeyyifane:

«Hamdullah Kemal Beyefendi! Bizi bu hale sokan böyle bir idare-yi zalimeye karşı hamdederek oturmak leh-ül-hamd elimizden gelmez. Sizin elinizden gelirse Allaha hamd ediniz, oturunuz. İnşallah Şevketmeab Efendimiz bu hüsn-ü hal ve hareketinizi duyarak sizi mazhar-ı af ve safh-1 hümayunları buyrurlar. Biz daileriniz ise o zalimin de, bu saltanat-ı zalimanenin de son nefesimize kadar hasm-ı canı lânethanıvız." dedi. Memduh ile bir parça atıştık, Hüsam ile Fahri aramızı buldular bana hak vererek Memduh'u haksız çıkardılar.

Yalnız bu kadar değil. Biz ekseriya polis neferiyle gündüzleri dışarı çıkıyor, evlerimize gidiyorduk. Bir iki kerre garip vak'alar oldu. Meselâ polis efendi beni bir kerre evde bıraktı, akşama kadar gelmedi. Bab-ı Zaptiye'ye gece avdet etmeğe mecbur olduk. Bu hadiseler Nezarete fena akseyliyordu. Nazır Kâmil Beyin, Müdür Agâh Beyin müsamahalarından, müsaadelerinden bolboluna istifade eyliyorduk, fakat Reis Hüsnü Beyi hiç hatıra getirmiyorduk.

O devirde İstanbul'da Kurusıkı namiyle meşhur bir serseri vardı. Galiba ermeni idi. Uzun boylu, top sakallı, yakışıklı bir adamdı. Haftada bir iki gece bilmem ne sebeplerle tevfik olunur, Bab-ı Zaptiye'ye sevk olunurdu. Fakat memurlarla aşına ve esasen zararsız bir insan olduğu için tevkifhaneye gönderilmez, sabaha kadar avluda gezinir, pineklerdi. Arasıra odamıza da uğrardı. Fikren hür olduğu için kafayı da bir az fazla tütsületmiş ise ağzına geleni söyleyerek hepimizi güldürürdü. Bizi cidden severdi, meth eylerdi. «Böyle gençler hapsolunur mu? Bu ne cinayet» derdi. İstibdattan, ihtilaldan da haline göre bahsederdi. Fikren yüksek olduğu halde Kurusıki'yı böyle alçaklara düşüren işret ve işret saikasiyle de müptelâ olduğu serserilik, harabatilik, haneberduşluk idi. Rivayetlere göre bu adamçağız bir mektep muallimi imiş. Az çok bir tahsil görmüş. Sonra bir derd ile kafayı sarhoşluğa vererek bu derekelere inmişti. Bu zavallı Kurusıkı, her kusuriyle beraber bende hoş bir hatıra bıraktı, çünkü fırsat buldukça odamıza gelir «Evladlar, ne hapisten, ne nefiden, ne idamdan korkunuz. Fikir yolunda böyle çalışınız, varolunuz» der, ağlardı. Sonra polis neferleri, yabancılar gelince mukallidliklere koyularak işi latifeye boğardı.

Aleyhimizde kîlükaallerin çoğaldığı bir sırada idi ki bir gün arkadaşlarıma gizlice şöyle bir teklifte bulundum :

- Böyle bir idare-yi müstebideye karşı çocukcasına adavetlerden, husumetlerden bir faide çıkmaz. Biz heriflerin esirleri, mahpusları iken nasıl aleyhlerinde bulunabiliriz? Bana kalırsa fırsattan istifade ederek bu mahbeṣden kaçmalıyız, memalik-i ecnebiyeye gitmeliyiz. O zaman istediğimizi yapar, bu zalemenin başına yıldırımlar yağdırırız. İşi gürültüye vermeyiniz. Emin bir vasıta buluruz, bir gece gizlice limandaki ecnebî gemilerinden birine gider, saklanır, sonra da diyar-ı gurbeti boylarız.

Bu teklif kabul olundu. Ben de sıksık hamam vesilesiyle dışarı çıkarak o işi hazırlamakla meşgul idim. Lakin hernedense Memduh bu teşebbüsten pek hoşnud görünmüyordu, çünkü acibelamal bir mahluk idi. Evvvelâ tevkif edilmemize başlıca sebep olmuştu. Saniyen tevkif olunurken mahut yaftayı hafiyen imha edeceği yere zabıta memurlarına hissettirecek bir tarzda sakla mağa kalkışarak bilakis meydana çıkarmıştı. Salisen esna-yı istintakta beraat etmemize mani olmak için ne lazımsa yapıyordu. Nihayet böyle mevkuf iken de lisanını bir türlü tutamıyor, mevkiimizi büsbütün tehlikeye düşürüyordu.

Niçin böyle yapıyordu? Öyle sanıyorduk ki ismet-i fikir ve vicdanına rağmen bu genç bir kusura imalik idi. O da gösteriş, hirs-1 şöhret idi. Bu saika ile mahbes ve menfayı cana minnet biliyordu, bir vesile-yi şan ve şeref addeyliyordu. Bilakis o musibetlerden mahrumiyeti bir idbar gibi telakki ediyordu. İşte iptidadan intihaya bu endişe ile çabaladı, durdu.

Günahı boyununa, fakat biz o zaman öyle hükmettik ki bu firar teşebbüsümüzü de gevezecesine ötekine, berikine söyleyen o idi. Her ne hal ise bir gece yarısı bizi uykudan uyandırdılar, Bab-ı Zaptiye'den aldılar, birer birer Mehterhaneyes getirdiler, tâ içeriye soktular. O zaman Memduh'da betbenz sapsarı oldu, eski şetaret kalmadı. Hepimiz az çok korktuk, çünkü ne olduğumuzu birden bire bilemediğimiz gibi ne olacağımızı da anlayamıyorduk, büyük bir cezaya duçar olacağımızı da zanneyliyorduk, Bab-ı Zaptiye'deki halimize hasret çekiyorduk.

117