Mehmet Celal bilahare Ekrem'e, Hamid'e36 bile uzun uzadiye nazireler yazdı, öyle ibtizal ile, maateessüf ibtizal ile şiir söyledi ki:
Böyle bir herze-gû celâl olmaz
Başını kesmeyince lâl olmaz
hicvine istihkak kesbeyledi.
Celal Bey garip bir genç idi. Şiire değil, fakat nazma, gelişigüzel nazma o istidadı şüeramızdan ihtimaldır hiçbiri haiz olmamıştır. Herif bir günde bir manzume değil, adeta Ada'da Söylediklerim gibi bir kitab-ı manzum yazardı. Bu nazımlar daima elfaz itibariyle kusurdan âri, hatta fevkalâde âri idi.
Böyle bir kudret-i beyana hayran olmamak mümkün değildi. İptida-ı Meşrutiyette vatana avdet ettiğim zaman bu biçareyi pejmürde bir halde buldum.
Yine o sıralarda bir gün TERCÜMAN-I HAKIKAT'ta «Fevkine» redifli bir gazel neşrolundu. Başında Şeyh Vasfi, Alayibeyizade Naci, hatta Mes'ut Harabati37 oldukları halde evvelâ peykler, sonra peyrevler bu gazele nazireler yağdırdılar, saha-yı matbuatı bir «Fevkine» sedasıdır istilâ eyledi. Bu gazelden:
Nurdan bir tente çeksek asumanın fevkine
Belki bastetmiş olurduk saye-yi endişemi
beytini Naci'nin perestişkârları pek beğeniyorlardı. Hele :
Geldi vakt-i rüyet didar zann eyler uyun, Düşse bir pertev cenânımdan cinânın fevkine
beyt-i sanatkârını icaz mertebesine erf eyliyorlardı.
Bence çıkmak iş midir nâsûtiyânın fevkine
misra-yı garibiyle başlayan bu fahriye :
Var iken fevkin tasavvur eylemem bir başka fevk,
Kim çıkar ya Rap bu vicdansuz canın fevkine
tahmidiyle bitiyordu, hakikat-1 edebiye nokta-yı nazarından hiç idi. Fakat o sıralarda bu hiçliğe bütün matbuat müntesipleri meftun, müptela idiler.
Mâptedilerden biri :
Çıktı tab'ım tab-ı mes'ut zamanın
diye naziresini bitirmişti. Naci Efendi bu nazirenin altına şu acaip satırları yazmıştı: «Hazret-i Mes'ut gazelin tahtına baktı da memulun fevkinde güldü.>>
Zaten bu sütunlarda medihten, tefahürden geçilmezdi. Muallimler, şeyhler, telmizler evvelâ kendi kendilerini, sonra birbirlerini muttasil göklere çıkarır, yekditerine en aşağı: «Hazret!» diye hitap ederlerdi.
Naci merhumun en güzide peyki Şeyh Vasfi Efendi idi. Nasılsa Muallim'e çatmıştı, en çok o sayede yazmağı, şiir söylemeği öğrendi. Farisîye iyice aşına idi, fakat yazılarını, şiirlerini Naci'ye tashih ettirmeden neşr edemezdi. Şeyhin
Sanmam ben harabat içre feryat eylerim,
Bir perinin Allah Allah ismini yad eylerim
matla ile başlayan bir gazelini Muallim pek beğenirdi. Esasen Naci Efendi'de o kudret-i şairaneye rağmen hiç zevk-1 edep yoktu. Kendi sunuhatından en çok takdir eylediği mahut «Meyhane»> gazeli, o gazelin de :
Ol kadar çakdım ki tersazadegânın aşkına
Berke döndüm, neşrı envar eyledim meyhanede
beyt-i makruhu gibi.
Muallim Naci Şeyhi o derece sever, böyle sahabet ederdi ki bazen onun namına şiir bile söylerdi. Şeyh Vasfi «Berki» diye tahallus ederdi. Menemenlizade Tahir Bey38 Ustad Ekrem'in en güzide telmizlerinden olduğu için Naci'ye, hususiyle Şeyhe pek muarız idi. Bir kere :
Gürleme berk gibi kendini bil, ey Şair!
Kendi meddahın olan hameyi sanma kadir
diye bir hicviye yazmışdı. Bu hicve cevaben Naci:
Gürletip berki halkı güldürdün
Ehl-i hikmet reva görürler mi?
Ses çıkarmaz bizim diyarda berk,
Menemen berki yoksa gürler mi?
kıt'asını söyledi, Şeyh'in namına neşreyledi. O adamcağızı o kadar severdi, matbaada yanından ayırmazdı, nereye gitse beraber götürürdü. Galiba bir parça o yüzden bilahare kayınpederi Ahmet Mithat Efendi ile bozuştu, çünkü :
27