Nutuk/2. bölüm/Ali Kemal Bey'in tamimi

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

25 Haziran’a kadar Amasya’da kaldım. Hatırlardadır ki o tarihlerde Dahiliye Nezareti’nde bulunan Ali Kemal Bey, benim azledildiğim ve artık benimle hiçbir muamele-i resmiyeye girişmemek ve hiçbir matlûbumu is’âf etmemek hususunda şifre ile bir ta’mîm yapmıştı.

23 Haziran 335 tarih ve 84 numaralı olan bu şifre muhteviyâtı, şâyân-ı dikkat bir zihniyeti gösterir vesika olduğu için aynen arz edeceğim:


Dahiliye Nâzırı Ali Kemal Bey’in 23.6.35 tarihli ve 84 numaralı şifresinin mahlûlü suretidir.

Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla beraber siyaset-i zamana o derece âgâh olmadığı için, fart-ı hamiyet ve gayretine rağmen, memuriyet-i cedîd esinde asla muvaffak olamadı. İngiliz mümessil-i fevkalâdesinin talep ve ısrarıyla azledildi ve edildikten sonra yaptıkları ve yazdıkları ile de bu kusurlarını daha ziyade meydana vurdu. Redd-i İlhak Cemiyetleri gibi Karesi ve Aydın havalisinde ahâli-i İslâmiyeyi nâ-hak yere kırdırmaktan ve fakat bu vesileden istifade ile halkı haraca kesmekten başka bir iş görmiyen emirsiz, saygısız ve gayr-i kanunî teşkil edilen bazı heyetler için öteden beri çektiği telgrafnâmelerle de hata-yı siyasisini idâreten de arttırdı. Müşarünileyhin İstanbul’a celbi Harbiye Nezareti’ne ait bir vazifedir. Lâkin Dahiliye Nezareti’nin size emr-i kat’îsi artık o zatın ma’zûl olduğunu bilmek, kendisiyle hiçbir muamele-i resmiyeye girişmemek, umûr-ı hükümete müteallik hiçbir matlûbunu is’âf ettirmemektir. Bu talimat dairesinde hareket eylemekle ne gibi mes’ûliyetlerin münde fi olacağını takdir buyuracağınızdan ve bu mühim ve vahim dakikalarda memur, ahâli her Osmanlıya terettüb eden en büyük vazife, sulh konferansınca mukadderâtımıza dair karar verilirken ve beş senedir yaptığımız cinnetlerin hesapları görülürken artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, âkilâne ve müdebbirâne hareketlere imtisal etmek, fırka mezhep, ırk ihtilâflarını gözetmeksizin her ferdin hayatını, malını, ırzını sıyânetle nazar-ı medeniyette bu memleketi bir daha lekelememek değil midir?