Elhan-ı Şita

Vikikaynak, özgür kütüphane
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş;

Eşini gâib eyleyen bir kuş

gibi kar

Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...

Ey kulûbun sürûd-ı şeydâsı

Ey kebûterlerin neşideleri,

O baharın bu işte ferdâsı:

Kapladı bir derin sükûta yeri

karlar

Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar


Ey uçarken düşüp ölen kelebek

Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek

gibi kar

Seni solgun hadîkalarda arar;

Sen açarken çiçekler üstünde

Ufacık bir çiçekli yelpaze,

Na'şın üstünde şimdi ey mürde

Başladı parça parça pervâze

karlar

Ki semâdan düşer, düşer ağlar!


Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar;

Küçücük, ser-sefîd baykuşlar

gibi kar

Sizi dallarda lânelerde arar.

Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,

Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar;

Yuvalarda yetim-i bî-efgan!

Son kalan mai tüyleri kovalar

karlar

Ki havada uçar uçar ağlar!


Destinde ey semâ-yı şitâ tüdü tüdedir

Berg-i semen cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...

Dök ey semâ-revân-ı tabiat gunûdedir:-

Hâk-i siyâhın sâfi şükûfeler!


Her şâhsaâr şimdi ne yaprak, ne bir çiçek!

Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid...

Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma çok

Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!


Göklerden emeller gibi rizân oluyor kar,

Her sûda hayalim gibi pûyân oluyor kar


Bir bâd-ı hamûşun per-i sâfında uyuklar

Tarzında durur bir aralık, sonra uçarlar.


Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girizân

Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rizân,


Karlar... bütün elhânı mezâmir-i sükûtun

Karlar... bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun


Dök ey hâk-i siyan üstüne, ey dest-i semâ dök,

Ey dest-i semâ, dest-i kerem. dest-i şitâ dök:


Ezhâr-ı baharın yerine berf-i sefidi

Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi!

İlk kez Osmanlı İmparatorluğu'nda yayınlanan bu çalışma devletin uluslararası telif anlaşmalarına taraf olmaması sebebiyle kamu malıdır.