Recep Tayyip Erdoğan'ın 31 Mayıs 2011 tarihli Ordu mitinginde yaptığı konuşma

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Gülyalı’ya, Gürgentepe’ye, İkizce’ye, Kabadüz’e, Kabataş’a, Korgan’a, Kumru’ya, Mesudiye’ye, Perşembe’ye, Ulubey’e, Ünye’ye selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Konuşmamın hemen başında Süper Lig’e çıkan Orduspor’u, Mor Şimşekleri tebrik ediyorum. Süper Lig’de kendilerine başarılar diliyorum.

Aynı şekilde Üçüncü Lig’den İkinci Lig’e yükselen Ünyespor’u da kutluyorum, onlara da başarılar diliyorum. Ordu’ya yakışan buydu ve bunu gerçekleştirdi. Ordu, oksijenin memleketi, Ordu fındığın başkenti. Ordu, güreş sporumuzun, Ordulu Mustafa’nın, Davut’un, Kerem’in, Recep’in, onlar gibi nice pehlivan şehri. Ordu, şimdi futbolla kendini ortaya koyuyor. Tüm dünyaya inşallah ismini duyuruyor.

Şimdi Orduspor’un Süper Lig’e çıkmasıyla OR-Gİ Havaalanının önemi iki kat daha arttı. Bildiğiniz gibi havaalanını 270 trilyon lira yatırım bedeliyle 2011 yatırım programına aldık. İhalesi yapıldı, kazanan firma belli oldu. İnşallah kısa bir süre içerisinde artık inşaat başlıyor. Bunun da hayırlı olmasını diliyorum. Artık Ordu ve Giresun, kendi ortak havaalanına kavuşuyor.

Sevgili Ordulular, bizim yalanla dolanla, iftirayla işimiz olmaz. Bizim çamur siyasetiyle işimiz olmaz. Biz hizmet siyaseti diyerek ortaya çıktık.

Biz hizmet siyaseti diyerek yola çıktık. Eser ürettik, eser siyasetiyle yolumuza devam ediyoruz. 81 vilayetin tamamına eserler kazandırıyor, hizmetler kazandırıyoruz. Türkiye’nin topyekûn çehresini değiştiriyoruz. 12 Haziran seçimlerine girerken de yalan söyleyerek, iftiralar atarak, edebi, ahlakı, seviyeli üslubu bir kenara bırakarak değil eserlerimizle, hizmetlerimizle huzurunuza çıkıyoruz.

Şimdi bakın sevgili Ordulu kardeşlerim; 22 Temmuz 2007, bu seçimlerde Ordu’da 380 bin kişi sandığa gitti, oy kullandılar. Bu sandığa giden vatandaşlarımızdan 210 bin tanesi, yani yüzde 56’sı AK PARTi dedi, AK PARTi’yi tercih etti. Yani, Ordu genelinde neredeyse her üç kişiden ikisi AK PARTi dedi. Peki, CHP Genel Başkanı üç gün önce Bursa’da ne dedi biliyor musunuz? Değerli kardeşlerim, bir pankart asılıyor ve anlam şu, orada yazılanla söylüyorum, ben tam manasıyla yorum yapmadan, buraya dönüşümünü söylüyorum: “AKP’ye oy verenler beyinsizdir.” Çarpıtmıyorum, yorum yapmıyorum, ne dediyse aynen onu aktarıyorum. Kalabalıkta bir pankartı keyifle okuyor, çok büyük bir ihtimalle o pankartı da o kişinin eline tutuşturmuş. Ne yazıyor pankartta? “Ben AKP’ye oy vermeyeceğim, çünkü benim beynim var.” Bu ne demek? Yani, beyinsizler AKP’ye oy verir, beyni olan vermez. Senin o beyninle ancak iyi bir beyin salatası olur. Öyle mi? Sevgili kardeşlerim, bu lafı istiyorlar. Ama o beyin salatasını da biz yemeyiz, kusura bakmayın.

Sevgili kardeşlerim, bitmedi. Bunlar benim milletime göbeğini kaşıyan adamlar demediler mi? Bunlar benim vatandaşlarıma CHP’ye oy vermiyorlar diye bidon kafalı demediler mi? Bunlar benim vatandaşlarıma yüzde 60’ı aptal demediler mi? CHP Genel Başkanı işte aynen bunu okuyor. Ardından da teşekkür ederim diyor, tasdik ediyor. Yahu bu nasıl bir edepsizliktir, bu nasıl kendini bilmezliktir, bu nasıl bir densizliktir. Bu Türkiye genelinde AK PARTi’ye oy vermiş 16-17 milyon seçmene çok büyük bir hakarettir. Bu, Türkiye’de her iki kişiden birine ağır edepsizliktir. Bu Ordu’da 2007 seçimlerinde AK PARTi’ye oy vermiş her üç kişiden ikisine ağır hakarettir, saygısızlıktır, edepsizliktir. İşte bu bildik, tanıdık CHP tavrıdır, CHP üslubudur. İşte bu yeni CHP’nin eski, ama gerçek yüzüdür.

Bakın sevgili Ordulular, CHP Genel Başkanı o makama gelmedi, oraya getirildi. Eski Genel Başkana bir komplo düzenlendi, eski Genel Başkan gitti, siyaset mühendisleri vitrin süsü olarak Bay Kemal’i o koltuğa oturttular. Son kullanma tarihi gelince de hiç merak etmeyin, getirdikleri gibi oradan götürecekler. Ama şimdi Bay Kemal’in yalancılığını, iftiralarını, çamur siyasetini o vitrinin arkasındakiler tepe tepe kullanıyorlar. Dikkat edin, şu anda CHP’de kimse konuşmuyor, hiç kimsenin ağzını bıçak bile açmıyor. Neden? Çünkü, vitrinin önüyle arkası birbirine benzemiyor. Biliyorlar ki bir konuşsalar her şey tuzla buz olacak. Vitrinin önünde herkese elma şekeri dağıtan, bol keseden dağıtan, aklına geleni söyleyen bir Genel Başkan var. Çorum’a gidiyor, Sungurlu’da ne diyorlar? İl olmak istiyoruz. İl yaptım diyor. Şimdi siz niye ya burada Fatsa için, Ünye için il olmak istemediniz? İnanın burada deseydiniz ki bir pankart açıp Fatsa il olmak istiyoruz. Ne derdi biliyor musunuz, yaptım gitti. Ünyeliler deseydi ki, biz de olmak istiyoruz. Yaptım gitti. Çünkü, akıl hocası da geçmişte öyle yapıyordu, o da öyle yapıyordu. 1 mi veriyor, 5 katını vereceğim diyordu. İki anahtar diyordu. Geldi mi konutlar, geldi mi arabalar? Şimdi bu da başladı ya, her aileye 600 lira vereceğim diyor. İnandınız mı? Veriyor be, maşallah dağıtıyor. Sırtında nasıl olsa fındık küfesi yok. Ama bizim sırtımızda fındık küfesi var. Bizim sorumluluğumuz var, onun sorumluluğu yok, o boş küfeyle dolaşıyor. Farkımız bu.

Ve arkasında derin CHP var. Dini değerlere, manevi değerlere, milli değerlere bütün tarihi boyunca karşı olduğu gibi bugün de karşı olan bir kadro var. Vitrinin arkasındakiler konuştuğu anda gerçek CHP ortaya çıkıyor. Allah’ın ayetine sinir bozucu diyor. Nerede? İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığında. Üzerinde yazıyor kitabe, “Her nefis ölümü tadacaktır.” Ee, inanmıyor musun buna, sen ölmeyecek misin buna? Herhalde profesör olduğu için ona böyle bir torpil mi var, böyle mi zannediyor? Ya sen de geleceksin imamın önüne. Anadolu’da ne diyorlar buna? İmamın kayığına sen de bineceksin değil mi, oraya da geleceksin. Hoca Efendi, cumhurbaşkanı niyetine demeyecek, başbakan niyetine demeyecek, profesör niyetine demeyecek, trilyarder niyetine demeyecek. Ya? Er kişi niyetine diyecek, hatun kişi niyetine diyecek. Ve senin kefenin atlastan olmayacak, o da aynen vatandaş Ahmet gibi patiskadan olacak. Ve 2 metreküp mezara koyacaklar çekip gidecekler. Ondan sonra seninle gelecek olan bir şey var mı? Geçen gün Ertuğrul Bey bana bir müzeyi gezdiriyor, hemşeriniz Ertuğrul Bey, demin gördüm ama kayboldu şimdi, bir müze Eskişehir’de açtık, onu gezdirirken, eski mezarları gösterirken orada tabii şimdi iskeletleri var. İskeletin yanında da onunla beraber ne kadar değerli şeyleri varsa onları da koymuşlar, çanak çömlek, işte bazı paralar falan, altınlar maltınlar, onlar yine onla beraber gitmemiş tabii, orada kalmışlar, onlar gitmiyor. Bizde tabii böyle bir şey de yok. Dolayısıyla, sen ebedi aleme Baki’nin dediği gibi, “Baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş meğer” böyle bir şey bırakabilirsen ne ala, yoksa yandın.

Birisi çıkıyor, bakıyorsun yine profesör, 27 Mayıs biliyorsunuz CHP tarafından bayram ilan edilmiştir. Ne oldu orada? Menderes idam edildi. Ne oldu, Hasan Polatkan idam edildi. Ne oldu, Fatin Rüştü Zorlu idam edildi. Yani, üç tane lideri, demokrasi mücadelesi veren insanları idam ettiler ve bunların idamını kalkıyor ne diyorlar? Değerli kardeşlerim, bayram ilan ediyorlar o günü. 2-3 dakika bir ara verelim. Sizi bugün çok beklettim, hakkınızı helal edin. Çünkü, Hopa’ya maalesef eşkıyalar girmiş, taşlı sopalı eşkıyalar girmiş. Arabamızın cam-çerçeve indirdiler. Bir polisimiz çok ağır yaralı olarak az önce ameliyattan çıktı, Rabbim şifalar versin inşallah.

Baksana ne yazıyor burada; “Sayın Başbakanım, arkanda koca bir Ordu var” diyor, eyvallah. Onun için durmak yok, yola devam.

Değerli kardeşlerim, bir başkası çıkıyor, başörtülü kızları rahibe kılığında gösteriyor.

Şimdi tabii bugün çok ilginç şeyler oluyor. Oradan çıktık Trabzon’a geldik. Trabzon’da çok ama çok muhteşem bir kalabalık var. Geldim Ordu’ya, burada saatlerce, onlar da iki saat bekledi, siz de o kadar beklediniz. Görüyorum ki dağılmadan siz de buradasınız. Çok çok muhteşem bir kalabalık var. Sizden benim helallik istemem lazım. Ama bu yolda beraber yürüyeceğiz. Bu mücadeleyi beraber vereceğiz. Ve işte şurada bir pankart. “Seçim oldu yanıyor da Ordu’nun ışıkları, çok hoşuma gidiyor da Başbakanın konuşikları.” Sağ olasınız.

Bay Kemal ne yapıyor, dikkatleri başka yana çekmek istiyor. Ötekiler yine o bildik, o malum CHP’nin borusunu öttürmeye devam ediyor.

Sevgili Ordulular, bunlar güya millete tuzak kurduklarını zannediyorlar. Bunlar güya milleti kandıracaklarını zannediyorlar. Ama benim milletim bunların tuzağına düşmeyecek, bunların oyununa gelmeyecek. Ben günlerdir bakın CHP-MHP ve BDP’nin ittifak halinde olduğunu söylüyorum. 12 Eylül’de bunlar ittifak yaptılar mı, yaptılar. Şimdi Hopa’da CHP’nin büyük bir pankartı, yanında Halkevleri’nin pankartı. Ne yazıyor biliyor musunuz? “Tek yol sokak, tek yol devrim.” Yan yana asılmış. Hakkari’de ne oldu? Hakkari’de de değişik bir şey. Orada da Kılıçdaroğlu CHP’ye konuşmadı. Çünkü Hakkari’de CHP’nin oyu 157. Bütün BDP’lilere CHP’nin bayraklarını dağıttılar. Ama ellerinde bir tane Türk bayrağı yok. Bir Türk bayrağı yok. Çünkü sen CHP’liye Türk bayrağını verirsin ama, bak BDP’liye veremiyorsun, gördün mü oyun çıktı, ortaya çıktı. Ve çok ilginçtir, günlerdir söylüyorum; Bahçeli, niçin kalkıp da Kılıçdaroğlu’nun eleştirmiyorsun? Çünkü, ortaklık bozulabilir. Ve bakın buna da Kılıçdaroğlu cevap veremiyor. Neden? Değerli arkadaşlarım, aksi takdirde BDP ile olan ortaklık bozulabilir. Ve biz yola çıkarken ne dedik? Dedik ki, tek millet. Tek millet. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Abhazasıyla, Romanıyla, Boşnağıyla, aklınıza ne geliyorsa hepsiyle Yunus’un diliyle yaratılanı Yaradan’dan ötürü severiz dedik yola böyle çıktık. Ve bizde ırkçılık yok. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında birleştik. Onun için ne olduk? Tek millet olduk. Ama arkasından bir şey daha söyledik. Milletin bir bayrağa ihtiyacı var. Bizim bayrağımız, bayrağımızın rengi şehidimizin kanı. Hilal, bağımsızlığımızın ifadesi. Yıldız, şehidimizin simgesi. Mithat Cemal ne güzel ifade etmiş: “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” Öyleyse tek bayrak, arkasından da 780 bin kilometrekarede tek vatan. Bu vatan toprakları üzerinde AK PARTi olarak biz ameliyat yaptırtmayız, bunu herkes böyle bilsin.

Onun için değerli kardeşlerim, bunlara karşı güçlü olacağız. Ve evvel Allah Ordu’da ne olacak? Ne olacak? Ne olacak? Fire yok değil mi? Çok çalışacağız değil mi? Kaç günümüz kaldı? 11. 11 gün kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Köy köy dolaşmaya var mıyız? Aman ha, durmak yok. Çok koşacağız. Çok konuşacağız. Sonra 12 Haziran akşamı ah be, ben şuraya da bir gitseydim demeyelim. Tamam, görevimizi tam yapalım. Biz il il dolaşıyoruz, ilçe ilçe dolaşıyoruz tüm arkadaşlarımızla beraber. Çünkü gidilmedik yer kalmayacak, her şeyi anlatacağız. Demokrasi mücadelesinde Ordu görüyorum ki bizimle. Yeni anayasayı yapmada Ordu görüyorum ki bizimle. Temel hak ve özgürlükleri yeniden inşa etmek için inanıyorum ki bizimle. Var mıyız? Öyleyse çok çalışacağız, çok çalışacağız.

Sevgili kardeşlerim, ne diyoruz Türkiye hazır, hedef 2023. Ne diyoruz? İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün. Ama yetmez, istikrar sürsün, Ordu büyüsün.

Sevgili kardeşlerim, Karadeniz kıyısında istismar edecek hiçbir şey bulamayan muhalefet partileri şimdi ne yapıyorlar? Fındık üzerinden yalan söyleyerek milleti kandıracaklarını zannediyorlar, yaptıkları bu. Şimdi bakınız, ben size 2000 yılında fındık Fiskobirlik’te 1,7 dolar, 2001’de 1, 05 dolar, 2002’de 0,98 dolar; DSP-MHP-ANAP döneminde fındığın hali bu. Geliyorum bizim döneme, 2003 yılında 1,8 dolar. 2008 yılında -dikkat edin- 3,3 dolar. 2009 yılında 3,2 dolar, 2010 3 dolar, ayrıca dönüm başına 150 lira da teşvik verdik. Fındığın fiyatı yaklaşık olarak 4 dolara geliyor. Şu anda Ordu’da serbest piyasada fındık 5 lira. 2 liradan bizim verdiğimiz desteği ekleyince fiyat ne oluyor 7 lira. Doğru mu arkadaşlar? Fındığın sigortası hangi parti? Sizlere dolar bazında mukayesesini yaptım. Ve şimdi de Fiskobirlik’e büyük bir destek verdik biliyorsunuz. Nedir o? Dedik ki, size biz bu sıkıntıdan kurtulman için her ay 2500 ton TMO olarak yağlık için fındık veriyoruz. Toplamda 50 bin ton. Neden? İsteriz ki Fiskobirlik de şu sıkıntılardan bir kurtulsun. Daha ne yapacağız Ordulu kardeşim? Bunu da yaptık. Bakınız 2002 yılında benim Ordulu kardeşim 1 kilo fındıkla sadece 3 ekmek alabiliyordu. Şu anda 1 fındıkla 9 ekmek alabiliyor. 2002’de 50 kiloluk bir un çuvalı 20 kiloluk fındıkla alınıyordu. Bugün Ordulu aynı unu 50 kiloluk çuvalı 7 kilo fındıkla alabiliyor, işte AK PARTi farkı bu. Hiç kimse istismara kalkışmasın. MHP dönemi de ortada, AK PARTi dönemi de ortada.

Bir başka konu emekliler. Sevgili kardeşlerim, emekli kardeşlerim, lütfen şurayı iyi dinleyin: AK PARTi emeklinin hizmetkarıdır. İşçi emeklisinin de, memur emeklisinin de, Bağ-Kur emeklisinin de, tarım emeklisinin de biz hizmetkarıyız. Bakın 2002 yılında 257 lira emekli maaşı alan benim SSK’lı işçi kardeşimin bugün eline 782 lira geçiyor. Artış ne kadar, yüzde 204. 2002 yılında 216 lira alan SSK tarım emeklisi kardeşimin bugün eline ne geçiyor biliyor musunuz? 705 lira. Artış yüzde 226. Bağ-Kur tarım emeklisi kardeşim, 2002 yılında ne alıyordu biliyor musunuz? 66 lira, hatta daha da düşük, ama ben biraz yükselttim, 66 lira. Yanlış duymadınız ha, yani küsuratlı 65 lira 85 kuruş. Değerli kardeşlerim, benim Bağ-Kur tarım emeklisi kardeşim, aynı emeklimiz bugün ne alıyor biliyor musunuz? 473 lira alıyor. Artış ne kadar, tam yüzde 617. Bağ-Kur esnaf emeklisi 2002 yılında 149 lira alırken, bugün eline ne geçiyor biliyor musunuz? 634 lira geçiyor. Artış yüzde 325. Değerli kardeşlerim, Emekli Sandığına tabi memur emeklisi kardeşim, 2002’de 377 lira alıyordu. O ne alıyor bugün? 936 lira alıyor. Artış yüzde 148. Yanlış anlaşılmasın, bunlar en düşük emekli maaşları, yukarıya doğru tırmananlar var.

Değerli kardeşlerim, biz sizin karşınızda hep doğru davrandık, sizi aldatmadık. Çünkü ne aldanan olacağız, ne aldatan olacağız dedik. En düşük maaşlar üzerinden hesabımızı yaptık, Halep oradaysa arşın burada dedik. Ama şunu bilin: Türkiye daha da güçlendikçe emeklim daha da güçlenecek. Memurum, işçim, çiftçim, hepsi daha da güçlenecek. Biz yapacağız cek-cak demiyoruz, yaptıklarımızı söylüyoruz. İnşallah önümüzdeki dönem çok daha farklı olacak.

Sevgili Ordulular, Ordu’yu Karadeniz Sahil Yoluyla, Akdeniz Yoluyla, Karadeniz’in bir kavşak noktası haline getirdik. Ordu Çevre Yolunu bu yıl yatırım programına aldık, ihale sürecini başlatıyoruz. Ordu’ya 19 kilometre uzunluğunda bir çevre yolu inşa edeceğiz. Dikkat edin, 5 bin metre uzunluğunda bir tünel, 3 viyadük, 3 köprülü kavşak ve 7 köprü yaparak bu yolu hizmetinize sunacağız. Dereyolu çalışmalarımız hızla devam ediyor. İnşallah bu projeyi de tamamlayıp Karadeniz’i Ordu üzerinden Akdeniz’e bağlayacağız.

Ordu’da sporu destekledik, desteklemeye devam ediyoruz. Kapalı spor salonunu 7 trilyonluk bir yatırımla Ordu’ya kazandırdık. 19 Eylül Şehir Stadyumunu, Süper Lig takımı Orduspor’a yakışacak şekilde yeniden inşa ediyoruz. İlçelerde sporu destekleyecek, gençleri cezp edecek salonlar, sahalar inşa ediyoruz. Sağlık ve eğitimde aynı şekilde Ordu’yu adeta yeniden imar ettik.

2006’da Ordu’ya üniversiteyi kim getirdi? Biz. Bizden öncekiler de çok konuşuyordu, getirdiler mi üniversiteyi? Hayır, onlar söylerler, ama biz yaparız; farkımız bu. Şu anda Karadeniz’in yükselen yıldızı olarak üniversitemiz başarıyla ilerliyor.

Değerli kardeşlerim, her zaman ifade ediyorum; aslında bizim kendimizi anlatmamıza hiç gerek yok. Bizi en iyi hizmetlerimiz anlatıyoruz. Bakınız Ordu’ya neler yaptık? Söyleyeyim, siz not verin. Eğitimde Türkiye genelinde 163 bin derslik yaptık. Ordu’ya ne kadar yaptık biliyor musunuz? 1871. Peki ne kadar bilgisayar dağıttık Türkiye’de? 1 milyon. Peki bundan Ordu’ya ne kadar düştü? 9 bin 739. Ah benim Ordu’lu kardeşim, bizden önce bilgisayar yok muydu? Bizden önce okullarda sıkıntı yok muydu? Niye CHP, MHP bunlar derslik yapmadılar? Niçin bilişim teknolojisi sınıflarını kurmadılar? Biz kurduk neden? Bu CHP’nin vizyonu yok, bu MHP’nin vizyonu yok. Biz dünya neyi yakalıyorsa onu yakalayacağız dedik.

Size ücretsiz olarak kitapları dağıttık mı? İlköğretimde ücretsiz olarak kitapları verdik mi? Hala veriyor muyuz? Sosyal güvencesi yoksa ilköğretimde erkek öğrenciye, dikkat edin ne veriyoruz? 30 lira, kız öğrenciye 35 lira, ortaöğretimde erkek öğrenciye ne veriyoruz? 45 lira. Kız öğrenciye ne veriyoruz? 55 lira. Anneye ne veriyoruz? 150 lira. Neden? Eğitimin önünde engel tanımıyoruz. Erzağını veriyoruz, yakacağını veriyoruz. Değerli kardeşlerim, bir dinleyin be dinleyin, Saliha, ver ver benim polisim, ver benim polisim. 2006 yılında değerli kardeşlerim, bütün bu adımları atarken Ordu Üniversitesine neyi kazandırdık süratle biri tıp olmak üzere tıp fakültesi, 7 fakülte, 3 enstitü, 1 yüksek okul, 6 meslek yüksekokulu ve devlet konservatuarı açıldı. Üniversitede bizden önce, tabi o Ordu’da o zaman üniversite yoktu. Ne veriyorlardı biliyor musunuz MHP, CHP burs olarak? 45 liracık. Biz ne veriyoruz şimdi? 240 lira veriyoruz. Eğer Kredi Yurtlar Kurumu’nda kalıyorsa, 150 lira da beslenme yardımı veriyoruz. Ne oldu? 390 lira. Mastır eğer yaparsanız o zaman 480 lira alacaksınız. Tabi bu size kadar da daha da artar onu da söyleyeyim. Doktora yaparsanız 720 lira, o zamana kadar daha da artacak.

Şimdi size bir müjde. Artık okullardan karatahtayı kaldırıyoruz. Bilgisayar donanımlı akıllı tahtaya geçiyoruz. Ve her öğrenciye bir elektronik kitap veriyoruz, elektronik kitap. Nasıl, çocuklar nasıl? Güzel değil mi? Ve bunu fakir zengin ayrımı yapmaksızın ücretsiz veriyoruz. Ücretsiz. Ön hazırlıklar tamam. Ön hazırlıklar tamam. Hemen seçim sonrası ihaleyi yapıyoruz ve kazanan firma üretime başlıyor, peyderpey okullarımıza akıllı tahtaları monte ediyoruz ve öğrencilerimize de bu elektronik kitapları dağıtıyoruz. Buna bütün dersler giriliyor, tamam? Burada ne düşünüyoruz biliyor musunuz? Diyorum ki, yahu Amerika’da George, Edward, Almanya’sında Hans, Helga ya bunlar bu imkanlardan istifade ediyor da, benim Ordu’mda Ahmet’im, Mehmet’im, Hasan’ım, Hüseyin’im, Ayşe’m, Fatma’m, Betül’üm niçin onlar istifade etmesin, neden? Okulda gördüm, araştırdım, ya bu bizde niye olmasın. Geldik konuştuk, dediler ki yaparız. Ve şimdi olacak. 4 yılda bütün Türkiye’yi donatacağız. Nasıl bilişim teknolojisi sınıflarını kurduysak, nasıl oralarda yavrularımızı bilgisayarla tanıştırdıysak, internetle tanıştırdıysak şimdide buna geçiyoruz. Ve daha da ileri gideceğiz ha, söyleyeyim size. Kısa bir süre sonra artık belki evinden okulunu izleyeceksin. Tabi, şu anda Amerika bunu uyguluyor, sen niye uygulamayasın, bunları da yapacağız. E-okul dedikleri, orada homeschool dedikleri bunu aynen biz de yapacağız. Yapar mıyız? Yaparız, tamam bitti.

Ayrıca sevgili kardeşlerim, bütün bu adımlarla beraber gelelim sağlığa. Sağlıkta artık istediğin hastaneye gidiyor musun? İstediğin eczaneden ilacını alıyor musun? Kapılardan dönmek var mı? Hastanelerde rehin kalan var mı? Ah benim Ordulu kardeşlerim ah. Biz kimden aldık bu ülkeyi? MHP’den. Geçen Rize’deyim. Rize’de bana 82. Yıl Hastanesi diye bir hastanenin fotoğraflarını getirdiler. Bizden önce fazla da geçmiş değil, yani 2000 yılının ameliyathane resmi, çok enteresan. Ameliyat masasının resmini çekmişler. Orada hastanın başı, diyelim ki şöyle kalkması lazım. Altına ne koymuşlar biliyor musunuz? Takoz takoz, takoz ya, takoz, bildiğimiz takoz. Doktor bey ne dedi biliyor musunuz? Biz dedi buralarda ameliyat yaparken, başımızın derisi sıcaktan o kadar o refüj lambaları var ya, yanıyordu ki adeta biz de yanmasın diye vantilatör çalıştırıyorduk. Tabi vantilatörü çalıştıranca bu sefer hasta üşümeye başlıyordu, bu sefer mecburen tekrar vantilatörü durduruyordu. Çile, ameliyat mı yapacağız bununla mı uğraşacağız. Bunu bana Van’da sorunca, Van’da bana ne dedi hoca biliyor musun bir profesör? Bakın dedi Sayın Başbakanım, şu gördüğünüz ameliyat masası var ya, hemen bize orada şöyle bir güzel bir lansman yaptılar, hemen uzaktan kumandayla. Hemen basıyor, o başlık kısmı hemen kalkıyor. Diyor biz eskiden hastayı bütün sağlık memurları, yardımcı doktorlar vesaire hepsi beraber yan çevirirdik, işte şöyle çevirirdik böyle çevirirdik, şimdi diyor biz artık hastayla uğraşmıyoruz. Ya? Basıyoruz diyor, hemen o ameliyat masası hafif böyle kalkıyor dönüveriyor diyor. El değmesi filan yok, hemen oradan, idare yine operasyonuna devam. Ve lambalar net, renkli, rahatsız olmak diye bir şey yok. Her şey belli bir merkezden kumandalı, ısıyı mısıyı her şeyi ona göre hazırlıyor ve ne ben rahatsız oluyorum, ne hastam rahatsız oluyor diyor. Ameliyata bu şekilde yapıyorum. Nerede yaptık bu hastaneyi? 650 yataklı Van’da Eğitim Araştırma Hastanesi. İstanbul’da belki de yok şu anda. Öyle modern bir hastane yaptık. Ve zaten doktor da hemen girişe, profesör oraya yazmış. Van Eğitim Araştırma Hastanesi, altına 5 tane yıldız koymuş, 5 yıldızlı. Kardeşlerim, işte biz buyuz. Şimdi sen istediğin hastaneye gidiyorsun, Sayın Bahçeli, o rehine aldığınız hastaların hesabını nasıl vereceksiniz? Ölmüş, ya ölüyü rehin aldınız be. Aynı şeyi Sayın Kılıçdaroğlu yapmadı mı? O da yaptı. 8 yıl SSK’da Genel Müdürlük yaptı. Ben SSK’lıydım, bizim anamızı ağlattılar bunlar. Ah kardeşlerim ah, giderdik doktora, doktor bizi muayenehanesine çağırırdı. Mani var mı mani, para? Para varsa orada bakacak. Parayı alır, ilacı yazar, gelirsin hastaneye tekrar ilacın yarısı var yarısı yok. Olmayanları nereden alacağım? Git hastaneden al. Bu çileleri çektik mi? Şimdi çıkmış diyor ki ben size 600 lira vereceğim. Ya sen bize bu çileleri çektirdin, kelin ilacı olsa başına sürecek. Ve gitti 99’da merhum Ecevit’e. Baktı ki batıyor SSK, yürümüyor bu iş. Hemen siyasete girmek istedi. Ecevit’e müracaat etti, sene 99. Ecevit tabi baktı ki başarısız bir Genel Müdür. Ben seni dedi aday yapamam, geri gönderdi ve aday yapmadı. Fakat çok enteresan bir insan. Geçen Çorum’a gidiyor işte, bu söylediğimin dışında orada bir şey daha söyledi çok ilginç. Ne diyor biliyor musunuz? Çorumspor’u düşürenlerden diyor bu ülkeye yönetici olur mu. Böyle bir mantık olur mu, böyle bir anlayış olur mu? Sağlıkta Ordu’ya ne kadar yatırım yaptık biliyor musun değerli kardeşlerim? 136 trilyonluk yatırım yaptık. Ordu Devlet Hastanesi Ek Binası, 3 adet aile sağlığı merkezi, Mesudiye İlçe Hastanesi, Gölköy Devlet Hastanesi Ek Binası, Ünye Aile Sağlığı Merkezi ve Toplum Sağlığı Merkezi, Perşembe Aile Sağlığı Merkezi Toplum Sağlığı Merkezi ve 112 istasyonuyla 16 adet sağlığı merkezinin yapımına başladık, bitirdik. Ayrıca Ünye Devlet Hastanesi ile 1 adet aile sağlığı ve toplum sağlığı merkezinin yapımına da devam ediyorum.

Değerli kardeşlerim, şu koskoca Ordu’da bizden önce biliyor musunuz tomografi ve MR hizmeti verilmiyordu. Bugün 4 tane tomografi var, 2 tane MR var. Böbrek hastalarının bizden önce ne çileler çektiğini Ordu’da biliyorsunuz değil mi? Bugün Türkiye’nin her tarafında diyaliz hastaları evinden alınıyor, evine bırakılıyor. 2002 yılında Ordu’da 34 diyaliz cihazı vardı. Şimdi kaç tane? 71. Ordu’da biz göreve geldiğimizde 5 tane 112 istasyonu vardı. Şimdi ne kadar biliyor musunuz kardeşlerim? 26. Bak 5 kat fazla. Ambulans ne kadardı koskoca Ordu’da biliyor musunuz? Ah benim Ordulu kardeşim, 5 tane ambulans vardı Ordu’da. Şimdi ne kadar var? 38 tane ambulans var. Biz buyuz, biz size sevdalıyız be, aşığız aşık. Dertliyiz biz. Biz sizlerle gurur duyuyoruz.

Bahçeli, benim TOKİ Başkanımı yüce divana gönderecekmiş, beni de gönderecekmiş. Niye? Ben de anlamıyorum. Halbuki TOKİ bizden önce Sayın Bahçeli’ye bağlıydı. Benim MHP’li kardeşlerime sorun, CHP’ye gönül verenlere de sorun. Sorun, Sayın Bahçeli, ya TOKİ sana bağlıydı, senin döneminde acaba kaç konut yaptın diye bir sorun. Şu anda 500 bin konuta ulaştık inşaatta. 360 binini sahiplerine teslim ettik. 2023 için ikinci hedef 500 bin daha, bunu da yapacağız. Şimdi evlenecek olan fakir fukaraya bir müjde veriyorum, evlenecek olan, imkanı olmayan. Size 50-65 metrekarelik daireler yapacağız. Ancak beyaz eşyası olacak, mobilyası olacak. Peşinatsız ayda 100 lira taksitle 20 yıl vade. Faiz yok, nasıl? Çünkü aile hedefli bir Partiyiz. Ama bak fakir fukara diyorum ha, sosyal güvencesi olmayan, bunun için varız, sağ olasınız. Bugün Ordu’da TOKİ olarak 3 bin 730 konut uygulaması başlattık. 2 bin 828’ini sahiplerine teslim ettik.

Ulaştırmada Karadeniz Sahil Yolu’nu biz tamamladık değil mi? Nasıl memnun musunuz? Süper. Ah ne çileler çekerdik. Şu dağ yollarının dili olsa da konuşsa. Ne insanları, ne canları kaybettik burada. Şimdi değerli kardeşlerim, 12 tünel açtık buralarda, bu dağları deldik değil mi? Bu tünelleri biz açtık. Niye? Biz Ferhat’ız Ferhat. Çünkü biz size aşığız, milletimize aşığız. Onun için dağları dele dele geliyoruz, 12 tünel. İşte şimdi Ünye viyadüklerini yaptık, biliyorsunuz bitmek üzere, onlarla daha güzel olacak.

2002’ye kadar 50 kilometre bölünmüş yol vardı. 56 kilometreyi biz 8 yılda yaptık ve böylece Ordu’yu Samsun ve Giresun’a bölünmüş yolla bağladık.

Ordu ve Giresun yöresinin hava ulaşımı için de OR-Gİ’yi yapıyoruz şimdi inşallah.

Sevgili kardeşlerim, atılan adımlarla birlikte doğalgaz önemli bir adım. Artık doğalgaz konusunda da ben özellikle buraları vatandaşlarımın daha hassas olmalarını kendilerinden rica ediyorum. KÖYDES’le Ordu’ya 203 trilyon gönderdik. Niye? Yolu olmayan, suyu olmayan köy kalmayacak bunu bitireceğiz. Devam edeceğiz bu sürece.

Sevgili kardeşlerim, 2008 doğalgazı getirdik, ne çileler çektik değil mi? Anne, ne yapıyordun? 5 kat, 6 kat, 7 kat, 8 kat binanın altına giriyor muydun? Bodrumdan kömür alıyor muydun? Hep anlatıyorum her yerde, çünkü aynı çileyi çektik. Sıçanlar da cirit atıyor muydu orada? Atıyordu değil mi? Ah ah oradan kömürü al çıkar yukarı, kül var, koku var, kömürle bir odayı ısıtıyorsun değil mi? Ama şimdi öyle mi? Kombiye basıyorsun düğmeye bütün daire ısınıyor. Sıcak su her istediğin an var. Ya Batıdaki her şeye layık da, benim Ayşe bacım, Fatma bacım, Hatice bacım niçin layık olmasın? Niçin bizden öncekiler bunları yapamadı? MHP’si, CHP’si niçin bunları yapamadılar? 69 vilayette şu anda doğalgaz var. 81’ine de bu doğalgazı ne yapacağız, getireceğiz.

Tarımda Ordu’da çiftçilerimize 2002’de 20 trilyon tarımsal destek verdiler. Biz 2010’da 23 kat artışla 260 trilyon destek verdik. 2003’ten 2010’a 534 trilyon.

Değerli kardeşlerim, fındık üreticilerimize 237 trilyon lira alan bazlı gelir desteği sağladık. Ordu’ya toplam 34 trilyon lira da hayvancılık desteği verdik. Bizden önce Ziraat Bankası yüzde kaç faizle veriyordu çiftçiye krediyi? 59. Biz yüzde 5. Nereden nereye bak. Sömürdüler be, sömürdüler. Halk Bankası esnaf-sanatkara yüzde 47 faizle kredi veriyordu, biz yüzde 5; fark bu. Hep böyle vatandaşı sömürdüler ve buna rağmen Ziraat Bankası batıyordu, Halk Bankası batıyordu ve o zaman MHP ne yazıyorlardı? Görev zararı. Şimdi bu bankalarımız bizim kar ediyor. Avrupa’nın en güçlü, en karlı bankaları haline geldi. Neden? Yolsuzlukları evvel Allah hortumlar kesildi, onun için güçlü olduk. İşte MHP’nin döneminde milli gelir 230 milyar dolar, şimdi milli gelir 740 milyar dolar. Devletin borçlanma faizi yüzde 63, şimdi yüzde 7. Enflasyon yüzde 30’du, şimdi yüzde 4. Sağ olun. Bak nereden nereye. Bunlar hep benim milletimin cebinden çıkıyordu. Bitmedi, IMF’ye gittiler borçlandılar, bize 23,5 milyar dolar borçla devrettiler. Şimdi ne kaldı? 5, bak nereye düştü. Biz ödedik. IMF’nin kapısında kul köle oldular. Biz ise, evvel Allah delikanlılar gibi durduk, 3,5 yıldır biz anlaşma yapmıyoruz. Ve şu anda IMF’in de daha güçlü ortağıyız, onu da söyleyeyim. Ama buna rağmen anlaşma yapmıyoruz. Çünkü, ayaklarımızın üzerinde sağlam basıyoruz. Bunlar milliyetçi değil mi? Bunlar kafatası milliyetçisi. Bunların ırkçı, bunlar vatansever, milliyetperver değil. Vatanseverliğin ifadesi, bu ülkeyi yüceltmek. Milliyetseverlik, değerlerimizi yükseltmek. Bak Milli Bankamız Merkez Bankası, kasada ne vardı biliyor musunuz? 27,5 milyar dolar. Şimdi ne var? Ah benim kardeşlerim, 95 milyar dolar var. Nereden nereye.

Evet, geldik finale 11 gün. Çalışıyoruz değil mi? Koşuyoruz değil mi? Şöyle şu bayrakları bir göreyim bakayım. Yarın Diyarbakır’dayım, bugünden Diyarbakır duysun inşallah, tamam. Hazır mıyız? Şarkımızı biliyorsunuz? Neydi? Maşallah.

Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun. Geleceğimiz aydınlık olsun. 12 Haziran ülkemiz, Ordu’muz için, milletimiz, tüm Ordulular için, yeni anayasamız, temel hak ve özgürlükler için milat olsun diyorum.

Sizleri bu duygularla selamlıyorum, kalın sağlıcakla diyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun.