Recep Tayyip Erdoğan'ın 29 Mayıs 2011 tarihli Kayseri mitinginde yaptığı konuşma

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Kocasinan’a, Melikgazi’ye, Özvatan’a, Pınarbaşı’na, Sarıoğlan’a, Sarız’a, Talas’a, Tomarza’ya, Yahyalı’ya, Yeşilhisar’a oralarda yaşayan tüm kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Bu muhteşem atmosferden, bu sevgi selinden, aşkınızdan, sevdanızdan, ahde vefanızdan dolayı sizlere bir kez daha gönülden şükranlarımı sunuyorum.

Kurulduğu günden itibaren AK PARTi’ye verdiğiniz destekten dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Yola çıktığımız andan itibaren bizi hiç yalnız bırakmadığınız, bizlere yol arkadaşlığı yaptınız için sizlere teşekkür ediyorum. Biz sizlerle sadece yol arkadaşı değil, biz aynı zamanda sizlerle kader arkadaşı olduk. Biz bu topraklarda sizlerle aynı kaderi başladık. Biz bu topraklar üzerinde aynı ekmeği bölüştük, acıyı bölüştük, sevinci bölüştük. Biz bu ülkeyi hep birlikte sevdik, bu ülkeyi hep birlikte savunduk, hep birlikte bugünlere ulaştırdık.

Sevgili kardeşlerim, sevgili Kayserililer; 3 Kasım 2002’de sizler bizi iktidara taşıdınız. Yeter dediniz. Yeter, söz de, karar da milletindir dediniz. Üzerinden 8,5 yıl geçti. Her zaman olduğu gibi biz bugün de milletin aynasında kendimize bakıyoruz. Her zaman olduğu gibi biz bu milletin huzurunda kendi hesabımızı, muhasebemizi yapıyoruz. İşte bugün Kayseri’ye sizlerle bunun hesabını vermeye geldim. Kayseri’ye sizlerle dertleşmeye, sizlere içimi dökmeye geldim. Kayseri ne demek istediğimizi, ne söylemeye çalıştığımızı anlayacaktır. Çünkü Kayseri bozkırın ortasında, Erciyes’in eteğinde on yıllar boyunca mahrumiyeti yaşadı, yoksulluğu yaşadı, çaresizliği yaşadı. On yıllar boyunca Kayseri devletten bir kuruş almadan hayatta kalma mücadelesi verdi. Ama Kayseri yılmadı, yıkılmadı, umudunu hiç kaybetmedi, direndi ve kazandı. Kayseri sırtını Ankara’ya dayamadı, Kayseri sırtını teşviklere, batık kredilere, karşılıksız çeklerle geçinenlere dayamadı. Hortumla çekinen Hazine kaynaklarına dayamadı. Kayseri kendisi üretti, kendisi sattı, kendisi kazandı ve bu yarışta ben de varım dedi.

Ah benim Kayserili kardeşim, biz 2. sınıf vatandaş nedir biliriz. Biz ötelenmenin, iteklenmenin, hor görülmenin ne demek olduğunu biliriz. Kendisini bu ülkenin yegane sahibi zanneden zihniyetin, kendisi dışındakilere nasıl böcek muamelesi yaptığını biz çok iyi biliriz. İşte o zihniyet bize on yıllarca siz üretemezsiniz dedi. O zihniyet bize yerinizi bilin, haddinizi bilin, geride durun dedi. Siyaset sizin neyinize dediler, biz sizi idare ederiz dediler. Siz kapıcısınız dediler, siz odacısınız dediler. Arada bir oy verin size o yeter dediler. Sonrasına karışmayın dediler. Siz dış politikadan anlamazsınız dediler. Siz ekonomiden anlamazsınız dediler. Siz iktidar olamazsınız dediler. Siz muhtar bile olamazsınız dediler. Hatta gün geldi kim oluyorsunuz da Cumhurbaşkanı seçiyorsunuz dediler. Biz ne dedik bu meydanlardan onlara? Muhtar da olacağız, Başbakan da olacağız dedik. Biz onlara Cumhurbaşkanını millet olarak seçeceğiz dedik, hem de Kayseri’den seçeceğiz dedik. Biz onlara milletiz dedik millet. Bu ülkenin sahibi biziz dedik. Biz bu ülkenin evlatlarıyız, bu ülkenin aşıklarıyız, biz bu ülkenin sevdalılarıyız dedik. İşte 3 Kasım 2002 şahlanış tarihimiz oldu. 3 Kasım Anadolu’nun haykırış tarihi oldu. 3 Kasım milletin iktidara geliş tarihi oldu.

Ama biz ne yaptık biliyor musunuz? Biz onların bize yaptıklarını yapmadık. Biz dışlamadık, biz ötekileştirmedik, hiç kimseye hor bakmadık. Onların yaptığının tam tersine, biz 74 milyona aynı nazarla baktık, 74 milyonu bir gördük, beraber gördük, kardeş gördük. İşte bizim farkımız bu, zenginliğimiz bu, AK PARTi’yi farklı yapan bu. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Biz birilerine değil, Kayseri’ye değil, Türkiye’ye Cumhurbaşkanı seçtik. Biz elitlerin, zenginlerin, seçkinlerin, Galata bankerlerinin değil, Türkiye’nin iktidarı olduk. Biz ne istediysek 74 milyon için istedik. Biz ne yaptıysak belli illere, belli bölgelere değil, 81 vilayete, 74 milyona yaptık. Hukuksa 74 milyon için hukuk dedik, demokrasiyse 74 milyon için demokrasi dedik, refahsa 74 milyon için refah.

Sevgili kardeşlerim; 3 Kasım öncesinde ne yaşadıysak, hangi acıları çektiysek, nasıl bir muameleye maruz kaldıysak, onların tamamından büyük bir hassasiyetle kaçındık. Bizim inançlarımızla oynandı, değerlerimizle alay edildi, ama biz bunu asla yapmadık. Hiç kimsenin hayat tarzına karışmadık, başı açık, başı örtülü böyle bir şey yapmadık. Neden? Çünkü hepsi bizim kardeşimiz. Çünkü hepsi bu ülkenin evlatları. Biz ne dedik yola çıkarken? Etnik milliyetçilik yapmayacağız dedik. Ne dedik? Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız. Ne dedik? Dinsel milliyetçilik yapmayacağız. Biz Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abaza’sıyla, Roman’ıyla, Boşnak’ıyla aklınıza ne geliyorsa, 74 milyonu yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü anlayışıyla sevdik, bağrımıza bastık. Alevi demedik, Sünni demedik, hangi dinden olursa olsun hepsine eşit mesafede durduk. Neden? Çünkü herkesin dini kendine, ama güvencesi biziz. Biz öyle bir medeniyetten geliyoruz. Bölgesel ayrım da yapmadık. Batı’da ne varsa, Doğu’da, Güneydoğu’da da o var. Kuzeyde ne varsa, güneyde de o var, biz bunu yaptık. Dinsel ayrım da yapmadık ve hepsinin güvencesi olduk, bundan sonra da öyle olacak, bundan sonra da öyle devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim; biz bu Türkiye’yi özgürlükle büyüttük, demokrasiyle büyüttük, kardeşlikle büyüttük. Sevgili kardeşlerim, 3 Kasım’dan önce uluslararası platformlarda ezik, ötelenmiş, itilmiş, boynu bükük bir Türkiye vardı. Gündemin arkasına takılıp giden, günü idare eden, sorunları geçiştiren bir Türkiye vardı. 3 Kasım öncesinde bir Ortadoğu politikası olmayan, bir Balkan politikası olmayan, bir Kıbrıs politikası olmayan, bir Avrupa vizyonu olmayan, dünya vizyonu olmayan Türkiye vardı. Ama bugün gündem belirleyen bir Türkiye var. Artık köşeye itilen bir Türkiye yok, gündem belirleyen bir Türkiye var. Değerli kardeşlerim, bugün ne söyleyecek diye ağzına bakılan bir Türkiye var. Bugün nasıl bir tavır takınacak diye dikkatle izlenen bir Türkiye var. Bugün Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da mazlumların, mağdurların, itilmişlerin, feryat edenlerin, imdat bekleyenlerin umudu olan bir Türkiye var. Bugün Afrika’nın her zerresine ulaşan bir Türkiye var. Bugün G-20’de küresel ekonomiye, Birleşmiş Milletlerde küresel barışa, Medeniyetler İttifakında küresel uzlaşmaya yön veren bir Türkiye var. Bugün Ortadoğu sokaklarında, caddelerinde “Şükran Türkiye” nidaları var. Teşekkür Türkiye nidaları var. Yere göğe sığdırılamayan bir Türkiye var. Bugün tüm dünya gibi Filistin’e sırtını dönen değil, Filistin’in yanında yiğitçe, mertçe, insanca yer alan bir Türkiye var. Bugün İsrail zulmüne, korsanlığa karşı susan, tepkisiz kalan bir Türkiye değil. Haykıran, hakkını isteye, adalet isteyen, korsanlara haddini bildiren bir Türkiye var.

Ama bakıyorsunuz işte bugün 29 Mayıs Feth-i Mübin’in yıldönümündeyiz. Başta Fatih olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Ama bu arada Marmara Gemisindeki şehitlerimizi, içlerinde Kayserili yavrumuz Furkan da olmak üzere onları da şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Allah rahmet etsin, mekanları cennet olsun diyorum. Ama ortaya bir Kılıçdaroğlu çıkıyor. İsrail’e ne diyor biliyor musunuz? Diyor ki, eğer biz olsaydık Mavi Marmara’ya izin vermez, onları göndermezdik diyor. Düşünebiliyor musunuz, Gazze’ye insani yardım gidecek, bunu göndermezdik diyor. Sen ne işe yararsın ya? Özellikle ben Kayseri’ye sesleniyorum, 12 Haziran’da Kılıçdaroğlu’nun CHP’sine, dikkat ediniz adını şimdi yeni CHP diye koymuş, haddini bildirmeye var mıyız? Haddini bildirmeye var mıyız? Ve sandıkların patlaması lazım AK PARTi diye. Onun için şurada görüyorsunuz kaç günümüz kaldı? 13 gün. 13 gün kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Köy köy dolaşmaya var mıyız? Duyduklarınızı duymayanlara, Filistin kaçkınlarını, Gazze kaçkınlarını, İsrail’e şikayet edenlere haddini bildirmeye var mıyız? Değerli kardeşlerim, bunlar hiçbir zaman haysiyetli bir dış politikanın yanında olmadılar. Bunlar her zaman Batı’nın karşısında el pençe divan durdular, hep böyle oldular. Gittiler İsrail’e utanmadan, sıkılmadan bizi şikayet ettiler. Senin şikayet kapın İsrail mi? Varsa şikayetin gel milletime yap. Ama bunlar iktidarların Batı tarafından belirlendiği günlerin ne yazık ki arta kalanları. Zannediyorlar ki hala aynı devran dönüyor. Artık bu ülkede birileri iktidar belirlemiyor, o çetelerin oyunu filan geride kaldı. Artık bu ülkede millet iktidarını belirliyor millet. İşte iktidar burası, millet. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Maşallah, Allah nazardan saklasın, Allah gücünüzü daim kılsın.

Sevgili Kayserili kardeşlerim; Kosova’ya gittik, Priştine’de, Prizren’de hem Kosovalı kardeşlerimizle, hem Türk soydaşlarımızla kucaklaştık. Priştine sokaklarında ellerinde Türk ve Kosova bayraklarıyla saatler boyunca bizi bekleyen, geldiğimizde yeri göğü “Türkiye Türkiye” diye inleten o çocukları kendi gözlerimizle, gözü yaşlı olarak gördük, izledik, duygulandık. O çocukların gözündeki umudu gördüm, coşkuyu gördüm, Rabbime hamd olsun dedim, binlerce kez hamd olsun dedim. Biz bunları gördük, bu bize yeter. Biz Türkiye Cumhuriyeti Bayrağının, pasaportunun, parasının itibar kazandığını gördük, bu bize yeter. Saraybosna’da, Üsküp’te, Priştine’de, Beyrut’ta, Kahire’de, Tunus’ta, Bingazi’de, Şam’da, Kabil’de, Bağdat’ta bize Allah sizden razı olsun dediler ya, bu bize yeter. Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik. Bizim kitabımızda gurur yok, bizim kitabımızda mağrur olmak yok. Çünkü biz o Yavuz’un diliyle; “Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var” anlayışıyla bugünlere geldik. Batı’da İpsala’dan, Güneydoğu’da Yüksekova’da, kuzeyde Bafra’dan, güneyde Yayladağı’na kadar hizmet götürdük, bu bize yeter.

Sevgili Kayserili kardeşlerim, değerli yol arkadaşlarım; 8,5 yıl boyunca bize nasıl tuzaklar kurulduğunu sizler çok yakından gördünüz. Çetelerin önümüzü nasıl kesmeye çalıştığını, bizi nasıl engellemeye çalıştıklarını sizler çok yakından gördünüz. Çetelere karşı verdiğimiz mücadelede, hukuk mücadelesinde, demokrasi, insan hakları, Türkiye mücadelemizde sizler hep yanımızda oldunuz. İftira ile, yalanla, kışkırtmalarla nasıl bizi yıpratmaya çalıştıklarını, bizi nasıl kendi çukurların çekmeye çalıştıklarını gördünüz. 3 Kasım’da bunların tezgahları bozuldu, bunların 3 Kasım’da istismarı, sömürü çarkları bozuldu, bunların 3 Kasım’da hesapları alt üst oldu.

Kardeşlerim; Partiyi kurduk, benimle ilgili 58 dosya hazırladılar. 58 dosya. Ama Kılıçdaroğlu’nun dosyaları gibi değil ha. Yine bir şeyler getirdiler ortaya kendilerine göre. Kılıçdaroğlu dosya da getiremedi. Paran yoksa diyoruz sana kırtasiyeciden dosya gönderelim. Ne açacaksın ortaya koy. Bana bir tane mektup gönderiyor imzası olmayan. Neymiş? Efendim, otoparktan, şuradan buradan işte bak şurada imzalar var, şuradan şu kadar para alınmış, buradan bu kadar para alınmış. Kimden ne alınmış? İmzası nerede? Hiçbirisi yok. Önüne bir tane ön kapak yazı, gönderiyor. Hayatı bu adamın böyle geçti. Benim buradaki Belediye Başkanımla ilgili attığı adımlarda, adam benim milletvekilime kirasını ödememiş kirasını. Şimdi bu adamı liste başı yapıyor ve bunu milletvekili seçtirtmek yoluyla aslında karşılıksız çeklerden kurtaracak onu, derdi o. Ve varsa senin elinde ciddi bir şey, yargı ortada hallet. Ne oldu? Ne aldın şu ana kadar? Hiç. Kardeşlerim, 12 Haziran onun için bunlara sandıkta haddini bildirme günü. Hadi, benim dokunulmazlığım var, benim Belediye Başkanımın dokunulmazlığı mı var? Onun dokunulmazlığı yok, o sade vatandaş. O sadece Kayseri’de eserleriyle konuşuyor, sen neyle konuşuyorsun? Senin milletvekilini de ev sahiplerinden tut alacaklılarına varıncaya kadar hepsi biliyor, en önemli alacaklarından bir tanesi de benim milletvekilim. Kiracısıydı, kirasını ödememiş. Böyle birisi. Değerli kardeşlerim, işte 12 Haziran bu bakımdan çok önemli.

Şimdi bugün 12 Haziran öncesinde bunlar 3 Kasım’ın intikamını almanın, Türkiye’yi yeniden 3 Kasım öncesine döndürmenin gayreti içindeler. Dikkat edin, bak ittifak halinde. Güneydoğu’da, Doğu’da CHP kiminle ittifak ediyor? Aynen öyle, BDP’yle ittifak ediyor. Orta Anadolu’da, Batı’da BDP-CHP-MHP üçlü ittifakı var. Yanlarında da kim var? Terör örgütü. Beraber yapıyorlar. Bakın şu anda tek karşılarındaki hedef AK PARTi. Şu ana kadar 100’ün üzerinde seçim büromuzu, mobiletlerimizi yaktılar, ateşe verdiler, taşladılar. Bitmedi. Terör örgütü Hazro İlçe Başkanımın oğlunu kaçırdı şu anda. AK PARTili diye yine Güneydoğu’da, Diyarbakır’da bir kardeşimizin taş ocağını bastılar, orada bütün iş makinelerini yaktılar. Değerli kardeşlerim, bitmedi, Cizre’de imam hatip okulu öğrenci yurdunu molotofla ateşe verdiler. 3 tane yavrumuz oradan kurtuldu, 1 tanesinin durumu biraz sıkıntılıydı, onu Ankara’ya aldırdık helikopterle. Sevgili kardeşlerim, şimdi bu BDP çıkıyor demokrasi diyor, bu BDP çıkıyor özgürlük diyor. Şimdi soruyorum, eğer demokrasiyse kendini terör örgütüne niçin yaslıyorsun? Demokrasi elinde molotofla öğrenci yurtlarında 13-15 yaşındaki çocukların kaldığı yurdu yakmak mıdır? İşine gelmeyince de Başbakan havayı geriyor diyor. Bunları söylemeyecek miyiz, bunları anlatmayacak mıyız? Ama biz sizin dilinizle konuşamayız, biz onların diliyle hareket edemeyiz. Biz hassas olacağız, biz korkutucu olmayacağız, biz kolaylaştırıcı olacağız, biz sertlikten yana değil, kolay, tatlı dille konuşacağız. Ve CHP’ye, MHP’ye, BDP’ye gönül vermiş kardeşlerimin nasıl bir tezgahın kurulduğunu çok iyi görmelerini istiyorum.

Bakın buradan, Kayseri’den açık açık söylüyorum. Kemal Kılıçdaroğlu diye biri yoktur. Kemal Kılıçdaroğlu sanaldır sanal. Biliyorsunuz Sayın Baykal kaset mağduru olduğunu söyledi. Kapıdan çıktı Kılıçdaroğlu aday değilim dedi. Ertesi gün kaset mamulü bir Genel Başkan olarak adayım dedi. Öyle mi? Öyle mi? Hayalidir, yapaydır. Kemal Kılıçdaroğlu, siyaset mühendisleri tarafından üretilmiş, CHP’nin başına getirilmiş bir vitrin süsünden ibarettir. CHP’nin yeni Genel Başkanı, vitrinin arkasındakiler tarafından, çeteler tarafından, statükocular tarafından, CHP’nin akıl hocaları tarafından yönlendirilen bir figürden ibarettir. CHP’nin yeni Genel Başkanı, 12 Haziran öncesinde sadece ve sadece bir projeden ibarettir. CHP’nin yeni Genel Başkanı, BDP’nin bile parmağında oynattığı bir kukladan ibarettir. CHP’de ben ben ben diyen bir Genel Başkandan başka bir şey görüyor musunuz? CHP’liler neden susuyorlar, neden konuşmuyorlar, neden vitrine çıkmıyorlar? Çünkü vitrine çıkan, konuşan gerçek CHP’yi ifşa ediyor ve hemen susturuluyor.

İşte milletvekilleri Binnaz Toprak, çıktı Allah’ın ayetine sinir bozucu dedi. İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığında, mezarlığın girişindeki kitabede “her nefis ölümü tadacaktır” ayeti var. Tabii onun ayet olduğunu herhalde hanım profesör bilmiyor, herhalde İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a ait bir söz zannetti. Halbuki profesör olmak demek her şeyi bilmek anlamına gelmez. Makbul profesör bilmediğini bilendir, her şeyi bilen değil. Alanında başarılı olabilir, saygı duyarız, eyvallah. Ama bunu da bir sor. Çünkü yarın öleceksin, öldüğünde malum bizde örfidir, tabutun üzerine ne koyarlar? Şöyle bir örtü örterler. O örtünün üzerinde işte bu mealin Arapçası yazar. Orada ne yazıyor? “Küllü nefsin zaikatül mevt” yazar. Yani; her nefis ölümü tadacaktır yazıyor. Yoksa sen tatmayacak mısın? Yarın musalla taşına geleceğiz değil mi? Hoca efendi cumhurbaşkanı niyetine demeyecek, başbakan niyetine demeyecek, ordinaryüs profesör veya profesör niyetine demeyecek, trilyarder Ahmet efendi niyetine demeyecek. Ya? Er kişi niyetine diyecek, hatun kişi niyetine diyecek. Ondan sonra gidilecek yer 2 metreküp mezar. Ve üzerinde atlastan bir kefen yok, ipekten bir kefen yok. Ya? Patiskadan işte şöyle bir kefendi. Seninle beraber bir şey gelecek mi? Gelecek gelecek. Hayır yapmışsan hayır gelecek, şer yaptıysan şer gelecek. Olay bu kadar basit. Yakınların bile seni orada bırakırlar, Allah’a ısmarladık deyip giderler. Olay bu.

Önceki gün CHP’nin bir başka milletvekili çıktı. İsmi Nur, nasıl olduysa. 27 Mayıs darbesinde göbek atıldı dedi. Neden? Biliyorsunuz bu bayan başörtülü kızlarımızı ikna odalarında, İstanbul Rektör Yardımcısıyken İstanbul Üniversitesinde ikna odalarında başını açtırtan kadın. Bunlar özgürlükçü ya, Kılıçdaroğlu özgürlükçü ya, başörtü olayını biz çözeriz diyerek referandumda meydan meydan dolaştı ya, ah benim Kayserili kardeşlerim. Bunlara 12 Haziran’da Kayseri kadar onurlu bir dersi verecek herhalde bir başka il çıkmaz. Yarış itibariyle söylüyorum. Her ilde onurlu bir ders, demokrasi dersini ben bu seçimlerde sandıklarda bekliyorum. Gittiğim her ilde görüyorum, bugün 46. il. Ama inşallah Kayseri çok daha güçlüsünü vuracak. Ve inşallah 46. il Kayseri’de bugün bu coşku bunu ortaya koyuyor. İşte karşımda Furkan’ın resmi ve Marmara’ya biz müsaade etmezdik diyen Kılıçdaroğlu bunun hesabını vermeli.

Değerli kardeşlerim; bakınız, bu 27 Mayıs Menderes ve iki arkadaşının idam edildiği gün değil mi? 27 Mayıs’ı bayram ilan eden zihniyet hangi zihniyettir? Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetidir, Cumhuriyet Halk Partisidir. Bunlar darbecidir darbeci. Bunlar darbe destekçisidir ve o günü bayram ilan ettiler. Ve Serter ne diyor? Göbek atarlar diyor, oyun oynarlar diyor. Kendisi de çok mahir demek ki. Bak mantık bu, anlayış bu. Sonra ne oldu? Kaldırıldı, değil mi? İşte 12 Haziran bunun demokratik dersinin verileceği gün.

Değerli kardeşlerim; bitti mi? Bitmedi. Eski Genel Başkan Sayın Baykal, kendisine kurulan komplo deşifre edildiği halde konuşmuyor, susturuluyor. Çünkü kim konuşursa asıl CHP’yi ifşa edecek. Sayın Baykal aday oldu. Peki o diğer hanım niye aday yapılmadı, niye, neden yapılmadı? Onu aday yaptınız, onu da yapsaydınız, öyle mi? Bak yine suçlu yakalandı galiba. Suçlu hanım oldu, diğeri suçsuz oldu kendilerine göre. İşte burada da ben kadın derneklerini göreve davet ediyorum. Hani ileri geri konuşan kadın dernekleri vardı ya, hadi konuşun bakalım, şimdi niye konuşmuyorsunuz? Asıl burada konuşmanız lazım. Çünkü kim konuşursa CHP’nin asıl niyeti açıkça ortaya çıkacak ve zücaciye dükkanını darmadağın edecekler de onun için. Kim konuşursa perde düşecek, statükonun gerideki silueti ortaya çıkacak. Statüko adına oyun kuruculuğa soyunanlar sadece CHP’lileri değil, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yi bile susturdular. AK PARTi’ye kaplan kesilen MHP Genel Başkanı, CHP karşısında kuzu görünümünde, sus pus olmuş durumda.

CHP Genel Başkanı, Hakkari mitingiyle alakalı bir kelime etti mi? Benim arkamdan biliyorsunuz Hakkari’ye Kılıçdaroğlu gitti. Gittiğimde oradaki dükkanları filan tamamen terör örgütü kapattırdı. Ama Kılıçdaroğlu gidince dükkanlar açıldı. Hakkari’de CHP’nin aldığı oy 157. Fakat o gün orada 2 bin, 2 bin 500 kişi var. Herhalde anlaşmışlar. Alanda herkesin elinde CHP bayrağı var, ancak Türk Bayrağı yok. Ve sesleniyorum, Sayın Kılıçdaroğlu, Hakkari’de sen onlar mensubunsa, ellerine Türk Bayrağını niçin veremedin? Yüreğin yetmedi mi? Çünkü oradaki dinleyenler senin partilin değildi, BDP’liydi. Onlar Türk Bayrağını eline almaz, alamaz. Belediyelerde bile bunun şu anda sıkıntısını yaşayan bu adamlar, bu BDP zihniyeti yine sen böyle koalisyona girersen iyot gibi açığa çıkarsın. Şimdi soruyorum, Sayın Bahçeli niye konuşmuyorsun, konuşsana. Bak orada yerel özerklikten bahsetti Kılıçdaroğlu, orada yerel özerklik dedi, vereceğiz dedi. Bak hemen bunu söyledi, ama Ardahan’a gitti asla ben böyle bir şey söylemedim dedi, ben eyaletlerden bahsetmedim dedi. Yani yarım saat içinde anında dönebiliyor. Yürüyen yalan demiştim, baktım ki daha hızlanmış koşan dedim, baktım ki daha da hızlanmış uçan yalan dedim, inanın uçuyor. Bunda U dönüşleri var, fakat ona da yetişemiyorsun, bu sefer S yapmaya başladı, böyle bir durum var.

İşte görüyorsunuz artık Türkiye’deki anket firmalarına inanmıyor. Amerika’dan yapılmış anketlerle avunuyorlar. Siyaset mühendisleri son 1 yıl içinde kasetten Genel Başkan, Silivri’den aday çıkardılar. 12 Haziran’da bir kez daha çeteler değil, bu malum medya değil, siyaset mühendisleri değil, benim milletim kazanacak.

Bakın değerli kardeşlerim; şimdi MHP’nin İstanbul’da bir tane korgeneral emeklisi adayı var. Şu anda içeride. Şimdi bu adayı çok çok överek anlatıyor Sayın Bahçeli. Sayın Bahçeli, lütfen şunu sana bir daha Kayseri’den duyuracağım. Çünkü Kayseri’den bunun duyulması senin açıdan önemli. Bu korgeneral Başbakanlığımın ilk yıllarında 18 Mart Çanakkale kutlamalarında o zaman oranın Kolordu Komutanıydı. Ve ben anma törenlerine gidiyorum Başbakan olarak. Şehitliğe geliyorum, şehitliğe geldiğimde herkes tabii protokolle tokalaşıyoruz, bu beyefendi ayağa kalkmıyor. Tabii ayağa kalkmayınca biz de geçtik. Ama ne oldu? Tabii beklentileri vardı, o beklentiler de kesildi. Çünkü generallerin en büyük beklentisi “or” olabilmektir. Tabii ki orgeneral de olamadı. Değerli kardeşlerim, şimdi bunu şöyle kahraman, böyle kahraman bir general diyor. Bir defa senin kahraman diye takdim ettiğin bu kişi, devlet hiyerarşisi içerisinde bir defa saygı nedir, sevgi nedir veya alt-üst arasındaki irtibat nedir bunu bilen birisi değil. Sonra geldi bir vakfın başına getirdiler bunu, haberim yoktu, bilgim de olmadı. Vakfın başına geldikten sonra, üniformalı elbisesi çıktıktan sonra sivil olunca da bu defa karşımızda daha farklı bir görüntüye büründü. Bunlar bunlarla yürüyor. Bunun her yeri kahraman olsa ne yazar ya, neye karşı kahramanlık yapmış bunlar, neye karşı? Değerli kardeşlerim, bunlar çok iyi tanınıyor, biliniyor. Ve şu anda CHP de, MHP de bu insanlık dışı terör saldırılarını görmezden geliyor, BDP’yi bunlar pışpışlıyor. Bu projeyi görmenizi, bu oyunu bozmanızı istiyorum. Bu statüko partilerine gereken dersi bir kez daha vermenizi, bunları dağıtmanızı istiyorum. Bunları destekleyen medyaya gereken dersi vermenizi istiyorum. Öyle bir ders olsun ki çetelerden tüm umutlarını kaybetsinler. Bu sefer öyle bir ders verelim ki siyaset mühendisleri yalnız kalsınlar. Bu sefer öyle bir ders verin ki, millet iradesi üzerinde, beşer planında hiçbir güç olmadığını bir daha unutamasınlar.

Sevgili kardeşlerim; Türkiye çok iyi bir ivme yakaladı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli kalkınma süreçlerinden birini yakaladı. Bakın sizlere çok sevindirici bir müjdeyi, bir güzel haberi, bir başarıyı duyurmak istiyorum. Biz 3 Kasım 2002’de iktidara gelirken TOKİ’yi farklı bir tarzda çalıştırıp, Türkiye’ye 500 bin konut yapacağız demiştik. Dediler ki neyle yapıyorsun. Biz yaparız dedik. Bizden önce TOKİ kime bağlıydı biliyor musunuz? Sayın Bahçeli’ye bağlıydı, Sayın Bahçeli’ye. Soruyorum kaç gündür meydanlardan, Sayın Bahçeli TOKİ sana bağlıydı. Kaç tane toplu konut inşa ettin açıkla şunu, açıkla. Tutturmuş bir şey, Toplu Konutu Yüce Divana verecekmiş, beni Yüce Divana verecekmiş. Bunları bırak, yapacaksan yap. Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz. TOKİ dünyada örneği olmayan bir yöntemle çalışıyor. Şu anda 8,5 yıl boyunca adeta bir konut seferberliği yaptık. 500 bini inşaat olarak açtık, 360 bin konutu sahiplerine teslim ettik. Yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Şimdi ikinci 500 bine başlıyoruz. Ve burada hiçbir imkanı olmayan gençlere sesleniyorum. Evlenecekler, imkanı yok, 50-65 arası kardeşlerim beyaz eşyası, mobilyası da içinde olacak. Peşinatsız, ayda 100-120 lira taksitle, 20 yıl vadeyle vereceğiz.

Bak ben Kılıçdaroğlu gibi konuşmuyorum, o bol keseden dağıtıyor. Nereye giderse, kim ne isterse verdim gitti diyor. AK PARTi ne verdiyse ben 5 katını vereceğim diyor. Akıl hocası 2 anahtar diyordu, bu daha fazlasını söylüyor. Senin akıl hocan 2 anahtar dedi de ne verdi? Konut mu verdi, araba mı verdi, ne verdi? Ama biz verdik. Biz şu anda işte bak 500 bin konut, ikinci 500 bine başlıyoruz. Biz buyuz. Bizde boş söz, boş vaat yok. Biz oyunu 3-5 tane artırmak hırsıyla olmayacak sözler vermiyoruz.

Değerli kardeşlerim; bakınız, biz göreve geldik değil mi? 1 milyon, 1’in yanında ne vardı? 6 tane sıfır. Paranın değerini düşürmüşlerdi. Kim vardı iktidarda? MHP. Kim vardı onun yanında bürokratlar? Şu anda Kılıçdaroğlu’nun yanındakiler, onlarla beraber çalıştılar. Bu sıfırları öyle koydular. Eskiden milyoner zengine denirdi. Değerli kardeşlerim, tuvalete 1 milyona, 2 milyona gider hale geldik değil mi? Ama şimdi 1 liraya düşürdük, 6 sıfırı attık ve 1. Paramızın onurunu kurtardık. Biz gerçeklerle konuşuyoruz.

Değerli kardeşlerim; 230 milyar dolar milli gelirle aldık MHP’den. Şimdi 740 milyar dolar, buradayız. 3 bin 400 liradan 10 binin üzerine çıktı kişi başına milli gelir. Daha fazla olacak.

Sevgili kardeşlerim; devletin borçlanma faizi neydi biliyor musunuz? Yüzde 63. Kimin cebinden çıkıyordu? Benim Kayserili kardeşimin cebinden. Şimdi devletin borçlanma faizi ne oldu biliyor musunuz? Yüzde 7. Aradaki yüzde 56 kimin cebinde kalıyor şimdi? Benim vatandaşımın cebinde kalıyor.

Enflasyon yüzde 30’du, MHP’den böyle aldık. Şimdi yüzde 4. Aradaki fark 26. Kimin cebinde kalıyor? Ayşe ablamın, Fatma ablamın cebinde kalıyor.

Değerli kardeşlerim; bitmedi. Bunlar IMF IMF diyorlardı. Gittiler 30 milyar dolar borç aldılar IMF’den. Bize 23,5 milyar dolar borçla devrettiler. Ödedik, ödedik, ödedik, şu anda 4,9 milyar dolara düşürdük. 5. Onu da öderiz, problem değil. Ama çok düşük bir faiz olduğu için 2013 Nisan’ına kadar gıdım gıdım onu da öder bitiririz.

Bitmedi. Milli bankamız Merkez Bankası. Bunlar milliyetçi değil mi? Merkez Bankasını bitirmişlerdi. Merkez Bankasının kasasında mevcut paranın yarıdan fazlası zaten Avrupa’daki işçi kardeşimin. Ve 27,5 milyar dolar vardı. Şimdi Merkez Bankasının kasasında ne var biliyor musunuz? 95 milyar dolar var. Biz buyuz. MHP, CHP onlar bu ülkede zulmettiler, terör estirdiler. Onlar yoklukla, açlıkla bu milleti terbiye ettiler. Zaten CHP demek… Sayın Demirel’in bir lafı var, şimdi akıl hocası ya. Ne diyor biliyor musun? CHP’nin iktidarında diyor sütü olan ineğin sütü kurur diyor. Onun lafı. CHP bu. Şimdi Kılıçdaroğlu da bunları okudu öğrendi, diyor ki bizim CHP yeni CHP diyor. Ama işine gelince Ecevit diyor, işine gelince İnönü diyor, ben dosyaları ortaya koyunca yeni CHP diyor.

Değerli kardeşlerim; yalnız bu akşamdan itibaren televizyon programlarıyla yoğun yoğun artık bütün dosyaları ortaya koyacağız. Bu işin eskisi-yenisi yok, neysen osun, sizin genlerinizi ortaya koyacağız genlerinizi.

Değerli kardeşlerim; bakınız, bununla kalmadık. Hemen ben süratle şöyle Kayseri’ye neler yaptık bunlara bir geleyim istiyorum. Bakınız, eğitimde 163 bin derslik yaptık Türkiye’de. Tabii Kayseri bir yönüyle de çok çok önemli. Burası Mimar Sinan’ın yeri, Kocasinan’ın yeri. Şehzadebaşı benim çıraklık eserim dedi, Süleymaniye kalfalık eserim dedi, Selimiye ustalık eserim dedi. Şimdi biz çıraklıkta yaptıklarımız var, kalfalıkta yaptıklarımız var, ama bugün Kayseri’den ustalık belgesini almaya geldik. 163 bin derslik yaptık. Sevgili kardeşlerim, Kayseri’ye 2 bin 794 derslik yaptık. 13 bin 792 bilgisayar gönderdik. Türkiye genelinde 1 milyon. Kitapları ücretsiz verdik mi? Verdik. Değerli kardeşlerim yine vereceğiz. Sosyal güvencesi olmayanlara ilköğretimde erkek öğrenciye 30 lira verdik, kıza 35 lira verdik. Ortaöğretimde erkek öğrenciye 45 lira verdik, kız öğrenciye 55 lira verdik, yine vereceğiz.

Ama şimdi size bir müjde veriyorum. Nedir o müjde? Artık okullardan karatahtayı kaldırıyoruz. Okullarımıza akıllı tahtayı getiriyoruz, bilgisayar donanımlı olacak, dünyaya internet ağıyla bağlı olacak. Ve size birer tane elektronik kitap vereceğiz, elektronik kitap. Nasıl, iyi buldunuz mu? Sevgili çocuklar, bunları ücretsiz olarak vereceğiz. Zengin-fakir ayrımı yapmayacağız. Nasıl, beğendin mi, iyi mi? Bütün dersler bunun içinde var, bütün kitapları buraya gireceğiz ve bununla beraber okula gidip geleceksiniz. Ben şunu düşünüyorum: Yahu diyorum, Amerika’da Edward, George, Almanya’sında Hans, Helga onlar bu kadar eğitim teknolojisinden istifade edecek de, benim Kayseri’mde Ahmet’im, Mehmet’im, Ömer’im, Akif’im, Ayşe’m, Fatma’m, Emine’m, Betül’üm, Esra’m bunlar niçin bundan istifade etmesin, neden? Yaptığımız bu. İşte şimdi hallediyoruz, her şey hazır. Hemen seçim sonrası ihaleyi yapacağız ve adımı atacağız.

Sevgili kardeşlerim; Sayın Kılıçdaroğlu çıkmış ne diyor biliyor musunuz? İşte soruyorlar bir televizyon programında kendisine, diyorlar ki Sayın Başbakan İstanbul’da, Ankara’da birçok devlet ihalelerden haber verdi, müjde verdi. Diyor ki o ihale yolsuzlukları için bunu yapıyor. Ayıptır ayıp, insanda biraz onur olur. Sen böyle bir iftirayı nasıl yaparsın? Yandaşlarına, şu bu. Sana biraz sonra bir şey hatırlatacağım, onun hesabını vereceksin önce. Televizyonlarda da bunlar önüne gelecek. Meclis’te geldi, cevabını veremedi. Ayıptır. Yani böyle bir şeyi önce bilirsin, bulursun, yakalarsın, kalkarsın gerekli olan yargı merciine dosyanı sunarsın. Bu nasıl bir muhalefet ya? Ve bununla halkın karşısına çıkıp oy istiyor. Biz yaptıklarımızla ortadayız, eserlerimiz ortada.

Sevgili kardeşlerim; üniversitede öğrencilerimize ne burs veriliyordu bizden önce, Bahçeli döneminde? 45 liracık. Biz ne veriyoruz? 240 lira, 240. Kredi Yurtlar Kurumunda kalıyorsa 150 lira da beslenme yardımı veriyoruz, 390 lira. Mastır öğrencisiyse 480 lira veriyoruz. Doktora öğrencisiyse 720 lira veriyoruz. Biz buyuz, biz bunları yaptık. Ve hamdolsun Kayseri’miz biliyorsunuz yeni üniversitelerle daha da gelişti, daha iyi olacak.

Sevgili kardeşlerim; bunlarla kalmadık. Sağlıkta istediğin hastaneye gidiyor musun? İstediğin eczaneden ilacını alıyor musun? Ah değerli kardeşlerim, bu Kılıçdaroğlu 90’lı yıllarda 8 yıl şu SSK’nın başında Genel Müdürdü. 8 yıl. Değerli kardeşlerim, anamızı ağlattı anamızı. Bırak sen bütün hastaneleri, SSK hastanesine giderdik muayene olmakta zorlanırdık değil mi? Doktor bizi nereye çağırırdı? Muayenehanesine. Ondan sonra da money money money, para vereceksin. Şu Kayseri’ye şu 8 yılda 159 trilyon sağlık yatırımı yaptık. Ah benim kardeşlerim, bakınız, şu anda Sayın Kılıçdaroğlu’nun döneminde hastalarımız, Allah göstermesin, ölüler rehine alınıyor muydu? Sayın Bahçeli’nin döneminde, ki Sağlık Bakanlığı onun Partisindendi, ama aynı Hükümet fark etmez, yine ölülerimiz rehine alınıyor muydu? Hastaneler rezalet miydi? Koğuş sistemi. Ama şimdi modern hastanelere kavuştuk mu? Zengini de, fakiri de istediği hastaneye gidiyor mu? Ayrım var mı? Kim ayrımcı? Kılıçdaroğlu mu, Bahçeli mi, biz mi? Hepsi ortada. Ben işte bunu halkıma duyuruyorum, onun için bunu duymayanlara anlatın, milletime anlatın. Deyin ki be kardeşim sen istediğin hastaneye gidiyor musun? Kim gönderdi seni? AK PARTi. İstediğin doktora gidiyor musun? Kim gönderdi seni? AK PARTi. Artık aile doktorun var mı? Buna kim kavuşturdu seni? AK PARTi. Kitapları ücretsiz alıyor musun? Bak şimdi elektronik kitap geliyor. Kim bunları getirdi? AK PARTi. Fakir fukaraya sosyal güvence, para veriliyor. Kim getirdi bunu? AK PARTi. Daha ne olacaktı ya. Ama bitmedi, dur bakalım daha neler var neler.

Kardeşlerim; bakınız, sadece şurada tomografi ve MR cihazlarını çok önemsiyorum. Bakınız, devlet hastanelerinde bizden önce 1 tane tomografi vardı. Şimdi 5 tane. Görüyor musun? Ve ne oluyor 1 tane olduğu için, aylar sonrasına gün veriliyor. Şimdi 5 olunca bunlar geri çekiliyor. Ah kardeşlerim, Kayseri gibi bir vilayette MR hizmeti verilmiyordu. Bugün MR cihazıyla, 2 tane MR cihazı verdik Kayseri’ye 2, bununla bu hizmet veriliyor. Diyaliz cihazı koskoca Kayseri’de ne kadardı biliyor musunuz? 92 tane, koskoca Kayseri. Şimdi ne kadar diyaliz cihazı var biliyor musunuz? 272. Değerli kardeşlerim, 112 istasyonu 11 taneydi. Şimdi 26 tane. Ambulans Kayseri’de ne kadardı biliyor musunuz? 18. Şimdi 60 tane ambulans var. Uzman hekim sayısı 259’du. Şimdi 430. Ebe ve hemşire 1122’ydi. Şimdi 1774. Ah kardeşlerim, bunları anlatın.

Toplu konutta Kayseri’de bugüne kadar 10 bin 518 konut uygulaması başlattık. 9 bin 112’sini sahiplerine teslim ettik, hamd olsun. Şimdi yeni toplu konut projemiz var. 1406 tane onlara başlıyoruz.

Ulaştırmada biz geldiğimizde Kayseri’nin ulaştırmada ne kadardı biliyor musunuz? Bakınız, sizlere yol uzunluğunu vereyim ulaştırma alanında. Öncelikle tabii Kayseri’yi Niğde, Nevşehir, Adana ve Sivas’a bölünmüş yollarla bağladık. Ve bu arada yol itibariyle attığımız adımlara gelince burada da 1’e 2 katladık. Havaalanımızın terminali neydi biliyorsunuz değil mi? Şimdi nasıl? Modern bir terminal binasına kavuştuk mu? Kavuştuk. 2002’de 242 bin yolcu sayısı vardı. 2010’da 940 bine yükseldi. Neredeyse 1’e 4 arttı.

KÖYDES, 62 trilyon KÖYDES için para gönderdik. Değerli kardeşlerim, susuz, yolsuz köy kalmasın, bunun için.

Geçiyorum, tarımda 2002’de 40 trilyon lira destek verilmiş. Biz 2010’da 64 trilyon tarımsal destek verdik. 8 yılda 611 trilyon destek verdik. Kayseri’de hayvancılığa 95 trilyon destek verdik.

Bakınız, doğalgazı buraya kim getirdi? Biz getirdik. Ah benim kardeşlerim, hanım kardeşlerim ne çileler çektiniz be. O çileleri benim anam da çekti. 5 kat, 6 kat, 7 kat, 8 kat, 10 kat binanın bodrumuna in, oradan kömürü al, tek odayı ısıt, bilemedin salon, oda ikisini birden ısıt. Kül, koku rezillik, öyle mi? Ama şimdi kombinin düğmesine bas, bütün daireyi ısıt. Sıcak su için hemen her yer sıcak su önünde, elinde. Yahu Batı’nın kadını bu hakka sahip de, benim Ayşe bacım niye sahip olmasın, Fatma bacım niye sahip olmasın? Niye Sayın Bahçeli sen getirmedin bunu? Biz getirdik. Bak şu anda biz geldiğimizde 9 vilayette vardı, şimdi 69 vilayette var. Farkımız bu. Bu bir heyecan işi, aşk işi, sevda işi. Biz Ferhat’ız Ferhat, siz Şirin. Ferhat, Şirin’e ulaşmak için nasıl dağları deldiyse, biz de delerek geliyoruz, evvel Allah.

Şimdi değerli kardeşlerim; geliyorum bir müjdeye. Ankara-Sivas hattında yüksek hızlı tren çalışmalarımız devam ediyor. Elbette Kayseri’yi bu hattın dışında tutmuyoruz, tutamayız. Ankara-Sivas hızlı tren hattının Yerköy Şefaatlı bölümünden Kayseri’ye 139 kilometrelik çift hatlı bir tren yolu inşa ediyoruz. Böylece Ankara-Kayseri arasını 2,5 saate düşürecek bu hattın uygulama projelerini tamamladık. İhale aşamasına geldik. Kayseri’yi Ankara’ya, Eskişehir’e, İstanbul’a, Konya’ya, Sivas’a bağlayacak bu tren hattı için 18 tünel, 8 köprü ve viyadük inşa ederek 1 milyar dolarlık bir yatırım yapacağız. Şimdiden hayırlı olsun.

Sevgili kardeşlerim; çiftçiye tarımda yüzde 59 faizle Ziraat Bankası Sayın Bahçeli zamanında kredi verdi. Biz yüzde 5’le veriyoruz. Bak fark bu. Yüzde 59’la Bahçeli, büzde 5’le biz. Halk Bankası yüzde 47 faizle esnaf, sanatkâra kredi veriyordu. Biz yüzde 5’le veriyoruz. Fark bu.

Değerli kardeşlerim; Kayseri’ye Devlet Su İşleri olarak 556 trilyonluk yatırım yaptık. 2 tane baraj, bugün açılışı yapılan da var, 2 sulama yenileme işleri bunları yaptık, yapıyoruz.

Değerli kardeşlerim; bütün bunlarla beraber Yamula Barajını bildiğimiz gibi hallettik, adeta Kayseri’ye bir deniz kazandırdık. Ve daha güzel olacak, daha iyi olacak inşallah.

Şimdi sevgili kardeşlerim, geliyorum işin finaline. Bakınız, kardeşler şurada kalan süre belli, 13 gün. Ama 13 gün çok çalışmamız lazım, çok çalışacağız, çok koşacağız. Burada sizden kaçta kaç istiyoruz? Yüzde 100. Kayseri derse bunu yapar, ama çok çalışacağız. Şarkımızı biliyor musunuz? Ahdimizi biliyorsunuz değil mi? Şöyle bayrakları bir göreyim. Arka taraflar bayrakları bir göreyim. Bakın şurada Belediyemizin raylı sisteminin yeni araçlarını da görüyorsunuz değil mi? Bunlar bugün kazandırılıyor ve bugün toplamda 69 yeni eserin kazandırılması var Kayseri’mize. Ve bunların da değerli kardeşlerim, toplam bedeli 488 trilyon. Bunlar bugün Kayseri’ye kazandırılıyor. Hayırlı olsun. Hazır mıyız?

Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun. 12 Haziran Türkiye’miz, Kayseri’miz, milletimiz, Kayserili kardeşlerimiz için, hazırlayacağımız yepyeni bir anayasa için, temel hak ve özgürlükler için yeni bir milat olsun diyorum. Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.