Recep Tayyip Erdoğan'ın 21 Mayıs 2011 tarihli Hakkari mitinginde yaptığı konuşma

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Buradan Çukurca’ya, Şemdinli’ye, Yüksekova’ya, oralarda yaşayan tüm kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Serhat şehri, medeniyet şehri, alimler şehri, seyitler şehri Hakkari’yi, Hakkarili kardeşlerimi selamlıyorum. Hakkarili Ebul Berakat Hazretleri ne güzel söylemiş; “Muhabbetin esası üç şeydedir; vefa, edep, mürüvvet.” Bizim aramızda birbirimize karşı vefa var, bizim aramızda birbirimize karşı hamdolsun edep var, bizim aramızda birbirimize karşı mürüvvet var, kavuşma var, biz birbirimize muhabbetle bağlıyız. Allah muhabbetimizi daima artırsın.

Sevgili kardeşlerim, büyük şair, mütefekkir, gönül insanı üstat Necip Fazıl, Hakkari’ye gelip Seyit Taha Hazretlerini ziyaret ettiğinde şu mısralar dilinden dökülmüştü: “Şemdinli dağlarının içtim nur çeşmesinden, kurtuldum akreplerin ruhumu deşmesinden.” İşte Hakkari böyle bir şehir. Hakkari, bizim milletle muhabbetimizin nişanesidir. Bu benim sadece Başbakan olarak Hakkari’ye 5. gelişim. Seçim kampanyalarımızı Hakkari’den başlattığımız yıllar da oldu. Hakkari’ye gelip açılışlar yaptık, Hakkari’de sizlerle 5 kez hasret giderdik. Değerli kardeşlerim, Hakkari’de sizlerle dertleştik.

AK PARTi, milletle aynı dili konuşan, milletle gönül diliyle konuşan, AK PARTi samimiyet diliyle konuşan bir parti. Biz hesabi değiliz, hasbiyiz. Biz, öfkenin, şiddetin, nefretin değil, sevginin, samimiyetin diline teslim olmuş bir partiyiz.

Ne diyorlar? Kepenk kapatma eylemi. Arkadaşlar, bunun adı kepenk kapatma eylemi değil, ya? Bunun adı kepenk kapattırma eylemi. İnsanları tehdit ederek, insanlara Belediye eliyle dehşet saçarak buna kepenk kapatma diyemezsiniz. Bu açık ve net kepenk kapattırma eylemidir. Bu, insanların ticaret hürriyetine engel olmaktır, ticaret özgürlüğüne engel olmaktır. Sizin nereniz özgürlükten yana ya, siz hangi demokrasiyi konuşuyorsunuz, siz hangi temel hak ve özgürlükleri konuşuyorsunuz? Ben şu anda Hakkari’nin şu sokağında gezdiğim zaman insanlığımdan utanıyorum, bu nasıl bir yerel yönetim, nasıl bir yerel yönetim? Burada altyapı var mı Allah aşkına, şurada yol var mı Allah aşkına? Biraz sonra söyleyeceğim bunlara sizlere gönderdiğimiz parayı. Soruyorum, bu para acaba nereye gidiyor?

Değerli kardeşlerim, Partimizi kurduğumuz, sizin huzurunuza çıktığımız günden itibaren gönül birlikteliğimiz, kardeşliğimiz her gün biraz daha pekişti. Çünkü biz size yalan söylemedik, söylemiyoruz, biz ilkelerimizden taviz vermedik, vermiyoruz. Bizim siyasetimiz, hizmet siyaseti, eser siyaseti, kardeşlik siyaseti. Bunların siyaseti ise, ideoloji siyasetidir, farkımız bu. Şu anda Hakkari’de, Yüksekova’da, Şemdinli’de, Çukurca’da biz eserlerimizle, hizmetlerimizle konuşuyoruz. Biz verdiğimiz sözleri tutuyoruz, vaatlerimizin arkasında duruyoruz. Tek tek, adım adım yatırımlarla, reformlarla 81 vilayetin, tüm Türkiye’nin, Hakkari’nin çehresini değiştiriyoruz.

Değerli kardeşlerim, biz Partimizi kurduğumuz günden bugüne birtakım odaklar her an bizi engellemeye kalktılar, Partimizi kapatmak istediler, çirkin oyunlar oynadılar. Fakat bu tahriklere, bu tezgahlara biz hiçbir zaman gelmedik. AK PARTi iktidardan uzaklaştırmak istediler. Bizim sizlerle olan muhabbet bağımızı kıskandılar, bu muhabbeti bozmak istediler. Hiçbirine eyvallah demedik. Hiçbir tezgaha, hiçbir kışkırtmaya boyun eğmedik. Tam tersine, sizin desteğinizle, sizin hayır dualarınızla demokrasiye, özgürlüklere, milli iradeye musallat olan bu çetelerle amansızca mücadele ettik.

Sevgili kardeşlerim, biz sadece çetelerden hesap sormakla kalmıyoruz. Biz, inkar politikalarına son veriyoruz. Biz faili meçhullerin peşine düşüyoruz. Ülkenin neresinde olursa olsun, benim insanıma yapılan her haksızlığın hesabını sorduk, soruyoruz. 8,5 yıl önce soruyorum, nasıl bir Türkiye vardı, bugün nasıl bir Türkiye var? 8,5 yıl önce nasıl bir Hakkari vardı, bugün nasıl bir Hakkari var? Yüksekova’da, Şemdinli’de, Çukurca’da benim genç kardeşlerim Kürtçe müzik kasetlerini gizli gizli dinliyordu. Hakkarili Ahmedi Xani’nin adı anılmıyordu, Mem-u Zin tanınmıyor, yasaklıydı. Ama şimdi biz Kültür Bakanlığımız vasıtasıyla bastık, yayınladık ve hayata takdim ettik. Anneler yavrularıyla Kürtçe konuşamıyordu, ama şimdi böyle bir sorun yok. Köylüler huzurla, güvenle şehre, ilçeye inemiyordu. Çölemerik, yani Hakkari; Gever, yani Yüksekova; Navşar, yani Şemdinli; Çele, yani Çukurca demek bile, telaffuz etmek bile biliyorsunuz yasaktı. Şimdi o günlerden bugünlere geldik. Ah benim Hakkarili kardeşim, ülke bölünür dediler, huzur, barış bölünür dediler. İşte bu kardeşinize, bizim Partimizi, arkadaşlarımıza hakaretler ettiler. Ne oldu? Kardeşlik bozulmadı, kardeşlik yüceldi, muhabbetimiz daha da arttı. 8,5 yıl önce Ahmedi Xani’den söz etmek korku sebebiydi. Bugün artık Türkiye Cumhuriyeti Kültür Turizm Bakanlığı Mem-u Zin’i basıyor, dün Kürtçe kaset tandırlarda saklanırken, bugün devletin televizyonu 24 saat Kürtçe yayın yapıyor. Sevgili kardeşlerim, bunu kim getirdi, bunu hangi parti getirdi, kim? Biz getirdik, biz başardık ve daha da ileri gidecek. Bugün uluslararası Kürdoloji Kongresi, Kürt Kadın Kongresi 21. yüzyılda Kürt dile ve edebiyatı kongresi düzenleyen bir Hakkari Üniversitesi var. Bu üniversiteyi kim kurdu, soruyorum değerli kardeşlerim; bu hizmetleri buraya getiren AK PARTi, demokrasinin bir mücadelesi olarak, ileri demokrasi olarak, hak ve özgürlükler olarak bu ülkenin 81 vilayetinde üniversite olacak dedi ve bu üniversitelerin tamamını gerçekleştirdi.

Değerli kardeşlerim, şiddet bugüne kadar acıdan başka hiçbir şey vermedi. Terör, şiddet, acıdan, yoksulluktan başka hiçbir şey getirmedi. Size soruyorum Hakkarili kardeşim; bu şiddet politikaları kimin işine yarıyor, bu terör kimin ekmeğini yağ sürüyor? Ve lütfen başımızı iki elimizin arasına alalım, bu ülkede hizmet verecek kimse, oyumuzu onlara verelim, onlara verelim. Futbol takımı tutar gibi parti tutulmaz. Tehditmiş, sevgili kardeşlerim, oy namustur, oy şereftir. Ve şunu açık söylüyorum: Korkunun ecele faydası yoktur. Siz bu mücadeleyi vereceksiniz, beraber vereceğiz. Molotof kokteylleri, taşlar hangi meseleye çözüm getiriyor? Çocuklarımızın ellerine molotof kokteyleri tutturmak suretiyle dükkanların camlarını indirenler, otobüsleri, arabaları ateşe verenler, tarihi de, millete de aslı bunun hesabını veremezler. Çünkü demokrasi bu yolla gelmez, temel hak ve özgürlükler bu yolla gelmez. Ve bunlar tamamen istismar siyasetidir. Bu istismar siyasetinin önünü hep beraber keseceğiz. Biz bütün samimiyetimizle yeni bir süreç başlattık. Ancak CHP, MHP, BDP adeta ittifak halinde bu süreci sabote etmek için inanın gece gündüz çalıştılar.

Sevgili Hakkarili kardeşim, ben dün Van’da 1940’lı yıllara ait, CHP’nin tek parti iktidarı dönemine ait 5 belge açıkladım. CHP’li Bakanlar Kurulu’nun imzalarıyla, İsmet İnönü’nün imzasıyla kitapların, plakların nasıl yasaklandığını, toplatıldığını belgeleriyle gösterdim dün. O belgeler işte on yıllardır yaşanan acının belgeleriydi. O belgeler, inkar politikalarının belgeleriydi. AK PARTi olarak bizim 22 Kasım’da değerli kardeşlerim, son verdiğimiz inkar politikaları, ret politikası, asimilasyon bu ülkeye bir daha geri dönmeyecek. Kürt sorunu denilen olay nedir? 3 şey. Neydi bu? Ret, inkar, asimilasyon. Şu anda böyle bir şey kaldı mı Türkiye’mde? Artık ne ret var, ne inkar var, ne asimilasyon var. Sadece benim Partimin grubunda 60’ı aşkın Kürt milletvekili kardeşim var. Biz bunları bir yerlerden izin alarAK PARTimizin içerisine almadık. Benim kabinemde Kürt bakan arkadaşlarım var. Biz bir yerlerden ruhsat alarak bunları kabinemize koymadık. Nereden izin aldığımızı söyleyeyim, görevlendirmeyi nerenin yaptığını söyleyeyim. Sen yaptın, millet yaptı, millet verdi, millet görevlendirdi biz de Parlamentoya taşıdık. Açık söylüyorum, herkes rolünü oynuyor. Artık bu ülkede benim Kürt kardeşimin sorunları bugüne kadar nasılsa yine şimdi benim sorunumdur. Türk kardeşimin sorunu benim sorunumdur. Laz’ın, Çerkez’in, Gürcü’nün, Abhaza’nın hepsinin sorunu benim sorunumdur. Çünkü biz, tek millet dedik. Bu milletin içinde ne var? Türk’ü var, Kürdü var, Laz’ı var, Çerkez’i var, Gürcü’sü var, Abhaza’sı var, Roman’ı var, Arap’ı var, hepsi var bunun içinde, millet böyle oluşur, onun için tek millet. Ama arkadan bir şey daha söyledim, neydi o? Tek bayrak dedim. Ne zaman dedim bunu? Ta Afyon’dan yola çıkarken. Peki bizim bu bayrağımızın rengi birilerini niye rahatsız ediyor? Bu renk, şehidimizin kanıdır, rengi oradan alıyor. Hilal, bağımsızlığımızın ifadesidir. Yıldız şehitlerimizi sembolize eder. Onun için ne dedik? Tek bayrak dedik. Ardından bir şey daha söyledik neydi o? Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak; eğer uğrunda ölen varsa vatandır dedik. Onun için 780 bin kilometre kareyle bu vatan bizim. Bu vatanın üzerinde ameliyat yaptırmayız, yaptırtmayız, bu vatan bizim, 74 milyonun. Eğer kim ameliyat derdine düşüyorsa avucunu yalasın kusura bakmasın, bizim derdimiz bu. Ve dördüncüsü ne? Tek devlet dedik, tek devlet.

Sevgili kardeşlerim, bizim birliğimizi, beraberliğimizi bozmaya çalışanlara 12 Haziran’da gerekli cevabı vermeye hazır mıyız? Sandıklardan biliyorsunuz seçmen listesinin bütün mensupları o oy pusulasının başındaki ilk parti AK PARTi. İnşallah sizlerin oylarıyla gümbür gümbür sandıklardan yine geleceğiz, hep beraber geleceğiz, hep beraber geleceğiz. Ve isminde barış olan, demokrasi olan BDP, CHP ile kol kola girerek bütün ilkelerini çiğniyor. Kendi kendisiyle çelişiyor, kendi kendisini inkar ediyor. 12 Eylül halk oylamasında BDP, CHP, MHP ile Ergenekon’la kol kola girerek 26 maddenin değişikliğine karşı çıktılar. Hem de demokratik yollarla değil, anlatarak, ikna ederek değil, zorla, tehditle, baskıyla sindirerek boykot uygulamaya çalıştılar aynen bugünkü gibi. Bakın şu anda vatandaşlarımızı niçin serbest bırakmıyorlar, neden? Sürekli tehditlerle benim vatandaşımın demokratik hakkını kullanmasına niçin engel oluyorlar? Çünkü kendilerine inanmıyorlar. Biliyorlar ki, eğer biz Kürt kardeşlerimizi serbest bırakırsak onların tabii Kürt kardeşlerim, kardeşi filan da değil onu da söyleyeyim. Çünkü bunlar hiçbir zaman benim Kürt kardeşlerimin temsilcisi olamaz bunu da söyleyeyim. İstismarını yapar sadece istismarını. Bugüne kadar soruyorum Allah aşkına; şu Hakkari’nin sokaklarındaki hal, şu görüntü benim Kürt kardeşlerime hizmet vermek diyebilir miyiz? Halkını seven, halkına hizmet verir, halkına hizmet eder. Ben artık Hakkarili kardeşlerimin, Hakkarili gençlerin gerçeği görmesini istiyorum. Ben artık Hakkarili kardeşimin bu şiddet politikalarını sorgulamasını istiyorum. Hakkarili anaların artık evlatlarına sahip çıkmalarını istiyorum. Dağdan geri çağırmasını istiyorum. Bugün artık yasaklar yok, bugün artık kısıtlamalar yok, bugün ifadenin önünde engeller yok. Hep birlikte çok daha iyisini yapacağız. Standartları çok daha yükseğe çıkartacağız. Ama bunun için sizden destek istiyoruz, el ele vereceğiz, omuz omuza vereceğiz.

Değerli kardeşlerim, 22 Temmuz’da Hakkari bize destek verdi tabii oraya katılanlar arasından destek verdi. Biz Hakkari’ye gerçekten çok ciddi hizmetler verdik. Şimdi tekrar destek istiyoruz. Çetelerle mücadele noktasında daha güçlü şekilde mücadele için destek istiyoruz. Türkiye’yi daha ileri demokratik standartlara kavuşturmak için sizlerden bir kez daha destek istiyoruz. Özgürlükleri daha da genişletmek için destek istiyoruz. Hazır mıyız? Kaç günümüz kaldı? Şurada 23 gün. Kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Korkmadan, çekinmeden, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Eliniz, diliniz, dert görmesin. Başaracağız bunu, başaracağız. Sağ olasın. Senin o yüreğinden gelen ses var ya kızım, işte o aydınlık yarınların ifadesidir. Şimdi yeni bir anayasa için her bir Hakkarili kardeşimin işte bu anayasa benim anayasamdır diyeceği bir anayasa için sizlerden destek istiyoruz. Biz ne çektiysek, millet tarafından yapılmayan, insanı merkeze almayan anayasalardan çektik. Şimdi artık tamamen insanı merkeze alan, milletin derdine çare üretecek, ekonomiye güç verecek bir anayasayı millet kendisi yapacak. Ayrım yok, amalar yok, ancaklar yok, dışlama, öteleme, yasaklama yok. Bu anayasayı kim istiyor? Millet. Ve biz de bu anayasayı yapacağız.

Sevgili kardeşlerim, dün Van’da Vanlı kardeşlerimle el ele verdiğimizde çok kolaylıkla hayata geçireceğimiz bir hayalimi ifade ettim. Benim Hakkari için de hayallerim var. 8,5 yılda gerçeğe dönüştürdüğümüz birçok hayal gibi. Ben bu hayalleri de gerçeğe dönüştürmek istiyorum. İşte Yüksekova’da 17 Temmuz 2010’da yılda 1 milyon yolcu kapasiteli bir havaalanının temelinin attık. Bu hava alanı 120 trilyona mal olacak, 120 trilyon. Ama ne oldu? Bunun temel atma törenini bile engellemek istediler. Ama benim Ulaştırma Bakanım geldi ve burada temeli her türlü şarta rağmen attılar. Şu anda inşaat devam ediyor.

Değerli kardeşlerim, aynı şey Şırnak’ta oldu. Silopi’de de hava alanının temel atma törenini yaptık, o da gerçekleşti. Buralarda Allah aşkına hava alanı ya benim vatandaşımın, Kürt kardeşimin aklından geçer miydi? Ama bak biz şimdi buraya uçağı indireceğiz. Ama ben bir tane uçağın gelmesini istemiyorum. Buraya haftada 15-20 uçağın inip kalkmasını istiyorum. Dünyanın değişik yerlerinden buraya uçaklar gelsin istiyorum. Kaya resimlerini, dirheleri, Melik Esed Mezarlığını görmeye gelsin. Bay Kalesi, Kelat Sarayı, Zeynel Bey Medresesi, Taşköprü. Amerika’dan, İngiltere’den, Japonya’dan buraları görmeye gelsinler istiyorum. Ve turistleri burası çeker. Dünyanın her yerinden dağcılar gelsinler Cilo Dağına çıksınlar, Sat Dağına tırmansınlar, yaylaları, mezraları görsünler istiyorum. Türkiye’den, dünya’dan genç üniversite öğrencileri, Hakkari Üniversitesinin TOKİ tarafından yakında inşa edilecek kampüsünde ilim tahsil etsin. İstiyorum ki, Hakkari’nin de esnafı kazansın, tüccarı kazansın, Hakkari üretsin şu andaki ihracatını daha da artırsın.

Sevgili kardeşlerim, işsiz, iş sahibi olsun, inanın bunu yaparız, inanın bu uzak bir hayal değil. Yeter ki şu Hakkari’de huzur olsun, yeter ki terör bitsin, yeter ki kan dursun. Çıkıyor BDP’nin Başkanı diyor ki, “Kandan beslenenlerin Allah belasını versin” Ya bunu sen hangi yüzle söylüyorsun ya, hangi yüzle söylüyorsun. Şurada Hakkari’de benim vatandaşım elini kolunu rahat rahat sallaya sallaya sizin sayenizde gezemiyorsa, bunun sorumlusu sizsiniz. Eğer böyle bir günde buranın esnaflarına kepenk kapattırıyorsanız, bunun suçlusunu başka yerde aramayın, bunun suçlusu sizsiniz. İşte 3 gün kendilerine göre yas ilan ediyorlar, ondan sonra kepenk kapattırıyorlar. Dünyanın neresinde var böyle bir şey ya? Ve siz burada kalkıyorsunuz bir hoca efendiyi rahatlıkla öldürebiliyorsunuz, şehit edebiliyorsunuz ve ailesini de daha sonra bırakmıyor, hala tehdit etmeye devam ediyorsunuz. Bu nasıl bir anlayıştır? Bu nasıl bir iştir? Sevgili kardeşlerim, durum tespitini iyi yapmalıyız. Bunların tespitini iyi yapmamız lazım. Terör, bunların beslendiği tek yer. Terörden besleniyorlar. Terör varsa BDP’ye oy var, çünkü BDP de onları besliyor, bunu artık kendileri de açık açık zaten ifade ediyorlar. Eğer demokrasi diyorsanız, ha kalkıp burada tavrınızı koyacaksınız. Kendilerine söyledim, eğer siz bu konuda yürekliyseniz Parlamentoda söyledim, çıkın terör örgütü olarak PKK’yı ilan edin, edemediler, edemediler. Niçin? Çünkü oradan besleniyorlar, oradan besleniyorlar. Sevgili kardeşlerim, ölüm haktır, biz hayatımızda bir kere ölürüz. Ve biz buna inanmışız. Ama düşünün buna inanmayanlar tabii ki her gün korkar. Ama inanıyorsak, ha o zaman hiç korkmayız. Çünkü bizim için ölüm son değildir, ölüm bir başlangıçtır, ölüm bir başlangıçtır. Ve bizim değerlerimizde, bizim inancımızda batü badel mevt vardır. Ölüm sonra dirilmek vardır. Ama bunların böyle bir şeyi yok. Ve bunlar Kürtlerin, İslam’ı bir dayatmayla, kılıç zoruyla kabul ettiklerini kendileri söylüyorlar zaten. Ve Kürtlerin dininin Zerdüştlük olduğunu da bunlar söylüyorlar, ben söylemiyorum, kendileri söylüyor. Ama son zamanlarda baktılar ki bu tutmadı, şimdi artık Hac Umre turizmine el attılar, oradan çünkü mani gelecek. Bu da yetmedi, şimdi devletin imamları arkasında namaz kılmayın diyorlar. Kendileri bakıyorsunuz geliyorlar belli yerde hemen bir cemaat oluşturuyorlar, kadın erkek birbirine girmiş, namazı kıldıran ehliyet sahibi midir belli değil. Bir defa Cumada bu işe ehil olmak lazım, liyakat sahibi olmak lazım. Ve Cuma, bir Cemdir. Yani biz köylerde, mezralarda falan Cuma kılmayız. Hep Anadolu’da bu bellidir, kasabaya ineriz, ilçeye ineriz, oralarda kılarız. Neden? Cem olacağız, bir araya geleceğiz, mesajı alacağız. Ama bunlar böyle bir hassasiyet içinde değil. Zaten bir kısmı kenarda oradan izliyorlar. Öbür taraftakiler de adeta bir sivil inisiyatif gösterisi gibi güya Cuma namazı kılıyorlar, bunların yaptığı bu. İşte 12 Haziran, dinimizi istismar edenlere de cevap verme günüdür.

Değerli kardeşlerim, güvenli olursak, huzurlu olursak, istikrar olursa inanın şu Hakkari’ye dünyanın her yerinden yatırımcı gelir, hiç endişeniz olmasın. Ve iki ülkeye sınır Hakkari, her açıdan dünyanın çok önemli bir turizm noktasında, ticaret noktasında hareket merkezi olur. Terör örgütü bunu bildiği için bu bölgenin yakasından düşmek istemiyor. Terör örgütü bunu bildiği için yoksulluğun bitmesini burada istemiyor. Ya ben şurada Yüksekova’da 150 yataklı hastanenin açılışına geldim. Bakanımla beraber, milletvekillerimiz. Ardından Hakkari, 150 yataklı hastanenin açılışına geldik aynı gün. Ve bu hastanelerimizin açılmasına bile vatandaşı tehdit ettiler, göndermediler. Ya biz size kötülük mü yaptık? İki tane modern hastane yaptık. Şimdi sizlere değişik rakamlar vereceğim sağlıkla ilgili. Düşünebiliyor musunuz Hakkari’mizde 2002 yılına kadar sadece fıtık gibi küçük ameliyatlar yapılabiliyordu, sadece fıtık, Hakkari böyle bir yerdi. Bugün ise birçok büyük ameliyatlar Hakkari’de yapılabiliyor. Cumhuriyet tarihinde ilk kez beyin ameliyatı 2007 yılında yapıldı Hakkari’de ilk kez. Şemdinli’de ise ilk kez ameliyat 2007 yılında yapıldı. Değerli kardeşlerim, buralara durup dururken gelmedik, AK PARTi iktidarıyla geldik. Ya şimdi soruyorum; Allah aşkına bu BDP’nin destekledikleri şu bağımsızlar ne yapacaklar bunlar, soruyorum ne hizmet verecekler benim buradaki Kürt kardeşlerime? Ben kardeşlerimi duyarlı olmaya çağırıyorum, bu tehditlere karşı dik durmaya çağırıyorum. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, biz hizmetlerimizden asla geri durmayacağız. Yollarımızı da yapacağız. Ama bunlar müteahhitlerin iş makinelerini de yakıyorlar. Yol yapmak için çalışan müteahhidin makinesini de yakıyor, niye? Çalışmasınlar diye. Baraj yapıyoruz makineleri yakıyorlar çalışmasınlar diye. Ve buralara hizmet gelmesin diye. Çünkü fakirliği, yoksulluğu böyle istismar ediyorlar. Ne diyorlar benim Kürt kardeşime; sana devlet ne verdi, okul mu verdi, hastane mi verdi, geçmişte geçmişte, şimdi bunları diyemiyorlar bu oyuncakları ellerinden aldık. Şimdi artık okullar var, şimdi artık hastaneler var, şimdi artık yollar geliyor, hava alanı geliyor, tabii oyuncak gidiyor ellerinden.

Sevgili kardeşlerim, bakın sınır kapılarını açıyoruz, Derecik Sınır Kapısını bu yıl 14 Şubat’ta açtık. 25 Nisan’da da Çukurca Üzümlü Sınır Kapısı’nın açılması onayını verdik. Esendere Sınır Kapısının temelini yakında atıyoruz. Bu kapıyı İran’la ortak olarak işletecek, geçişleri daha hızlı hale getireceğiz. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Yüksekova’nın içme suyu, kanalizasyon ve atık su arıtma tesisini biz yapıyoruz, bunlar belediyenin görevi. Ama biz, Yüksekova’da yaşayan kardeşlerimizi susuz bırakamazdık. Bak kendi seçtiği belediye, kanunen görev onun. Suyu getirmediği halde biz oraya su getirdik, biz getiriyoruz. Ah benim Hakkarili kardeşlerim, ah benim Kürt kökenli kardeşim, bunları iyi tanıyım. Çevre Yolunu ihale ettik, onu inşa edeceğiz. Terörden zarar gören vatandaşlarımız için 2004 yılında biliyorsunuz bir kanun çıkardık. Bugüne kadar terörden zarar gören vatandaşlarımıza ne ödedik biliyor musunuz? 543 trilyon ödedik. Hiçbir vatandaşımızın mağdur olmaması için her tedbiri aldık. Biz var gücümüzle çalışıyoruz. Ama biz bunu yaparken, benim buradaki polisime, emniyetini, asayişini temin etmek isteyen polisime, ülkemin sınarlarını korumak durumunda kalan askerime, silah doğrultan ellere biz sessiz kalabilir miyiz? Tabii ki kalamayız.

Bakın değerli kardeşlerim, Hakkari Belediyesine, bunu bilin istiyorum, hani bazen diyorlar ki gelmiyor, ne gelmiyor be, yalan söylemeyin, çıksınlar bunu açıklasınlar. Bakın size ne kadar para gönderdiğimizi söyleyeyim, onu da bütün buradaki gelmeyen, gelemeyen Kürt kardeşlerime anlatın, anlatın.

2010 yılında 13,5 trilyon değerli kardeşlerim, pay verdik. Yüksekova Belediyesine 2010 yılında 18 trilyon pay verdik. Bunları özellikle bilmenizi istiyorum. Yani batı ne alıyorsa, buralar daha fazlasını alıyor. Çünkü ekonomik gelişmişlik endeksi düşük olduğu için, buralara paydan daha fazla veriyoruz. Hakkari Belediyesinin görevi olmasına rağmen, şu anda demin de söyledim, şehir içindeki yolları biz bazı ana artel diyebileceğimiz yerleri Kara Yollarına yaptırtıyoruz, ya yapın dedik, yapın. Ve buraya 4 tana çöp kamyonu gönderdik biliyor musunuz, belediye, 4 tane çöp kamyonu gönderdik. Buna rağmen Hakkari çöpe mahkum ediliyor. Çöp toplanmıyor, peki bu mudur hizmet? Hakkariliye layık görülen bu mu? Bu çöpe, çamura, toza, toprağa Hakkarili layık mıdır? İşte ben sizin bunu da sorgulamanızı istiyorum. İstismar siyaseti yapanlarla, hizmet siyaseti yapanları artık birbirinden ayırmanızı istiyorum. Siz çok daha iyisine layıksınız. Biz de bunun için çalıştık, bunun için çalışmaya devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim, şimdi size kısa olarak Hakkari’ye getirdiğimiz hizmetleri şöyle bir özetlemek istiyorum, bunları bilmenizde fayda var. Bakınız eğitimde Türkiye’de 163 bin derslik yaptık, Hakkari küçük bir il. 8,5 yılda biz Hakkari’ye 709 derslik yaptık, bunlar devam edecek. Ve kaç bilgisayar gönderdik biliyor musunuz? 2 bin 806 bilgisayar gönderdik. Yani bilişim teknolojisi sınıflarını Hakkari’de biz kurduk, daha önce böyle bir şey yoktu. Sevgili kardeşlerim, sıraların üzerinde kitapları ücretsiz olarak buluyor muyuz? Buluyoruz. İlköğretim, ortaöğretim. Sosyal güvencesi olmayanlara sesleniyorum. İlköğretimde erkek öğrenciye 30 lira veriyoruz, kız öğrenciye 35 lira veriyoruz. Ortaöğretimde erkek öğrenciye 45 lira veriyoruz, kız öğrenciye 55 lira veriyoruz, anneye ayrıca 150 lira veriyoruz. Erzak, yakacak bunlar ayrıca verdiklerimiz. Eğer evde özürlü filan varsa, bakıcı ücreti olarak asgari ücret veriyoruz, asgari ücret. Özürlü eğitimi için ayrıca destek veriyoruz. Bunları özellikle bilmenizi istiyorum. Sevgili kardeşlerim bitmedi. Üniversite öğrencilerine bizden önce 45 lira burs veriyorlardı. Şimdi biz üniversite öğrencilerine 240 lira veriyoruz. İnşallah mastır yaparsanız, tabii şu anda henüz mastırda değilsiniz Hakkari Üniversitesi olarak. İleride o zamana kadar tabii bu rakam çok büyüyecek; ama şu anda mastır öğrencilerine 480 lira veriyoruz. Doktora öğrencilerine 720 lira veriyoruz. Bunu da bilmenizi istiyorum.

Şimdi size bir müjde daha veriyorum eğitimle ilgili. Artık okullardan karatahtayı kaldırıyoruz. Ve okullara akıllı tahtayı getiriyoruz. Akıllı tahta bilgisayar donanımlı olacak, internet ağıyla dünyaya bağlı. Sizlere sevgili öğrenciler, birer tane elektronik kitap vereceğiz. Her öğrenciye, zengin fakir ayrımı yok, bunu ücretsiz olarak vereceğiz, ücretsiz. Ve bu projemizi 4 yılda hayata geçireceğiz. Yani 4 yıl derken, etap etap okullardaki karatahtalar kalkacak, akıllı tahtalar monte edilecek ve bir taraftan da ihaleyi alan firma bunların üretimini yapıp onları da öğrencilerimize vermeye çalışacağız. Yani sizlerin hepsi şanslısınız. Çocuklar, sizler bunları alacaksınız, tamam? Hah. Yani ben ne diyorum biliyor musunuz? Bunun içinde tabii bütün müfredat var, bütün müfredat, bütün kitaplar bunun içine girilmiş olacak. Benim derdim ne biliyor musunuz? Hep kendime şunu sorardım: Ey Tayyip Erdoğan, yahu Amerika’nın George’u, Edward’ı, Alman’ın Hans’ı, Helga’sı, ya bunlar eğitim teknolojisinin en ileri imkanlarından istifade edecek de, benim Ahmet’im, Mehmet’im, Hasan’ım, Hüseyin’im, Ayşe’m, Fatma’m, Hatçe’m, Betül’üm, onlar niçin istifade etmesin ya, neden? Bizden önceki partiler bu ülkeye bilgisayarı niye getirmediler, bilişim teknolojisi sınıflarını niye kurmadılar? Biz yaptık. Neden? Bu iş vizyon işidir vizyon. Vizyonunuz varsa bunu yaparsınız, yoksa yapamazsınız.

Sevgili kardeşlerim, sağlıkta neler yaptığımızı biliyorsunuz. Ve sağlıkta istediğiniz hastaneye artık gidiyor musunuz? İstediğiniz eczaneden ilacınızı alıyor musunuz? Toplam Hakkari’ye yaptığımız sağlık yatırımı ne kadar biliyor musunuz şu ana kadar? 120 trilyon, 120 trilyon. Bakın iki adet aile sağlığı merkezini biz tamamladık, bitirdik. Hakkari Devlet Hastanesi, Yüksekova Devlet Hastanesini az önce söyledim, başladık, bitirdik. Ve ayrıca 5 adet değerli kardeşlerim, bu süreç içerisinde aile sağlığı merkezinin yapımına biz başladık, süratle tamamladık, hizmete açtık. Devlet hastanelerinde sevgili kardeşlerim, bizden önce tomografi ve MR hizmeti verilmiyordu. Ah Hakkarili kardeşim ah. Şimdi ise 2 tomografi cihazımız var, 1 tane de MR cihazıyla bu hizmeti veriyoruz. Bitmedi. Biz gelmeden önce kaç tane diyaliz cihazı vardı biliyor musunuz?

6 tane diyaliz cihazı vardı. Ya Hakkari’nin tamamına 6 tane diyaliz yeter mi? Biz bunu 20’ye çıkardık, şu anda 20 tane diyaliz cihazı var. Peki 112 istasyonu kaç taneydi? 1 tane, 1, 1. Şimdi kaç tane? 14. 1’den 14’e çıkardık. Ambulans sayısı neydi Hakkari’de biliyor musunuz?. 1 tane. Şimdi kaç tane? 20 tane, 1’e 20. Ben şimdi şu BDP’lilere sesleniyorum. Ya bunları sizin gözünüz görmez mi Allah aşkına ya, dürüst olun be, dürüst olun. Ben Kürt kardeşlerime sesleniyorum. Siz hizmete mi oy vereceksiniz, yoksa istismar siyasetine mi oy vereceksiniz? Gelin başımızı iki elimizin arasına alalım, inanıyorum ki benim Kürt kardeşlerim kendilerine yakışanı yapacak ve hizmet siyasetine oylarını verecektir. 10 tane uzman hekim vardı bizden önce, şimdi bu sayı 96 oldu. 172 tane ebe, hemşire vardı, şimdi 408’e çıktı.

Toplu konut olarak 1066 tane toplu konut uygulaması başlattık, 964 tanesini sahiplerine teslim ettik, yapmaya devam edeceğiz.

Ulaştırmada, bizden önce bölünmüş yol ne kadardı biliyor musunuz? Ah ah çıldırası geliyor insanın, 1 kilometre. Biz 13 kilometre yaptık. Eğer şu terör olayı olmasa, şu tehditler olmasa çok daha fazlasını yaparak bu işleri bitirmiş olacağız.

Değerli kardeşlerim, hava alanıyla ilgili çalışmalarımız hızla devam ediyor. Altyapı, üstyapı ve diğer işlerin de ihale süreci devam ediyor, 2013 yılında Yüksekova’da inşallah artık uçaklar inip kalkmaya başlayacak.

Ve KÖYDES’le ilgili olarak, Hakkari’ye 107 trilyon destek verdik. İnşallah susuz, yolu olmayan köy kalmayacak.

Değerli kardeşlerim, tarıma giriyorum, tarımda 2002’de buraya 3 trilyon verilmiş. Biz 2010’da buraya 11 trilyon verdik, aradaki fark 4 kat.

Sevgili kardeşlerim, 89 trilyon şu 8 yıl içinde biz Hakkari’ye tarım desteği verdik. Hayvancılık desteği 36 trilyon. Yine Hakkari’ye verdiğimiz ayrıca bir destek.

Faize bakıyorsunuz, Ziraat Bankasının çiftçiye verdiği kredi faizi ne biliyor musunuz? Yüzde 59’du, şimdi? Yüzde 5, 12 kat düşürmüşüz, bakınız 12 kat. Halk Bankası yüzde 47 faizle esnafa sanatkara kredi veriyordu. Biz yüzde 5’le veriyoruz, aradaki fark bu.

Aynı şekilde Devlet Su İşleri olarak 121 trilyon yatırım yaptık Hakkari’ye. 4 adet taşkın koruma inşaatını, Şemdinli ilçe merkezi içme suyunu temini kapsamında 1 adet isale hattı ve 1500 metreküplük su deposunu biz tamamladık, bunu Belediyenin yapması gerekirdi, biz yaptık. Ayrıca 2 adet taşkın koruma, 4 adet enerji amaçlı su şişirme bendi, 1 adet sulama ve içme suyu amaçlı barajın yapımını devam ettiriyoruz. Devamı bunun değerli kardeşlerim, inşallah diğer barajlarla gelecek.

Sevgili kardeşlerim, bu kalan süre içerisinde inşallah Dilimli Barajı’nı da süratle inşallah projesini, sulama projesini bitireceğiz, onun çalışmaları şu anda devam ediyor. ORKÖY çalışmaları kapsamında da 876 aileye 2 trilyon tutarında ferdi proje kredisi sağladık.

Değerli kardeşlerim, şimdi işin finaline geliyoruz. Çünkü buradan Şanlıurfa’ya yetişeceğim, Şanlıurfa’ya selamlarınızı götüreceğim. Ve sevgili kardeşlerim, vakıflar olarak burada yaptığımız tabii birçok eser var. Ama benim sizden isteğim; şu kalan 23 günde hep beraber çalışalım. Tamam, çalışmaya hazır mıyız? Koşturmaya hazır mıyız? Ben de koşuyorum, beraber koşacağız.

Şimdi şarkımızı biliyorsunuz değil mi? Biliyorsunuz. Hep beraber söyleyelim mi? Peki. Bayrakları bir kaldıralım.

Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun. 12 Haziran; ülkemiz, Hakkari’miz, milletimiz, Hakkarili kardeşlerim için hayırlara vesile olsun diyorum. Türk demokrasisi için, Partimiz için aydınlık yarınlara vesile olsun diyorum. Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.