Recep Tayyip Erdoğan'ın 1 Haziran 2011 tarihli Diyarbakır mitinginde yaptığı konuşma

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Eğil’e, Ergani’ye, Hani’ye, Hazro’ya, Kayapınar’a, Kocaköy’e, Kulp’a, Lice’ye, Silvan’a, Sur’a, Yenişehir’e oralarda yaşayan tüm kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Tarih şehri, medeniyet şehri, ilim şehri, kardeşlik şehri Diyarbakır’ı selamlıyorum. Diyarbakır, Çin Seddi’nden sonraki en uzun surlara sahip şehir. Diyarbakır, enbiya mezarlarına, peygamber mezarlarına ev sahipliği yapan bir şehir. Diyarbakır, 41 sahabeye, Peygamberimizin mübarek yüzünü görmüş 41 ulu insana ev sahipliği yapan bir şehir. Buradan Diyarbakır’da yatan Sahabe-i Kiram’dan Şücaettin Hazretlerini, Maliki Ejder Hazretlerini, Abdurrahman Hazretlerini, Mir Seyyid Hazretlerini onlar gibi 41 Sahabe-i Kiram’ı rahmetle, minnetle yad ediyorum.

Bundan tam 1372 yıl önce bir 27 Mayıs günü Diyarbakır’ı fethedip İslam topraklarına dahil eden İyaz Bin Ganim Hazretlerini, Halid Bin Velid Hazretlerini de aynı şekilde rahmetle ve minnetle yad ediyorum. Allah bizi onların şefaatine nail etsin diyorum.

Diyarbakır öyle bir şehir ki, Mekke’den, Medine’den sonra en fazla sahabe kabri bu şehirde. Diyarbakır öyle bir şehir ki, Mekke, Medine, Kudüs ve Şam’dan sonra 5. haremi şerif. Ulu Cami bu şehirdedir. Diyarbakır huzur demektir, Diyarbakır maneviyat demektir. Ben sizlerle gurur duyuyorum. Diyarbakır en çok da kardeşlik demektir.

Sevgili kardeşlerim, sevgili Diyarbakırlılar; bu benim Başbakanlığım döneminde Diyarbakır’a kaçıncı gelişim biliyor musunuz? 11. gelişim. En son 2010’da Diyarbakır’a geldim. Demokrasi için, hukukun üstünlüğü için, çetelerle mücadele için o gün sizden destek istemeye geldim. O gün sizi yine tehdit ettiler, o gün sizi yine korkuttular, mitinge gelmenizi, bizimle kucaklaşmanızı, bizimle hasret gidermenizi engellemek istediler. Ama Diyarbakır bütün engellemelere rağmen yaklaşık yüzde 40’la sandığa gitti, yüzde 95 “Evet” dedi. İleri demokrasiye, hukukun üstünlüğüne sahip çıktı. 12 Eylül’deki bu cesaretiniz, bu güçlü haykırışınız için sizlere teşekkür ediyorum. Fakat bu BDP veya BDP’nin desteklediği bağımsızlar… Bir taraftan demokrasi diyorlar, bir taraftan özgürlük diyorlar. Hatırlayın 12 Eylül’de sandık resmi, sandığın üzerine de çarpı işaretini koymuşlardı. Ve sizin demokratik hakkınızı engellemişlerdi, tehditle, korkutarak. Sizin demokrasi anlayışınız bu mu? Ey BDP, sizin özgürlük anlayışınız bu mu? Biz böyle bir anlayışa evet demiyoruz. Biz milli iradeye pranga istemiyoruz, biz özgürlüklere pranga istemiyoruz. Bırakın vatandaşı kendi haline iradesini ortaya koysun, bırakın kendi haline özgür bir şekilde gitsin oyunu kullansın. Ama bunu yapamazlar. Bunu yaptıklarında başlarına ne geleceğini biliyorlar. Ben inanıyorum ki Diyarbakırlı kardeşim buradan onlara doğru dürüst oy bile vermez.

Soruyorum şu anda bunlara oy verilecek de ne olacak? Benim Diyarbakır’ıma, Diyarbakır’daki Kürt kardeşime ne getirecek? Zaza kardeşime ne getirecek? Veya Diyarbakır’da yaşayan tüm kardeşlerime ne getirecek? Diyarbakır’ıma, Diyarbakırlı kardeşime ne getirdi? Hiç. Sevgili kardeşlerim, bunlar bireysel saltanatlarını sürdürüyorlar, başka bir şey yok. Ve bunlar bakınız şu anda da bu tehditle…

Sevgili kardeşlerim; sizin karşınızda siyaset adamı Tayyip Erdoğan yok, sizin karşınızda Başbakan Tayyip Erdoğan yok, sizin karşınızda AK PARTi Genel Başkanı Tayyip Erdoğan da yok. Sizin karşınızda sizden biri var. Kardeşiniz, kader arkadaşınız, yol arkadaşınız, kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların sesi bir kardeşiniz var. Recep Tayyip Erdoğan var. Biz bu yola böyle çıktık. Milletimizle konuşurken siyasetin diliyle değil, samimiyetin diliyle konuşuruz. Biz milletimizle konuşurken devletin diliyle değil, hasbiliğin, muhabbetin diliyle konuşuruz. Biz sizinle konuşurken statükonun diliyle asla konuşmayız, gönül diliyle konuşuruz. Biz lafı evirip çevirenlerden değiliz. Biz Diyarbakır’da söylediğini Ankara’da yalanlayanlardan, Diyarbakır’da söylediğini İstanbul’da unutanlardan hiç değiliz. Allah’a hamdolsun, her zaman milletin diliyle konuştuk, her yerde aynı gönül diliyle konuştuk. Diyarbakır’da ne konuştuysak, diğer 80 vilayette de eğilmeden, bükülmeden cesaretle aynı şeyi konuştuk. Ben bugün Diyarbakır’a sizlerle kucaklaşmaya, muhabbet etmeye geldim, dertleşmeye geldim. Van’da da söyledim, kardeşler arasında hesaplaşma yoktur, helalleşme vardır. Ben bugün sizlerle helalleşmeye geldim.

Şimdi bakın sevgili Diyarbakırlılar, Suriye’nin Başkenti Şam’a ben defalarca gittim. Şam nice ulu insanların, nice mübarek zatların kabirlerinin olduğu bir şehirdir. Hazreti Bilal Habeşi, Hazreti Rukiye, Hazreti Zeynep, İbn-i Arabi Hazretleri Şam’dadır. Peygamberimizin torunu Hazreti Hüseyin’in mübarek başı Şam’dadır. Ama Şam’da öyle bir kabir, öyle bir türbe vardır ki, aslında bize bizim tarihimizi anlatır. Şam’da Emevi Mescidinin hemen yanında tarihin en büyük komutanlarından birinin Selahattin Eyyubi Hazretlerinin türbesi vardır. Mehmet Akif ne diyor Selahattin için; “Şark’ın en sevgili sultanı Selahattin” diyor. İşte o Selahattin Eyyubi’nin türbesine girip bir Fatiha okuduktan sonra huzur içinde dışarıya çıkarsınız. Türbenin Selahattin Eyyubi’nin türbesinin hemen bitişiğinde üç tane mezar taşı görürsünüz. Güller içinde üç tane mezar taşı, üzerlerinde Ay Yıldız vardır. Osmanlı’nın ilk şehit pilotları Fethi Bey, Sadık Bey ve Nuri Bey. Bu ilk hava şehitleri o kadar talihlidir ki, Selahattin Eyyubi gibi bir büyük komutanla yan yana yatarlar.

Ah benim sevgili Diyarbakırlı kardeşim, bundan sadece 93 yıl önce Kudüs Osmanlı’nın elinden çıktığında, düşmanın ordularının kumandanı Şam’a geldi. Ayağını Selahattin’in mezarının üzerine koydu ve ne dedi biliyor musunuz, ne dedi? “Kalk ey Selahattin, biz yine geldik. Şimdi atalarımızın intikamını aldık” dedi. Selahattin Eyyubi, bir tek namazını bile cemaatsiz kılmadı. Kudüs işgal altındayken, ben tebessüm edemem diyerek günlerce ağladı. Ölüm döşeğindeyken vasiyet etti, kefenini bir sırığa bağlayıp Şam sokaklarında dolaştırdılar. Ve şöyle bağırdılar: “Ey ahali, bunca beldeler fethetmiş krallara diz çöktürmüş, Sultan Selahattin’in son haline bakın ve ibret alın.” İşte Selahattin’in son serveti sadece bir kefenle dünyadan gidiyor. Böyle bir kumandanın, böyle bir sultanın, böyle bir devlet adamının dilinin, etnik kökeninin, mezhebinin bir önemi olabilir mi? Böyle bir devlet adamı sevilmez mi? Böyle bir sultan gönüllerin sultanı olmaz mı? Sevgili kardeşlerim, biz hep birlikte Selahattin Eyyubi’nin torunlarıyız, biz Selahattin’in Kudüs’ü fetheden ordusundaki neferlerin torunlarıyız. Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Çerkez’i, Zaza’sı, Roman’ı ne derseniz deyin, Yunus’un diliyle “yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik” biz.

Bizi birbirine düşürmek isteyenlere biz sözümüz var bizim. Siz insan aramıyorsunuz. Bunlara şunu söyleyeceğiz: Siz Kürt arıyorsunuz. Bizse insan arıyoruz. Çünkü benim için ne Türk milliyetçiliği var, ne Kürt milliyetçiliği var, ne şu var, ne bu var. Hepsi benim kardeşimdir, canımdır, ciğerimdir, hepsini aynı şekilde seviyorum, bizim farkımız bu. Ama bunlar ne diyor, soruyorum, benim Kürt kardeşimin hangi sorununu çözdüler soruyorum sizlere. Sadece lafını yaptılar, ama biz sorun çözdük. Değerli kardeşlerim, biz sorun çözdük ve çözmeye de devam ediyoruz. Ve biz ne dedik? Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çatısı altında toplandık. Bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, diri olacağız dedik yola böyle koyulduk. Çünkü bizi bölmek istiyorlar. Bu BDP, PKK’dan gücünü almak suretiyle bizi bölmek istiyor. Madem bunlar Kürt kardeşimi seviyor da, gidip sabah namazından çıkan bir Kürt imamı niçin öldürüyorlar? Bunlar benim mademki Kürt kardeşlerimi seviyorlar da, Cizre’de benim Kürt yavrularımın kaldığı, imam hatipli öğrencilerin kaldığı yurdu niçin ateşe veriyorlar? Bunların derdi başka. Bunlar Kürtlerin dini Zerdüştlüktür diyenler, İslam kılıç zoruyla Kürtlere kabul ettirildi diyenler. Böyle bir şey yok. İşte Selahattin Eyyubi’yi söyledim size. Ah benim kardeşlerim, bu oyunu 12 Haziran’da bozmaya var mıyız? Var mıyız?

Kardeşlerim; bakınız, Çanakkale’de hepsi koyun koyuna yatıyor mu? Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Arap’ı, Roman’ı koyun koyuna yatıyor mu? Sarıkamış’ta şehitlerimiz yan yana yatıyor mu? Biz Kut’ül Amare’de Türk, Kürt, Arap o büyük zaferi birlikte kazandık. Kurtuluş Savaşını hep birlikte verdik. Cumhuriyeti hep birlikte kurduk. Mevlana ne kadar bu toprağın insanıysa, Ahmedi Hani de işte o kadar bu toprağın insanıdır. Yunus Emre bu toprağın ne kadar sesiyse, Mele Ceziri de işte o kadar bu toprağın sesidir. Hacı Bektaş-ı Veli ne kadar bu toprağın evladıysa, Faki Teyra da, İbrahim Gülşeni de işte bu toprakların o kadar evladıdır. Bizim derdimiz bu. Aşıklar, ozanlar nasıl bu toprakların sesi, nefesiyse, dengbejler de aynı şekilde bu toprakların sesidir, nefesidir. Diyarbakır biz kardeşiz, biz ezelden kardeşiz, biz ebediyen kardeşiz. Biz Adem’le Havva’dan geliyoruz, öyle mi? Bitti. İşte onun için biriz. Bölmek isteyenlere cevabımızı 12 Haziran’da verelim. Ulu Cami’nin, Behrampaşa Camiinin, Şeyh Mutahhar’ın, Sipahiler Çarşısının, Malabadi Köprüsünün, Dicle Köprüsünün ardında bizim kardeşliğimiz var. Zılgıt da bizim, horon da bizim. Zeybek de bizim, halay da bizim. Ahh kardeşlerim, şu Ulu Camide cemaat hangi kıbleye dönüyorsa, bilin ki İstanbul Süleymaniye’de, Edirne Selimiye’de, Ankara Hacıbayram’da da cemaat aynı kıbleye dönüyor. Görüyor musun, kıblemiz bir. Ayrım var mı? Yok.

Ama son zamanlarda yeni bir adet çıktı. Ne oldu? Ulu Camide Cuma, bakıyorsun bu BDP’li midir neyseler, diyorlar ki o devletin imamı, onun arkasında namaz kılınmaz. Ah benim kardeşlerim, bunların İslam’la alakası yok. Bir defa Cuma, Müslümanların cem olmasıdır, bir araya gelmesidir. Onun için bizler köylerde mescitte Cuma kılmayız. Değerli kardeşlerim, hemen arka tarafta kendilerine göre bir cemaat oluşturuyorlar. Bir defa Cuma’da imamın ehliyet sahibi olması lazım, liyakat sahibi olması lazım. Öyle rastgele birisinin arkasında namaza durulmaz; bir.

İki; ikinci bir cemaat oluşturulmaz.

Üç; rastgele kadın-erkek böyle harmanlaya Cuma olmaz.

Bir taraftan da ne oluyor? Aynen böyle mitingde izler gibi, birileri de geliyorlar tribünlerden izliyorlar. Değerli kardeşlerim bakınız, bu nedir bu? Tam manasıyla bir dine fitne sokmaktan, fesat sokmaktan başka bir şey değildir. İşte bunlara, ya sizin zaten dinle alakanız yok, siz zaten açıklamışsınız, ne diyorsunuz? Kürtlerin dini Zerdüştlüktür. Benim Kürt kardeşim kabul etmiyor ayrı mesele, bunu onlar söylüyor. Ve bunlara göre Apo peygamberdir, bunu da ilan ediyorlar. Siz hangi yüzle kalkıp da böyle bir organizasyonu yapıyorsunuz. Bu sadece fitnedir, fesattır, üç-beş oy alabilmek için bu yola giriyorlar. Ve benim kardeşlerimi kandırmanın yolu bu, aldatmanın yolu bu. Bunları biz söylemeyecek miyiz? Bunları anlatacağız, bilmeyenler bunları bilsin ve duymayanlara duyursun. Ona göre 12 Haziran’da bu bağımsızlara, bu BDP’lilere gereken dersi vermemiz lazım.

Hatta içlerinden birisi de çıkıyor ne diyor? Devletin imamları arasında namaz kılınmaz. Bir de, gerekirse bu camileri de ele geçiririz diyor. Haddini bil haddini, haddini bil. Neyi ele geçiriyorsun sen? İşte bu farklı bir çağrı. 12 Haziran bunlara haddini bildirme günü olacak. Ama biz demokratik şekilde yapacağız, sandıkta yapacağız. Bunların yöntemleri bizim yöntemimiz değil. İşte dün Hopa’da yaptıklarını gördünüz. Çocukların ellerine, gençlerin ellerine taşları verirler, kayaları verirler bunlarla saldırttılar. Bunlar çete, bunlar eşkıya, bunlar terörist, yaptıkları bu. Çocukların arkasına sığınmak suretiyle de oradan oy devşirmek isterler.

Sevgili kardeşlerim; biz bu topraklarda bir somun ekmeğini paylaştık, katığımızı paylaştık, sevinci nasıl paylaştıysak hüznü, acıyı, gözyaşını da paylaştık. Siz Diyarbakır’da ne acı çektiyseniz, biz Ankara’da aynı acıyı çektik. Diyarbakırlı annenin gözünden yaş akarken, Çankırılı annenin gözünden yaş akarken, bizim de gözlerimiz yaşardı. On yıllar boyunca yoksulluğu birlikte yaşadık, on yıllar boyunca baskıyı, zulmü, statükonun faşizan baskısını birlikte yaşadık. Size yasak olanlar bize de yasaktı. Ahmedi Hani sadece size yasaklanmadı, bize de yasaklandı. Ah değerli kardeşlerim, Necip Fazıl sadece bize değil, size de yasaklandı. Ahıra, depoya çevrilen camiler, Cumhuriyet Halk Partisinin eseri oldu bu ülkede. Doğrusu yok zaten, doğrusu yok. Yürüyen yalan, koşan yalan, uçan yalan ne derseniz deyin. İlmihal kitaplarımızı bu CHP yasakladı. Ah değerli kardeşlerim, sadece sizin sesiniz değil, hepimizin sesi kısıldı.

Bu kardeşiniz Siirt’te okuduğu bir şiirden dolayı hapis yattı. Bu kardeşiniz Diyarbakır’dan, Diyarbakır Cezaevinden, 5. koğuştan yükselen feryadı ta İstanbul’da duydu. Statükonun benim Kürt kardeşlerime neler yaşattığını ben çok iyi bilirim. Ben bu mücadelenin içinden geliyorum. Ret politikalarını da bilirim, inkarı da bilirim, asimilasyon politikalarını da bilirim. Ama dikkat edin, artık ret burada uygulanmıyor, artık inkar politikaları bitti, artık asimilasyon sona erdi. Dikkat edin, Diyarbakır Cezaevinde oğlunu görmeye giden, ama oğluyla kendi dilinde konuşamayan ananın içine akıttığı gözyaşını ben iyi biliyorum. Ama şimdi konuşuyor mu? Şimdi artık anne oğluyla kendi dilinde konuşuyor mu? Buraya durup dururken gelmedi.

Değerli kardeşlerim; ben dedim ya biz kader arkadaşıyız. Bu ülkede zulmü biz birlikte yaşadık, bu ülkede birlikte mazlum olduk. Biz CHP’nin tek partili döneminin, CHP zulmünün, CHP baskısının faturasını hep birlikte ödedik. Şu anda yüzlerine maske takıp, işbirlikçilerinin desteğiyle buraya gelenler aslında burada yaşanan zulmün bizzat mimarlarıdır. Kürt meselesinin patenti CHP’ye aittir. Değerli kardeşlerim, Kürt sorununun müsebbibi CHP’dir. Kürt kardeşlerimin yaşadığı acının kaynağı bizzat CHP’dir. İşte şu anda elimde Ahmedi Hani’nin Mem-û Zin’i var. Bu CHP’nin Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından onaylı yasaklanmıştı. Ama bunu biz şimdi ne yaptık? Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak yayınladık. Buyurun. CHP nerede, biz nerede.

Değerli kardeşlerim; bütün bunlarla beraber… Değerli kardeşlerim, 9 yıl boyunca buraya uğramadılar. Kürt meselesinin çözümü için verdiğimiz mücadelenin önünde aşılmaz bir duvar gibi durdular. Dün Diyarbakır’a gelip sizlere şirin görünmeye çalışıyorlar. CHP’nin Genel Başkanı 8,5 yıl boyunca CHP’nin Grup Başkanvekili olarak Kürt meselesini Parlamentoda bizzat inkar etti, reddetti. Daha birkaç gün öncesine kadar Kürt diyemeyen CHP Genel Başkanı, sandığa 2 hafta kaldı Kürt meselesini hatırlayıverdi. Böyle birisi, bunlar zoraki demokrat, bunlar muvakkat demokrat, geçici demokrat, bunlar sandık demokratı. Biz analar ağlamasın dedikçe, bunlar tabii ki analar ağlayacak dediler. Biz Kürt meselesi dedikçe, bunlar Kürt meselesi yok dediler. Biz milli birlik dedikçe, kardeşlik dedikçe, bunlar ulusalcılık dediler, zulmü savundular. Biz Diyarbakır, Van, Mardin dedik, onlar illa Silivri dediler. Sadece bugün değil, tarihleri boyunca bunu yaptılar. Değerli kardeşlerim, Kürtçe plakları, kasetleri bunlar yasakladı. Kürtçe’yi, Kürt kardeşimin kültürünü bunlar inkar ettiler, bunlar reddettiler. Diyarbakır Cezaevindeki işkencelere, faili meçhullere, asit kuyularına, Ergenekon terör örgütüne bunlar sahip çıktılar. Hatta ne dedi? Bana gösterin dedi, gideyim ben de üye olayım dedi. Peki bunlar hangi yüzle Diyarbakır’a geliyor, hangi yüzle sizin huzurunuzu çıkıyor? Ben size söyleyeyim. Şimdi CHP’ye kim sahip çıkıyor biliyor musunuz, kim? BDP sahip çıkıyor, dayanışma içindeler. BDP bunları kullanıyor ve bunlara kucak açıyor. Hakkari’de nasıl kucak açtıysa, Hakkari’de CHP 157 tane oy aldı, ama BDP’lilerin eline CHP bayraklarını tutuşturdular ve o arada Kılıçdaroğlu konuştu. Ama Türk Bayrağı yok. Diyarbakır’da da aynı şekilde BDP, CHP’ye kucak açıyor.

BDP’nin bakınız çok enteresandır, ilgililerinden bir tanesi açıklama yapıyor. Ses kayıtları öyle zannediyorum ki bugün, yarın yayınlanabilir. Ne diyor biliyor musunuz? Elazığ’da biz güçlü değiliz, dolayısıyla MHP’yi destekleyelim. Kürt meselesinin patenti CHP’ye aittir, Kürt meselesinin istismarı da BDP’ye aittir. Benim Kürt kardeşim, CHP zulmünden kurtuldu, ama maalesef bu sefer de BDP zulmüne maruz kalıyor. CHP ile BDP sivil faşizmde işbirliği yapıyor. Mem-û Zin’i yasaklayan anlayışla, Şivan Perver’i tehdit eden anlayış arasında ne fark var soruyorum sizlere. İkisi de sivil faşizm değil mi? Başörtüsünü yasaklayan anlayışla Cizre imam hatipli çocukların yurduna molotof atıp yüzlerini yakan anlayış arasında ne fark var soruyorum sizlere. İkisi de sivil faşizm değil mi? Ahmet Kaya’yı linç eden, vatanına hasret şekilde gözlerini yummasına sebep olan anlayışla, Şivan Perver’e Diyarbakır’da konser verdirmeyen anlayış arasında ne fark var soruyorum sizlere. İkisi de sivil faşizm değil mi? Ezanı Türkçe okutan anlayışla, Kürtlerin dini Zerdüştlüktür diyen, Kürtler kılıç zoruyla Müslüman olmuştur diyen anlayış arasında ne fark var soruyorum sizlere. İkisi de sivil faşizm değil mi? İmam hatiplere düşman kesilen, ikna odaları kuran, Allah’ın ayetine sinir bozucu diyen anlayışla, imam katleden, Cuma namazlarına nifak sokan anlayış arasında ne fark var soruyorum sizlere. Değerli kardeşlerim, AK PARTiye oy verenlere bidon kafalı diyen, göbeğini kaşıyan adam diyen, CHP’ye oy vermeyenlerin yüzde 60’ı aptal diyen, beyinsiz diyen anlayışla, esnafa zorla kepenk kapattıran, insanların mitinge gelmesini, hatta sandığa gitmesini engelleyen, iradesine ipotek koyan anlayış arasında ne fark var soruyorum sizlere. İkisi de sivil faşizm değil mi?

Ah benim Kürt kardeşim, yıllarca CHP zulmünü yaşadın, yıllarca CHP’nin kurucusu ve müdafi olduğu resmi ideolojinin asimilasyon, inkar, ret baskısını yaşadın. Şimdi de BDP, terör örgütünün zulmünü, baskısını, özellikle de faşizmini yaşıyorsun. Bir zulümden kurtulmaya çalışırken bir başka zulme maruz kalıyorsun. Şair Yusuf Hayaloğlu ne güzel, ne hazin söylemiş; “Ey fırtınalı bayır, ey mazlum Diyarbakır, dağlarında ateşler, alnında kızıl bakır. Çiğdemler solar gibi, anneler yanar gibi dizlerine döküldüm, ağlama Diyarbakır.” Sevgili Kürt kardeşim, bu meseleyi evvel Allah biz çözeriz, böyle dedik ve de çözüyoruz işte. Kardeşlerim, biz hasbilikle, samimiyetle yaklaştık, ihlasla yaklaştık, kardeşlikle yaklaştık. Şiddetin, öfkenin, nefretin diline teslim olmadan, bir olarak, beraber olarak, kardeşlik hukuku içinde yaklaştık ve bu problemi evvel Allah büyük ölçüde çözdük, çözüyoruz.

2005 yılında burada, Diyarbakır’da ne dediysem bugün de onu söylüyorum, bugün de o sözün arkasındayım. Fakat ben bir şey söyleyeceğim, şimdi Partimi kurarken adına isterseniz…Değerli kardeşlerim, AK PARTinin başlattığı hiçbir iş yarım kalmadı. Biz bu ülkede Kürt sorunu vardır, adına Güneydoğu sorunu deyin, ne derseniz deyin, Allah aşkına ölene kadar biz Kürt sorunu veya Güneydoğu sorunuyla yatıp onunla mı kalkacağız? Nedir bunun çözümü? İşte biz bunu yaptık, atılamayan adımları attık. Bakın helalleşme sürecini 2005 Ağustos ayında başlattık. 2009 yılında demokratik açılımı, milli birlik ve kardeşlik projesini biz başlattık. Çözüm sürecinin zeminini olgunlaştırdık. Siz bana buraya geldiğimde daha önce ne dediniz? Olağanüstü hali kaldırın bir şey istemiyoruz. Olağanüstü hali biz kaldırdık mı? Çekiç gücü gönderdik mi? Kürtçe üzerindeki zincirleri biz kırdık mı? Terörden zarar görenlerin zararlarını telafi ettik ve etmeye devam ediyor muyuz? Mem-û Zin’i biz yayınladık mı? TRT Şeş 24 saat yayın yapıyor mu? Üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı enstitülerini açtık mı? Kürtçe kursların, Kürtçe propagandanın önünü biz açtık mı? Kalıcı, barışçı bir çözümün ilk kapısını biz araladık. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu meselenin tartışılmasını biz sağladık. Bugüne kadar konuşulmayanların, konuşulmasına cesaret dahi edilmeyenlerin serbestçe, özgürce konuşulmasını, tartışılmasını biz sağladık.

Ah kardeşlerim; biz analar ağlamasın dedikçe, CHP analar ağlamaya devam etsin dedi. Buyurun, şu anda Hazro Teşkilatında benim bir kardeşimi PKK kaçırdı. (“Yuh” sesleri) Bu Kürt, niye kaçırıyorsun? Aynı şekilde AK PARTili bir kardeşimizin işyeri basıldı, bütün iş makineleri yakıldı, bu da Kürt. Esnaf kepenkler indiriliyor, kapattırılıyor, bunlar Kürt değil mi? Bunların ekonomik bağımsızlığına müdahale değil mi? Bu nasıl Kürt kardeşlerimin yanında olmak soruyorum Allah aşkına, söyleyin. Bunlara haddini sandıkta bildirmemiz lazım. Aksi takdirde yaptıkları zulüm yanlarına kâr kalıyor. Diyarbakır’a bunların vereceği hiçbir şey yok, benim Kürt kardeşime verecekleri hiçbir şey yok. Benim şu anda Grubumun içerisinde 60’ı aşkın Kürt milletvekilim var. Bizde ayrım yok, bizde öyle … yok, öyle bir sıkıntı yok. Şu anda kabinemde bakan arkadaşlarımın içerisinde 4 tanesi aynı şekilde Kürt, bizim öyle bir sıkıntımız yok. Biz gençler ölmesin dedikçe, MHP şehit cenazelerini istismar etmeye devam etti. Biz kardeşlik dedikçe, BDP Kürt sorunu biterse ben ne olacağım kaygısına düştü. Çünkü bu biterse, Diyarbakır’dan açık açık söylüyorum, o zaman bunlar açıkta kalacak, rantları gidecek.

Kardeşlerim; bu ülkede akan kanı da, gözyaşını da bütün engellemelere rağmen inşallah biz durduracağız. 12 Haziran sonrasında yeni, özgürlükçü, demokratik, sivil, katılımcı bir anayasayı hep birlikte uzlaşmayla, ittifakla yapacağız. Diyarbakır’ın da, İstanbul’un da benim anayasam diyebileceği bir anayasayı birlikte yazacak, birlikte kabul edeceğiz.

Sevgili kardeşlerim; sizin sorununuz, sıkıntınız, acınız maalesef birilerinin geçim kaynağı haline gelmiş. Bunlar istismarı meslek haline getirmişler. Bunun için BDP, Kürt sorunu bitmesin istiyor, bunun için BDP asimilasyon, inkar, ret sona ermesin istiyor. BDP bu topraklarda baskı, zulüm olsun, kan olsun, gözyaşı olsun istiyor. Çünkü bu sorunlar ortadan kalkarsa BDP’liler işsiz kalacak. Biz özgürlükleri genişlettikçe, demokrasiyi ileri standartlara kavuşturdukça BDP bundan rahatsız oluyor. CHP ile kol kola, omuz omuza sivil faşizm ilan ediyor. Yapılan sivil itaatsizlik değil, sivil faşizmdir. Şu çadırlar sivil itaatsizlikle bunun ne alakası var? Konuşacaksan çıkar konuşursun, öyle mi? Konuşmana mani olan var mı? Mitingse gel mitingini yap, basın toplantısıysa çık basın toplantını yap, ama insanları tehdit etme. Yapılan benim Kürt kardeşlerime baskıdır, zulümdür. Yapılan benim Kürt kardeşimin derdi, sıkıntısı, çilesi üzerinden zümrevi ve siyasi çıkar sağlama gayretidir. Bunlara hep birlikte karşı çıkacağız, bu zulme hep birlikte karşı duracağız, bu kirli tezgaha, bu kirli oyunu hep birlikte bozacağız. CHP’yle, Ergenekonla kol kola giren BDP’ye sandığa giderek, hür irademizle oyumuzu kullanarak en sert cevabı demokratik olarak vereceğiz.

Değerli kardeşlerim; bütün tedbirler güvenlik olarak alınmıştır, alınacaktır hiç endişeniz olmasın. Polisimizle, jandarmamızla sandık bölgelerinde her türlü güvenlik tedbirini alıyoruz, alacağız hiç endişeniz olmasın. Gidiniz, demokratik iradenizi ortaya koyunuz. Çünkü eğer bunlar kadar bu dürüst olmayan, bu çeteler kadar dürüst insanlar tavırlı olmazsa, o zaman meydan bunlara kalır. Korkunun ecele faydası yok, korkmayacağız, üzerine gideceğiz ve Diyarbakır’ı Diyarbakır yapacağız. Biraz sonra size bu sabah İstanbul’da açıkladığım Diyarbakır projelerini bir daha açıklayacağım.

Değerli kardeşlerim; dini değerlerimizle alay eden, kutsallarımız üzerinde bile ayrımcılık yapmaya çalışan BDP’ye gerekli cevabı hep birlikte vereceğiz. Diyarbakır özgürlüğüne, demokrasiye, milli iradeye, kendi iradesine sahip çıksın diyorum. 12 Eylül’de nasıl boykota karşı çıktıysanız, ben inanıyorum ki 12 Haziran’da da demokrasiye sahip çıkacaksınız.

Sevgili Diyarbakırlılar, sevgili kardeşlerim; ben size diyorum ki, siz Tayyip kardeşinize inanın, bizim gönül köprümüzü kimse yıkamaz. Van için bir hayal kurdum, bunu Vanlı kardeşlerimle paylaştım. Hakkari için bir hayal kurdum, bunu orada Hakkarili kardeşlerimle paylaştım. Benim Diyarbakır için çok daha büyük hayallerim var. Bunlar gerçekleşmeyecek hayaller değil, bunlar hemen yanı başımızda duran hayaller, bunlar elimizi uzatsak dokunabileceğimiz hayaller. Şu Diyarbakır’a, değil 80 vilayetten, dünyanın her yerinden akın akın turist gelebilir. Diyarbakır’a inşallah modern bir hava alanı terminali yapıyoruz. Ortadoğu’dan Müslümanlar, Batı’dan Hıristiyanlar, Museviler bütün milletlerden, bütün ülkelerden insanlar bu tarihi şehre akın edebilirler. Her gün onlarca uçak Diyarbakır Havaalanına dünyayı taşıyabilir. Diyarbakır’ın sokakları turistlerle dolup taşabilir. Şu Silvan Barajı bitince, şu GAP tamamlanınca, toprağın suya hasreti bitince Diyarbakır değil Türkiye’nin, dünyanın tahıl ambarı haline gelebilir. Binlerce, on binlerce gencimiz, ailemiz tarlalarda, bahçelerde alın terinin karşılığını fazlasıyla alabilir. 1 üniversite, 2 üniversite yetmez, inşallah Diyarbakır’a 3, 4 üniversite kurulabilir. Türkiye’den, dünyadan on binlerce öğrenci Diyarbakır’a koşabilir. Diyarbakır, Ortadoğu’nun en büyük üretim, ticaret, sanayi merkezi olabilir. Diyarbakır huzurun, güvenliğin, kardeşliğin örnek şehri haline gelebilir. Anneler, babalar her sabah çocuklarını güvenle okula gönderip, akşam çocuklarının yolunu rahatça gözleyebilir. Her aile akşam yemeğinde bir araya gelip neşeyle muhabbet edebilir. Hiç kimse yarınından endişe duymayabilir, hiç kimse çocuğundan, yavrusundan geleceğinden endişe duymayabilir. İşte ben buraya gelmeden önce İstanbul’da Diyarbakır projelerimizi açıkladım. Böyle bir Diyarbakır için ilk adımları attık, atıyoruz.

5 kilometre uzunluğundaki Diyarbakır’ın tarihi surları iki yerden yıkılmış durumda. Bu iki yerde onarım yapacak Suriçi’ne o eski zamanlarda olduğu gibi, bugün de yine tarihi kapılardan girilmesini sağlayacağız. Suriçi’ndeki 500 civarında sivil mimari örneği yapıyı aslına uygun şekilde yeniden inşa edeceğiz. Suriçi’ni, buraya yaşayan hiç kimseyi mağdur etmeden, kimsenin hakkına halel getirmeden, çirkin yapılaşmadan ve çirkin görüntüden Suriçi’ni kurtaracağız.

Askeri ve sivil havaalanını birbirinden ayırıyoruz. Yeni ve modern bir terminal binasıyla Diyarbakır’a yaraşan bir sivil havaalanını Diyarbakır’a kazandırıyoruz.

Dicle kenarında kuracağımız bir yaşam merkezi, günlük yaşamın, ticaretin, eğitimin, sporun tabii bir bütünlük içinde kucaklaştığı çok farklı bir alan olacak. Yapılarda yöresel Diyarbakır bazalt taşı kullanılacak. Tek ve iki katlı olarak düşünülen yapılarda Diyarbakır iklimi dikkate alınacak. Yamaçlarını ise piknik alanları olarak tasarlıyoruz. Piknik alanlarına taşıtın yanı sıra yürüyerek ve bisikletli olarak da ulaşmak mümkün olacak.

Kardeşlerim; Dicle Vadisi projesiyle Diyarbakır’daki insanlarımızın yaşam kalitesini artıracak güvenli, rahat, kucaklayıcı, modern bir yaşam alanı inşa edeceğiz. Bugüne kadar Dicle için çok proje üretildi, ama hiçbiri uygulanmadı. Biz bu projelere hızla başlayacak, tamamlayacak ve Diyarbakır’a farklı bir tarz, farklı bir hava kazandırmış olacağız.

Diyarbakır-Şanlıurfa arasına otoyol inşa ediyoruz.

Kardeşlerim, gençler; Diyarbakır’a 30 bin kişilik bir şehir stadı inşa ediyoruz. Ve yeniden Diyarbakır Süper Lig’e çıksın istiyoruz.

Kardeşlerim; inanın bunlar uzak değil. Silvan projesiyle 2 milyon 450 bin dekar arazisinin sulanabilmesini sağlayacağız. Kardeşlerim, enerji alanındaki fayda 102 trilyon olacak. Silvan’da 318 bin kişiye iş imkanı oluşturacağız.

Kardeşlerim; Diyarbakır’a iki tane şehir hastanesi yapıyoruz. Bir tanesi Kayapınar şehir hastanesi; 1 genel ve 7 ihtisas hastanesinden oluşacak. Genel Hastane şu anda 500 yatakla faaliyette. Buna biz şimdi 7 tane ihtisas hastanesi daha ekliyoruz. Toplam yatak sayısı 1630 olacak. Bu hastanede 120 yoğun bakım yatağı, 30 ameliyathane olacak.

Değerli kardeşlerim; bununla kalmıyoruz, 2. şehir hastanesiyse Yenişehir’de kurulacak. Yenişehir’de de 200 yataklı bir genel hastane, 400 yataklı bir kadın doğum ve çocuk hastanesi kuracağız.

Kardeşlerim; bütün bunların yanında 8,5 yılda Diyarbakır’a çok ciddi yatırımlar yaptık. Şimdi bu törenden sonra Diyarbakır’da yine elim boş gelmedim, 71 ayrı tesisin bakan arkadaşlarım şu anda açılışını yapıyorlar. 71 ayrı tesis. Toplam bedeli yaklaşık 427 trilyon. Diyarbakır’a hayırlı olsun. Diyarbakır’ımıza hayırlı olsun. Bunların içinde biliyorsunuz 1272 tane toplu konutumuz var, sosyal tesisler var. Yenişehir Seyrantepe köprülü kavşağı ile 54 kilometrelik Diyarbakır-Siverek ve 32 kilometrelik Diyarbakır-Bismil bölünmüş yollarının resmi açılışını bugün yapıyoruz.

Peki bu BDP ne yapıyor? Belediye ne yapıyor? Ah kardeşlerim ah, şuraların halini, ara sokakların halini görüyorsunuz değil mi? Altyapı diye bir şey var mı? Yok. Lütfen Diyarbakır’daki hak ve hakkaniyet sahibi her kardeşim 12 Haziran’da muhakkak sandığa gitsin, demokratik hakkını muhakkak kullansın.

Değerli kardeşlerim; durmayacağız, çok çalışacağız, çok gayret edeceğiz. Bakın kaç günümüz kaldı? Bugünü saymazsak 10 günümüz var. 10 gün kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Bütün eş, dost, ahbap herkesi aramaya var mıyız? Geleceğimiz için aramaya var mıyız? Çok koşacağız. Her kardeşim elini vicdanına koysun ve şu sorunun cevabını versin: 8,5 yılda Diyarbakır’a yaptığımız hizmet kadar, hatta yarısı kadar, 5’te 1’i kadar, 10’da 1’i kadar hizmet getiren kimse bizden önce oldu mu? Biz Diyarbakır’a her alanda tarihinde görmediği kadar çok hizmet kazandırdık. Bazılarını sizlerle paylaşayım.

8,5 yılda Türkiye’de biz 130 bin derslik yaptık. Diyarbakır’a ne kadar yaptık biliyor musunuz? 3 bin 45 derslik Diyarbakır’a yaptık. 1 milyon bilgisayar Türkiye’ye gönderdik. Diyarbakır’a ne kadar gönderdik biliyor musunuz? 13 bin 37 bilgisayar Diyarbakır’a gönderdik. Bizden önce bilişim teknolojisi sınıfı var mıydı? Kim açtı bunları? Biz açtık. Sosyal güvencesi olmayanlara erkek çocuklara 30 lira veriyoruz ilköğretimde, kızlara 35 lira veriyoruz. Ortaöğretimde erkek çocuklara 45 lira, kız çocuklara 55 lira veriyoruz, anneye 150 lira veriyoruz, sosyal güvencesi olmayan, ama sosyal güvencesi olmayacak.

Değerli kardeşlerim; bakınız, bizden önce üniversitede öğrenciler ne alıyordu biliyor musunuz? Burs olarak 45 lira. Şimdi 240 lira. Mastır öğrencisiyse 480 lira. Eğer Kredi Yurtlarda kalıyorsa 150 lira de beslenme yardımı alıyor.

Şimdi size ben bir müjde veriyorum. Nedir o müjde? Artık okullardan karatahtayı kaldırıyoruz. Akıllı tahtaya geçiyoruz, bilgisayar donanımlı. Ama sizlere de birer tane elektronik kitap vereceğiz. Zengin-fakir ayrımı yapmaksızın bütün öğrencilere bu elektronik kitaplardan ücretsiz olarak dağıtacağız, ücretsiz. Bütün kitaplar bunun içerisine girilecek, burada var. Elinde bununla beraber git gel, bu kadar basit. 4 yıl içerisinde akıllı tahtaları okullara monte edeceğiz. Ve bu arada da inşallah bunları dağıtacağız. Ne diyorum biliyor musunuz? Yahu diyorum, Amerika’da Edward, George, Mary, Almanya’da Hans, Helga onlar bu imkanlardan istifade ediyor da, benim Diyarbakır’ımda Ahmet’im, Hasan’ım, Hüseyin’im, Hilal’im, Ayşe’m, Fatma’m ne derseniz deyin onlar niçin bunlardan istifade etmesin? Olay bu, bunu başaracağız.

Ve değerli kardeşlerim, sağlığa geçeyim. Sağlıkta Diyarbakır’a ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz? 361 trilyon yatırım yaptık Diyarbakır’a. Kardeşlerim, istediğiniz hastaneye gidiyor musunuz? İstediğiniz eczaneden ilacınızı alıyor musunuz? Ah kardeşim ah, Bay Kemal 90’lı yıllarda SSK Genel Müdürüydü. Şöyle bir o dönemlere gidelim. Hangi yüzle gelip de konuşuyor. Senin Genel Müdür olduğun dönemlerde biz az mı çile çektik, anamızı ağlattın anamızı. Kuyruğa gir, doktor efendi muayenehaneye çağırır. Parayı ver, muayene ol. Reçete verilir, ilaçların yarısı yok, yarısı var, öyle mi? Şimdi böyle bir sıkıntı var mı? Hepsi kalktı. Şu anda 18 helikopterle, bakınız şurada yaklaşık 1,5 yıl oldu. Biz kaç hastayı taşıdık biliyor musunuz? Yaklaşık 10 bin hastayı iller arasında helikopterle taşıdık. Helikopter ambulanslarımız var artık. Dağlarda paletli ambulanslarımız var. Eskiden af edersiniz eşekten ambulans yapmışlardı, öyle mi? Bugünleri gördük, resimleri var bende, televizyonlarda göstereceğim bunları. Şimdi şu son 10 günde televizyon programlarında onların çekildiği resimleri var. Hastaları katır sırtlarında nasıl taşıyorlar bunları hep göstereceğim. CHP bunların hesabını versin, verecek. Bay Kemal de verecek. Onun için zaten bu bağımsızlar filan bunların benim Diyarbakır’ıma, benim Kürt kardeşime getireceği bir şey yok, vereceği bir şey yok. Bunlara gerekli dersi sandıkta verelim.

Değerli kardeşlerim; bizden önce Diyarbakır’da kaç tane tomografi cihazı vardı biliyor musunuz? 1 tane. Şimdi 7. 1’di 7 oldu. MR cihazı hiç yoktu. Şimdi 2 tane MR cihazı var. Değerli kardeşlerim, diyaliz, 77 tane diyaliz cihazı vardı biz geldiğimizde. Şimdi 153 tane diyaliz cihazı var Diyarbakır’da. 112 istasyonu kaç taneydi biliyor musunuz biz geldiğimizde? 2 tane 112 vardı. Bak şimdi 28 tane 112 var Diyarbakır’da. Değerli kardeşlerim, ambulans sayısı neydi biliyor musunuz? 6. Şimdi 33. 181 uzman hekim vardı Diyarbakır’da biz geldiğimizde. Şimdi 476. Ebe ve hemşire 1270’ti, şimdi 2 bin 505. Hepinizin aile doktoru var mı? Eğer yatalak hastalarımız varsa doktor eve gelmek durumunda ve eve geliyor. Nereden nereye. Hamdolsun. Sizlere bu feda olsun. Biz görevimizi yapıyoruz, sorumluluğumuzun gereği bu.

TOKİ, 490 bindi, 500 bine ulaştık, 360 bin konutu sahiplerine teslim ettik. Diyarbakır’da bugüne kadar 10 bin 240 konut başlattık. 7 bin 80’ini sahiplerine teslim ettik. Değerli kardeşlerim, 3 bin 160’ının yapımı devam ediyor.

Ulaştırmada 2002’ye kadar 44 kilometre yol yapılmıştı. Biz 8,5 yılda 300 kilometre daha bölünmüş yol yaptık Diyarbakır’a. Havaalanı terminal binasını genişlettik. 2002’de 185 bin yolcu inip kalkıyordu. Şimdi ne oldu biliyor musunuz? 1 milyon 400 bin yolcu gidip geliyor artık. Nereden nereye.

KÖYDES’te ah değerli kardeşlerim, KÖYDES’te biz Diyarbakır’ı yalnız koymadık. Ne kadar para gönderdik biliyor musunuz? 242 trilyon gönderdik. Yolu olmayan, suyu olmayan köy kalmasın diye gönderdik.

Doğalgazını var mı? Ne çileler çektiniz değil mi? 8 kat, 10 kat binanın bodrumuna in. Benim anam da iniyordu. Sıçanlar cirit atar bodrumda, öyle değil mi? Sıçanlar cirit atar, oradan kömürü çıkar. Koku var, kül var, 1 odayı ısıtırsın diğerlerini ısıtamazsın, öyle mi? Ama şimdi kombinin düğmesine bas, sıcak su var, düğmeye bas her taraf sıcak değil mi? Batı’nın kadınları bu huzura, bu refaha, bu mutluluğa layık da, benim bacılarım niye layık olmasın? Kim getirdi bunu buraya, BDP mi? CHP mi? MHP mi? Biz getirdik biz. Bizden öncekiler niye yapmadılar bunu. Ahh kardeşlerim, onların derdi yok.

Tarımda 2002’de tarımsal destek ne biliyor musunuz? 62 trilyon. Biz 2010’da 230 trilyon verdik. Değerli kardeşlerim, 2003’ten bugüne verdiğimiz ne biliyor musunuz? Yaklaşık 1,5 katrilyon tarımsal destek verdik Diyarbakır’a. 37 trilyon hayvancılık desteği verdik. Her zaman yanınızdayız inşallah. Çiftçi yüzde 59 faizle Ziraat Bankası kredi verdi. Biz yüzde 5’le veriyoruz. Halk Bankası yüzde 47 faizle esnafa, sanatkâra kredi verdi. Biz yüzde 5’le veriyoruz, farkımız bu.

Sevgili kardeşlerim; artık biliyorum çok yoruldunuz, çok beklettim sizi. Şimdi gelin bir söz verelim, ahdimiz var. Neydi bizim ahdimiz, şarkımız neydi? Çocuklar sizlere derslerinizde başarılar diliyorum. İnanıyorum başarılı olacağınıza. Şöyle bayraklarınızı bir göreyim, bayraklar bayraklar bayraklar görelim. Hazır mıyız? 10 gün kapı kapı dolaşıyor muyuz? Koşuyor muyuz? Çalışacağız, hep beraber. Çok gür. Yarın Isparta, Mersin var. Duymaları lazım. Hep beraber arkadaşlarımızla.

Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun. 12 Haziran Türkiye’miz için, Diyarbakır’ımız için, milletimiz için, Diyarbakırlılar için, yeni demokrasi için ve hak ve özgürlükler için inşallah yeni bir milat olsun diyorum. Allah yar, yardımcımız olsun diyor, sizleri ekrana bakmaya davet ediyorum.

Şimdi yeni Diyarbakır’ı izliyoruz.

Buraları izliyoruz. Havaalanı nasıl havaalanı? Diyarbakır Havaalanı. Dicle’ye bak Dicle’ye. Şu andaki Dicle bu, yeni Dicle bu. Bu halden kurtuluyoruz inşallah, ama belediyeyle değil, Ankara’yla. Nasıl, Diyarbakır-Şanlıurfa otoyolu. Karadeniz’i Akdeniz’e Diyarbakır üzerinden bağlıyoruz. Silvan Barajı, 300 bini aşkın insana istihdam. Hastanelerimiz. Nasıl? Biz eser üretiyoruz, onlar terör üretiyorlar. Diyarbakırspor, stadına kavuşuyor 30 bin kişilik.

Sabah İstanbul’da bunu basına ve İstanbullu kardeşlerimize Diyarbakır, İzmir, İstanbul projeleri olarak İstanbul’da da basına açıkladık. Şimdi de burada sahiplerine açıkladık. Allah yar, yardımcımız olsun. İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün. İnşallah 100. yıla bütün bunları tamamlamış olarak gireceğiz.