Haydar Kemal Kurt'un 5 Ekim 2010'da TBMM'de yaptığı konuşma

Vikikaynak, özgür kütüphane
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Eylül referandum sonuçları ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin Mavi Marmara Raporu ile ilgili değerlendirme yapmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Meclisin yeni yasama çalışmalarının, siz değerli çalışma arkadaşlarımla başarılı ve verimli geçmesini dilerken milletimize hayırlara vesile olmasını Cenabıallah’tan niyaz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, 12 Eylül 2010 referandumunu milletçe huzur ve güven içerisinde sonuçlandırdık. Aylardır tüm ülkenin gündeminde en önemli ulusal konu olan 26 maddelik kısmi Anayasa değişikliği paketi şu anda hayatiyet bulmuş durumdadır. Halkımız, darbelerin ve bunun neticesinde oluşan vesayet rejiminin tarihe karıştığını tescil etmiştir. Milletimiz için gerekli olan değişimlerin demokrasi içinde çözüm bulacağı bir kez daha görülmüştür. Demokrasiye olan inanç, demokrasiye olan güven yinelenmiştir. Her türlü sorunun çözüm yerinin demokratik siyaset olduğu, demokrasi içinde her meseleyi çözüm yoluna koyabileceğimiz bir kez daha anlaşılmıştır.

Anayasa’da devletin temel prensipleri olarak gösterilen demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti özelliklerinin devleti oluşturan erkleri şekillendirip şekillendiremediği hususunun referandum yolu ile ilk defa halk, yani egemenliğin tek sahibi olan vatandaş tarafından tartışıldıktan sonra karara bağlanması demokrasi tarihimize düşürülen bir not olarak önemlidir. Ülke, referandumla vatandaşına ait olma kararına ulaşmıştır.

İleri demokrasi ve hukukun üstünlüğü mücadelesinde tarihî bir eşiği milletçe aşmanın haklı gururunu yaşadık. Bu hususu yüce Mecliste Anayasa değişiklik paketinin görüşmeleri esnasında 6’ncı madde üzerine söz aldığımda “İşte, biz, bugün, çağdaş, demokratik devlet anlayışına aykırı düşüncelere karşı bir gayret içindeyiz. Evet, bu çalışma, bu ülkede ‘kurucu irade’ kavramının yeniden tanımlanmasını sağlayacak, halk iradesinin üzerindeki mahcuriyet kararının ya bu Parlamentomuz ya da referandum yoluyla bizzat vatandaş karar ve kararlılığıyla kalkmasını sağlayacaktır.” sözlerimle ifade etmeye çalışmıştım. Hatta bu sözlerime ama iyi niyetli ama kötü niyetli olarak başka anlamlar yükleyerek değerlendirmeler yapan bazı muhalefet milletvekili arkadaşlarımız oldu. Şimdi bu arkadaşlar algı ve anlamalarını halk iradesi yönünde değiştirecekler ümidindeyim.

Referandum sürecinde karşılıklı değerlendirmeler, ülkenin değerleri ve siyasi rejim için o kadar ciddi manivela etkisi yapacağı yönünde oldu ki, hiçbir vatandaşın konuyu es geçmesi mümkün değildi. Bunu vatandaşımızın referandum oylamasına katılım oranında da açıkça görüyoruz. Halkımız referanduma yüzde 77 oranında katılarak egemenlik hakkını kullanma isteğini net olarak belirtmiştir ve bu halk oylamasının tek galibidir. Tek kaybeden ise bu hakkın kullanımını engellemek iradesinde olanlar ve darbeci anlayıştır.

Isparta’mızda referanduma katılım oranı yüzde 84,27 olup “evet” tercihi yüzde 57,88 olarak tescillenmiştir. Halkımız sandığa giderek iradesini yansıtmak suretiyle demokrasimize güç vermiştir. Cumhuriyetimiz, temellenmesi gereken halk ile arasındaki irtibatı kurmuştur. Bundan sonrası, “evet” çoğunluğu ile “Egemen benim.” diyen vatandaş tarafından şekillendirilecektir. Sayın Başbakanımızın tarifiyle, önce seçim, sonrası yeni Anayasa yapılması da buna işaret etmektedir. 73 milyonun yapacağı ve içerisinde kendisini bulacağı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ulusal görev ve sorumluluğumuzdur. Bundan sonrası, öncesinden daha önemlidir.

Ülke idaresinde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyenlerin kendilerini neyle ve kime karşı görevli hissettikleri tüm toplumun bilmesi gereken en önemli husustur. Eğer ülkemiz gelişmişlik ve kalkınmada mutabakat sağlamış ise bu ciddi bir kazanımdır ama bunun nasıl gerçekleştirileceğinde mutabakat yoksa önceki mutabakat anlamsızdır.

Hukuk devletini ve demokratik işleyişi içselleştirememiş bir muhalefet aynı durumdaki bir iktidardan daha tehlikeli ve zararlıdır çünkü alternatifin afet olduğu bir mamur olma aslında geçici bir durumdur. Bu sebeple, ülkemizde asıl olan, muhalefetin hukuk devleti ve demokrasi talep eder olmasıdır.

AK PARTİ olarak sonucu, milletimizin değişime ve demokratikleşmeye verdiği önemli bir destek olarak görüyoruz. Her platformda belirttiğimiz üzere, Türkiye’de artık vesayet rejimi tarihe karışmıştır; Türkiye’de artık darbe heveslilerinin hevesleri kursaklarında kalacaktır; millî irade her türlü kirli oyunu bozacak, değişim, demokratikleşme ve büyüme engellenemeyecektir.

Ülke dışı gündemi olarak, geçtiğimiz hafta yayınlanan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin Mavi Marmara Raporu çok önemli sonuçları olan bir gelişmedir. İsrail devleti, kuruluşundan bu yana ikinci kez kınanmış ve şoke olmuştur. İsrail’in uluslararası hukuku çiğneyerek gaddarca insanlık suçu işlediği açıklanan raporda Türkiye’ye tazminat ödenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Dünya basınında geniş yankı uyandıran bu rapor İsrail’in uluslararası alanda yeni bir mahcubiyeti olarak değerlendirilmiş, Hükûmetimiz tarafından da beklentilerimizi karşılayan bir rapor olarak beyan edilmiştir.

31 Mayısta saldırının gerçekleştiği andan itibaren Türkiye hep uluslararası hukuk dilini kullanmış ve en doğal hakkını rasyonel ve uluslararası normları yanına alarak dile getirmiştir. Bu, ülkemizin haklılığı yanında, gücü ve başta Filistin’de büyük bir dram yaşayan Filistinli kardeşlerimiz, 2 milyara yaklaşan Müslüman halk ve Mavi Marmara gemisinde mazlum ve mağdur Gazze halkının yanında olduğunu göstermek için çıktıkları yolda uluslararası sularda hukuk tanımaz, zalim İsrail devletinin gaddarca saldırısıyla hayatlarını kaybeden Cevdet Kılıçlar, Necdet Yıldırım, İbrahim Bilgen, Ali Haydar Bengi, Cengiz Akyüz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Meclis Başkanı: Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız.

Haydar Kemal Kurt: Teşekkürler Sayın Başkanım.

...Cengiz Topçuoğlu, Cengiz Songür, Fahri Gündüz ve Furkan Doğan kardeşlerimiz için çok önemli bir sonuçtur.

Bu vesileyle hayatlarını kaybeden kardeşlerimizi rahmetle, saygıyla anarken yakınlarına ve milletimize tekrar başsağlığı diliyorum.

İsrail devletinin de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin raporu doğrultusunda acilen hem Türkiye’den hem de Gazze halkından özür dilemesi gerekliliğini de bir kez daha dile getirmek isterim.

Son olarak, bu uluslararası insanlık cinayetini işleyen katillerin de yargılanıp cezalandırılmasını beklediğimizi ve takip edeceğimizin bilinmesini ifade ediyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)