Barack Obama'nın 8 Ocak 2011'de Tucson'da gerçekleşen silahlı saldırı hakkındaki konuşması

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Kaybettiklerimizin ailelerine ve onları dost bilen herkese, bu üniversitenin öğrencilerine, bu akşam burada toplanan kamu görevlilerine, Tucson ve Arizona halkına sesleniyorum: Bu akşam buraya bir Amerikalı olarak diğer tüm Amerikalılar gibi sizlerle diz çöküp dua etmek ve yarın yanınızda hazır bulunmak üzere geldim.

Yüreklerinizde ansızın açılan bu boşluğu doldurmak için söyleyebileceğim hiç bir şey yok. Ama şunu bilin ki bu akşam bir ulusun umutları burada toplanmış durumda. Aramızdan ayrılanlar için sizlerle birlikte yas tutuyoruz. Acınızı sizlerle paylaşıyoruz. Gabrielle Giffords ve bu trajedinin hayatta kalan diğer kurbanlarının sağlıklarına kavuşması için sizlerle birlikte dua ediyoruz.

Kutsal Kitap’ın bizlere söylediği gibi:

Akan suları ile Tanrı’nın şehrini mutlu kılan bir nehir var,

En Yüce Olan’ın bulunduğu o kutsal yer.

Tanrı onun içinde, o düşmeyecek;

Tanrı, ona gün doğarken yardım edecek.

Cumartesi sabahı, Gabby, personeli ve pek çok seçmeni, barışcıl toplanma hakkı ve ifade özgürlüklerini kullanmak üzere bir süpermarketin önünde bir araya geldi. Halk temsilcilerinin seçmenlerinin sorularına cevap vererek, onların endişelerini ülkemizin başkentine aktarmak amacıyla, kurucu atalarımızın öngördüğü ve demokrasinin en temel dayanaklarından biri olan bir eylemi yerine getiriyorlardı. Gabby bu uygulamayı “Köşenizdeki Kongre” olarak adlandırıyordu -- yani, halk tarafından ve halk için yönetim anlayışının güncellenmiş bir versiyonu.

O gün silahlı bir saldırganın mermileriyle darmadağan ettiği şey, Amerika’ın özünü yansıtan işte böyle bir ortamdı. Ve Cumartesi günü hayatını kaybeden altı kişi de Amerika’nın en iyi yönlerini temsil eden kişilerdi.

Hakim John Roll yaklaşık 40 yıl hukuk sistemimize hizmet verdi. Bu üniversitenin hukuk bölümünden mezun olduktan sonra John McCain’in önerisi ve Başkan George H. W. Bush’un onayıyla yirmi yıl önce federal mahkemeye atanan Hakim Roll, Arizona’nın baş federal hakimi oldu. Meslekdaşları, onun 9. Yargı Çevresinin en çalışkan hakimi olduğunu söylerdi. Hakim Roll o gün her günkü gibi gittiği kilise ayininden dönerken Temsilciye bir merhaba demek için toplantı yerine uğramaya karar vermişti. John geride sevgili eşi Maureen, üç oğul ve beş torun bıraktı.

Liseden beri birlikte olan George ve Dorothy Morris çiftinin – arkadaşlarının deyişiyle "Dot"– evlendikten sonra iki kızları oldu. Herşeyi birlikte yapıyorlardı, karavanları ile birlikte seyahat ederek dostlarının 50. Yaş Balayı diye adlandırdığı tatile çıkmak gibi. Cumartesi sabahı Safeway supermarketine giderek Kongre üyesinin konuşmasını dinlemek istediler. Eski bir deniz piyadesi olan George silah seslerini duyunca içgüdüsel olarak eşini korumaya çalıştı. Her ikisi de vuruldu. Dot vefat etti.

New Jersey’de doğan Phyllis Schneck, kış mevsiminde kardan kaçarak Tucson’a gidiyordu. Yaz aylarında ise Doğu’ya geri dönerek hayatının merkezi olan üç çocuğu, yedi torunu ve iki yaşına giren torununun kızıyla yaşamını geçiriyordu. Yetenekli bir yorgancı olan Phyllis, genelde sevdiği ağacın altına oturarak çalışırdı; bazen de gönüllü olarak çalıştığı kilisede dağıtmak üzere Jets and the Giants takımlarının logolarını önlüklere dikerdi. Cumhuriyetçi partiyi destekleyen Phyllis, kongre üyesi Gabby’i beğenmişti ve onu daha iyi tanımak istiyordu.

Dorwan ve Mavy Stoddard yaklaşık yetmiş yıl önce Tucson’da birlikte büyüdü. Daha sonra yolları ayrıldı ve her ikisi de aile kurdu. Yıllar içinde ikisi de boşandıktan sonra yolları yine Tucson’a düştü ve Mavy’nin kızlarından birinin deyimiyle, tekrar “kız arkadaş ve erkek arkadaş” oldular. Karavanları ile yollarda olmadıkları zaman onları Mountain Avenue Kilisesi’nde ihtiyacı olanlara yardım eli uzatırken bulabilirdiniz. Emekli bir inşaat işçisi olan Dorwan, boş vakitlerini köpeği Tux ile birlikte kiliseyi tamir ederek geçiriyordu. Yaptığı en son fedakarlık, kendi hayatını feda ederek bedenini eşine siper etmek oldu.

Gabe Zimmerman yaptığı her şeyi tutku ile yapan biriydi ama esas tutkusu insanlardı. Gabby’nin sosyal destek direktörü olarak binlerce seçmenle ilgilenmek sorumluluğunu üstlenmişti; yaşlıların hak ettikleri Medicare sağlık hizmetlerini almasını, gazilerin hak ettikleri madalyaları ve bakımı almasını ve hükümetin sokaktaki vatandaş için çalışması için uğraşıyordu. Sevdiği işi yaparken öldü --yani, insanlarla konuşarak ve onlara nasıl yardım edeceğini anlamaya çalışarak. Gabe, geride anne babası Ross ve Emily’i, erkek kardeşi Ben’i ve gelecek yıl evlenmeyi planladığı nişanlısı Kelly’yi bıraktı.

Ve bir de dokuz yaşındaki Christina Taylor Green var. Christina çok başarılı bir öğrenci, dansçı, cimnastikçi ve yüzücü idi. Büyük ligte yarışmak isteyen ilk kadın olmak istediğini hep söylerdi. Küçükler liginde yer alan tek kız o olduğu için bunu başarabileceğinden kimsenin şüphesi yoktu. Yaşıtlarından beklenmeyen bir olgunluğa sahipti. Annesine, “Elimizdeki nimetler için çok şanslıyız. Hayattaki en iyi şeylere sahibiz” diyordu. Ve bu nimetlerin karşılığı olarak daha az talihli çocuklara yardım eden bir hayır kurumuna üye olmuştu.

Aramızdan ansızın ayrılmaları ile yüreklerimiz yaralandı. Yüreklerimiz yaralı ama yine de kalbimizdeki boşluğun dolması için bir neden var.

Yüreklerimiz saldırıdan sağ çıkan 13 Amerikalı için umut ve şükür dolu; pek çoğunun görmeye gittiği Kongre Üyesi de bu 13 kişinin arasında. Buradan bir mil uzaklıkta olan üniversite Tıp Merkezinden az önce geldim, dostumuz Gabby şu an orada iyileşme mücadelesi veriyor. Ve size şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki o burada olduğumuzu ve onu sevdiğimizi biliyor, bu zor yolculukta onun yanında olduğumuzu biliyor.

Yüreklerimiz yardıma koşarak diğerlerini kurtaranlar için minnet dolu. Gabby’nin ofisinde gönüllü olarak çalışan ve kaosun içinde patronunun yanına koşarak gidip onun hayatta kalmasını sağlamaya çalışan Daniel Hernandez, silahını tekrar doldurmak için duraklayan saldırgana müdahele edenler, katilin mühimmatını uzağa fırlatan ve hiç şüphesiz bu sayede pek çok kişinin hayatını kurtaran 61 yaşında ufak tefek Patricia Maisch, hepsine minnettarız. Ve tabii ki yaralananları iyileştirmek için mucizeler yaratan doktorlar, hemşireler ve acil durum sağlık ekiplerine minnettarız.

Onlar sayesinde kahramanlığın sadece savaş alanında görülmediğini hatırladık. Kahramanlığın özel eğitim veya fiziksel güç gerektirmediğini anımsattılar bize. Kahramanlık işte burada, hepimizin çevresinde, pek çok vatandaşımızın kalplerinde, yüzeye çıkmak için bekliyor, tıpkı Cumartesi sabahı olduğu gibi.

Onların hareketleri, fedakarlıkları hepimiz için bir soruyu gündeme getiriyor. İleri giderken, dua etmenin ve endişeleri dile getirmenin ötesinde, bizden beklenen nedir? Şehitlerimizi nasıl onurlandırabiliriz? Onların anısına nasıl saygı göstermeliyiz?

Gördüğünüz gibi, bu tür bir trajedi meydana geldiğinde bir açıklaması olmasını istemek, kaos yerine bir düzen getirmeye çalışmak ve anlamsız bir olayı anlamaya çalışmak doğamızda var. Şimdiden ülke çapında çeşitli görüşler ortaya atılmaya başlandı, bu saldırının arkasındaki motivasyonlardan tutun, silah kullanımı ile ilgili yasalardan, akıl sağlığı sistemlerinin yeterliliğine kadar geniş kapsamda bir tartışma başladı. Gelecekte bu tür trajedilerin olmasını önlemek için bu süreçte neler yapılması gerektiğine dair yapılan tartışmalar, öz yönetimimizin zaruri bir parçasıdır.

Ancak söylemlerin bu kadar kutuplaştığı bir dönemde, dünyanın tüm sorunlarını bizden farklı düşünenlerin suçu olarak görmeye çok hevesli olduğumuz bir dönemde önemli olan, bir an için duraklayarak, yeni yaralar açmak yerine iyileştirici bir şekilde birbirimizle konuşmamızdır.

Kutsal Kitap’ın bize öğrettiği gibi dünyada kötülük var ve insanın anlaması mümkün olmayan nedenler yüzünden korkunç şeyler meydana geliyor. Eyüp Peygamberin söylediği gibi, “Ben ışık beklerken, karanlık geldi.” Başımıza kötü olaylar gelebiliyor; bu tür olayların sonrasında basit açıklamalar getirmekten kaçınmalıyız.

Çünkü gerçek şu ki hiçbirimiz bu korkunç saldırıyı neyin tetiklediğini tam olarak bilemeyiz. Şiddet saçan saldırganın aklından neler geçiyordu veya ateş etmesine ne engel olabilirdi, hiçbirimiz kesin olarak bilemeyiz.

Yani evet, bu trajediye yol açan tüm gerçekleri incelemeyiz. Bu tür bir şiddet karşısında pasif kalamayız ve kalmayacağız da. Gelecekte şiddet olaylarını önlemek için ezberi bozmaya hazır olmalıyız.

Ama yapamayacağımız tek şey bu trajediyi birbirimizin aleyhine dönmek için bir vesile olarak kullanmaktır. Bu meseleleri tartışırken hepimizin tevazu göstermesi gerek. Birbirimizi parmakla gösterip suçlamak yerine, bu vesile ile ahlaki bakış açımızı genişleterek birbirimiz daha iyi dinlemeye, empati içgüdümüzü arttırmaya, umut ve hayallarimizin birbirine bağlı olduğu tüm noktaları hatırlamaya çalışalım.

Sonuçta ailemizden birini kaybettiğimizde çoğumuz böyle davranır, özellikle bu kayıp beklenmedik bir anda olursa. Rutin düzenimiz sarsılır ve kendi içimize dönüp bakmaya necbur kalırız. Geçmişi değerlendiririz. Yaşlanan bir ebeveyn ile yeterince vakit geçirdim mi diye merak ederiz. Eşimize onu ne kadar çok sevdiğimizi söyledik mi, arada sırada değil ama her gün söyledik mi?

Ani kayıplar geçmişe bakmamıza neden olur ama aynı zamanda bizi ileriye bakmaya, bugünümüz ve gelecek hakkında düşünerek hayatımızı nasıl yaşadığımızı, hala yanımızda olanlarla ilişkilerimizi nasıl yürüttüğümüzü gözden geçirmeye zorlar. Hayatımızdaki insanlara yeterince nezaket, cömertlik ve şefkat gösteriyor muyuz diye sorgulayabiliriz. Çocuklarımız, toplumumuz için doğru olanı yapıyor muyuz, önceliklerimiz doğru mu diye düşünebiliriz. Bir gün öleceğimizi hatırlarız ve bu dünyadaki zamanımızın ne kadar fani olduğunu, asıl önemli olanın para, statü, güç ya da ün değil ne kadar çok sevgi hissetmiş olduğumuzun ve başkalarının hayatlarını güzelleştirmede oynamış olduğumuz rol olduğunu anlarız.

Böyle bir trajedi meydana geldiğinde bence, hareketlerimizi değerlerimize uyacak şekilde düzenleyeceğimiz bir düşünme sürecinden geçmek lazımdır. Yaralanlar ve yaşamlarını yitirenler ailemizin bir parçasıdır, 300 milyon kişilik bir Amerikan ailesinin parçasıdır. Onları şahsen tanımıyor olabiliriz, ama hiç şüphesiz onlarda kendimizi görüyoruz. George ve Dot çiftinde, Dorwan ve Mavy çiftinde eşlerimiz için hissettiğimiz derin sevgiyi görüyoruz. Phyllis, bizim için bir anneanne gibi; Gabe’de kardeşimiz ya da oğlumuzu görüyoruz. Hakim Roll’de hem ailesine değer veren ve işini iyi yapan bir kişiyi, hem de Amerika’nın yasalara bağlılığını simgeleyen bir kişiyi görüyoruz. Gabby’de toplumsal tutkularımızı, bazen tartışmalı bazen hayal kırıklığı yaratan ama her zaman gerekli ve asla bitmeyen bir süreç olan daha mükemmel bir birlik kurma sürecine dahil olma arzusunu hissediyoruz.

Ve Christina… Christina’da ise tüm çocuklarımızı görüyoruz. Meraklı, bize güvenen, enerjik ve sihir dolu çocuklarımızı.

Sevgimizi fazlasıyla hak eden çocuklarımızı.

Ve onlar için iyi birer örnek olmamızı hak eden çocuklarımızı. Eğer bu trajedi, olması gerektiği gibi bir düşünme sürecine yol açacak ise, bu sürecin yitirdiklerimizin anısına değecek bir şekilde yaşandığından emin olalım. Bu sürecin bir sonraki gündem haberi ile geride bırakılan ve her zamanki siyaset tartışmalarında, görüşleri haklı çıkarmak için bir unsur olarak kullanılmamasını sağlayalım.

Aramızdan ayrılan bu harika insanların kaybı ile hepimiz, özel hayatlarımızda daha iyi birer birey olmaya -- daha iyi birer dost ve komşu, iş arkadaşı ve ebeveyn olmaya çalışmalıyız. Ve eğer son günlerde belirtildiği gibi onların ölümleri kamu önündeki söylemlerimizde daha medeni olmamıza yardımcı olursa, şunu unutmamak gerekir ki bu trajediye neden olan basit bir medeniyet eksikliği değildi. Ama daha medeni ve dürüst bir söylem, onları da gururlandıracak bir şekilde, ulus olarak zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı olacaktır. John Roll ve Gabby Giffords gibi kamu çalışanlarının sergilediği iyi örneğe layık olmak istediğimiz için bu böyle olmalıdır. Her şeyden önce birer Amerikalı olduğumuzu ve birbirimizin ülkemize olan sevgisini sorgulamadan fikirlerimizi sorgulayabileceğimizi ve görevimizin gelecek nesillere Amerikan rüyasını miras bırakabilmek için birlikte çalışarak, başkalarıyla giderek daha çok ilgilenmeye çalışmak olduğunu Roll ve Giffords biliyordu.

Daha iyisini yapabileceğimize inanıyorum. Bugün burada ölenler ve hayat kurtaranlar buna inanmama yardımcı oluyor. Dünyadaki tüm kötülükleri durduramayabiliriz ama şunu biliyorum ki birbirimize nasıl davrandığımızı belirlemek tamamen bizlerin elinde. Tüm kusurlarımıza rağmen içimizde iyi ve edepli olduğumuza ve bizi ayıran kuvvetlerin bizi birleştirenler kadar sağlam olmadığına inanıyorum.

Buna inanıyorum, bu inancımın bir nedeni de Christina Taylor Green gibi bir çocuğun da buna inanmış olması. Düşünün: Demokrasimizin ne anlama geldiğini, vatandaşlık yükümlülüklerinin neler olduğunu daha yeni yeni anlamaya başlayan ve ileride bir gün kendisinin de ülkesinin geleceğinde söz sahibi olabileceğini fark eden bir genç kız... Öğrenci kuruluna seçilmiş, kamu hizmetinin heyecanlı ve umut verici bir şey olduğunu görmüş bir genç kız. Kongre temsilcisini görmek için gelmiş; kendisi için bir rol modeli teşkil edebilecek iyi ve önemli biri olduğundan şüphe etmediği bir kişiyi görmeye gelmiş. Biz yetişkinlere ait genelde negatif ve alaycı tutumun aksine, Christina tüm bunlara bir çocuğun gözleriyle bakmış.

Onun beklentilerini karşılamamızı istiyorum. Demokrasimizin onun hayal ettiği kadar iyi olmasını istiyorum. Ülkemizi, çocuklarımızın beklentilerini karşılayan hale getirmek için hepimiz elimizden geleni yapmalıyız.

Christina, 11 Eylül 2001 tarihinde aramıza yollanmıştı; o gün doğan 50 bebek “Umudun Yüzleri” adlı bir kitapta resimlenmişti. Kitaptaki resminin yanında iyi dilekler yazılmış. Dileklerden birinde “Umarım ihtiyacı olanlara yardım edersin” yazıyor. Bir diğerinde şöyle yazılmış: “Milli Marşın tüm sözlerini bilmeni ve elini kalbinin üstüne koyarak marşı söylemeni dilerim. Yağmur birikintilerinde zıplamanı dilerim.”

Eğer cennette yağmur birikintileri varsa, Christina bugün onların üzerinde zıplıyor olmalı. Ve burda dünya üzerindeki bizler, ellerimizi kalbimizin üzerine koyarak ülkemizin her zamanki nazik ve mutlu maneviyatına layık olacağına Amerikan halkı olarak söz veriyoruz.

Tanrı kaybettiklerimizi kutsasın, huzur içinde yatsınlar. Tanrı sağ kalanları korusun ve ABD’yi kutsasın.