Aksak Timur'un Devlet Politikası/Demir'in Müslümanlığı

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Aksak Demir, kuvvetli, inanlı bir Müslümandı. Leon Cahun'un Asya Tarihine Giriş adlı eserinden bunu anlamak pek kolaydır. Bu kadar araştırmalara da lüzum yok... Bunu kendi kitabı olan Tüzeler'den de anlayabiliriz.

Demir'in ifadesine göre, putlara tapanlara harp açmak, böylelikle Müslümanlığı yaymak, Müslüman bir devlet reisine ve ordusuna borçtur. Onun Hint'e ve Çin'e açtığı seferlerin sebebi de budur.

Demir, yetmiş yaşında idi. Çin'in fethine hazırlanıyordu. Fakat zabitlerinde, askerlerinde hoşnutsuzluk emareleri sezdi. Önce bunları kandırmak, sonra da arzusunu yerine getirmek yolunu tuttu. Düğünler yaptı. Şehzadeleri evlendirdi. Eğlentiler iki ay sürdü. Bol bol bahşişler, hediyeler verdi. Zabitlerini istediği yerlere götürebileceğini anlayınca, yanına çağırdı. Ve şu yolda seslendi:

"Kahraman arkadaşlar!

"Tanrı'nın bize olan iyiliklerini hepiniz bilirsiniz. Bizi bunca fetihlere, başarılara eriştirdi. Bu, Tanrı iyiliklerinin bir belgesidir. Fakat ne yazık ki, zafer keyfiyle Müslüman kanları da döktük. Bunlar birer cinayettir. Bu büyük günahlardan yıkanmamız gerekir. Çin kâfirlerle doludur. Bunun için de yeni büyük işler başarmamız gerektir. Çin kâfirlerle doludur. Biz orada Allah'ın adını yükselterek günahlarımızın affını elde edebiliriz. Gidip o, putlara tapanların tapınaklarını yıkalım. Bunların yıkıkları üzerine camiler kuralım. Günahlarımızı oralarda yıkayalım. Zira ariğ 'mukaddes' savaş, günahları yıkar götürür."

Bu söylev üzerine zabitlerin hepsi heyecana geldi. Teklifi büyük sevinçle benimsediler.

Demir, gümüş, altın, elmas takımlı bir kır at üstünde ve yanında, 200 000 asker olduğu halde, buzlar üstünde, kar fırtınaları içinde, Semerkand'dan Çin'e doğru yürüdü. (28 Birincikânun [Aralık] 1404.) Otrar'a vardığında zatürreeden öldü.

Molla Şerafettin Yezdî'nin, Demir'in ağzından naklettiği söyleve şöyle bir göz atılır, biraz düşünülürse, görüşümüzün yanlış olmadığı anlaşılır sanırım.

Demir, kuvvetli bir Müslümandı. Harplerini Müslümanlığa dayatırdı. O kadar ki, İslamlık politikası yanında milliyetçilik ikinci, üçüncü plana düşüyordu. Maveraünnehir Türkleri, İslam dinini kabul ettikten sonra milliyetlerini din uğruna feda ettiler; Araplaştılar. Türklüklerini büsbütün unuttular. Maveraünnehir'in 13. asır Türkleri Müslüman olmakla beraber, Rusya ve Kafkasya'daki Kıpçaklar için, onlar da bizim kanımızdan diyorlardı. Lakin 15., 16. asırlarda onların adını işitmek istemediler. Rusya'dakilere Nogay kâfiri ve Kalmuk derlerdi.[1]

Demir'in Tüzeler 'ini, Fransızcaya tercüme eden Langles, eserin başlangıcında böyle diyor; Leon Cahun, Asya Tarihine Giriş adlı kitabının Demir bölümünde bu görüşü ısrarla müdafaa ediyor.

Bu yolda şahit göstermeye bile hacet yoktur. Demir'in kendisi "Hükümet kuvvetimi İslamlığa dayamakladır ki, büyük başarılar elde ettim!" demektedir.

İslamcılık politikası yanında milliyetçilik ikinci, üçüncü plana düşmekle beraber, yine, az çok duygulara hâkimdi. Nitekim Demir, İran seferleri sırasında, bir gün, Tos'a uğradı. Acem şairi Firdevsi'nin kabrini görmek istedi. Devlet erkânıyla oraya gitti. Ve aşağı yukarı şöyle bir hitabede bulundu:

"Ey Firdevsi! Sen Şehname'nde milletinin, Türkler üzerine kazandığı galebelerle övündün. Kalk gör, bugün İran topraklarıyla beraber, mezarın Türk kahramanlarının ayağı altındadır!"[2]

Demir, Tüzelerinde, devlet işleri başına yabancı getirilmemesini ısrarla tavsiye etmektedir. Aksi hareketin devleti temellerinden sarsacağını söylemektedir. İleride bu konuya tekrar ilişeceğiz.

Bana denebilir ki: Demir yalnız putlara tapanlarla, Hıristiyan Ermenilerle değil, fakat bunlar kadar, belki daha fazla Müslümanlarla savaştı. Hatta İslam-Türk devletleriyle boğuştu. Ve bunların felaketlerine sebep oldu.

Mesela, Altınordu devletini yok etti. Ve o gün bugün bu devleti yaşatan Türkler, Moskof boyunduruğundan bir türlü boyunlarını kurtaramadılar. Yıldırım Beyazıd'ı yendi. Osmanlı devletini bir asır geriletti. Bağdat hükümdarı Ahmet Celâyir'i, Karakoyunlular Hanı Kara Yusuf'u yerin dibine geçirdi. Suriye hükümdarı Fereç'i perişan etti. İran'ı çiğneye çiğneye bitirdi.

Demir, bu halleri şu yolla izah eder gibidir:

Savaştığı İslam memleketleri dinde kayıtsız imişler. Hükümdarlarının ahlaksızlığı, valilerinin halk üzerindeki zulümleri dayanılmaz bir hal almış. Bazıları da kendisine kötü kasıtlar hazırlamışlar. Hem devletini müdafaa hem de bunları terbiye etmek lazımmış.

Şurası muhakkak ki, Mısır hükümdarıyla Kara Yusuf ve Ahmet Celâyir, Demir aleyhine ittifak etmişlerdi.

Bundan başka, Kara Yusuf Kabe'ye giden hacıları soyuyormuş. Yıldırım bunu korumakla beraber, kendisinin himayesinde olan topraklara çapullar yapıyormuş. Ahmet Celâyir, aynı zamanda fesatçı imiş, zalim imiş.

Suriye hükümdarı Fereç, elçilerini tahkir ve hapsetmiş. Bu yetmiyormuş gibi, kendisine hakaretle dolu bir de mektup göndermiş.

Bundan başka Şamlılar ahlaksızmış. Muhammed evladına ve Hazreti Ali'ye zulmeden Emevîlere yardım etmişler. İnsan, Muhammed evladına nasıl düşmanlık edebilirmiş?.. Şamlıların o vakitki cinayetlerini Tanrı Demir'in eliyle cezalandırmış.

Demir, girdiği, fethettiği yerlerde İslam ulemasını kılıçtan esirgedi. Şam yangını müstesna olmak üzere, camileri, medreseleri korudu. Buna belli başlı sebep, ulema, dinin direği; medrese, dini besleyen, yükselten bir müessese; cami, Allah'ın evi idi. Bundan başka Seyyid Bereket adında peygamber sülalesinden bir adam, daima Demir'in yanında bulunurdu. Muharebelere girerken önce bunun duası alınırdı.

Demir, Tüzeler'inde diyor ki:

"Din ve kanunlar üzerine kurulmayan bir devlet uzun süremez. Böyle bir devlet çıplaktır. Kendini gören herkese karşı, gözlerini yere diken ve hiçbir kimse yanında hürmet görmeyen, itibarı olmayan adama benzer. Böyle bir devlet, tavansız, kapısız, avlusuz, duvarsız ve her önüne gelene açık bir eve benzer.

Bunun için ben, devletimi İslamlık üzerine kurdum. Hükümetimi idare için kanunlar yaptım. Bu kanunlara hükümdarlığım süresince riayet ettim.

Kalbimde doğan ilk kanun, dini dünyaya yaymak ve Hazreti Muhammed'in şeriatını sağlamlaştırmak oldu. Her köşeye İslamlığı, bu nuru ulaştırdım. Ve bu din, devletimin süsü oldu!"

Peygamber, sülalesinden Zeynüddin Ebubekir, Demir'e yazdığı mektupta:

"İslam dinini, bütün dünyaya yaydığından dolayı, din yayıcı unvanı senin hakkındır.

"Tanrı! Hazreti Muhammed'in dinini yükseltmek isteyenlere yardımcı ol! Müminler kahramanı Demir bilmelidir ki: Dini koruma işinin kendisine emanet edilmesi Allah'ınona bir ihsanıdır. Allah'ın iyiliklerinin artması için Demir de iyi işlerini artırmalıdır" demektedir.

Bu parçaları, Tüzeler'in başlangıcından aldım. Mektup çok uzundur. Peygamberden sonra, Demir'e kadar İslamlığa hizmet etmiş büyük adamlar ve eserleri anlatılmaktadır. Bu sırada kendisine de Müslümanlığın yenileştiricisi, müceddidi unvanı verilmektedir.


Bence, Demir'in İslamlık bakımından güç izah edebileceği bir harbi varsa, o da Yıldırım Beyazıt'la olan Ankara Meydan Muharebesi'dir. Gerçi, Yıldırım, Kara Yusuf u ona vermedi. Fakat şerefini kıskanan bir devlet yoktur ki, kendine sığınan bir hükümdarı, hatta bir ferdi hasmına teslim etsin. Dünyaya kılıç sallayan, bütün bir âlemi kılıcına baş eğdiren bir devlet bu teklifi nasıl kabul edebilirdi? Yıldırım'dan kaçıp giden beyleri Demir, ona geri verir miydi?

Toktamış'ı Altınordu hükümdarına teslim etti mi?..

Nitekim, Hoca Sadeddin'in Tacüttevarih'le anlattığına göre, Yıldırım, Demir'e yazdığı mektupta:
"Topraklarımız kimsesizlerin sığmağıdır. Geri verilmezler. Onlara kılıç çekmezler. Korunurlar" diyor.

Demir'in kendi ifadesine göre de, muharebenin asıl sebebi bu olmuştur!.. Feridun Bey Münşeat'ında. Yıldırım'ın Demir'e "Kudurmuş köpek!" hitabıyla başlayan mektubu, aslı faslı olmayan bir belgedir.

Bir aralık barışır gibi oldular. Yıldırım, bu iş için elçilerini bile göndermişti. Demir, fikrini değiştirdi. Barış konuşmaları yerine elçilere ordusunu gösterdi. Ve Ankara üzerine yürüdü. Buna Mevlâna Teftazani gibi büyük din âlimleri razı değildiler. Hatta askerleri bile, muharebe bittikten, Beyazıt esir düştükten sonra bir müddet gücenik kaldılar.

Bence, Ankara Savaşı'ndan iki taraf da suçludur. Fakat suçun ağır, çok ağır yanı Demir'in omuzlarındadır. Biri Sivas'ı ve Şehzade Ertuğrul'u, öteki de Erzincan'ı vurdu.

Bütün bunlarla beraber, Demir'in günahlarını biraz daha hafifletmek imkânı yok değildir. İslamlık davasını güden hükümdarlar arasında Demirden başkası Müslümanlarla dövüşmedi mi?

Osmanlılardan Birinci Selim İslam devletlerinden başkasına kılıç çekti mi?!

Asla! Ve yalnız Müslüman devletleriyle savaştı.

Biz, Selim bu hareketi İslam birliğini kurmak için yaptı diyoruz. Ve halife padişah unvanıyla ona saygı gösteriyoruz. Güzel... Fakat Demir için de bu bakımdan bir Türk birliği yaratmak istedi ve bunun için Türk-Müslümanlarla dövüştü denemez mi? Nasıl ki Ankara Savaşı'ndan biraz önce, Yıldırım Beyazıt Anadolu beyliklerini silip süpürmüş ve burada Türk birliğine vücut vermişti, Demir bu işi daha geniş çapta başarmış ve bir milli bütünlük yaratmıştı. Ne yazık ki, evlatları adam çıkmadı. Vücut bulan Türk birliği de dağıldı gitti.

Demir haris, Yıldırım mağrurdu. Hırsla gurur karşılaşınca, anlaşmalarına imkân yoktu. Nitekim:

Demir diyor ki:
"Nasıl ki, gökyüzünde bir Tanrı varsa, yeryüzünde de tek bir hükümdar olmalıdır."

Yıldırım buna:
"Tanrı beni, önüme çıkanı yenmek için yarattı" karşılığını veriyordu.

Şu ikinci bölümün analizinden anlaşılıyor ki, haksızlıkları ne olursa olsun, Demir'in politika temellerinden birisi ve belli başlısı İslamlıktır. Belki bunu istilalarına vasıta yapıyordu. Olabilir.

Demir'in mumyalanmış cesedi, vasiyeti icabınca, Semerkand'da İmam Berke için yaptırdığı haşmetli türbeye gömüldü. O, sağlığında:
"Mahşer günü kalkınca Hazreti Muhammed'in torunlarından bu zatın eteklerine yapışırım..." derdi.

Notlar[değiştir]

  1. Kalmuk tabirini, Maveraünnehir Türkleri, eski dinlerinde kalan Türkler hakkında kullanırlardı.
  2. Demire mal edilen Farsça bir şiirden.