Abdullah Gül'ün 5 Aralık 2009'da Tunceli Üniversitesi'nin Akademik Yıl Açılış Töreninde Yaptığı Konuşma

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Değerli Misafirler,

Sevgili Öğrenciler,

Bugün Tunceli’de bulunmaktan ve Tunceli Üniversitesi’nin 2009-2010 Akademik Yılı açılışını gerçekleştirmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu vesileyle Üniversite’ye başarılar diliyorum. Tunceli halkına da sevgilerimi ve muhabbetlerimi bir kez daha bu vesileyle sunuyorum.

4 Eylül günü Sayın Vali, Sayın Rektör ve Tunceli’den bir heyet beni ziyaret ettiklerinde Çankaya’da, Üniversite’nin açılışını yapmamı istemişlerdi. Ben de Cumhurbaşkanı olarak bütün illerimizi bir vesileyle ziyaret etmeyi doğrusu çok arzu ediyordum ve bunu da gerçekleştiriyorum. Bu çerçeve içerisinde bunu iyi bir fırsat olarak düşündüm. Hem Üniversitenin açılışını yapmak ve başarılarını görmek için hem de Tunceli’yi ziyaret etmek için bugün buradayım.

Tabii uzun bir süreden sonra, Tunceli'yi ziyaret eden bir Cumhurbaşkanı olduğumu öğrenince de, bundan ayrıca mutluluk duydum, gurur duydum. Şu muhakkak ki kesin: Ülkemizin her tarafı, dört bir yanı birbirinden kıymetlidir. Samsun'dan Mersin'e, Edirne'den Hakkari'ye kadar her taraf bu ülkenin parçasıdır ve bu bütünü oluşturmaktadır ve hepsi de bu aziz vatanın en kıymetli illerindendir. Hiçbirinin birbirinden farkı yoktur, hepsi de bizimdir, biz de bütün bu illerimizin hepsindeyiz.

Bu çerçeve içerisinde, Tunceli'ye gelmek ve buranın sorunlarını dinlemek, buradaki gelişmeyi görmek beni gerçekten çok mutlu etmiştir.

Üniversitenin kısa bir süre içerisinde bu kadar başarılar elde ettiğini hep beraber gördük. Açıkçası ben de bu kadar beklemiyordum. Hiç profesörü, doçenti, öğretim üyesi, asistanı olmayan; sadece idarecisi, idari personeli olan bir üniversitenin bir sene içerisinde 50'ye yakın doktoralı öğretim üyesine, 150'ye yakın öğretim üyesine ulaşmış olması gerçekten büyük başarıdır. Bundan dolayı Sayın Rektör'ü tebrik ediyorum. Şunu görmekten de büyük bir mutluluk duydum: Bir insan işine gerçekten sahip çıkarsa, onun heyecanını duyarsa veya halk diliyle bir işin delisi olursa; muhakkak ki orada çok başarılar gerçekleşir ve olur. Bugün bunları burada görüyorum ve önümüzde de biraz önce Sayın Rektör'ün sergilediği, sunduğu vizyonun kısa süre içerisinde Tunceli'de, Tunceli Üniversitesi vasıtasıyla gerçekleşeceğine de inanıyorum. Bunda inancım gerçekten tamdır. Çünkü iş sahiplenilmiş ve Tunceli halkıyla bütünleşilmiş, idarecilerle hep beraber olunmuş ve el ele, hep beraber bu şehri güzelleştirmek, bu Üniversiteyi güzel bir üniversite haline getirmek için ciddi bir çalışmayı gördüm. Bundan büyük bir memnuniyet duydum. Yine şunu da fark ettim ki: Şehrin meselelerine de Üniversite çok kısa bir süre içerisinde sahip çıkmış. Çünkü gittiğim yerlerde hep şunu tekrarlıyorum: Üniversiteler, o şehirlerin, o illerin kalkınmasının lokomotifi olacaktır. Şehirlerle bütünleşmesi lazım. Şehirle bütünleşmek demek, şehrin o standardına inmeyecek üniversite; şehirle bütünleşecek, şehri alacak, üniversite standardına taşıyacak, lokomotiflik yapacak. Bu, bilgi anlamında, sosyal, kültürel faaliyetler anlamında, ülke meseleleriyle, şehir meseleleriyle ilgilenme anlamında ve tabii ki eğitim anlamında da böyle olacak. Bunun burada gerçekleşeceğine inanıyorum ve bu bağlamda, bu üniversitenin güçlenmesi için -YÖK Başkanımız burada, tabii ki devletimizin diğer temsilcileri burada- olup bitenleri hep Ankara'ya, bize anında bildirecekler, ben de bu üniversitenin sadece devlet kaynaklarıyla değil, çok hayırsever vatandaşlarımız vasıtasıyla da gelişmesi için ne gerekirse bunu yapacağım.

Değerli Konuklar,

Şuna inanıyorum ki: Ülkemiz giderek güçlenmektedir. Ülkemizin geleceği çok daha parlaktır. Zaten bugünden çevremizde, Türkiye'nin şöyle dışına çıkarsanız Türkiye'nin başarılarını, gücünü herkes görmektedir ve gerçekten örnek almaya da başlamaktadır. Bunun sebebi şudur: Türkiye'de hukukun üstünlüğü, demokrasinin derinleşmesi, ekonominin güçlenmesi; bu konularda önemli adımlar atılmaktadır. Anayasamızın değişmez ilkelerinde tam bir mutabakat vardır. Türkiye, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devletinin gereklerini yerine getirme doğrultusunda, -ki bu doğrultu Büyük Atatürk'ün bize “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma” şeklinde işaret edilerek gösterilmiştir- bu yönde çok önemli gelişmeler olmaktadır. Bunları hep beraber, bu ülkenin sahipleri, bizler gerçekleştiriyoruz. Demokrasinin standartları yükseldikçe, bu ülkenin çeşitli sorunları, çeşitli meseleleri kendiliğinden hallolacaktır. Bu, sadece belli bir konuyla ilgili değil, Türkiye'nin hangi köşesine gitseniz çeşitli problemler olabilir, çeşitli sorunlar olabilir ama, bunları büyük bir olgunluk içerisinde hep beraber konuşarak, tartışarak, evrensel demokrasilerin standartlarını yükselterek hep beraber halledeceğiz.

Unutmayın ki bu işler yapılırken, Türkiye'nin her tarafının sosyal, kültürel farklılıklarını da tekrar kucaklayacağız. Türkiye, büyük bir ülke. Türkiye, bir şehir devleti değil. Öyle ülkeler vardır ki, bir şehir kadardır. Nüfusları bazen 400-500 bindir, ismini büyük bildiğiniz bazı ülkeler. Bazı ülkeler vardır ki; o ülkelerde, o devletlerde herkes sanki aynı makineden çıkmış gibi, her şeyleri birbirine eşittir. Çünkü çok küçüktür. Türkiye büyük bir ülkedir. Her şeyden önce, çok büyük, şanlı bir imparatorluğun devamıdır. Bugünkü halimizle yine çok büyüğüz; nüfus olarak, coğrafya olarak. Almanya birleşmemiş olsaydı; Avrupa'nın en büyük ülkesi biz olacaktık. Şimdi Avrupa'nın ikinci büyük ülkesiyiz, nüfus açısından. Böyle bir ülkenin tabii ki sosyolojik, kültürel farklılıkları olacaktır. Türkiye'nin hangi köşesine gitseniz, birbirinden güzel, ilgi çekici tarafları vardır. Bütün bunlar bizim zenginliğimizdir. Bu bölgemizin de, Tunceli'nin de kendine has kültürel, sosyolojik yapıları vardır. Bunlar; biraz önce gördük, Alevi kültürü. Bununla ilgili burada Üniversitede yapılan çalışmalar; bunları hep takdir ettim. Bütün bunlar Türkiye Cumhuriyeti'nin, bizim, hepimizin kültür parçalarımızdır. Anayasamızda zaten “Kültür mirasımıza sahip çıkacağız.” diye, bize yazılan bir talimat vardır. “Türkiye'nin kültür mirası” dediğimizde, çok geniş bir şekilde bakıp, bu topraklar üzerindeki bütün kültürleri, bütün değerleri hep anlamamız gerekir. Bu bağlamda; biz her şeyi suhuletle halledebiliriz.

Ve çok önemli olan başka bir şey de şu: Artık bugünkü çağda herkes birbiriyle beraber olmak durumunda. Beraber olurken de kendimizi başkasının yerine koyarak düşüneceğiz, birbirimize saygı göstereceğiz, birbirimize sevgi göstereceğiz, birbirimizi daha çok anlayacağız. Böyle anlayınca da tabii ki farklılıklar bir zenginlik olarak ortaya çıkacaktır. Türkiye'de, o açıdan bugün tartışılan birçok konuların sağlıklı bir yörüngeye gireceğine inanıyorum. Burada en önemli olan şey şudur: Bu tartışabilme, konuşabilme, karşılıklı saygı içerisinde düşünceleri ifade etme ortamını bozmamak gerekir.

Terör, devletin güçlerinin dışında silahlı insanlar, kesinlikle bu süreci engelleyen birinci unsurdur. Bunu açıkça söylüyorum. Terör olduğu süre içerisinde, devlet güçlerinin dışında, devletin askerinin, devletin polisinin dışında herhangi bir kişi, “Benim de gücüm var.” dediği süre içerisinde, bunların hiçbirisi olmaz. O bakımdan, Türkiye'yi daha güçlü yapmak için, bugünkü sorunlarımızı konuşarak, kendi aramızda çözerek, gelecek nesillere yük taşımamak için teröre asla hiç kimse sempatiyle bakmayacak. Teröre asla yer vermeyeceğiz. O zaman her şey, en farklı düşünceler de -arkasında şiddet olmadığı süre içerisinde- konuşulabilir, tartışılabilir. Türkiye'nin temel direkleri sağlamdır; bundan hiç kimse tereddüt etmesin. Halkımızın sağduyusu çok sağlamdır. Bunlar çünkü bizim geleneğimizde vardır, genlerimizde vardır. Hoşgörü, saygı, beraber yaşama. Bugün Avrupa'nın demokrasi, insan hakları çerçevesinde ifade ettiği değerler, yüzyıllar önce bizim büyüklerimiz tarafından, o günkü dünyada zaten ifade edilmiştir. Hoşgörüdür, toleranstır, birbirine saygıdır. Biraz önce ekrana gelen değerli öğütler, bunları bugünkü modern terminolojiye çevirdiğinizde, karşınıza demokrasi çıkar. Karşınıza, insan haklarına, insanlara saygı çıkar, sevgi çıkar. Onun için, bu değerler bize yabancı değildir. Bunlar hep bizim kendi değerlerimizdir. Bunları biz bugün, tabii daha geçerli kılacağız. Ve ülkemizi güçlü yapacağız.

Şundan emin olun ki, herkes Türkiye’yi imrenerek seyretmektedir. Ve Türkiye’nin 5-10 sene sonrası çok çok daha güçlü olacaktır. Bugünkü halimizde Avrupa’nın 6. büyük ekonomisiyiz biz. Onun için bazıları bizden çekiniyorlar. Türkiye’nin, -her zaman tekrarladığım şeyi burada da tekrarlıyorum- demokrasisi güçlü olunca, ekonomisi güçlü olunca, güçlü güvenlik güçleri; silahlı kuvvetleri, polis teşkilatı, bunlar olunca, bu ülke, hem kendi içerisinde herkese huzur verecektir hem de kendisine huzur verecektir. Bunları tekrar sizlerle paylaşmak istedim. Ve hiçbir şeyden çekinmemek lazım. Çünkü sevgi, saygı, bu ülkenin temelinde vardır. Ve bu ülkenin insanlarının geninde vardır.

Değerli Misafirler,

Sözlerimi uzatmak istemiyorum. Bu üniversitenin başarılarını hep beraber görmemiz gerekir. Bir taraftan eğitim yapacaksınız, bir taraftan bu şehrin gelişmesine katkıda bulunacaksınız, bu şehrin insanlarının sorunlarını çözeceksiniz, çevresine duyarlı olacaksınız, ekonomisine duyarlı olacaksınız, kültürüne duyarlı olacaksınız; böyle bir misyonunuz da var. Unutmayın ki sembolik anlamı var, bu Üniversitenin. Onun için bu görevinizi en iyi şekilde yapacağınıza inanıyorum. Başta, buradaki, Tunceli’deki bütün kamu görevlileri ve halk, size yardımcı olacak, sonra da Ankara tabii size yardımcı olacak.

Ayrıca sizi tebrik de etmek istiyorum. Almanya gibi, Avrupa’nın en büyük ülkesinde, en güçlü ülkesinde, federal seviyede, Almanya seviyesinde, başarılı bir Türk siyasetçi var; Cem Özdemir, Yeşiller Partisinin eş başkanı. Ona da fahri doktora unvanını vermişsiniz, kendisi de tabii aramızda. Bunu da çok tebrik ediyorum. Gurur duyacağınız başka şey bunlar. Almanya’da artık, Türkler bakan, Almanya’da artık Türkler koalisyon partilerinin başkanları, Almanya’da artık Türkler parlamentoda milletvekili, federal parlamentolarda, yerel parlamentolarda. Sadece Almanya’da değil, Avrupa’nın birçok şehrinde. Onun için bizim kendimize güvenmemiz lazım. Bizim özgüvenimizin çok sağlam olması lazım.

Türkiye gerçekten çok güçlü bir ülke. Ve her bakımdan çok zenginiz. Sorunlarımız yok mu, herkesin sorunları var. Ama bu özgüven içerisinde, bu sorunlarımızı da çalışarak aşmak ve halkımızı mutlu etmek, onların dertlerine derman olmak, yine bizim görevimiz. O açıdan, geleceğe çok ümitle bakıyorum. Tunceli’nin de geleceğine çok ümitle bakıyorum. Bugün burada vilayette, belediyede, sivil toplum örgütlerini, hepsini dinledim. Buranın sorunlarını da daha yakından görme fırsatım oldu. Şüphesiz ki, bütün bunlarla da hep beraber ilgileneceğiz. Tekrar başarılar diliyorum, hepinize. Sağ olun.