Ergenekon iddianamesi/BÖLÜM III ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN DEŞİFRE EDİLEBİLEN YAPILANMASI

Vikikaynak sitesinden
Atla: kullan, ara
[[]] Ergenekon iddianamesi
BÖLÜM IV ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ EYLEMLER,
[[]]

BÖLÜM III

ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN DEŞİFRE EDİLEBİLEN YAPILANMASI

l-ASKERİ YAPILANMASI

ERGENEKON terör örgütünün yapılanması içinde askeri yapılanmanın çok önemli yerinin bulunduğu, ERGENEKON dokümanında ERGENEKON başkanlığına bağlı 7 gizli birimin 5 tanesinin başında asker bulunduğunun belirtilmesi ve bu bölümlerin başkanlıklarına komutanlık diye isim verilmesinden bu örgütlenmenin kurucularının ve önemli yöneticilerinin asker kökenli olduğunu göstermektedir.

Diğer taraftan ele geçirilen dokümanlardan ve alman ifadelerden örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine sızmaya çalıştığı ve burada örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu, hakkında işlem yapılan şüphelilerin de görevde oldukları dönemde ellerinde bulunan imkan ve yetkileri örgütün amaç ve çıkarları doğrultusunda kullandıkları anlaşılmıştır.

Öte yandan örgütsel dokümanlarda belirtildiği gibi örgütün en çok önem verdiği ve sızmaya çalıştığı kurumlardan birisinin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğu, bu nedenle halen gizli bir şekilde bu faaliyetlerini sürdürdüğü, hatta bu faaliyetlerini KARARGAH EVLERİ şeklinde adlandırarak özellikle harp okullarında bulunan subaylar ve öğrencilerle ilgilendikleri, bunların yanı sıra halen görevde olan bazı Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile ilişki içerisinde oldukları, bu ilişkileri sayesinde birçok kişinin askerlikle ilgili problemlerini çözdükleri ve istedikleri yerlerde askerlik yapmalarını sağladıkları, ayrıca bu ilişkileri örgütün farklı amaç ve hedefleri için kullandıkları anlaşılmıştır.

Soruşturma kapsamında olan şüphelilerden;

  • 1-Şüpheli Veli KÜÇÜK (Emekli Tuğgeneral)
  • 2-Şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ (Emekli Kurmay Kıdemli Albay)
  • 3-Şüpheli Muzaffer TEKİN (Emekli Piyade Kd.Yüzbaşı Disiplinsizlik)
  • 4-Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK (Emekli yüzbaşı istifa)
  • 5-Şüpheli Fikret EMEK (Emekli Piyade Kıdemli Binbaşı Malulen)
  • 6-Şüpheli Oktay YILDIRIM (Emekli Levazım Kademeli Başçavuş Malulen)
  • 7-Şüpheli Muhammet YÜCE (Hava Uzman Çavuş sözleşme feshi)
  • 8-Şüpheli Mahmut ÖZTÜRK (Emekli Levazım Başçavuş)
  • 9-Şüpheli Orhan TUNÇ (Emekli Kademeli Kıdemli Başçavuş)
  • 10-Şüpheli Rafet ARSLAN (Emekli Topçu Yüzbaşı Malulen)
  • 11-Gazi GÜDER (Müstafi Deniz Yüzbaşı İstifa) oldukları tespit

edilmiştir.

ERGENEKON terör örgütünün gizli üst yapılanmasında görevli oldukları anlaşılan Şüpheliler Veli KÜÇÜK'ün Tuğgeneral, M. Fikri KARADAĞ'ın Kurmay Albay, Muzaffer TEKİN'in yüzbaşı (İhraç), Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Fikret EMEK, Rafet ARSLAN ve Gazi GÜDER'in yüzbaşı, Oktay YILDIRIM, Orhan TUNÇ, Mahmut ÖZTÜRK ve Muhammet YÜCE'nin astsubaylık ve uzman çavuşluk kadrolarından malulen veya kadrosuzluk sebebiyle emekli edildikleri bildirilmiştir. Ayrıca soruşturma kapsamında birçok örgüt üyesinin görevli askeri şahıslarla irtibat halinde oldukları Bazı askeri şahısların emekli olur olmaz örgüte ait dernek ve sivil toplum kuruluşlarında üst düzey görevlere geldikleri anlaşılmaktadır.

ERGENEKON terör örgütünün üst düzey gizli yapılanmasının yöneticileri ve üyeleri olan şüpheliler,

Veli KÜÇÜK, İlhan SELÇUK, Doğu PERİNÇEK, (Zafer kod) Muzaffer TEKİN, Paşa (kod) M. Fikri KARADAĞ, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Sevgi ERENEROL, Erkut ERSOY, Habip Ümit SAYIN, Hayrettin ERTEKİN, Güler KÖMÜRCÜ, Hikmet ÇİÇEK'in doğrudan askeri şahıslarla irtibatlarının bulunduğu ve askeri yapılanma içinde görevli bulunduklan anlaşılmaktadır. Şüpheli Doğu PERİNÇEK'in parti içi gizli söylemlerinde ve telefon görüşmelerinde, Milli kuvvetler olarak nitelediği ve Millet Ordu işbirliğiyle yapılacak darbe planlarından söz ettiği anlaşılmıştır.

ERGENEKON terör örgütünün ana dokümanlarında ve örgüt içi dokümanlarda;

  • a)İstihbarat Dairesi,
  • b)Operasyon Dairesi,
  • c)Analiz ve Değerlendirme Dairesi, (Sözde Komutanlıkları),
  • d)Örgüt İçi Araştırma Dairesi (Sözde Komutanlıkları),

1- ERGENEKON dokümanında

  • 1). AMAÇ, KAPSAM VE YÖNTEM
  • l/a). AMAÇ

"Bu çalışmanın amacı, Atatürk ilkeleri doğrultusunda biçimlendirilmiş, Kemalizm'in tek, gerçek ve içtenlikli koruyucusu (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'un re-organizasyonuna katkıda bulunabilmektir." Denilmiş ise de Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde böyle bir oluşumun bulunmadığı bizzat Genel Kurmay Başkanlığı'nın dosyada mevcut yazılarıyla belirtilmiştir.

(sözde) TSK bünyesi içinde faaliyet gösteren Ergenekon'un sorunlarının belirlenmesi ve giderilmesine yönelik gözlem, tespit, karşılaştırma ve önerilere yer verilmekle yetinilmeyip, yepyeni bir yapılanma örneği önerilmektedir. Böylelikle, Ergenekon’un 21. yüzyıl koşullarına uygun re-organizasyonu doğrultusunda analiz yapılarak, bir araştırma, geliştirme ve yeni yapılanma raporu hazırlanmıştır.

Şeklindeki ibarelerden ERGENEKON terör örgütünün sürekli olarak kendisini Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesindeymiş gibi göstermek suretiyle kendisine taban kazanmayı ve örgütün hakim konumda olduğunu göstermek için Türkiye Cumhuriyeti'nin Ordusunun bu işin içinde olduğunu vurgulamak ihtiyacı hissetmişlerdir.

Ayrıca ERGENEKON dokümanının Gizlilik Prensibi başlıklı bölümünün altında;

l/e). GİZLİLİK PRENSİBİ Ergenekon, (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerin de içinde yer alacağı "sivil" personelden yararlanmakla karşılaştığı ve bundan sonra karşılaşacağı en önemli sorunların üstesinden gelmekte güçlük çekmeyecektir. ABD'nin birçok istihbarat biriminin örgütlenmesinde "Masonik" benzeri bir yapılanmaya gidilmiş olmasının nedenleri arasında, istihbarat birimlerinin karşılaştığı sorunların üstesinden gelmede kendi içinde yer alan zengin insan kaynaklarına sahip olunması amacı yatmaktadır

Şeklindeki ibarelerden de örgütün sivillerle bazı askeri şahısların yönetiminde masonik yapılanma benzeri bir yapılanma olduğu, bizzat örgütü tarif eden ve prensiplerini belirleyen ERGENEKON dokümanından anlaşılmaktadır. Buradan da örgütün homojen bir yapıda olduğu sivil ve askeri şahıslarca bizzat yönetildiği anlaşılmaktadır.

Örgütün sivil yapılanmasını anlatan ERGENEKON-LOBİ başlıklı ve birçok şüpheliden elde edilen belgenin giriş bölümünde de,

BÖLÜM: I

1). GİRİŞ

Gelişen ve değişen siyasal, ekonomik, bilimsel ve toplumsal dünya koşullan ile bölgesel coğrafyasında ve kendi içinde Türkiye'nin özgür iradesi dışına ve ulusal çıkarlarına aykırı biçimde içine sürüklenmek istediği çeşitli oluşumlar göz önüne alındığında; (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren "Ergenekon"a bağlı olarak,

....

(Sözde) "Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren "Ergenekon"un kontrolünde, sivil unsur olarak çalışması plânlanan Kemalist/sivil "Lobi"ye ve yapacağı çok yönlü yararlı faaliyetlere yeni yüzyılda gereksinim vardır. Geleceğin dünyasında "sanal ortam" büyük önem ifade edecek olmakla birlikte, katı gerçekler belirleyici ve sonuçlandırıcı unsurlar olmaya devam edecektir. Bu nedenle (sözde) Türk silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'un Lobi adını verdiğimiz örgütsel organizasyonun faaliyetlerine önümüzdeki zaman dilimi içinde çok daha fazla gereksinimi olacağı görüşünde haddimizin sınırlarını zorlayan ısrarcılıktaki ifade ve işaretlerimizin amacı, konunun öneminden kaynaklanmaktadır."

Şeklinde ERGENEKON terör örgütünün sivil unsurlarının dahi yönlendirilmesinde bizzat örgütün üst düzey yöneticilerince yapılıp yazılı belge haline getirilen LOBİ dokümanında dahi kendilerini (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bünyesinde ve kontrolünde kurulmuş bir örgüt gibi tanımlamak suretiyle örgütün etki ve faaliyet alanını geniş tutulmasına ve Türk Milletinin Türk Ordusuna karşı duymuş olduğu sevgi, saygı ve bağımlılığını da kötüye kullanmak suretiyle amaçlarına ulaşmayı planladıkları anlaşılmaktadır.

Yine şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilen "PANZEHİR" isimli dokümanda: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin genç ve yetenekli subaylarının PKK üst yönetim kademesine yerleştirilmesi şeklindeki ibarelerden de yine örgütün kendi ana prensiplerinden olan terör örgütü kurup yönetmek prensibine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin manevi şahsiyetini alet edip kullanmak suretiyle kendi ideolojik ve örgütsel faaliyetlerini gerçekleştirmeyi amaçlamışlardır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm yasadışı oluşum ve terör örgütlerine karşı verdiği kararlı mücadele tüm dünya tarafından bilinmektedir.

Örgütsel içerikli dokümanlardan de anlaşılacağı üzere ERGENEKON terör örgütü yapılanması içinde Askeri Yapılanmanın çok önemli yer tuttuğu, yapılanmadaki ana unsurlar olan, İstihbarat Dairesi Komutanlığı, İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı, Operasyon Dairesi Komutanlığı, Örgüt İçi Araştırma Dairesi Komutanlığı başlıklı dört ana birimin asker kökenli olacağının belirtilmesinden açıkça anlaşıldığı gibi, Üniteler arasında enformasyon değerlendirmesinde ayrıcalık tanınabilecek tek bölüm "Operasyon Dairesi Komutanlığı" dır. Çünkü, elde edilen enformasyon analiz ve değerlendirilmesinde gerektiği hallerde katkısı olabilir. Denilerek muhtemelen bu daireye bazı istisnaların getirildiği, KONTROL DAİRESİ'nin varlığından Ergenekon Örgütü Başkanı/Komutanından başkaca hiç kimsenin bilgisi olmaması kesin bir gerekliliktir. Denilmek suretiyle kontrol dairesinin çok gizli ve hücre yapılanması şeklinde örgütlendiği anlaşılmaktadır.

Operasyonlarda yer alması zorunlu olan bu dairede yer alan ajanların ilk görevi; operasyon alanı içinde bulunmak, operasyon esnasında temizleme ve ortadan kaldırma gibi işlemlerde doğabilecek sorunları çözümlemektir. İkinci bir görevleri, karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi BİR AJANI ÖLDÜRMEKTİR.

Kontrol Dairesinde görevlendirilecek ajanlar, mutlak'a Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden ve özel operasyon ünitelerinden çok dürüst, güvenilir kişilerden seçilmelidir. Bu ajanlar merhametsiz olmalı Ve bağımsız görev yapabilmelidirler. Emirleri doğrudan Ergenekon Komutan'ından almalıdırlar, üst yöneticiler ve örgüt personeli ile ajanları tarafından bilinmemelidirler. Denilmiş olup soruşturma kapsamında yakalanan Fikret EMEK in özel kuvvetlerden emekli olduğu evinde KANAS suikast silahından C3 plastik patlayıcılara kadar silah ve sabotaj malzemesi olarak kullanılan geciktiricili fünye den saniyeli fitile kadar birçok silah ve dokümanın bulunduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda belirtilen örgütün oluşum ve faaliyetleriyle alakalı olarak yapılan soruşturmada yakalanan ve tutuklanan şüphelilerden, ele geçirilen diğer delillere bakıldığında, Şüpheli Sevgi ERENEROL'dan elde edilen, DERİN ERGENEKON başlıklı örgütsel içerikli dokümanda ERGENEKON terör örgütünün gizli amaçlan ile gizli yapılanmasının tüm sistematiğinin ayrıntılı olarak anlatıldığı, belge içeriğinde:

....Ergenekon'un yukarıda anlatılan özelliklerin yanında, bilinmesi gereken en önemli yanını şöyle özetleyebilirim. "Agarta'nın merkezinde bulunan Ergenekon, bilgi işlem ve uygulama merkezi konumunda bir oluşumdur." ..İşte şimdi Ankara merkezli Türkiye, bu sancıları çekiyor. Doğum saati yaklaştı, taktir, şu anda cenine sarılmış ipleri çözüyor. Filizin sürmesi için onu çevreleyen sert kabuğun çürümesi nasıl mukadderse, Ankara'da ruhundaki ilâhi mesajı sunmaya mani unsurları ayıklıyor.

...Etrafımızda cereyan eden olaylar bize de kaos ve gelecek endişesi şeklinde yansıyor. Oysa acaba gerçekten bir kaosu mu yaşıyoruz, yoksa filiz sürmeye durmuş, çekirdeğin cidarını yırtma sancılarını mı?

Önce bir soru: Acaba insanoğlu tam plânladığı gibi gerçekleşmiş kaç olaya tanık oldu? Yahut insanlığın ulaştığı şu seviye, ne kadarıyla onun eseridir? Bu gelişen, değişen, yenilenen olaylarda, yaratıcının hiç mi dahli yok? Şans veya taktir de diyeceğimiz üçüncü faktörün bu olaylardaki yeri ne?

OYUN BİTİNCE

Kurtlar Vadisinin bulunduğu yerin özel adı ERGENEKON'dur. ERGENEKON TÜRK'ÜN MİLLİ DURUŞUDUR. Bu duruş Tanrı'nın özüne kadar gider. Ergenekon'a Anadolu topraklarından ulaşım, Karaman Konya Akşehir üçgeni içinden yapılır. Farklı bir zaman boyutundadır. Destan zamanlarındaki ulaşımın Asya'dan olduğu doğruydu. Ama bu gün için Ergenekon' un Anadolu'ya geçmesi bir plânın gereğiydi. Yani zaman kaymaları mekânlrın da etkileyerek, farklı zaman boyutuna Anadolu'dan sağlandı.

Ağartanın Bilgi İşlem ve uygulama Merkezi olan ERGENEKON'un işlevi çok özel zamanlarda ortaya çıkar. Bu ortaya çıkış zamanlarını bilen varlıklar vardır. Türk'ün Yolunu aydınlatan bir özellikle mesajlar verirken de her gelişte genetiklerine bazı işlevleri eklerler. Bu mesajlar Bozkurt Sembolü ile verilir. Yol göstericiliğinin yanında bazı aralarda yardımlarını bir ilâhilikle bu Millete Rahmet olarak verir. Bu Tanrısal bir oluşun gerçek yönüdür.

Agarta' da bu sistemin gönderilişi ve hazırlanışı üç kişilik bir Ruhsal İdari Evrim Üstadları tarafından Türkiye'de (Anadolu topraklarında) yedi kişiye ulaştırılır. Bu ökült ve ezoterik bir öğretidir. Bu evrimsel üstadlarının adı TURK’tür. Tanrı'yı Türk kelimeleriyle anlatan ezoterik bilgi çok az inisiye bilmektedir. Bu sebeple şöyle bir söylemi bizler kullanır olduk: "Çalış didin ve çalış yıldızlar kapacaksın,

Bir Tanrı'ya bir de Türklüğe tapacaksın!”

Bu ulaşımın şifreleri çözülür. Alt Birimi olan kırk kişiye dağıtılır. Kırk görevli bu sistemin dağılımını teknik bir şekilde Türk İnsanına sunar. Bu öğretinin ve uygulamanın bizzat sahibi ERGENEKON'dur. Ergenekon'un görev alanlarının içinde Türk Ordusu'nun çok önemli yeri vardır.

Türk Ordusu içinde bu görevler ve görevliler Alpler ve Erenler olmak üzere iki misyona ayrılırlar. Her birim Türk Ordusunun okült birimlerini oluşturur. Alpler, Özel Harp Dairesinin faaliyetlerini devam ettirir. Erenler ise işin Parapsikolojik spiritüel ya da başka bir anlatımla ilâhi yönünün sergilemesini yapar. Bu sistemin idarecileri çok özeldir. Sistemin başında görülmezler. Ve asla deşifre olmazlar. ..Çünkü Kundalini gücü nasıl ki zor zamanlarda ortaya çıkarsa, Türk Milletinin zor anlarında da bu sistem olaylara direk el koyar. Sistem sürekli olmasına rağmen kendisini her zaman hissettirmez.

Diyerek ERGENEKON terör örgütünün gizli yapılanmasının her zaman devrede olduğunu, Türk milletini tarihi mitolojik değerlerini örgütün çıkarları için kullandıkları,

"KARARGAH EVLERİ" YAPILANMASI İşçi Partisinden elde edilen İşçi Partisi Karargahevleri yapılanmasıyla alakalı Mit müsteşarlığınca hazırlanan çok gizli belge içeriğinde ERGENEKON terör örgütünün sivil yapılanması içinde yer alan Teori Tasarım ve Planlama Daire Başkanlığı içinde görevli bulunan İşçi Partisi genel başkanı şüpheli Doğu PERİNÇEK'in partisini de bu gizli yapılanmanın metodlarını ve geliştirilmesini nasıl yaptığını ayrıntılı olarak anlatmaktadır.

Çok gizli ibareli ve Genel Kurmay Başkanlığına gönderilen karargah evleriyle alakalı MİT müsteşarlığının yazısının İşçi Partisi genel merkezinde Doğu PERİNÇEK'in odasında bulunması da ERGENEKON terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içinde gizli yapılanmasını sürdürdüğünü ve raporun İşçi Partisi'nden çıkması da örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içinde çok önemli mevkilere kadar sızdığını göstermektedir. Çünkü MİT Müsteşarlığının yapmış olduğu tüm çalışmaları mahiyeti itibariyle gizli olduğu, ayrıca mevcut raporunda Çok Gizli ibaresi taşınması da bu belgenin çok önemli ve hassas olduğunu göstermekte olup, böyle bir belgenin muhatapların eline geçmesi de gizli kadrolaşma eylem ve fiillerinin boyutlarını açıkça göstermektedir.

Ayrıca bu konuda Genel Kurmay Başkanlığı savcılığından gelen 02.06.2008 tarihli cevabi yazıda, Genel Kurmay Başkanlığınca İşçi Partisi Karargah Evleriyle alakalı doküman için Hv. Kuv. As.Savcılığına soruşturma talimatının verildiği belirtilmiş olup, ERGENEKON terör örgütünün sızma süreçlerine ilişkin soruşturmanın Genel Kurmay Başkanlığı askeri savcılığınca da devam ettiği anlaşılmaktadır.

Örgütün eylem ve fiillerinde kullanılmak için lazım olan patlayıcı maddeler, suikast silahları ile el bombalarının yine askeri yapılanma içinde bulunan örgüt üyelerince rahatlıkla temin edilebildiği de anlaşılmaktadır.

Dosyada mevcut Gizli Tanık İsmet ifadesinde: Kendilerine silahlar patlayıcılar ve suikast yapılacak kişilere karşı istihbarat bilgilerinin görevli askeri şahıslarca bizzat verildiği, örgütsel askeri eğitimin yine görevli askeri şahıslarca verildiğini beyan etmiştir.

Örgüt üyelerinin görevli olduğu dönemlerde muhtemelen bu tür silah mühimmat ve patlayıcı maddeleri gizlemek veya sarfedildi göstermek suretiyle karargah dışına çıkarabileceklerini şüpheli (Zafer kod) Muzaffer TEKİN beyanında ayrıntılı olarak anlatmıştır. Örgüt üyelerinden şüpheli Fikret EMEK'ten ele geçirilen el bombalan, plastik patlayıcı maddeler, TNT kalıpları, sabotaj teli, saniyeli fitil, fünyeler, kalashnikov makineli tüfek, dürbünlü kanas suikast silahı gibi, şüpheli Oktay YILDIRIM'a ait olan (27) adet el bombası, fünyeler ile askeriyenin demirbaşına kayıtlı kasaturanın bizzat şüphelinin evinde ele geçirilmesinden de örgütün ihtiyacı olan mühimmatı çeşitli zamanlarda zulaladığı ve ihtiyaç durumuna göre kullandığı, bu malzemeleri de askeri kurumlardan illegal olarak temin ettikleri anlaşılmaktadır.

Soruşturma kapsamında ele geçirilen askeri silah mühimmat ve benzeri malzemelerden Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait olanlar Cumhuriyet Başsavcılığımızca askeri kurumlara teslim edilmiştir. Örgütün amaçlan arasında bulunan siyasi iktidarları dize getirmek için gerektiğinde suikast düzenlenmesi için de gerekli istihbari bilgiler, kroki ve şemaların da rahatlıkla elde edildiği, bu tür bilgilerin tamamen profesyonel kişilerce hazırlandığı ele geçirilen plan, projelerden ve krokilerden açıkça anlaşılmıştır.

Devlete sözde hizmet etme iddiasıyla kurulan ve faaliyet gösteren ERGENEKON terör örgütünün hem sivil kökenli üyeleri hem de asker emeklisi üyelerinde devletin çeşitli kurumlarına ve Genel Kurmay Başkanlığı'na ait birçok gizli ve askeri içerikli bilgi, belge, bilgisayar kaydının bulunduğu ve çoğunluğu sivil olan örgüt üyelerinde bu tür askeri gizli bilgi ve belgelerin hangi amaçla bulunduğu hususlarının anlaşılmadığı, çünkü sözde devlete hizmet etme düşüncesinde olan örgütün sivil kökenli üyelerinden, bu tür gizli bilgi ve belgelerin bulunmasının örgütün amacına nasıl hizmet ettiği anlaşılamamaktadır.

Bizzat devletin menfaatleri için gizli kalması gereken bilgilerin, çeşitli askeri kurumlar ve devletin diğer kurumlarından alınıp sivil ve görevli olmayan örgüt üyelerine verilmesi, bazı gizli bilgilerin örgüt üyelerince kitaplarda yayınlanıp siyasi malzeme olarak kullanıldığı gibi, bazı bilgilerin de üzerlerinde çalışma yapılarak sabotaj amaçlı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Doğu PERİNÇEK ve İşçi Partisinde yapılan aramalarda, çok miktarda, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait "GİZLİ" ibareli, askeri içerikli istihbari bilgi, koruma planları, ordu bölge planları gibi dokümanlar bulunduğu,

Örgüt mensuplarının bu bilgileri başka bir yol ya da yöntemle ulaşmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla örgüt mensuplarından ele geçirilen GİZLİLİK dereceli bilgi ve belgelerin örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde bilgi akışını sağlayan güçlü bir yapılanmasının olduğu anlaşılmaktadır.

Şüpheliler (Zafer kod) Muzaffer TEKİN, Fikret EMEK, Mete YALAZANGİL, Ergün POYRAZ, İsmail YILDIZ ve Kemal KERİNÇSİZ ile Mehmet Adnan AKFIRAT'ta bu tür devlete ait çok gizli bilgi ve belgerin, mahiyeti itibarıyla sivil kişilerce Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bilgisayarlarından elde edilmesinin fiilen mümkün olmadığı, buradan da örgütün irtibatlı olduğu askeri şahıslardan bu bilgileri temin yoluna gittiği kanaatine varılmıştır.

Şüpheli Zafer (kod) Muzaffer TEKİN, Mete YALAZANGİL, Fikret EMEK ve Kemal KERİNÇSİZ'den ele geçirilen CD ve dosya içeriğinde, Kuvvet Komutanları ve bazı ordu komutanlarının, yaptığı gizli askeri toplantıların bulunduğu ve yine MGK (Milli Güvenlik Kurulu) toplantılarından önce yapılan konuşmalar ve toplantılarda konuşulacak konulara ilişkin bilgilerin bulunması da ERGENEKON terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en önemli kurumlarında konuşulan Milli Güvenliğe ve ülke savunmasına ait konulardaki gizli bilgi ve belgeleri temin ettikleri anlaşılmaktadır. Bu toplantılarda konuşulan bazı konularla alakalı olarak da ERGENEKON terör örgütünün üyelerince çeşitli yayın organlarında yazılar ve propagandalar yapıldığı anlaşılmaktadır. Şüpheli Halil Behiç GÜRCİHAN'da ele geçirilen "operasyon kırık ay" başlıklı çok gizli yürütülecek örgütsel çalışmanın içinde geçen bazı konularında bu CD içerisinde yer alan askeri gizli toplantılarda konuşulan konuların açılımı şeklinde olması hususu da ERGENEKON terör örgütünün eylem ve faaliyetlerinde devlete ait gizli bilgileri kullandıklarını göstermektedir.

Örgüt üyelerinden ele geçirilen delillerden; NATOYA SABOTAJ PLANLANMASI Yine Şüpheli Hayati ÖZCAN'dan ele geçirilen İzmir Şirinyer'de NATO MÜTTEFİK KUVVETLER Karargâhına SABOTAJ PLANI VE ASKERİ BİLGİLERin bulunduğu, CD içerisinde "hizmete özel ibareli açılabildiğive müzik CDsi görünümünde olduğu, içeriğinde İzmir Şirinyer'de NATO Karargâhı olduğu anlaşılan uluslar arası askeri statüdeki tesislerin içinden dışına kadar çalışan insanlardan bunların İD kartlarına, giriş çıkış güvenlik kartlarından çalışanların Türkiye Cumhuriyeti Kimlik numaralarına kadar birçok ayrıntının bulunması, CD içerisindeki dosyada "Açık otoparkın önündeki ev tutulacak 6 aylık kira peşin ödenecek" ibareli örgütsel içerikli bilgilerin bulunduğu buradan da muhtemelen daha önceki tarihlerde ele geçirilmiş bu bilgilerin üzerinde kendi istihbari bilgilerini eklemek suretiyle bir sabotaj planı hazırlandığı, CD içindeki bilgi ve resimlerin 2003 tarihli olmasına rağmen sabotaj içerikli orijinal resimlerin üzerinde yapılan değişikliklerin 2007 tarihi olması da örgüt tarafından belirtilen tarihte Nato askeri tesislerine bir sabotaj planı yapıldığının, hatta palanın uyfulanması için kiralık ev tutup NATO tesislerinin gözetlendiği anlaşılmaktadır.

Şüpheli Doğu PERİNÇEK ve grubunun Natoya karşı eylem ve söylemlerinden, ayrıca şüpheli Hayati ÖZCAN'm ajandasında bulunan Doğu PERİNÇEK'in konuşma notlarından alınan "Türkiye Erken seçimle bir çıkış noktasına gelmiştir. Milli hükümet kurulacaktır. Türkiye de Provokasyonlar yapılacaktır buna direnecek bir hükümet şarttır". Şeklindeki beyanından da yapılacak provokasyonlar için hazırlıkların çok profesyonelce yapıldığı anlaşılmaktadır.

Belgelerin içeriğinden ve hazırlanma şeklinden Ergenekon terör örgütünün nasıl çalıştığı ve uluslar arası askeri tesislerin her türlü bilgi ve belgelerini temin edip, provakasyon amaçlı eylem yapmayı planladığı açıkça anlaşılmaktadır. YARGITAY BİNASININ KROKİSİ İşçi Partisinden ele geçirilen ELBA isimli CD içinde; "Yargı-Nusret SENEM'den" isimli klasör içeriğinde Yargıtay Başkanlığına ait iki Ana hizmet binası ile Ek hizmet binalarının ayrıntılı krokilerinin bulunması ve aynı tarihlerde İktidar partisinin kapatılması için Anayasa Mahkemesine dava açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ciddi tehditlere maruz kalması da krokinin ne amaçla hazırlandığını açıkça ortaya koymaktadır.

ERGENEKON terör örgütü tarafından planlanıp gerçekleştirildiği anlaşılan Cumhuriyet gazetesine 3 defa el bombası atılması ve Danıştay 2. Dairesi Başkanı Mustafa Yücel Özbilgin'in makamında Şehit edilmesi eylemleri de ERGENEKON terör örgütünün gizli amaçlan ve suikast eylemlerindeki ustalık ve tecrübesini açıkça ortaya koymaktadır. Danıştay olayı sonrasında meydana gelen olaylar ve Türkiye'de oluşturulacak kaos ortamı sonucu Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin darbe ile devrilmesi için Türk Silahlı Kuvvetlerinin açıkça tahrik edildiği başarısız olunmasına rağmen örgütün medya gücü hedef saptırmada ve gerekse eylemi gerçekleştiren sanıkların eylemden sonra yakalanıp toplanan delillere rağmen eylemin devletin güvenlik güçlerince planlanıp yaptırıldığı şeklindeki devleti ve kamu otoritesini zaafa uğratma maksatlı yayınlarla kamu düzenini bozmayı amaçladıkları, devlet otoritesine karşı güvensizlik ortamı oluşturmak için yaptırdıkları dezenformasyon amaçlı haberler ve yayınlardan da tüm eylem ve fiillerin ERGENEKON terör örgütü tarafından hakim güç olma amacıyla tek merkezden yönetildiği açıkça anlaşılmıştır. Dosyada mevcut Osman YILDIRIM'ın cezaevinde alman beyanında bizzat Cumhuriyet Gazetesine atılan bombaların Veli KÜÇÜK'ün talimatıyla (Zafer kod)Muzaffer TEKİN tarafından verildiğini belirttiği ve kendilerinin de bu olaydan ötürü 500 bin ABD doları para alacağını, ancak olaydan sonra herhangi bir para almadıklarını beyan etmiştir.

Ele geçirilen CD’lerde: askeri içerikli bilgiler, isimli ve isimsiz NATO kartları boş kartlar bazı şahıslara ait fotoğraflar", park yerleri isimli klasör içersinde "bir bölgenin krokisi ve kroki üzerinde patlama yapılacağı belirtilen bölgeler," bulunan resimler, Yargıtay krokisinin ve güvenlik zafiyetlerinin tespitini içeren bilgiler, Genel Kurmay Başkanımız Org. Yaşar BÛYÜKANIT'ın gezi programının güvenlik bilgilerinin bulunması hususları değerlendirildiğinde; bu kroki, plan ve bilgilerin iyi niyetle bulundurulmadığı, Tıpkı Danıştay olayı gibi Türkiye 'de Kamu düzenini bozucu ve kamu otoritesini zaafa uğratacak eylemlerin planlandığı anlaşılmıştır.

GİZLİ ASKERİ BELGELERİN ÖRGÜT TARAFINDAN ELE GEÇİRİLMESİ,

Şüpheliler (Zafer kod)Muzaffer TEKİN' Mete YALAZANGİL Fikret EMEK Ergün POYRAZ İsmail YILDIZ dan devlete ait çok gizli belgelerin çıkmasından sonra İşçi Partisinde yapılan aramada Ankara İşçi Partisi, Ulusal Kanal, Aydınlık Dergisinin bulunduğu binada yapılan aramada CD içerisinde; "İZMİRDEN HAYATİ ÖZCANIN GÖNDERDİĞİ BELGELER" isimli klasör içerisinde: "GİZLİ- HİZMETE ÖZEL-ASKERİ- CASUSLUK- SABOTAJ- İSTİHBARAT" gibi konular içeren dosyalar olduğu Yine İşçi Partisinden elde edilen Hikmet Çiçek'e ulaşanlar isimli klasörün bulunduğu CD içinde çok gizli askeri bilgi ve belgelerin bulunduğu, ERGENEKON terör örgütünün devlete ait çok gizli biligi ve belgeleri elegeçirme gibi bir amacının olduğu, bu bilgilerinde örgüt içi istihbarat birimlerince kullanıldığının anlaşıldığı gibi, bazı bilgilerin mahiyeti itibarıyla çok gizli olması ve devletler arası husumete sebep olabilecek bilgiler olması da ERGENEKON terör örgütünün bu bilgileri yurt içinde kullanma ihtimali olmadığından, uluslar arası irtibatlarında bu bilgileri kullandıkları şüphesini doğurmaktadır. Yurt dışı faaliyetleriyle alakalı çalışmalar devam etmektedir.

Şüpheliler Emin GÜRSES beyanında: Ergün POYRAZ da bulunan gizli askeri içerikli bilgi ve belgelerin Şener ERUYGUR TARAFINDAN verildiğini beyan etmiştir. Yine dosyada mevcut Ergün POYRAZ'dan elde edilen ve korumaları tarafından elle yazıldığı anlaşılan günlük notlarda, ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ üyesi Ergün POYRAZ'ın dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener ERUYGUR, İstihbarat Başkanı Orgeneral Levent ERSÖZ, MGK Genel Sekreteri Org.Tuncer KILIÇ'la bizzat makamlarında birçok defa görüştüğü, ayrıca Teknik Ve Mali Daire Başkanı Albay Atilla UĞUR' la bir çok defa görüştüğü, temin ettiği gizli askeri bilgi ve belgeleri kitaplarında kullandığı ve yazdığı kitapları büyük çoğunluyla askeri görevli şahıslara vererek bu kitapları sattırdığı, aynı notların içeriğinden anlaşılmaktadır. Şüpheli Ergün POYRAZ'ın Levent ERSÖZ ve Atilla Uğur isimli üst düzey Jandarma İstihbaratından, para aldığına ilişkin tutanakların da İşçi Partisinden elde edilen CDlerin içinde yer alması, ERGENEKON terör örgütünün kapasitesini ve çalışma yöntemlerini göstermektedir.

Ayrıca örgütte üst düzey görevlerde bulanan bir çok şüphelinin geçmişte asker kökenli olmaları da örgütün askeri yapılanmasını ortaya koymaktadır.

Şüpheli Veli KÜÇÜK' ve (Zafer kod)Muzaffer TEKİN' ile Paşa(kod) Fikri KARADAĞın asker kökenli olmalarına rağmen Paşa(kod) Fikri KARADAĞ ve Veli KÜÇÜK'ün özellikle daha görevliyken ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ ile irtibatlarının bulunduğuVeli KÜÇÜK'ün REİS(kod) Sedat PEKER ve Arnavut Sami (Kod) Sami HOŞTAN ile irtibatlarının görev zamanından beri devam ettiği. Paşa(kod) Fikri KARADAĞında görevliyken Semih Tufan GÜLALTAY ve REİS(kod) Sedat PEKER ile irtibatlarının bulunduğu anlaşılmıştır.

ERGENEKON terör örgütünün dokümanlarındade belirtildiği şekilde oğun olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine sızma ve bu kurumda kadrolaşma faaliyetlerinde bulunduğu anlaşılmaktadır Yine bir çok şüpheli hem telefon görüşmelerinde hemde ifadelerinde ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ne karşı yapılan operasyonun Türk Silahlı Kuvvetleri ne karşı yapıldığını ve operasyonun tamamen Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya yönelik hareketler olduğu tezlerini ısrarla ileri sürmek suretiyle ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜ sözde Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte' Hareket ediyormuş gibi göstermeye çalıştıkları İşçi Partisi bünyesinde bulunan Aydınlık dergisi ve bunlara bağlı yayın kuruluşlarında, yapılan yayınlarda aynı başlıklarda dezenformasyon amaçlı yayınlar yaptıkları tespit edilmiştir.

Genel Kurmay Başkanlığı'na gönderilen evraklar ve gizli bilgi ve belgelerle alakalı olarak Fikret EMEK hakkında Genel Kurmay Askeri Mahkemesinde dava açıldığı, yine Fikret EMEK'te elde edilen askeri mühimmatın Genel Kurmay Başkanlığı'na teslim edildiği, bu konuyla alakalı olarak da yine Fikret EMEK hakkında dava açıldığı, askeri malzemeyi gizlemek suçundan Oktay YILDIRIM hakkında da görevsizlik kararıyla askeri mahkemeye gönderilmiştir.

Tuncay GÜNEY beyanında GÜNEYVeli KÜÇÜK'ün tayinle bir yere gideceği zaman kendi ekibini kaydırdığını, fakat bu olayı çok dikkatli yaptığını, bu nedenle hiç kimsenin fark etmediğini, mesela İzmit Alay dan Giresun'a giderken İzmit Alaydaki adamlarını değil de Kars taki yada Ankara daki adamlarını kaydırdığını beyan ederek örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içersindeki yapılanma faaliyetlerini dile getirdiği görülmektedir.

ERGENEKON terör örgütünün askeri geçmişi olan üyelerinin halen askeri görevlilerle irtibatlarım üst düzeyde sürdürdükleri, bazı kişilerin askerlik işlerini takip ettikleri, ERGENEKON terör örgütünün içinde örgütsel olarak kullanılacak kişilerin askerlik işlemlerini halledip askerlik yaptırmadıkları, Tuncay GÜNEY ve REİS(kod) Sedat PEKER in işlerini Veli KÜÇÜK'ün takip edip çürük raporu aldırdığını Tuncay GÜNEY beyanlarında ifade etmiştir.

Örgüt mensuplarnın telefon konuşmalarına bakıldığında, Türk Silahlı Kuvvetleri içersindeki irtibatlarının ne şekilde olduğu açıkça görülmektedir.

Şüpheli Veli KÜÇÜK emekli bir general olarak halen Türk Silahlı Kuvvetleri içersindeki irtibatları sayesinde istediği her türlü tayin atama ve dağıtım işlemlerini yaptırabildiği, şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ'ın kamuoyuna yansıyan "Ölme-öldürme" yemin merasimlerinden sonra, halen görevde olan bir komutanla yaptığı görüşmede, karşısındaki şahsın "ben ve kolordum emrinde diyemiyorum komutanım, kolordum yok ama arkadaşlarımın hepsi emrinizde" diyerek bağlılığını ve ilişkisini ortaya koyduğu, Güler KÖMÜRCÜ'nün halen görevde olan bir subayla yaptığı görüşmede "şimdi biz aileyiz böyle şeyler olur aile arasında" diyerek gazetecilikten öte farklı ilişkiler içersinde olduğu, Türk Silahlı Kuvvetleri ile hiçbir ilgisi olmayan kendi beyanına göre kuyumculuk yaptığı anlaşılan Hayrettin ERTEKİN'in çok sayıda üst düzey komutanla ilişki içersinde olduğu, bu komutanlardan Y. Ö. ile yaptığı görüşmede "Komutanım bakın bizim geçmişte yaptıklarımızı herhalde az çok biliyorsunuzdur, o ekibi şuan tekrar oraya yollayın yemin ediyorum size varya ..bölgede .. huzur gelir .. hiç şakası yok bu işin, ama yok niyetli değiller arkadaşlar, ben diyorumki Ankara-Gebze-İstanbul-Gebze hattı açılmadan bu işler olmaz o hattı açacaksınız bana vereceksiniz tekrar, ben hep bunu söylüyorum, bu bana verilmediği müddetçe hiçbir şey olmaz komutanım ..." diyerek Türk Silahlı Kuvvetleri ile hiçbir bağlantısı olmadığı halde konuşmanın içeriği ile ordu içersindeki ilişkisinin boyutunu ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.

Bu ilişkileri gösterir iletişim tespit tutanaklarından birkaç örnek vermek gerekirse; Yine Tape:1021 15.01.2008 tarihinde Veli KÜÇÜK ile Jan. Bölge Kom. Loj. Bacaksız Apt B Blk No:16 - 34000 Beşiktaş - İstanbul adresinden görüşen ve Komutan olduğu anlaşılan H. A.'ın yaptığı görüşmeda VELİ KÜÇÜK'ün bir askerin yerinin değiştirilmesini istediği, Hacı AY'm da "Emredersiniz emredersiniz komutanım tamam komutanım" diyerekVeli KÜÇÜK'ün hala görevli bir komutanmış gibi, onun emirlerini uyguladığı görülmektedir.

Tape:3894 15.02.2008 tarihinde İlhan SELÇUK ile İ.YILDIZ' in yaptıkları telefon görüşmesinde; BALBAY'ın komutanlarla görüşmesinden bahsettikleri, bir süre hükümet ve siyasi olaylardan konuştuktan sonra, İ.YILDIZ'm "Selamı var abi, Atilla ATEŞ ve Fikret BOZTEPE NİN SELAMI VAR.ESKİ HAVA KUVVETLERİ KOMUTANI VE KARA KUVVETLERİ KOMUTANI" dediği, İ.SELÇUK' un "...bu KOMUTANLAR BİRAZ İLGİ BEKLİYORLAR galiba. Aytaç YALMAN'da ancak beni çağırırsanız gelirim demişti" dediği, İ.YILDIZ'ın "Bende öyle söyledim, Ateş PAŞAYA dedim ki İLHAN ABİ SİZİ BEKLİYOR, sizinle konuşacak çok şeyiniz var dedim" dediği tespit edilmiştir.

Tape:1011 02.01.2008 tarihinde Veli KÜÇÜK ile Eyüp MENAY arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Eyüp MENAY'ın "Komutanım saygılar sunuyorum" dediği veli'nin ".. .Eyüp senden bir şey soracam ya" "Bizim İsmail BOYNER in oğlu ordaymış Oğuz Ahmet BOYNER" "Orda kısa dönem eğitim görüyor dedi" "Anladım şimdi peki bunları nasıl dağıtım yapıyorsunuz" "Bu çocuğu nereye verirsin peki" dediği, EYÜP'ün "Komutanım nereyi emredersiniz" dediğiveLİ'nin "...telefonumu vereyim bak buralar da bir sıkıntın olursa İstanbul da" "Şeyi vereyim ben şirketi vereyim 0 212 452 66 88" "O benim güvenlik şirketi ordakiler zaten hepsi subay astsubay jandarma" dediği, Tape:1021 15.01.2008 tarihinde Veli KÜÇÜK ile Hacı AY arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Veli KÜÇÜK'ün"Başkan merhaba

Veli Paşa" "...Abdullah ŞAHİN diye bir çocuk geldi Çanakkale den asker" "Benim dayımın torunu bu" "Yani akrabam bunu şoför moför yapıyorlarmış bu şoförlük falan yapamaz ya şeydeymiş Maslak taymış il jandarma da" "Sen bir devreye girde onu Kartal'a falan versinler., dağıtım etsinler" dediği, Hacı AY'ın "Emredersiniz emredersiniz komutanım tamam komutanım" dediği,

Tape: 1026/1027 22.01.2008 tarihinde Veli KÜÇÜK ile Osman ? arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Veli KÜÇÜK'ün Osman paşa diye hitap ettiği şahsa "Şimdi ... sizin bilginiz olsun merkez komutanlığının da, genel komutanlığının da bilgisi olsun, evime geldiler sabah 6'ya doğru polisler, mahkeme kararı var arama yaptılar, BİZİM DOSYALAR, ÖZEL KLASÖRLER, Şüpheli Gördükleri Şeyleri Aldılar, şimdi emniyete gidiyorum" dediği, Osman'ın da Personel Başkanım arayarak bilgi vereceğini söylediği Veli KÜÇÜK'ün de "Ankara'yı bi ara" dediği,

Tape:000018 12.03.2007 tarihinde M.Fikri KARADAĞ ile Y. I. arasındaki telefon görüşmesinde özetle; M.Fikri KARADAG'ın "merhaba nasılsın evlat" dediği, Y. I.'m "Sağolun komutanım Albay Y. I." "..ben topçu okuluna geldim akademiden sonra" "Televizyonda gördük, tabi gurur duyduk..." "ben ve kolordum emrinde diyemiyorum komutanım, kolordum yok ama arkadaşlarımın hepsi emrinizde" dediği, M.Fikri KARADAG'm "Onlara selam söyle, sakın ola ki ihmal etmesinler" dediği, Y. I.'m "Burdakilerin hepsi emrinizde" dediği, M.Fikri KARADAG'ın "Seyirci kalmasın hiç kimse Yusuf dediği,

Tape: 1264 02.01.2008 tarihinde Sevgi ERENEROL ile Şener ERUYGUR arasındaki mesajlaşmada; Sevgi ERENEROL'un "iyi seneler Şener Paşam, ben Sevgi ERENEROL, yeni yılınızı tebrik etmek için rahatsız etmiştim. Bütün aileye mutlu huzurlu, sağlıklı bir 2008 yılı diliyorum saygılarımla" şeklinde mesaj çektiği,

Tape:1247 24.12.2007 tarihinde Sevgi ERENEROL ile Mithat...? arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Mithat'ın "Nasılsınız ben... Mithat albay" "... geldim, İstanbul dayım" "Kaçta başlıyor programınız" dediği, Sevgi ERENEROL'un "11 de" dediği, Mithat'ın "Allah tan bir şey olmazsa 11 de oradayım ben şu an da Aksaray dayım" dediği,

Tape:403 05.09.2007 tarihinde Erkut ERSOY ile Ömür... ? arasında yapılan telefon görüşmesinde özetle; Ömür'ün " ....Osman Paşa aradı mı sizi" " mesajlarınızı falan ilettim de o yüzden dedim bugün yarın arar yani" dediği, Erkut ERSOY'un "Osman PAMUKOGLU komutanımızla tanışmak, çalışmalarımızdan bahsetmek için mail attık bi haki nokta" "Şimdi biz bir çok komutanla görüşüyoruz yani, TUĞGENERALDEN ORGENERALE kadar görüştüğümüz birçok komutan var" "Bizde zaten resmi bir kurumla beraber çalışıyoruz belki bilmiyorsunuzdur" "O yüzden yani biz komutanla görüşme talebimizi ilettik, komutan eğer görüşmek isterse görüşürüz.." dediği,

Tape:406 27.09.2007 tarihinde Erkut ERSOY ile Ali Tolga TOLON arasında yapılan telefon görüşmesinde özetle; Erkut ERSOY'un "merhabalar Ali bey nasılsın, ben Erkut Özel Büro istihbarat grubu yöneticisiyim" dediği ve bazı çalışmalarıyla ilgili bilgi vermek üzere, babası Hurşit TOLON ile görüşmek istediğini söylediği, Ali Tolga TOLON'un kendilerine ulaşmasını sağlayan şahsın ismini isteyerek "O benim için önemli, ben tabi ki onun teyidini almaya müteakip eğer uygun bir şey olursa, tabiki talebinizi zevkle iletirim, ama tabi sizin iştigal alanınızla ilgili de biraz bilgi almak isterim" dediği,

Tape:1358 11.11.2007 tarihinde Güler KÖMÜRCÜ ile Ahmet Hurşit TOLON arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Güler KÖMÜRCÜ'nün "BENİ EMRETMİŞSİNİZ EFENDİM BUYRUN" dediği, Ahmet Hurşit TOLON'un "Estağfurullah saygılar sunarım nasılsınız" "Şimdi bu şey pek çok konu varda iki şey çok can sıkıcı bir tanesi bugün Tercümanda mutlaka görmüşsünüzdür bu Tercümanın manşetinde parlamento da olanların eşkıya ile olan PKK ile olan bağlantıları" dediği, Güler KÖMÜRCÜ'nün "Ee o şeyde de var efendim Hürriyet de akşamda diğer gazetelerde de var" dediği, A.Hurşit TOLON'un "... o bahsettiğiniz birinci gazeteyi BİZ BÜTÜN 97 KURULUŞU OLARAK PROTESTO ETTİK OKUMUYORUZ" "... ama esas ben sizi niçin aradım biliyor musunuz bu Suudiarabistan" "Kralının gelişi 10 Kasımda tesadüfe bakın yani 10 Kasımı o mu tercih etti biz mi o tarihte davet ettik ve Atatürk'e bir tepki gösterdi bu adam" diyerek Anıtkabiri ziyaret etmemesinden duyduğu rahatsızlığı aktardığı, devamında ".. şimdi ben size bir şey arz edecem BİZİM ANADOLU ULUSAL UYANIŞ VE DAYANIŞMA PLATFORMU" "...biz bunu Tel'in eden bir bildiri yayımladık" "..özellikle iki arkadaşım var benim, onlara gönderirsiniz dedim, biri sayın Mustafa Balbay" "Diğeri de sizin adınızı verdim" "... 97 kadın kuruluşunun müşterek kanaati olarak bir bildiri yayımladılar sizin emeil ineze postalamalarını söyledim" dediği,

Tape:1367 22.11.2007 tarihinde Güler KÖMÜRCÜ ile Recep Rıfkı DURUSOY arasındaki telefon görüşmesinde özetle; "Recep Rıfkı Durusoy 3. Mknz. P. Tüm K. Lığı No:l Edirne" adresinden aradığı anlaşılmaktadır. Güler KÖMÜRCÜ'nün "... şimdi size bilgileri arz edeceğim evden arayayım mı seni" dediği, Recep Rıfkı DURUSOY'un "Olur" dediği,

Tape:1404 22.12.007 tarihinde Güler KÖMÜRCÜ ile Recep Rıfkı DURUSOY arasındaki telefon görüşmesinde özetle; G.KÖMÜRCÜ' nün "..bişi sorcam, .. bu Doğu PERİNÇEK in hani sponsoru bi davet vardı, orda bi Yarbay Savcıyla tanıştım" "Askeri savcı Bahadır BERK, adam şimdi üç gündür bana sürekli mesaj atıyor bi görüşelim, bi görüşmemiz lazım falan diye, şimdi adamla bugün öğleden sonra görüşecem de öğlen falan gibi fakat bişeyden huylandım, yani biraz bana bişeyler anormal geldi" dediği,

Tape:1354 01.11.2007 tarihinde Güler KÖMÜRCÜ ile S.S.ALTINOK arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Selahattin .... İsimli şahsın Genel Kurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı Gölbaşı Ankara adresinden konuştuğu anlaşılmaktadır. Güler KÖMÜRCÜ'nün duyduğu bir rahatsızlığı aktardığı, "Sana dün gelen mailler için ..." "Sana gönderdiğim" "..ŞİMDİ BİZ AİLEYİZ BÖYLE ŞEYLER OLUR AİLE ARASINDA, yalnız benim için çok ... değerli bir aile bireyimin yanlış bir değerlendirme yaptığını düşünüyorum..." dediği, Selahattin'in yanlış değerlendirmenin ne olduğunu sorduğu, Güler KÖMÜRCÜ'nün "Bunları geçelim istersen yani telefonda 2 milyon kişi konuşuyoruz" "Senin başının altından çıktığını düşünüyorum Selahattin" dediği, Selahattin'in "Ha bir dakka bir dakka önce şu CD mevzunuz niye iptal ettin" dediği, Güler KÖMÜRCÜ'nün "Ya bak ... biz aileyiz aile arasında böyle şeyler olur" "Önemli değil BİZ HÜSEYİN'İ KATMAYALIM İŞİN İÇERİSİNE dediği, Selahattin'in "CD mizi de hazırlamıştık yarın gönderecektik...dediği, Güler KÖMÜRCÜ'nün ".... çok gevezesin Selahattin artık kapatır mısın" "200 kişi dinliyor telefonu .. onu söylemeye çalışıyoz, yan yana getirecek olayı getirmesine neden oluyorsun" dediği,

Tape:1514 14.11.2007 tarihinde Güler KÖMÜRCÜ ile Yaman KALE arasındaki mesajlaşmada; : Yaman KALE'nin "Güler hanım ben Genel Kurmaydan arıyorum Yaman Kale, Sinan Albayım bir emir vermişti size gönderdiğimiz paketle ilgili, biz Araş kargo ile görüştük eve uğrayıp sizi bulamadıklarını söylediler şuan da paket Teşvikiye şubesinde Araş kargonun oraya gidip bizzat almanız gerekiyormuş iyi günler" şeklinde mesaj çektiği,

Tape:1519 01.11.2007 tarihinde Güler KÖMÜR ile Sinan/X Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle; "Sinan'ın "Güler Hanım Albay Sinan" "Merhabalar hemen komutanıma aktarmak zorundayım acil bir durumlar var hemen" dediği ve telefonu X Şahsa aktardığı, Güler KÖMÜRCÜ'nün X Şahsa hitaben "sizinle gurur duyuyorum" dediği, X Şahsın "Sağolun bizde sizinle, şimdi bir tane mailiniz var bana geldi bu şeyde Fenerbahçe ordu evinde ki" "Eski komutanlarımız" "Bir defa çok güzel yazmış adamcağız belli ki" dediği, Güler KÖMÜRCÜ'nün "Ben kabul ettim gidiyorum konuştum çok heyecanlandım hatta" dediği, X Şahsın "Şimdi yalnız bir sıkıntı yaratır ben kendilerine de söyliycem yani orda tamam toplanın derler ama şimdi yarın derlerse efendim Güler Kömürcüyü dinledik de bir de onun karşıtını dinleyelim" ".... sizle ilgisi yok işin yani biz prensip olarak bu tür onlar kendi aralarında toplanırlar o başka ama orda değil de bunu dışarı da bir yerde yaparsanız bizim için daha uygun olur" "Tamam Yani ordu evi bünyesinde bu tür şeylerden hep biz rahatsızlık duyuyoruz çünkü herkes sizin gibi devletine milletine bağlı kişiler olmuyor oraya gidenler maalesef bu seferde" "...DİYORLAR Kİ ORDUEVİNDE SİYASİ TOPLANTILAR YAPILIYOR ÇETELER KURULUYOR BİLMEM NELER YAPILIYOR BİLMEM NE YAPILIYOR" dediği,

Tape:1611 12.11.2007 günü saat : 14.44'de Hayrettin ERTEKİN ile M.E.E. arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Hayrettin ERTEKİN'in "Sayın komutanım, saygılar sunuyorum, ellerinizden öpüyorum" dediği, M. E. E.'nm "... bi şey çıkmadı değil mi daha bu Ulaştırma Bakanı Meselesinden" diye sorduğu, Hayrettin ERTEKİN'in de bu gün görüşeceğini söylediği, M. E. E.'nın da başka bir nedenle aradığını söyleyerek "Bana gelen gayri resmi bi habere göre benim dava ile ilgili yargıtay savcısı" "Mütalaasını bildirmiş bunun ne olduğunu bi el altından öğrebilir miyiz" dediği, Hayrettin ERTEKİN'in de hemen öğrenebileceğini söylediği,

Tape:1375'de Güler KÖMÜRCÜ ile İbrahim KEFELİ arasındaki görüşmede, Güler'in "Yarın şeyde gelecek o projenin gene başında olan ETHEM ERDAĞ Korgeneral", "O da bu sene Ağustosta ayrıldı İstanbul'da bir komutanlarımızdan" dediği,

Tape:1627 13.11.2007 tarihinde Hayrettin ERTEKİN ile X ŞAHIS arasındaki telefon görüşmesinde özetle; H.ERTEKİN' in muhatabına Ali beyin şu anda Askeri Yargıtay daire Başkanıyla şimdi yemekte olduklarını devamında öğleden sonra neticeyi bize bildireceğini belirttiği,

Tape:1666 16.11.2007 tarihinde Hayrettin ERTEKİN ile Z. C. arasındaki telefon görüşmesinde özetle; HAYRETTİN'in "Komutanım iyi akşamlar" "Evdesin, iyi bende şeydeyim de bizim televizyonda ortağımız var Semih gazetelerde okumuşsundur, Semih SADİ, bugün 2002 de bir hadisesinden dolayı böyle karapara diye kendi normal parasını karaparaya soktular bugün Emniyet Genel Müdürlüğünün operasyonu ve tutukladılar, çocuğu da Bayrampaşa Cezaevine şey yapıyoruz, oraya götürecekler şimdi götüreceğiz de, dedim abim bi kapıya şey yaparsan eğer bi talimat verirsen düzgün bir yere koysunlar diye onun için aradım" dediği Z.'in "Abi şimdi onu şuanda kimseyi bulamayız ama nasıl yaparız onu şeye falan bi söyleriz sonra bi şeye" dediği,

Tape:1708, 13.12.2007 günü saat:12.34 sıralarında.Hayrettin ERTEKİN ile Y. Ö. arasındaki telefon görüşmesinde özetle; "Y. O. K. K. Lığı Lojman Başkanlığı Yücetepe Çankaya, Ankara" adresinden görüştüğü anlaşılmaktadır. HAYRETTIN'in "Dün kulaklarınızı çınlattık.. .Ceyhun paşam geldi" "He burdaydı dün işte onun martta şeyi doluyo süresi doluyor da işte" "Dedim tekrar uzatırız yani şey değil de onu konuştuk bu arada dedim size bir ilave olarak komutanımlan dedim şey yapalım mı e olur dedi falan, Ankara'da şimdi şey boş komutanım Ankara danışmanlığı boş Türk Telekomun da" "Onu size bi soriyim dedim" dediği, Y.'ın "Vallahi hemen" dediği,

Tape :1745, 03.01.2008 günü saat : 18.55'de Hayrettin ERTEKİN ile Y. Ö. arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Hayrettin ERTEKİN'in Y. Ö.'e KOMUTANIM diye hitap ettiği ve bir süre Diyarbakırda meydana gelen patlama olaylarıyla ilgili görüşmeler yaptıkları, daha sonraki görüşmelerinde siyasi içerikli görüşmeler yaparak, bombayı patlatanlardan bahsettikleri ve Hayrettin'in "Komutanım .. bunların kökünü kazımak lazım" "..BOP komutanları bugünkü komutanlar NATO komutanı değil BOP komutanı BOP ta kimin olduğunu herkes biliyor" dediği ve Güneydoğuda görev yapanların çocuklarının da orada olduğu, psikolojik durumlarından bahsettikleri, Hayrettin ERTEKİN'in "o adamın haleti ruhiyesini anlayamazsınız ben olsam Allah korusun giderim o Diyarbakır Belediye Başkanının alnının çatma 8 tane sıkarım" "...benim silahı alıp dağa çıkmam lazım" dediği, içindeki sıkıntıyı ancak böyle atabileceğini anlattığı, Y. Ö.'in de "O günde gelecek" dediği, Hayrettin ERTEKİN'in "Gelmiyor gelecek diyorsunuz bak işte gelecek diye..." "Komutanım bakın bizim geçmişte yaptıklarımızı herhalde az çok biliyorsunuzdur O EKİBİ ŞUAN TEKRAR ORAYA YOLLAYIN YEMİN EDİYORUM SİZE VARYA ..BÖLGEDE .. HUZUR GELİR .. hiç şakası yok bu işin ama yok niyetli değiller arkadaşlar, ben diyorumki Ankara Gebze İstanbul Gebze hattı açılmadan bu işler olmaz o hattı açacaksınız bana vereceksiniz, tekrar ben hep bunu söylüyorum, bu bana verilmediği müddetçe hiçbir şey olmaz komutanım ..." dediği tespit edilmiştir.

Tape:1011 02.01.2008 tarihinde Veli KÜÇÜK ile Alay Komutanı olduğu anlaşılan Eyüp MENAY'm telefon görüşmesinde; askerliğini yapan bir şahısla ilgili konuşurkeN, Veli KÜÇÜK'ün "Bu çocuğu nereye verirsin peki" diye sorması üzerine, Eyüp MENAY'm "Komutanım nereyi emredersiniz" dediği, Yine Tape:1021 15.01.2008 tarihinde Veli KÜÇÜK ile Jan. Bölge Kont. Loj. Bacaksız Apt B Blk No:16 - 34000 Beşiktaş - İstanbul adresinden görüşen ve Komutan olduğu anlaşılan H. A.'in yaptığı görüşmeda VELİ KÜÇÜK'ün bir askerin yerinin değiştirilmesini istediği, H. A.'m da "Emredersiniz emredersiniz komutanım tamam komutanım" diyerekVeli KÜÇÜK'ün hala görevli bir komutanmış gibi, onun emirlerini uyguladığı görülmektedir.

Ergenekon Terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlarda, örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içersindeki yapılanmasıyla ilgili bir çok belge bulunarak el konulmuştur. Bu konuyla ilgili İşçi Partisi ve diğer örgütlenmelerle ilgili bilgilerin bulunduğu tespit edilmiştir.

Milli Hükümet Projesi (Milli Kuvvetler);

İşti Partisi İstanbul il örgütündeki aramada; "Teomandan gelen bilgi" isimli doküman içeriğinde; "Yaklaşık iki ay önce Sirkeci'deki bir kebap restoranında önemli bir yemek yendi yemeğe çok önemli bazı emekli generaller ve çeşitli Kuvayı Milliye Derneklerinin Yöneticileri katıldı. Kemal KERİNÇSİZ, Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Taner ÜNAL gibi isimlerin eski generallerle Türkiye'nin içinde bulunduğu son durumu görüşmek üzere yemek yetikleri belirtiliyor En çok tartışılan konu ise İşçi Partisinin çagnsı Milli Hükümet olmuş, ismini öğrenemediğimiz bir emekli general İşçi Partisinin çağrısını olumlu bulduklarını ve parti programında yazılı olan bazı fikirlere karşı eleştirilerini Doğu PERINÇEK'e sunacaklarını belirtmiş aynı general geleneklerin dışına çıkarak iki üç orgeneralin ortak eleştiriyi kaleme alacaklarım ve işçi Partisi ile müşterek ortak noktaları bulduktan sonra partiye katılacaklarını belirtmiş..." şeklinde yazı olduğu,

Yine bahsedilen Milli Hükümetle ilgili Doğu PERİNÇEK ve İlhan SELÇUK tan el konulan belgelerde;

"Doğu PERİNÇEK Kuşatma Nerden ve Nasıl Yarılır 16 Kasım 2003" başlığı ile Milli Hükümetin kurulmasının anlatıldığı, "...Kuşatma iç cepheden ve Tayyip Erdoğan hükümetinin düşürülmesi ile yarılır... Tayyip Erdoğan hükümeti nasıl bertaraf edilebilir ve Milli Hükümet nasıl kurulabilir? Tayyip ERDOĞAN iktidan, Millet-Ordu işbirliği ile bertaraf edilebilir. Millet-Ordu işbirliği, hiçbir zaman saray darbesi anlamını taşımamaktadır. Millet-Ordu işbirliğinin unsurları Milli Kuvvetler olarak adlandırılacaktır. Milli Kuvvetler şöyle sıralanabilir:

— Halk Hareketi — Milli Güçbirliği — Meclisteki milli Kuvvetler —Ulusal Medya (Ulusal Kanal vb) —Türk Ordusu" şeklinde bilgilerin bulunduğu, bu konuda ne yapılması gerektiğinin yazıldığı tespit edilmiştir.

Belgelerden de anlaşıldığı üzere, mevcut "hükümetin düşürülmesi için" Türk Silahlı Kuvvetleri içersinde bir yapılanmaya gidilerek, "Milli Kuvvetler" in oluşturulması, bu şekilde hükümetin devrilmesinin planlandığı açıkça görülmektedir.

İlhan SELÇUK'un yaptığı bazı telefon görüşmelerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri içersindeki yapılanmaları açıkça görülmektedir.

Tape:3894 15.02.2008 tarihinde İlhan SELÇUK ile İ.YILDIZ' m yaptıkları telefon görüşmesinde; BALBAY'm komutanlarla görüşmesinden bahsettikleri, bir süre hükümet ve siyasi olaylardan konuştuktan sonra, İ.YILDIZ'm "Şeyin selamı var abi, Atilla ATEŞ ve Fikret BOZTEPE NİN SELAMI VAR.ESKİ HAVA KUVVETLERİ KOMUTANI VE KARA KUVVETLERİ KOMUTANI" dediği, LSELÇUK' un "...bu KOMUTANLAR BİRAZ İLGİ BEKLİYORLAR galiba. Aytaç YALMAN'da ancak beni çağırırsanız gelirim demişti" dediği, İ.YILDIZ'm "Bende öyle söyledim, Ateş PAŞAYA dedim ki İLHAN ABİ SİZİ BEKLİYOR, sizinle konuşacak çok şeyiniz var dedim" şeklindeki görüşmeden de şüpheli İlhan SELÇUK' un gazeteci olmasma rağmen bir çok emekli paşa ile görüştüğü ve bu kişileri ayağına çağırıp özel görüşmeler yaptığı açıkça anlaşılmaktadır. Buradan da ERGENEKON terör örgütünün askeri yapılanmasının ne kadar üst düzey insanlara kadar ulaşabildiğini açıkça göstermektedir.

Bu yapılanmanın amacının da yukarıda belirtildiği gibi yeri geldiğinde ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN amaçları için gerektiğinde Hükümetleri devirip kendi istedikleri gizli kurallarını hakim kılabilmek için kadrolaşma ve Darbeye teşebbüs zamanında alt kademeden ve üst kademeden gelecek askeri yardımlarla darbeyi yapmayı amaçlamaktadırlar. Hem görüşmelerde hemde birkaç yıl önce Türkiyede kaos ortamı oluşturabilmek için "genç Subaylar Rahatsız" şeklindeki haberler ve yine Sevgi ERENEROL un yaptığı görüşmede aîtakiler rahatsızmış alttan bir hareket gelebilir diyerek örgütün irtibatlı oludğu alt dereceli askeri şahısların nasıl organize edildiğini göstermektedir.

2-DEVLET İÇİNDE GİZLİ YAPILANMA

a-Yargı Yapılanması:

ERGENEKON terör örgütünün yargı ya -sızacağı belgelerde açıkça yer aldığı gibi, bu konuda elde edilen delillerden, bir çok örgüt üyesinin, hakim savcılar ve yüksek yargı organlarıyla irtibatlarının bulunduğu, telefon görüşmelerinde, bazı yargıçların avukat olan Kemal KERİNÇSİZ'e hitaben, "bir emrin var mı" şeklinde konuştukları, bazı şüphelilerin hakim savcı adaylarının sınavları için tavasutta bulundukları, bazı şüphelilerin yüksek yargı organı üyelerini ziyaret edip örgütsel destek istidikleri şeklinde görüşmelerin geçtiği, bazı yargı mensuplarının ERGENEKON terör örgütünün internet sitelerinde yazılar yazdıkları, Paşa(kod) M.Fikri KARADAĞ in sürekli bazı hakim savcılarla görüştüğü, mevcut telefon görüşmelerinden anlaşıldığı, ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ tarafından birçok hakim ve savcının fişlendiği, kendilerine yakın gördükleri kişilerin ziyaret edilip deşifre edilmemeleri için notlar yazdıkları, kendi görüşlerine zıt yargı mensuplarını da, çeşitli şekillerde fişledikleri ele geçirilen belgelerden açıkça anlaşıldığı, bu konuda elde edilen deliller Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gereği için gönderilmiştir. Şüpheli Veli KÜÇÜK'ün de bir çok hakim ve savcı ile irtibatlı olduğu hatta bazı savcılar için "bizim çocuklardan-bizim arkadaşlardan" şeklinde beyanlarda bulunduğu, Tape:1473 04.01.2008 tarihinde Orhan ....? ile görüşmesinde özetle; Veli KÜÇÜK'ün "Orhancım bu şey N. H. emekli olmamış ..Bakırköy adliyesinde görevliymiş" ".. Bilecikten sordum Adliyeden adalet şeyden sordum savcılıktan sordum" dediği, Orhan'ın "He savcılıktan sordun onun karısı şeyde Bakırköy adliyesinde o da oraya mı gelmiş" "BİZİM ŞEYİMİZ Mİ BU BİZİM ARKADAŞLARIMIZDAN MIYMIŞ" dediği Veli KÜÇÜK'ün "BİZİM ARKADAŞLARIMIZDAN ALDIĞIMIZ BİLGİ ÖYLE"dediği,

Tape:1472 04.01.2008 tarihinde Metin ? ile görüşmesinde özetle; Bir süre selamlaşıp sohbet ettikten sonra Veli KÜÇÜK'ün "... Metincim N. H. var burda Hakim" "Ağır Ceza Reisiydi tayini çıkmış" "Nasıl birisiydi o bizim görüşümüzde olan birisi miydi" dediği, Metin'in "... hemen araştırabilirim hiçbir samimiyetim olmadı hakimlerle falan çok fazla şey yapmadım bu arada" dediği Veli KÜÇÜK'ün "Anladım oldu sen bi haberin olsun da bi şey aklında olsun" dediği,

Tape: 3108 15.01.2008 tarihinde, şüpheli Veli KÜÇÜK ile Kemal KERİNÇSİZ'e "...Kemal'çığım merhaba Veli Paşa...." "Ben gittim o Ş. Savcısına hıh hıh ya ordaki o çocuklar savcılar tanıdıklarımmış benim hepsi geldiler meldiler şey yaptılar gerekli ifadeyi verdik bi netice çıktı mı..." dediği anlaşılmıştır.

b-İstihbarat Yapılanması,

İstihbarat yapılanmasından kastedilenin Ergenekon terör örgütü mensuplarının askeri istihbarat ve MİT'e sızması olarak değerlendirildiği, şüpheli İsmail YILDIZ'dan ele geçirilen belgede ERGENEKON'un MİT yapılanması şeklinde şema olduğu ve yine Emniyet Teşkilatında bu konuda yapılması gerekli örgütlenmenin düzenlemelerinin yapıldığı, şüpheli Orhan TUNÇ'un eskiden MİT'te çalıştığı, ancak ERGENEKON terör örgütünün genel yapısı itibanyla MİT teşkilatını sevmediği ve özellikle teşkilatı yıpratmaya ve etkisiz kılmaya yönelik yayınlar yaptıkları ve bu konuda ayrıntılı örgütsel içerikli dokümanlar hazırladıkları anlaşılmaktadır.

Şüpheli Habip Ümit SAYIN'm e-mail görüşmelerinde topladığı bazı istihbari bilgileri, irtibatlı olduğu askeri istihbarat görevlilerine gönderdiği ve bu bilginin MİT ve Emniyet istihbaratına gönderilmediğini vurgulaması da ERGENEKON terör örgütünün MİT ve Emniyet İstihbaratına karış bir tavır içinde olduklarını göstermektedir. ERGENEKON terör örgütünün genel amacı devletin tüm kurumlarına sızıp ele geçirmek olması sebebiyle bu kurumlara da illegal olarak sızmaya çalışmaları da örgütün hedefleri arasında bulunmaktadır.

c-Emniyet Yapılanması,

"Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yöntemi Ve Geliştirme Projesi" dokümanının kapsam bölümünde; "TSK mensupları ile Kemalizm'e ve ülkesine bağlı, insanlık orunuru ve kimliğini yitirmemiş, her meslekten sivillerin organizasyonu ile ortaya çıkacak olan yeni yapılanma gerçekte geç kalınmış bir girişim olarak görülmelidir" şeklinde bahsedildiği,

Örnekler başlığı altında; Ergenekon, TSK'nın değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerin de içinde yer alacağı "SİVİL" personelden yararlanmakla karşılaştığı ve bundan sonra karşılayacağı en önemli sorunların üstesinden gelmekte güçlük çekmeyecektir" şeklinde bahsedildiği,

İstihbarat toplama hedefleri başlığı altında, "Ergenekon'un gözleri her şeyi görmeli, kulakları her şeyi duymalıdır" şeklinde bahsedildiği,

Lobi dokümanının eleman profili başlığı altında; "örgütlenmede yer alacak elemanların çağa ayak uydurabilecek donanım, bilgi ve deneyime sahip olması esası aranacağı gibi, gereğinde her tür eleman profilinden yararlanılmasından kaçınılmamalıdır. Özellikle sistemle barışık olmayan, arandığını bulamamış yapıdaki kişilikler seçilmelidir" şeklinde bahsedildiği,

Devletin Yeniden Yapılanması İçin Öneriler (Mastır Plan Ön Çalışması) İsimli dokumanın "Görünmeyenler" bölümünde; teşkilata lojistik destek sağlayacak olan ticari, teknolojik, eğitimsel, KOLLUK KUVVETLERİ vs. yapılanmalarının olması gerektiği, teşkilatın bir sivil toplum kuruluşu olarak dernek ve şubeleri şeklinde örgütlenmesinin yanı sıra ticarethaneler zinciri şeklinde yapılanması gerektiği" şeklinde belirtildiği görülmüştür.

"Alt birimler ve görev tanımları" başlığı altında; İçişleri, EMNİYET ve istihbarat Faaliyetlerinden Sorumlu Birimi ve bunun gibi kurulacak (21) ayrı birimden bahsedildiği görülmüştür.

"Sızma ve Denetim Süreci" başlığı altında; "1- Mevcut devlet işleyişinin analizini yapmak" "2- Mevcut kadrolara alternatif adaylar belirlemek ve eğitmek" "3- Sızma Stratejileri geliştirmek (Yargı, EMNİYET, Eğitim, Sağlık, İstihbarat, Ordu, Sivil yeraltı örgütleri (mafya), sivil toplum örgütleri ve meslek odaları, kooperatifler ve birlikler, medya, camiler ve tarikatlar)" "4- Denetleme mekanizmaları oluşturmak" şeklinde bahsedildiği görülmüştür.

Securutıy A.Ş. Uluslararası güvenlik şirketi projesi" dokümanın "AMAÇ" başlığı altında; Güvenlik şirketlerinin istihbarat örgütleri için çok önemli olduğu, oluşturulacak güvenlik şirketinin istihbarat görevlerinde yer alarak uzmanlaşmış emekli bir kurmay albayın başkanlığında kurulması gerektiği ve tüm personelin yalnızca emekli istihbarat subaylarından oluşturulması gerektiği, bu şirket bünyesinde kesinlikle emekli emniyet mensuplarının yer almaması gerektiği, böylece örtülü bir biçimde yepyeni bir yapılanma ile güçlü bir istihbarat biriminin oluşturulmuş olacağı, bu istihbarat biriminin doğal olarak "Operasyonsal" hizmetlerin sorumluluk ve yükümlülüğünü de üstlenebilecek yeterlilikte olacağı belirtilmiştir. Buradan da diğer birimlerde emniyetçilere görev verilebileceği kabul edilmiştir.

Birleşik Komin Girişim isimli dokümanm "GİRİŞİM" başlığı altında; 21. Yüzyılda giderek artış gösterecek olan terör ve mafya grupları ülkelerin en önemli sorunları arasında yer alacaktır. Bu nedenle "Güvenlik Şirketleri" giderek çok daha büyük önem kazanacaktır. Bilinen bir gerçektir ki özel güvenlik şirketleri istihbarat birimlerinin arka bahçesi olacaktır..." "Güvenlik Şirketinin yönetim kurulu başkanlığına istihbarat birimlerinde uzmanlaşmış emekli bir albay getirilecektir. Şirket bünyesinde yer alacak tüm personel subay kadrolarından oluşturulması uygun görülmüştür. Temel prensip kararlarının gereği olarak şirket personeli içinde Emniyet birimlerinde görev almış kişilere yer verilmeyecektir" yazdığı görülmüştür.

Yapılan soruşturma kapsamında elde edilen dokümanlar incelendiğinde; ERGENEKON terör örgütünün sözde Türk Silahlı Kuvvetleri içersinde faaliyet gösterdiği vurgulanmaktadır. Ergenekon dokümanında, hedefe ulaşabilmek için her meslekten sivillerin organizasyonu ile yeni yapılanmanın oluşturulması gerektiği, bu girişimin geç kalınmış bir durum olarak değerlendirildiği, bu şekilde her meslekten yer alan seçkin kişilerin örgütün önüne çıkabileceği düşündüğü zorlukları kısa sürede aşabileceğinden bahsedilmektedir. LOBİ dokümanında ise, her meslekten yer alacak bu örgütlenme içersindeki elemanların çağa ayak uydurabilecek donanım ve bilgiye sahip olması gerekirken, bir yandan da sistemle barışık olmayan, aradığını bulamamış kişilerin olması gerektiği vurgulanmaktadır. Yine bu seçilen kişilerin bulundukları yerde örgütün gözleri ve kulakları olmaları gerektiği belirtilmektedir.

Örgütün asıl amacının bu şekilde kendi istekleri doğrultusunda devleti yeniden yapılandırmak istedikleri, bu yapılanma içersinde her kurum gibi Emniyet Genel Müdürlüğünün de içerside bulunduğu içişleri, Emniyet ve istihbarat faaliyetlerinden sorumlu birim oluşturmak istedikleri, bu şekilde istedikleri kamu kuruluşlarına sızma yaparak denetlemeyi amaçladıkları değerlendirilmektedir.

Ayrıca örgütün kendi bünyesinde kuracağı uluslar arası ve ülke genelindeki güvenlik şirketlerini istihbarat birimi amacıyla kullanmak istedikleri, Emniyet Teşkilatını da örgütün yapısına uygun görmedikleri, bu nedenle güvenlik şirketlerinde Emniyet Teşkilatında görev almış veya emekli olmuş kişilerin görevlendirilmemesinin özellikle belirtildiği görülmüştür. "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI İÇİN ÖNERİLER (Mastır Plan) isimli dokümanda; "Sızma ve Denetim Süreci" başlığı altında; "1- Mevcut devlet işleyişinin analizini yapmak" "2- Mevcut kadrolara alternatif adaylar belirlemek ve eğitmek" "3- Sızma Stratejileri geliştirmek (Yargı, Emniyet, Eğitim, Sağlık, İstihbarat, Ordu, Sivil yer altı örgütleri (mafya), sivil toplum örgütleri ve meslek odaları, kooperatifler ve birlikler, medya, camiler ve tarikatlar)" yazdığı, dolayısıyla örgütün Emniyet Teşkilatı içersine de sızma ve kadrolaşma faaliyetlerini hedeflediği görülmüştür.

Soruşturma dosyasındaki delillerden de örgütün Emniyet Teşkilatı içersinde yapılanma faaliyetlerini gerçekleştirdikleri, böylelikle bir taraftan Emniyet Teşkilatı içersindeki irtibatlarını örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda kullanırken diğer taraftan da kendilerine yönelik yapılan çalışmalardan anında haberdar oldukları ve gerekli tedbirleri aldıkları görülmüştür.

Şüpheli Veli KÜÇÜK'ün ikametinde yapılan aramalarda, 2001 yılı içersinde Tuncay GÜNEY'in anlatımları doğrultusunda İstanbul C. Başsavcılığından 4422 sayılı yasa kapsamında alman Projeli Çalışma izni yazısı ve dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar SAÇAN hakkında görevi sırasındaki çıkar ilişkileri ile ilgili istihbari bilgi notlan ele geçirilmiştir. Konu ile ilgili yapılan arşiv tetkikinde Projeli Çalışma izninin soruşturmaya dönüştürülmediği ve sonuçlandırılmadan kapatıldığı öğrenilmiştir. Dolayısıyla söz konusu Projeli çalışma izni yazısının şüpheli Veli KÜÇÜK ya da başka bir şahsın eline geçmesi mümkün olmadığı halde Veli KÜÇÜK'ün bürokrasi içerisindeki bağlantıları ile bu bilgilere ulaştığı ve derhal çalışmayı başlatan dönemin Şube Müdürü Adil Serdar SAÇAN hakkında istihbari bilgiler topladığı anlaşılmıştır.

Şüpheli Doğu PERİNÇEK'in Genel Başkanı olduğu İşçi Partisinin Genel Merkezinden elde edilen ELBA_M4-C524-B-R2-09_40 marka CD incelendiğinde;

Emekli Emniyet Müdürü Dr. N. A.'m 2006 yılında Cumhuriyet Savcısına hitaben düzenlenmiş bilgi notu şeklindeki resmi yazının eklerinde, (57) rütbeli personelle ilgili görevlerinin ve dini görüşlerinin yazdığı görülmüj5ÜK«*#*,^%/ notu şeklindeki resmi belgenin iki emniyet müdürü (M.AKDENİZ ve İ.SELVİ tarafından paraflı suretinin olduğu görülmüştür. Elde edilen resmi belgenin paraflı suretinin örgüt elinde bulunması, örgütün Emniyet Teşkilatı içerisinde bağlantılarının olduğunu göstermektedir.

Ergenekon terör örgütü üyelerinin yaptıkları telefon görüşmeleri incelendiğinde, örgüt üyelerinin Emniyet Teşkilatından emekli olmuş veya halen çalışmakta olan kişilerle irtibat kurdukları, bazılarının işlerini takip ettirdikleri, bazılarının ise emniyet mensuplarıyla tanışmak için uğraştıkları, bir görevlinin Cumhurbaşkanlığına tayin olabileceğini şüpheli Hayrettin ERTEKİN'e bahsederek kendisine fikir sorduğu, bir kısmının ise ERGENEKON terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarla veya yapılacak operasyonlarla ilgili bilgi aldığı, bu görüşmelerde, EMRET, EMİRLERİNİ BEKLİYORUM, EMRİN OLUR gibi cevaplar verdikleri, şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Hayrettin ERTEKİN' in Emniyet Genel Müdür Yardımcılığından 2008 yılı başında emekli olan bir N.A. ile irtibatlarının olduğu görülmüştür. Tape :000086, 25.04.2007 günü saat:17.05'de M.Fikri KARADAĞ ile Ali arasında yapılan telefon görüşmede;

M.F. KARADAĞ, Mersin'e gittiğini orada Mümin KELEŞ isimli bir şahısla tanıştığını, bu şahsın özel harekatçı olduğunu söyleyerek "Ben Mümin Keleş'i tanımam, OSMAN GÜRBÜZ'Ü tanırım, o da diyor tamam ben bu işte yokum falan öbürü daha kucağıma düşsün diye, tamam dedim onun kafasını koparırım ... o zaman da Osman da ordaydı, bana böyle dedi diye bırakmış gitmiş Kemal abiye demiş" dediği,

Tape: 1595, 27.10.2007 günü saat: 19.24'de Hayrettin ERTEKİN ile Murat/Emre GÜLALTAY arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

MURAT'm "şeyi soracaktım abi sen bana msn de bir şey yazmışsın ama ben şimdi ne yaptın abi, o polisle" dediği, H. ERTEKİN'in "... görüştüm, diyor ki yazıyı biz vermiyoruz yazıyı merkez veriyor dedi yetki onun dedi" "Vatan caddesindeki merkez verdiği için dedi, yetki onların onlar dedi mutlaka dedi imzalı kâğıdını istiyorlar dedi" dediği,

Tape: 1617, 13.11.2007 günü saat: 10.18'de Hayrettin ERTEKİN ile N. A. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

H.ERTEKİN'in "Abi saygılar sunuyorum, SAYIN GENEL MÜDÜRÜM, iyi misin" "Televizyon devam ediyo, işte şimdi de bu ATV ihalesi için bi konsorsiyum.... oluştu ona girmeye çalışıyoruz ama, bakalım inşallah orayı da" dediği, bir süre bu ihaleye Turgay CİNER'in giremeyeceğinden bahsettikten sonra H.ERTEKİN'in "...şeyde giremiyor Aydın DOĞAN, Bİ GRUP VAR ŞİMDİ, BİZİM BEYFENDİNİN ORGANİZE ETTİĞİ Bİ GRUP VAR" "... ONLA ÇALIŞORUZ, BEN DE ... ORDAYIM YANİ" dediği, N. A.'m "ALLAH İŞİNİ RAST GETSİN, EMRET" dediği, H.ERTEKİN'in "... estağfurullah abiciğim, ...daha sonra arıyacam sizi" " BU KONU İLE İLGİLİ" dediği,

Tape: 1641, 13.11.2007 günü saat:19.23 sıralarında Hayrettin ERTEKİN ile X ŞAHIS arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

X ŞAHSIN "Yani kanal almışsınız hayırlı olsun" dediği, H.ERTEKİN' in "Sağolasın kanal aldık bir tane bir kanal aldık ama işte o Metin bey'in oğlunun bir internet sitesi varmış onla biz almadan önce çok eski o sattığı bir site onlan ilgili savcılık böyle 4 aydır bir soruşturma yapıyormuş o bugünde çocuğu Metin beyle beraber almışlar bende sabah gittim baktım savcı ile konuştum işte efendim Ankara'dan geldi de işte kara paramıdır değilimdir ..." "... Metin Bey'i de almışlar şimdi böyle canım sıkıldı da dedim bilgi vereyim haberiniz olsun yani" dediği, X ŞAHSIN "Ben şimdi Şube Müdürü ile falanda görüşürüm ..." dediği, H.ERTEKBf'm^'Abi şey yapılacak hiç bir şey yok" dediği, X ŞAHSIN "...Görüşür söylerim; ben şimdi şeyde Şube Müdürüne de söylerim" dediği,

Tape:0962,, 10.12.2007 günü saat: 13.46'da Mehmet Fikri KARADAĞ ile M. N. V. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

M.N.V.'nm "...emniyet müdürünü arıyıcam emniyet müdüründen randevu alıcam" dediği, M.F. KARADAG'In "Bugün cenazeye gelmişler Sayın Başbakan Cumhurbaşkanı." "Neyse bilseydik giderdik yani orda" dediği, M.N.V.'nm "Giderdik tabi emniyet müdürünü orda görürdük başbakanın yanında" "Olsun ben farketmez ben alırım beraber gideriz canım" dediği, M.F.KARADAĞ' in "Tamam Nuri abi oldu onu hallet hadi" dediği, M.N.V.'nm "Sohbetlen beraber anlatırım ben emniyet müdürüne" dediği,

Tape:1527, 23.12.2007 günü saat: 16.19'da GÜLER KÖMÜRCÜ ile A.S.S arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Bir süre aralarında merhabalaştıktan sonra A.S..S'm ATATÜRK'Ü rüyasında gördüğünden bahsettiği ve rüyanın etkisinde kaldığını belirttikten sonra "VATANA VE MİLLETE HAZIR HİZMET ETMEYE HAZIR DURUMA GELDİM ARTIK YAKINDA HİZMETE BAŞLAYACAĞIM GİBİ GELİYOR" dediği,

Tape:3561, 07.01.2008 günü saat 16.34'te H.Ümit SAYIN ile X Erkek Şahsm arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

X ŞAHSIN "...Anayasa Mahkemesi Başkanı Felsefesine aykırı bir şekilde yaklaşım içinde olan bir adamın, Anayasa Mahkemesinde Başkan seçilebilir hale gelmesi, aynı Felsefe içindeki bir adamın Türkiye'de Cumhurbaşkanı olması, bunlar mesele mesele bu yani o zaman o bizim Türk Silahlı Kuvvetleri Ordu bütün bunları dikkate alacak işte dediğin gibi Nakşibendi Tarikatı başörtülü, olamaz efendim böyle iş bu olamaz" dediği, Ü.SAYIN'm "Nakşibendi Tarikatı bütün Polisi ele geçirmiştir Fettulah'çılar ve Nakşibendiler" dediği,

Tape:1528, 15.01.2008 günü saat: 13.18'de Güler KÖMÜRCÜ ile A.S.S. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

A.S.S.'m "VALLA KİMSEYE BİR ŞEY YAPMIYORUM DAHA buralarda oturuyoruz ZAMANI GELECEK YAPARIZ İNŞALLAH ne yapıyorsun sen nasıl gidiyor durum." dediği,

Tape: 1750, 22.01.2008 günü saat: 11.42'de Hayrettin ERTEKİN ile X Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

H.ERTEKİN'in "..Kolay gelsin abi çok çalışıyorsunuz ya ama ortada birşey yok abi hala memleket terörden geçilmiyor e nasıl olacak bu iş" dediği, X ŞAHSIN "GETİRİN ERCO'YU DÜZELTİN HER ŞEYİ" ".. ERCÜMENT GELİRSE DÜZELİR HER ŞEY" dediği, H. ERTEKİN'in "Abi şeyleri almışlar haberin var mı VELİ KÜÇÜK MELİ KÜÇÜK ONLARI NEDİR ONLARIN KONUSU" dediği, X ŞAHSIN "Valla daha detayını bilmiyorum akşam görüşürüz bu akşama gidecem ya" "Cemal aradı beni" dediği, H.ERTEKİN'in "Anladım .. telefonlaşırız abicim kendine iyi bak SEN DİNLENİYORSUN hadi saygılar görüşürüz" dediği,

Tape: 1820, 22.01.2008 günü saat: 11.42'de Hayrettin ERTEKİN ile X Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

H.ERTEKİN' in "Abi dinleniyormuşsun kusura bakma ben de evdeymişsin gece çalışıyorsun herhalde hep abi ya" dediği, X ŞAHIS "Hep gece sabaha kadar ordayız onların başında tamam" dediği, H.ERTEKİN' in "Ne oluyor bunlar nedir abi ya doğru mu burdaki yazılan yoksa öyle palavra mı ya" dediği, X ŞAHIS "Bir şey olmaz" dediği, Tape:1545, 22.01.2008 günü saat: 11.48'de Emin GÜRSES ile X Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

E.GURSES'in "Doğruda şimdi ne olduğunu, ARAYAMIYORUM O TARAFI Kİ ŞEY OLMASIN DİYE" dediği, X ŞAHSIN "Yok şey çeteyle ilgili almışlar" dediği, E.GURSES'in "Çeteyle Sevgi'yi niye almışlar" "Sevgi'nin ne işi var. Sevgi'nin orda toplanıyorlar tamam da. Oraya bizde gidiyoruz yani. Sevgi'nin oraya toplanmanın Türk Ortodoks Kilisesinin toplantıları normal yani resmi toplantılar" dediği, X ŞAHSIN "Ya işte bunun önceden de beri tahkikatı varmış" dediği, E.GURSES'in "Acaba bunun yurtdışındaki faaliyetleriyle ilgilimiydi. Bu İran miran işi ile ilgili mi" dediği, X ŞAHSIN "Şimdi ben aradım. Baktım ki burda dediler, biliyor musun" "He burda deyince de mesele ne dedim. Uzun hikâye dedi, akşamüstü çıkmea anlatayım sana dedi." "Yani burda deyince ben anladım ki bak... kaç kişi varlar dedim. 30 kişi varlar dedi" dediği,

Tape:1546, 22.01.2008 günü saat: 11.49'da Emin GÜRSES ile X Şahıs (Necmi ÇELENK) arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

X ŞAHSIN "Hocam kapattı ya, ben ararım seni deyip, tekrar kapattı konuşmadı" dediği, E.GURSES'in "...Ortodoks Kilisesinde toplantı olurdu mesala. Bu günler münler ben bir defa mesela herhalde 5-5 yıldan fazladır oraya giderim ben" dediği, X ŞAHSIN "Bu Enver ALTAYLI meselesinden dolayı almış olmasınlar" dediği, E.GURSES'in "Enver ALTAYLI ne iş yapıyo. Dün akşam bi konuştu ondan sonra ne oldu ne yapıyor ki" "Yani CIA bağlantılı belli dün akşam konuşurken Nazara anlattı" dediği, X ŞAHSIN "Valla bu büyük bir operasyona benziyo ama ben şimdi bu çocuk beni arıyodu kapattı. Tekrar arar ben sana dönerim" dediği, E.GURSES'in "KEMAL'İ ANLARIM, KEMAL KERİNÇSİZ BUNLARLA BERABERDİ SÜREKLİ" dediği,

Tape:1563, 29.01.2008 günü saat: 14.03'te Emin GÜRSES ile X Şahıs (Ahmet AKER) arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

E.GURSES'in "Ama işte hocam ipin ucunu kaçırmışlar. Beni arıyor bugün yedi kişi aradı beni. Hoca seni daha almadılar mı içeriye. Emniyet Müdürü arıyor... Konuşursan diyor alırız seni de içeriye diyor. Ya dedim size maşallah ya ne cesaret var alın o zaman ne telefon açıyorsunuz" dediği,

Tape: 1591, 22.02.2008 günü saat: 00.51'de EMİN GÜRSES ile BÜLENT..? arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

BÜLENT'in "Vallahi onu bilmiyorum hocam onu bilmiyorum, yalnız bunları topyekün çıkartsınlar Doğu PERINÇEK'in anasmı ağlatacaklar. Anasını ağlatacaklar şöyle, bu kadroyu temizleyecekler mi? temizleyecekler ... bahçesi haline getirecekler mi, hedefte o Doğu PERİNÇEK" dediği, E. GÜRSES'in "NASIL TEMİZLEYECEKLER O KADROYU.ONDAN SONRA PERİNÇEK'İ ALACAK ÖYLE Mİ DİYOR" dediği, BÜLENT'in "Tabi tabi ondan sonra ondan sonra ben BURDA BİR A...IK VAR TÖBE ESTAFİRULLAH BİR MEMUR ONLARLA ÇOK İÇLİ DIŞLI BİR KUSUTURSAM İ.NEYİ" dediği, E.GURSES'in "Aman aman onlarla iyi geçin onlardan bilgi alalım" dediği, BÜLENT'in "YOK İ.NEYİ ÇEKTİM ÇAY MAY SÖYLEDİM YAVŞAĞA ya dedim yazık oluyor baktım ibne ittirmiş kaçıyordu pezevenk ne yapıyım hocam hoş tutayım dedim ben dedim bunlar anasını avradını hakket sen haklı çıktın falan deyince ötmeye başladı ibne bülbül gibi, BU ŞEYİNİ DE BİRADER SÖYLE Dİ BU İŞİ BU İSİM İŞİNİ, ÖNCE UYAR DEDİ BAK DEDİ RESİM PATLATACAKLAR ORTAYA DEDİ ... BİŞEY YAPTI YANİ KIYAK YAPTI İBNE ONU BİRADER UYARDI DEDİ UYAR DEDİ BAK DEDİ BİŞEY PATLATACAKLAR DEDİ BU İBNELER ...YALNIZ BU LİSTE KESİN YANİ ALDIM AKŞAM ONU MEMURDAN." "Yok İBNE POLİS bi gelse bana uzaklaştı bana manyak bu bu ibne şeye de TANTAN'a da uyuz bu polis. Uyuz Sadettin TANTAN'a da uyuz ona da uyuz Mehmet AĞAR'a uyuz" dediği, E. GÜRSES'in "O AMA TAM ŞEY TAM TEŞKİLATIN ELEMANI O" dpdiği,

Tape:389, 14.03.2007 günü saat:17.32'de Erkut ERSOY ile Müfit 'in yaptıkları telefon görüşmede;

Erkut ERSOY, biraz önce çıktığı bir toplantıdan bahsederek toplantının çok verimli geçtiğini, yaptıkları çalışmalar hakkında, toplantı yaptığı kişilerin bilgi almak istediğini söylediği, akabinde Müfit'in "Kimler vardı kaç kişiydi ortalama şeyde karşı" E.ERSOY'un "Valla Bilişim suçlarında daire başkanı, şey daire başkanı bir tane Başkomiser vardı İlker Bey, o vardı işte, Mesut Bey diye bir oradan arkadaş vardı" " Yani işte çok olumlu ama bunlar, tabi resmi görevli olduğu için herkese güvenemiyorlar, şimdi teşkilattan filan bizim hakkımızda olumlu referanslar almışlar bunlar" dediği yapmış oldukları çalışmalardan ve zihin kontrolü ilgili bilgilerden ve ellerinde bulunan teknolojiden bahsettikten sonra E. ERSOY'un "DEDİLER YA BU KADAR PROFESYONELSİNİZ NEREDE EĞİTİM ALIYORSUNUZ, O DA BİZDE KALSIN DEDİK YANİ" dediği tespit edilmiştir.

Güler KÖMÜRCÜ'nün Tape:1529 da Eski Emniyet Müdürü A.S. S.'la yaptığı görüşmede, A.S.S.'m "Kötü bir şey olsa ne olacak ya hayatım Allah Allah topu topu ağzına vururum yumruğu çeker giderim, artık polis değilim, İşkence değil artık" "Baksana hiç olmazsa muhafazakâr ibne değiliz ya" "onların konuşmasına bakma sen, bir tane bizden olan adam bunlardan 50 tanesini halleder ya, bunlar kim ya bunlar köpek ya, para bunlardaymış, nerde para bunlarda olsun, ölü adamın paraya ihtiyacı olmaz yani " "Mecliste Türbanlı kadınlar için ayrı şey açılıyor, nedir o berber açılıyor kuaför açılıyor, dün ben falan filan bu şekil, bu şekil gider, ondan sonra bir bakarsın ki ağaçlarda sallanmalar var az kaldı çok az kaldı yani sabırları çok zorluyorlar bunlar.." diyerek Güler KÖMÜRCÜ ile samimi bir görüşme yaptığı ve görüşme içersinde de örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda "bir bakarsın ki ağaçlarda sallanmalar var az kaldı çok az kaldı" diyerek bir taraftan darbe çığırtkanlığı ve şiddet ifade eden söylemlerde bulunduğu, İşçi Partisinin Genel Merkezinden elde edilen Asus kasadaki hardisk içersinde resim dosyası şeklinde "BİLGİ NOT" başlıklı, Sayım Savcım diye devam eden ve Emniyet Genel Müdür Yardımcısı N. A. tarafından imzalanmış bir yazı olduğu, yazının paraf kısmında ise "M.AKDENİZ ve İ.SELVİ" yazdığı ve her iki ismin karşısında da parafların bulunduğu görülmüştür.

Yazışma kuralları gereği yazılann paraflı suretinin yazıyı yazan birimin arşivlerinde saklanması gerektiği, ele geçirilen yazının da Emniyet Genel Müdürlüğünün arşivlerinde bulunması gerektiği, yazılann paraflı suretinin dışanda üçüncü şahıslann eline geçmesinin mümkün olmadığı, fakat söz konusu belgeye bakıldığında örgütün Emniyet Teşkilatı içersindeki irtibatlanndan başka hiçbir şekilde bu yazıya ulaşmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla ele geçirilen bu belgenin dahi örgütün Emniyet Teşkilatı içerisindeki irtibatlanm ve yapılanmasını açıkça gösterdiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan kendi beyanına göre kuyumculuk yaptığını söyleyen şüpheli Hayrettin ERTEKİN'in adı geçen Emniyet Müdürü N.A. ile yaptığı Tape:1617'de kayıtlı görüşmede, bir süre Hayrettin ERTEKİN'in yaptığı işlerden bahsettikten sonra N. A.'m "Allah işini rast getsin, EMRET" diyerek ilişkinin boyutunu ortaya koyduğu anlaşılmıştır.

Diğer taraftan Veli KÜÇÜK'ün Tape:1010'da yaptığı görüşmede, Emniyet Müdürü N. A.'a ait 0 505 544 72 78 numaralı telefondan aradığı, fakat telefonu Alpay isimli bir Polis Memurunun baktıği Veli KÜÇÜK'ün "ben Veli Paşa, Necati beyle görüşebilir miyim canım" dediği, ALPAY' m da "Paşam bir toplantı da biter bitmez görüştüreyim sizi efendim" dediği, V.KÜÇÜK' ün "Öyle mi Veli Paşa aradı yeni yılını kutluyor de" dediği, ALPAY' m "Anlaşıldı Paşam saygılanmı sunuyorum" dediği, dolayısıyla Emniyet Müdürü N. A.'m bir çok örgüt üyesi ile ilişki içersinde olduğu örgütün Emniyet içinde faal olduğu kannatine vanlmıştır.

Emekli Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim ŞAHİN'in örgütün birçok mensubu ile ilişki içersinde olduğu, bir kısım örgüt üyeleri ile birlikte susuVluk davasında yargılandığı, şüpheli Muzaffer TEKİN'in İbrahim ŞAHİN ile ilişkilerinin bilindiği,

Sami HOŞTAN'm Tape:1452'de kayıtlı Uğur DÜNDAR'la yaptığı görüşmenin başında Ayhan ÇARKIN'dan bahsettikten sonra ilerleyen kısımlarda Sami'nin "Ben bu insanlarla tam 15 sene beraberim, iç içe ve hala bu insanlar benim yanımdalar, nasıl biliyorum, mesela Ayhan olsun" diyerek eski özel harekatçı Polis Memuru Ayhan ÇARKIN'm uzun yıllardır yanında olduğunu dile getirdiği, Emin GÜRSES'in Tape:1561'de kayıtlı görüşmesinde "Yalnız şeyi unutma eğer imkan varsa ADD Başkam Şener ERUYGUR Paşaya haber gönderin", "Emniyet Teşkilatında onla ilgili dosya hazırlanıyor" diyerek Emniyet Teşkilatı içersindeki irtibatları ile çok gizli bir şekilde yürütülen soruşturmanın içeriğinden dahi bilgi sahibi oldukları,

Hayrettin ERTEKİN'in Tape:1705'de kayıtlı görüşmesinde Havalimanına yetişmeye çalışan karşısındaki şahsa "ben Trafik Müdürüne haber verecem bu yan yolu kullanabilir", "Evet Emniyet şeridini kullansın" "Köprüyü geçtikten sonra tamam" dediği, dolayısıyla örgütün bir yakınına emniyet şeridini kullandırmak için bile Emniyet Teşkilatı içersinde irtibatlarının olduğu,

Şüpheli Kahraman ŞAHİN'in Tape: 378'de kayıtlı görüşmede, Niyazi'nin "Bu telefonların dinleme olayıyla ilgili bir çalışma yaptım da.." "...Ben kesin tespit ettirdim." "özellikle 7 hat kesin dinleniyo" diyerek örgüte yönelik yapılan teknik takip çalışmalarından dahi anında haberdar oldukları, tamamen çok gizli bir şekilde yürütülen soruşturmadaki bu kadar hayati önem taşıyan bilgileri Emniyet Teşkilatında yada Adli Teşkilatındaki irtibatlarından öğrenmiş olabilecekleri,

Şüpheli Doğu PERİNÇEK'in Tape:3828 de kayıtlı görüşmesinde Doğu PERİNÇEK "Doğu Perinçek'i takip eden arabalarin polis olduğu saptandı diye haber yapın" şeklinde talimat verdiği, bu görüşmeden de kendisini takip eden otolann Emniyete ait olduğunu anında öğrendiği, aynı şekilde bu bilgileri de ancak Emniyet içersindeki irtibatları vasıtası ile öğrenmesinin mümkün olduğu,

Hayrettin ERTEKİN'in Tape:1596'da Musa ile yaptığı görüşmede, Polis Baş Müfettişi olduğu anlaşılan A. R. A. ile oturup yemek yediklerini anlatarak "Bütün teşkilatın tamamıyla oturduk teknede rakı içiyoruz abi, dedim ki bi merhaba diyelim" dediği, daha sonra telefonu A.R.A.'m aldığı, Musa'nın "....nerdesin Teftiştemisin, APK da mısın" dediği, A.R. A.'m "Abi Teftişteyim" "POLİS BAŞMÜFETTİŞİ" "Dolaşıyoruz işte dosyalar geldikçe gidiyoruz" "abi emirlerini bekliyorum, bi emrin olursa" dediği, dolayısıyla bu görüşmedende Polis Başmüfettişi A.R. A.'m şüpheli Hayrettin ERTEKİN ile beraber olduğunun anlaşıldığı,

Hayrettin ERKETİN'in Tape:1641'de x şahısla yaptığı görüşmede, X şahsın "Yeni kanal almışsınız hayırlı olsun" dediği, H.ERTEKİN'in "Sağolasm kanal aldık bir tane bir kanal aldık ama işte o Metin bey'in oğlunun bir internet sitesi varmış, onla biz almadan önce çok eski o sattığı bir site, onlan ilgili savcılık böyle 4 aydır bir soruşturma yapıyormuş, bugünde çocuğu Metin beyle beraber almışlar, bende sabah gittim baktım savcı ile konuştum, işte efendim Ankara'dan geldi de işte kara paramıdır değilmidir ..." "... Metin Bey'i de almışlar şimdi böyle canım sıkıldı da dedim bilgi vereyim haberiniz olsun yani" dediği, X ŞAHSIN "Ben şimdi Şube Müdürü ile falanda görüşürüm ..." dediği, böylelikle Hayrettin ERTEKİN ortaklarının gözaltına alınması olayı karşısında Emniyet Teşkilatı içersindeki irtibatları ile gerekli kolaylığın yapılmasını sağlanmaya çalıştığı,

Yine Hayrettin ERTEKİN'in Tape: 1657'de Polis Memuru olduğu anlaşılan A. B. ile yaptığı görüşmede, A. B.'nın "Hayrettin abi merhaba Aydın ben" "Dönüşte de Cumhurbaşkanlığına alalım seni diyorlar da SANA Bİ SORİYİM DEDİM..." dediği, H.ERTEKİN' in "Vallaha Cumhurbaşkanlığı çok sıkı bir yer orda biliyorsun bir asker... disiplini var ama bizim Osman orda müdür biliyorsun"* "Osman da bizim kardeşimizdir ama meclis daha iyi ya mecliste daha rahat hareket edersin" dediği, bu görüşmeden de bir Polis Memurunun atanacağı yerle ilgili Hayrettin ERTEKİN'e danıştığının anlaşıldığı,

Sami HOŞTAN'm Tape:1460'da Polis Memuru olduğu anlaşılan Ersin ile yaptığı görüşmede, Ersin'in "Buyur abi" dediği, Sami'nin de "Şey herhalde ben o biyere bişey vermiştim unutmuştum da şey, yanlış olabilirse gene yarın konuşuruz tamam mı" dediği, ERSİN' in "Tamam abi tamam abi" dediği anlaşılmıştır.

d-Üniversite yapılanması,

Şüpheli Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU'nun Önderliğinde olan bu yapılanmada ele geçirilen delillere göre üniversitelerle ERGENEKON terör örgütünün irtibatlarının bulunduğu, şüphelilerden Habip Ümit SAYIN'm Doçent ve Emin GÜRSES'in profesör olarak üniversitelerde görevli oldukları ve bu yapılanma içinde yer aldıkları. Birçok üniversitede öğretim üyeleri ve görevlilerinin fişlendiği ve bu bilgilerin ERGENEKON terör örgütünün üyeleri aracılığıyla yöneticilerinde toplandığı, bu konuların da örgüte ait internet sitelerinde ve medya kuruluşlarında dezenformasyon amaçlı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

ERGENEKON terör örgütünün yönetici kadrosundan en alt düzeydeki üyelerine kadar olan geniş yelpazede; örgütün, ciddi ve sistematik bir şekilde devletin her bir kademesine sızma ve ele geçirme girişimleri içerisinde olduğu tespit edilmiştir.

Örgüt, kendisine hedef olarak seçtiği ideallerine ulaşma noktasında asker, yargı, bürokrasi ve üniversite gibi bir çok alanda bir yapılanma, kadrolaşma faaliyetlerine ayn bir önem vermiştir. Öncelikle sızma şeklinde başlayan ve daha sonraki aşamalarda kadrolaşma ve kendisi gibi düşünmeyen/hareket etmeyenleri tespit edip egale etme noktasına kadar varan faaliyetler örgüt tarafından sistematik bir şekilde uygulanmıştır.

Soruşturma kapsamında ele geçirilen ve örgütün bir anlamda tüm yönleriyle deşifre olmasına sebep olan dokümanlar incelendiğinde;

Ülkemizdeki başta üniversiteler olmak üzere tüm eğitim kurumlarında da gizli bir yapılanma içerisine girdikleri, bu yapılanmayı da eğitim kurumlarındaki kendi ideoloji ve öngörülerini paylaşan akademisyen, öğretim görevlisi ve nihayetinde sistemle banşık olmayan ve aradığını bulamamış öğrenci kitleleri ile gerçekleştirdikleri görülecektir.

Bu tespit, gerek ele geçirilen dokümanlar gerekse örgüt üyelerinin telefon görüşmeleri ve gerekse yakalanan şüpheliler içerisinde bulunan öğretim görevlilerinin örgüt içi ilişkisini gösterir diğer argümanlar tarafından desteklenmektedir.

İlk olarak, soruşturma kapsamında ele geçirilen dokümanlara baktığımızda; "ERGENEKON" isimli dokümanın;

4.Bölüm "GENEL DURUM VE SORUNLAR" başlığı altında; "...özveriden kaçınmayan personel kazanımmın önemli olduğu, bu nedenle ordu birlikleri içinde yer alan askerler ile üniversitenin birinci ve ikinci sınıflarında öğrenim gören gençlerden yararlanabileceği..."

"LOBİ" isimli dokümana bakıldığında ise;

l.Bölüm "KAPSAM" başlığı altında;

"Lobi"nin geniş halk kitlelerine yönelik çalışmalannda özellikle gençlerin Kemalist ideolojiye ve ülke çıkarlan doğrultusunda yeniden örgütlenmelerini sağlamayı tasarladıklan, bu çerçevede üniversite gençliğinin yanı sıra büyük kentlerin varoşlannda ve güneydoğu Anadolu'da boşluğa sürüklenmiş, sahipsiz gençlerin örgütleneceği" nin belirtildiği görülecektir.

Ergenekon Terör Örgütü faaliyet alanını belirledikten sonra, bu faaliyet alanında rol alacak ve örgüte sempati ile yaklaşacak olan kesimleri tespit etmeyi bir prensip olarak kabul etmiştir.

rgütün bu özelliğini çalışmamızın bir çok alanında bariz olarak görmek mümkündür. Yukanda kısaca değinilen "ERGENKON ve LOBİ" dokümanlannda da bu husus göze çarpmaktadır. Anlaşılacağı üzere; örgüt ülke sathında kendi hedefleri doğrultusunda bir örgütlenme ihtiyacı hissetmiş ve üniversiteleri de bu çalışmalannm dışında bırakmamıştır.

Özellikle "ERGENEKON" dokümanında geçen; üniversitelerin birinci ve ikinci smıflanndaki öğrenci kesimini kazanma düşüncesi aynca dikkate değerdir.

Ele geçirilen bir başka doküman olan "ARENADAKİ SANAT - GLADIO SANATÇILAR" isimli dokümanına baktığımızda ise;

"İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ SANATÇI İLİŞKİLERİ" başlığı altında; İstihbarat örgütlerinin okullarda ve üniversitelerde, eğitici ve öğrencileri kullanabildiği'ne atıf yapılmıştır.

Unutmamak gerekir ki illegal ve gizli bir yapılarıma da istihbarat kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ergenekon Terör Örgütü de bu hususun öneminin farkındadır ve bu noktada bir çok akademik çalışma yapmıştır. Yukanda bahsi geçen dokümanda bu çalışmalardan bir tanesi olma özelliğini taşımaktadır.

Bu çalışmadan örnek olarak verilen kısa bir kesit bile, örgütün istihbarat sağlama alanında üniversiteleri ve eğitim kurumlannı göz ardı etmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Son olarak "KEMALİST MODEL ULUSAL GENÇLİK HAREKETİ" isimli dokümana bakıldığında ise; ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ" başlığı altında;

Öncelikle üniversite gençliğinin durumu hakkında genel bilgiler verildiği, üniversite gençliğinin doğrudan "Ulusal Güç BirliğV'ni oluşturması gerektiği, günümüzde üniversite gençliğinin köktendinci akımlar ve sol ideolojiler tarafından kontrol altına alınmaya çalışıldığı, ...28 Şubat 1997 günü yapılan MGK toplantısının Türkiye için bir dönüm noktası olduğu, YÖK'ün kısmen de olsa fundamentalizme karşı tavır alması ve türban genelgesini uygulamaya koymasının olumlu gelişmeler olduğu, bunlann yanı sıra hızla açılan taşra üniversitelerinin irticanm kalelerine dönüştüğü, oysaki üniversitelerin cumhuriyet devrim yasalarının uygulandığı kültür ve bilim kaleleri olması gerektiği, üniversitelerde mescit bulunmasının Anayasaya aykın olduğu" nun belirtildiği görülmüştür.

Ele alman söz konusu dokümanda görüleceği gibi, Ergenekon terör örgütünün politikalanndan olan sistemin çöktüğü, mevcut rejimin tehlikede olduğu evham ve hezeyanını hazırlamış olduklan çalışmalarda sık sık vurgulamışlardır.

Bu yöntemle örgüt oluşturmaya çalıştığı evham ve hezeyan sayesinde gerçekleşen bir takım siyasi gelişmelerden dahi bir çıkanm sağlamayı amaç edinmiş, bu yolla kendi tanımlamalan olan "Devrim yasalarını" uygulama ve "Ulusal güç" oluşturma gibi söylemlerle üniversite kesimini hedef almayı ihmal etmemiştir.

Yürütülen soruşturma kapsamında yakalanan ve bir kısmı halen tutuklu bulunan; İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü görevini üstlenmiş Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU , Sakarya Üniversitesinde Öğretim Görevlisi Emin GÜRSES ile Adli Tıp Enstitüsünde farmokoloji uzmanı olarak görev yapan H.Ümit SAYIN gibi şahıslann bulunması örgütün üniversite yapılanması ile ilgili ciddi bir faaliyet alanına sahip olduğunu sergilemektedir. Aynca ismi zikredilen şüphelilerin, örgütün özellikle yönetici kadrosu ile sıkı bir ilişki içerisinde olduklan tespit edilmiştir.

Soruşturma kapsamında yürütülen operasyonlarda; İşçi Partisi İstanbul İl örgütünde yapılan aramada, 598 ile numaralandıran 1 sayfalık dokuman içerisinde;

Şüpheli Doğu PERİNÇEK'in yazdığı anlaşılan, 11 Haziran 2003 tarihli, "Sayın Kemal Alemdaroğlu istanbul Üniversitesi Rektörü Sayın Rektörümüz" ile başlayan ve "Saygılarımla Doğu Perinçek İşçi Partisi Genel Başkanı" ile biten doküman içerisinde;

ikiz sözleşmeleri onaylayan kanun konusundaki görüşlerini içeren cumhurbaşkanına yazdığı mektup ve hukuki açıklamaları bilgilerine sunduğu, kanunun henüz Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmadığı ve Meclise iadesinin hukuken mümkün olduğu şeklinde yazı bulunduğu görülmüştür. Ayrıca;

İlhan SELÇUK ile İ. YILDIZ'm yaptıkları telefon görüşmesinde; İ.SELÇUK' un "Bizi işte bi şeyin başına geçirmek istiyorlar özellikle Kemal Alemdaroğlu çok ısrar etti . ...işte şeyi birleştirelim üzerine şey yapıp. 4 tane TELEVİZYON var bu hikayenin içinde. İşte biri o Ankara daki Türk metalin TV si var" "Avrasya.... " "B kanal var. Burda da Doğu Perinçek kanalı ile bizim Tuncay Özkan kanalı var. 4 tane kanal işte ne yapılabilir ..." şeklinde görüşme yaptıkları, kanalların ortak yayın yapması, bu şahısların birleştirilmesi konusunda kendisinden talep olduğunu anlattığı tespit edilmiştir.

03.03.2008 günü saat: 10.56 sıralarında İlhan SELÇUK ile A. C.'un yaptıkları telefon görüşmesinde;

İ.SELÇUK' un "...Doğu PERİNÇEK ile Kemal ALEMDAROĞLU geldiler bana" dediği ve Kemal ALEMDAROĞLU'nun katılacağı bir toplantı öncesi şüpheli İlhan SELÇUK ile bir görüşmesinden bahsettikleri tespit edilmiştir.

26.02.2008 günü saat: 14.17 sıralarında Yusuf BEŞİRİK ve Ferid İLSEVER arasında yapılan görüşmede;

YUSUF'un "Ferid abi toplantı başlamıştı ben söyledim" dediği, FERİT'in "Tamam bi şey yapı ver toplantı bitince kimler var dedin Kemal Alemdaroğlu" dediği, YUSUF'un "Kemal Alemdaroğlu Er.. Ün.. Tu. Öz..." "Serhan Bolluk var var" "Toplantı bitince bana bilgi ver" dediği tespit edilmiştir.

Görüleceği gibi yukarıda zikredilen doküman ve örnek olarak verilen birkaç telefon görüşmesi söz konusu şüphelilerin içinde bulunduğu ilişkiyi ortaya koymaktadır. Örgüt üyelerinin ele aldığımız yapılanma ile ilgili telefon görüşmelerine ilerleyen bölümlerde ayrıca değinilecektir.

Diğer taraftan soruşturma kapsamında yakalanan ve halen tutuklu bulunan şüpheli Doğu PERİNÇEK ifadesinde;

Habip Ümit SAYIN'm İstanbul Üniversitesi Doçenti olduğunu, Ümit SAYIN'in birkaç kez ziyaretine geldiğini, bir ara tutarsız davranışlarını gördüğünü beyan etmesine rağmen, Ulusal Kanal, Aydınlık Dergisi ve İşçi Partisinde yapılan aramalarda Habip Ümit SAYIN'a ait raporlar ve bir kısım dokümanlar ele geçirilmiştir.

Bulunan dokümanlar arasında 5 nolu klasör içerisinde "ERGENEKON Aytek ten" başlığı altında; Aytek isimli şahıstan Ergenekon terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sırasında Habib Ümit SAYIN, Behiç GÜRCİHAN, Emin GÜRSES ve Vedat YENERER isimli şüphelilere sorulan sorular ve verdikleri cevaplar hakkında bilgiler içerir yazı olduğu görülmüştür.

Bu da örgüt üyelerinin gerçekleştirilen operasyonlarda yakalanan ve göz altına alman arkadaşlarını sıkı bir şekilde takip ettiklerini, soruşturma kapsamında verilen beyanlar doğrultusunda kendilerine savunma yollan aradıklarını göstermektedir.

Ayrıca şüpheli Doğu PERİNÇEK'in, 27.02.2008 günü saat : 21.07'de Süleyman..? isimli şahıs ile yaptığı telefon görüşmesinde; Süleyman'ın "Altı-yedi kişi biz size gelecez ondan sonra bakalım Emin Gürses için bir şey yapabilirsek yapacağız yapamazsak artık ne olursa." Dediği tespit edilmiştir.

Açıkça görülmektedir ki, örgüt üyeleri yapılan operasyonlarda gözaltına alman diğer örgüt üyelerine gizlice yardımcı olmak içina çalışmalar içerisinde oldukları ve bu durumun kendi aralarındaki örgütsel birlikteliği gözler önüne sermektedir.

Ayrıca 03.07.2005 günü şüpheli Habib Ümit SAYIN'm S.J A..Y ile yaptığı msn yazışmasında; umitsayin: "Emin GÜRSES ist. ün. öğretim üyelerine çok kızıyor. Özellikle nur sertere", sevil_atasoy: "soyadı ne", umitsayin: "behiç gürcihan ve emin gürses", umitsayin: "öncelikle, seçimlerden önce emin gürses genelkurmaya mesut parlak'm ilişkilerini anlatmış, uzun uzun rapor vermiş", umitsayin: "onra genelkurmaydaki Kor ve Or'lar demişler ki: İs. Ün. deki hocalar koskoca herifler, herhalde birleşirler ve oylan parçalamazlar.", umitsayin: "Emin Gürsesi çağırmışlar, yine haklı çıktın demişler", umitsayin: "bizim rapor inanılmaz sükse yapmış ve Emin gürses de far your eyes only okumuş, ona verdim raporu", umitsayin: "bana bir üsteğmen, bir telefon dinleme verin, dünyayı yerinden oynatayım", umitsayin: "ama sınırsız telefon dinleme gerekli, bizim rapor ve emin gürsesin raporu üst üste binince genkuru bir telaş almış", umitsayin: "ama emin gürses televizyonlarda mesut parlağa çatmaya başlarsa bu korkunç bir ivme kazandırır bize. şimdi detaylı okuyacak ve Perinçeke de anlatır.", umitsayin: "Perinçek ingilterede imiş. Ondan randevu alıyorum, gelince birlikte konuşuruz.", sevilatasoy: 'perinçek hala alemdaroğlunu destekliyor mu", umitsayin: "Evet perinçek alemdarı destekliyor, onların da bilgileri var, bu aydmlıka kapak olursa korkunç olur." Şeklinde yazışma örgütün üniversite kesimini ne şekilde etkiledikleri ve kontrol altına alma girişimi içinde olduklarına örnek teşkil etmektedir.

"Ergenekon Terör Örgütü üniversitelerdeki bu yapılanma girişimlerinde ne tür yollar izlemektedir?" şeklindeki bir soruya nasıl bir yanıt verilebilir.

Bu sorunun en açık yanıtını yine örgüte yönelik yapılan operasyonlar kapsamında ele geçirilen dokümanlar vermektedir. Bunlardan bir kaçma örnek vermek gerekirse; Halen tutuklu bulunan şüpheli Ergün POYRAZ'dm el konulan dijital malzemeler arasında bulunan (CD 1) içeriğinde;

"Dicle Üniv_Mektup" isimli Word dosyasında; "GİZLİ" ibareli bir belge olduğu, Konu bölümünde "Diyarbakır Dicle Üniversitesindeki irticai ve bölücü faaliyetler" başlığının olduğu, Açıklama bölümünde ise "K.K.K.lığma ve 1 nci Or.K.lığma gönderilen imzasız bir mektupta Dicle Üniversitesi ile ilgili olarak" açıklamasının olduğu, yazı içeriğinde ise Dicle Üniversitesindeki bazı öğretim üyelerinin isimleri ile bu şahısların irticai faaliyetlerinin rapor halinde düzenlendiği, son bölümde ise "söz konusu mektup 24 Şubat 2004 günü değerlendirilmek üzere Gnkur.Bşk.lığma gönderilmiştir" ibaresinin yer aldığı görülmüştür. "Elazığ Fırat Üniversitesi" isimli Word dosyasında; Fırat Üniversitesinin mezuniyet gecesiyle ilgili rapor, gecedeki etkinliklerin ideolojik olarak bir değerlendirmesinin yapıldığı görülmüştür.

"Elazığ Fırat Üniversitesindeki irticai yapılanma jandarma isimli Word dosyasında; Elazığ Fırat Üniversitesindeki İrticai yapılanmadan bahsedildiği, görevli öğretim üyelerinin isimlerinin verildiği, ideolojik konumlarının yazıldığı, rapor halinde hazırlandığı görülmüştür. "G.Antep üniversitesi" "G.Antep Üniversitesi 10-09-02" isimli Word dosyalarında; 07.02.2002 tarihli, Gaziantep Üniversitesindeki uygulamalar başlıklı bir belge olduğu, Öncesi: başlığı altında "2001 yılanda,G.Antep Üniversitesi'nde, irticai yapılanma olduğu yolunda aynı içerikli iki adet ihbar mektubu alınmıştır. Mektuplar komuta katma arz edilmiş, 1 Ad.i Gnkur.Bşk.lığma gönderilmiş diğeri ise gönderilmeye gerek görülmemişidir." Şeklinde yazdığı, Alman Duyum başlığı altında "G.Antep Üniversitesi'nden bir grup laik öğretim üyeleri adına, Gaziantep Garnizon Komutanlığına gönderilen mektup" dan bahsedildiği, bu konuda yapılan araştırmanın yazılı olduğu, Değerlendirme bölümünde ise "2 nci Or.K.lığmca; yapılan incelemede, üniversitede her hangi bir kanunsuz uygulamanın olmadığı, Mektupların, yolsuzluk yaptığı için haklarında soruşturma açılan şahıslar tarafından gönderildiği, değerlendirilmiştir." Şeklinde rapor olduğu görülmüştür.

"Malatya Darende İlahiyat Fakültesi’’ isimli word dosyasında; Hürriyet Gazetesinin bir haberiyle ilgili Darende ilahiyat Fakültesinde yapılan araştırma olduğu, Jandarma Genel Komutanlığının değerlendirmesinin yer aldığı, son bölümde "Sonuç olarak; fakültenin irticai amaçlı vakıf ve derneklerin etkisinden kurtarılabilmesi için, il merkezine nakledilmesi ve yöneticilerinin değiştirilmesinin zorunlu olduğu kanaatine varıldığı" şeklinde bir rapor olduğu görülmüştür.

"Lojmanl oy" "lojman oy" "LOZMAN Oy" isimle Word dosyalarında; Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Başkent Üniversitesi Personeline ait lojmanlardaki, AKP, CHP, SHP, MHP, DYP oy dağılım oranlarını gösterir çizelge olduğu,

"Mlatya Üniversitesi" isimli Word dosyasında; 24 Ocak 2002 tarihli belge olduğu, Malatya İnönü Üniversitesi Araştırma Hastanesinde görevli bir Prof Dr. la ilgili araştırma raporu olduğu, irticai, ideolojik görüşleriyle ilgili bilgilerin yer aldığı görülmüştür.

Ayrıca şüpheli Sevgi ERENROL'a ait olan ve Emniyet Müdürlüğünce (24) ile numaralandırılan OKY JAPAN marka, CD içeriğinde yapılan incelemede:

CD'de bulunan "SELÇUK 29-04-2005 sayfa l-24.doc", SELÇUK 29-04-2005 sayfa 25-39.doc", "SELÇUK 29-04-2005 sayfa 40-41.doc", SELÇUK 29-04-2005 sayfa 42-48.doc", "SELÇUK 29-04-2005 sayfa 49-51.doc" isimli bir MS Word dosyası içerisinde:

Selçuk Üniversitesinde görev yapan profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi vb. unvanlara sahip öğretim üyeleri gerekse üniversitenin yönetim kadrosunda bulunan şahısların ideolojik anlamda Köktendinci, Nurcu, İrancı, Hizbullahçı, Selefiyeci, Rufai, Vahhabi, Bin Ladinci, İrticacı, Hak Yolcu, Kaplancı, Ülkücü gibi (??????? Sayıda) öğretim görevlisinin sınıflandırmalara tabi tutulduğu,

Şüpheli Habib Ümit SAYIN'm Fener Yolu Müderris Ziya Bey Sokak No:5/3 sayılı adresinde yapılan aramada;

1 'den 105'e Kadar Numaralandırılmış Dokümanın (40) numarası verilen sayfasında; Eski YOK Kurul üyeleri ve denetleme kurul üyelerinin ideolojik fikirlerine göre kategorize edildiği, Şüpheli Doğu PERİNÇEK' in Genel Başkanı olduğu İşçi Partisinin genel merkezinden elde edilen Princo marka CD içersinde Fırat Üniversitesinin kuruluşu, yapısı, kaç fakülte, kaç yüksek okul olduğu, öğrenci kapasitesi ve kadrolarından bahsedildiği, (28) profesör ve doçent hakkında, milliyetçi, muhafazakâr, rektörlük seçimlerinde menzil grubuna bağlı gruplarlarla hareket ettikleri, tarikat ve cemaat bağlantılan, hangi üniversitelerden mezun oldukları, mastırlarını nerelerde yaptıkları, siyasi görüşleri, hangi sivil toplum kuruluşları ile hareket ettikleri, bulundukları görev yerlerindeki akademik kadroların görüşlerinin belirtilerek ideolojik düşünce ve fikirleriyle ilgili olarak istihbarı çalışmalar yapılıp fişlendikleri,

16 numaralı Gİf dosyalan içersinde, Fırat üniversitesinde yapılan fişleme çalışmalanyla ilgili, akademik kadronun %90'm sağ görüşlü olduğu, bu görüştekilerin de milliyetçi, muhafazakâr, nurcu, Nakşi, kadirive benzeri gibi aynmlar yapıldığı, rektörün kadro alımlannda herhangi bir etkisin olmadığının, akademik kadrolann araştırma görevlilerinden seçilerek alındığı, çıkar ilişkilerinde ideolojik düşünceye göre hareket edildiği, yapılacak rektörlük seçimlerinde TİSAV in belirleyici rol üstleneceğinin genel olarak değerlendirildiği görülmüştür.

17, 18, 19, 110, 111, 112 ve 113 numaralı Gİf dosyalan içersinde, Fırat üniversiten görevli (220) profesör, doçent ve yardımcı doçentin liste halinde isimlerinin ve görev yerlerinin yazdığı, isim ve görev yerlerinin karşısında ise, muhafazakar, nurcu, Nakşi, F.G grubu, sağ görüş, milli görüş, cemaate yakın, mason ve benzeri şeklinde ideolojik düşünce ve fikirleriyle ilgili olarak istihban çalışmalar yapılıp fişlendikleri, tespit edilmiştir.

Ele geçirilen dokümanlarda, ideolojik sınıflandırmanın yapılmış olması örgütün, öncelikle sızma ve kadrolaşma faaliyeti içerisinde bulunacağı-üniversite içerisinde fişleme ve durum tespiti yaptığını, ilerleyen safhalarda ise ideolojik olarak kendilerine yakın hissettikleri öğretim görevlilerini kendi bünyelerine katma girişiminde bulunduklarını göstermektedir.

Ankara ilinde ki "Cumhuriyetin 80. yılı" kutlamaları çerçevesinde düzenlenen gösteri, yürüyüş ve miting ile ilgili belgeler ve görüntülere bakıldığında;

25 Ekim 2003 tarihinde Ankara Üniversitesi rektörü N. A. başkanlığında 7 kişiden oluşan düzenleme kurulu tarafından Cumhuriyetin 80. yılı kutlamaları kapsamında gösteri, yürüyüş ve miting düzenlendiği, bu mitinge çeşitli üniversite ve sivil toplum kuruluşlarına mensup şahısların katıldığı, kalabalığın Celal Bayar Bulvarı üzerinde toplanıp, Tandoğan Meydanı ve Anıt Caddesini takiben Anıtkabir'e kadar yürüdüğü,

Bu yürüyüşte "ORDU GÖREVE, ATATÜRK GENÇLİĞP' yazan pankart ve dövizlerin taşındığı, gösteriye diğer şahısların yanı sıra dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU'mm da katıldığı,

Ankara Emniyet Müdürlüğü görevlilerince düzenlenen tutanaklarda "Ordu Göreve, Atatürk Gençliği" ibareli dövizi taşıyan kişilerden bir kısmının İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi Dilek BİLGİN, İstanbul Üniversitesi öğrencisi Okan ERSOY olduğu,

Ayrıca istanbul Üniversitesi öğrencilerinden Utku Umut BULSUN, İsmail BOSTANOGLU, Nur ARSLAN, Onur Güneş AYAŞ, yüksek lisans öğrencisi Özgür BINNUR, araştırma görevlisi Ali Emre ÖZSOY ve Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Can Berk BİRGÜL ile Engin GİRGİN'in de gösteriye katılan şahıslardan olduğu tespit edilmiştir.

Yine görülmektedir ki Ergenekon Terör Örgütü "LOBİ" dokümanının 2.bölüm "POLİTİKA" başlığı altında;

"...Lobinin prensip olarak hiçbir zaman doğrudan doğruya toplumsal eylemler içersinde yer almaması gerektiği, oluşturacağı sivil toplum kuruluşlarının etkinlik ve eylemler düzenlemesini organize ve kontrol eden güçlü bir mekanizma olarak kalması gerektiği.." şeklindeki tespit doğrultusunda hareket etmekte ve mevcut rejim içerisinde Türk Silahlı Kuvvetlerini bile menfur emellerine alet etmekten kaçınmamaktadır.

Çünkü örgüt üniversitelerin toplumun provokatif eylemlere en açık kesimine sahip kişiliklere sahip olduğunun farkındadır ve bunu her fırsatta kullanmaktadır.

Şüpheli Emin GÜRSES'in 25.02.2008 günü C.Savcılıkta alınan ifadesinde;

Sakarya Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler Bölümünde Profesör olarak ders verdiğini Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Ümit SAYIN, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ve Kemal KERİNÇSİZ isimli şahıslan tanıdığını, Sevgi ERENEROL'un Patrikhanede verdiği toplantılara katıldığını, ŞENER ERUYGUR ile alakalı dosya hazırlandığını basından duyduğunu, ERGÜN POYRAZ'da bulunan belgeler ve arşivlerin Şener Paşanın verdiğini duyduğunu, bunu da ERGÜN POYRAZ ile SEVGİ' nin kilisesinde tanıştığı zamanda kendisine bazı dosyaların nereden aldığını sorduğunda Jandarmadan aldığını anlattığını beyan etmiştir.

Şüpheli Kemal Yalçın ALEMDAROGLU'nun 23.03.2008 günü C.Savcılıkta alınan ifadesinde; Ergenokon terör örgütü üyesi olmak ve hükümete karşı silahlı isyana tahrik suçlaması ile alakalı olarak dosyada mevcut iletişim tutanakları ve evinde çıkan belgeler sorulduğunda; Emniyette susma hakkmdı kullandığını, herhangi bir suç işlemediklerini, örgüt üyesi olmadıklarını beyan ederek susma hakkını kullanmıştır.

Şüpheli Doğu PERİNÇEK'in Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce alınan ifadesinde;

Kemalist Model Ulusal Gençlik Hareketi isimli belgeyi kendisinin yazmadığını,

Milli Anayasa Bildirgesinin, İstanbul Ulusal Strateji Merkezi Başkanı emekli general Servet Cömert'in önderliğinde yürütülen 3 aylık çalışma sonucunda hazırlandığını, Siyasetçiler, E.Generaller, Öğretim üyeleri, Yüksek Bürokratlar, E.Subaylar, E.Emniyet Müdürleri, Kitle örgütü yöneticileri, Sanatçı- Yazar- Sporcuların bildirgeyi imzaladığını,

14.01.2008 günü saat:18.11'de Güler KÖMÜRCÜ ile İbrahim Hakkı AŞKAR arasındaki telefon görüşmesi sorulduğunda; Bu toplantıların, eski Bakanlardan Kamuran İNAN, Eski Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ufuk SÖYLEMEZ, Başkent Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Mehmet HABERAL ve Prof. Dr. Hasan EREN' in inisiyatifi ile başlayan ve basma açık yapılan Milli Egemenlik Hareketi (MEH) toplantılan olduğunu, çeşitli partilerden şahsiyetler, Üniversite öğretim üyeleri, Orgeneraller, kitle örgütleri yöneticilerinin katıldığını, bir eşgüdüm kurulu olduğunu, çalışmaların yasal olduğunu, Milli Güçlerin birleşmesinin, Türkiye'yi bölmek isteyen ABD ve Haçlı irtica tarafından kaygıyla karşılandığını,

"CD 3 PRINCO" yazılı P420281107130821 seri numaralı CD'nin yapılan incelemesinde; "Fırat Üniversitesi - İrticai Kadrolaşma" isimli klasörün içersinde (14) adet resim belgesinin olduğu, bu resim belgelerinin içersinde Fırat Üniversitesi hakkında bilgilerin olduğu, üniversite görevlilerinin isimlerinin olduğu, bazı görevlilerle ilgili ayrıntılı açıklayıcı bilgilerin yazdığı, diğer sayfalarda liste şeklinde isim listesinin olduğu, isimlerin karşısında unvanlarının ve bölümlerinin yazdığı, ayrıca her ismin karşısında "Sağ görüşlü, muhafazakar, nurcu, F.G. grubu., Süleymancı, Ülkücü" şeklinde sınıflandırmalar yapıldığı görülmüştür. Belge sorulduğunda; İnternette her gün çeşitli kurumlarda irtica örgütlenmesi veya farklı fikir akımlarının mensupları bu konularda raporlar ve listeler devamlı dolaştığını, belgeyi hatırlamadığını beyan etmiştir.

Telefon Görüşmeleri:

Şüpheli Veli KÜÇÜK'ün görüşmeleri:

Tape:1151, 31.12.2007 günü saat:11.43'de Veli KÜÇÜK ile Namık MURADOV arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

NAMIK'ın "Ben Namık MURAT Kölnde sizle görüştük DAK kongresinde bir hoca var idi hatırlıyorsunuzsa" "Evet Hocam ben geldim İstanbul'a yerleştim artık ev aldım buradan" "Evet sizinle bir müsait bir zamanda görüşmeyi isterdim" dediği

Tape:1152, 31.12.2007 günü saat : 12.52'de Veli KÜÇÜK ile Osman Metin ÖZTÜRK arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Veli KÜÇÜK'ün Giresunda görevli olduğu dönemde, Osman Metin ÖZTÜRK'ün Kırıkkale Üniversitesinden Doçent olarak geldiğini anlattığı ve kendisini tanıttığı, o dönemle ilgili "SİZİN GÜZEL BİR JESTİNİZLE ORDA KALDIM İKİ GÜN EFENDİM, ŞİMDİDE ALLAH BİZE NASİP ETTİ GİRESUN ÜNİVERSİTESİNİN REKTÖRÜ OLDUM EFENDİM" "...kendimi unutturmayayım efendim size tekmil vereyim" dediği Veli KÜÇÜK'ünde Karadenize geleceğini sösylediği, Osman Metin ÖZTÜRK'ün üniversite bünyesinde bir Osman Ağa sempozyumu hazırlayacaklarını söyleyerek davet ettiği ve "Ben o konuda sizin izniniz olmadan bir adım atmayayım dedim" "Her zaman emrinizde hizmetinizdeyim" dediği Veli KÜÇÜK'ün de ziyaretine geleceğini söylediği,

Tape:1154, 31.12.2007 günü saat : 20.28'de Veli KÜÇÜK ile Mustafa ....? arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Veli KÜÇÜK'ün "Bugün beni şey aradı ordan, Rektör ..o yeni gelen çocuk aradı" dediği, Mustafa'nın "... Osman Metin ÖZTÜRK mü?" diye sorduğu Veli KÜÇÜK'ün de doğrulayarak kendisini iyi tanıdığını söylediği ve üniversitede yapılacak sempozyumdan bahsettiği, Mustafa'nın da "Ne kadar güzel olur paşam ya, sen bi gel de şu belediye seçimi de konuşuruz, işi yaparız, alalım şunlardan belediyeyi" dediği,

Tape: 3251' da kayıtlı 31.12.2007 tarihinde saat: 12:52 sıralarında VELİ KÜÇÜK ile OSMAN METİN ÖZTÜRK isimli şahsın yapmış olduğu telefon görüşmesinde OSMAN METİN ÖZTÜRK'ÜN, "KOMUTANIM BURASI SİZİN EMRİNİZDE VE HİZMETİNİZ DE ONU ÖZELLİKLE ARZ EDEYİM", "BENDEN NE EMREDERSENİZ", "HER ZAMAN EMRİNİZDE HİZMETİNİZDEYİM" şeklinde Gresun Üniversitesi rektörü OSMAN METİN ÖZTÜRK Veli KÜÇÜK'ü arayarak emrinde olduğunu ve bağlılığını bildirdiği anlaşılmıştır.

Şüpheli Emin GÜRSES'in görüşmeleri:

Tape:1548, 22.01.2008 günü saat : 11.55'te Emin GÜRSES ile S. İ. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Emin'in "Muhtar sende şey var mı HaberTürk televizyonu" "Veli KÜÇÜK'le beraber birçok adamı içeri aldılar." "Bi bişey var hem de öyle mesela Güler KÖMÜRCÜ var gazeteci. Onu da almışlar hiç bunlarla bi ilişkisi yok. Demek ki mesela benim bildiğim bi ilişkisi yok. Biçok toplantıya ben gittim. Hiçbir zaman Güler KÖMÜRCÜ'yü orda görmedim. Bunlar gizli toplanıyorlar diyor. GİZLİ TOPLANTILARDA BİLE GÖRMEDİM GÜLER KÖMÜRCÜ'YÜ. Demek ki bunun harince benim gitmediğim bunlar ayrı bi iş çeviriyorlar." Dediği, X Şahsın "Şimdi ben bu konuyu açtım vatandaşa. Burdaki telefonlarına onlar bile paravan. BANA VERİYOR CEP TELEFONU ŞUNLA GÖRÜŞELİM. Diyorum senin yasallağm nedir? Ben devleti temsil eden biriysem, ben devletten hizmeti vatandaşa ulaştırmam lazım." "Bu dedi paraylan olur. Dedim nasıl paraylan olur ya. Devlet dedim ona hizmeti dedim bedellen satar mı halkına dedim ya. Bu devlet olmaktan çıkar dedim ya. Bu dedim özel şirket midir dedim ya. Böyle bişey var ben bunu kime, ben sana bunun fotokopilerini istersen fakslıyayım." Dediği, Emin'in "Ya bunu Emniyete sorsana bu... nedir diye." Dediği, X Şahsın "Bu Emniyetlen ya bu neyse telefonla konuşulmayı da." "BEN BUNU ŞEYE YOLLAYIM MI ÇÖLAŞAN'A?" dediği, Emin'in "ÇÖLAŞAN'a gönder. Mustafa BALBAY'a gönder. Cumhuriyetten ikisi ikisine de gönder ...onlar beraber..." dediği

Tape:1550, 22.01.2008 günü saat : 14.40'ta Emin GÜRSES ile Devrim...? arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Bir süre sohbet ettikten sonra Emin'in "Sami Sami Hoştan'la Sevgi Erenerol'ün ne ilişkisi var?" "Veli paşa Veli paşayla Sevgi Erenerolle Güler Kömürcü'nün ne ilişkisi var?" "HOCAM BEN BUNLARIN BÜTÜN TOPLANTILARINA KATILDIM." "...Sevgi'nin yaptığı toplantılarda özellikle Kilisede yapıldı. Bu toplantı Karaköy'deki Kilisede. O Kilisedeki toplantıda hiç bi zaman ben o Kuvayi Milliye, onlar CIA ile bağlantılı. Bi iki tane Kuvayi Milliye örgütlenmesi var." "O Albay falan onlar, onların yanımıza geldiğini hiç görmedim." Dediği, Devrim'in "SEN NERDESİN?" diye sorduğu, Emin'in "BEN EVDE DEĞİLİM, BAŞKA SİYERDEYİM." ".. Sevgi'nin yaptığı tek şey Muzaffer Yüzbaşıyı gidip ziyaret etmek. ...Danıştay Meselesiyle bunun ne işi var. Danıştay Meselesinin arkasmda İsrail'in olduğunu aylardır söylüyoruz ve bu konuda şahitler çıktı. Şahitleri bile Savcılık dinlemedi." Dediği, Devrim'in "Ya burada ciddi bi hegemonya savaşı var." Dediği, Emin'in "Ya Türkiye'de içerde karşılıklı savaş var. Bunun dış bağlantısı da var. Nasıl ki Sedat Peker'in içeri atılmasını isteyen Amerikan Büyükelçisidir. ...Bunların da başka bi bağlantısı var." Dediği

Tape:1551, 22.01.2008 günü saat: 15.49'da Emin GÜRSES ile A. F.A. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Bir süre Veli KÜÇÜK ve diğer şahısların yakalanmaları hakkında görüştükten sonra, Emin'in "İlginç bir şey, bana haber verdiler. Seni de alırlar ortadan kaybol diye. Alanın da anasını almayanın da anasını dedim. Amma koyduğumun herifleri..." dediği,

Tape:1553, 22.01.2008 günü saat : 16.49'da Emin GÜRSES ile Ü. K. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Emin'in "...Başka sıkıntılar da çıktı şimdi." "YA BU TOPLADILAR BİZİM BÜTÜN ŞEYLERİ." Dediği, X Şahsın "Tamam hocam var mı bizim yapabileceğimiz bir şey hocam." Dediği, Tape:1556, 23.01.2008 günü saat: 17.49'da Emin GÜRSES ile X Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Bir süre yakalanan şahıslar hakkında yorumlar yaptıktan sonra Emin'in "Karıştırmak istiyorlar. Beni aradılar bugün. Hoca seni almadılar mı içeriye. Alanında amma koyayım almayanmda amma koyayım. AMA DEDİM BENİ ALIRLARSA İÇERİYE BİLİYORLAR Kİ AMERİKAN VE İSRAİL BÜYÜK ELÇİLERİNİ HAVAYA UÇURMAK İÇİN BİZİMKİLER HER ŞEYİ YAPACAK. Bende dedim telefonlarım dinlensin dedim. Bunu da kayıt etsinler dedim. Gazetecilere söyledim. ...Adam Veli Paşanın elini öptü diye hapse alıyorlar onu dedim. Ben Veli Paşayı her gördüğümde elini öpüyorum benim resmimi çekin." "Ya kimin elini kimin sikini öpeceğime siz mi karar vereceksiniz dedim ya." dedikten bir süre sonra, "...Muzaffer yüzbaşıyı içerden çıkarmak için biz bir girişimde bulunduk. Çıkaracaktık. Muzaffer yüzbaşıyı içerden tam çıkarma girişiminin içine girdik bu operasyon patladı." dediği, "Bunlar geldiler bir As subayın evinde 10 tane bomba bulunmuş, onlara bağladılar. Bu As subay dediğiniz adam normal değil deli. Bunun arkasındaki güç başka biri. O EKİBE HİÇ DOKUNMUYORLAR. Geliyorlar bu Astsubayı Sevgi'lerle bağlantılı kılıyorlar. YA BU ASTSUBAYIN SEVGİLER'LE NE İŞİ VAR BU ASTSUBAYIN BAĞLI OLDUĞU EKİP SEVGİLERİN ESKİ ARKADAŞI İDİ SEVGİ BUNLARI KOVDU ŞEYDEN KİLİSEDEN. Onlara bir şey demiyorlar gelmiş Sevgi'yi alıyorlar..." dediği, X Şahsın "Eee arkasında ki kimler vardı hocam onların ki?" diye sorduğu, Emin'in "Ya burda İstanbul'da bir iki avukat grubu var. Türkçüyüm mürkçüyüm diye geçiniyorlar. DALAN'LA BAĞLANTILARI VAR. Bir sürü bağlantıları var alkolik bir ekip." "Onlara dokundukları yok bu adam alındığı zaman ilk korumasını yaptığı adamın ismini veriyor ve o adama gidip sormuyorlar sen bunla ne işin var diye." Dediği, X Şahsın "Bir de şey demiş savcı Cumhuriyet Gazetesindeki olayda da bağlantı araştırılacak." Dediği, Emin'in "Ya olur mu yani bak yani o Cumhuriyet gazetesine bomba atan Danıştay'a gidip bomba atanlarm ekiplerin bir ucu burada Üsküdar'da bulundu. ÇOCUKLAR DEDİLER Kİ BİZ GELİP İFADE VERELİM. BİZE 20 ŞER BİN DOLAR PARA TEKLİF ETTİLER DİYE SAVCI İFADELERİNİ ALMADI YA." dediği ve bir süre aynı konularda görüştükten sonra Emin'in "...Öcalan ifadesinde bize bir gün dedi ki. Yav dedi siz dedi bilmiyorsunuz bir şey. Ben köylere giderim, Kürtlerin bana tabi olmasını sağlamak için o köyden bir kaç tane adam bulurum. Böyle yiğit onları öldürtürürüm, der ondan sonra bütün köy bana tabi olur tapar. Çünkü bizimkiler güçten anlar. Şimdi bu ekipte güçten anlar. Bunlar korktuğu zaman sen ağısın paşasın ama sen bilsinler ki senden güçlüdürler hiç acımazlar." "Kültür o kültür adamın kültürü öyle." "...Şimdi ben komutanlara Harp akademisinde söyledim. Ben olsam başörtüsü maşörtüsü serbest ister götünüzü açın ister anımızı açın başınızı ne ederseniz edin serbest. ONDAN SONRA DERİM Kİ EKİPLERE KARDEŞİM KAVGAYI BAŞLATIN. MİLLET BİRBİRLERİNİ YESİNLER BİR BUNU YAPARIM. Bak tam zamanıdır, bırakacaksın birbirini yesin millet. Ondan sonra Tayyib oradan çıksın altından." dediği,

Tape:1561, 28.01.2008 günü saat : 20.59'da Emin GÜRSES ile Mustafa...? arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Mustafa'nın "Telefonlaşmaymca insanm aklına kötü kötü şeyler geliyor ya. Şu telefon hemen çaldı mı aç ya." Dediği, Emin'in "Hocam bu telefonun bende kayıtlı değil. Bende iki tane kayıtlı telefonun var. BU BAŞKA BİR ŞEY HER HALDE." Dediği, Mustafa'nın "Bu ya işte bu bir öbürü var ya." Dediği, daha sonra Emin'in "Vallahi telefonda bir şey söylesem sana bizimkiler hemen kayıt ediyorlar. Hemen gidiyor eski Trabzon Emniyet Müdürüne. O İstihbarat Daire Başkanı olmuş. O Amerikan Büyükelçiliğine soruyor. Ondan sonra Tayyip Erdoğan'ın önüne gidiyor. Tayyip Erdoğan üzerlerini çiziyor. Bu uygundur bu değildir diye felaket bir şey ya." Dediği, Mustafa'nın "Bunlar geçecek ya." Dediği, Emin'in "Sen başkasın. Perinçek ile konuşuyordum. Mesaj başka şimdi. Bizimkiler dinliyor dinlesinler kayıt etsinler." "Sen şimdi Sami Hoştan'la o bin başı Öztürk var. Bide Astsubay var biliyorsun." "Bunların üçü zaten Kriminal bunlar her türlü pisliğin içindeler." "Bunları alıyorsun koyuyorsun Sevgi hanımla yan yana. Şimdi bu kadar bu kadar olmaz yani şimdi o bin başı zaten onun elinde on tane kimliği var CIA kimliği var. Rediyo Free yurop kimliği var. Mit kimliği var asker kimliği var. Fransız oturma kimliği var. Her şey var adamın elinde." Dediği, Mustafa'nın "Bu hangisi o bin başı dediğin Zekeriya mı?" dediği, Emin'in "Binbaşı Öztürk diye biri var bir tane." Dediği, Mustafa'nın "Zekeriya ÖZTÜRK" dediği, Emin'in "Şimdi bu adam bulaşık bir adam. Ruh salığı bozuk. Zaten onun için uzaklaştırmışlar ordudan..." ".. .Ben Veli paşanın Sevgi'nin her toplantısına katıldım hemen hemen ne bu binbaşıyı gördüm. Orda bir gün bin başı geldi. Bir defa bir toplantımıza Necati Özgen paşa bunu kovdu." "Yani Özgen paşa kovdu bunu. Hem de bu hakaretlere bağırarak kovdu üç kişi ile beraber gelmişti. Şimdi bunu başından beri söylüyor. Bugün Aydınlık başlık atmış ajan provakötür budur diye." Dediği, Emin'in Ayrıca "Yalnız şeyi unutma eğer imkan varsa ADD BAŞKANI ŞENER ERUYGUR PAŞAYA HABER GÖNDERİN." "EMNİYET TEŞKİLATINDA ONLA İLGİLİ DOSYA HAZIRLANIYOR." "BUNU TELEFONDA SÖYLÜYORUM DUYSUNLAR DİYE." "...Ergün Poyraz'a bu belgeleri arşivler kapalı olduğu için Ergün Poyraz normal olarak bu belgelere ulaşamıyor." "Ergün POYRAZ da bu belgeleri Şener Paşanın verdiği, onun aracılığı ile verildiği söyleniyor." "Genel paşa hakkında bir savcılık fezlekesi hazırlanabilir onun için söylüyorum." Dediği, bir süre sonra Emin'in "Bak PERİNÇEK bana bir belge gösterdi. 96 yılında Veli KÜÇÜK açıklama yapmış. Eşref BİTLİS'İ öldüren Amerikalılardır diye." "Ondan sonra dedi Veli KÜÇÜK üzeri çizilmiştir dedi." "Bunu Perinçek söyledi." "Veli paşayı alıyorlar diyorlar ki kamu oyuna biz generalleri de alırız. Ondan sonra itler Sevgi'yi aldılar. Dediler ki Türkçü Mürkçü tanımayız alırız." "Ondan sonra gittiler Güler'i aldılar. Dediler ki gazetecilere, bakın ha hiç affetmeyiz. Hemen televizyonda görüyorsun SKYTURK'te şeyin bile yayını programı durduruldu Yalçın KÜÇÜK'ün." "...bunlar çok profesyonel. Hemen iki tane maliyeci gönderiyorlar. Sen uğraş bakalım diyorlar bu mali işlerle." "...Millet bana soruyor, bir şey yapmıyor musunuz diye. Ben dedim ne yapacağız Savcı bu memleket de bir savcı çıkıp Genel Kurmay başkanının hakkında Dev sol idanamesi gibi fezleke hazırlıyorsa ve bu sadece bu savcıyı görevden atıyoruz da arkasında bu Fezlekeyi hazırlayıp ona verenlere hala görevdeyse olacağı budur adamlar bakıyorlar tepki ne." Dediği, Mustafa'nın "Ferhat SARIKAYA'yı diyorsun dimi." Dediği, Emin'in "Tabi ya ona o dosyayı hazırlayan başbakanlık müsteşarı ve iki tane adalet bakanlığı görevlisi." "...ben bunları yukarıya söylüyorum. Sabah akşam Harp akademilerini ben uyarırsam. Bunları genç kurmaylara söyleme diyorlar bana... bir tane komutan geldi. Öyle şeyleri genç kurmaylara söyleme. Dedim sayın paşam beni buraya çağırdınız. Ben ders anlatıyorum. Dersimin adı ne: Globalleşme ve Güvenlik. Güvenlikle ilgili olan her şeyi konuşurum ben. Öğrencilerde bana sorduğu zaman cevap veririm. O zaman bir yazı yazarsınız. Dersiniz ki Emin GÜRSES artık Harp Akademilerinde ders vermiyecektir. Bende giderim dedim fark etmez. Ben zaten buraya hatırınız için geliyorum dedim. Burda genç öğrencilerim boş kalmasınlar diye..." "Siz Sevgi hanımı içeriye atıyorsun. Telefonda konuştuğu şu ya; bu Hrant Dink'e iyi oldu. Uyan oldu bunlara bundan dolayı kadını içeriye atıyorsun." "...Gladyo örgütlenmesi Ordunun içinden çıkarılıyor. Emniyet teşkilatında yayılıyor. ...Bu işi emniyet teşkilatında yapacak onun üzerine yapıyor. Şimdi İstihbarat daire başkanlığına da Trabzon Emniyet..] gitmesi de ordandır." Dediği ve bir süre aynı konularla ilgili yorumlar yaptıkları, daha sonra Emin'in ".. .Öcalan'm bize söylediği Kürtler nasıl tepki verirler. Öcalan içerde bize şöyle önce bir yavaş yavaş itelersin diyor. Baktın tepki yok ha bunlar korkuyorlar üzerine daha çok gidersin. Şimdi aynısı yöntemi bize uyguluyorlar. Diyorlar ki üzerlerine mi gidelim bakalım tepki var mı tepki yoksa daha ileri gideriz. Onun için Jandarma Genel komutanlığına bu haberi ben söyledim. İletsinler diye hem de ilginç yani adam ADD Genel Başkamya şimdi." "Ha ADD genel başkanı olduğu için ADD genel başkanlığına biz fezleke hazırlıyoruz. Jandarma genel komutanlığı diye hazırlıyor demiycek tabi." "Bu da çetenin içinde çetenin bir ucu şeyde kitap yazmış hapiste. Bu çeteye bu bilgileri sağlayan jandarma eski genel komutanı. Sevgi hanımla bağlantılı. Ergün Poyraz her gün Sevgi hanımın yanında, her gün onunla konuşuyor. Sevgi hanımda Chat den dolayı hapiste olduğu için bu bağlamda Jandarma genel komutanlığına gidiyor diye bir açıklama çıkabilir." ".. .Yıllardır yani fikir öğrendiğimiz bir insan diyor ki, ya komutan artık emekli paşalar mı ... darbe yapıyor diyor yani herkes tiye alıyor artık yani şeyleri." "Hocam asker yapmayacak. Asker mesela PERİNÇEK'TEN hep uzak durdu. KARDEŞİM PERİNÇEK GİBİ BU KONULARDA PROFESYONEL BİR ADAM BU İŞTE BU ÖRGÜTLENMEDE ... OY VERECEKSİN. Ben niye bu böyle adamları harcayayım. Ben işin içinde olmam ama bu işte önünü açarım. Öyle bir sürü örgütlenmeler var. Türkiye de silah üzerine o tür yemin edenler değil PERİNÇEK gibi Örgütlenmesi güçlü tavrı da sert." "Onların üzerine gelemiyorlar. PERİNÇEK dün meydan okudu. Dedi ki burda İstihbaratçılar var dedi. Onlardan rica ediyorum, bizden birini tutuklasmlar da göreyim dedi. Onlara zindan ederim İstanbul'u diyor, bak böyle konuşuyor." Dediği, Mustafa'nın "...Tarikatlaşma gibi bir şey var o da o zaman Perinçek de tarikat gibi yani" "Kuvvayi Milliye, gazete yazıyor ama Zaman Gazetesi, Yeni şafak Gazetesi, Sabah Gazetesi, Star Gazetesi. Kuvvayi Milliyeciler, Ergenekoncular, Ulusalcılar, Milliyetçiler, Türkçüler bunlar hepsi Ergenekon terörist örgütünün içindedir hocam." ve uzun bir süre gündemdeki konular hakkında yorumlar yaptıkları

Tape:1563, 29.01.2008 günü saat : 14.03'te Emin GÜRSES ile A. A. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Aralarında bir süre Ergenekon Terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyon ile ilgili medyada çıkan bir haber üstüne konuştuktan sonra; Emin GURSES'in "Veli paşanın şeyinde telefonun da adın var diyor. Senle konuşuyormuş. Dedim ki Veli paşayla ben konuşuyor değil, elini bile öpüyorum. Siz dedim resmimi çekin dedim..." dediği, Tape:1568, 27.01.2008 günü saat : 23.17 de EMİN GÜRSES ile BÜLENT..? arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

EMİN GÜRSES' in "İyidir hocam bugün Perinçek'in bi toplantısı vardı Kadıköy'de. Kadıköy'de vallahi 800-900'ün üzerinde insanlar tıklam tıklım ayakta koridorlar her yerler merdivenler ilk defa bu kadar bi toplantıda bu kadar insan olduğunu gördüm." dediği, bir süre aralarında gerçekleştirilen bir operasyon hakkında kamuoyunun verdiği tepkiyi konuştuklan, Emin GURSES'in "Bugün Perinçek bir şey çıkarda Aydınlığın 1996 senesinde Veli KÜÇÜK'ün bi açıklaması var. Diyorki Eşref BİTLİS Paşayı Amerikalılar öldürdü.Ondan sonra bu Veli KÜÇÜK'ün üzerini çizdiler..Bunuda bunuda bunuda şey gösterdi Perinçek gösterdi çok güzel bi toplantıydı ilk defa böyle bi toplantı .... MUMCU'da vardı Uğur MUMCU'nun kardeşi...." "....Zaten bugün bi haber geldi PERİNÇEK kulağıma fısıldadı Sakarya Bölgesinde operasyon yapabilirler. Beni alacaklar başka kim var orda alacaklar neyapacaklar. Sikeyim analarını gelsinler alsınlar." dediği,

Tape:1569, 06.02.2008 günü saat : 22.37'deEMÜS,GÜRSES ile ŞENER..? isimli şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Aralarında Piri Reis isminde kurulacak bir üniversitenin kurulması hakkında konuştuktan sonra Şener'in "Abi sana bi bomba gibi haberim var Kemal GÜRÜZ'ün konuşmasından haberin var mı?" dediği, Emin GÜRSES'in "He şeyi ... Davut DURSUN'un demi." Dediği, Şener'in "Davut'u değil Musa'yı da söylemiş He demiş Sakarya Üniversitesinde 2 tane şerefsiz demiş bunları organize ediyo başörtüsünün alehine lehine ...atıyorlar birisi Musa TAŞDELEN birisi Davut DURSUN." dediği, Emin GÜRSES'in "Kemal GÜRÜZ gücü yok ama daha." Dediği, Şener'in "Nasıl gücü yok abi ya ONLAR DERİN DEVLETTİR YA. Kemal GÜRÜZ bi zaman Ülkücüydü, bi zaman Mason, Demirel'in sağ kolu." dediği, bir süre sonra Emin GÜRSES'in "Ben zaten ... veriyordum Doğu PERİNÇEK'e verecem adayları .... burdan vardı şey ... ona verdim." dediği, Şener'in "Yav dürüst olsun ne olursa olsun ben pazartesi günü şeye gittim üniversiteye sizinle görüştük." dediği ve bir süre bir üniversite öğretim üyesinden bahsettikten sonra, Emin GÜRSES'in "Ya hocam Anadolu'da işte Üniversite bu kadar oluyo işte." Dediği, Şener'in "Ya Anadolu'da ne olacak ya hepsi şerefsiz bunlar ya yav kendi hocalarını mahvettiler bak Çallı Çallı'yı ekarte ettiler ya." dediğive görüşmenin aynı konunun Tape:1572, 13.02.2008 günü saat :11.56' da Emin GÜRSES ile M. T. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

.... M.T.'in "Hocam şimdi bu Alparslan'ın babası aradı. Dedi ki Mehmet Bey tutuklu sanıklardan birisi yeni ifade verecekmiş dedi. Dedim valla haberim yok. Şunu diyecekmiş; DANIŞTAY SALDIRISINDAN ÖNCE GASTECİ ARAMIŞ SÖYLEMİŞ, TARAF GAZETESİNDEN. Danıştay saldırısından 20 gün önce Ataşehir'de toplantı yaptık, toplantı yapıldı. DANIŞTAY SALDIRISININ TALİMATINI VELİ KÜÇÜK VERDİ. Şimdi Aykut'ta annesiyle haber göndermiş bana. Dün görüştüm ben akşam. O tutuklulardan Osman YILDIRIM var. Kahveci olan çocuk, o Karslı mı ne. Ondan sonra o demiş ki ben sizi kurtarırım. Süleyman'la seni ama avukatınız gelsin bi danışmam lazım. Acaba o mu verecek dedim bende. Yani bu itirafçı pozisyonuna kendince bir örgüt şey yapıp pişmanlıktan yararlanmak için şey yapıp acaba Veli KÜÇÜK'e mi şey yapacak yani." Dediği, Emin'in "Herhalde yani Veli KÜÇÜK Danıştay'a baskı yapın diye yani Veli KÜÇÜK aklını yitirse bile demez onu ya. Ya buna demişlerdir ki böyle bi şey yaparsan biraz daha ufaktan kurtarırsın diye demişlerdir herhalde." dediği, M.T.'in "Süleyman'ın delili ne ya Allah Allah Aykut'un şeyin Alparslan'ın ben bomba aldım demesi hocam başka bir şey yok ki. Yani DGM'ler böyle çalışır hocam o zaman bugün biz dosyayı bitireceğiz diye gidiyorduk bitmez otomatikman Ergenekon'a eklerler burayı." dediği, Emin'in "Yazık ya yani mahkemeler böyle işliyorsa yazık yani Veli KÜÇÜK'ün böyle demesi için deli olması değil ölmüş olması lazım." Dediği,

M.T.'in "Takip et hocam bakalım bi duruşmayı yapsınlar. Ben sana çıkmcada bilgi aktarırım ama enterasan geldi. Sen seviyorsun paşayı." Dediği ve görüşmenin bu şekilde sona erdiği tespit edilmiştir.

Tape:1575, 15.02.2008 günü saat:12.23'de Emin GÜRSES ile H. Ç. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

H.Ç.'nun "Ya dedim bu hoca bana kızgın mıdır nedir." Diyerek görüşmenin başladığı, Emin'in "İyi durumdasm iyi durumda ses çıkarma." dediği, H.Ç.'nun "ABİ NE YAPTIK BİZ YA BİŞEY YOKKİ YA." dediği, Emin'in "Bi şey yapmana gerek yok yani Veli Paşalar şunlar bunlar bi şey mi yaptı ?" şeklinde cevap verdiği,

Tape:1584, 18.02.2008 günü saat : 02.42' de Emin GÜRSES ile H. E. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

H. E.'un "Allah Allah fırsat düşmüş adam konuşuyo konuşuyo adam diyo siz istihbaratçı mısınız 70 milyonun önünde canlı yayında**scn*'iyhmisin ya kafan güzel SEN NE İŞSİN SANKİ BÖYLE HİÇ KONUŞMAMIŞIZ GİBİ HER ŞEYİ SAYDI." diyerek Emin GÜRNSES'in katıldığı bir televizyon programında ki bazı konuşmalarından duyduğu endişeyi dile getirdiği, devamında yine H. E.'un aynı gerekçe ile "Sinir oluyorum şeyi bile Alman istasyon şefinin bilmem ne verdiği kartı bile söyledi ya adını da söyleseydin onu nasıl söylemedin hayret" dediği, Emin GÜRSES'in "TEŞKİLATTAN ARADILAR DEDİLER Kİ İRAN MESELESİNİ DE KONUŞ ONU ARADA ONU DA SIKIŞTIRDIM." dediği, Hande EROL'un "Onlar zaten her şeyi söyletiyor güvenliğe gelince sağlayamıyorlar.Evet telefonumu adresimi her şeyimi gelsinler otursunlar evimde müsait benim söyleyecek çok lafım var da onlara öyle arkamdan iş çevirmesinler bize gelsinler konuşsunlar, ay rahatladım." dediği ve görüşmenin bu şekilde sona erdiği anlaşılmıştır.

Şüpheli Sevgi ERENEROL'un telefon görüşmeleri:

Tape :1194, 11.12.2007 günü saat : 10.22'de Sevgi ERENEROL ile Ekrem EKİNCİ arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Ekrem EKİNCİ "Merhabalar ben Profesör Ekrem EKİNCİ Teknik Üniversiteden" dediği, Sevgi'inde yurt dışında olduğunu, ertesi gün kendisini aramasını söylediği tespit edilmiştir.

Tape:1234, 22.12.2007 günü saat : 11.39'de Sevgi ERENEROL ile B. B. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

B. B.'in "Ben Askeri Savcı Bahadır yarbay" dediği, Sevgi ERENEROL'un "Nice mutlu güzel bayramlara" "Daha güzel bir Türkiyede inşallah kutlarız" dediği, B. B.'in "İnşallah, Ergün beyden hiç haber alıyomusunuz çıkmadı değilmi daha ..." dediği, Sevgi ERENEROL'un "Ben her pazartesi onu ziyarete gidiyorum" dediği, B. B.'in "Selamımı söyler misiniz" "Hangisinde şimdi hangi Cezaevinde?" dediği, Sevgi ERENEROL'un "Şeyde Kandıra F Tipinde" dediği ve ceza evi ziyaretlerine herkezin alınmadığından bahsettiği, B. B.'in de Savcı olarak kendisinin girebileceğini ancak yanlış anlaşılma olmasın diye gitmediğini anlattığı, devamında "Siz yürekten yanında olduğumuzu söyler misiniz ben onunla çıkışta zaten görüşücem" dediği, ilerleyen konuşmalarda Sevgi ERENEROL'un da Noel Bayramı için davet ettiği, B. B.'in de Sevgiyi bir davete çağırarak "27 Aralıkta Profesör Doktor Aygün AKTAR'la beraber" "... Dumlupınar Üniversitesindeydi" "Şimdi ordan kovdular KTÜ'ye geçti Giresun Eğitim Fakültesinde ..." "Yani canmı kurtardı diyelim Azeriydi Profesörümüz" dediği,

Tape: 3113, 24.08.2007 tarihinde, saat: 13:40 sıralarında, Sevgi ERENEROL isimli şahsın, Çe.. EL., isimli şahıs ile yapmış olduğu telefon görüşmesinde; Sevgi ERENEROL'un "....TEK SORUNUMUZ İŞTE BİLİYORSUNUZ ARKADAŞLARIMIZI TOPLAYIP DURUYORLAR YİNE ÖYLE TÜRK OLUNCA KİTAPTA YAZSAN HAPSE ATILIRSIN KONUŞSAN DA ATILIRSIN SADECE MİLLETİ İZLEYİP MİTİNGLEREDE KATILSAN ATILIRSIN ÖBÜRKÜLER SAYIP SÖVERLER BÜTÜN DÜNYA SENİN TEPENE BİNER..." dediği, Çe.. E..'m isimli şahsın da "DOĞRU DOĞRU DEVLET HAİNİ OLUP ÇIKIPTA HEPİMİZ ERMENİYİZ, ERMENİ OĞLU ERMENİYİZ DİYİNCE BİR ŞEY YOK" dediği,

Şüpheli İlhan SELÇUK'un görüşmeleri;

Tape:3886'da kayıtlı, 07.02.2008 günü saat: 12.51 sıralarında İlhan SELÇUK ile Fatoş/İ.YILDIZ'ın yaptıkları telefon görüşmesinde özetle;

Aralarında uzun bir süre günlük siyasi konular üzerine konuştuktan sonra, İ.YILDIZ' m "Bugün YÖK Genel Kurulu toplanıyor, bugüne kadar toplamadılar, işte Başkan atadılar, yeni üyeler atadılar ve Genel Kurul toplanıyor bugün" dediği, İ.SELÇUK' un "Evet, YÖK elden gidiyor" dediği, İ.YILDIZ' in "Evet dediği, İ.SELÇUK' un "Gidiyor, yani her şey elden gidiyor, tuhaf bir durum var, bakalım ne. olacak..." dediği,

Tape:3892, 14.02.2008 günü saat:12.59 sıralannda İlhan SELÇUK ile İ.Y.'ın yaptıklan telefon görüşmesinde özetle;

İ.SELÇUK' un "Bizi işte bi şeyin başına geçirmek istiyorlar özellikle Kemal Alemdaroğlu çok ısrar etti falan filan. Tabi olacak iş değil ama herkeste bir şeyler.... yani baktığm zaman işte şeyi birleştinelim üzerine şey yapıp. 4 tane TELEVİZYON var bu hikayenin içinde... dediği, İ.YILDIZ' m "Kanalları nasıl birleştiriceksiniz" dediği, İ.SELÇUK' un "Yani ortak bildireler yaymak, bir bütün bu kanal sahipleri arasında bir, efenim birisi Metal in başında birisi işte İŞÇİ partisinin başında Tuncay Özkan işte HALK partisine girdi girecek bir hareketin başında. E öbürü de REKTÖR ANKARADA. O DA DOĞRU DÜRÜST BİR ADAM.... Şeyi pek fazla tanımıyorum ama onuda şey tanıyor Kemal, eski rektör falan öbür rektör falan tanıyorlar..."dediği,

Tape:3891'da kayıtlı, 14.02.2008 günü saat:11.40 sıralannda İlhan SELÇUK ile B. T.'nm yaptıklan telefon görüşmesinde özetle;

Bir süre aralannda İlhan SELÇUK'un yazmış olduğu bir köşe yazısı üzerinde konuştuklan, devamında; İ.SELÇUK' un "Bazı şeyler var konuşacak çünkü dün gece bu Rektörler beni bir yere götürdüler... "eee ORADA BİR BASKI KURDULAR ÜSTÜMDE onu anlatacağım sana" dediği, Tape:3894'da kayıtlı, 15.02.2008 günü saat: 12.36 (ifade de 12.26 olarak geçmiş) sıralannda İlhan SELÇUK ile X bayan/İ.YILDIZ' m yaptıklan telefon görüşmesinde özetle; Aralannda uzun bir süre ülke gündeminde bulunan siyasi konular üzerine konuştuktan sonra İlhan SELÇUK'un; "...Şimdi, MESELA O REKTÖRLERİN ŞEYİNE GİTTİK, DUMAN OLDUK YAV. Bir noktada" dediği, devamında bir süre daha Siyasi gündem üzerine konuştukları, Tape:3896' da kayıtlı, 19.02.2008 günü saat: 12.36 sıralannda İlhan SELÇUK ile X bayan/BALBAY' m yaptıklan telefon görüşmesinde özetle;

Aralannda uzun bir süre Cumhuriyet gazetesinin mali durumu ve günlük siyasi gelişmeler üzerine konuştuktan sonra; İ.SELÇUK' un "Şimdi Balbay ! Burda geçen gün beni burada Bülent BERKARDA eski rektör falan Tonguç Görker bide İstanbul Üniv. eski rektörü Kemal Alemdaroğlu falan geldi orada bana söyledikleri şey efendim sen toparlarsın bu işi bu işin basma geç bilmem ne gibilerinden tabi bu olmaz ben yalnız orda bir aklımıza bir şey geldi işte seninlede konuştuk galiba" "Fakat oda olmadı, şimdi orada da yine çeşitli fikirlerde insanlar bir araya geliyorlar işte Kemal Alemdaroğlu dediğin zaman Doğu Perinçek e yakın öbürünü dediğin zaman berikine yakın Tuncay Özkan tabi onun da televizyonu var Doğu Perinçek inde var efendim diyorlarki işte Kanal B oda bir Üniv. Televizyonu" "Şimdi bir nokta da sen konuyu açarsan biz Cumhuriyet gazetesiyiz efendim bu işlere girmeyiz ama ortada böyle bir realite var ve yani İlhan Selçuk'u da beni de başka arkadaşları da bir baskı altında tutuyorlar....Burada Türkiyenin bu Üniversite kesimi ve bürokrat kesimi durumdan pek memnun değil diye bir açılış yapabilirsin..." dediği, Tape:3901' da kayıtlı, 29.02.2008 günü saat:13.07 sıralannda İlhan SELÇUK ile X bayan/İ.YILDIZ' m yaptıklan telefon görüşmesinde özetle;

Aralannda uzun bir süre ülke gündemi üzerinde meydanın etkisi ve diğer siyasi gelişmeler üzerine konuştuktan sonra; İlhan SELÇUK'un "...yav kardeşim bu bilgi üniversitesi bu Asal Savaşın falan bu bütün o döneklerin çalıştığı üniversitenin öğrencisi uyanmış ya" dediği, İ.YILDIZ' m "Abi orda şey yaptılar Türbana karşı eylemler başladı" dediği, İ.SELÇUK' un "...gerideki çocuklar genç kitle tabi kafaları tam değil karışık marışım ama tamamıyla şey Atatürk matatürk falan filan yani hoşuma gitti hoşuma gitti demek ki öteki üniversiteler daha iyidir" dediği, İ YILDIZ' ın "...Üniversite yönetimleri farklı öğrenciler farklı öyle bakmak lazım" dediği ve bir süre daha günlük konuşmalar yaptıkları tespit edilmiştir.

Şüpheli Kemal Yalçm ALEMDAROĞLU'nun görüşmeleri;

01.01.2008 günü saat:14.27'de Kemal ALEMDAROĞLU ile X Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Görüşmenin başında karşılıklı hal hatır sorduktan sonra K.ALEMDAROGLU'nun "..hiçbir şey iyi gitmiyor benim cephemde" dediği, görüşmenin ilerleyen bölümlerinde X ŞAHSIN "...Hocam laf aramızda bu hata ben onu biliyorum da, bizim Ahmet NeCDet SEZER'i seçmekle olmuş bu iş" "Yani böyle böyle böyle cumhurbaşkanı olmaz" "Tabi canım sen kendi aşağıda, bizim solu bitirdi hocam. Yani kendi aklınca CHP'cilik yaptı" dediği, görüşmenin ilerleyen bölümlerinde Erdoğan TEZİÇ ile ilgili konuşurken K.ALEMDAROGLU'nun "TEZİÇ göreve geldiğinin ertesi günü bana bir profesör geldi bizim Siyasal Bilgiler Fakültesine" "Diyor ki, hocam dedi çok ilginç dedi, Profesör Ahmet Güner SAYAR var, dürüst tanınan bir adam" "Demiş ki, Biz demiş, Mahmutpaşa mı İskenderpaşa mı, İskenderpaşa ıı... dergâhında birlikte, bilmem kimin Rahle-i Tedrisinden geçtik TEZİÇ'le demiş" "Ahmet NeCDet SEZER, TEZİÇ, bunlar Türkiye'yi bitirdiler. Danıştay'da sizin şeyiniz olabilir mi? "8'inci Daire'de S. Y. diye bir şey var, m..." "Iııı.. A. A. diğerlerini ıı.. S.k Y., yani yürütmeyi ben size daha ilerde şey yaparım" "Listeyi veririm" dediği, X ŞAHSIN "Hayır aralarında şey açısından söylüyorum. Bazı Danıştay üyeleri var da, bizim arkadaşlar, acaba onlardan biri olabilir mi diye şey yaptım" "....Şimdi iki tane var benim Danıştay'da tanıştığım yalan zamanda atanan. Biri T... bu şeyin Kalkınma Bankasının eski Genel Müdürüdür" "Bir de şey, m... Bu son Muğla valisi atandı oraya biliyorsunuz..." dediği,

e-Devlet kurumları içinde yapılanması,

Örgütün devletin birçok kurumunda görevli üst düzey görevli ile irtibat halinde olduğu, aramalar sırasında devlete ait birçok gizli bilgi ve belgenin şüphelilerden ele geçirilmesi, özellikle gizli soruşturma dosyalan ve müfettiş raporları ile Dışıişleri ve İçişleri Bakanlığına ait gizli bir çok belgenin bulunması ERGENEKON terör örgütünün devletin her kademesiyle irtibat kurduğu ve örgütlenme faaliyetlerini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Dosyada mevcut, birçok devlet görevlisiyle Ergenekon terör örgütü mensuplarının yaptıkları görüşmelerin bulunması da konunun hassasiyetini göstermektedir. Bu konuyla ilgili olarak yapılan çalışmalarda elde edilen deliller gereğinin takdir ve ifası için ilgili kurumlarına gönderilmiştir.

3- ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SİVİL YAPILANMASI

Aramalarda ele geçirilen örgütsel dokümanlara göre ERGENEKON terör örgütünün SİVİL YAPILANMASININ 4 ana bölümden oluştuğu anlaşılmıştır.

a-Teori Tasarım ve Planlama Daire Başkanlığı, bu birimde örgütün sivil yapılanmasının temellerini oluşturan LOBİ-ERGENEKON dokümanmdaki prensiplerin uygulanmasını ve kontrolünü sağlamaktadır.

b-Finansman Daire Başkanlığı, bünyesinde bulunduğu ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNE gelir temin edilmesi için oluşturulan birimdir. Bu birim dokümanlardaki prensip kararlarına göre örgüte gelir getirici her türlü işin yapılmasını organize etmektedir.

Ayrıca örgüte gelir temin etmek için oluşturulan lobi faaliyetleri çerçevesinde kurulan USİAD ULUSAL SANAYİCİ VE İŞ ADAMALRI DERNEĞİ ne üye olan iş adamlarından örgütün devamı için o tarih itibarıyla 50 milyar TL. paranın alındığı bu paralarla örgütün karanlık işlerinin yürütüldüğü gibi bazı gizli toplantılarında bu iş adamlarının fabrikalarının bahçelerinde yapıldığı şüphelilerin beyanlarından anlaşılmıştır.

c-Sivil Toplum Kuruluşları Yapılanması, ERGENEKON terör örgütünün bünyesinde kurulan sivil toplum örgütleri (Kuvvayı Milliye, Milli Güç Birliği, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği ve çeşitli platformlar), ele geçirilen örgütsel içerikli dokümanlarda sivil toplum kuruluşlarının istihbarat amaçlı ve toplumsal eylemlerde baskı ve sindirme amaçlı olarak kullanılacağı açıkça belirtilmiştir.

d-Medya ve İletişim Yapılanması, Ulusal Kanal, Cumhuriyet Gazetesi, Aydınlık Dergisi ve bağlı birleşik kuruluşlar ile diğer medya organları içerisine sızdırılmış örgüt üyeleri vasıtasıyla bu kuruluşları da yönlendirmek ve tek merkezden yönetilmesini sağlamak. Doğu PERİNÇEK'in yazdığı yazıyı birçok medya kuruluşuna gönderip yayınlattırması gibi,

05- Örgütün kendi medya kuruluşlarını oluşturması, diğer medya kuruluşlarını da kontrol altında tutması,

"ERGENEKON" dokümanının "MEDYA" başlığı altında; Medyanın en yararlı reklam aracı olduğu, 20. yüzyılda güçlü istihbarat örgütlerinin medyadan sonuna değin yararlandıkları, 20. yüzyılın son yıllarında ise kendi medya kuruluşlarını devreye sokarak uluslar arası platformda güçlendirdikleri, ERGENEKON'un da medya kuruluşlarını kontrol etme yönündeki faaliyetlerini, kendi medya kuruluşlarını oluşturması ve diğer medya kuruluşlarını kontrol altına alması yöntemiyle yapması gerektiği belirtilmiştir.

El konulan örgütsel dokümanlara bakıldığında ise örgütün bu amacını gerçekleştirebilmek için öncelikle kendisine bağlı medya kuruluşlarını oluşturmayı hedeflediği ve bu çerçevede "ULUSAL MEDYA 2001" "TELEVİZYON ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ" "KANAL 6 ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ" ve "DERGİ ANALİZ PROJE" isimli dokümanları hazırladığı ve bu doğrultuda gerekli çalışmalar yaptığı tespit edilmiştir. Şimdi kısaca bu dokümanların özetlerinden bahsedilecek devamında da örgütün bu yönde yaptığı çalışmalar anlatılacaktır.

ULUSAL MEDYA 2001 İSİMLİ DOKÜMAN

Ulusal Medya 2001 dokömanı Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK, Adnan AKFIRAT, Tuncay GÜNEY ve Ümit OGUZTAN isimli şahıslardan ele geçirilmiş olup, (17) sayfadan oluşmaktadır.

Söz konusu dokümanın yapılan incelemesinde özetle; Bağımsız ulusal medya kuruluşlarının yaratılabilmesi için; yurtta ve yurt dışında faaliyet gösteren Türk iş adamları arasından seçilecek kişilerden "Medya-Finans Konseyi"nin oluşturulması gerektiği, bu konseyde yer alan iş adamlarının devlet kurumlarınca ticari faaliyetlerinin desteklenmesi gerektiği, ticari şirketlerinin ilan ve reklamlarının ücretsiz olarak yayınlanması gerektiği belirtilmiştir.

Bu çerçevede öncelikle Cumhuriyet Gazetesinin ele geçirilerek ulusal medya oluşumunun merkez üssü olmasının kararlaştırıldığı, bunun yanı sıra PERİNÇEK grubuna ait ULUSAL TV'nin ise görsel yayın kanadını oluşturabileceği, ancak bu televizyon bünyesinde bir ameliyat gerektiği, yine de ULUSAL TV'nin Cumhuriyet Gazetesi ile elde edilecek başarıya gölge düşürebileceği, bu nedenle Cumhuriyet Gazetesi ile Kanal 6 televizyonunun evlilik yapmasının daha akılcı olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca "Cumhuriyet Gazetesinin Reorganizasyonu" başlığı altında; gazetenin yönetimine saplantıları olmayan, değişik koşullara uyum sağlayabilme ve öngörü yeteneğine sahip, gerçek bir gazetesi portesinin iş başına getirilmesi gerektiği, gazetenin haber merkezinde görev yapan redaktör yazı işleri görevlileri ve köşe yazarlarının tümüyle değiştirilmesi gerektiği, bu kadro değişikliğinin ardından yayın politikasının yeniden belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

"Cumhuriyet Gazetesi Reorganizasyon Çalışması" başlığı altında ise; Cumhuriyet Gazetesinin ele geçirilmesiyle ilgili Gürbüz ÇAPAN'la yapılan görüşmenin aynen yazıldığı, Gürbüz ÇAPAN'm Cumhuriyet Gazetesinin "Ulusal Medyanın Merkez Üssü" olarak seçilmesini kabul ettiği ve hisselerini parasız olarak devir ettiği, yapılan çalışma sonucunda gazetenin %10'unun İlhan SELÇUK'a ait olduğu, %10'unun halka açılım hissesi olduğu, %80 yada %90 hissenin en az %51'inin örgütün aidiyetine geçmesinin kararlaştırıldığı belirtilmiştir.

Ayrıca PERİNÇEK grubu tarafından kurulan Ulusal TV'nin gerçekte gizli tutulan kuruluş amacının, PKK'nın yayın organı Medya TV (MEDTV)'ye alternatif bir televizyon yayıncılığının Avrupa, Ortadoğu ve Avrasya coğrafyasına hakim olabilmesi olduğu belirtilmiştir.

KANAL 6 - ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ İSİMLİ DOKÜMAN

Söz konusu doküman Veli KÜÇÜK'ten ele geçirilmiş olup, (34) sayfadan oluşmaktadır. Dokümanın yapılan incelemesinde özetle; Bu çalışmanın amacmm Türkiye'de ulusal yayın yapmakta olan Kanal 6 televizyonunun reorganizasyonuna katkıda bulunmak olduğu, bu amaç doğrultusunda Kanal 6 televizyonunda personel görevlendirildiği ve televizyonla ilgili ayrıntılı bilgiler elde edildiği belirtilmiştir.

Ayrıca dünyada ve Avrupa Birliğinde yayıncılık hakkında bilgiler verildiği ve yayın politikalarından bahsedildiği, bu çerçevede İngiltere, Kanada, Japonya gibi ülkelerdeki yayınlar, hakkında açıklamalar yapıldığı görülmüştür.

Ayrıca Kanal 6 televizyonunun yönetim, organizasyon ve personel yapısının irdelendiği, sorunların maddeler halinde tanımlandığı ve bu sorunlara çözüm önerileri getirildiği, sonuç olarak da Kanal 6 televizyonunda gerekli reorganizasyonun yapılarak örgüte kazandırılmasının yararlı olacağı belirtilmiştir.

TELEVİZYON - ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ İSİMLİ DOKÜMAN

Söz konusu doküman Veli KÜÇÜK ve Ümit OGUZTAN isimli şahıslardan ele geçirilmiş olup, (39) sayfadan oluşmaktadır. Dokümanın yapılan incelemesinde özetle; Temmuz 2000 tarihli "TELEVİZYON ANALİZ" çalışmasının Kanal 6 televizyonunun ele alınarak hazırlandığı, hedefinin ise Doğu PERİNÇEK grubuna ait Ulusal TV kanalının olduğu,

Ayrıca kurulacak olan özel televizyon kanalının kuruluş ve faaliyet aşamalarında karşılaşılabilecek sorunlardan bahsedildiği ve bu sorunlarla ilgili çözüm önerilerinin sunulduğu, daha kaliteli yayın yapılabilmesi için haber ve eğlence programlarında aranılan kalite standartlarının belirlendiği, bunların yanı sıra teknik kalite ve Rating problemlerinden bahsedildiği,

Sonuç olarak da yayın hayatına yeni atılan Ulusal TV'nm yeniden yapılandırılması gerektiği, Ulusal TV ve Cumhuriyet Gazetesinin bir anonim şirket çatısı altında birleştirilmesinin hedeflenen başarıya ulaşılmasını sağlayacağı ve mevcut medya kuruluşları ile rekabet olanağı sağlayacağı belirtilmiştir.

DERGİ ANALİZ & PROJE İSİMLİ DOKÜMAN

Söz konusu doküman Adnan AKFIRAT ve Ümit OĞUZTAN isimli şahıslardan ele geçirilmiş olup, (18) sayfadan oluşmaktadır. Dokümanın yapılan incelemesinde özetle; Bu çalışmanın amacının Haftalık-Siyasi-Aktüel-Kültürel-Haber içerikli derginin projelendirme yapılanma ve ulusal ölçekte etkin yayın yapabilmesini sağlayan temel unsur ve yöntemlerin tespit ve işaret edilmesi olduğu belirtilmiştir.

Haftalık haber dergisi türünün ilk olarak 3 Mart 1923'te Amerika'da "TIME" dergisinin yaymlanmasıyla başladığı, ülkemizde ise 1950'li yıllarda "AKİS" "DEVİR" ve "KİM" gibi isimlerle yayınlanmaya başladığının belirtildiği ve ülkemizde yayınlanan haftalık dergilerden bahsedildiği,

Yayınlanacak olan dergininin ilk bir yılının kendisini kamuoyuna kabul ettirmekle geçeceği, bu sürecin çok önemli olduğu, hiçbir konuda aksaklığa izin verilmemesi gerektiği, zamanında mutlaka bayilere ulaşması gerektiği belirtilmiştir.

Ayrıca derginin yayma geçebilmesi için gerekli unsurlann ve derginin tüm departmanlarının ve departman personelinin unvanlarının ayrı ayrı belirtildiği,

Ayrıca teknik donanımların zemini, kağıt ve baskı kalitesinin öneminden bahsedildiği, sonuç olarak hazırlanan bu analiz ve proje çalışmasında bir derginin yaymlanabilmesi için en temel ve en önemli unsurlann ele alındığı, yayınlanması düşünülen derginin burada ifade edilen hususlar dikkate alınarak yayınlandığı takdirde başansızlık riskinin tamamen ortadan kalkacağı belirtilmiştir.

Son olarak da "Yayıncılık beyaz kağıdın boyanarak satılması, bir başka anlatımla en büyük oyunlardan yalnızca birisidir." "Saygılanmızla" yazdığı görülmüştür.

Yapılan soruşturma sonucunda bugün gelinen noktada, örgütün Cumhuriyet Gazetesi, Aydınlık Dergisi ve Ulusal KANAL üzerinde gerekli reorganizasyon çalışmasını yaparak, örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda kullanmaya başladığı, diğer taraftan bunlarla da yetinmeyip örgüt üyelerinden Hayrettin ERTEKİN'in kontrolünde olan BUSİNESS CANEL'i da kontrol altına aldıklan, Akşam Gazetesinde köşe yazarlığı yapan Güler KÖMÜRCÜ aracılığı ile Akşam Gazetesinde de gerekli propagandalannı yaptıklan, Güler KÖMÜRCÜ'nün telefon görüşmelerinde Veli KÜÇÜK'ün talimatlanyla hareket ettiğinin açıkça anlaşıldığı,

Aynca örgüt üyelerinden İsmail YILDIZ www.sesar.com.tr isimli internet sitesini kurduğu, Halil Behiç GÜRCİHAN'm www.acikistihbarat.com isimli internet sitesini kurduğu, Erkut ERSOY'un www.ozelburo.com isimli internet sitesini kurduğu, Bekir ÖZTÜRK'ün www.kuwaimilliye.net isimli internet sitesini kurduğu, Vedat YENERER'in www.internetajans.com ve www.medyarazi.com isimli iternet sitelerini kurduğu ve aynı zamanda Yeni Çağ gazetesine köşe yazarlığı yaptığı,

Hayrettin ERTEKİN'in Enternet Grup Strateji başkanlığı yaptığı, Sedat PEKER'in www.ozturkler.com.tr internet sitesini Kurdu'ğu tespit edilmiştir.

Bundan sonraki bölümde örgütün medya kuruluşlarını oluşturma ve kontrol altına alması ile ilgili genel deliller anlatılacak sonrada örgüte ait yada örgütün kontrolünde olan gazete, dergi ve televizyonların örgütün amaçları doğrultusunda nasıl kullanıldığı tek tek anlatılacaktır.

CUMHURİYET GAZETESİNİN ELE GEÇİRİLMESİ VE REORGANİZASYON YAPILMASI

Yukarıda belirtilen örgüt dokümanlarında, Cumhuriyet Gazetesinin ele geçirilerek ulusal medya oluşumunun merkez üssü olmasının kararlaştırıldığı ve bu nedenle Cumhuriyet Gazetesinde reorganizasyon yapılması gerektiği,

Cumhuriyet gazetesinin ele geçirilmesi ve reorganizasyonu çalışması ile ilgili Gürbüz ÇAPAN ile görüşme yapıldığı, Cumhuriyet Gazetesinin "Ulusal medyanın merkez üssü" olarak seçildiği yazılmıştır.

Cumhuriyet gazetesinin ele geçirilmesi ile ilgili 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY anlatımlarında; Basında kuvvetli bir şekilde yer alabilmek için Cumhuriyet gazetesinin alınmasını düşündüklerini, Özdemir SABANCI suikastı sonrasında Veli KÜÇÜK'ün Şevket SABANCI'ya olaylar hakkında bilgi vermesi nedeniyle bir güven oluştuğunu, bu nedenle Cumhuriyet Gazetesininin Gürbüz ÇAPAN'm elinden alınması için, Şevket SABANCI'nın Mete AKYOL aracılığı ile Veli KÜÇÜK'e teklif yaptığını, Sabancıların bu iş için 5 milyon dolar vereceklerini söylediklerini,

Veli paşanın Cumhuriyeti almak için Gürbüz ÇAPAN ile görüşmesi talimatı verdiğini ve "yukarının emri var dersiniz" dediğini, bunun üzerine Doğu PERINÇEK'e giderek "Hüseyin KIVRIKOĞLU'nun emri olduğunu, Veli paşanın böyle söylediğini" anlatarak Gürbüz ÇAPAN'la bu konuyu görüşmesini söylediğini, gazetenin alınması için Ulusal Sanayiciler İş Adamları Derneği başkanı Kemal ÖZDEN isimli şahıstan 3 Milyon Dollar para alınmasını görüştüklerini, konulann Gürbüz ÇAPAN ve Kemal ÖZDEN ile görüşüldüğünü,

Başkanlığını Kemal ÖZDEN'in yaptığı Ulusal Saniyiciler İş Adamları Derneğinin çırağan sarayında, kapalı kapılar ardında bir toplantı yaptığını, bu toplantıya 10 kişilik elit iş adamının katıldığını, toplantıda Veli paşa'mn "arkadaşlar grup örgütlenmesine gitmeliyiz, yani iş adamları örgütlenmesine gitmeliyiz" diyerek LOBİ'nin özetini anlattığını, bu lobi içinde "bir gazete bir tanede televizyon lazım" dediğini, televizyonu organize edebileceklerini, çünkü Doğu PERİNÇEK'in elindeki televizyonu alacaklarını ve normal televizyon hattına çevireceklerini, ancak bir gazeteye de ihtiyaç olduğunu anlattığını, bunun üzerine Kemal ÖZDEN "Cumhuriyet'i düşünüyoruz" dediğini, öbür iş adamlarının da bunu desteklediğini, Veli paşanın "mutlaka basın olmalı basma girmeliyiz güçlenmek için basın olmalı en büyük eksiklik şimdi basın" dediğini,

Bu gurup için Cumhuriyet Gazetesinin alınmasının çok önemli olduğunu, çünkü Cumhuriyet Gazetesinin kaynaklan ve ilişkileri bakımından çok iyi olduğunu, bu ilişkinin "Cumhuriyet demek derin devlet demek, İttihat Terakki çiler demek, Alman devletinden para almak demek" şeklinde özetlenebileceğini,

Konuyla ilgili ENKA tesislerinde general Veli KÜÇÜK, Gürbüz ÇAPAN, Ferit İLSEVER, Kemal ÖZDEN ve Gürbüz ÇAPAN'ın Esenyurtta bloklarını yapan Müteahhit Ümit ÜLGEN in birlikte yemek yediklerini ve hisseler konusunda görüşüldüğünü beyan etmiştir.

Ele geçirilen bu örgüt dokümanları ve Tuncay Güney'in iddiaları Veli KUÇUK'e sorulduğunda, USİAD Başkanı Kemal ÖZDEN ile yakınlığının olduğunu, Kemal ÖZDEN'in Cumhuriyet Gazetesini almak için faaliyetlerde bulunduğu, ancak maddi imkanları yeterli olmadığı için alamadığını, kendisinin bu konuda sadece bilgisinin olduğunu,

Gürbüz ÇAPAN'ı tanıdığını, fakat 20 yıldır görüşmediğini, Ferit İLSEVER'i tanıdığını, Aydınlık dergisinde çalıştığını, bu şahsı da 10 yıldır görmediğini, Kemal ÖZDEN ve diğer şahıslarla birlikte ENKA tesislerinde yemek yediğini, kendisini Kemal ÖZDEN'in davet ettiğini, bu yemekte Kemal ÖZDEN'in Cumhuriyet gazetesi ile ilgili diğer şahıslarla görüşme yaptığını, fakat olumlu netice alamadığını beyan etmiştir.

Ele geçirilen bu örgüt dokümanları ve Tuncay Güney'in iddiaları Ferit İLSEVER'e sorulduğunda, Kendisinin şu anda Ulusal Kanal Genel yayın yönetmeni olduğunu, uzun yıllardır gazetecilik yaptığını, Çırağan sarayında yapıldığı söylenen toplantıya katılmadığını, fakat Akatlar'da yapılan Gürbüz ÇAPAN, Veli KÜÇÜK ve Kemal ÖZDEN'in katıldığı bir akşam yemeğine USİAD başkanı Kemal ÖZDEN'in daveti ile katıldığını, Veli KÜÇÜK ile bu toplantı dışında başka bir görüşmesi olmadığını, toplantının konusunun o dönemde zor durumda bulunan Cumhuriyet gazetesine destek olmak amaçlı olduğunu beyan etmiştir.

Ele geçirilen bu örgüt dokümanları ve Tuncay Güney'in iddiaları ilhan SELÇUK'a sorulduğunda, Uzun yıllardır gazetecilik yaptığını, 1962 yılında Cumhuriyet Gazetesinde yazar olarak geçtiğini ve halen bu gazetede görev yaptığını, 2001 yılı Kasım ayından bu yana da gazetenin imtiyaz sahibi ve baş yazarı olduğunu,

Cumhuriyet Gazetesinin asli sahibinin Cumhuriyet Vakfı olduğunu, Cumhuriyet Vakfının iştiraki olan birden çok şirket olduğunu, Gazeteye finansman temin etmek amacıyla Vakıf bünyesinde Yeni gün Holding A.Ş. isimli şirketin de bu şirketlerden birisi olduğunu, bu şirketin hissedarları; Turgay CİNER'den, Mehmet Emin KARAMEHMET'e, Aydın DOĞAN'dan İnan KIRAÇ'a kadar yaklaşık 185 kişi olduğunu, ancak bu şirketin söz ve yetki sahibi imtiyazlı ortağı Cumhuriyet Vakfı olduğunu, Gürbüz ÇAPAN'ı Belediye başkanı olduğu dönemde tanıdığını, kendisiyle belediye başkanlığı döneminde dostluk ilişkisi olduğunu, hatta kendisinin az önce bahsettiği Yenigün holding a.ş nin hissedarlanndan olduğunu, Cumhuriyet Gazetesinin satılmasının mümkün olmadığını, Enka tesislerinde toplantıya katılan kişilerin de gazeteyi satma yetkilerinin olmadığını, sadece Gürbüz ÇAPAN'm kendi hisselerini devretmeye çalışmış olabileceğini beyan etmiştir.

Ele geçirilen bu örgüt dokümanları ve Tuncay Güney'in iddiaları Doğu PERİNÇEK'e sorulduğunda, Tuncay GÜNEY'in 2000 yılı öncesi yaklaşık 1 yıl boyunca Ulusal Kanal ve Aydınlık dergisine gidip geldiğini, birkaç kez merdivenlerde bu şahısla karşılaştığını, o dönemde kendi yönetiminde Strateji adı altında bir dergi çıkarttığını, Tuncay GÜNEY'in 2000 yılında Veli KÜÇÜK emekli olurken veya olduktan sonra İstanbul'da CİA görevlileri tarafından ele geçirildiğini ve kendisini 10 yıl ABD de oturma olanağı sağlandığınım, ABD vizesi verildiğini öğrendiğini, o tarihte araba dolandırıcılığı nedeniyle istanbul Organize Suçlar Müdürlüğünde sorguya çekildiğini, ancak Emniyete İstihbarat Şubesince getirildiğini, 2001 yılı Nisan ayı içersinde Aydınlık dergisinde Tuncay GÜNEY'in sorgusu ile ilgili iki önemli yazı yayınlandığını ve o yıllarda Tuncay GÜNEY'in düzmece ifadelerine dayanılarak Türk ordusuna karşı bir tertip yürütülmek istendiğinin belirtildiğini, Tuncay GÜNEY hakkında yürütülen soruşturmada suç bulunmadığını, bu nedenle DGM Başsavcısının talimatıyla dosyanın kapatıldığını ve el konan belgelerin iade edildiğini, bu durumu da o zamanın Organize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar SAÇAN'ın Hürriyet gazetesine açıkladığını,

Cumhuriyet gazetesini değer verdikleri sayın İlhan SELÇUK'un yönettiğini, aramızda organik bir bağ olmadığını, Cumhuriyet ile Ulusal Kanal arasında Reklam takas anlaşması olduğunu, 1998 yılında sayın İlhan SELÇUK, o zaman Esenyurt Belediye başkanı olan sayın Gürbüz ÇAPAN, Sayın Ferit İLSE VER ve kendisinin birlikte İstanbul'da Armada otelinde yemek yediklerini, yemekte ortak bir televizyon yapmayı görüştüklerini, Ulusal Kanal'm elindeki frekans ve yayın lisansını koyacağını, İlhan SELÇUK ve Gürbüz ÇAPAN'm da çevrelerinden sermaye bulacaklarını ve ortak bir televizyon kurulacağını, fakat bunu başaramadıklarını,

Cumhuriyet Gazetesinin alınması ile ilgili Enka tesislerinde yapılan toplantı sorulduğunda ise, Ferit ILSEVER'in kendisine o zaman Kemal OZDEN'in davetiyle birlikte yemek yediklerini anlattığını, hatta bir sürpriz olarak toplantıya general Veli KÜÇÜK'ünde geldiğini söylediğini, bBu görüşmede Kemal OZDEN'in Cumhuriyet gazetesine yönelik bir takım mali baskılar olduğunu, bu gazeteye ortak bulmak için çalıştıklarını, hatta 100 kadar ortak bulduklarım söylediğini anlattığını, kendisi de Cumhuriyet gazetesini desteklediğini, olay bundan ibaret olduğunu, bunun ötesinde bir şey olsa mutlaka kendisinin bilgisinin olacağını, çünkü Ferit İLSEVER'in çok yakın arkadaşı olduğunu beyan etmiştir.

DEĞERLENDİRME

Cumhuriyet gazetesinin ele geçirilmesi ve reorganizasyon yapılması ile ilgili ele geçirilen dokümanlar, şüpheli ifadeleri ve gazetenin bugünkü durumu ele alındığında örgütün bu amacını gerçekleştirdiği ve amaçları doğrultusunda kullandığı anlaşılmaktadır.

Çünkü 2001 yılma kadar sadece köşe yazarlı yapan ve örgüt yöneticisi olduğu anlaşılan İlhan SELÇUK, reorganizasyon çalışmalarının yapıldığı yıllar olan 2001 yılında gazetenin başyazarı ve İmtiyaz Sahibi olduğu,

Diğer taraftan yukarıda özetleri belirtilen tüm şüpheli ifadelerinden gazetenin ele geçirilmesi ve reorganize edilmesi için ENKA tesislerindeki yapılan toplantının tamamen doğru olduğunun anlaşıldığı, toplantıya katılan örgüt üyelerinden Ferit İLSEVER'in bugün Doğu PERİNÇEK ile birlikte başka bir yayın kurulunda çalıştığı,

Öte yandan Doğu PERİNÇEK'in ifadesinde, 1998 yılında İlhan SELÇUK, Gürbüz ÇAPAN, Ferit İLSEVER ile birlikte İstanbul'da Armada otelinde yaptıkları toplantıda ortak bir televizyon yapmayı görüştüklerini, beyan etmesinin de örgütün kendi medya kuruluşlarını oluşturma çalışmalarını ortaya koyduğu,

Diğer taraftan Cumhuriyet Gazetesinin ele geçirilmesi ve reorganize edilmesi çalışmalarında isimleri geçen şüpheliler Veli KÜÇÜK, Ferit İLSEVER ve Doğu PERİNÇEK'in soruşturma kapsamında tutuklandıkları, halen Cumhuriyet Gazetesinde başyazarlık yapan İlhan SELÇUK'un da soruşturma kapsamında yakalanıp tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı,

Dolayısıyla eldeki tüm delillerin örgütün bu amacını gerçekleştirdiği ve Cumhuriyet Gazetesini reorganizasyon yaparak örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda kullandığı anlaşılmaktadır.

CUMHURİYET GAZETESİNİN YAYIN POLİTİKASI

ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ hemen hemen her ortamda ve platformda vatanın elden gittiğini, ülkenin Kurtuluş savaşı yıllarından daha kötü bir durumda olduğunu, binan evvel kurtarılması gerektiğini, bunun içinde Kurtuluş savaşı yıllarında oluşturulan Kuvayı Milliye yapılanmaları gibi oluşumların kurulması gerektiğini vurgulayarak Kuvayı Milliye Derneklerini kurmuşlar ve tamamen ülkede kaos oluşturmak, iç savaş çıkartmak ve anarşi meydana getirmek için faaliyetlerde bulundukları görülmüştür.

Cumhuriyet gazetesinin yayınlarına bakıldığında da 2007 yılı içersinde tamamen Anayasada belirlenen ilkelerle yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri arefesinde aynen ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ'nün az önce belirtilen mantalitesi içersinde hareket ederek ülkemizin 100 yıl geriye gideceği, karanlıklara gömüleceği şeklinde ortaya attığı reklam fılimleri ile örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda yayın yaptığını açıkça gösterdiği anlaşılmaktadır.

Medyanın ele geçirilmesi ve kontrolü ile ilgili Tuncay GÜNEY beyanlarında; Akşam gazetesi sahibi Mehmet Ali ILICAK'm Veli KÜÇÜK'ün kontrolünde olduğunu, gazeteye geçtikten sonra Veli paşayla oturup, gazeteden kimlerin tasfiye edileceğini konuştuklarını ve bazı kişileri tasfiye ederek gazetenin kontrolünü ellerine aldıklarını, Aslan BULUT, Alev ÇUKURKAVAKLI gibi bazı gazetecilerden ekip kurduklarını, gazetede çıkacak birçok haberde Veli KÜÇÜK'ün onayının alındığını,

Akşam gazetesinde çalıştığı dönem içersinde, kendileriyle ilgili diğer gazetelerde haberlerin çıkması üzerine, Veli KÜÇÜK ile bir toplantı yaptıklarını, Veli KÜÇÜK'ün "Doğu PERİNÇEK le ilişki kuralım Adnan AKFIRAT - Ferit İLSEVER le falan bu arkadaşlara kaynaklar çok akıyor bunlardan yönlendirirsek daha iyi olur" dediğini, bunun üzerine Doğu PERİNÇEK'le irtibat kurduğunu, Ferit İLSEVER, Adnan AKFIRAT ile görüştüğünü, Aydınlık gazetesinden ve diğer yerlerden aldıklan tüm bilgileri yayınlamadan önce Veli KÜÇÜK'e gönderip onaylattığını, Veli Paşa'nm bu şekilde basında örgütlendiğini,

_ Doğu PERİNÇEK ile Veli KÜÇÜK'ün görüşmediklerini, ancak Adnan AKFIRAT Ferit İLSEVER Ankara da Hasan YALÇIN Paris te Özcan isimli şahısların, Akşam gazetesinin mutemet elemanları gibi olduğunu, bu şahısların Doğu PERİNÇEK ile birlikte hareket ettiklerini, Hasan YALÇIN İstihbarat Genel başkan yardımcısı, Ferit İLSEVEN'in Aydınlığın ve Ulusal TV nin genel yayın yönetmeni, Adnan AKFIRAT m partinin... disiplin kurulu üyesi olduğunu, Doğu PERİNÇEK'in, Gülay GÖKTÜRK, Nuri ÇOLAKOĞLU, Faik BULUT, Cengiz ÇANDAR gibi şahıslan gazetecilikte yetiştirdiğini, Tuncay ÖZKAN'ın Doğu PERİNÇEK in adamı olduğunu ve bu şahsı Doğu PERİNÇEK'in yönlendirdiğini,

Veli KÜÇÜK ve ekibinin Doğu PERİNÇEK'i rahatlıkla kullandığını, Doğu PERİNÇEK'in Hukuk profesörü olduğunu, görünenin aksine Doğu PERİNÇEK'in Türkiye nin içindeki Nato örgütünde askerlerin bir numaralı adamı olduğunu, Türkiye deki askerlerin içindeki Amerikancı kesimle beraber hareket ettiğine inandığını, bir dönem Doğu PERİNÇEK'in İsraille anlaştığı şeklinde haberlerin çıktığım, Doğu PERİNÇEK'in Amerikan düşmanı olmadığını, İsraile bölgesel hizmet ettiğine inandığını,

Kendisinin Doğu PERİNÇEK ile halen birlikte olduğunu, ancak hücre yapılanması olduğu için haber kaynaklanm bilemediğini, bu konuda tek yetkilinin Adnan AKFIRAT -Ferit İLSEVER olduğunu, Susurluk olayından sonra, Radikal Gazetesinin Veli KÜÇÜK hakkında "Nerede Faili Meçhul Orda Veli KÜÇÜK" diye manşet attığını bunun üzerine Veli KÜÇÜK'ün

"Doğu PERINÇEK gitsin Aydm DOĞAN ile görüşsün" dediğini, Doğu PERİNÇEK'in Aydın DOĞAN ile bu konuda görüştüğünü, Aydm DOĞAN'ın bundan sonra Milliyet Gazetesinde falan haber yapmamaya gayrete edeceğini, Radikali de damadıyla görüşüp etkileyeceğini" anlatarak "Veli Paşa'ya söyleyin Hürriyet Gazetesi her ne kadar bende görünse de Hürriyet Gazetesi benim değil KOÇ' un dediğini,

Bu gelişmeler üzerine Veli KÜÇÜK'ün, Marmara Denizinde bulunan KOÇ'UN adasını taciz etmeye başladığını, adanın fotoğraflarının çekildiğini, bunu Behiç KILIÇ'm organize ettiğini, bu gelişmeler üzerine Rahmi KOÇ'un, Mesut YILMAZ'm danışmanı vasıtasıyla Veli Paşayla yemek yiyelim diye haber gönderdiğini,

Veli KÜÇÜK'ün Number One TV ve radyosu sahipleri Ömer KARACAN'a destek verdiğini ve bir gazete çıkarma teorilerinin olduğunu, Ali KARACAN'm bir gazete kurması konusu gündeme geldiği, ancak Veli KÜÇÜK'ün daha sonra bu şahsa desteği kestiğini beyan etmiştir. Tuncay GÜNEY Bu dönem içersinde Doğu PERİNÇEK'in Ulusal TV için Avprupadan 500 Milyar para getirdiğini, bu paranın bulunabilmesi için Doğu PERINÇEK, Ferit İLSEVER, Haluk ŞAHİN (ARENA programından) gibi şahısların, Almanya -Fransa gibi ülkelere iki kere tur yaptığını anlatmıştır.

İLETİŞİM TESPİT TUTANAKLARI

Kayıt Sıra No : ...'de kayıtlı, 26.11.2007 günü saat : 13.21'de Güler KÖMÜRCÜ ile Veli KÜÇÜK arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

G.KÖMÜRCÜ' nün "İyi canım Ankara İstanbul gidiyorum geliyorum. SÖZLERİNİ TUTUYORUM MERAK ETME. dediğin, bana tembih ettiğin kişilerle görüşmüyorum, DEDİKLERİNİ YAPIYORUM." dediği, V.KÜÇÜK' ün "Yanlış şeyler döner yani. Sen kendini kabul ettirmiş bir yazarsın." dediği, G.KÖMÜRCÜ' nün "...ben orda bişey öğrenemeyeceğimi anladım..." dediği,

24.10.2007 günü saat: 20.13'de Hayrettin ERTEKİN ile Y Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

H. ERTEKİN'in " komutanım ..." "...televizyon kanalı aldık biz bir tane onunla uğraşıyoruz" "... BUSİNESS KANAL ..." dediği ve Güneydoğudaki terör olaylarından bahsettikleri, Y ŞAHSIN terör olaylarıyla ilgili "Beni... Sükûnete davet ediyorlar lan ne sükûneti yav" "...TOPLUM MU VAR SANKİ BİR YERDE GALEYANA GELECEK YOK İÇ HARP ÇIKARTACAK FALAN" "... Kuzu kuzu herkes seyreyliyor" H. ERTEKİN'in de "...ben yapmam gerekenleri yaptım BAK TELEVİZYON ALDIM TELEVİZYONA İKİ TANE EMEKLİ GENERAL KOYDUM, YALÇIN PAŞAYLA RIZA KÜÇÜKOĞLU'NU YÖNETİME ALDIM dedim ki; gelin çılan ne isterseniz burdan söyleyin ortada yoklar gelmiyorlar yani kayıplar düşünebiliyor musunuz ya daha ne yapayım da ne yapmam gerek Genel Kurmaya haber gönderdim Yalçın paşayla bu kanal sizindir emrinizdedir ne yapmak istiyorsanız buyurun dedim 137 tane çalışan var ne arayan var, ne soran" "Kalesi alıp dağa gideyim diyorsanız onu da yaptık zamanında" " BAŞKA YAPACAK BİR ŞEY YOK BOMBA MOMBA DERSENİZ ONLARI BIRAKTIM O İŞLERİ O İŞLERDEN ŞEY OLDUM daha ne yapayım yani" dediği, bir süre gazetelerde yazılar yazılarla ilgili konuştukları ve Y ŞAHSIN "seni alkışlıyorum, tebrik ediyorum diyerek Onlarda en azından bir şeyin tepkinin ifadesi AMA HAKKATEN BEN ARZU ETTİĞİM TEPKİYİ BULAMIYORUM VE ZAMAN ZAMAN" "12 EYLÜL ÖNCESİ GÜNLERİ ÖZLÜYORUM" dediği, H. ERTEKİN'in "AH O GÜNLER OLACAK Kİ ŞİMDİ VARYA ŞİMDİ" dediği,

  • Kayıt Sıra No: 1715'de kayıtlı, 22.12.2007 günü saat:20.12 sıralarında Hayrettin ERTEKİN ile X ŞAHIS arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

X ŞAHSIN "Yaşar BÜYÜKANIT bizi çok yanılttı ya" dediği, H.ERTEKİN' in "ÇOK ÇOK HEPİMİZİ MALESEF, BEN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ BENDİM VE KOMUTANIMIZA SAHİP ÇIKTIK VE GENEL KURMAY BAŞKANI OLMASI İÇİN OLABİLMESİ İÇİN YAPMADIĞIMIZ ŞEY KALMADI AMA MAALESEF ŞUAN YAPILABİLECEK BİŞEY YOK DİYOR VE KENDİSİ BAKALIM BÖYLE DÜMEN SUYUYLA BENİM KALMIŞ TESKEREME 8 AY DİYOR 8 AY SONRA BEN ZATEN YOKUM ..." dediği, X ŞAHSIN "Yav karşılıklı gelemiyoruz da ihtilal Paşam ya" dediği, H.ERTEKİN' in "Abi olmaz şuan şuan konjektür uygun değil AMA BİRŞEY OLABİLİR MUHTIRA TARZI BİŞEY OLABİLİR yani oda Genel Kurmay kaynaklı değil söyleyim size hani vardı ya bizim eski malum resmi giden arkadaşlar vardı bizim ... Grup o grubun yaptığı gibi bir çalışma var öyle hissediyorum" dediği, X ŞAHSIN "Kim Grup?" dediği, H.ERTEKİN' in "Aytaç Grubu vardı ya abi" "Aytaç Grubu işte o grup gibi bi grup çalışması var diye hissediyorum ..."dediği, X ŞAHSIN "...çok da önemli değil ya BU TELEVİZYONU NE YAPACA..." dediği, H.ERTEKİN' in "Duruyor abi öyle bekliyoruz ...bakalım İŞTE PSİKOLOJİK HAREKATTA BİŞEYLER YAPALIM DİYE ALDIK AMA BİŞEY YAPAMADIK öyle kaldı..." X ŞAHSIN "...yani peki şeyi nasıl ödüyorsunuz Dijitürk kablo" dediği, H.ERTEKİN' in "ABİ... O O BİZİM PARAMIZ VAR ÖYLE Bİ ÖRTÜLÜ PARAMIZ VAR" "ONLARI ÖDÜYORUZ abi onlar problem değil bizim yani para problemimiz yok..."dediği, BİR SÜRE BUSİNESS TV kanalı hakkında görüştükten sonra H.ERTEKİN' in "...biz yanlışı nerde yaptık biliyor musun bizim Yalçın'la Rıza Paşayı falan Ali BARANSELİ falan almakla yaptık" dediği, X ŞAHSIN "Ben sana ne söyledim olmaz Asker kafasıyla televizyonculuk yayıncılık olmaz" "Şimdi bak KanalTürk Kanal KanalTürk gibi yapılacaksa" dediği, H.ERTEKİN' in "Hayır hayır öyle yapmayacaz öyle yapmıyoruz zaten biz kesinlikle öyle yapmıyoruz biz şahıslarla şahısların konuşmalarıyla şahıslan çağırıyoruz yani kim o gün gündeme gelmesi gerek o şahsı getirip konuşturuyoruz..." "...şuan vallahi düşünmüyorum şuan çünkü konjektür uygun değil ELİMİZDE BAKIN ANAYASA MAHKEMESİ GİTMİŞ YÖK gitmiş heryer teslim olmuş bende bu televizyonu teslim etmeyecem" dediği,

  • Kayıt Sıra No :3818'de kayıtlı, 03.03.2008 günü saat: 23.07'de Doğu PERİNÇEK ile Feri İLSEVER arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Ferit İLSEVER'in "Basına biz burda başlıyoruz girişiyoruz şeyi Ergenekon dosyasını. Şimdi ben Nusret le konuştum abi bizim bu şey Ramazan Akyürek in ifadesini alan meclis şeyi. Hiçbir şekilde ikna olmamış vaziyette meclisteki millet vekili özellikle CHP Millet Vekilleri. Olayı biliyorlar anlıyorlar onlann ne olduğunu yani. Biz onlardan başlayarak bu dosyayı götürelim de bütün CHP, DSP falan hatta bir kısım MHP esaslı bir tur yapalım abi bunları harekete geçirelim meclisteki şeyleri. Bu rezalete karşı. Konuştum Nusret le tamam onlarda şey yapacağız yarından itibaren girişiriz diyorlar" "... Çıkarttilar gene bu adamı" dediği, Doğu PERİNÇEK'in "O rezalet o düşman tarafı darbe marbe 3 milyon insanı öldürteceklerdi. Çıkartı onun canım okuyalım abi yalancı eşşeoğlu eşşek bu PKK yi MİT kurdu daki kilit adam. Biz onu öyle yapalım PKK nın kuruluşunda ki aktörlerden PKK yi kurduran aktörlerden diye kapak yapalım" dediği,

05.03.2008 günü saat : 21.47'de Doğu PERİNÇEK ile Teoman..? isimli şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Doğu PERİNÇEK'in Ulusal Kanal'da görevli Teoman isimli şahsa "Şimdi bu bizim hani CIA Ajanı Tuncay ile ilgili bir kapağımız olmuştu ya. O kapak yazısını bana E Postalar mısın" dediği, 14.03.2008 günü saat: 13.37'de Serhan BOLLUK ile Doğu PERİNÇEK arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Ferit İLSEVER'in "Merhaba Gürbüz, Ferit ben Ferit İLSEVER" "Ne yaptın abi yaptm mı açıklama?" diye sorduğu, Gürbüz ÇAPAN'ın "...Ya açıklama yapıp ne yapıcam ki, bana ne yaptırmak istiyorsun onu da bilmiyorum yani." dediği, Ferit İLSEVER'in "Lütfen bak buna açıklama yap düzelt kardeşim bunları. Şayet sen bunları bak bilinçli yapmıyorsan, -ki bana diyorsun ki hayır yapmıyorum diyorsun. O zaman düzelt bunları ya" dediği, Gürbüz ÇAPAN'ın "... niye bilinçli yapayım, Bu ne biçim tavır yani neyin altında bırakıyorum?" dediği, Ferit İLSEVER'in "Tamam abi bak. sen ne diyorsun o yazıda ya o yazıda diyorsun ki yalan doğru değil diyorsun. Ne diyorsun sen orda? Veli KÜÇÜK'le Ferit İLSEVER, Kemal ÖZDEN, bir araya geldiler, Cumhuriyet Gazetesini satm alacaklardı." Dediği, Gürbüz ÇAPAN'ın "Öyle bir şey demedim ben" dediği, Ferit İLSEVER'in "Kardeşim ya sen Allah aşkına yapma ya. Cumhuriyet Gastesini bana satm aldırdın Veli KÜÇÜK'le beraber gazete kurduruyorsun. Yapma ya. Doğru değil bunlar." Dediği, Gürbüz ÇAPAN'ın "Ya öyle bir şey demedim diyorum sana" dediği,

  • Kayıt Sıra No :1358'de kayıtlı, 11.11.2007 günü saat: 15.58'de Güler KÖMÜRCÜ ile Ahmet Hurşit TOLON arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Güler KÖMÜRCÜ'nün "BENİ EMRETMİŞSİNİZ EFENDİM BUYRUN" dediği, Ahmet Hurşit TOLON'un "Estağfurullah saygılar sunarım nasılsınız" "Şimdi bu şey pek çok konu varda iki şey çok can sıkıcı bir tanesi bugün Tercümanda mutlaka görmüşsünüzdür bu Tercümanın manşetinde parlamento da olanların eşkıya ile olan PKK ile olan bağlantıları" dediği, Güler KÖMÜRCÜ'nün "Ee o şeyde de var efendim Hürriyet de akşamda diğer gazetelerde de var" dediği, A.Hurşit TOLON'un "... o bahsettiğiniz birinci gazeteyi BİZ BÜTÜN 97 KURULUŞU OLARAK PROTESTO ETTİK OKUMUYORUZ" "... ama esas ben sizi niçin aradım biliyor musunuz bu Suudiarabistan" "Kralının gelişi 10 Kasımda tesadüfe bakın yani 10 Kasımı o mu tercih etti biz mi o tarihte davet ettik ve Atatürk'e bir tepki gösterdi bu adam" diyerek Anıtkabiri ziyaret etmemesinden duyduğu rahatsızlığı aktardığı, devamında ".. şimdi ben size bir şey arz edecem BİZİM ANADOLU ULUSAL UYANIŞ VE DAYANIŞMA PLATFORMU" "...biz bunu Tel'in eden bir bildiri yayımladık" "..özellikle iki arkadaşım var benim onlara gönderirsiniz dedim biri sayın Mustafa Balbay" "Diğeri de sizin adınızı verdim" "... 97 kadın kuruluşunun müşterek kanaati olarak bir bildiri yayımladılar sizin emeil ineze postalamalarını söyledim" dediği,

26.11.2007 günü saat : 13.21'de Güler KÖMÜRCÜ ile Veli KÜÇÜK arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Güler'in "İyi canım Ankara İstanbul gidiyorum geliyorum. SÖZLERİNİ TUTUYORUM MERAK ETME. DEDİĞİN BANA TEMBİH ETTİĞİN KİŞİLERLE GÖRÜŞMÜYORUM, DEDİKLERİNİ YAPIYORUM." dediği, Velinin "Yanlış şeyler döner yani. Sen kendini kabul ettirmiş bir yazarsın." dediği, Güler'in "Senin söylediklerin hayır ben o zaman da izah etmiştim sana. O bambaşka bir nedendi. Tamam ben orda bişey öğrenemeyeceğimi anladım sen napıyorsun?" dediği Veli’nin "İyiyim valla boğuşup duruyoruz. Kazakistan'daydım bende." dediği ve kazakistan’da iş almaya çalıştığından ve oradaki devlet görevlileri ile görüştüğünden bahsettikten sonra "Engin Akçakoca var ya. Eski BDDK başkanı." "He Engin benim sevdiğim bi arkadaşımız. Engin'de ilginçtir Kazakistan dünya bankası adına Kazakistan merkez bankasının denetçisi." "Bi oturup yemek yiyecez. Konuşcaz bi Şey yapalım bakalım yani kritik bir ortam." "Azerbaycan'a gidecektim gitmedim. O şeye de kongreye." dediği, Güler'in Barzaniden bahsederek, şahsın ortadan kaybolmasıyla ilgili sorular sorduğu, Veli KÜÇÜK'ün de, Barzaninin miadını doldurduğunu anlattığı ve "Sen bu işi yazıyorsun, devamlı biliyorsun. Geçen ki yazında çok güzeldi. Büyük orta doğu projesi konusunda onları teslim etmek zorundalar." Dediği, Barzaninin yerine başka bir şahsın çıkmasından bahsederek Neçirvan dan bahsettikleri, Güler KÖMÜRCÜ'nün ""Bu hafta beni yemeğe götür." "Necla ablam olsunda. Onun dışında çok aile muhabbeti yapma. Ya biraz beni birileriyle tanıştır." "Öyle birileriyle değil. Türkiye'yi kurtarıcak yani sohbet etcek ne bileyim yani." dediği, Veli'nin "Sorma bu sabah bana bişey geldi." "Şimdi bizim bu istihbaratçılığm kötü bir tarafı Güler biz hep şeytanı teferruatlı ararız." dediği ve görüşmenin ilerleyen bölümlerinde MHP ve AKP arasındaki seçimlerden ve Koray AYDIN'm yolsuzluk suçlamasıyla hakkında açılan davalar hakkında görüştükleri, Görüşmenin son bölümünde Veli KÜÇÜK'ün (muhtemelen telefonda) başka bir şahsa adres tarifi verdikten sonra görüşme yaptığı şahsı Gül er'e "Şey bizim Eski GİMA'nın Genel Müdürü." Diye tanıttıktan sonra görüşmeye devam ettikleri,

06.12.2007 : 10.54'de Güler KÖMÜRCÜ ile Tuncer KILINÇ arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Tuncer KILIÇ'ın "Evet Güler hanım şimdi bu cumhurbaşkanı şeye giderken bir şeyler konuştu biliyorsunuz işte birilerini suçlamak babında mıydı neydi bilemiyorum hani çarşaf marşaf hikayesi2" "YÖK le ilgili" "Şimdi tabi sormak gerekiyor bu servisi yapan efendim cezalandırıldı mı cezalandırılmadı mı YÖk diyor ku tabi YÖKte böyle bir şey olması mümkün değil ondan sonra cumhurbaşkanı ne tedbir almış hukuk devletiysek biz yoksa acaba bu servisi yapan tercih edilsin diye mi yaptı çünkü bunlarm sağlık bakanları da o şekilde geldi şeye göreve bunu kaleme alabilirsiniz gibi geliyor bana" dediği, Güler KÖMÜRCÜ'nün "tabi tabi çok güzel işaretiniz kesinlikle çok haklısınız" dediği, Tuncer KILIÇ'ın "Evet yani acaba tercih sebebi olsun diye mi yaptılar çünkü dediğim gibi bunların sağlık bakanları aynen çarşaflı bir hanımdı geldi efendim sonra çarşafını çıkardı bilmem türbana büründü falan filan" dediği, Güler KÖMÜRCÜ'nün "Sağlık bakanının eşi mi efemdim" dediği, Tuncer KILIÇ'ın "Evet evet yani bunu kendi camialarında hep söylerler yani hanım şey olana kadar bakan olana kadar kara çarşaflıydı YANİ BU ŞEKİLDE BİR ŞEY BENCE SİZ O KALEMİNİZLE GÜZEL SÜSLERSİNİZ" dediği, Güler KÖMÜRCÜ'nün "... doğru efendim ben bunu hemen gündeme getiririm ..." "Yani artık gelinen noktada yeni bir psikolojik hareket başlattılar ve bunu sürekli televizyonlardan bu ... sunuyorlar insanlara" dediği,

25.12.2007 günü saat : 14.24'de Güler KÖMÜRCÜ ile X Bayan/Bekir COŞKUN arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Güler KÖMÜRCÜ'nün "...nice güzel bayramlar nice güzel yıllar diliyorum HER ZAMAN TELEFONUN UÇUNDAYIM NE ZAMAN NE EMREDERSENİZ NE İSTERSENİZ" dediği, Bekir COŞKUN'un Ankaraya geldiğinde uğramasını söylediği ve 4685191 nolu telefon numarasını verdiği, Emin ile birlikte cep telefonu kullanmadıklarını anlattığı, Güler'in de cep telefonunun dinlenme konusundan bahsettiği ve "... sizlerin sayesinde biz hepimiz her zaman iyi olacağız hiç hiç bir şekilde YANİ ESİR DÜŞSEK DE TESLİM OLMAK YOK" ".... bizler çok güçlüyüz ve bu dönemler hepsi tarihte yaşanmış bu devlet de çok güçlü devlet aslında biraz bu mislik(miskin) laiklere uyanış açısından da iyi oluyor onlar fazla biraz aymazlaştılar biraz da onları böyle tetiklemek için iyi oluyor yani ölümü görüyorlar belki biraz ülkelerine sahip çıkarlar yani bir avuçuz öyle değil mi efendim bir avuç kaldık" dediği,

26.12.2007 günü saat : 14.36'de Güler KÖMÜRCÜ ile Yaşar KARAGÖZ arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Yaşar KARAGÖZ'ün "Ben emekli Tümgeneral Yaşar Karagöz efendim" "... PSİKOLOJİK HAREKÂTI SİZ ÜSTLENDİNİZ bunlar hani MGK'yı tarumar ettiler Psikolojik harekâtı da derin devlet zannettikleri için orayı da kaldırıp bütün o uzmanları dağıttılar ortada işte kimse kalmayınca Allaha bin şükür ki sizler üstlendiniz ağzınıza sağlık ne diyeyim yani bunlar da hiç merak etmeyin bunlarda kısa bir zaman sonra inşallah Türkiye Cumhuriyetinin gücünü anlayacaklar Amerikalılar bile anlamaya başladılar ama o içerdeki iş birlikçisi efendim satılık adamlar anlamıyor bizim duygularımızı da ifade ediyorsunuz çok teşekkür ediyorum" "Ben Edip paşanın yardımcısıydım" dediği, Güler KOMURCU'nün "Biliyorum efendim ... konuştuk" dediği, Yaşar KARAGÖZ'ün "... MGK daki bu toplumla ilişkiler başkanlığı yaptım Tunceli güvenlik komutanlığı yaptım yani her olayın içindeyim içinde olmaya da devam ediyorum" "Elimden gelen bir şey olursa çok büyük memnuniyetle" dediği,

24.10.2007 günü saat : 21.02'de Güler KÖMÜRCÜ ile X Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Güler KOMURCU'nün "EFENDİM EMREDİNİZ" dediği, X Şahsın "Ne yapıyon Reisim" dediği, Güler KOMURCU'nün "...sevdiğim bir şey söyle bundan sonra ben Leyla Halitim" dediği, X Şahsın "Sana bir iki belge buldum da" "Onu ama elden teslim etmem lazım" dediği, Güler KOMURCU'nün "Ne belgesi Mersinle ilgili mi" dediği, X Şahsın "Yok yok yok Hükümetle ilgili" "MANŞET OLACAK BİR ŞEYLER YA" dediği, Güler KOMURCU'nün "Tamam geleyim Cuma günü geleyim sabah döneyim o zaman akşam döneyim" "Sen maşallah bunu böyle söylersen uçakta bile sorun çıkar biraz sonra memur bey gelir neymiş o belge görelim diye" dediği, X Şahsın "Tamam yani öyle o belgeyi alabilecek babayit memur varsa bizi dinleyen onlara her an ulaştırabilirim" dediği,

11.11.2007 günü saat : 15.58'de Güler KÖMÜRCÜ ile Ahmet Hurşit TOLON arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Güler KOMURCU'nün "BENİ EMRETMİŞSİNİZ EFENDİM BUYRUN" dediği, Ahmet Hurşit TOLON'un "Estağfurullah saygılar sunanm nasılsınız" "Şimdi bu şey pek çok konu varda iki şey çok can sıkıcı bir tanesi bugün Tercümanda mutlaka görmüşsünüzdür bu Tercümanın manşetinde parlamento da olanların eşkıya ile olan PKK ile olan bağlantıları" dediği, Güler KOMURCU'nün "Ee o şeyde de var efendim Hürriyet de akşamda diğer gazetelerde de var" dediği, A.Hurşit TOLON'un "... o bahsettiğiniz birinci gazeteyi BİZ BÜTÜN 97 KURULUŞU OLARAK PROTESTO ETTİK OKUMUYORUZ" "... ama esas ben sizi niçin aradım biliyor musunuz bu Suudiarabistan" "Kralının gelişi 10 Kasımda tesadüfe bakın yani 10 Kasımı o mu tercih etti biz mi o tarihte davet ettik ve Atatürk'e bir tepki gösterdi bu adam" diyerek Anıtkabiri ziyaret etmemesinden duyduğu rahatsızlığı aktardığı, devamında ".. şimdi ben size bir şey arz edecem BİZİM ANADOLU ULUSAL UYANIŞ VE DAYANIŞMA PLATFORMU" "...biz bunu Tel'in eden bir bildiri yayımladık" "..özellikle iki arkadaşım var benim onlara gönderirsiniz dedim biri sayın Mustafa Balbay" "Diğeri de sizin adınızı verdim" "... 97 kadın kuruluşunun müşterek kanaati olarak bir bildiri yayımladılar sizin emeil ineze postalamalarını söyledim" dediği.

  • Kayıt Sıra No:... 03.03.2008 günü saat: 10.55 sıralarında İlhan SELÇUK ile Alev ÇOŞKUN'un yaptıkları telefon görüşmesinde özetle;

İ.SELÇUK' un "...Doğu PERİNÇEK ile Kemal ALEMDAROĞLU geldiler bana" dediği, A.ÇOŞKUN' un "Evet onu onu bilmiyorum da işte Kemal telefon etti bana" "...Balbay ile konuştum dedim ki yarın geliyor saat 14:00 de Haberal ile randevusu var ama öncelikle seninle konuşması lazım..." dediği, İ.SELÇUK' un "Bu Haberal ile Balbay'ın arası iyi değilmiş galiba birileri söyledi" dediği, A.ÇOŞKUN' un "Önemli değil şimdi" dediği, İ.SEÇUK' un "Önemli önemli değil" dediği, A.ÇOŞKUN' un "Balbay koordinasyon sağlayacak.." dediği, İ.SELÇUK' un "Şimdi yol uçak ücretini verelim mi yoksa gerekmez mi Kemal ALEMDAROĞLU" "Yani durumu nedir onun" dediği, A.ÇOŞKUN' un "Onun durumu iyidir ama ben bir çıtlatayım bakayım" dediği, İ.SELÇUK' un "... bu işler senin üstüne vazife" dediği, A.ÇOŞKUN' un "Yani ben zaten aldım o işi Balbay'la da konuştum onları koordine ettiriyorum" dediği,

  • Kayıt Sıra No:... 14.02.2008 günü saat:12.59 sıralarında İlhan SELÇUK İlhan YILDIZ' in yaptıkları telefon görüşmesinde özetle;

İ.SELÇUK' un "Bizi işte bi şeyin basma geçirmek istiyorlar özellikle Kemal Alemdaroğlu çok ısrar etti falan filan.Tabi olacak iş değil ama herkeste bir şeyler istiyor bekliyor falan Dünya senin anlayacağın siyaset miyaset falan şey olduk, neyse Oktay erken gitti. Biz işte orda duman olduk yok medyadır yok bilmem nedir şimdi yani baktığın zaman işte şeyi birleştinelim üzerine şey yapıp. 4 tane TELEVİZYON var bu hikayenin içinde. İşte biri o Ankara daki Türk metalin TV si var" "Avrasya Evet" "B kanal var. Burda da Doğu Perinçek kanalı ile bizim Tuncay Özkan kanalı var. 4 tane kanal işte ne yapılabilir şu bu falan filan bi şeyler. Yani zor bir iş dedik ki ya biz zaten gazeteden çok zor" dediği, İ.YILDIZ' in "Kanalları nasıl birleştiriceksiniz" dediği, İ.SELÇUK' un "Yani ortak bildireler yaymak, bir bütün bu kanal sahipleri arasında bir, efenim birisi Metal in başında birisi işte İŞÇİ partisinin başında Tuncay Özkan işte HALK partisine girdi girecek bir hareketin başında. E öbürü de REKTÖr ANkarada. O da doğru dürüst bir adam işte sen birleştirirsin bunları gibi olmayacak şeyler öneriyorlar bana" "Yav bide şey var bilemiyosun ki yani DOĞU yarın öbür gün ne yapar bilebiliyormusun" dediği, İ.YILDIZ' in "Evet Doğu ya güvenilmez ama" dediği, İ.SELÇUK' un "Öbürleri daha iyi filan. Zaten kendileri geliyorlar şubu. Şeyi pek fazla tanımıyorum ama onuda şey tanıyor Kemal, eski rektör falan öbür rektör falan tanıyorlar. Neyse böyle bir yani senin anlıyıcağm böyle bir gece geçirdik, (gülüyor). Sen ne yaptın" "İyi onun dışında bu Başbakan duman ha" dediği, İ.YILDIZ' m "Başbakan duman abi. Bugün Ertuğrul ÖZKÖK tekrar yanıt yazmış. Sabahtaki çocukta yazıyor. Çıplak kadın fotoğrafları meselesi varya abi" dediği, İ.SELÇUK' un "...Bilemiyoruzki herşey çok karışık. Ama Türkiye bir noktaya sürükleniyor gibi" dediği, İ.YILDIZ' m "Evet. Fehmi Koru bugün yazmış Yeni Şafak ta. Oda şeyi Aydın DOĞAN grubunu eleştiriyor. Ertuğrul ÖZKÖK ün yazıları aynen Cumhuriyet te Hiket ÇETİNKAYA nın yazıları gibi..." "Aydın DOĞAN kendini kurtarır ama ötekiler kurtaramaz. Ertuğrul ve arkadaşları Cumhuriyet e gitsin demiş" dediği, İ.SELÇUK' un "Evet çok güzel. Ne yapalım bu polemiklerden bi şey yapalımmı. İşin içine Cumhuriyet te girdi şimdi" dediği, İ.YILDIZ' m "Doğru olabilir abi. Fakat Akşam grubu Aydın DOĞAN a bayrak açtı. Tayyip in yanında yer aldılar. Tercüman gazetesi inanılmaz. İşte Simavi döneminde böyle değildi. Doğan grubuna geçtikten sonra Hürriyet in yayın politikası böyle oldu. Manşetler acayip. Vakit gazetesi yine öyle" "Abi yarın bi şey anlaşırlar bunlar tam 90 derecede dönerler" "Aydın Doğan mda günahı az değil abi" dediği, İ.SELÇUK' un "Delimisin ya" "Delimisn ya bütün bu ikinci Cumhuriyetçi denen takım nerde palazlandı Aydın Doğan" dediği, İ.YILDIZ' m "Onun için çok kzor bi 30 yıl eğer SOL iktidar olsaydı heralde şimdi bambaşka bi şey olurdu^jğaj^eycim" dediği, İ.SELÇUK' un "Yani 70 bin Okul var 90 bin cami var. Getirdimi Bülent o rakam" dediği, İ.YILDIZ' ın Gelmedi abi bugün yazısını koydum içinde biliyorsunuz getiricek onu çalııyor getiricek" ".. .acaba bu ABD ve Avrupa Tayyip ten vazmı geçiyor" dediği, I.SELÇUK' un "En güzel soru bu tabi yani bütün mesele bizim Liboşlarm bunlardan vazgeçmesi için Avrupa dan esinti gelmesi lazım. Öbürleri içnde, sermaye için de Amerikadan gelmesi lazım" dediği, İ.YILDIZ' m ...Şimdi Amerika BÜYÜK ELÇİSİ DAR BİR YEMEK VERİYORMUŞ ANKARA DAKİ TEMSİLCİLERE. BALBAY ŞİMDİ BÜYÜKELÇİNİN MASASINDA ŞARAP İÇİYOR ABİ. BAKALIM ORADAN NE ÇIKACAK DAR BİR TOPLANTI" dediği, İ.SELÇUK' un "Bu BALBAY gemi azı ya aldı buna bir şey düşünmek lazım. Yok efendim konaklar alıyor otomobiller alıyor, şarap içiyor.." dediği, İ.YILDIZ' m "Şeyinde kira sözleşmesi yapıldı bugün Ankara daki bina tamamdır" dediği, İ.SELÇUK' un "O çok iyi oldu yav" dediği, İ.YILDIZ' m "Bugün aynı anda aynı zamanda zamanlaması ilginç, bizim Amerka muhabiri Elçin Poyrazlar da Amerka başkan yardımcısı Cehenny in bürosuna davet edildi abi. Şimdi kız gitmeden önce konuştuk falan aşağı yukarı Türkiye üzerine sorular soracaklar. Belli oldu işte ordaki islam ne oluyor, türban meselesi nedir gibi sorular var" "Biz ona bazı şeyler gönderdik. Birde şöyle soruyorlarmış abi daha önce bir gazeteci daha gitmiş. ERDOĞAN İN KARŞISINA KİM RAKİP OLABİLİR. Gibi soru tahmin ediyoruz dur bakalım şimdi toplantı akşamüzeri" dediği, İ.SELÇUK' un "Demek ki bi seçenek yaratmaya çalışıyorlar bu demin senin söylediklerimde doğrulayan şey bu" "... Bu Cheneye kini yazabilecekmiyiz" dediği, İ.YILDIZ' m "Abi çıksın bakalım toplantıdan yazılıcakmı yoksa özel bir şey mi onu Elçin ile akşam konuşacağız. BALBAY da bu büyükelçiden edinimler aktarsın, bakalım ne oluyor" dediği, İ.SELÇUK' un "O zaman onları bekleyelim çok önemli çünkü bence çok önemli..."dediği,

19.02.2008 günü saat: 12.36 sıralarında İlhan SELÇUK ile X bayan/BALBAY' m yaptıkları telefon görüşmesinde özetle;

İ.SELÇUK'un "...Bülent YENER ile galiba itişip kakışıyorlar işte orada bir Bülent vardı onun bir şeyi çıktı problemi onu tafsiye edilmesi gerekiyordu ... Bülent YENER biraz kaknemlik mi ediyor" "...Serdar memnun Bülent'ten ne sen memnunsun nede İbrahim memnun ortada böyle bir olay var, Ersini de kışkırtıyor galiba Bülent" dediği, BALBAY'm "....memnunluk memnun değilik duygusunu çok lüks buluyorum eğer orda gerekli ise ve onunla çalışacaksak çalışırız abi..." dediği, İ.SELÇUK' un "...Er..in Akgüç ...bu işleri sen Erol ERKUT, Bülent YENER, Hüseyin GÜLER üçü anlaşamadılar bunun üzerine Erol u efendim vakfa aldık bilmem ne Ersin i öyle istedi Erol ile kim çalıştı Güray ÇAPAN çalıştı yani baktık ki gazeteye yani Günay ÇAPAN gelmiş 2 milyon dolar getiriyor fakat bizim Hüseyin ile Bülent istemiyorlar adamı. Yani anlıyor musun Cumhuriyet in zorluğunu bunun üzerine onlan pasif tarafa aldık ve oraya Erol u oraya koyduk Günay ÇAPAN, Erol ile çalıştı parasını koydu efendim dolar 613 bin lira iken efendim getirdi 2 milyon doları sonra dolar efendim 1 milyar 200 bin iken de 1 milyon dolarını aldı oda karlı çıktı.Şimdi de efendim zeytinleri elinde kalmış onlan satayım diye şimdi olay manzara-i umumiye bu. Şimdi burada Balbay bir Serdar ı bir kere sakinleştirelim ben bu Bülent YENER meselesine falan bi bakayım efendim çünkü sorun çözmek yerine sorun çıkarmak üzerine istiyor galiba" dediği, BALBAY'm "...ÇANKAYA BELEDİYESİ ARTIK ONLAR İLE İLİŞKİMİZ BİZİM böyle HANİ İKİ RESMİ KURUM GİBİ artık DEĞİL YANİ FALAN... DİYELİM Kİ BELEDİYEDEN BÖYLE BİR GELİR GELİYOR BÖYLE BİR KALEM YOK ZATEN GAZETE DE YANİ BÖYLE BİR GELİR KALEMİ YOK SIFIRDAN GELİYOR GAZETEYE AMA BU NASIL GELECEK BUNUN MUHASEBESİNİ ŞÖYLE YAPALIM SİZ ELDEN PARA ALMAYIN BİZİM HESABIMIZA GEÇSİN ŞİMDİ BEN BAŞKAN A BAŞKAN BİZE BUNU YAPIYORSUN AMA BUNU RESMİ KAYDA GEÇİR BİLMEM NE şimdi" dediği, İ.SELÇUK” un Efendim şimdi artık herkes tehlikenin farkına vardı bunu belirten bir sürmanşet bir şey yapabilir miyiz diye dün reklamcılar geldiler bir hayli güldük falan işler fena değil bakalım ne çıkacak ... ERSİN İNDE KAYGISI ŞU DİYOR Kİ GAZETENİN BÜTÜN ŞEYLERİNİ TEMİZLEDİK ÇÜNKÜ BİR SÜRÜ İŞ YAPMIŞTIK BİLİYORSUN İŞTE KARIŞMIŞTI İŞLER O ŞİRKET BU ŞİRKET BÜTÜN BU YAN ŞİRKETLER TASFİYE EDLİDİ..." dediği, BALBAY'm "Ama öyle yapmamız lazım abLyani şeyi odur abi.Şimdi burda da Baykal ile sizin ile konuştuktan sonra" dediği, İ.SELÇUK' un "Tamam Baykal olayı." Dediği, BALBAY' m "Şimdi Baykal olayı siz söylediniz ya aralık buluşmasında Baykal a biraz aç diyelim dediniz bir heyet olsun dediniz sonrasmda Engin abi üzerine aldı onu biz küçük bir grup toplandık işte Sabih KANADOĞLU, Alpaslan hoca, ben işte Yargıdan bir kaç kişi falan şimdi resmen her kafadan ayrı bir ses çıktı yok işte Baykal a gidilip bu denir mi? şu denilir mi bu denmez falan mesala Alpaslan IŞIKLI CHP de siyaset yapmak istiyor gidelim söyleyelim ve bende heyette olayım bende burda siyaset yapacağım diyeyim diyor o zaman sizin söylediğinizin şeyi kaçıyor yani siz genel bir aç diye önermiştiniz ya aralık ayında" dediği, İ.SELÇUK' un "Şimdi Balbay burda geçen gün beni burada Bülent Berkarda eski rektör falan Tonguç Görker bide İstanbul Üniv. eski rektörü Kemal Alemdaroğlu falan geldi orada bana söyledikleri şey efendim sen toparlarsın bu işi bu işin başına geç bilmem ne gibilerinden tabi bu olmaz ben yalnız orda bir aklımıza bir şey geldi işte seninlede konuştuk galiba" "Fakat oda olmadı, şimdi orada da yine çeşitli fikirlerde insanlar bir araya geliyorlar işte Kemal Alemdaroğlu dediğin zaman Doğu Perinçek e yakın öbürünü dediğin zaman berikine yakın Tuncay Özkan tabi onun da televizyonu var Doğu Perinçek inde var efendim diyorlarki işte Kanal B oda bir Üniv. Televizyonu" "Şimdi bir nokta da sen konuyu açarsan biz Cumhuriyet gazeteziyiz efendim bu işlere girmeyiz ama ortada böyle bir realite var ve yani İlhan Selçuk uda beni de başka arkadaşları da bir baskı altmda tutuyorlar Çünkü burada Halk Partisinin kapalılığı dışarıda bir takım hareketlerin oluşmasına yol açıyor. Burada Türkiyenin bu Üniv. kesimi ve bürokrat kesimi durumdan pek memnun değil diye bir açılış yapabilirsin ama bunu yaparsan yaparken her zaman ben Ankara, ben yazarım, ben köşe yazarıyım Cumhuriyet in vakfmdayım bizim böyle bir particilik siyaset yapmamız imkanı yoktur mantığını hep göz önünde tutarak konuşmalısın" "Onu da biliyor geçen gün şey geldi bana SHP Başkanı Murat Karayalçm geldi oda bir şeyler söylüyor diyor ki müthiş Anadolu da bir yakınma var şuralara gittim diyor bu şeyin sonu geliyor diyor AKP nin diyor, ben o kadar iyimser görmedim, ben o kadar iyimser değil mi" dediği, BALBAY' m "Bende öyle, şöyle görüyorum İlhan abi bende iyi bir seçenek gelmeden bu partinin sonu gelmez" dediği, İ.SELÇUK' un "Proplem budur ama bunu nasıl söyleyeceksin bunu Tuncay Özkan mesala bu partiye efendim oda bir liderlik peşinde galiba anladığım" dediği, BALBAY' m "Liderlik peşinde abi Nisan a kadar eğer CHP ye genel sekreter yapmazlarsa kendisi parti kuracakmış" dediği, İ.SELÇUK' un "Yani biz şeyin içindeki Cumhuriyet in içindeki kendi içindeki çözdük Cumhuriyet in içinde ki bütün sorunları kar ediyoruz, satışımız artıyor 100 bine çıkacağız efendim işte medyadan bahset bana sorarsan biliyordur ama Doğan grubunun Cumhuriyet e yanaştığını söyle. Ve bir noktada dinciler tepeleyecekler herkesi Baykal ıda tepeleyecekler o zaman ittifaklara ihtiyacı var. Yani sen bilirsin o işi" dediği,

24.120.2007 günü saat : 14.38'de Sevgi ERENEROL ile Selda ÖZTÜRKKAY arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Selda ÖZTÜRKKAY'm "Merhabalar Ankara Yeniçağ Gazatesinden arıyorum ben Selda Öztürkkay nasılsınız" "Sevgi hanım... Kiliseye bağlı kurulan yardım kuruluşu karitas hakkında bilginiz var mı" dediği Sevgi ERENEROL'un "Karitas... Katolik Vatikana ait bir kuruluştur" "Normalde misyonerliğin bir yan kolu gibi çalışır yani yardım adı altmda misyonerlik faaliyetleri tabi ön plandadır o konuyla ilgili en iyi araştırmayı Ali Rıza BAYZAN bey yapmıştır şeyden girerseniz internetten onun o çalışmasını bulabilirsiniz" dediği,

23.12.2007 günü saat:12.47'de Veli KÜÇÜK ile Vedat..? (YENERER) yaptığı telefon görüşmesinde özetle;

VELİ'nin "Bu sabah bende seni arayım diyordum be, yazını okudum internette" "Güzel çok güzel olmuştu" dediği, VEDAT'm "Ya paşam yazıyoruz da hiç bişey şey yok ki suyla yazıyoruz" dediği, VELİ'nin "Yo yo hayır bi şey yok değil oluyo, gayet güzel oluyo" dediği, VEDAT'm "Bi yararı oluyosa iyi paşam" dediği, VELİ'nin "Oluyo oluyo, oluyo ben bakıyorum, yani yavaş yavaş millet artık uyanmaya başladı ya..." dediği,

  • Kayıt Sıra No:3888'da kayıtlı, 08.02.2008 günü saat:20.20 sıralarında İlhan SELÇUK ile Mehmet' m yaptıkları telefon görüşmesinde özetle;

MEHMET' in "...İlhan olucak gibi değil artık teslim oldum bittim yapıcak bi şey yok. Geçen günde başımdan bi olay geçti bi eksiğimiz oydu oda oldu" "Yav Turhan bir şey söyledi bana,devretmek istiyor şeyleri falan biraz kenara çetilip kendi yalnız yazı yazacak filan gibilerden öyle bir fikrin mi var" dediği, İ.SELÇUK' un "Şimdi Mehmet tabi hayatta iken ve elim ayağım tutarken bu sorumlulukları başkalarına devretmem gerekiyor..." dediği, MEHMET' in "Peki var mı öyle bi kimseler .İlhan" dediği, İ.SELÇUK' un "İşte bu vakıf meselesinde vakfı açmak lazım açtık ta onu. Efendim bir takım adamlar oraya şeyler yaptım getirdim ...Gazete de vakıf yönetim kurulunda bir icra kurulu oluşturdum 3 kişilik. Oraya BALBAY, bizim avukat Akın ATALAY ve İbrahim YILDIZ ı oturttuk. İşte gazetede mümkün olduğu kadar böyle bir örgütlenme yapmak istiyorum" dediği, MEHMET' in "Giricekler tabi birbirlerine. Tabi yaptığın seni çok akıllıca birilerine devretmek ve kontrol etmek onları çok akıllıca bi şey ama var mı öyle adamlar, yapabiliceklermi" dediği, İ.SELÇUK' un "...Yani herkes bu gazete yaşasın diyor ve elinden geleni yapmaya çalışıyor. Mesala bu İnan KIRAÇ var. Koç un şeyi falan" "O nu getirdik Vakıf danışma kurulu başkanı yaptık. Oda yanına iki tane yardımcı aldı, biri Osman BERKMEN,biri Erdoğan TOPRAK..." "Efenim Vakfın yönetim kuruluna Hakan diye bir çocuk aldık. KOÇ şeyinin reklam bilmem nesi falan filan" "İşte Ersin AKGÜÇ Gazeteye işte şeyler yürütücekler" dediği, MEHMET' in "Balbay filan diyosun" dediği, İ.SELÇUK' un "Efendim işte bu KOÇ müthiş ilgi gösteriyor, KOÇ grubu. Onlarda şimdi anladılar anyayı konyayı" dediği, MEHMET'in "Geç kaldılar ama" dediği, İ.SELÇUK' un "CUMHURİYET in ne demek olduğunu. Fakat bu iktidar sermayeyi Dincileştirmek, İslamlaştırmak için alıp yürüyoryani" dediği, MEHMET' in "Hayır yani bu herifleri berheva etmek lazım, Türkiye olduktan sonra neye yarar yani. Ama artık iç savaştan başka bi şeyde temizlemiyicek bu işi öyle görünüyor yani" dediği, İ.SELÇUK' un "İÇ SAVAŞ OLMAZ DA YANİ BİR NOKTA DA EĞER ORTALIK KARIŞIRSA, HEM EKONOMİK HEM SİYASİ OLARAK BELKİ ASKER GELİRSE BİR ŞEY OLABİLİR" dediği, MEHMET' in "ASKER GELEBİLİR Mİ? ARTIK İLHAN" dediği, İ.SELÇUK' un "E MECBUR OLACAK" dediği, MEHMET' in "HAYIR YANİ GELSE BECEREBİLİR Mİ BU ADAMLAR ÇOK ŞEY YAV" dediği, İ.SELÇUK' un "İŞTE ORTALIK BİRBİRİNE GİRDİ Mİ ÇOK ŞEY GİBİ GÖRÜNEN ADAMLAR" dediği, MEHMET' in "Sinerler mi diyorsun" dediği, I.SELÇUK' un "Evet" "Yani bir noktada her şey çok zor. Çünkü Türkiye yi şey yaptılar. Yani bir noktada DİNCİ EGEMENLİK, TARİKATLAR-VE CEMAATLER" "MEDYA YI DA ELE GEÇİRDİLER. APTAL AYDIN DOĞAN la APTAL TURGAY CİNER ve APTAL MEHMET KARAMEHMET birbirleriyle uğraşırken adamlar aldılar ele şimdi. İşte Sabah grubu da bir adama geçti oda Tayyip Erdoğan in adamı falan" "Amerika yaptı Mehmet, Amerika yaptı" dediği, MEHMET' in "Valla İlhan Amerika yaptı..." dediği, İ.SELÇUK' un "E işte sonu kötü oldu işin ATATÜRK CUMHURİYETİ elden gidiyor" dediği, MEHMET'İN "MAALESEF MAALESEF İLHAN... Şimdi ben tabi bi şey bilmiyorum senin kadar sen tabi işin içindesin eskiden beri tutturdukları bir şey var yok Anasaya makemesi yok bilmem ne kanunu yav bunlarla olur mu bu iş İlhan. Yani Anayasa mahkemesi ne yapabilir herifler kanun yapma yetkisini her şeyi değiştirebilirler yani, ne yapılabilir artık. VARMI BİR ÜMİT" dediği, İ.SELÇUK' un "ŞÖYLE OLACAK GALİBA ANAYASA MAHKEMESİ SON OLARAK KENDİSİNİ TASFİYE EDİLMEDEN BU AKP HAKKINDA PARTİNİN KAPATILMASI KARARINI VERİRSE O ZAMAN ORTALIK BÜSBÜTÜN BİRBİRİNE KARIŞIR" "Anayasa mahkemesinin yetkisi var. Ondan sonrada yav şimdi bu moda kanalında deminden beri şeye bakıyorum, efendim Brezilya karnavalı. Yav ne kadar kadınlar şişmanlamış ya. Allah Allah. Ama müthiş bir olay yav" dediği,

  • Kayıt Sıra No:3891'da kayıtlı, 14.02.2008 günü saat:11.40 sıralarında İlhan SELÇUK ile Bülent TANLA'nın yaptıkları telefon görüşmesinde özetle;

İ.SELÇUK' un "Günaydın Bülent" "...şöyle oldu yazı BÜLENT daha detaylı ve yapısallığa daha fazla ilişkin bir yazı yazacak idim..." dediği, B.TANLA' nm "... bunun bu şekilde ortaya koymak iyi başlangıç olmuş" "Tartışma safhasında ortaya çıkacak bu çok daha tepeden bir bakış olmuş" dediği, İ.SELÇUK' un "... birileri diyorlar ki bu Aydın DOĞAN alacağını aldıktan sonra anlaşacak, kimileri de öyle diyorlar ki; Yok bu öyle bir olay ki AYDIN DOĞAN'IN İPİ ÇEKİLMİŞTİR, onu hissettiği için efendim bunu yapıyor falan gibi" dediği, B.TANLA' nm "Tabi, siz çok önemli bir şey vurgulamışsınız bugün yani sermaye el değiştiriyor" "Burda, bence bu çok daha geniş kapsamlı olmuş ve çok daha ses getirebilecek nitelikte diye algıladım ben" "...bu büyük cesarettir yani..." dediği, İ.SELÇUK' un "Bazı şeyler var konuşacak çünkü dün gece bu Rektörler beni bir yere götürdüler..." "eee ORADA BİR BASKI KURDULAR ÜSTÜMDE onu anlatacağım sana" dediği,

  • 20.02.2008 günü saat: 13.32 de Vedat YENERER'in Gülgün FEYMAN ile yaptığı görüşmede; Habertürk te yürütülen "Mehmetçiğe yardım kampanyası" dan bahsettiği, kendisinin de "ben onun bütün pisliklerini biliyorum ama Turgay CİNER izin vermedi" dediği, bu konunun Turgayla alakası olmadığını konuştuğu, Gülgün'ün "Melih MERİÇ'in rezidans aradığını" anlattığı, kendisinin de "bu satıştan cebine para girdi" dediği, Gülgün'ün de "Murat ONGUN'un aldığı arabadan bahsettiği"

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ YAPILANMASI

ERGENEKON Terör Örgütünün, LOBİ faaliyetleri çerçevesinde; "kendi sivil toplum örgütlerini oluşturmak ve mevcut sivil toplum örgütlerini kendi kontrolleri altına almak" için faaliyetlerde bulundukları anlaşılmıştır.

ERGENEKON Terör örgütünün, "ERGENEKON" isimli dokümanda belirtildiği şekilde, sivil toplum örgütleri çalışmasının alt yapısını oluşturacak bazı araştırmalar yaparak dokümanlar hazırladıkları, ayrıca değişik isimlerle dernek ve federasyonlar kurdukları, bazı mevcut sivil toplum örgütlerini de destekleyerek kendi etki alanlarında tuttukları tespit edilmiştir. Bu bağlamda farklı isimlerde Kurulan sivil toplum örgütlerinin bazılarında, kurucularının aynı kişiler olduğu, yakın tarihlerde kurulduğu, hatta birkaç derneğin aynı binada faaliyet gösterdiği anlaşılmıştır.

Bahsedilen Sivil Toplum Örgütlerinin alt yapısını oluşturmak için;

  • "Dinamik Ulusal Güç Birliği Kuvvayi Millîye Cephesi
  • "Kemalist Hareket" isimli belgelerin ERGENEKON Terör Örgütü tarafından hazırlandığı ve uygulamaya sokulduğu anlaşılmaktadır.

Uygulama neticesi ortaya çıkan Sivil Toplum Örgütleri;

  • Uluslar arası Noel Baba Barış Konseyi,
  • Kuvayı Milliye Derneği,
  • Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği,
  • Büyük Hukukçular Birliği Derneği,
  • Ayasofya Derneği,
  • Büyük Güç Birliği Derneği,
  • Ulusal Birlik Hareketi Platformu,
  • Kuwa-i Milliye Derneği olduğu tespit edilmiştir.

ERGENEKON terör örgütünün yönetici kadrosunda yer alan şüpheliler Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK ve örgüt üyesi Tuncay GÜNEY'den elde edilen 'ERGENEKON ANALİZ YENİ YAPILANMA YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ İSTANBUL 29 EKİM 1999" isimli "ERGENEKON" dokümanında, "ERGENEKON" un 21.yüzyılda yepyeni bir yapılanma ile değerli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplannın yanı sıra sivillerden de sonuna değin yararlanılması gerektiği, her meslekten seçkinlerin yer alacağı sivil personel kadrosu ile "ERGENEKON" un iç ve dış faaliyette daha etkin bir güç haline erişilebileceği belirtilmiştir.

Bu amaç doğrultusunda hazırlanan "LOBİ" belgesinde ise "Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'a bağlı olarak sivil unsurların örgütlenmesinin zorunlu olduğu, bu faaliyetlerin LOBİ adı verilen gizli örgütsel çalışma ile yapılacağı" belirtilmiştir. "ERGENEKON" dokümanında "SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ" başlığı altında, "ERGENEKON" un, kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı olduğu, sivil toplum kuruluşlannm içte ve dışta kamuoyunda kutsal bir insanlık görevini yerine getiren örgütler olarak değerlendirildiği, ERGENEKON'un Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına alması gerektiği belirtilmiştir.

"LOBİ" dokümanının "KAPSAM" başlığı altında; "LOBİ geniş halk kitlelerine yönelik çalışmalannda, özellikle gençlerin Kemalist ideolojiye ve ülke çıkarlan doğrultusunda yeniden örgütlenmelerini sağlamayı tasarladıklan, bu çerçevede üniversite gençliğinin yanı sıra büyük kentlerin varoşlarında ve Güneydoğu Anadolu'da boşluğa sürüklenmiş sahipsiz gençlerin örgütleneceği belirtilmiştir.

Aynca "Ergenekon" ve "Lobi" isimli dokümanlarda; "Ergenekon, Türkiye' de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına almalıdır. Bu bir zorunluluktur." ve "Lobi, prensip olarak hiçbir zaman doğrudan doğruya toplumsal eylemler içinde yer almamalı, oluşturacağı sivil toplum kuruluşlarının etkinlik ve eylemler düzenlemesini organize ve kontrol eden güçlü bir mekanizma olarak kalmalıdır." Prensipleri doğrultusunda Türkiye"de faaliyet yürüten Sivil Toplum Kuruluşları ile ortak faaliyetler sürdürerek Ergenekon"un bu kuruluşları kontrol eden bir mekanizma olması amaçlanmaktadır." Şeklinde amaçlar belirlendiği tespit edilmiştir.

Örgüt yöneticileri, "ERGENEKON" ve "LOBİ" dokümanlannda belirtilen amaçlan gerçekleştirebilmek için, öncelikle sivil toplum örgütleri çalışmasının alt yapısını oluşturan "DİNAMİK ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ KUVVAYİ MİLLİYE CEPHESİ" ve "KEMALİST HAREKET" dokümanlarının hazırlanmasını sağladığı ve devamında hedefleri doğrultusunda çok sayıda sivil toplum örgütleri oluşturduklan tespit edilmiştir.

Bu nedenle öncelikle "DİNAMİK ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ KUVVAYİ MİLLİYE CEPHESİ" ve "KEMALİST HAREKET" dokümanlarının özeti anlatılacak, daha sonra da örgütün amaçlan doğrultusunda bugüne kadar oluşturduğu sivil toplum örgütleri yapılanmasından bahsedilecektir.

DİNAMİK-ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ KUVVAYİ MİLLİYE CEPHESİ DOKÜMANI

Söz konusu dokümaN, Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK, Ümit OĞUZTAN ve Tuncay GÜNEY isimli şahıslardan ele geçirilmiş olup (61) sayfadan oluşmaktadır.

Dokümanın yapılan incelemesinde; Dinamik adı verilen bu çalışmada "Ulusal Güç Birliği" gençliğin mercek altına alınarak analiz edildiği, 21.yüzyıl Türkiye'sinin ulusal çıkarlanna ve Kemalist ideoloji ilkelerine uygun biçimde yeniden örgütlenmesinin planlandığı belirtilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi elleriyle kurduğu ne kadar yaşamsal kurum var ise vefatından sonraki süreçte işlemez hale getirilip kapatıldığı,

Atatürk'ün kurduğu kurumlardan birisinin de, 5 Bin şubeli "HALKEVLERİ" olduğu, halkevlerinin kapatılmasının Türk gençliği ve ulusu için en önemli kayıplardan birisi olduğu,

Cumhuriyet devrimlerini yaşatacak kurumlardan bir diğeri olan "KÖY ENSTİTÜLERİ"nin işlevsiz kılınması ile Türk gençliğinin ilerlemesinin önüne geçildiği,

Ayrıca totaliterlik merdiveni ile demokrasiye ulaşmaya yeltenenlerin, önce faşizmin, ardından Nazizmin ve sonuçta emperyalizmin kucağında kendilerini bulduklarını, bazılarının darağacında can verdiğini, bazılarının zincir bozan günlerini yaşadıklarını, bazılarının da kalp krizi kuşkuları ile arkalarında "Ben zengini severim(!)" sloganını bırakarak bu dünyadan göçüp gittikleri belirtilmiştir.

Yine dokümanın devamında; Türkiye'nin bugünkü durumunun 1919 koşullarından daha vahim olduğu, gençliğin siyaset ve inançla birleşmesi durumunda ise; unsurlar ve koşullar gereği Türkiye'nin ve buna bağlı olarak dünyanın mutlak değişmeye gebe olduğu belirtilmiştir. Dinamik adı verilen bu dokümanda Türkiye Ulusal Güç Birliği Gençlik; Dinamik unsur olarak değerlendirildiği ve Türkiye'nin "ulusal güvenlik" çıkarlanna uygun doğrultuda değişim sürecinin başlatılmasını amaç edindiği,

Aynı düşünceden yola çıkarak "Kuvayı Milliye Cephesi" adıyla sokaklardaki başı boş, amaçsız, işsiz ve umutsuz (lümpen) gençler ile tarikat okullannda rejim düşmanı haline dönüştürülen ve Ülkü Ocaklan'nm etkisindeki gençliğin eğitilerek bilinçlendirilmesi hedeflendiği, Aynca Ulusal Güç Birliği'ne bağlı olarak Milli Mücadele yıllarında kurulan örgütlerin günümüzde yeniden kurulması ve faaliyete geçirilmesinin uygun görüldüğü,

Ulusal Güç Birliği'nin liderliğini Kemalist ideolojiye gönül vermiş ve liderlik yeteneklerine sahip BİR TÜRK KIZININ üstlenmesinin uygun görüldüğü belirtilmiştir.

Aynca Atatürk'ün kurduğu ve ebedi başkam olduğu CHP'nin ne yazık ki işlevini yitirdiği, bu nedenle Türk siyasal platformunda yeni bir Atatürkçü partinin yer alma zamanının geldiği belirtilmiştir.

"MİLLİ MÜCADELE ÖRGÜTLERİ" başlığı altında;

"MİLLİ MÜCADELE ÖRGÜTLERİ" başlığı altında; Türkiye Cumhuriyeti devrimlerinin gerçekleştirilmesi ve tam bağımsız bir ülke yaratılması için, "Kemalist Örgütler"in oluşturulması ve ulusal gençliğin bu Kemalist ideoloji içersinde toplanması gerektiği belirtilmiştir. Devamında, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatabilmek için çeşitli örgütsel çalışmalar yaptığı, bu örgütsel çalışmalardan özetle bahsedileceği, aynca Atatürk'ün örgütsel çalışmalannm karşısında da kurulan örgütler olduğu bu örgütlerden de bahsedileceği belirtildikten sonra "Türk Ocağı" "Doğu Cephesi Grubu" "Karakol Grubu" "Kuvayı Milliye (Ulusal Güçler)" "Kuvayı Seyyare" "İngiliz Muhipler Cemiyeti" "Kuvayı İnzibatiye" vb. şeklinde başlıklar altında bu oluşumlardan bahsedildiği görülmüştür.

"ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ" başlığı altında;

Öncelikle üniversite gençliğinin durumu hakkında genel bilgiler verildiği, üniversite gençliğinin doğrudan "Ulusal Güç Birliği"ni oluşturması gerektiği, günümüzde üniversite gençliğinin köktendinci akımlar ve sol ideolojiler tarafından kontrol altına alınmaya çalışıldığı belirtilmiş,

"SONUÇ" başlığı altında;

Öncelikle üniversite gençliğinin durumu hakkında genel bilgiler verildiği, üniversite gençliğinin doğrudan "Ulusal Güç Birliği"ni oluşturması gerektiği, günümüzde üniversite gençliğinin köktendinci akımlar ve sol ideolojiler tarafından kontrol altına alınmaya çalışıldığı belirtilmiş,

"SONUÇ" başlığı altında;

Bu çalışmada temel amacın "Ulusal Güç Birliği" merkezli Kemalist örgütlerin sağlıklı bir şekilde oluşturulmasının önemini ve gerekliliğini dile getirdiği, 21.yüzyılda Cumhuriyet devrimlerinin ulusal gençliğe Milli Mücadele döneminden daha çok gereksinim olduğu, özetle ulusal çapta Kuvayı Milliye ruhunun canlandırılması, örgütlendirilerek hayata geçirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

"KEMALİST HAREKET" İSİMLİ DOKUMAN

"KEMALİST HAREKET" dokümanı şüpheli Ümit OĞUZTAN'tan ele geçirilmiş olup (18) sayfadan oluşmaktadır.

"KEMALİST HAREKET" dokümanında; Ulusal gençliğin Kemalist hareket doğrultusunda örgütlenebilmesi için, "Kemalist Hareket" adı altında resmi demek kurulması gerektiği, kurulacak bu demeğin demek dışında oluşturulacak 5 kişilik GİZLİ bir komite tarafından yönlendirileceği, bu GİZLİ KOMİTE ile demek başkanı arasında "KÖPRÜ PERSONEL" olması gerektiği belirtilmiştir.

ERGENEKON belgesinin 4/2-a) "KÖPRÜ PERSONEL" başlığı altında;

Seçilecek üç kişinin Ergenekon içinde ve örgüt dışında, örgütü temsilen hareket edebilmelerinin sağlanması gerektiği bu kişilerin örgüt dışında legal bir işte istihdam edilmeleri gerektiği vurgulanmıştır. Kemalist hareket ile ilgili oluşuma baktığımızda da "KÖPRÜ PERSONEL" kavramının kullanıldığı dikkat çekmektedir.

Örgütün amaçlarına ulaşabilmesi için "Kemalizmi" kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları, Kemalizmi bir kalkan olarak kullandıkları görülmektedir. "KEMALİST HAREKET DERNEĞİ" adı altında oluşturacakları yapıda bile örgütün gizlilik prensiplerini uyguladıkları, oluşturulacak demeğin bağımsız bir şekilde hareket etmesini istemedikleri, tamamen kendi kontrol ve yönlendirmeleri ile çalışmasını istedikleri, bu nedenle de derneği yönlendirecek gizli bir komite oluşturmayı planladıkları görülmektedir.

"KEMALİST HAREKET" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE;

1961 Anayasasına kadar geçen süreçte Anayasalarımızda "hukuk devleti" kavramının yer almadığı, 1982 Anayasasında yer almışsa da içi boş bir kavram olarak yer aldığı, Türkiye Cumhuriyeti 'nin hiçbir zaman "evrensel hukuk devleti" kalıplan içine sığamadığı, devlet örgütünün hukuk kuralları dışına çıktıkça toplumun çeteleştiği, günümüz Türkiye'sinde "evrensel hukuk kuralları" yerine "orman kurallan"nm geçerli hale geldiği belirtilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin en büyük ihanet çemberi içine çekildiği, ihanet ve çıkar çeteleri fundamentalist örgütler, MAFİA grupları, GLADİO yapılanması ve uzantılarının devlet içinde kadrolaşabildikleri, bu nedenle ülkenin kurtulması için Türk gençliğinin "Kemalist harekef'ine ihtiyaç doğduğu belirtilmiştir.

Ülkenin tüm kaynaklarının yağmalandığı, talan edildiği ve ulusun geleceğinin ipotek altına alındığı, ülkeyi bu durumdan Atatürk'ün Cumhuriyet’i emanet ettiği "ulusal gençlik"in kurtaracağı, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeraltı zenginliklerini, Türk ulusunun alın teri, emeği ve üretimini "ulusal gençlik"in koruyacağı, Türk ulusunun gelmiş geçmiş ne kadar kültür, bilim ve sanat insanı varsa tümünün yaşamının zindana çevrildiği, Türk ulusunun bilim, sanat ve kültür alanlarında katliam yaşamasına "ulusal gençlik"in son vereceği, bu nedenle "Kemalist Harekef'in kurulmasının ve örgütlenmesinin planlandığı belirtilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nde içte yer alan ihanet şebekelerinin dış ülkelerin istihbarat örgütleriyle doğrudan bağlantılı olduğu, bu nedenle "Kemalist Harekef'in çeşitli ülkelerin istihbarat örgütleri ve bunların yerli işbirlikçilerini doğrudan gözetim altında bulundurması gerektiği, Kemalist hareket üyeleri içinden seçilecek olan uygun gençlerimizin çeşitli ülkelerin istihbarat örgütlerine sızması gerektiği belirtilmiştir.

Kemalist hareketin kurulacak yasal bir dernek çatısı altında evrensel sivil toplum örgütü olarak faaliyete geçirilmesi gerektiği, bu çerçevede ülke içinde olduğu gibi tüm dünya ülkelerinde örgütlenmesi gerektiği, Kemalist hareket derneğinin Kemalizm'i uluslar arası platforma taşımak zorunda olduğu belirtilmiştir.

Milli Mücadele yıllarında Türk kadınlarının çok önemli ve özel bir yeri olduğu, Kemalizm ideolojisinin kadınlara büyük önem ve değer verdiği, bu nedenle bu hareketin liderinin erkek değil kadın olmasında büyük yarar olduğu, bu durumun uluslar arası platformda da dikkat çekici bir basan sağlayacağı belirtilmiştir.

"YÖNETİM SEVK VE İDARE" başlığı altında;

  • Kemalist hareket derneği merkezinin İstanbul'da olması gerektiği,
  • Kemalist hareket derneği merkezinin, üretilen ve üretilecek olan "teorik, stratejik ve doktriner" argümanların yaşama geçirilmesi için propaganda merkezi olarak faaliyet göstereceği,
  • Kemalist hareket derneğinin yönetiminin üretilecek "teorik, stratejik ve doktriner" argümanlar ile sağlanacağı, bu türden üretimlerin dernek dışında oluşturulacak 5 kişilik "GİZLİ" bir komite tarafmdan üretileceği, söz konusu gizli komite üyelerinin birbirlerini tanımada herhangi bir sakınca olmadığı, fakat müşterek toplantılar düzenlenmesinin gizlilik prensibine aykırı olduğu, komite üyeleri ile dernek başkanı arasında iletişimi sağlayacak olan bir "KÖPRÜ PERSONEL" olacağı, dernek başkanının talimatları köprü personelden alarak uygulamaya koyacağı,
  • Dernek faaliyet ve girişimlerinin mevcut yasalara uygun olarak düzenleneceği, hukuka aykın faaliyetlerin meşruluğa gölge düşüreceği, bu nedenle dernek çatısı altında yer alacak yöneticilerin hukuk platformundaki sicillerinin önemli olduğu,
  • Günümüzde hemen hemen dünyanın her ülkesinde Türk nüfusunun bulunduğu, bu nedenle yurt dışında dernekler kurularak faaliyete geçirilmesi gerektiği, aynca dünyanın çeşitli ülkelerinde Türklerin kurduğu çeşitli dernek ve lobilerden azami ölçüde yararlanılması gerektiği,
  • Kemalist hareket derneğinin sıradan bir sivil toplum örgütü olmadığı, meşru direnme hakkının en geniş biçimde hayata geçirileceği bir direniş hareketi olduğu,
  • Kemalist hareketi derneğini oluşturacak yönetim kadrolannm gizli komite üyeleri tarafından seçilmesi gerektiği,
  • Kemalist hareket derneği liderliğini üstlenecek kişinin süreç içinde çeşitli vesileler ile gizli komite üyeleri ile görüştürülmesi gerektiği, gizli komite üyelerinin çeşitli alanlarda Kemalist hareket derneği liderine "danışman" kadrosu olarak görevlendirilmesinin çok daha uygun olacağı belirtilmiştir.

"SONUÇ" bölümünde;

Dış güçlere kendilerini satmayı içlerine sindirebilmiş olanlar haricinde tüm Türk sanatçı, aydın ve bilim insanlannın Kemalist hareket derneği çatısı altında yer almalannm sağlanabilmesi gerektiği, çünkü kitleleri kolaylıkla etki altına alıp peşinden koşturmayı başarabilen yalnızca sanatçı ve entelektüel çevreler olduğu, Kemalist hareket derneğinin ivedilikle kurulup hayata geçirilmesi gerektiği, bu hareketin finans kaynağını Türk işadamı, esnaf ve tüccarın yapması gerektiği belirtilmiştir.

Dolayısıyla her iki dokümanın yapılan değerlendirilmesinde, "ERGENEKON" Terör örgütünün halk kitlelerine ulaşabilmesi, toplumda provakatif eylemler gerçekleştirebilmesi ve her türlü toplumsal eylemler yapabilmesi için, Milli Mücadele yıllarında kurulan örgütleri günümüzde yeniden kurmayı, bu oluşumları "Ulusal Güç Birliği"

  • «

çatısı altmda toplamayı ve bu oluşumun başına BİR TÜRK KIZI'nı getirmeyi planladıkları anlaşılmıştır.

"KUVAYI MİLLİYECİ AYDINLAR HAREKETİ"

Örgüt mensuplarının ev ve işlerlerinde yapılan aramalarda şüpheli Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU'ndan, kapak kısmında "TÜRKİYE CUMHURİYETİ GENELKURMAY BAŞKANLIĞI İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANLIĞINA SUNULMAK ÜZERE HAZIRLANAN RAPORDUR. 12 MAYIS 2003" yazan ve içeriğinden H.Ümit SAYIN tarafından hazırlandığı anlaşılan (6) sayfalık doküman ele geçirilmiştir.

Söz konusu dokümanın yapılan incelemesinde; 12 Mayıs 2003 tarihinde Yrd. Doç. Dr. Ümit SAYIN tarafından hazırlandığı, genel olarak biran evvel Kuvayı Milliye örgütlenmelerinin yapılması gerektiğinin anlatıldığı görülmüştür.

Dokümanın ikinci sayfasında, "KUVAYI MİLLİYECİ AYDINLAR HAREKETİ" başlığı altında; Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ilkeleriyle belirlenmiş olan laik, demokratik, cumhuriyetçi, bağımsız, sosyal eşitlikçi, devletçi ve halkçı yapının ortadan kaldırılmakta olduğu, Anayasamızın varlığı ve güvenilirliğinin tartışılır olduğu, Anayasayı korumakla görevli Türk Silahlı Kuvvetlerinin son gelişmeler karşısında sessiz kaldığı,

Son olarak "Mütareke Hükümeti"nin üniversiteleri ve eğitimi çökertmek ve kendi kontrolleri altmda bir medrese yapısına dönüştürmek için Türk tarihindeki büyük kıyım ve kadrolaşma operasyonunu gerçekleştirmeye başladıkları, Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürü, ekonomisi, bağımsızlığı, siyasi özerkliği, stratejik kurumları ve üniversitelerin kaybedilmek üzere olduğu, bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Genelkurmayı ile koordineli olarak örgütlenmek istediklerini,

Milli güçlerin halen bir ordusu olduğunu, mütareke güçlerinin ise bir ordusu olmadığına inandıklarını, onların arkasındaki ordunun işgalci Amerikan ordusu olduğunu,

Bu nedenle Türkiye'nin pek çok yerinde filizlenerek çoğalacağına inandıkları, bir Kuvayı Milliye hareketi başlatmak istediklerini, eğer biraz daha geç kalınırsa bu veya benzeri hareketlerin bile Türkiye'yi kurtaramayacağını, Ülkemizin tamamen elden gittiğini,

"Kuvayı Milliye Hareketi Neden Gerekli?" başlığı altında; beş ayrı maddenin işlendiği, bu maddelerde genel olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çok büyük bir tehdit altında işgal edilmek üzere olduğu,

"Ne Yapmalı?" başlığı altında; Kuvayı Milliye Hareketinin temel hedefinin ulusalcı tüm güçleri kısa sürede bir çatı altında toplamak olduğu, bu amaçla en küçük birimler olan ve periyodik toplantılar yapan 8-10 kişilik çalışma grupları ile işe başlamak istedikleri, bu konuda ADD gibi sivil toplum kuruluşlarıyla direkt ve güçlü koordinasyonun şart olduğu,

Kuvayı Milliye Hareketinin en temel hedeflerinden birisinin ulusal güçleri aktive etmesi ve düşmana karşı gerek siyasi gerekse hukuki bir mücadele verilmesi, bir işgal altmda da silahlı mücadeleyle ülkenin iç ve dış düşmanlardan arındırılması olduğu, diğer taraftan da Kuvayı Milliye Hareketinin bir sivil toplum kuruluşu olan dernek veya vakıflar altında örgütlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yapılan soruşturma neticesinde; Ergenekon terör örgütününün hedefe ulaşmak için kullandığı bu yöntemi gerçekleştirdiği, 2005 ve "2006 yıllarında ülkemizin değişik vilayetlerinde, birden bire çok sayıda Kuvayı Milliye, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi, Büyük Güç Birliği, Milli Güç Platformu gibi isimler altında demekler kurulduğu, bir kısım demeklere "Noel Baba" "Ayasofya" gibi değişik isimler verilerek sivil toplum örgütleri oluşumlarına çeşitlilik kazandırmayı amaçladıkları,

Diğer taraftan bir kısım örgüt mensuplarının birden fazla demekte kurucu olarak görev aldığı, ayrıca birçok demek merkezinin de aynı adres üzerinde kurulduğu, yani çok sayıda sivil toplum örgütü kurdukları, bunlara milli mücadele yıllarında kurulan örgüt isimleri veya benzer isimler verdikleri, devamında da dokümanda belirtilen Ulusal Güç Birliği'ne benzer bir isim olarak Milli Güç Platformu ve Büyük Güç Birliği adında platform ve demek kurarak hepsini bir çatı altında toplamaya çalıştıklan, bu demeğin başına da BİR TÜRK KIZI olarak şüpheli Sevgi ERENEROL'u getirdikleri, böylelikle "ERGENEKON" terör örgütüne ait tüm sivil toplum örgütlerini Sevgi ERENEROL liderliğinde topladıkları anlaşılmıştır.

Soruşturma kapsamında kısa süre içerisinde yapılan araştırmalarda;

14.06.2005 günü Uluslar arası Noel Baba Barış Konseyi'nin kurulduğu, demeğin genel başkanlığını Muammer KARABULUT'un yaptığı, demek merkezinin Antalya ilinde olduğu,

Demek başkanı Muammer KARABULUT'un Sevgi ERENEROL ile sıkı ve yoğun ilişkilerinin olduğu, birçok gösteri ve yürüyüşte birlikte hareket ettikleri,

11.11.2005 günü Kuvvayi Milliye Derneği'nin kurulduğu, demeğin genel başkanının Mehmet Fikri KARADAĞ olduğu,

Mehmet Fikri KARADAĞ'm Sevgi ERENEROL ile ilişkilerinin olduğu ve zaman zaman Sevgi ERENEROL'un Basın sözcülüğünü yaptığı Türk Ortodoks kilisesinde görüştükleri,

15.11.2005 günü Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği'nin kurulduğu, kurucularının emekli General Hasan KUNDAKÇI, Taner ÜNAL, Levent GÜRKAN ve diğer şahısların olduğu, demeğin genel başkanlığını Taner ÜNAL'ın yaptığı,

Taner ÜNAL'ın Muzaffer TEKİN ve Mehmet Fikri KARADAĞ ile ilişki içerisinde olduğu, hatta bu demeğin kuruluşunda Muzaffer TEKİN ve M.Fikri KARADAĞ'm da bulunduğu, bazı mitinglerde talimatlan Doğu PERİNÇEK'ten aldığı, demeği Veli KÜÇÜK'ün talimatlanyla kurduğu,

04.04.2006 günü Büyük Hukukçular Birliği Derneği'nin kurulduğu, derneğin başkanlığını Kemal KERİNÇSİZ'in yaptığı ve Sevgi ERENEROL ile sürekli irtibat halinde olduğu,

10.10.2006 günü Ayasofya Derneği'nin kurulduğu, kurucularının Sevgi ERENEROL, Ergun POYRAZ, Kemal KERİNÇSİZ, Muammer KARABULUT ve diğer şahıslann olduğu,

30.10.2006 günü Büyük Güç Birliği Derneği'nin kurulduğu, dernek kurucularının Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ, Oktay YILDIRIM ve diğer şahıslann olduğu,

21.12.2006 günü Ulusal Birlik Hareketi Platformu'nun kurulduğu, platformun genel başkanlığını Semih Tufan GÜLALTAY'm yaptığı,

27.12.2006 günü Kuvva-i Milliye Derneği'nin kurulduğu, demek kuruculannm Bekir ÖZTÜRK, Oktay YILDIRIM ve diğer şahıslann olduğu tespit edilmiştir.

Bunlann yanı sıra ele geçirilen belgelerden Milli Güç Platformu adı altında farklı bir oluşum yapıldığı, bu platform altında çok sayıda değişik demeklerin toplandığı, böylelikle platform altında toplanan sivil toplum örgütlerinin yönlendirilip kontrol altına alınmasının amaçlandığı, ele geçirilen belgelerden Milli Güç Platformu'nun genel başkanlığını Kemal KERİNÇSİZ'in yaptığı anlaşılmıştır.

Bu derneklerden Büyük Hukukçular Birliği, Ayasofya Derneği ve Büyük Güç Birliği Derneğinin, Fatih ilçesinde aynı adreste faaliyet yürüttükleri tespit edilmiştir. Söz konusu derneklerin 2005 ve 2006 yıllan içerisinde belirli tarih aralıkları ile kurulmuş olmaları dikkat çeken ayrı bir noktadır.

Şüpheli şahısların hangi derneklerin kuruluşlarında görev aldıklarına bakıldığında ise, Şüpheli Sevgi ERENEROL'un, Ayasofya Derneği ve Büyük Güç Birliği Derneklerinin kurucularından olduğu, Noel Baba Konseyine de üye olduğu,

Şüpheli Kemal KERİNÇSİZ'in, Büyük Hukukçular Birliği Derneği, Ayasofya Derneği, Büyük Güç Birliği Derneği ve Milli Güç Platformu kurucularından olduğu,

Şüpheli Muammer KARABULUT'un Uluslar arası Noel Baba Barış Konseyi ve Ayasofya Derneği kurucularından olduğu,

Şüpheli Oktay YILDIRIM'ın, Büyük Güç Birliği Derneği ve Kuvva-i Milliye Derneği kurucularından olduğu,

Şüpheli Ergün POYRAZ'ın Ayasofya Derneği kurucularından olduğu,

Şüpheli Bekir ÖZTÜRK'ün Kuvva-ı Milliye Derneği kurucusu ve genel başkanı olduğu,

Şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ'ın, Kuvayı Milliye Derneği kurucusu ve genel başkanı olduğu,

Şüpheli Semih Tufan GÜLALTAY'm Ulusal Birlik Hareketi Platformunun kurucusu ve genel başkanı olduğu,

Taner ÜNAL'ın Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneği kurucusu ve genel başkanı olduğu tespit edilmiştir.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN FAALİYETLERİ

Ergenekon terör örgütünün amaçlan doğrultusunda faaliyet yürüten söz konusu sivil toplum örgütlerinin bugüne kadar gerçekleştirdiği basın açıklaması, toplumsal gösteri yürüyüşü ve benzer eylemler ile bu gösterilere katılan örgüt mensuplannm tespit edilebilmesi için İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğünden bilgi talep edilmiştir.

Temin edilen dosya ve görüntülerin yapılan incelemelerinden ERGENEKON terör örgütü mensuplannm ve örgüte bağlı sivil toplum örgütlerinin çok sayıda toplantı, gösteri, yürüyüş, basın açıklaması ve benzer eylemler gerçekleştirdikleri, bu eylemlerin neredeyse hemen hemen tamamına Sivil Toplum Örgütleri sorumlusu Sevgi ERENEROL'un bizzat katıldığı tespit edilmiştir. Şimdi de bu tespitlerden birkaç örnek verilecektir.

1- Henüz örgütün dernek ve platform kurma faaliyetleri başlamadan önce 28.12.2004 tarihinde Ergenekon terör örgütü Üyelerinden Şüpheli Vedat YENERER, internet ajans.com internet sitesi organizasyonunda, Eminönü ilçesi Sirkeci Tren Gann salonunda "YILIN KUWACISI" ödülü düzenlemiş ve böylelikle sivil toplum örgütlerinin ilk adımlan atılmıştır.

Bu törene İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Yalçın ALEMDAROGLU, Doç. Dr. Emin GÜRSES, Türk Ortadoks Patriği Basın Sözcüsü Sevgi ERENEROL ve çok sayıda kişinin katıldığı ve bu kişilere "YILIN KUWACISI" ödülünün verildiği,

Aynca Gazeteci Yazar İlhan SELÇUK ve diğerlerinin "YILIN KUVVACISI" ödülüne layık görüldükleri, fakat törene katılamadıklanndan ödüllerinin verilemediği anlaşılmıştır.

2- 05.02.2005 günü, Şişli ilçesi Anıttepe Sitesi Nadide sokak No: 17 sayılı yerde bulunan Kıbns Türk Kültür Derneğinin "KKTC'ye sahip çıkalım” konulu basın açıklaması yaptığı, basın açıklamasından sonra Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi ERENEROL ile İşçi Partisi İl Başkanı'nm sözlü açıklamalar yaptığı tespit edilmiştir.

3- Boğaziçi ve Sabancı Üniversitelerinin 23-25 Eylül 2005 tarihleri arasında düzenledikleri "Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü döneminde Osmanlı Ermenileri" konulu sempozyumla ilgili 23.09.2005 günü Milli Güç Platformu ve Büyük Hukukçular Birliği Derneği tarafından Bahçelievler'deki Bölge İdare Mahkemesi önünde basın açıklaması yapıldığı tespit edilmiştir.

4- 24.09.2005 günü Bilgi Üniversitesinde yapılan "Ermeni Soykırımı" panelini protesto etmek amacıyla, aynı gün Milli Güç Platformu ve Büyük Hukukçular Birliği Derneği tarafından Bilgi Üniversitesi önünde basın açıklaması yapıldığı, basın açıklamasına diğer şahısların yanı sıra Kemal KERİNÇSİZ ve Sevgi ERENEROL'un katıldığı tespit edilmiştir.

5- 28.10.2005 günü Fener Rum Patrikhanesi önünde Milli Güç Platformu, Büyük Hukukçular Birliği Derneği, Türk Ortadoks Kilisesi, Noel Baba Vakfı ve Milliyetçi İş Adamları Derneği tarafından "Patrikhane Yunanistan'a" konulu protesto eylemi yapıldığı, eylem sırasında Kemal KERİNÇSİZ'in kısa bir konuşma yaptığı, daha sonra Noel Baba Vakfı başkanı Muammer KARABULUT'un basın açıklamasını okuduğu,

Söz konusu eyleme diğer şahıslann yanı sıra Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ ve Zeki Yurdakul ÇAĞMAN'ın katıldığı tespit edilmiştir.

6- 09.03.2006 günü Beyoğlu Galatasay Meydanı önünde Hukukçular Birliği, Türkiye Harp Malûlleri, Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği tarafından " Van C. Savcısı Ferhat SARIKAYA'nm hazırladığı iddianameyi protesto etmek" için basın açıklaması düzenlendiği, bu gösteriye diğer şahıslann yanı sıra Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Oktay YILDIRIM ve Kemal KERİNÇSİZ'in katıldığı tespit edilmiştir.

7- 10.03.2006 günü Bilgi Üniversitesinde düzenlenen "Sivil ve Demokratik Çözüm; Türkiye'nin Kürt Meselesi" isimli paneli protesto etmek için Hukukçular Birliği tarafından basın açıklaması düzenlendiği tespit edilmiştir.

8- 07.05.2006 günü Beyoğlu Galatasaray Meydanında Hukukçular Birliği, Milli Güç Platformu, Vatansever Güç Birliği, Türkiyem Topluluğu, Aydınlar Ocağı, Türk Dünyası İnsan Haklan Derneği, Anadolu Dosluk ve Türkmen Derneği, Şehit Analan Derneği tarafından Yunanistan'ın Selanik'e açmayı planladığı "Pontus Soykmmı Anıtını" protesto etmek için basın açıklaması yapıldığı, Yunanistan Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakıldığı, eyleme diğer şahıslann yanı sıra Muzaffer TEKİN, M. Zekeriya ÖZTÜRK, Oktay YILDIRIM, Emin GÜRSES, Kemal KERİNÇSİZ ve Asim DEMİR'in katıldığı tespit edilmiştir.

9- 17.05.2006 günü Beyoğlu ilçesinde Fransız Konsolosluğu önünde Büyük Hukukçular Birliği tarafından "Sözde Ermeni Soykmmı Yasa Tasansmı" protesto etmek için basın açıklaması düzenlendiği, bu eyleme diğer şahıslann yanı sıra Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ, Asim DEMİR ve Oktay YILDIRIM'ın katıldığı tespit edilmiştir.

10- 12.06.2006 günü Beyoğlu İlçesinde Mete caddesi üzerinde bulunan AB Birliği Bilgi Merkezi önünde Türkiyem Topluluğu ve Türk Ortodoks Patrikhanesi tarafından "Türkiye'nin AB Üyeliği Müzakere Süreci" ile ilgili basın açıklaması düzenlendiği, söz konusu eyleme Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ, Asim DEMİR, Mehmet Zekeriye ÖZTÜRK ve Oktay YILDIRIM'ın katıldığı tespit edilmiştir.

11- 20.06.2006 günü Atatürk Havalimanında Milli Güç Platformu ve Büyük Hukukçular Birliğinin "Ermenistan Katolikosu II. Karakin"in ülkemizi ziyaretini protesto etmek amacıyla eylem düzenlendiği, konuk misafirin aracı geçerken grup tarafından yumurta atıldığı, olayla ilgili Merdan AYDIN, Ferdi ÇELİK, Muammer KOCADAĞLI ve Fatih SEKMAN isimli şahısların gözaltına alındığı, söz konusu eyleme diğer şahısların yanı sıra Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ ve Asim DEMİR'in katıldığı tespit edilmiştir.

12- 28.07.2006 günü Şişli 3. Asliye Ceza Mahkemesinde "Bir Milyon Ermeni, Otuz Bin Kürt Öldürüldü" şeklindeki beyanlarından dolayı yargılanan Orhan PAMUK'u protesto eylemi düzenlendiği, söz konusu eyleme diğer şahısların yanı sıra Sevgi ERENEROL, Oktay YILDIRIM ve Fuat TURGUT'un katıldığı tespit edilmiştir.

13- 19.11.2006 günü Çağlayan Meydanında Bağımsız Türkiye Partisinin açık hava toplantısı düzenlediği, miting sırasında Kemal KERİNÇSİZ tarafından "Türk Milletine Çağrı, İstanbul'a geldiği takdirde Papa'yı ülkemizde istemiyoruz-faaliyetine mutlaka katılın" başlıklı bildiri okunduğu, mitinge yaklaşık 2500-3000 kişinin katıldığı tespit edilmiştir.

14- 18.12.2006 günü Sultanahmet Adliyesi önünde Doç.Necip HABLEMİTOGLU'nun ölüm yıldönümü nedeniyle Hukukçular Birliği, Ayasofya Derneği, Milli Güç Birliği ve Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği tarafından basın açıklaması düzenlendiği, söz konusu eyleme Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ, Muzaffer TEKİN, Asim DEMİR ve Rafet ARSLAN'm katıldığı tespit edilmiştir.

15- 30.08.2006 günü Kadıköy rıhtımda Kuvayi Milliye Derneği tarafından "Vatan topraklarının satıldığı, ülkenin parçalanmak üzere olduğu vesilesiyle ve bugünü 30 Ağustos Zafer Bayramı olması vesilesiyle, Ankara iline Anıtkabir'e gidip Ata'ya şikayet edecekleri" konusu ile ilgili protesto eylemi düzenledikleri, eylem çerçevesinde Kadıköy Rıhtım Caddesinden E-5 Acıbadem Köprüsüne kadar yürüdükleri, eylem sırasında dernek başkanı Mehmet Fikri KARADAĞ'm kısa bir konuşma yaptığı ve grubun Ankara'ya gitmek üzere hareket ettiği tespit edilmiştir.

16- Ulusal Birlik Platformu Başkanı Semih Tufan GÜLALTAY'm Muzaffer TEKİN ve Sevgi ERENEROL ile irtibatlı olduğu tespit edilmiştir. Muzaffer TEKİN, Semih Tufan GÜLALTAY'm Sevgi ERENEROL'un kilisede düzenlenen toplantılara katıldıkları tespit edilmiş, bu şekilde görüntülerinin olduğu görülmüştür.

17- 25 Ekim 2003 tarihinde Ankara ilinde Cumhuriyetin 80. yılı kutlamaları çerçevesinde düzenlenen gösteri, yürüyüş ve miting ile ilgili belgeler ve görüntüler Ankara Emniyet Müdürlüğünden temin edilmiştir.

Söz konusu belgelerin yapılan incelemesinde; 25 Ekim 2003 tarihinde Ankara Üniversitesi rektörü başkanlığında 7 kişiden oluşan düzenleme kurulu tarafından Cumhuriyetin 80. yılı kutlamaları kapsamında gösteri, yürüyüş ve miting düzenlendiği, bu mitinge çeşitli üniversite ve sivil toplum kuruluşlarına mensup şahısların katıldığı, kalabalığın Celal Bayar Bulvarı üzerinde toplanıp, Tandoğan Meydanı ve Anıt Caddesini takiben Anıtkabir'e kadar yürüdüğü, Bu yürüyüşte "ORDU GÖREVE, ATATÜRK GENÇLİĞİ" yazan pankart ve dövizlerin taşındığı, gösteriye diğer şahısların yanı sıra dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU'nun da katıldığı,

Ankara Emniyet Müdürlüğü görevlilerince düzenlenen tutanaklarda "Ordu Göreve, Atatürk Gençliği" ibareli dövizi taşıyan kişilerden bir kısmının İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi Dilek BİLGİN, İstanbul Üniversitesi öğrencisi Okan ERSOY olduğu,

Ayrıca İstanbul Üniversitesi öğrencilerinden Utku Umut BULSUN, İsmail BOSTANOĞLU, Nur ARSLAN, Onur Güneş AYAŞ, yüksek lisans öğrencisi Özgür BINNUR, araştırma görevlisi Ali Emre ÖZSOY ve Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Can Berk BİRGÜL ile Engin GİRGİN'in de gösteriye katılan şahıslardan olduğu tespit edilmiştir.

ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUPLARINDAN ELE GEÇİRİLEN FOTOĞRAFLARIN İNCELENMESİNDE:

Şüpheli Sevgi ERENEROL'dan elde edilen fotoğraflar incelendiğinde; Şüpheli Sevgi ERENEROL'un sık sık Türk Ortadoks kilisesinde toplantılar düzenlediği, bu toplantılara, şüpheliler Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Mehmet Fikri KARADAĞ, soruşturma sırasında ölen Kuddusi OKKIR, İsmail EKSİK, Kemal KERİNÇSİZ, Oktay YILDIRIM, Emin GÜRSES ve Semih Tufan GÜLALTAY'm katıldıkları tespit edilmiştir.

Diğer şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda ele geçirilen fotoğrafların yapılan incelemesinde;

2006 yılı içersinde "YILIN KUVVACISI" ödül töreninin yeniden düzenlendiği, bu törene de ismi geçen şahısların katıldığı tespit edilmiştir.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ İLE İLGİLİ ŞÜPHELİ İFADELERİ Şüpheli Sevgi ERENEROL ifadesinde;

"Ulusal Güç Birliği Hareketi hakkında bir bilgisinin olmadığını, Milli Güç Birliği Platformu isimli bir oluşumlarının olduğunu, daha sonra bu oluşumu dernekleştirerek Büyük Güç Birliği Derneğini kurduklarını, kendisinin Ayasofya Derneği, Büyük Güç Birliği ve Noel Baba Konseyine üye olduğunu, kendisinin Ayasofya Derneği Başkanı olduğunu,

Veli KÜÇÜK'ü 2005 yılından buyana tanıdığını, Türk Ortodoks Patrikhanesinde törenlere katıldığını, Muammer KARABULUT'un Noel Baba Konseyinin başkanı olduğunu ve uzun süredir tanıştıklarını, Muzaffer TEKİN'i 2002 yılından buyana tanıdığını, ailecek görüştüklerini, cezaevinde de ziyaret ettiğini, Ergün POYRAZ ile Necip HABLEMITOGLU nun cenaze töreninde tanıdığını, sık görüştüklerini, ceza evine ziyaretine gittiğini, Mehmet Fikri KARADAĞ'ı Muzaffer TEKİN vasıtası ile tanıdığını, Patrikhanede yapılan törene ve basın açıklamasına geldiğini, Fuat TURGUT'ile izmir ilinde yapılan bir etkinlikte tanıştıklarını, görüşmelerinin olduğunu, Mehmet Zekeriya OZTURK ile yapılan basın açıklamalarında tanıştığını, Oktay YILDIRIM'ı 2005 yılından buyana tanıdığını, basın açıklamalarında tanıştığını, Kemal KERİNÇSİZ ile 2005 yılındaki bir etkinlikte tanıştığını, bundan sonra görüşmelerinin devam ettiğini, aile dostu olduğunu, Büyük Güç Birliği ve Ayasofya Derneğinde birlikte faaliyette bulunduklarını" beyan etmiştir.

Kemal KERİNÇSİZ ifadesinde;

"Büyük Hukukçular Birliği ve Büyük Güç Birliği Derneği ve Ayasofya Derneğinde üyeliğinin olduğunu, bunun yanı sıra 11. Türk Dünyası Kurultayına Büyük Hukukçular Birliği Başkanı olarak katıldığını" beyan etmiştir.

Kemal KERİNÇSİZ'in iş yerinden elde edilen bilgisayarın incelemesinde; "Milli Güç Birliği Derneği.doc" isimli dosyada; Vatanseverler Güç Birliği Derneği'nin Tüzüğü olduğu görülmüştür. Söz konusu dernek tüzüğünün Büyük Güç Birliği derneğinin amacı ile aynı olduğu anlaşılmıştır. 28.10.2005 günü saat 11.00 sıralarında Fener Rum patrikhanesi önünde Milli Güç Platformu, Hukukçular Birliği, Milliyetçi İşadamları Derneği, Türk Ortodoks Kilisesi ve Noel Baba Vakfı tarafından ortaklaşa bir protesto gösterisi düzenlenmiş, Noel Baba Vakfı başkanı Muammer KARABULUT tarafından basın açıklaması okunmuş, Patrikhane kapısına bir adet siyah çelenk bırakılmıştır. Kemal KERİNÇSİZ, Zeki Yurdakul ÇAĞMAN, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL ve Veli KÜÇÜK'ün etkinliğe katıldığı resimlerden anlaşılmıştır.

Şüpheli Mehmet Zekeriye Öztürk ifadesinde;

'Muzaffer TEKİN ile 2005 yılında bir konferansta tanıştıklarını, ilişkisinin olduğunu, Sevgi ERENEROL'u, Türk Ortodoks Kilisesi sözcüsü olarak tanıdığını, nerede tanıştıklarını tam hatırlamadığını, Kemal KERİNÇSİZ'in Büyük Hukukçular Derneği Başkanı olduğunu, 2005 yılında bir panelde tanıştıklarını,

Kendisinin Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği üyesi olmadığını, Derneğin başkanlığını Taner ÜNAL'ın yaptığını, Derneğin bazı davetlerine katıldığını, Oktay YILDIRIM, Kuddusi OKKIR isimli şahısları da VKGBII Derneğinin bir davetinde tanıdığını, Albay Fikri KARADAĞ, Hüseyin GÖRÜM ve İbrahim ÖZCAN' in VKGB' den ayrılarak Kuvayi Milliye Derneğini kurup faaliyete başladıklarını, VKGB'nin 2004 Haziran 'da Maltepe de düzenlediği bir buluşmaya katıldığını" beyan etmiştir.

Şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ ifadesinde;

"Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK'ü Muzaffer TEKIN'in yanından tanıdığını, Sevgi ERENEROL 'u ile tanıştıklarını, toplantı, paskalya törenleri ve kardeşi Paşa ERENEROL 'un patriklik görevine başlama törenine katıldığını, Kemal KERÎNÇSİZ'i de Patrikhanenin düzenlediği programlarda tanıdığım Veli KÜÇÜK ile 1992 - 1993 yılında Ağrı İl Jandarma Alay Komutanlığına atandığı zaman tanıştığını, emekli olduktan sonrada görüştüklerini,

Muzaffer TEKİN ile devre arkadaşı olduklarını, 2005 yılında Vatan Sever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneğinin İstanbul Şubesi için kendisinin uygun görüldüğünü, bu Derneğin Ankarada yapılan toplantılarına katıldığını, Taner ÜNAL'ın başkan seçildiğini, kendisini de teşkilattan sorumlu başkan yardımcısı olarak seçtiklerini, ancak daha sonra Taner ÜNAL dan dolayı bu dernekten ayrıldığını, 11 kasım 2005 tarihinde Kuvayi Milliye Derneğini, Binvar KURBANOĞLU, Türkan GÖRÜM, Sezin ALPER, Nevzat ÇETİN, Savaşan TOSUN ve Mehmet BEŞLİOGLU isimli şahıslarla kurucular kurulunu oluşturarak kurduklarını, Hüseyin GÖRÜM ve İbrahim ÖZCAN sabıkalı olduklarından dolayı kurucular kurulunda yer almayı uygun bulmadıklarını,

Semih Tufan GÜLALTAY hapisteyken Semih Tufan'in kardeşi Emre GÜLALTAY'ı Muzaffer TEKİN'in bürosunda tanıdığını, daha sonrada görüşmelerinin olduğunu" beyan etmiştir.

Şüpheli Oktay YILDIRIM ifadesinde;

"... Türkiye Harp Malûlü Gaziler Şehid Dul ve Yetimleri Derneği üyesi olduğunu, ayrıca kuruluş aşamasında bulunan Kuvvai Milliye Derneği istanbul temsilcisi olduğunu, Muzafer TEKİN'i Mahmut ÖZTÜRK vasıtasıyla tanıdığını, sürekli görüştüklerini," beyan etmiştir.

Şüpheli Muammer KARABULUT ifadesinde;

"1991 yılında Antalya valisi Saffet ARIKANBEDÜK ün desteği ile Noel baba etkinliklerine başladığını ve 1995 yılında da Noel Baba Vakfını kurduğunu, .... 2005 yılında da, Uluslararası Noel baba Barış Konseyi Derneği "ni diğer şahıslarla birlikte kurduklarını, Noel Baba Vakfının uluslararası faaliyette bulunmasının yasal olmaması nedeniyle, Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi Derneğini kurduklarını, 2006 yılında maddi sıkıntılardan Noel Baba vakfının kapatıldığını,

Antalya Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi Derneği başkanı olduğunu ayrıca Ayasofya Derneği ve Milli Güç Birliği Derneği üyesi olduğunu, Milli Güç Platformu" da görev aldığını ancak tüzel bir kişilik olmadığı için Milli Güç Birliği Derneği kurulduğunu,

Oktay YILDIRIM isimli şahsı Kemal KERİNÇSİZ'Hn Fatih"te bulunan ofisine gittiğinde gördüğünü, aynı ortamda Sevgi ERENEROL ve Ergün POYRAZ'in da olduğunu, Muzaffer TEKİN'i de bu şahısların yanında, basın açıklamalarında tanıdığım Veli KÜÇÜK, Ergün POYRAZ'ı da Sevgi ERENEROL vasıtası ile tanıdığını" beyan etmiştir.

Şüpheli Emin GÜRSES ifadesinde özetle;

"Sevgi ERENEROL'u, vatansever bir milliyetçi olarak tanıdığını, görüştüklerini, Patrikhanede düzenlenen toplantılara ve başka yerlerde düzenlenen toplantılara katıldığını, Ergün POYRAZ'ı da Sevgi ERENEROL' dan dolayı tanıdığını, patrikhanede gördüğünü, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ile telefonla görüştüğünü, ayrıca bir toplantıda gördüğünü Veli KÜÇÜK ile de tanıştığını, arada bir görüştüklerini, Muzaffer TEKİN ile de görüşmesinin olduğunu " beyan etmiştir.

Şüpheli Fuat TURGUT ifadesinde özetle;

"Son bir yıldır izmir'de faaliyet gösteren Türk Dünyası Kültür ve insan Hakları Derneğinin genel başkan yardımcılığı görevini yürüttüğünü, aynı zamanda bu derneğin avukatlığını da yaptığını, bunun dışında herhangi bir siyasi parti ve dernek üyeliği bulunmadığını,. Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ ve Oktay YILDIRIM'ı tanıdığım Veli KÜÇÜK ile yüz yüze tanışamadıklarını" beyan etmiştir.

Şüpheli Ergün POYRAZ ifadesinde özetle;

"2007 yılı ocak ayından bu yana Ayasofya Derneği üyesi olduğunu, Oktay YILDIRIM ve Sevgi ERENEROL 'u tanıdığım " beyan etmiştir.

Şüpheli Veli KÜÇÜK ifadesinde özetle;

"Herhangi bir dernek veya kuruluşa üyeliğinin bulunmadığını, Türkiye'de emekli subaylar derneği dahil hiçbir derneğin üyesi olmadığını, bu gibi dernek veya kuruluşların bir nevi anormallik ve sapıklık olduğunu düşündüğünü,

Türk kızı imajım ilk defa duyduğunu, böyle bir kızın olduğunu ve mevcudiyetini de bilmediğini, Muammer KARABULUT ile arkadaş olduklarını, Noel baba vakfı başkanı olduğunu, Mehmet Fikri KARADAĞ ile birlikte görev yaptıklarını, emekli olduktan sonra da görüştüklerini, Muzaffer TEKİN ile Batı Trakya dergisinden tanıştıklarını, bazı etkinliklerde birlikte olduklarını, Sevgi ERENEROL'u tanıdığını, bazı etkinliklerine katıldığını, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK'ü gazeteci Güler KÖMÜRCÜ vasıtası ile tanıdığını" beyan etmiştir.

Şüpheli Muzaffer TEKİN ifadesinde özetle;

"Hiçbir sivil toplum örgütüne ve hiçbir siyasi partiye, sendikaya ve derneğe üye olmadığını, Mehmet Fikri KARADAĞ'in Harp Okulundan sınıf arkadaşı olduğunu, istanbul 'da Kuvayi Milliye Derneğini kurduğunu,

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi oluşumundan ayrılan arkadaşlarının yeni bir oluşum meydana getirerek kendisinin lider olmasını teklif ettiklerini, bu amaçla Hüseyin GÖRÜM, İbrahim ÖZCAN, Kuddusi OKKIR ve birçok kişi ile tanışıp birlikte Türkiye'nin çeşitli yerlerine gittiklerini, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Başkanının Taner ÜNAL olduğunu,

Sevgi ERENEROL ile tanıştıklarını, Patrikhaneye gittiğini, Semih Tufan GÜLALTAY ile tanıştığını, bu şahsın ceza evine girmesinden sonra ailesi ile ilgilendiğini, " beyan etmiştir.

Şüpheli Semih Tufan GÜLALTAY ifadesinde özetle;

"1998 yılında AKIN BİRDAL olayından ceza evine girdiğini, 4,5 yıl ceza yatıp şartla tahliye olduktan sonra, Ulusal Birlik Partisi adında bir partinin genel başkanlığına getirildiğini, ancak daha sonra sabıkası sebebi ile ayrıldığını, Ulusal Birlik Platformu adı altındaki platform kurduğunu, platformun dernekler kanununa göre oluşturulduğunu, bu platformda 49-50 tane kurucu derneğin bulunduğunu,

Muzaffer TEKİN ile ceza evinde iken görüştüğünü, ceza evinden çıktıktan sonrada görüşmesinin olduğunu, yine Muzaffet TEKİN vasıtası ile Sevgi ERENEROL ile Taksimde bulunan Türk Solu binasında tanıştıklarını, daha sonra Sevgi ERENEROL'un davetlerine gittiğini Veli KÜÇÜK ile Türk Dünyası Araştırmalar Vakfında karşılaştıklarını, Yozgat Ceza evinde iken Tuncay GUNEY'in yanına geldiğini Veli KÜÇÜK'ün emrinde çalışan istihbarat görevlisi olduğunu anlattığını, Mehmet Zekeriya OZTÜRK ile de tanıştıklarını" beyan etmiştir.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ İLE İLGİLİ TELEFON GÖRÜŞMELERİ

Tape:2, 26.02.2007 günü saat:14.03'de M.Fikri KARADAĞ ile Y. A. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Y. A.'nun "Evet bi isteğiniz bi emriniz olduğu zaman biz de burda sizinle beraberiz bunu bilmenizi istedim" "Şişli Esentepedeyim" dediği, M.Fikri KARADAĞ'm "karargaha bi ziyarete gelsene madem o kadar iyisin" "Kuvai Milliye karargahı, mabedi bi gör, Atatürk'ün karargahı burası" "Kadıköyde askerlik şubesi var eski askerlik şubesi, yeni Rasim Paşa Emekli Subaylar Derneği Halit Ağa Çeşmesi" diyerek yeri tarif ettiği tespit edilmiştir.

Tape:109, 30.04.2007 günü saat:15.16'de M.Fikri KARADAĞ ile Tayyar..? in yaptığı görüşmede; M.Fikri KARADAĞ'm Merkez Komutanlığında Tuğgeneral N. Ö. ile konuştuğunu, askerlik problemi konusunda, bu şahsın yanma gidip derdini anlatması gerektiğini, oraya gidince Kuvayi Milliyeci olduğunu anlatmasmı söyleyerek "..ordan küçük bir paket yap, benim adıma götür, kendi adına sakın götürme" diyerek şahsı merkez komutanlığına gönderdiği tespit edilmiştir.

Tape:158, 24.06.2007 günü saat:19.41'de M.Fikri KARADAĞ ile Kahraman ŞAHİN arasındaki telefon görüşmesinde özetle ;

Yapılan bir kamp toplantısından bahsettikleri, Kahraman ŞAHİN'in " nasıl değerlendiriyon baba" "Bugünkü gündemi" dediği, M.Fikri KARADAĞ'm "Gayet güzeldi" "Gençliği de konuşturduk, gençliği konuşturmayı unutmayalım bundan sonra" " çok önemli, hatta bi de güzel, iyi bir kadın bulsak, oda konuşsa, her seferinde bi kadın bi genç" diyerek gençlere konuşma yapması için kadın konuşmacı ayarlamaya çalıştıkları, konuşmanın ilerleyen bölümlerinde siyasi konulardan bahsettikleri, M.Fikri KARADAĞ'm "...Gürcistanda, Amerikada, İngilterede, Ermenistanda, Suriyede, Arabistanda, gidin Türklere dininiz elden gidiyo deyin, başbakan da olursunuz cumhurbaşkanı da olursunuz diyo, yani bizim millet ohh batan geminin mallan deyip propagandayı yapıyor, bakan oluyor, başbakan oluyor, herşey oluyorlar, Cumhurbaşkanı bile oluyorlar, Turgut Özal gibi orospu çocuğu mesela" "Neden işte bu bizim yapacağımız işten sonra olamayacaklar" dediği, konuşmanın son bölümlerinde Muzaffer TEKİN'in Bursa'da bi evde daha bazı malzemelerin çıktığından bahsettikleri tespit edilmiştir.

Tape:39, 13.07.2007 günü Erkut ERSOY ile M.Fikri KARADAĞ arasındaki telefon görüşmesinde özetle ;

Erkut'un "Erkut ben komutanım Özel Büro" dediği, Fikri KARADAĞ'm da "Tamam Erkut, şeylen Özel Büro terimini kullanıyoruz biliyorsun" "ÖZEL BÜRO FALAN YOK, BİR TEK KUVAYİ MİLLİYE VAR TAMAM MI EVLAT" diyerek örgütün tüm faaliyetlerinin Kuvayı Milliye Derneği adı altında yürütüldüğünü ifade ettiği anlaşılmaktadır.

Tape:214, 09.08.2007 günü saat:22.20'de MUHAMMET YÜCE ile FEVZİ' nin yaptığı telefon görüşmesinde; M.YÜCE'nin Kuvvayi Milliye Derneğinden bahsederek "Bakıyorum orada 500 tane işyerini bağlamış her ay 100 milyon yardım topluyor derneğe, PARA DİREK BİZİM FİKRİ ALBAYIN ELİNE KALIYOR, şimdi benide oraya yönetime aldı, ... DEDİM GÜZEL ADAMLARIMIZ VAR, DEDİM HER TÜRLÜ DEDİM BİZ KOŞUŞTURURUZ DEDİM, TAMAM DEDİ, MUHAMMET DEDİ, ZATEN BEN SENİ BİLİRİM DEDİ, GEL DEDİ, BEN SİZİ YÖNETİME ALACAM DEDİ, beni yönetime aldı" "... KUVAYİ MİLLİYE RESMİ DERNEĞİ EMNİYET ARKASINDA JANDARMA ARKASINDA HİÇ BİR SORUNUMUZ YOK YANİ" dediği, Tape:478-479-480-481, 18.08.2007 günü Muhammet YÜCE'nin Selim AKKURT'a gönderdiği mesajlarda; "HALAOĞLU GÖKTÜRK HAFTAYA PARAYI ALIYO, HEMEN GELECEK, ZATEN BEN ALBAYLA YİNE GORUSTUM, IS TAMAM. HEMEN EKİBİ KUR DIYO, DERNEYE YARDIM ADI ALTINDA PARALARI TOPLASINLAR, DIYO BUTUN ZENGİNLERİN VE ESNAFIN LİSTESİNİ VERECEK BİZE, O BASIMIZDA BİZ KOSTURACZ, BEN ÇARŞAMBA ORADAYIM" şeklinde mesaj gönderdiği,

Tape:373, 25.06.2007 günü Saat:20.16'da Kahraman ŞAHİN/ Niyazi...? ile Begüm...? Arasındaki telefon görüşmesinde;

Begüm'ün "Biraz önce Fikri Paşayla konuştum, onu haber vereyim dedim" "Kapıda yakaladım paşayı, gel dedim konuşucam senle" konuştuk bi yarım saat" dediği, Kahraman'm "Bugünde ben fırça attım ona" "Bir tane çocuk vardı, onun numarası yazılmamış üyelik numarası falan" "Dedim gençlere ne yapıcan sen dedim, mahvettiniz bizim gençliğimizi dedim. Kalkıyorsun gençlerden şey istiyorsun falan neyse ondan sonra yumuşadı" dediği, Begüm'ün "Paşa çok sinirli" "Ama güzel planları var, benim içime su serpti" dediği, Kahraman'm "...hazır yani her şeyimiz" dediği, Begüm'ün "Ya bir şey söylicem Kahraman, Paşaya söylemedimde, Şu şehitlerden dolayı, Erdoğan'a inat bi miting düzenleyemiyor muyuz İstanbul'da" dediği, Kahraman'm "Düzenleriz" "Ama gel yardım et o zaman" "..gel çarpışalım" "Para olucak, ben bulucam parayı, 2-3 tane işimiz var, inşallah biticek" dediği,

Tape:366, 24.10.2007 günü saat:22.14'de Kahraman ŞAHİN ile Abdullah...? Arasındaki telefon görüşmesinde;

Abdullah'ın "Ya sana ulaşmak ne kadar zorlaştı böyle" dediği, Kahraman'm "Ya biraz dışandaydım Ankara'ya falan gittim geldim" dediği, Abdullah'ın "kendi işin mi yoksa Kuvvayi Milliyenin mi" dediği, Kahraman'm ".. kendi işim de vardı, öyle de, telefonda pek konuşmak istemiyorum bu tür şeyleri" dediği,

Tape: 3192, 12.11.2007 günü saat 13:03 sıralarında 02423240352 nolu telefonla Sevgi ERENEROL'un yaptığı telefon görüşmesinde; " BU ARADA DUYDUNMU? VATANSEVER GÜÇ BİRLİĞİNİN HEPSİ TAHLİYE OLDU " şeklinde beyanlarda bulunduğu,

14.11.2007 günü saat:12.40'da Muammer KARABULUT ile Sevgi ERENEROL arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

M.KARABULUT'un "Yani yazıları biz koyuyoruz şeye ...." "siteye tabi onlar Hakan ....yazı bile yazmıyor yani çocuk" "Bir tek onlara Milli Gücü bıraktık biliyorsun" "hatta Ergün... içeriye girdiğinde eğer bunu kapatalım mı dediler" "Şeyi Milli Gücü" "adından dolayı" dediği, S.ERENEROL'un ".... neyi kapatılacakmış nesi varmış kapanması için" dediği,

Tape :1038, 14.11.2007 günü saat: 17.23'de Veli KÜÇÜK ile M. E. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Veli 'nin "Mehmetçim merhaba. Vakıftayım ya Türk Dünyasmdayım, sen ne...?" dediği, Mehmet'in "İş ihtiyacı olan kimse var mı?" "Ya bizim Sönmez beyin bi işi var da. Sönmez KÖKSAL'm. Onda çalışacak birini şey ediyoruz ..." "...Erkek de yani birazcık bu şey banka alacaklarıylan ilgili çalışacak." "Muhasebe filan değil. Daha çok istihbarata yönelik." dediği Veli'nin "Tamam, anladım ben. O vakit bizim emeklilerden birini bulmam lazım sana." dediği, Mehmet'in "Ya biraz da genç olursa daha iyi olur." dediği Veli'nin "Genç işte emekli derken, Binbaşılıktan falan ayrılmış bu işi girebilecek." dediği, Mehmet'in "SENİN ESKİ KONUNA GİRDİĞİ İÇİN, onun için aklıma geldin." dediği,

Tape: 3197, 24.11.2007 günü saat:14:15 sıralarında, Sevgi ERENEROL'un Veli KÜÇÜK ile yapmış olduğu görüşmede; VELİ KÜÇÜK'ün "...SEVGİ HANIM MERHABA VELİ PAŞA....PATRİKHANE Yİ ARADIM YAKUP ÇIKTI GELMEDİLER DEDİ Bİ UĞRARAYIM DEDİM Bİ GÖREYİM DİYODUM..." dediği, Sevgi ERENEROL' un ise " TAMAM, BEKLİYORUM" dediği,

Tape :1063, 30.11.2007 günü saat: 14.20'de Veli KÜÇÜK ile Sevgi ERENEROL arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Veli'nin "Sevgi hanım merhaba Veli Paşa." "Patrikhanede misin?" diye sorduğu, Sevgi'nin onaylaması üzerine Veli'nin "...Vakıftayım Türk Dünyasında. ...Yanma bi 5 dakka uğrayacam. Ordan da müsait olursan ararım seni, bi çayını içmeye gelecem." dediği, Sevgi'nin "Tamam tamam." dediği,

Tape :1064, 30.11.2007 günü saat: 15.50'de Veli KÜÇÜK ile S. Ş. A. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Ş.'in "Sen ne yapıyorsun paşam?" diye sorduğuveli'nin "Ben şeydeyim, Paşa beyin yanındayım, patrikhanedeyim. Patrik Türk Ortodoks Patrikhanesi." "PATRİK BEYİN YANINA GELDİM. Bİ GÖREYİM DEDİM." dediği,

16.12.2007 günü saat:14.13'de Muammer KARABULUT ile Kemal KERİNÇSİZ arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

M.KARABULUT'un "...ben sana yolladım" "Yani elimden geldiği kadarıyla başka şeylerde koymaya çalıştım" dediği, K.KERİNÇSİZ'in "Abi bu arada bu arada biz Sah günü mı şey adliyesinin önünde İstanbul adliyesinin önünde saat 12 de Necip HAPLEMİTOĞLU'na ilişkin faili meçhul dosyanın soruşturmanın işletilmesi ve genişletilmesi konusunda bir dilekçe vereceğiz bide bir basın açıklaması yapacağız" dediği, M.KARABULUT'un "Evet aynen yolla" "Siteye koyalım" dediği, KKERİNÇSİZ'in "Hem siteye koy abi hem de şey yap ismini sen söyle her tarafa bi yaydıralım onu" dediği, M.KARABULUT'un "Ben o konuda Hürriyette çıkan habere istinaden" dediği, K.KERİNÇSİZ'in "Ha maniplasy onlar yapıyolar ya özellikle o Ümraniye oparasy onuna bakan savcı onlar zaten hepsi düzeyleri belli olan belli bir tarikat mensubu insanlar" dediği, M.KARABULUT'un "Peki ona dem vuracakmısm" dediği, K.KERİNÇSİZ'in "Tabi tabi zaten o konuyu da işleyeceğiz yani öyle bir maniplasyon yapılıyor ki abi düşüne biliyormusun yav o davanın o davanın avukatlarmdan tut sanıklarına kadar HABLEMİTOĞLUNU candan sevmiş yüreğinde hisseden adeta onun kanıyla bütünleşmiş olan insanlar ve bu insanlara bu cinayeti sorumlusu tutulmak isteniyor böyle iş olabilir mi abi sen bu konuda bi yazı yazsana başarılı olduğun nokta bu senin" "Ya avukat BUZOĞLU şeyin avukatı Hüseyin BUZOĞLU eee ismini sen söyle geçmişte haşır neşir olmuş rahmetli ile Necip HABLEMİTOĞLU ile" "Davalarına girmiş çıkmış ki en yakın dostlarından bir tanesi Ergün anlatabildim mi bu Ümraniye operasyonundan dolayı adam tutuklu yani düşüne biliyormusun yani kimler suçlanmaya çalışılıyor o yüzden bizim buna bir- müdahale etmemiz lazım" dediği,

M.KARABULUT'un "Yani şimdi Egun'la HABLEMİTOĞLU'nun ilişkisini bilmiyor mu ondan sonra o öldürülen Deniz Subayı var bitane Petrolle ilgilenen biyorsun biliyorsun değimli onu" "Orda hedef HABLEMİTOĞLU'n dan sonda Ergun biliyorsun" "Adam yani Ergun üç Dakka geç çıkmasa o evde onla birlikte o da öldürülecekti" görüşmenin devamında Recep Tayyip ERDOĞAN ile ilgili "SAYIN DAVASI" hakkında konuştukları, bu davadan dokunulmazlığı kalkınca ceza alacağı, siyasi hayatının biteceği ile ilgili konuşmalar yaptıkları,

Tape:308Q, 18.12.2007 günü saat: 13.02 de, Kemal KERİNÇSİZ ve C. Ç.'ın yapmış olduğu telefon görüşmesinde; Sultanahmet Adliyesi önünde, Hablemitoğlu cinayetinin yıl dönümü münasebetiyle ile ilgili yapmış oldukları basm açıklamasından sonra görüşme yaptıkları anlaşılmaktadır. Kemal KERİNÇSİZ'in " RAMİS PAŞAM İLE BİRLİKTE VATAN CADDESİNDEKİ ORDUEVİNDEYİZ, GELMEK İSTERSEN GEL, GELİRKEN BİZİM BURAK VAR ADLİYENİN ÖNÜNDE ONU DA AL..." dediği, Cevat ÇALIK'm "TAMAM OLDU, GÖRÜŞÜRÜZ.." diyerek, şahısların yapmış oldukları basm açıklaması, mitinglerde ve anma günlerinde, bazı emekli askerlerinde bulunduğu, bu anma törenine ayrıca, Sevgi ERENEROL, AY-YILDIZ HAREKETİNİN başkanı, Büyük Hukukçular Derneği üyelerinin katıldığı anlaşılmaktadır.

Tape :1001, 21.12.2007 günü saat:14.58'de Veli KÜÇÜK ile Sevgi ERENEROL arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

SEVGİ'nin "Veli paşa iyi bayramlar dilerim" "25'inde de bizim Noel bayramımız İstanbul'da" dediğiveLİ'nin "Ay'ın 25'inde Noeliniz tamam orda oiacaz inşallah" dediği, SEVGİ'nin "Bekliyoruz 11'inden itibaren bekliyoruz sağolun" dediği,

25.12.2007 günü saat: 09.40'de Sevgi ERENEROL ile Veli KÜÇÜK arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Veli KÜÇÜK'ün "... ne zaman gelelim ne zaman programınız" dediği, Sevgi ERENEROL'un "Saat 11 den itibaren" dediği Veli KÜÇÜK'ün "iyi biz 11 den sonra geliriz öyleyse Necla hanımla" dediği,

09.01.2008 günü saat:19.56'da Güler KÖMÜRCÜ/M.Zekeriya ÖZTÜRK ile A. T. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Görüşmenin başında Güler KÖMÜRCÜ, A. T. ile karşılıklı sohbet ettikten sonra Güler'in telefonu yanında bulunan M.ZEKERİYA ÖZTÜRK'e verdiği, A.'in M.ZEKERİYA ÖZTÜRK'e hitaben "Biz öğlen yemek yedik hanımlar bu Atatürkçü Düşünce Derneğinin şeyi Yeniköy Şubesine üye kaydediyorlarmış bizim arkadaşlar onlarda" "Bugünde onların en yüksek başındaki Orgeneral kim" dediği, M.ZEKERİYA'nm "Şener Eruygur Paşa" dediği, A.'in "Kaç milyonda iki yiz kırk kişiyiz diyo şey iki yüz kırk bin kişiyiz diyo ayıptır yani diyo" dediği, M.ZEKERİYA'nm "Doğruda ama birazcık o zaman şikayet ediyorlarsa dışarıyı bi dinlesinler kulak versinler ne oluyo İşçi Partisinin arka bahçesine döndü orası" "E tabi yani bu yıllardır bilinen gerçek bu" "Asker İşçi partisi o yüzden zaten orayı arka bahçe haline getirdi geliyor onlardan iki kelime öğreniyor gidiyo Aydınlıkta yazıyo Ulusal kanalda yayınlıyor" "Onlar gibi düşünen adam oluyor askerlerde oraya sinek gibi üşüşüyo yani emeklileri" "Yani acayip bir döngü yarattılar Masonik bir yarım bir yaklaşım bile olabilir yani orda" "Ha yani nedir Atatürkçü Düşünce Derneği ben bir kısımını gördüm Ankara Hiltonda T.Ö. geliyodu Cumhuriyet Kadının olarak çıkmışlar yaşa Tuncay hoşgeldin iyiki geldin iyiki sen varsm sen olmazsan biz mahvolmuştuk diye sloganlar atıyolardı" dediği, A.'in "Zaten biliyosun ADD İnglizcede ADD Dikkat Dağınıklığı ,Dikkat Bozukluğu demek hastalık adı" dediği, M.ZEKERİYA'nm "Doğru söylüyosun yani öyle ... Allahtan Halk ingilizceyi bilmiyor" "Çok kişinin haberi yok yo bayrak hareketinde olay böyleydi zaten T. Ö.'nın militer şeyleri geldi paramiter güçleri geldi" "Koruma halkası oluşturdular CHP ile ADD ile falan böyle yani buraya hizmet ediyor artık..." dediği,

Tape :1024, 12.01.2008 günü saat:13.08'de Veli KÜÇÜK ile A.Ç. arasındaki telefon görüşmesinde özetle; VELİ'nin "Sayın valim ne yaptınız" "Ben vakıftayım yemeğe gel yukarı gel sayın valim" dediği, AYHAN'm "Komutanım oraya çıkmayalım biz ama bir görüşelim" dediğiveLİ'nin "Tamam geldiğinde içeri ben haberim olsun..." dediği, AYHAN'm "...o bizim milletvekilimiz de gelsin size bir allahısmarladık diyecek tamam" dediği,

22.01.2008 günü saat:11.55'te Emin GÜRSES ile X Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Emin'in "Muhtar sende şey var mı HaberTürk televizyonu" "Veli KÜÇÜK'le beraber birçok adamı içeri aldılar." "Bi bişey var hem de öyle mesela Güler KÖMÜRCÜ var gazeteci. Onu da almışlar hiç bunlarla bi ilişkisi yok. Demek ki mesela benim bildiğim bi ilişkisi yok. Biçok toplantıya ben gittim. Hiçbir zaman Güler KÖMÜRCÜ'yü orda görmedim. Bunlar gizli toplanıyorlar diyor. GİZLİ TOPLANTILARDA BİLE GÖRMEDİM GÜLER KÖMÜRCÜ'YÜ. Demek ki bunun haricinde benim gitmediğim bunlar ayrı bi iş çeviriyorlar." dediği, X Şahsın "Şimdi ben bu konuyu açtım vatandaşa. Surdaki telefonlarına onlar bile paravan. BANA VERİYOR CEP TELEFONU ŞUNLA GÖRÜŞELİM. Diyorum senin yasallağın nedir? Ben devleti temsil eden biriysem, ben devletten hizmeti vatandaşa ulaştırmam lazım." "Bu dedi paraylan olur. Dedim nasıl paraylan olur ya. Devlet dedim ona hizmeti dedim bedellen satar mı halkına dedim ya. Bu devlet olmaktan çıkar dedim ya. Bu dedim özel şirket midir dedim ya. Böyle bişey var ben bunu kime, ben sana bunun fotokopilerini istersen fakshyayım." Dediği, Emin'in "Ya bunu Emniyete sorsana bu... nedir diye." Dediği, X Şahsın "Bu Emniyetten ya bu neyse telefonla konuşulmayı da." "BEN BUNU ŞEYE YOLLAYIM MI ÇÖLAŞAN'A?" dediği, Emin'in "ÇÖLAŞAN'a gönder. Mustafa BALBAY'a gönder. Cumhuriyetten ikisi ikisine de gönder ...onlar beraber..." dediği,

22.01.2008 günü saat: 11.49'da Emin GÜRSES ile X Şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Emin'in "...Ortodoks Kilisesinde toplantı olurdu mesala. Bu günler münler ben bir defa mesela herhalde 5-5 yıldan fazladır oraya giderim ben." dediği, X Şahsın "Bu Enver ALTAYLI meselesinden dolayı almış olmasınlar?" diye sorduğu, Emin'in "Enver ALTAYLI ne iş yapıyo. Dün akşam bi konuştu ondan sonra ne oldu ne yapıyor ki. "Yani CIA bağlantılı belli dün akşam konuşurken Nazara anlattı." dediği, X Şahsın "Valla bu büyük bir operasyona benziyo ama ben şimdi bu çocuk beni arıyodu kapattı. Tekrar arar ben sana dönerim." dediği, Emin'in "Kemal'i anlarım, Kemal KERİNÇSİZ bunlarla beraberdi sürekli." dediği,

22.01.2008 günü saat: 14.40'ta Emin GÜRSES ile Devrim...? arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Emin'in "... Sami Hoştan'la Sevgi Erenerol'ün ne ilişkisi var?" "Veli paşa Veli paşayla Sevgi Erenerolle Güler Kömürcü'nün ne ilişkisi var?" "Hocam ben bunların bütün toplantılarına katıldım." "...Sevgi'nin yaptığı toplantılarda özellikle Kilisede yapıldı. Bu toplantı Karaköy'deki Kilisede. O Kilisedeki toplantıda hiç bi zaman ben o Kuvayi Milliye, onlar CIA ile bağlantılı. Bi iki tane Kuvayi Milliye örgütlenmesi var." "O Albay falan onlar, onların yanımıza geldiğini hiç görmedim." dediği, Devrim'in "SEN NERDESİN?" diye sorduğu, Emin'in "BEN EVDE DEĞİLİM, BAŞKA BİYERDEYİM." "...Sevgi'nin yaptığı tek şey Muzaffer Yüzbaşıyı gidip ziyaret etmek. .. .Danıştay Meselesiyle bunun ne işi var. Danıştay Meselesinin arkasında İsrail'in olduğunu aylardır söylüyoruz ve bu konuda şahitler çıktı. Şahitleri bile Savcılık dinlemedi." dediği, Devrim'in "Ya burada ciddi bi hegemonya savaşı var." Dediği, Emin'in "Ya Türkiye'de içerde karşılıklı savaş var. Bunun dış bağlantısı da var. Nasıl ki Sedat Peker'in içeri atılmasını isteyen Amerikan Büyükelçisidir. ...Bunların da başka bi bağlantısı var." dediği tespit edilmiştir.

Tape 3083, Kemal KERİNÇSİZ ile Erdoğan KAYA arasındaki telefon görüşmesinde özetle: Söğütlüler Demeği Başkanı olan Erdoğan KAYA'ya hitaben Kemal KERINÇSIZ'in "bir noktada devletin yapamadığını, bugün zaten devletin bunu yapmaları mümkün değil, devlet zaten karşı güçlere geçmiş işgal edilmiş kurumuyla kuruluşuyla, yani işgalci güçler devleti ele geçirme gayretine girmiş" .. "orda ra.. paşa var... generaller var albaylar var, bissürü şey var yani çok nitelikli insanlar var... yani bi çoğunu tanımıyorsunuz siz tabi de, profesörler var baya bi aydm kesim vardı." ..."senin derneği de bizim, ay-yıldız birliğine al..","o konuda, hatta imkan nisbetinde bulunduğunuz yerde... diğer dernekler varsa oraya sokmaya çalışın", "iş genişlemektir anlatabildim mi genişlemektir.. Oralardan buraya geldiniz ateşler yakıyorsunuz.." dediği anlaşılmıştır.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRME:

Yukarıda anlatılan demeklere bakıldığında, Büyük Hukukçular Birliği, Ayasofya Demeği ve Büyük Güç Birliği Demeğinin Fatih ilçesinde aynı adreste bulunduğu, şüphelilerden Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ, Ergün POYRAZ, Muammer KARABULUT ve Oktay YILDIRIM'm bu demeklerin kuruluşlarında görev aldığı tespit edilmiştir.

Diğer taraftan şüphelilerden Oktay YILDIRIM'm Kuvva-i Milliye Demeğinin kumlusunda, Kemal KERİNÇSİZ de Milli Güç Platformunun kumlusunda görev aldığı tespit edilmiştir.

Kuvvayı Milliye Demeği Başkanı şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ ile Ulusal Birlik Hareketi Platformu Başkanı şüpheli Semih Tufan GÜLALTAY'ın şüpheli Sevgi ERENEROL'un toplantılarına katıldığı, şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ'm bir dönem Merkezi Ankarada bulunan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği demeğinde görev aldığı tespit edilmiştir. Öte yandan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Yöneticilerinin Veli KÜÇÜK ve Muzaffer TEKİN ile irtibatlı olduğu da bilinmektedir. Bu hususlar ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak anlatılacaktır.

Öte yandan söz konusu sivil toplum örgütlerin gerçekleştirdikleri toplantı gösteri yürüyüş ve basın açıklamalanna bakıldığında, neredeyse belirtilen bu demeklerin birçok eylem ve gösteriye birlikte katıldıkları, bu gösteri ve eylemlere örgütün yönetici kadrosunu oluşturan şüpheliler Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Kemal KERİNÇSİZ, Oktay YILDIRIM, Fuat TURGUT, Emin GÜRSES ve Sevgi ERENEROL'un de bizzat katıldığı görülmüştür.

Ayrıca elde edilen fotoğraflardan söz konusu sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri olan şüpheliler, Mehmet Fikri KARADAĞ, Semih Tufan GÜLALTAY, Kemal KERİNÇSİZ, Oktay YILDIRIM, Muammer KARABULUT ve Ergün POYRAZ'ın Sevgi ERENEROL'un Türk Ortadoks kilisesinde düzenlediği toplantılara ve konferanslara katıldıkları,

Zaman zaman bu toplantılara örgütün yönetici kadrosunu oluşturan Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN ve örgüt üyesi Emin GÜRSES'in de katıldığı tespit edilmiştir.

Dolayısıyla elde edilen tüm bu deliller; Uluslar arası Noel Baba Barış Konseyi, Büyük Hukukçular Birliği Demeği, Ayasofya Demeği, Büyük Güç Birliği Demeği, Kuvva-i Milliye Demeği, Kuvayı Milliye Demeği, Milli Güç Platformu ve Ulusal Birlik Platformunun "ERGENEKON" terör örgütüne bağlı sivil toplum kuruluşları olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan Milli Güç Platformu ve Ulusal Birlik Platformu altında çok sayıda demeği toplayarak diğer Sivil Toplum Örgütlerini kontrol altına almayı amaçladıkları anlaşılmaktadır.

Nitekim gerçekleştirdikleri eylem ve gösterilere bakıldığında, diğer demeklerin de katılmalarını sağlayarak kendilerine ait olmayan sivil toplum örgütlerini de örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda yönlendirdikleri ve kontrol ettikleri görülmektedir.

Dolayısıyla elde edilen tüm bu veriler, Dinamik-Ulusal Güç Birliği Kuvayı Milliye Dokümanında belirtilen, Ulusal Güç Birliği yerine çok benzer bir isim olan Büyük Güç Birliğinin kullanıldığı, bu birliğin liderliğini de BİR TÜRK KIZI olarak şüpheli Sevgi ERENEROL'un yaptığı açıkça anlaşılmıştır.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN AMACI

Demeklerin tüzüklerinde belirtilen amaçlarına bakıldığında, her birisinin ayrı ayrı amaçlan olduğu halde, düzenledikleri toplantı gösteri ve yürüyüşlerde neredeyse hemen hemen hepsinin birlikte hareket ettiği görülmektedir.

Gerçekleştirdikleri gösteri, yürüyüş, basın açıklaması ve eylemlere bakıldığında bir taraftan örgütün propagandasını yaptıkları, böylelikle yeni açılımlar sağlayarak örgüte güç sağlamayı, diğer taraftan da örgütün amaçlan doğrultusunda ülkede darbe zemini oluşturacak eylemler yapmayı planladıklan anlaşılmaktadır.

Fakat söz konusu Sivil Toplum örgütlerinden Kuvayı Milliye ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi demeklerine bakıldığında diğer sivil toplum örgütlerinden farklılıklannm olduğu daha ziyade örgüte istihbarat ve silahlı eylem gerçekleştirebilecek kadrolardan oluştuğu, gerçekleştirdikleri ya da gerçekleştirmeyi planladıklan eylemlerle ülkede kaos, anarşi ve terör meydana getirmeyi amaçladıklan, özellikle Türk-Kürt düşmanlığım körükleyerek kardeş kavgası çıkmasına sebebiyet verecek eylemlere giriştikleri görülmüştür. Bu nedenle bu (2) demek aynca aynntılı olarak anlatılacaktır.

KUVAYI MİLLİYE DERNEĞİ (1919);

İçişleri Bakanlığı Demekler Dairesi Başkanlığı Demekler Denetçileri tarafından İstanbul İlinde faaliyet gösteren 34-126-063 kütük numaralı "Kuvayı Milliye Derneği"nin Demekler Mevzuatı Hükümleri çerçevesinde denetlenmesi neticesinde ; Demeğin 11.11.2005 tarihinde kuruluş bildirimi ve eklerini İstanbul Valiliği İl Demekler Müdürlüğüne vererek kurulup tüzel kişilik kazandığı, Demeğin faaliyet adresini İstanbul Valiliği İl Demekler Müdürlüğüne "Rasimpaşa Mahallesi, Yavuztürk Sokak, No:6, Kadıköy-İstanbul" olarak bildirdiği, Demeğin 16.04.2007 tarihli beyannamesinde üye sayısını 215 olarak bildirdiği, Demeğin İstanbul Valiliği İl Demekler Müdürlüğüne verdiği 2006 yılma ilişkin 16.04.2007 tarihli beyannamesinde Kars İlinde bir şubesinin ve yurt içinde 58 ve yurt dışında da 2 temsilciliğinin bulunduğunu bildirdiği, Demek tüzüğünün 1.2. maddesinde Demeğin amacının "Kuvayı Milliyecilerin anılannı önder sayarak ve onlann geleneklerini sürdürerek, milli egemenliğimize, kültürümüze ve değerlerimize dayanarak, yaşamamıza ve gelişmemize engel veya tehdit oluşturacak her türlü güç ve olaylara karşı, yurttaşlan aydınlatmak, birleştirmek ve mücadeleye katmak ve yukanda sayılan değerleri korumak ve kollamak için gerekli çalışmalan yapmaktır. ..." şeklinde belirtildiği,Derneğin 20.03.2006 tarihinde yapılan ilk olağan genel kurul toplantısına ilişkin 27.03.2006 tarihinde İstanbul Valiliği İl Demekler Müdürlüğüne verdiği genel kurul sonuç bildirimine göre demek organlanna seçilenlerin Mehmet Fikri KARADAĞ Genel Başkan, Binvar KURBANOĞLU Genel Başkan Yard.,Ahmet TÜRKYILMAZ Sayman, Hüseyin GÖRÜM Genel Başkan Yard. (Tşk.), Av. Nevzat ÇETİN Demek Hukuk Müşaviri, Sezin ALPER Yönetim Kurulu Üyesi, Türkan GÖRÜM Yönetim Kurulu Üyesi, Ali ÖZOĞLU,Dernek Basın Müşaviri Hatice BAHTİYAR Dernek Halkla İlişkiler Müşaviri, isimli şahıslann olduğu belirtilmiştir.

Kuvayı Milliye Demeği 11.11.2005 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ'm önayak olması ile kurulmuştur. Derneğin, Sivil Toplum Örgütü görüntüsü altında Ergenekon Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren,silahlı eylemler gerçekleştirme kabiliyetine sahip bir hücre yapılanması içerisinde olduğu toplanan delillerden anlaşılmaktadır.

Kuvayı Milliye Derneğine yönelik ilk soruşturma şüpheli Murat ÇAĞLAR'm 07.01.2007 tarihinde İstanbul Pendik ilçesinde bir araç içersinde örgütsel dokümanlar ile yakalanması ile başlatılmıştır.

Murat ÇAĞLAR'm yönetimindeki araçtaki dokümanların bir kısmının silahlı suç, terör örgütü üyelerinin veya tetikçi şahısların davranış kurallarını gösterir notlar olduğu, bir kısmının ise değişik kişilerle ilgili istihbari bilgi notlan olduğu anlaşılmıştır.

(1) numarası verilen el yazısı not kağıdında; İstihbarat Jargonu Başhğmm Olduğu Ve Altında "Çiftçi=Tetik Çeken Kelle Alan, Çöpçü=Silahşörlere Lojistik Destek Sağlayan, Tavşan=Operasyondaki Hedef, Namazdan Sonra=Cuma Öğleden Sonra, Alış Veriş=Operasyon, Yemlemek=Dolar Vermek, Kış Uykusuna Yatmak=Emir Gelinceye Kadar Hiçbir Şey Yapmamak, Perdeleme=Koruma Altına Alma, Çizgi=Ülke Sının, Şirket=Cıa Merkezine Denir Türk İstihbaratçılarda Mit' E Şirket Diyor" şeklinde notların yazılmış olduğu görülmüştür.

(2) numarası verilen el yazısı not kağıdında; "Pantolonun Ağ Kısmı Derin Ve Bol Olacak, Ayakkabı Kaymamak Ses Çıkarmamalı Koşmaya Müsait Olmalı, Ceket Kabalarından Aşağıda Uzun Olur Dışarıya Hafif Bombe Verilir Tabanca Tamamen Kaybolur, Takım Elbiselerin Astarları Düğmeleri Kolay Sökülmeyecek Cinsten Olmalı Kavgada Sökülenler İleride Yakalandığında Mahkemede Delil Olarak Kullanılabilir, Büyük Ve Sağlam Pamuk Mendil Çok Önemlidir, Her İşe Yarar Yaranın Üzerine Bastmrsan Kan Kaybını Önler, İç Çamaşırı Slip Olmaz, Bokser Gibi Şort Olmalıki Aleti Yani Tabancayı Rahat Koyabilesin Külotunun Lastikleri Elinin Kalınlığında Olmalıki Alet Düşmesin, Kemerler Amerikadan Özel Gelir Son Delikten Sonra Kemer İçinde Bir Boğayı Rahatlıkla Kesebileceğin Çok Keskin Bıçak Görevi Yapan Bir Metal Vardır Bu Kemerler Çok Pahalıdır Piyasada Satılmaz" şeklinde notların yazılmış olduğu görülmüştür.

(4) numarası verilen el yazısı not kağıdında; "Kimlik Gizli Kalmalıdır, Anne-Baba Kardeş Senin Kimliğini Bilmemelidir, Kimlik Taşınmaz, Şirket Telefonundan Ulaşılır, Numara Gizlidir, Yazı Tipleri Çok Yönlüdür, Sağ Ve Sol El Kullanılmalıdır" şeklinde notların yazılmış olduğu görülmüştür.

Diğer belgelerde ise değişik kişilere ait istihbari bilgiler olduğu görülmüştür. Murat ÇAĞLAR, dokümanların kendisine ait olmadığını, aracın Kuvayı Milliye Derneğinin kullanımında olduğunu, bu nedenle söz konusu belgeleri araç içerisine diğer Dernek çalışanlarının bırakmış olabileceğini beyan etmiştir.Bu beyan üzerine, Kuvayı Milliye Derneğinin Kadıköy'de bulunan binasında arama yapılmış,bulunan 2 adet Bilgisayar ve 8 adet CD'ye el konulmuştur.

15.10.2006 tarihli CD'nin incelemesinde; Kuvayı Milliye Derneğinin Mersin ilinde yaptığı toplantı görüntülerinin olduğu, ilk olarak Derneğin Mersin İl Başkanı Kemal CAN AY'm konuşma yaptığı, Kuvayi Milliye Derneğinin kuruluş amacını ; "...1919 daki Kuvayi Milliye ruhu Mersin'de başlamıştır. Türkiye'yi dalga dalga saracaktır ve hainlerin korkulu bir rüyası olacaktır. Bazı arkadaşlarım soruyorlar, ne yapacaksınız, sizde onlar gibi normal bir dernek mi olacaksınız, hayır arkadaşlar biz bu harekatı Kuvayı Milliye harekatı, Mustafa Kemal ATATURK'ün harekatıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK 1919 da Samsuna ne yapmışsa, çıktığı zaman bizde onu yapacağız.... Ama bunu yapmak için de önce teşkilat kuracağız ..." sözleri ile anlattığı tespit edilmiştir.

Görüntünün bir bölümünde, Kemal CANAY'nın "Genel Başkan Yardımcım" olarak takdim ettiği Hüseyin Kerim BAYRAKTAROĞ LU (Hüseyin GÖRÜM) 'nun ; "...Kuvayi Milliye Hıyaneti Vataniye Kanunu zamanı geldiğinde yürürlüğe girmesi için çalışacaktır, 11 Kasım 1938 den bu güne kadar ihanet eden her şahıs, her kurum ve kuruluş hesabını verecektir....." şeklinde konuşma yaptığı tespit edilmiştir.

Görüntünün ilerleyen bölümlerinde Mehmet Fikri KARADAG'm kürsüye geldiği, Kuvayi Milliye davası için, herkesin tanıdıklarını çağırmasını istediği ve "... daha ömür istiyorum, ne için biliyor musunuz, vatan hainlerinin ülkeyi sömüren alçakların, şerefsizlerin, sonunu görmek, darağaçlarında sallandıkları günü görmek için ..." şeklinde konuştuğu, Kuvayi Milliye Derneğine üye olacak, bu uğurda elini, gövdesini, kafasını, bütün varlığını taşın altına sokacak, arkadaşlarına özel bir yemin ettirdiğini, yemine başlamadan önce Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Erzurum'da iken etrafında kalan veya kalmayanlara söylediği açıklamayı yapacağını belirterek, "sevgili arkadaşlarım bu uğurda ölmek var, öldürülmek var, öldürmek var, bu uğurda zorluklarla karşılaşmak var, bu işe girip bin kere pişman olup, nereden bu işe başladım deyip, kendini doğduğu güne kahır ettirmek var, çoluk çocuğun önünde mahcup olmak var" şeklinde konuşmasını sürdürdüğü ve daha sonra bu "Kuvva Yemini" olarak bilinen yemin ettirdiği tespit edilmiştir.

Kanal 33 1. CD Forum programı içeriğinde; Sunucu ile Mehmet Fikri KARADAĞ arasında uzun bir konuşma olduğu, konuşmanın bir bölümünde vatana ihanet eden yöneticilerden bahsedildiği, Mehmet Fikri KARADAG'm "bunların tamamının isim listesi, hesap numaraları 13.000 'den fazla 13.500 civarında, hepsi bizde var, onların en çok güvendikleri bize bunları getirdi" şeklinde konuşma yaptığı tespit edilmiştir.

Kanal 33 2. CD Forum programı içeriğinde; Sunucu ve Mehmet Fikri KARADAĞ arasındaki söyleşinin devam ettiği, uzun bir söyleşi sonrasında Mehmet fikri KARADAG'm "Kuvayi Milliyenin vazgeçilmez prensiplerini söyleyelim ve bitirelim. Oyunu daima Türk milleti kuracak, herkesin oyuncağı olmayacak, asla unutmayacak ve ihaneti asla affetmeyecek, bunu bütün millete vaat ediyorum " şeklinde konuşma yaptığı tespit edilmiştir.

2 Nolu VCD nin incelemesinde; Uzun bir konuşma olduğu, konuşmanın sonunda Kuvayi Milliye Derneği Başkanı Mehmet Fikri KARADAG'm "Kuvayi Milliye Kemal Atatürk'ün devleti kurduğu zamandan beri devam ediyor, Elimizde Türkiye'nin Kaynaklarını, Siyasi Kimlik Kartını Kullanarak Çalan, Sömüren Yağmalayan 13.500 Kişinin İsmi Vardır, bunun karşılığı da yurt dışındaki değeri 480 milyar dolardır, bunları sentine kadar getireceğiz, Kuvayi Milliye olarak buna and içtik" dediği tespit edilmiştir. Dernek binasından el konulan bilgisayarlarda ; -komisyonlar.DOC isimli word dosyasının içeriğinde; iki sayfalık yazılı metin olduğu, yazının üst tarafında Kuvayi Milliye Derneğinin armasının bulunduğu, sayfanın "Aşağıda tasarlanan şema derneğimizin işleme yapısında yapılacak düzenlemeler, komisyonlar, kurullar ve bunların işlevlerinin tasviri için hazırlanmıştır" yazısıyla başladığı, hemen altında Genel Başkan Mehmet Fikri KARADAĞ, Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin GÖRÜM ve Sayman Kahraman ŞAHİN yazdığı, bu yazıların altında komisyonlar başlığı altında sekiz ayrı komisyonlarla ilgili başlıklar ve bu başlıkların altında her komisyonun görevlerini anlatır açıklamalar olduğu görülmüştür.Bunlarda özetle ;

Özel Kuvvetler Komisyonu: "Bu komisyon savaş anında, seferberlik anında ve şanlı ordumuz tarafından ihtiyaç duyulduğu anlarda görev yapacak olan Kuvayi Milliye Kuvvetlerini oluşturmak ve hazırlamakla görevlidir, ... ayrıca Kuvayi Milliye'nin güvenliğinden sorumlu olup alt kurullar oluşturacak, güvenlik şirketi ve benzeri ticari işlere girecek"

Din Komisyonu: "Bu komisyon dini kullanarak toplumu kandıran zihniyeti ve unsurları ortadan kaldırmak için çalışacak "

Yayın Komisyonu: "Komisyon, derneğin tüm yayın reklam ve benzer işlerini gerçekleştirip diğer komisyonlarla ortak çalışacaktır."

Strateji Ve Dış İlişkiler Komisyonu: "Komisyon Kuvayı Milliye'nin dış ilişkilerini, politikasını belirleyip ulusal güvenlik stratejileri geliştirip hayata geçirecek" yazdığı görülmüştür.

Eğitim Komisyonu: "Komisyon, derneğin eğitim faaliyetlerini ve kurumlarını hayata geçirecek" Büyük Birleşme Komisyonu: "Komisyon Türkiye'nin içinde bulunduğu kaos ortamından doğan birleşme arayışı için birçok vatandaşımızı bir araya getirip sorunların üzerine beraber gidilmesini sağlayacaktır "

Atatürkçülük Komisyonu: "Komisyon ismini taşıdığı tüm vazifeleri eksiksiz yerine getirip Atatürkçülüğü genç neslimiz için bir yaşam tarzı haline getirmeye çalışacaktır" Büyük Türk Birliği Komisyonu: "Komisyonun işlevi ve içeriği şimdilik teşkilatımız tarafından gizli gerçekleştirilecektir"

Yazdığı,yazmm devamında kısa bir açıklamanın daha olduğu ve en alt kısımda da Kuvayı Milliye yazdığı görülmüştür.

komisyonlar.DOC isimli word dosyanın 03.11.2006 tarihinde oluşturulduğu, 501JJ70X840602 seri numaralı hard diskin alman imajında C:\belgeler ozel\komisyonlar.DOC adresinde yer aldığı tespit edilmiştir.

Şüpheli Murat ÇAĞLAR'm kollukta kendisi ile yapılan mülakatta; Diğer anlatımlarının yanı sıra "... .Kuvayı Milliye Derneğinde kaldığı süre içerisinde kendilerine, vatanın elden gittiğinin, bir an evvel halkın ayaklandırılması gerektiğinin, ayrıca Kuvvayi Milliye Derneğinin mevcut orduya alternatif yeni bir ordu kurma yetkisinin olduğunun, bunun için maddi güç kazanmaları gerektiğinin, mevcut ordunun içinde bölünmeler olduğunun, vatan hainlerinin olduğunun anlatıldığını, bu nedenle sık sık yardım toplandığını, bu çerçevede kendisinin de çok defa bu yardım toplama faaliyetlerine katıldığını..." beyan ettiği belirtilmiştir.Murat ÇAĞLAR daha sonra alman C.savcılığı ifadesinde de aynı beyanlarını tekrar ederek mülakattaki beyanlarını teyit etmiştir.

Bu kapsamda yapılan soruşturmada, Derneğin Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Ali ÖZOĞLU'nun 25 Mayıs 2006 da tarihli TEMPO DERGİSİNE röportaj verdiği tespit edilmiş , bu röportajda özefle;"2007 yılı içersinde metropolleri kuşatan başta Kürt mafyası olmak üzere tüm şehir terörüne karşı bir girişim başlatacaklarını, tam 2000 motorize ekipten oluşan telsizli istihbarat ekipleri hazırladıklarını, bu ekiplerin istanbul içinde ve iki yakada başta Kürt mafyası olmak üzere her türlü Organize Suç Şebekesine ve mafyaya karşı mücadele etmekle görevli olacağını" beyan ettiği görülmüştür.

Murat ÇAĞLAR'm anlatımları ve ele geçen doküman, bilgisayar ve CDTerin incelenmesinde, Kuvayı Milliye Derneği yöneticilerinin etraflarına topladıkları bir kısım sabıkalı şahıslar ile dernek adı ve sivil toplum kuruluşu görüntüsü altında illegal faaliyetler gerçekleştirdikleri anlaşılmıştır.

İlk başta Kuvayı Milliye Derneği Genel Başkanı Mehmet Fikri KARADAĞ liderliğinde organize bir suç örgütü olduğu izlenimini veren bu oluşum ile ilgili soruşturma devam ederken, Mehmet Fikri KARADAĞ'm Ergenekon Terör Örgütü yöneticisilerinden Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL ve diğer şahıslarla irtibatlı olduğu tespit edilmiştir. Bu ilişkileri incelenip soruşturulduğunda, Kuvayı Milliye Derneğinin Mehmet Fikri KADARAĞ liderliğinde hareket eden bir organize bir suç örgütü olmayıp Ergenekon Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren bir hücre yapılanması olduğu anlaşılmış, bu nedenle Kuvayı Milliye Derneğine yönelik soruşturma Ergenekon Terör Örgütüne yönelik yürütülen soruşturma ile birleştirilmiştir.

Esasen, Kuvayı Milliye Derneğinin Ergenekon Terör Örgütünün kendisine bağlı "Sivil Unsurların" kurulması ve örgütlenmesi amacı ile hazırladığı "Lobi" adı verilen gizli-örgütsel çalışması uyarınca kurulan "Lobi Yapılanmasının" karart ve bu yapılanmanın Sivil Toplum Kuruluşları alanındaki faaliyet şekil ve esaslarını birlemek için hazırladığı "Dinamik" adı verilen örgüt dokümanında gösterilen "Kuvayı Milliye Cephesi gibi Milli Mücadele yıllarında kurulan örgütlerin günümüzde yeniden kurulması ve faaliyete geçirilmesi uygun görülmüştür" hedefinin uygulamaya konulması amacı kurdurulduğu, derneğe konulacak ismin dahi "Dinamik" isimli örgüt belgesinde belirlendiği anlaşılmaktadır.

Buna karşın Kuvayı Milliye Derneğinde faaliyet yürüten birçok şüpheliden elde edilip önemi nedeni ile aşağıda özetlenen, logosu yanında "Kuvayı Milliye Genel Merkezi" başlık ve "Kuvayı Milliye Nedir" alt başlıklı 5 sayfalık bilgisayar çıktısı metinde ; Türk Ordusunun tarihi gelişiminden, 1.Dünya Savaşından sonra dağıtılmasından, vatan topraklarının düşman tarafından işgal edilmesinden, devletin halkını ve ülkesini koruyamadığı gerçeğinin farkına varan halkın savunma içgüdüsü ile Kuvayı Milliye birliklerini kurduğundan, askerlerin bir bölümünün de milis güçlerinin oluşumuna destek verdiklerinden , elde kalmış bir kaç parça silahın milislere aktarıldığından, genç subaylar'm da milis güçlerinin öncü ve lider kadrolarını oluşturduğundan, bu ortamda Kuvayı Milliyenin doğrudan doğruya Harbiye Nezareti (Savunma Bakanlığı) ve Erkanı Harbiyei Umumiye (Genelkurmay)'ye bağlı olmadığı için kontrol ve disiplinini sağlamanın yeterince mümkün olmadığmdan,Kuvayı Milliyenin kendi içerisinde bir bütün oluşturmadığından, milis güçlerinin kumandanlannmdan bir kısmının asker kökenli olmalarına karşın o an ordu kadrosu içerisinde yer almayan veya istifa eden genç subaylar ile emekli olan subaylar, bir kısmının eşraf,bir kısmının efeler,bir başka grubun da eşkiya reislerinden oluştuğundan, dolayısıyla bu gruplarda genel bir karargah,kumanda bütünlüğü,silah birliği,ortak hareket olmadığından, bu nedenle zaman zaman yanlışlıklara, keyfi uygulamalara yönelebildiklerinden, Meclis açıldıktan sonra Ankara Hükümeti ile bağlantılarını sürdürdüklerinden, Büyük Millet Meclisi düzenli ordularının yetersiz kalıp ayaklanmalara tek başına cevap veremediği durumlarda Kuvayı Milliyenin devreye girdiğinden, Kuvayı Milliye'nin görevini yerine getirerek işgal ordusunun yayılmasını önledikten sonra kesin sonucun alınması için düzenli ordu birliklerin yanında yer aldığından, Hıyaneti Vataniye Kanununun çıkarılması ve İstiklal Mahkemeleri'nin kuruluşu ile hainlerin hak ettiği cezalara çarptırıldığından, milli ordu kurulmasman ardından da ebedi Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa'nm yönetiminde zaferin kazanıldığından, en son aşamada da ordu-millet bütünleşmesi ile milli devrimlerin gerçekleştirildiğinden bahsedilerek, aynısı ile "...günümüzde de aziz vatan toprakları can düşmanlarımıza pazarlanmakta, kahraman ordumuz sanki başka bir milletin ordusuymuş gibi her fırsatta yıpratılmakta, yer altı ve yerüstü milli servetlerimiz yabancılara peşkeş çekilmekte, Cumhuriyefin bütün maddi ve manevi kazammları çılgınca yok edilmeye çalışılmakta, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü gözlerimizin önünde parçalanmaya devam etmekte, velhasıl tarih tekerrür etmektedir.Büyük Atamızın Gençliğe Hitabesi'ndeki her şey mevcut ve gerçekleşmek üzeredir.O halde; Ey Türk'ün asil evlatları!..Kuvayı Milliye zamanı değil mL " şeklindeki yazılar bulunduğu tespit edilmiştir.

Gerçekte, örgüt amaç ve ilkelerine aykırı davrandıkları kabul edilen yönetimi, askeri bir müdahalenin sağlanmasını temin edip hukuk dışı yoldan yönetimden uzaklaştırmayı , bu amaçla kamuoyunda askeri bir müdahalenin haklılığı temin için ülkede karışıklık veya silahlı bir halk ayaklanmasına neden olabilecek derecede tepki çekip, yönetim zafiyeti oluşturacak provakatif terör eylemleri organize etmeyi amaçlayan ve gerçekleştiren Ergenekon Terör Örgütü, Kuvayı Milliye Derneğindeki yapılanması ile ; bu ve buna benzer birçok dokümanda demokratik sistemin tüm kurumlarıyla yaşandığı ülkeyi kurtuluş savaşı yıllarında işgal edilerek istilaya uğramış Anadolu topraklan gibi gösterip, bu savaşın kazanılmasındaki önemli rolüne hemen kimsenin itiraz etmeyeceği Kuvayı Milliyenin tarihe malolup her zaman saygı ile anılan hatırasından yararlanıp vatandaşları yanıltarak "hain" ve "düşman" olarak gösterdikleri kişiler aleyhine Kuvayı Milliye Dernekleri ile orgutleyıp silahlı mücadeleyi de içerir şekilde faaliyet göstermeye çağırarak örgüt propagandası yaptığı anlaşılmaktadır.

Ergenekon Terör Örgütünün Kuvayı Milliye Derneğindeki illegal yapılanmasının, legal faaliyetle çerçevesinde örgütün amaç ve ilkelerine aykırı davrandıkları düşünülen yönetim aleyhindeki miting,gösteri,yürüyüş v.b. sivil toplum faaliyetlerinde istihdam edildiği, Orhan PAMUK,Fehmi KORU,Ahmet TÜRK, Osman BAYDEMİR veya Sebahat TUNCEL gibi etnik,siyasi,yazar ve gazeteci kişilik ve kimlikleri ile uluslar arası düzeyde dahi tanınan ve dile getirdikleri bazı söylemleri nedeni ile de yandaşları olduğu kadar halkın bir kısmının tepkisini de çeken kişilere yönelik suikast planladığı, bazı şahıs ve kurumlar hakkında örgüt amaçları doğrultusunda istihbari bilgiler toplayarak hukuka aykırı bir şekilde kişisel veri olarak kaydettiği, yine örgüte gelir temin etmek için tahsilat amaçlı bazı şahıslan takip ettikleri tespit edilmiştir.

Mehmet Fikri KARADAĞ liderliğindeki bu hücre yapılanması içersinde hiyerarşik bir ilişki olduğu, belirli bir emir komuta zinciri içinde hareket ettikleri, örgüt mensuplarının sözde yüzbaşı,binbaşı,komutan,karargah,operasyon v.b. askeri terimler kullandıkları, yöneticiler ile konuşurken "Komutanım, Emredersiniz" şeklinde hitap ederek hiyerarşik yapıyı ortaya koydukları görülmektedir.

Soruşturma evrakından bu yapılanmanın örgüt üyelerinin amaçlan doğrultusunda planladıklan eylemleri gerçekleştirmede kararlı oldukları, bu eylemleri gerçekleştirmek amaç ve iradesiyle bir araya geldikleri ve hedefleri doğrultusunda ciddi çalışmalar yaptıklan görülmektedir. Kuvayı Milliye Derneği yönetici kadrosunun etrafianna topladıklan kişilere, vatanın elden gittiği, halkın bir en evvel ayaklandmlması gerektiği, ülkede birçok hainin olduğu, bunlann cezalandmlacağı gibi anlatımlarla ülkede ciddi kaosa sebebiyet verecek eylemler yaptırmaya çalıştıklan,kişileri de bu eylemleri vatan ve millet için yapacaklanna inandırdıklan görülmektedir. Kapalı alanlarda yaptıklan yemin törenlerinde "Sevgili arkadaşlar! Bu uğurda ölmek var; öldürülmek var!.. Öldürmek var" şeklindeki ifadeleri ile de örgütün amacı ve yapısı ifade edilirken, örgütün eylem planlan içersinde şiddet olduğu da açıkça vurgulanmıştır. Örgütün yapısı, sahip olduğu üye sayısı, araç ve gereç bakımından planlanan suçlan işlemeye elverişli olduklan görülmektedir.

Örgütün, ordumuzu hiçe sayarak içerisinde hainlerin olduğunu ileri sürüp Kuvayı Milliye Derneği altında mevcut orduya alternatif yeni bir ordu bile kurmayı planladıklan görülmektedir. Demokratik sistemlerde suç ve suçluyla mücadele için kurulan kurumlara dışında hiçbir şahıs, topluluk, zümre bu yetkiyi paylaşamaz. Kaldı ki yetkili kurumlar olan güvenlik güçleri dahi suçla mücadele ederken yetkileri ve sorumluluklan ulusal ve uluslararası hukuk kurallan ile belirlenmiştir. Anayasanın 6. maddesinde "Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz" hükmü getirilmiştir. Mehmet Fikri KARADAĞ liderliğindeki bu hücre yapılanması süreç içersinde örgütü devletin bir güvenlik kuvveti gibi görmeye başlayıp, mevcut hukuk sistemini hiçe sayarak, vatandaşların yaşadığı mağduriyetleri, kendi usul ve yöntemleri ile çözmeye başlamışlardır.Öte yandan istihbarat toplama yetki ve görevi de kanunlarla belirlenmiştir. Yasalann yetki verdiği kurumlar dışında hiç kimse istihbarat toplayamaz. Fakat yine soruşturma dosyasında bulunan delillerden anılan hücre yapılanmasının tamamen gayrimeşru bir şekilde birçok kişi ya da kuruluş hakkında istihbarat topladığı, bu bilgilerin bir kısmını güvenlik birimlerine bildirirken bir çoğunu da örgütün amaçlan doğrultusunda kullandığı anlaşılmıştır.

Örgütün, devlet adına hareket ediyormuş görüntüsü verip, bunun kolaylığından yararlanarak tahsilat, adam kaldırma ve benzer mafya tarzı eylemler gerçekleştirmeyi ve bu şekilde de örgüte gelir temin etme adına ciddi rantlar elde etmeyi planladığı da görülmektedir. Ergenekon Terör Örgütünün Kuvayı Milliye Derneğindeki illegal yapılanmasının lideri aynı zamanda Derneğin de genel başkanı olan Mehmet Fikri KARADAĞ'm "...Bu uğurda ölmek var, öldürülmek var, öldürmek var" şeklinde şiddet içeren yemin merasimini özellikle son yıllarda doğu bölgesinden aldığı göçle Kürt kökenli vatandaşların nüfusunda ciddi artışların yaşandığı bilinen Mersin ilinde yaptırmış olması dikkat çekicidir. Ergenekon Terör Örgütünün sivil toplum alanındaki diğer bir yapılanması olan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneğinin de Mersin'in PKK terör örgütünün eline geçtiği propagandasıyla şehrin Yörük köylerim savaş vermeye çağırdığı, bu çerçevede Mersin'de toplumsal gösteri yürüyüş ve eylemler düzenlediği dikkate alınırsa , ülkede kaos ve anarşiye sebebiyet verecek olayların kıvılcımının yakılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Gizli tanık 17 , ifadesinde aynısı ile ; "Ali KUTLU, Mersin ilinden derneğe gelmişti. Kendisinin VKGB oluşumunun başlangıcında yer aldığını anlatıyordu. Bu kişinin Mersin'de VKGB tarafından organize edilen bayrak mitinginde yer aldığını, bu miting öncesi 2 adet Türk bayrağının VKGB tarafından halkın galeyana getirilmesi için özellikle yaktırıldığmı, bundan dolayı da 10.000 kişinin tepki amaçlı Türk bayrağı açtığını bizzat kendisinden duydum." şeklindeki beyanı da bu değerlendirmeyi doğrular niteliktedir.

Ergenekon Terör Örgütünün Kuvayı Milliye Derneğindeki illegal yapılanması içerisinde yer alan şüphelilerin Orhan PAMUK, Fehmi KORU, Ahmet TÜRK, Osman BAYDEMİR veya Sebahat TUNCEL'e suikast planladıkları kendi telefon görüşmeleri içeriğinden, fiziki takip tutanağından ve şüpheli Coşkun ÇALIK'm ikrarından anlaşılmaktadır.Haklarmda suikast planlan yapılanlann etnik,siyasi,yazar ve gazeteci kişilik ve kimlikleri ile uluslar arası düzeyde dahi tanınan ve dile getirdikleri bazı söylemleri nedeni ile de yandaşlan olduğu kadar halkın bir kısmının tepkisini de çeken kişiler olduğu,maddi menfaat karşılığı bu eylemlerin havale edileceği yukanda yazılı kişilerden ayn,neredeyse gönüllü olarak bu eylemleri gerçekleştirebilecek pek çok kişinin bulunduğu, kamuoyundaki bu algılama nedeni ile olası bir suikastin Ergenekon Terör Örgütünce takdim edileceği görünürdeki sebeplerinin kamuoyunca doğru olarak algılanmasına yol açacağı gibi,eylemlerin asıl amacına uygun şekilde halkın bir kısmının tepkisini sağlayacak, hatta Muhammet YÜCE'nin ifadesinde "gerçekleştirmeyi düşündüğü eylemden sonra Türkiye'nin ikiye bölüneceği ve iç savaş çıkacağını düşünerek vazgeçtiği" şeklindeki kaçamaklı beyanına uygun bir tehlike oluşturacak nitelikte olduklan değerlendirilmiştir.

Şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ liderliğindeki Ergenekon Terör Örgütünün hücre yapılanmasının, halkı kin ve düşmanlığa tahrik yönündeki propagandalan öylesine etkili olmuş olacak ki,Kayseri ilinde yaşayan bir vatandaşın bulunduklan bölgede ki Kürt kökenli vatandaşlarla yaşadığı sorunu adli merciler ya da güvenlik güçlerine bildirmek yerine İstanbul'da bulunan Mehmet Fikri KARADAG'a bildirerek yardımını talep ettiği, diğer taraftan yine üst komşusu ile sorun yaşayan başka bir vatandaşın yaşadığı problemi resmi mercilere intikal ettirmek yerine Mehmet Fikri KARADAG'a bildirerek yardımını talep ettiği telefon görüşmeleri içeriğinden anlaşılmaktadır. Mehmet Fikri KARADAĞ ise kendisine yapılan bu başvurulan adli merciler yada güvenlik güçlerine yönlendirmek yerine Kürt kökenli vatandaşlarla ilgili yaşanan sorun karşısında ilgililere "teslim olmamalarını,her şeyi planlı bir şekilde yapacaklarını" söylediği, komşusu ile sorun yaşadığını bildiren bir vatandaşa da etrafında bulunan iki adamını göndererek yardımcı olmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.

Ergenekon Terör Örgütünün Kuvayı Milliye Derneği gibi sivil toplum kuruluşlan kurdurmasmdaki asıl amaçlarından birisinin, örgütün amaç ve ilkelerine aykm davrandıklannı —düşündükleri yönetimi, gerek sivil toplum tepkisi görüntüsü altındaki legal faaliyetleri ile , gerekse etnik,siyasi ayrımcılık, provakatif terör eylemleri gibi illegal faaliyetlerde kullanarak ülkede kaos ve kargaşa çıkartıp yönetim zafiyeti oluşturarak, kamuoyunda askeri bir müdahalenin haklılığı kanaatini temin edip Türk Silahlı Kuvvetleri içinde kendilerince askeri müdahale yapacağına inandıkları bir gruba zemin hazırlayıp, yönetimden uzaklaştırmak olduğu açıkça görülmektedir.

Açıklanan konuyu destekler nitelikte çok fazla miktarda doküman, görüntü,ifade ve telefon görüşmeleri bulunmaktadır. Bunlar her bir şüpheliye ilişkin bölümde ayrıntısı ile açıklandığından burada tekrar edilmeyerek, sedece aşağıda yazılı birkaç telefon görüşmesinin anlatılması ile yetinilecektir.

Tape No: 179, 12.10.2007 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ ile Nazmi isimli şahıs arasındaki görüşmede özetle ; Nazmi ; "Ne Olacak Bu Kürtlerin Durumu Ya", Mehmet Fikri: "Bu millete ihanet eden herkes belasını bulur.^Bu memlekette yeri yok.", "Hepsi defolur gider cehenneme.", "Hepsi Cehenneme. En İyisi Ölüşüdür Biliyorsun."

Tape:7, 01.01.2007 tarihinde Muhammet YÜCE ile görüşmesinde özetle; Muhammet: "Komutanım ben de çalışıyordum, bir arayayım dedim, şu gazetelere bir göz atıyorum, bunlar iyice kudurdu", "Nasıl yapsanız, bunlara bir ses yapmamız lazım", ".... Kenan EVREN'i görmüyor musunuz PKK ya destek amaçlı konuşmalar yapıyor" ,... ".. onlara bir düşünce yapacaz komutanım, ben bir şeyler planlıyorum, DTP yi bombalayacam" , Mehmet Fikri: "Yok, sakın yapma, haberim olmadan bir şey yapma, sakın", "Onlara prim verirsin, bizim istediğimiz zaman yapacaz, onlar istediği zaman değil" , Muhammet : "A.T.var ya DTP başkanı, ..." dediği, Mehmet Fikri'nin "Soyu sopu ermeni, hepsi ermeni, bu millete diş bileyip duruyor, boyna zorluyorlar başlarına gelecek var" Tape:565, 02.11.2007 tarihinde Muhammet YÜCE ile Coşkun ÇALIK arasındaki görüşmede özetle; Muhammet: "İyi belki çıkar da kurtarak a...koycam. Savaş çıkar da o kuyumcuları muyumcuları soyak o adamları." "Valla banka mankalara girek belki millet savaş telaşına düşer a... koyım, yarak ölü bizde gidek bankaları soyarık a...koyim." "Benim derdim o. Yoksa ne s... ben Türkiye'yi a...koyım he" , Coşkun : "Bende zaten onu bekliyorum bende"

Tape:375, 27.07.2007 tarihinde Ali KUTLU (Kahraman ŞAHİN'in telefonundan) X Şahıs (Şerafettin GÖZÜKELEŞ) ile görüşmesinde özetle ; X şahsın "Evet ne oldu,bizim Taner bey (Taner ÜNAL) gil çıktı mı acaba" dediği, Ali'nin "Yok hala devam ediyor" dediği, X Şahsın "Yardımcı olsanıza Kuvayı milliyeciler olarak" "Ne yapmış ki. ..bir sürü it uğursuz köpek varken yani bunları mı almak gerekiyormuş" "Dün yazı hazırladım gene hazırlıyorum, AKP ile artık daha şiddetli mücadele edicez yani" "Senide içeri aldılar mı" dediği, Ali'nin "Biz İstanbul'dayız" "Çok kalabalığız burada, Ekip var" dediği, X Şahsın "Nasıl şey yapıyorlar mı yani yine devlet üstüne gidiyor mu" dediği, Ali'nin "Hiç üstüne gitmiyor. Genelkurmaydan araştırma yaptık, tek Kuvayı Milliye orada kadıköydeki Kuvayı milliye dedi, dün Genelkurmayın basın açıklamasında" "Bizi işaret ediyor yani Genelkurmay" dediği, X şahsın "Türkiye'de genel durum nasıl şu anda" diye sorduğu, Ali'nin "Şuan kötü, berbat. İşte bakacaz, bi hamle yapacaz yakında, her şeyi haberlerden okursun zaten, haberleri dinlersin birşey oldu mu" dediği, X Şahsın "Ne hamlesi yapacaksınız" diye sorduğu, Ali'nin "Telefonda olmaz tamam" dediği, X Şahsın "Kardeşim bu tarikatlara cemaatlere komple el koysunlar kapatsınlar" dediği, Ali'nin "Öyle Yapıcaz Zaten" "11 kasım 1938'den bu güne her kurum kuruluş şahıstan hesap sorucaz. Sen hiç kafanı yorma rahat ol yani" dediği, X Şahsın "Yeni şafak yeni Türkiye gazetesi var birde bu amma kodumun tam militan bir gazete o da ya" dediği, Ali'nin "Hepsine el koyacaz kafanı yorma hepsini" dediği, X Şahsın "Ya düşündükçe sinirleniyorum vallahi billahi ya, gidip eylem yapasım geliyor ya" dediği, Ali'nin "Ya boşver, akşam MSN'de şey yaparız. Telefonda girme bu tip şeylere tamam mı" dediği ve telefonların dinlendiğini ima ederek bu konu hakkında akşam MSN'den görüşmeyi tavsiye ettiği,

Tape:20,13.03.2007 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ ile Remzi ÖZKAN arasındaki görüşmede özetle ; Mehmet Fikri : "Sağol bomba gibiyiz, Allah'a şükür, uğraşıyoruz burada ki şeylerle, vatan hainleriyle", "Karargahtayım", Remzi: www.Alanyaajans.com şeklinde bir internet adresi verdiği, daha sonra "Dün bi Kürt vatandaşın birisi bi açıklama yapmış" "Alanya'da öğretmen şarkı söylettirmiş öğrencilere, onla ilgili bir açıklamam var izleyebilirsin paşam" dediği ve Milli Eğitim'in yaptığının suç olduğundan bahsettiği, Mehmet Fikri : "Ya milli eğitimin başı ne ya, anam kurt, babam arap diyosun, sen nesin, ben diyorum ki,....olabilirsin, başka ne olabilir., peki oldu yavrum"

Tape:23, 20.03.2007 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ ile A.C. arasındaki görüşmede özetle; A : "... o dava mava açtılar herhalde bugün, şey hakkında, televizyonda ben okudum da o içişleri bakanı p...." , Mehmet Fikri : "A., suç olmadığı için dava açamazlar, suç unsuru yok", A.: "açsa da ..biraz halk hareketi ivme kazansın, bir iki tanesi geberdi mi, ondan sonra güç olduğu zaman bir şey olmaz, bu iş kitleselleştimi ondan sonra defolup giderler" ,.. Mehmet Fikri': "..onların kurduğu oyuna gelmiycez biz kuracaz oyunu"

Tape:93, 27.04.2007 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ ile Ahmet SAYAR arasındaki görüşmede özetle; Ahmet'in televizyonlarda Genel Kurmay'm Muhtıra açıkladığının söylendiğini anlattığı, Mehmet Fikri'nin "Oh ne güzel, demek ki Kuvayı Milliye hedefine ulaştı" , Ahmet : "O zaman Anayasa Mahkemesi de yarın bu işi aynen bağlar" , Mehmet Fikri :" Köpek gibi bağhycaklar" , "Ne mutlu Türküm diyemeyen ... ne işi var Atatürk'ün köşkünde" , "O zaman generallerin kafasını keserdi bu genç subaylar" , "Hadi bakalım başarıya ulaştık, bu bizimdir" , "O yemin var ya o yemin", "Bizim Mersin'deki konuşmaların da hepsi gitti, bunlar da bi bok yapamaz falan dedik", Ahmet : "Hainlerin, azınlıkların bu ülkeye hükmettiği ne zaman görülmüş, nereye kadar hükmedebilirler" , Mehmet Fikri : "Anayasa Mahkemesi iptal edecek ve erken seçime gidilecek başka çare yok" , "Bu olmazsa .... kan akar o zaman bu memlekette, çok tehlikeli olur",

Tape:95, 28.04.2007 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ ile Nilgün isimli şahıs arasındaki görüşmede özetle; Nilgün : "Bir görev veriyor musunuz bana gelim mi İstanbul'a" , Mehmet Fikri : "Gelmene lüzum yok, şimdi yarın biz gidiyoruz" , Mehmet Fikri : "Oradaki toplantıya", Nilgün : "Gerçekten emrinizdeyim yani, ne yapabilirsem" , Mehmet Fikri : "...devam et orda teşkilatlanmaya" , Nilgün : "Muhtıra ile ilgili ne yapıyoruz", Mehmet Fikri : "Hiç bir şey, şimdilik" , "Aynen devam edin" , Nilgün :"Talimatınız olursa bekliyorum başkanım", "Hepimiz hazırız burada","Bizde çok kalabalığız", Mehmet Fikri : "Yaparız, yapacaz evel Allah "dediği,

Tape.:125, 07.05.2007 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ ile Yakup isimli şahıs arasındaki görüşmede özetle; Yakup'un Kayseride bazı kurt gurupların olduğunu, bunların halka ve bazı iş adamlarına baskı yaptığını, bazı şahısların bunlardan faizle para aldığını, şahıslarında bu kişileri tehdit ettiğini anlatarak, bu şahıslara ne yapmaları gerektiğini sorduğu ve "E.A.diye bir Kürt burada, .. milletin kanını emiyor, ..bizim bu esnaflara nasıl yardımcı olabiliriz" , Mehmet Fikri : "Ne demek ya, öyle şey olur mu, onlar siktir olup gitçek ...", "Onları bana sormayın oğlum .. nasıl yaparsanız yapın, .. teslim olmayın da köpeğe" , Yakup :"Yok komutan, köpeği nasıl zehirleyip elindekini nasıl alacağız onu düşünüyoruz" , Yakup'un dikkatli olmaları gerektiğinden bahsettiği, Mehmet Fikri ."Planlı yapacağız planlı", "Balıklama atladın mı işler karışır", Yakup ."Anladım komutanım, o zaman biz şu oluşumumuzu yaptık mı.", "O zaman özel konuşuruz bu mevzuları zaten" ,

Tape:33, 02.07.2007 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ ile Yusuf isimli şahıs arasındaki görüşmede özetle; Yusuf : "...Bu Yeraltı Durumu, şeyden sonra mı düşünüyorsun, seçimden sonra mı" "... ekip hazırla dedin ya", "ben çok ciddiyim baba" , Mehmet Fikri : "Onu boşver, unut onu" , "23 Temmuzdan sonra konuşuruz" , "Şu anda söz konusu değil" "Memleket tam kaosa gidecek zaten, öyle gözüküyor" "Ortalık duman olacak, Herhalde Birileri Bir Şey Yapar, Hepsini Bize Mi Bırakacak" , "Ellerinde Orduları olan, Polisleri olan kuvvetleri olanlar yapsın ya"

Tape:75, 08.10.2007 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ ile Muhammet YÜCE arasındaki görüşmede özetle; Muhammet: " Ne yapıcaz komutanım,bunun sonu ne olucak", Mehmet Fikri: "A..na kodumun çocukları, 4 yıldızı takıp dolaşıyorlar, onlar yapsınlar ne yaparsa", Muhammet: ".. yapmamız gereken şeyleri yapalım komutanım, ... jandarmanın, emniyetin birşey yapacağı yok", Mehmet Fikri: "onlar yapar., kendine dert etme", Muhammet: "..bu böyle olmuyo, biz rahat duramıyoz artık, bazı şeyleri yapıcaz komutanım, ..bayramdan sonra size 20 tane genç gönderiyom" "..20 tane sağlam ekip". Mehmet Fikri: "Gözü kör mü devletin jandarması polisi özel harekat herşey var onlar yapar", Muhammet: " Yapamıyor işte komutanım yani bu iş bize kaldı artık" ".. .Neyse komutanım biz geldiğimizde görüşelim telefonda konuşmayalım da tamam" dediği,

Tape:290, 17.09.2007 tarihinde Mehmet Fikri KARADAĞ ile Muhammet YÜCE arasındaki görüşmede özetle; Muhammet: "Dönüşte Bir Konuşalım Komutanım, Şu İşleri Halledelim, Ankara'dakiler İyice Coştular" "Şu DTP'liler, Bi Planımız Var Da, Onu Bi Görüşelim, Onu Bi Yapahm", Mehmet Fikri: "Hiç bir şey yapmayın... yapsın o..pu çocukları, biz yapacağımızı zamanında yaptık", Muhammet: "Sebahat TunceHe Şu Osman Baydemir" "Neyse döndüğünüzde bi görüşelim bu konuyu komutanım", Mehmet Fikri: "...bunlan aklından çıkar evladım", Muhammet: "Yok komutanım bunlar iyice coştular, bunlan halledicez, bunlann.. Suyu doldu" "biz kafaya koyduk halledecez yani de, bi ön bilgiyi sizden alalım sizin bilginiz olsun dedim", Mehmet Fikri: "Aklınızdan çıkann öyle şeyleri.. katiyen düşünmeyin", Muhammet: "Neyse döndüğünüzde görüşürüz komutanım"

Tape:451, 17.09.2007 tarihinde Erol ÖLMEZ ile Kahraman ŞAHİN arasındaki görüşmede özetle ; Kahraman'm Erol' a nerde olduğunu sorduğu, Erol :"Taksime geçiyorum, ordan da Çarşamba'ya geçcem" "İftardan sonra akşam 8, sabah 8 nöbete devam yani, .. .","Biz de mollaların arasına takıldık girdik işte ne yapalım, soktunuz bizi o taraf Çarşamba'ya", Kahraman : "Ya hayırlısı olsun be kardeşim ya, görevini tam yerine getir de" Erol : "Görevi getiriyoruz..." dediği ve Kahraman'a oruçlu olup olmadığını sorduğu, Kahraman :"Yok değilim.." "Sen de mi" dediği, Erol' un "Yok ben tutanm ben hoca adamım biliyorsun sakal bıraktım haberin yok galiba" "molla oldum ben de"

Tape:413, 22.10.2007 tarihinde Erkut ERSOY ile Miktat isimli şahıs arasındaki görüşmede özetle ; Miktat : "Yani bi şeylerin yapma vaktinin geldiğini, kimle konuşursam söylüyor. Radyo, televizyon, medyaya baktığın zaman onlarda diyor. Söz bitti diyor." "Sözün bittiği yerde bizler neler yapacaz. Nasıl bir güç oluşturucaz, Ne olacak yani " , Erkut: "Yani şimdi elimize silah alıp oraya gitmeye kalksak, o zaman ona Genel Kurmay izin vermez yani. Biz hazırız." , Miktat : "Hazırsak o zaman bir şeyler yapalım yani " "...Bazı erkler bu işi çözemiyosa, çözecek birilerinin çıkması gerekiyor.", Erkut'un "Ulusal bilinci ayakta tutmak lazım." , Miktat : "...E bunun için de örgütlenmek gerekiyor kardeşim. Sadece belli yerlerde, sanal alemde, internet üzerinde, surda burada değil. Artık pratik olarak yaşamın içerisine girmenin vakti geldi." , ....Miktat : "E o zaman ikinci Kuvayı Milliye hareketini başlatmanın vakti geldi de geçiyor" "Yani Genel Kurmay Şöyle Diyor. Beni bağlamıyor artık, şu süreçten sonra.", "Bi elimizde kalan ordumuz var güvendiğimiz. Onlar da bizim elimiz kolumuz bağlı diyorsa. O zaman bu yumruğu biz vuracaz kardeşim. Başka türlü yolu yok." , Erkut : "Yok biz hazırız yani. Genelkurmaya da söyledik zaten " , Miktat: "E bizde hazınz o zaman Mersin'de" "Problem yok bizde hazmz. Gerekirse bu eller kalem tutar, gerekirse de silah tutar" "Yani biz tetik düşürmesini de biliriz." "Ha bu işe baş koyulmuşsa bu bu şekilde olacak." "Başka çaresi yok, çünkü süreç bunu dayatıyor." dediği, ayın 28'inde yapacaklan toplantı için Erkut'un Miktat'tan sunum hazırlamasını istediği, Miktat : "Ama mesele o değil. Artık bu tür paneller, sempozyum türü şeyleri bi tarafa bırakalım. Ya Milletin iradesi diyecez." "Biz de örgütlenecez ,bakın orda bir örgüt kararı alacaz.. .Türkiye genelinde sathında örgütlenmek gerekiyor." "Biz bu ülkenin derin devletini oluşturacaz kardeşim. Başka çaremiz de yok" dediği,

Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğünce Derneğin tespit edilen faaliyetleri şu şekilde bildirilmiştir.

Mersin İlinde kamuoyuna da yansıyan görüntülerde de görüldüğü üzere, Mehmet Fikri KARADAĞ' m dernek üyelerine silah, Bayrak ve Kuran-ı Kerim üzerine "ölmek var, öldürmek var, öldürülmek var" gibi beyanlarının bulunduğu yemin töreni yaptırdığı,

27.12.2005 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş Merkez Kampusu önünde Kuvayı Milliye Derneği tarafından "Ocak 2006 da Üniversitede yapılacak olan Türkiye vatandaşlık rejimi ve azınlıklar sorunu konulu konferansın yapılması" konulu basın açıklaması yapıldığı,bu eyleme şüpheliler Mehmet Fikri KARADAĞ ve Hüseyin GÖRÜM'ün katıldığı,

30.08.2005 tarihinde Kadıköy "vatan topraklarının satıldığı, ülkenin parçalanmak üzere olduğu ve 30 Ağustos Zafer Bayramı olması vesilesiyle Ankara iline Anıtkabire gidip Ata'ya şikayet edecekleri" konusuyla ilgili olarak protesto eylemine 40 kişilik grubun katıldığı, Ankara'ya gitmek üzere olan grubun Kadıköy Rıhtım caddesinden Halit Ağa Caddesini takiben E-5 Acıbadem köprüsüne kadar yürüdüğü, yolun bir şeridinin trafiğe kapatıldığı, gruba hitaben Kuvayi Milliye Derneği Genel Başkanı olan şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ tarafından konuşma yapıldığı, belirtilmiştir.

İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığınca yapılan denetimlerde özetle; Dernek yönetici ve üyelerinin tüzüklerinde belirtilen amaçların dışında, basın açıklaması adıyla düzenlenen kanunsuz eylemlere katıldıkları, Milli birlik ve beraberlik sağlamak görüntüleri altında, derneğin adını kullanmak suretiyle, Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik şekilde, halkı suç işlemeye teşvik edici faaliyetlerde bulunduğu, yasalara ve dernek tüzüğüne aykırı şekil ve şartlarda, derneğe üye kaydedip illegal bir şekilde örgütlendiği değerlendirildiğinden bahisle Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu,

Ayrıca Dernekler mevzuatına aykırı birçok tespit nedeni ile de İstanbul Valiliği'ne bildirimde bulunulduğu belirtilmiştir.

VATANSEVER KUVVETLER GÜÇ BİRLİĞİ HAREKETİ DERNEĞİ

Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği 06.01.2005 tarihinde Ankara'da Hasan KUNDAKÇI Başkanlığında kurulmuştur. 10.06.2005 günü yapılan Dernek Genel Kurulunda Başkan Yardımcısı olan Taner ÜNAL' m Genel Başkanlığa, Emekli Albay Mehmet Fikri KARADAĞ' m da Koordinasyondan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı' na getirildiği tespit edilmiştir. Ayrıca sürekli VKGBH Derneğini kuran kişinin gerçekte kendisi olduğunu söyleyen Ahmet CİNALİ de 18.10.2005 tarihinde yapılan Dernek Genel Kurul toplantısı sonucunda Dernek Denetleme Kurulu üyeliğine getirilmiştir.

Derneğin amacı, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda, Türk Milletinin birliğine, dirliğine, refah ve mutluluğuna, inancına, milli, manevi ve kutsal değerlerine, Türk Devletinin üniter yapısına, Türk Vatanının bölünmez bütünlüğüne, yönelik iç ve dış düşmanları fikir ve düşünce bazında tanıma tanıtma, kayıtsız ve Türk Milletine ait olan Egemenlik haklarının Türk Milleti dışındaki Ulus veya Uluslar üstü kuruluşlara kısmen de olsa devrine ve Türk Milletini müstemleke halkı haline getirmeye yönelik her türlü faaliyetlere karşı, Büyük Önder Atatürk' ün Türk Gençliğine Hitabesi' nin idrakinde olarak T.C Devleti vatandaşlarını sivil inisiyatif içerisinde bilgilendirmek, şuurlandırmak, hukuken organize edilmiş birer milli mukavemet güç birlikleri şeklinde oluşturmak, Türkiye genelinde faaliyet gösteren bütün MİLLİ - MİLLİYETÇİ - VATANSEVER derneklerin tek çatı altında birleşmelerini temin ve Türk Milletinin hizmetine hazırlamak şeklinde belirtilmiştir.

Dernek tüzüğü incelendiğinde: Derneğin gerçekte Türkiye için çalışan ve Türk insanını olumlu yönde bilinçlendirmek için kurulmuş ve bu yönde toplum yaranna olumlu faaliyetler organize eden bir yapısının ve amacının bulunduğu anlaşılmıştır. Ancak araştırmalar ve incelemeler neticesinde derneğin kurulduğu günden günümüze kadar faaliyetlerine bakıldığında sadece bayrak yürüyüşleri dikkati çekmektedir , 2005 yılı Nevruz Kutlamaları çerçevesinde Mersin ilinde yapılan bayrak yürüyüşünün Türk Bayrağının yakılmak istenmesi neticesinde büyük bir provokasyona dönüştüğü bilinmektedir. Devam eden çalışmalarda Dernek yönetiminin Mersin Dernek Başkam Mesut SEZER' in de yoğun gayretleriyle Mersin ilini pilot bölge olarak belirlediği ve çalışmalarının hemen hemen tamamını Mersin iline endekslediği tespit edilmiştir. Derneğin faaliyetleri;

15.04.2006 tarihinde Mersin ilinde yapılan bayrak yürüyüşü ;

Mersin ilinde bir Türk-Kürt savaşı çıkarılmasının planlandığı, Mersin' de Türk bayrağının hakarete uğradığı, Mersin İlinde nevruz gösterilerinin de oluşturduğu bir gerilimin olduğu, Türk bayrağı rozeti takan kişilerin dahi dövüldüğü, Mersin' in yerlilerinin dövülerek ve gerektiğinde öldürülerek mallarının ellerinden alındığı yönünde tespitlerle hareket ederek bir bayrak yürüyüşü yapma ihtiyacı hissetmeleri gerekçeleriyle, 15 Nisan 2006 tarihinde Mersin İlinde dev bir bayrak yürüyüşü düzenlediği ve yaklaşık 80 bin kişinin katıldığı, hazırlık çalışmalarını Mesut SEZER ve arkadaşlarının yaptığı, daha sonra derneğin faaliyetlerini tanıtmak amacıyla köylere ziyaretler yaptıkları ki bu ziyaretlerin birinde Mesut SEZER' in "Damarlannda Türk kanı akanlar mitingimize katılsınlar" ve Mersin' de bir yörük kahvesinde toplanan köylüleri iki kilometrelik bayrak yürüyüşüne davet ederken, "Birlik ve beraberliğimizi nasıl sağlayacağız, az önce söylediğim gibi bütün siyasi görüşlerimizi bir kenara bırakacağız. Siyasi görüşlerimiz, dini inancımız, yaşayış tarzlarımız nasıl olursa olsun damarlarımızda Türk kanı varsa ayın 15' inde saat 11:00' de Devlet Hastanesinin önünde olacağız ve Türk bayrağımızı Mersinde yürüteceğiz", köylülere hitaben "Maalesef artık Diyarbakır' a bir Türk şehri diyebilirmiyiz arkadaşlar? Diyebilirmiyiz size soruyorum?, Mersin' e artık diyemiyoruz değil mi? Mersine de diyemiyoruz. İki sene sonra Mersine de Türk şehri diyemeyeceksiniz. Bu bir İstiklal Savaşıdır arkadaşlar" ifadelerini kullandığı tespit edilmiştir. Olayla ilgili gazete haberi :

15.02.2007 Vatanseverlerden tahrikli propaganda, Vatansever Tahrik Yörük köylerinde, 16.02.2007 Ünal Tahriki savundu, 21.02.2007 Bayrak Yürüyüşü öncesi ve sonrası tehdit edildik ve 23.02.2007 Ulusalcıların Kamp yeri ve Provokasyon başlıklı haberlerde;

VKGBH Derneği Mersin' in PKK' mn eline geçtiği propagandasıyla şehrin Yörük köylerini İstiklal Savaşı vermeye çağırdığı, Mersin Temsilcisi Mesut SEZER' in "Damarlannda Türk kanı akanlar mitingimize katılsınlar" diye köy köy dolaştığı,

Bir video görüntüsünde, VKGB Mersin Şube Başkanı Sezer' in, Mersinde bir yörük kahvesinde toplanan köylüleri iki kilometrelik bayrak yürüyüşüne davet ederken, "Birlik ve beraberliğimizi nasıl sağlayacağız, az önce söylediğim gibi bütün siyasi görüşlerimizi bir kenara bırakacağız. Siyasi görüşlerimiz, dini inancımız, yaşayış tarzlanmız nasıl olursa olsun damarlanmızda Türk kanı varsa ayın 15' inde saat 11:00' de Devlet Hastanesinin önünde olacağız ve Türk bayrağımızı Mersinde yürüteceğiz" diye konuştuğu,

Sezer, köylülere hitaben "Maalesif artık Diyarbakır" a bir Türk şehri diyebilirmiyiz arkadaşlar? Diyebilirmiyiz size soruyorum diyor,'bu sırada kahveden diyemeyiz sesleri duyuluyor. Sezer devamla Mersin' e artık diyemiyoruz değil mi? Mersine de diyemiyoruz. İki sene sonra Mersine de Türk şehri diyemeyeceksiniz. Bu bir İstiklal Savaşıdır arkadaşlar sözleriyle köylüleri motive etmeye çalışıyor. Derneğin genel Başkanı Taner ÜNAL' in Dernek Sekreteri Mesut SEZER' in Mersin' in Yörük köylerinde yaptığı kışkırtmayı savunduğu ve "Bayrak Yürüyüşü" öncesi ve sonrası tehdit aldıklarını ilettiği belirtilmiştir.

30.07.2006 tarihinde Ordu İlinde yapılan miting ;

Ordu Ziraat odası başkanı Onur ŞAHİN başkanlığında oluşturulan 7 kişilik düzenleme kurulu tarafından Ordu ili Cumhuriyet meydanında Karadeniz bölgesi fındık mitingi konulu açık hava toplantısı tertip edildiği, ancak gösterinin daha sonra karayolunu kapatmaya kadar gittiği, çıkan tartışmalarda bir çok polis memurunun yaralandığı ve bazı vatandaşların mallarına zarar verildiği tespit edilmiştir.

Olayla ilgili olarak tespit edilen telefon görüşmeleri:

20.07.2006 tarihinde Ahmet CİN ALÎ ile Ali KARA arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

ALİ: Ne yapıyon mersin işini, AHMET: Mersin işi bitecek abi bitecek ALİ: Bi bakta eeee bizim ayın 30 unda burda mitingimiz var AHMET: Abi bu Ak partiyi bitirmek için Allah aşkına elinizden geleni yapın yav. ALİ: Ak partiyi bitirme değilde bizim hakkımızı bitiriyorlar AHMET: Bunlar bizim hakkımızı bitiremezler ALİ: Esnafın ve sanatkarın hakkını bitiriyorlar eeee uğraşıyorlar bizde onlara karşı mücadele ediyoruz AHMET: Haaa bana ne yapacağım varsa onu söyle ben onu yaparım ALİ: Ayın 30 unda mitingle ilgili bütün ekiplerin bize destek olmasını sağla AHMET: Ben sana 10 dene ne kadar adam istiyorsan indirecem tamam mı? ALİ: Tamam gardaşım AHMET: Ne kadar adam istiyorsan ALİ: Ya ekibe sen söyle ekib bize destek versin AHMET: Hepisi tamam hepisi ALİ: Orduda miting AHMET: Abi komple getirecem sana Türkiye'nin dört bucağından tamam abi

08.08.2006 tarihinde Mersin İlinde yapılan Şehit Cenazesindeki faaliyet;

Mersin ile Muğdat Camiinde Gümüşhane-Şiran ilçesinde terör örgütü mensupları ile girdikleri çatışmada şehit olan güvenlik görevlilerin cenazesine VKGBH derneğini temsilen Mesut SEZER önderliğine katılan grup içerisinden Selçuk CANCAN' m cenazeye katılan milletvekillerine ve TBMM'ne küfür ettiği, bunun üzerine Mersin Milletvekili Saffet BENLİ' nin adı geçenden şikayetçi olduğu, Selçuk CANCAN' m hakkında yapılan işlemlerden sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandığı tespit edilmiştir.

Olayla ilgili olarak tespit edilen telefon görüşmeleri:

08.08.2006 tarihinde Ahmet CİN ALÎ ile Mesut SEZER arasındaki görüşmede özetle ;

MESUT: Vallaha iyiyiz ortalığı yıkıyoruz haberin olsun akşam izlersin AHMET: Çok güzel çok güzel iyi iyi basın var mı MESUT: Var var hepsi var AHMET: Bayrak yürüyüşü bayrağa ... demi MESUT: Tabi tabi tabi yalnız çevik kuvveti sadece bizim önümüze dikiyorlar ha haberin olsun AHMET: Çevik kuvveti bizim önümüze dikiyorlar he MESUT: He AHMET: Yazıklar olsun diksinler diksinler kendi canbazlıklan MESUT: Evet AHMET: Öpüyorum gözlerinden kolay gelsin MESUT: Şeye müdür yardımcısına yürüyeceğiz dediydim çoğaltıyor çevik kuvvetini çoğaltıyor boyna AHMET: Ne yapıyo MESUT: Çevik kuvveti çoğaltıyo sürekli AHMET: Hee şey yazıklar olsun kaç kişi var bizde MESUT: Valla surda şuanda iki bin kişi filan varız yani bayrağı açtık zaten heralde bir iki cop yiyeceğiz AHMET: Evet aynen aynen devam

08.08.2006 tarihinde Ahmet CİN ALİ ile Mesut SEZER arasındaki görüşmede özetle ; MESUT: İzledin mi ntv den felan AHMET: Yok ızleyemedım de yoldayım MESUT: iyiydi bayağı coşkuluydu yalnız bizim arkadaşlardan biri şey arasında heralde milletvekillerine mi küfür etti ne yaptı AHMET: Allah Allaaah MESUT: Bunun kayıdı varsa bi arıza çıkar mı video kaydı falan varsa bi arıza çıkar mı AHMET: Yo yo bişiy olmaz MESUT: Telefonları da hep dinliyorlar anasını satayım AHMET: Yav küfür müfür işlerinden vaz geçecekler yani böyle şeyler olmaz ki keratalar neyse MESUT: Belki de etmemiştir de kayıt mayıt var mı diye sordum"

08.08.2006 tarihinde Ahmet CİNALİ ile Mesut SEZER arasındaki görüşmede özetle ;

MESUT: Ya bu bahsettiğim arkadaşı tutukladılar ya Ahmet AHMET: Nasıl oldu MESUT: Mersin millet Saffet DEM.... şikayetçi olmuş AHMET: Ana avrat mı küfür etmiş MESUT: Yok yaa değil laf nerede bu memleketi yönetenler bilmem ne hefsi o... çocuğu bilmem ne devlet büyüğüne hakaretten AHMET: Demedim diyecek şahit var mı MESUT: Biri de şahit imiş sözde AHMET: Ondan bişey çıkmaz MESUT: Bir de bant kaydı var AHMET: Kayıtta ne diyor MESUT: Ben görmedim de başkomiserle görüştüm başkomiser var diyor bant kayıdmı ben inceledim diyor AHMET: Ondan bişey çıkmaz ya MESUT: Hayır tutukladılar cezaevine gidiyoruz şimdi AHMET: Ya cezaevine gitse de bırakırlar yine gözdağı muhabbeti .... ben cezaevinde onun rahatını sağlarım şimdi beni iki saat sonra bana çocuğun adını yazdır MESUT: Yaz yaz Selçuk CANCAN

09.06.2006 tarihinde İşçi Partisinin Diyarbakır mitingine katıldıkları,

Diyarbakır İlinde İşçi Partisinin düzenlediği mitinge dernek olarak destek verdikleri ve Mersin Şube Başkanı Mesut SEZER Başkanlığı' nda bir grubu bu mitinge gönderildiği anlaşılmıştır.

Olayla ilgili olarak tespit edilen telefon görüşmeleri:

06.06.2007 tarihinde Taner ÜNAL ile Mesut SEZER arasındaki görüşmede özetle ; TANER: He hemen bi paketler o zaman da ancak yetişir bu gün 6'sı değil mi 7,8,9 çok az bir vakit var MESUT: Evet siz şeyle bir kontak kurunda Perinçek'le TANER: Tamam şildi aradım zaten beni temsilen şey katılıyor diyicem Mesut Bey diyicem Mesut Bey diyicem söylüyücem yani MESUT: Yani bi konuşma monuşma fırsatı..TANER: Sen organize et orda basm toplantısı filan yaparsınız zaten oraya vardın mıydı ben ne söyleyeceğini şey yaparım sana bildiririm MESUT: İştee burda şey olursa daha iyi olur yani bu adamlarla kontaklı olursak orda organize etmek biraz zor olur.

(Taner ÜNAL ifadesinde görüşmenin İşçi Partisi' nin Diyarbakır İlinde düzenleyeceği miting ile ilgili olduğunu ve kendilerine ait olan Türk Bayrağı' nı bu mitinge gönderdiklerini belirtmiştir.Mesut SEZER de ifadesinde İşçi Partisinin Diyarbakır' da düzenlediği mitinge giderek destek verdiklerini belirtmiştir.)

06.06.2007 tarihinde Taner ÜNAL ile Doğu PERİNÇEK arasındaki görüşmede özetle;

TANER: Nasılsınız efendim hürmet ederim kucak dolusu sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim PERİNÇEK: Saygılar Taner Bey çok sağolunuz, sağolunuz iyisiniz TANER: Şimdi Diyarbakır'da ki mitinginize biz katılacağız efendim PERİNÇEK: Güzel TANER: Hıı işte arkadaşları da şey yaptım ben bayrakta gönderdim oraya 2 km bayrağımız var ya onu gönderdim PERİNÇEK: Çok güzel, çok güzel TANER: Bütün ilçelerde zaten biz teşkilatlanmış durumdayız Diyarbakır'da PERİNÇEK: Güzel çok güzel TANER: Yani bütün gücümüzle destek vereceğiz hatta işte Erzincan'dan, Mardin'den yani çevre bütün teşkilatlardan da arkadaşları aradım PERİNÇEK: Lütfen TANER: Hepsi bütün gücüyle yanınızda olacaklar efendim PERİNÇEK: Sağolunuz, sizde mehter takımı varmış var mı öyle bir şey TANER: Hayır yok sayın genel başkanım PERİNÇEK. O zaman başka arkadaşlarla karıştırdılar Vatan Severlerin mehter takımı diye , PERINÇEK: Güzel çok güzel bekliyoruz bayrağınızla birlikte bekliyoruz kardeşim

(Taner ÜNAL ifadesinde bu mitinge kendilerini temsilen Mersin İl Başkanı Mesut SEZER' in katıldığını ve kendisinin katılmak istemediğini belirtmiştir.)

09.06.2007 tarihinde Taner ÜNAL ile Mesut SEZER arasındaki görüşmede özetle;

TANER: Arkadaşlar katıldı bizden değil mi MESUT: Zayıf biraz TANER: Mümkün olduğu kadar.. MESUT: Tamam TANER: Tamam mı canım hemen nerde bir basın görürsen oraya sirayet et orayı organize et, hepsiyle konuş MESUT: Tamam oldu TANER: Zaten şeye de ...yoğun bir propoganda yap el altından MESUT: Anladım siz şeyle bir Perinçekle bi kontak kurunda bizim genel sekretere de bi söz verin falan deyin TANER: Artık onu sen direk kendin konuş, ona ulaştırmazlar şu anda beni MESUT: İyi peki TANER: Tamam mı yani kendisine direk şey yapmazlar MESUT: Tamam TANER: Sen gerekeni yap orda

(Taner ÜNAL ifadesinde Mesut SEZER' in mitingde konuşma yapmak istediğini bunun için Doğu PERİNÇEK ile görüşmesini istediğini,kendisinin Doğu PERİNÇEK ile görüşmesini söylediğini belirtmiştir.)

18.11.2006 tarihinde Diyarbakır İlinde bayrak yürüyüşü düzenlediği,

18.11.2006 tarihinde Diyarbakır İlinde bayrak yürüyüşü düzenlediği, her ne kadar provokasyona karşı olduklarını beyan etmiş iseler de Ahmet CİNALİ ile Uzman Çavuş Selami SEDEF arasındaki 17.11.2006 tarihli görüşmeden de anlaşılacağı üzere aynı gün DEHAP' m da yürüyüş tertiplediği anlaşılmıştır.

Olayla ilgili gazete haberi :

18.11.2006 Kimse olmayınca 4 bin metrekarelik bayrak kamyonetle taşındı, Mitinge katılmayanlar vatan haini başlıklı haberlerde; VKGBH Diyarbakır' da 300 bin kişinin katılımı ile yapılması düşünülen bayrak yürüyüşüne katılmalan için bir çok çocuğa 10' ar YTL vermesi vaat edildiği öne sürüldüğü ve yürüyüşe aralarında çocuklarında bulunduğu yaklaşık 150 kişinin katıldığı, yürüyüş sonrası VKGB Internet sitesinde "Bugün Diyarbakır meydanında istediğimiz sayıda vatansever yer alamamış ise bunun sebebi bayrağın yürümesi için oldukça küçük katkı sağlamaktan çekinen sözde vatanseverlerdir. Bunlar yaptıkları bu korkunç hata ile vatan haini durumuna düşmüşlerdir." Denilmiştir.

Olayla ilgili olarak tespit edilen telefon görüşmeleri :

05.10.2006 tarihinde Taner ÜNAL ile Ahmet CİNALİ arasındaki görüşmede özetle ;

TANER: Ya buu m şey ee Diyarbakır ıı önümüzdeki günlerde şey yapıyoruz iii açılışını çocuklarda mükemmel bi hazırlık yapıyorlar AHMET: He yapsınlar TANER: Şimdi bu bizim için çok önemli yalnız Mer Mesut la konuştum şimdi Mersinde Mesut Mersinden bi bin kişi falan oraya aktaracaz AHMET: He aradılar gelecekler yanıma TANER: Bin kişi falan Mersinden götürecez yalnız işte bi otobüs motobüs bide ee masraf organize edilmesi lazım Zeki ile de konuştum yani orda biz ee 500 metre bayrak açacaz parogramı ona göre yapacaz veya 1000 metre şeyde AHMET: He TANER: Diyarbakır da ee bunu muhakkak halletmemiz lazım Ahmet bu bizim için yeni bi başlangıç olacak şiy gibi Mersin deki gibi büyük bi m şey meydana getirecek bu TANER: Ona göre AHMET: Başlangıçları yapacaz da sonra ne olacaz o aynen MHP ye yaptık ya emm şeyde TANER: Canım kardeşim ..? AHMET: Rant kapısı yapıp geçecekler yani TANER: Yav kim yapacak ya biz varız başında AHMET: Biz olalım başında fark etmiyo ha ha ha TANER: Canım olurmu öyle şey AHMET: Ben sana söylüyom işte TANER: Hiç bişey olmaz merak etme AHMET: O bölgenin insanını ben iyi tanıdığım için TANER: Bizim hareketimiz onların ki gibi değil onlar işi başka yoldan yapıyorlar yani onların fikirleri idealleri bizimkiyle bir değil bunları sen en iyi şekilde biliyorsun

05.10.2006 tarihinde Taner ÜNAL ile Mesut SEZER arasındaki görüşmede özetle ;

TANER: Ben kunuştum ııı şimdi bu Mersin konusu çok önemli ii Diyarbakır konusu tabi Diyarbakır a da o şeyi Mersin den götürecez MESUT: Tamam başkanım TANER: otobüs paralarını bilmem nelerini organize edin dedim yani bu dedim bi hayati mesele MESUT: Tamam başkanım TANER: Çünkü yeniden doğuşu ordan başlatacaz dedim top sizde dedim şey ee ne gerekirse yapacam dedi çocuklar MESUT: He he TANER: Valla dedim bu sefer atlamayın dedim bu sefer gidecek olan 15-20 tane otobüs naşı olursa olsun bu otobüsleri götürecez dedim ona göre dedim , TANER: Dur bakalım bi konuşuyum da ben müdahil olacam MESUT: Tamam yansını ee tamamını Mersin den mi ayarlayacaz başkanım insanların , TANER: Dur bakalım bi konuşacaz tamam mı? MESUT: Tamam oldu başkanım tamam TANER: Yani ii uçak vesaire gidecekleri başka yerlerden ayarlarız da MESUT: He he TANER: Ee otobüsle gideceklerin hepsini Mersinin köylerinden bindirip götürelim ya ben de geliyim daha olmazsa milleti bi bindirelim havalandırak MESUT: Tamam oldu başkanım TANER: ..? MESUT: Olur başkanım TANER: Yani mecburuz yani orda bi iii şey yapmak durumundayız

15.10.2006 tarihinde Taner ÜNAL ile ZEKİ isimli şahıs arasındaki görüşmede özetle;

ZEKİ: Emredin komutanım ,TANER: Şimdi bir program yaptık Diyarbakır il teşkilatı bu gün hurdaydı ZEKİ: Evet başkanım TANER: Süper adamlar, hepsi de temiz Türk çocukları bunlar ve de şey orda mücadeleye hevesli insanlar, doldurduk bir araba tüzük, şey neydi onun ismi afiş yani 5-6 bin afiş verdik filan şimdi biraz zaman kazanalım bakımından yürüyüşü 18 Kasıma koyduk ZEKİ: 18 Kasım TANER: Hee 18 Kasım, çünkü orda çok dev bir yürüyüş yapalım diyoruz en 100 (yüz) bir kişinin katılacağı tamam mı ZEKİ: Fazla uzar TANER: Yani önümüzde çalışmak için, efendim ZEKİ: Fazla uzak TANER: Hayır 4 Kasımda da Mersin'de eee Atatürk'e saygı yürüyüşü yapacağız şey pardon askere saygı yürüyüşü Türk askerine saygı mitingi yapacağız ZEKİ: Mersin'de TANER: He Mersin'de ZEKİ: Tamam TANER: Türk askerine saygı mitingi yani özel bir durum arkasından 2 Aralıkta şeye eee Atatürk'e saygı mitingi yapacağız, arkasında işte Antalya'da ZEKİ: 4 Kasım TANER: Efendim ZEKİ: 4 Kasım TANER: 4 Kasımda şeyde Mersinde Türk askerine saygı mitingi ZEKİ: Tamam TANER: Tamam mı yani bu çok önemli şu anda saygısızlık çoğaldı biliyorsun ZEKİ: Evet, evet aynen öyle TANER: He şey yapacağız Genel Kurmay Başkanına bağlılığımızı filan bildireceğiz hatta resmini bile taşıyacağız yani ZEKİ: Tamam çok güzel TANER: Güzel bir şey yapacağız ZEKİ: Tamam 2 Aralık, 2 Aralık TANER: Ondan sonra 2 Aralık şeyde Atatürk'e saygı mitingi Konya'da yapacağız 15 er gün ara koyuyoruz ki güzelce çalışalım ZEKİ: Tamam çok güzel TANER: Ondan sonra 16 Aralıkta Antalya'da mitink yapıyoruz isimlerini bilahare teşhis edeceğiz ZEKİ: 18 Kasım Diyarbakır TANER: 18 Kasım Diyarbakır ZEKİ: Evet 30 Aralık TANER: 30 Aralık Gaziantep, aralara tabi küzük illeri şey yapacağız sıkıştıracağız mesela Bolu molu bilmem ne Siirt hangisi denk gelirse ondan sonra ki gelen 13 Ocak Hatay ZEKİ: Evet TANER: 27 Ocak Muğla ZEKİ: Evet TANER: 10 Şubat Urfa ZEKİ: Evet abi TANER: 24 Şubat Mardin ZEKİ: Evet TANER: 15 Mart nevruz Mersin, nevruz yürüyüşü ZEKİ: 15 Mart Mersin, İstanbul ne zaman abi TANER: İşte onu sana bırakıyorum artık mesela arkasında da İstanbul'da da yürüyebiliriz ama İstanbul biraz bahar olsun diyorum 29 Martta Anamur'da yürüyüşümüz var ondan sonra 10 Nisan Kastamonu ZEKİ: Tamam TANER: Ondan sonra 25 Nisan Bolu ZEKİ: Evet TANER: 10 Mayıs İstanbul, İstanbul iyi mi 10 Mayıs ZEKİ: Gayet iyi TANER: Evet 25 Mayıs Ankara bu şekilde gidiyor ya illeri sıraladık, bütün illeri yürüyeceğiz araya da diğer küçük illeri koyacağız ve hemen, hemen her hafta bir yerde bayrak yürüyüşü yapacağız ZEKİ: Çok güzel TANER: Sürekli olarak çeşitli vesilelerle işte Atatürk yürüyüşü, Bayrak yürüyüşü ZEKİ: Seçime gidiyoruz herhalde sonuçta TANER: Tabi, tabi yani bütün Türkiye'yi .şey yapacağız şimdi burda da bir hayli çalışma yapıyoruz yanlız işte o şey konusu var yani bu seçime götürür bizi zaten üç yürüyüşü bile yapsak olay götürür bizi çünkü Diyarbakır'a çok kapsamlı çalışma yapıyoruz burda başladık burdan 100 (yüz) otobüs zaten hazır ettik sözü aldık köylülerden şimdi birazdan bir köye gidiyoruz yine ZEKİ: İstanbul'a geliyor musun salı günü abi TANER: Abi gelim ben şeyle işte Kemal'le bir görüşelim ZEKİ: He gelde bir görüşelim evet TANER: Onun bir telefonu vardı bana verdi ben o gün onu bir anda.. ZEKİ: Evde telefonları kapalı bende de yok çünkü o hasta yatıyor TANER: Öyle mi ZEKİ: Hı, hı TANER: O zaman salı günü biz burdan İstanbul'a gelsek ZEKİ: Yarın ben sana haber veririm onu buluşacam onunla TANER: He sen buluş olay de çok canlandı de burda biz buranın esnafları ile filan toplantı yaptık biz sizi istiyoruz diyorlar yani bir şey var taban var korkunç bir taban var ZEKİ: Taban var politik kısma Kemal'i karıştırma sadece maddi kısma kanştır o kadar.

05.10.2006 tarihinde Ahmet CİNALİ ile Zeki BALABAN/SELAHATTÎN isimli şahıslar arasındaki görüşmede özetle ;

AHMET CİNALİ: İyi bu mesut dingili ordan adam götüremiyomuki de şeyden Ağrı'dan şeyden otobüs paraları bilmem ne muhabbetine giriyo Mersinden ZEKİ: Şimdi komutanım o o şekildede hurdanda istiyolar yani kalabalık istiyolar onu bi şekilde çözücem yani AHMET CİNALİ: Kalabalık ZEKİ: Oraya bin kişiyi bi sekide atacam otobüsle götürmüycem belki trenle götürecem AHMET CİNALİ: Evet o faizci faizci ne anlatıyo faizci ne söylüyo yardımcı oluyomu ZEKİ: Evet AHMET CİNALİ: He? oluyosa tamam güzel ZEKİ: Yani şimdi şu var ben eeşeydende takviye alabilirim Kara Kuvvetlerindende takviye alabilirim AHMET CİNALİ: He o ayrı yaptırabiliriz ZEKİ: Evet AHMET CİNALİ: He orada orada bir değişik bi hava yapmak lazım ZEKİ: He he çünkü mersin yürüyüşündede orda dört bintane asker vardı kimse farkında değildi AHMET CİNALİ: Evet evet ordan aynı şekilde askerleri organize ettirebiliriz onu askerlere ettirelim ZEKİ: Yani AHMET CİNALİ: ...sivilleri çektirelim sivilleri çektirelim .. ZEKİ: Çünkü çünkü garnizonda aşşağı yukarı 14 bin tane asker var kolordu karargahı var AHMET CİNALİ: He onlara sivili çektirelim yürüyüşe katıttıralım ZEKİ: He aynen öyle komutanım AHMET CİNALİ: He öyle yapacaz gerisine girme adam taşıma maşıma işiyle uğraşamayız tamam mı ZEKİ: Doğru AHMET CİNALİ: Gelirler illa yürüyüşü yapar dağılırlar ZEKİ: Evet AHMET CİNALİ: Aynen öyle yapacaz aynen öyle yapacaz ZEKİ: Aklıma o geldi çünkü başkanın haberi yok Taner beyin AHMET CİNALİ: Öyle yapacaz biz seninle zaten akşam buluşacaz ZEKİ: O Mersindeki 70 bin 70 bin kişinin nasıl döküldüğünü bilmiyo sokağa AHMET CİNALİ: Aynen doğrudur öyle yapacaz ZEKİ: Yani öyle olcak o AHMET CİNALİ: Aynen doğrudur ZEKİ: O Mersin'de de askerler başladı almaya bayrağı sivillere devretti çektik ondan sonra çocukları AHMET CİNALİ: Aynen öyle yapacaz konu bu başka alternatifi yok ZEKİ: Tamam komutanım tam bir .. inletecez orda , ZEKİ: o bölgede çünkü yapmak istediğim çok şey var benim operasyonel olarakta var, SELAHATTİN: Sağol teşekkür ederim sen nasılsın AHMET CİNALİ: Napalım uğraşıyoz işte Diyarbakır'da bi tantana çıkartacaz biliyosun sen işi Zeki sana haber vermiştir şöyle bi şey yapalım bi ses gelsin

16.11.2006 tarihinde Ahmet CINALI ile SELAMI isimli şahıs arasındaki görüşmede özetle;

AHMET: Sağol canımın için nerdesiniz diyarbakırdamısmız SELAMİ: Diyarbakırdayım abi şu anda ben AHMET: Şimdi canım SELAMİ: Evet abi AHMET: Şimdi ben oraya Vatanseverler kuvvetler Güç Birliği Hareketinin ilini kurdutturdum Diyarbakıra SELAMİ: Evet abi AHMET: Şimdiii genel başkan olan arkadaşım tamam mı Taner SELAMİ: Hm AHMET: Şimdi oraya geliyor yarın saat beşte orda SELAMİ: Heee yarın akşam beşte AHMET: Heeeee yarın akşam beşte oraya geçecek SELAMİ: Evet abi AHMET: Sen kaçta çıkabilirsin kaçta izin alabilirsin bölük komutanından SELAMİ: Abi ben 4.30 da izin alırım ben AHMET: 4,30 da SELAMİ: Heeee AHMET: Orda başka kendi kafana göre bizimk uzman çocuklardan kimler var yanında SELAMİ: Abi ikidene benden daha sağlam beni bil onu görme yani AHMET: Onlarıda al yanma SELAMİ: Evet abi AHMET: Tamam mı ondan sonra ordan da şeye gidersiniz ordan sivilden sevdiğiniz insanlar varmı SELAMİ: Burdamı AHMET: Güvenebileceğiniz evet Diyarbakır'dan SELAMİ: var abi AHMET: Var onlardan kaç kişi var ne kadar sayısı çok olursa iyidir SELAMİ: Evet abi AHMET: Kaç kişi yapabilirsiniz SELAMİ: Abi şimdi ne kadar istiyorsunuz bilmiyorum ki ya AHMET: Ya 20-30 kişi yapın ya SELAMİ: Evet abi AHMET: Orda bide tamam mı orda birde 400-500 metre bayrak açtıracam sonra daha sonrada bayrak yürüşü yaptırtacaz orda SELAMİ: Heee tamam AHMET: organize yaptıracaz tamam mı SELAMİ: Tamam abi AHMET: Bak şimdi bide Polis evine gidiyorsun orda Osman BALAK var Osman BALAK emniyet amiri SELAMİ: Evet abi AHMET: Diyarbakırda SELAMİ: Evet abi AHMET: Onuda bul tamam mı oraya göre bizim Ramazan Üsteğmen ne yapıyor SELAMİ: Abi onnan iki gün önce görüştük oda iyi yani AHMET: Heeee SELAMİ: Celal paşam ne yapıyor durumu nasıl AHMET: Celal paşam çok iyi abi SELAMİ: Heeee şimdi şeyapm orda yine bir organizasyon yapın ordan sivillerinizi çekin asker olduğunuz da belli olmasın tamam mı AHMET: Evet abi SELAMİ: Tabi silahlarınızı da alın yanınıza mutlaka AHMET: Tamam abi yaparız onu SELAMİ: Tamam mı canlarım AHMET: İyi hadi SELAMİ: Abi saat beşte nasıl görüşeceğiz abimlen .. AHMET: Tamam canım 30 kişi filan olun ona göre şeyap SELAMİ: Tamam AHMET: Yalnız o bayrakları taşıyan sivillere taşıtın bi güzellik yapın tamam mı 40 kişi 50 kişi yapın SELAMİ: Tamam abi.."

16.11.2006 tarihinde Ahmet CİNALİ ile Taner ÜNAL arasındaki görüşmede özetle;

AHMET: Ordan sana üç tane çocuk gelecek uzman özel hareketten , 30-40 kişide sivil getirecekler TANER: Tamam AHMET: Yalnız sen onları deşifre etmiyorsun hiç bir şekilde yanında olacaklar silahları ile birlikte beşte orda olacaklar şimdi seni arattırıyorum cebini veriyom TANER: Tamam canım kardeşim AHMET: Selami uzman TANER: Koçum benim AHMET: Benim evladımdır tamam mı TANER: Tamam okçum benim aslanım benim AHMET: Sana üç tane nefer yani TANER: Bayraktan da tutacaklar demi AHMET: Ya bayrakları onlara tutturma diğer 30-40 kişi getittiriyorum onlara tuttuttur TANER: Heeeee onlar yani 30-40 kişi tutacak AHMET: Onlar seni koruyacak Taner az bak beni dinle tamam mı TANER: tamam kardeşim AHMET: Onların getirdiği bayrak tutacak onlar seni koruyacak

17.11.2006 tarihinde Ahmet CİNALİ ile Selami isimli şahıs arasındaki görüşmede özetle; SELAMİ: Abi ayrıldık onlar komutanın yanma gittiler bi.. sa AHMET: Nereye gittiler SELAMİ: Komutanın yanma abi AHMET: Kimin alay komutanının mı SELAMİ: Kolordu komutanına gittiler abi AHMET: He iyi SELAMİ: Ön., sağa çıktık sağa sola baktık adam topladık bayağı işte yarın toplanacaklar yani saat on buçukta oraya gelcek AHMET: Tamam SELAMİ: Noktaya gelcek hepsi yani, ...AHMET: Öpüyorum gözlerinden bu hareketler önemli orda psikolojik savaş bunlar biliyosun psikolojik harp SELAMİ: Zaten abi terslik surda aynı gün bide bunların yürüyüşü var AHMET: Kimlerin SELAMİ: Diyarbakırda yürüyüşü var AHMET: Kimin yürüyüşü var SELAMİ: Şeyin Dehaplılann AHMET: Bak Dehaplılarm da SELAMİ: He AHMET: Vay pezevenkler SELAMİ: Aynı gün hemide yani vali buna nasıl izin verdi bilmiyoz anlayamadık yani SELAMİ: Köylerden gelecekler yani dedim çocuk mucuk ne varsa getirin dedim hepsini AHMET: Tamam aynen doğrudur bayağı galaba yapsınlar SELAMİ: Evet abi dedim çocuk da olsa bulun bunlar çocuğa para verip daş attınyosa dedi bizde çocuklara bayrak açtınnk AHMET: Aynen öyledir SELAMİ: He başka çare yok abi yani AHMET: Ayyynen öyledir SELAMİ: He bizim bu vat bayrak için canımızı veriyosak çocuk da goruk bebek de ... içine AHMET:, Aynen öyledir doğrudur SELAMİ: Evet abi AHMET: Çok güzel Selamim sen güzel gine organizasyonları yap ıı sen ıı sağa sola bakma yapabildiğin gadar yap tamam mı SELAMİ: Tamam abicim .." 14.04.2007 tarihinde Ankara İlinde yapdan Cumhuriyet mitingine katıldıkları, Olayla ilgili olarak tespit edilen telefon görüşmesi: 14.04.2007 tarihinde Taner ÜNAL ile Mesut SEZER arasındaki görüşmede özetle ; TANER: ha bayrağı yedi kilometre diyo MESUT: Öylemi TANER: Şhov tv heee MESUT: Ooo çok güzel TANER: hep bizim bayrağı veriyor başka hiç bir şey vermiyor bayrağın altı geçişi bilmem nesi hep bayrak tamam mı bayrak başka bir şey yok Şhow tv sadece bayrak veriyor MESUT: Bizden bahsediyor mu başkan TANER: yok artık işte biz onu bahsettiririz biliyorsun MESUT: Tamam tamam oldu TANER: oldu canım yedi kilometre oldu bayrak ona göre MESUT: tamam oldu başkanım TANER: Hadi sağol.

28.04.2007 tarihinde Ankara İlinde Irak Türkmen Cephesi Kerkük mitingine katddıkları tespit edilmiştir.

Olayla ilgili olarak tespit edilen telefon görüşmeleri;

28.04.2007 tarihinde Taner ÜNAL ile Yasin ALPARSLAN arasındaki görüşmede özetle; YASİN: Abi bayrağın başındayız araba gelecekmiş onu bekliyoruz TANER: Kim var kaç kişi var, TANER: Sen bi şeye gelsene anıtın oraya

28.04.2007 tarihinde Taner ÜNAL ile Mesut SEZER arasındaki görüşmede özetle ;

TANER: He Mesutcuğum ne yaptınız Yasin şey diyor İstanbul'a doğru bi program şey yapma durumu söz konusu diyor MESUT: Yasin mi öyle dedi başkanım TANER: He öyle dedi MESUT: ( Mesut'un yanında bulunan X Erkek arka fondan " aha şimdi parayı bankaya yatıracak" der, Mesut " kim" diye sorar, X Erkek "CHP'li kardeşimiz var encümenden üye, vallaha gidiyoruz 600 milyon yetmez mi" der, Mesut ise " bilmiyorum bakalım bi", TANER: Böyle bir şey yaparsak muazzam bir şey yapmış oluruz yaa, süper olur yani MESUT: Tamam şimdi biri para yatıracakmış yatırırsa gideriz başkanım TANER: Çoook muazzam olur yani hem zaten bütün gözler yann Türkiye'de şeyde İstanbul'da bi de hükümet ters bir açıklama yaptı şimdi, MESUT: Ne diyor TANER: Yani res koyuyor şeye genel kurmaya miting daha da Önem kazanıyor MESUT: Tamam başkanım TANER: Haydi ben sizden haber bekliyorum MESUT: Tamam oldu oldu başkanım TANER: Haydi bakalım inllah haydi bakalım bir uğraşsın çocuklar MESUT: Tamam görüşürüz başkanım TANER: Tamam mı şunu başarırsak var ya zaten zirvede noktalarız MESUT: Tamamn başkanım görüşürüz TANER: Haydi sağol canım.

05.12.2005 tarihli İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı'na gönderilen ihbar mektubunda;

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği başkanı olan Taner ÜNAL' m Hasan KUNDAKÇI paşanın adına sahte imzalar atarak yardım ve kanununa aykırı usulsüz para topladığı, eşi ve kayınbiraderine yetki vermek suretiyle derneğe yapılan bağış ve aidat gelirlerini şahsi çıkarlarında kullandığı, İstanbul ve Sakarya ilinde işlettiği akaryakıt istasyonlarında kaçak mazot ve eroin ticareti yaptığı, Mersin açık hava toplantısında Başbakan'a alenen hakaretler yağdırdığı, uluslar arası bağlantılı olduğu hatta CIA ile de görüştükleri bilinen Taner ÜNAL ve dernek yöneticilerinin derneğin lehinde oluşan güven ve itibarı kullanarak organize bir suç çetesi gibi hareket etmek suretiyle tehdit ve baskı ile gasp ve dolandırıcılık yapmak suretiyle derneği kuruluş amacından saptırarak gerçek vatan sever üyelerini rezil etmeye çalıştıkları, bu durumu görüp rahatsız olan bazı üyelerinin istifa ettikleri beyan edilmiştir.

03.04.2006 tarihinde İç İşleri Bakanlığı Müfettişleri tarafından Dernek hakkında yapılan incelemeler neticesinde rapor hazırlandığı ve "Derneğin defter, belge ve kayıtlarının bir kısmının kaybolduğunun belirtilmesi ve söz konusu defter , kayıt ve belgelerin ibraz edilememesi nedeneiyle, derneğin kurucu ve üyeleri ile iş işlemleri hakkında sağlıklı bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı, mevcut defter, kayıt ve belgelerde, eksikliklerin bulunduğu , " Türk milletinin devletine , birliğine, dirliğine, refahına ve mutluluğuna, inancına ,milli ve manevi değerlerine karşı faaliyetlerle ilgili olarak Türk milletini bilgilendirmek şuur sahibi olmalarını temin etmek amacıyla .." kurulmuş bir derneğin iş ve işlemleri, kayıt, defter ve belgeler ile icraattan itibarıyla diğer dernek ve sivil toplum kuruluşlarına örnek olma misyonu bulunduğu , bu yönüyle de Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği' nin tartışılan değil, benimsenen örnek alman bir dernek olması gerektiği, ancak derneğin mevcut durumu ile bu görüntüden uzak olduğu " sonuç ve kanaatma varıldığı, ayrıca açık kimliği tespit edilemeyen ve örgüt mensuplarınca "1 NUMARA" olarak adlandırılan kişi tarafından yönlendirilen Taner ÜNAL ve arkadaşlarının, suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları, yönettikleri, kurulan suç örgütüne üye oldukları, nitelikli yağma, yağma, ihalelere fesat karıştırma, zimmet, dolandırıcılık, tarihi eser kaçakçılığı, kanuna aykırı şekildzdfârdl&l. to^Amm olaylarından elde ettikleri gelirlerle ve suç örgütüne yardımda bulunan kişilerce kaynağı belli olmayan maddi yardımlarla suç örgütünü finanse ettikleri, bazı kamu görevlilerinin bilerek ve isteyerek yardım etmeleri sonucunda amaç suç olarak Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ettikleri, amaç suçu gerçekleştirebilmek için provokatif eylemlerde bulundukları, halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı isyana tahrik ettiklerine dair kuvvetli şüphe bulunduğu yönünde tespitlerde bulunulmuştur.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğünün 13.07.2006 tarihli yazısı ekinde ; Denetleme sonuçları çerçevesinde söz konusu derneğin; dernek adı altında yasal olmayan amacı dışında iyi niyetle bağdaşmayan faaliyetlerde bulunduğu, ayrıca herkes tarafından kabul edilen ortak değerleri suiistimal ederek provokatif eylemlerde bulunabileceğini teyit eden hususlar bulunduğu anlaşıldığından Jandarma, Emniyet ve istihbarat birimlerince dernek şubelerinin kuruluşu itibariyle yaptığı faaliyetler ile genel merkez ile olan ilişkilerinin tespit edilmesi istenilmiştir.

Ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı' nca 2006/39948 sayıya kayden yürütülen soruşturma kapsamında Dernek Başkanı Taner ÜNAL ve Dernek yöneticilerinin "Çıkar Amaçlı Suç Örgütü Kurmak, Yönetmek, Örgüte Üye Olmak, Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek, Örgüt İçerisindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte Örgüte Bilerek Ve İsteyerek Yardım Etmek, Örgüt Faaliyeti Kapsamında (Devletin Bağımsızlığını Zayıflatmaya, Birliğini Bozmaya, T.C. Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Engellemeye Yönelik Provokatif Eylem Yapma, Genel Güvenliği Tehlikeye Sokma, İhaleye Fesat Karıştırma, Tarihi Eser, Gümrük ve Göçmen Kaçakçılığı, İzinsiz Kazı Yapma, Nitelikli Yağma, Şantaj, Tehdit, Hürriyeti Tahdit, Dolandıncılık, Sahte Kimlik Kulanma, Resmi Belge Sahteciliği, Kamu Görevini Usulsüz Üstlenmek, Yetişkin ve hayvana yönelik pornografi görüntüleri bulundurma, 6136 ve 2521 S.K.M.)" suçuna kanştıklannm tespit edildiği ve yapılan çalışmalann 29.06.2007 günü operasyona dönüştürüldüğü, aralannda Dernek Başkanı Taner ÜNAL ve diğer üst düzey yöneticilerinin de bulunduğu toplam 12 kişinin çıkanldıklan mahkemece tutuklandıklan anlaşılmıştır.

Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK 25.05.2006 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünde alınan ifadesinde;

2004 yılında, bir konferansta Vatansever Kuvvetler Güç Birliği üyeleri olan ve konferansa katılan Muzaffer TEKİN ve yanında bulunan Kurmay Albay Fikri KARADAĞ ile tanıştığını, Fikri KARADAĞ'm Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği'nin İstanbul Şubesini kurmaya çalıştığını, Fikri KARADAĞ'm aynı zamanda Muzaffer TEKİN ile devre arkadaşı olduklarını öğrendiğini, yine aynı yerde Vatansever Kuvvetler Güç Birliğimin üyesi olarak Hüseyin GÖRÜM ve İbrahim ÖZCAN isimli şahıslarla tanıştığını, 2004 yılı bahar aylarında, derneğin yemekli toplantılarına da katıldığını, bu safhada Vatansever Kuvvetler Güç Birliği nin organik yapısı içersinde, emekli Albay Fikri KARADAĞ ile Hüseyin GÖRÜM ve İbrahim ÖZCAN'm bulunduğunu, Şahıslarla olan birlikteliklerinde gözlemlediği kadarı ile, Hüseyin GÖRÜM'ün Ülkücü hareketten geldiği, Ülkü Ocaklan ile bağlannı kopardığı, 9-10 yıl kadar ceza evinde kaldığını öğrendiğini, şahsın hal ve hareketlerinden, bir derneğin il bazında yöneticiliğini yapmasını yadırgadığını, Hüseyin GÖRÜM'ün daha çok mafya olarak adlandınlan kişi profili çizdiğini, Emekli Albay Fikri KARADAĞ, Hüseyin GÖRÜM ve İbrahim ÖZCAN'm, tarihten 8-10 ay kadar evvel, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketinden ayni arak, İstanbul ilinde Kuvayi Milliye Derneğini kurarak faaliyetlerine başladıklannı,

2004 yılı Haziran veya Temmuz aylannda, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketimin, Maltepe de bulunan baraka, depo ve bahçeden oluşan bir yerde toplantı yaptığını, bu toplantıda, Hüseyin GÖRÜM'ün çevresine 20-25 yaşlannda, 4-5 kişilik bir gurup gencin bulunduğunu, Hüseyin'in bu gençlere konuşma yaptığını, konuşmanın bir bölümünde şahıslann yanma gittiğinde, Hüseyin GÖRÜM'ün bu gençlere hitaben "komutanda sizin eğitiminizi verecek" dediğini, kendisinin de "ne eğitimiymiş bu" dediğini, Hüseyin'in de "ne olacak komutan sen daha iyi bilirsin asker olan ben değilim sensin" dediğini, kendisinin de, eğitimin nerede verileceğini sorduğunu, Hüseyin'in "yerimiz var hazır Düzce'de" "asker yetiştireceğiz, silahımız her şeyimiz de var" diye konuştuğunu, kendisinin de bunu reddettiğini,

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketinin, Şile toplantısı hariç diğer buluşmalannı, İstanbul Maltepe de bulunan, Hüseyin GÖRÜM'e ait prefabrik bir depo ve yanındaki küçük bina ile bahçesinde yapıldığını, bu şahıslarla karşılaştığı ilk günden beri, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketini, bir Dernek olmaktan çok, organize suç örgütü gibi gördüğünü, Danıştay eylemine katılıp, Danıştay üyelerine ateş eden Avukat Alparslan ARSLAN'ı, çok emin olmamakla beraber, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi'nin bir toplantısında gördüğünü, buluşmalarda bir avukattan bahsedildiğini, yine Alparslan ARSLAN'ı Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi'nin, İstanbul Maltepedeki yerinde bir defa gördüğünü, Hüseyin GÖRÜM'ün, kendisinden askeri eğitim vermesini istemesi ve "silahımız her şeyimiz var" demesinden dolayı, Danıştay saldmsıyla ilgili olarak bu insanlann silah temin etme ve yönlendirme anlamında Alparslan ARSLAN'ı yönlendirmiş olabileceklerini beyan etmiştir.

Ergenekon Soruşturması kapsamında 25.02.2008 tarihinde ifadesine başvurulan tanık Zihni ÇAKIR ifadesinde;

Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Taner ÜNAL, Ahmet CİNALİ, Fuat TURGUT, Halit BOZKURT, Nihat GÜRKAN ve Sevgi ERENEROL'un irtibatlan konusunda;

"Veli KÜÇÜK'ü Türkeli Dergisinin Ankara ilinde yapmış olduğu toplantılardan tanıdığını, Muzaffer TEKİN'i Taner ÜNAL ile yakın görüşmelerinden dolayı tanıdığını, Ahmet CİN ALI' yi de Taner ÜNAL ile yakın dostlukları nedeniyle tanıdığını ve Taner ÜNAL ile birlikte sık sık kendisi ile görüştüğünü beyan etmiş ve Ahmet CİNALİ, bu şahsın koruması Cem isimli bir şahıs ile birlikte istanbul İlinden Ankara iline dönerken yolda polis ekiplerinin aracı durdurduğunu, aracın bagajında muhtelif çapta silahlar ile el bombalarının bulunduğunu ancak Ahmet CİN ALİ' nin kendisinde bulunan bir kimliği polis ekiplerine göstererek geçtiğini daha sonra bu kimliği gördüğünde üzerinde Ahmet CİNALİ'nin fotoğrafı bulunan, Jandarma amblemli kimlik olduğunu gördüğünü, bu durumu Ahmet CİNALİ' nin kendisinin bir zamanlar Hasan KUNDAKÇI Paşa' nin terörle mücadele ekibinde yer aldığı için bu kimliğin kendisinde bulunduğu şeklinde açıkladığını ve kendisinin Şahin Bey kod adını kullandığını söylediğini, Veli KÜÇÜK ile de bu dönemlerde irtibatının kurulduğunu anlattığını belirtmiştir. Fuat TURGUT' u Taner ÜNAL' in inşaat işlerini takip eden ve yakın görüştüğü kişi olarak tanıdığını, Halit BOZKURT' u Taner ÜNAL sayesinde tanıdığını ve kendisini MİT görevlisi olarak tanıdığını, Taner ÜNAL' in da bu durumu desteklediğini, Nihat GÜRKAN'ı Türkeli Dergisi 'ndeki aktif faaliyetlerinden dolayı tanıdığını ve bu şahsı Ahmet CİNALİ ile birlikte Türkeli Dergisi 'nin İstanbul dağıtımında etkili biri olarak bildiğini, Taner ÜNAL' ı askerler ve üst düzey yargı mensupları ile Nihat GÜRKAN' in tanıştırdığını bildiğini, Nusret DEMİRAL ile Taner ÜNAL' ı Ahmet CİNALİ ve Nihat GÜRKAN' in tanıştırdığını beyan etmiştir. Sevgi ERENEROL' u da Taner ÜNAL' in bu kişinin görüşlerini alarak gazetede yayınlamak istemesi nedeniyle tanıdığını, bu kişiden bazı konularda yazılar alarak gazetelerinde yayınladıklarını, Ahmet CİN ALI'nin İstanbul'a geldiğinde bu yazıları kendisinden aldığını beyan etmiştir.

Yine beyanında, "Taner ÜNAL' in 2003 yılı Nisan ayında Dikmen'deki bürosuna yakın caddeye paralel bir sokakta kiraladığı dükkânı ofise çevirdiğini, Türkeli dergisini bu ofiste çıkartacağını, afisin alt tarafındaki depo halindeki kapalı alanı anfiye dönüştürdüğünü, dinleyici ve konuşmacı yerlerini sabitlediğini, bu mekânda bir oluşuma başladıklarını, burada toplantılar yaptıklarını söylediğini, Taner ÜNAL' in kendisinden bu oluşum içersinde yer almasını istediğini, oluşumda bir çok paşanın bulunduğunu, Hasan KUNDAKÇI, Veli KÜÇÜK gibi isimlerin yanlarında yer aldığını, Doğu PERİNÇEK ve Hikmet ÇİÇEK'in solcu olmasına karşın bu oluşuma destek verdiğini, maddi hiçbir sıkıntısının olmayacağını, istediği kadar maaş vereceklerini söyleyerek katılması yönünde telkinlerde bulunduğunu, bazı toplantıların resimlerini gösterdiğini, Hasan KUNDAKÇI ve Veli KÜÇÜK' ün toplantılarda yer aldığını, Ahmet CİNALİ' nin de bu ikili ile yakın resimlerinin bulunduğunu, Muzaffer TEKİN' in de bu görüntüde yer aldığını" beyan etmiştir.

Şüpheli Doğu PERİNÇEK ise ifadesinde, "Vatansever Güçbirliğine hiçbir destek vermediğini, böyle başı bozuk örgütleri milletin başına bela etmenin büyük sorumluluk olduğunu" beyan etmesine rağmen, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Haraketi Başkanı Taner ÜNAL ile irtibatlı olduğu, şahısla telefon görüşmesi yaptığı, Diyarbakır ilinde ortak miting düzenledikleri anlaşılmıştır. 06.06.2007 tarihinde Taner ÜNAL ile Doğu PERİNÇEK arasındaki telefon görüşmesinde; Taner'in "Diyarbakır'da ki mitinginize biz katılacağız efendim. Bütün gücümüzle destek vereceğiz." dediği tespit edilmiştir.

Zihni ÇAKIR ifadesinde devamla, Bir Numara olarak bildiği şahsı Taner ÜNAL'm yanında sık sık gördüğünü, bu şahsın Ülkü Ocakları yönetiminde olduğunu, avukat olan İbrahim GÜL' ün de Bir Numara ile irtibatının olduğunu, bir gün Taner ÜNAL ile birlikte Ankara İli Kızılay Semtinde bir otele Bir Numara'yı ziyarete gittiklerinde Bir Numara olarak bildiği şahsı avukat İbrahim GÜL ve avukat Tarkan TOPER ile birlikte toplantı halinde gördüğünü, ayrıca 28 Şubat sürecinde Ahmet CİNALİ ile Bir Numara olarak bildiği şahsın etkinliklerini ve nerelere nüfuz edebildiklerini daha iyi gördüğünü beyan etmiştir.

Taner ÜNAL Başkanlığı' nda faaliyetlerine devam eden VKGBH Derneği' nin tüzüğünde belirtilen amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla yaptığı faaliyetler bayrak yürüyüşleri ve çalışmaları ile dernek faaliyetlerinin yürütülmesi adı altında sürekli olarak kaynak sağlama çalışmaları ile sınırlı kaldığı, başka faaliyetlerinin bulunmadığı ancak bunlann dışında gerek demek faaliyetleri çerçevesinde ve gerekse münFerid olarak demek yönetici ve üyelerinin bir çok adli olaya karıştıkları tespit edilmiştir. Taner ÜNAL' m Diyarbakır' da Şube açılışında yapmayı planladığı bayrak yürüyüşü, öte yandan Salih Zeki BALABAN' m bu yürüyüşler için adam temin etmesi, Ahmet CİNALİ' nin bölge aşiret reisleri ile irtibata geçtiğini söylemesi bu faaliyetlere örnek olarak verilebilir.

Mersin Kanal 33 ibareli CD' nin incelemesinde Taner ÜNAL' in konuşmasını içeren görüntülü ses kaydının bulunduğu, konuşmada başlıklar halinde özetle;

-Şuurlu her Türk çocuğunun AB' ne karşı olması gerekir. Avrupa hastalıklı bir topluluktur. Avrupa yaşlanmaktadır.

- Atatürk' ün düşünceleri öldüğü gün tasfiye edilmiştir. Tasfiye edenler gayrı Türk' tür. Sabatayisttir. Bunu İsmet İnönü yapmıştır. Atatürk öldüğü günden itibaren dönmeler, Yahudi Müslümanlar, iktidarı ele geçirmişlerdir. - Yönetimden 67yıldır Türklerin aldığı hisse % 5 tir. - Atatürk' ün ölümünden sonra Türkiye' yi Türkler idare etmiyor. - Bir ermeni asıllı Konya' ya gelip ismini değiştiriyor, cemaatin içine giriyor daha sonra Millet meclisine girip Avrupa birliğine hizmet ediyor, onun için ülke bütünlüğü önemli değildir. - %2 ,%98' e hükmetmektedir. -Çeşitli partilere mensup insanlar (devşirmeler kastediliyor) yıllarca devletin altını kazıyorlar. - Milli şuurlu Türk evlatları devletin başına gelmelidir. Türk devrimi yapılmalıdır. - Devlet kozmopolit yapıdan sıyrılıp bir an önce Milli devlet olmalıdır. Şuurlu Türk evlatları iktidara gelip taviz vermemelidir. - Türkiye' nin tam bağımsızlığına kavuşmalıdır. 1940' lardan buyana Amerika ile yapılan bütün anlaşmaları feshetmelidir. Türkiye 'nin aleyhine yapılmış ne kadar anlaşma varsa halk oylaması ile iptal edilmelidir. - Türkiye' de yaşayan bütün unsurlar Türk' tür. - Dinler arası diyalog olmaz, neyin diyalogunu yapacaksınız, incil'le Kur' an' ı mı tartışacaksınız. Nasıl tartışacaksınız.

- Vatan işgal altındadır. Topraklarımız satılmaktadır. Bu toprakları satın alanlar parça parça alıp her parçaya bayraklarını dikecekler israil gibi. - Türkiye 'de sahalar işgal altındadır. Sivil toplum kuruluşlarının % 90' ı satılıktır. % 6 sı da gayrı resmi faaliyet göstermektedir. - Biz geleceğin Türkiye' sinin inşaa ediyoruz, Atatürk' ün milli istiklal mücadelesini başlattık. Kitleler etrafımızdadır. Vatanını milletini seven milli şuur sahibi Türk çocuklarını derneğimize bekliyoruz. Her şey vatan için.. - Vatan diyen bayrak diyen Allah diyen herkesi Sultaşa Otelindeki toplantımıza bekliyoruz. -Biz vatanı kurtaracağız, biz varken bir şey olmaz. Şeklinde olduğu tespit edilmiştir.

Ahmet CİNALİ - Veli KÜÇÜK İRTİBATLARI

Konuya ilişkin telefon görüşmeleri ;

20.09.2006 tarihinde Ahmet CİNALİ'nin ALİ ve C. T. Ç. isimli şahıslarla yaptığı görüşmede özetle ;

Ali isimli şahsın yanında daha önceleri Veli Paşa ile çalışan ve sonradan emekli olduğu anlaşılan Cafer Tayyar ÇAĞLAYAN isimli jandarma Albay olduğunu belirttiği ve bir müddet görüştükten sonra Ahmet CİNALİ ile Cafer Tayyar ÇAGLAYAN'ı görüştürdüp, Ahmet CİNALİ'nin görüşmenin bir bölümünde kendisinin Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki sivil örgütlenmeleri yaptığım , ayrıca Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketini kendisinin kurduğunu söylediği tespit edilmiştir.

27.09.2006 tarihinde Ahmet CİNALİ'nin Taner ÜNAL ile yaptığı gisimli şahısla yapmış olduğu görüşmede özetle ;

Yusuf KASİMİ isimli şahsın sorunları ile alakalı konuşturtan sonra görüşmenin bir bölümünde Ahmet CİNALİ'nin Yusuf KASİMİ' nin İran'la alakalı olduğu anlaşılan sorunu konusunda yardımcı olabileceğini ve Veli KÜÇÜK' ün İran' da adamlannm olduğunu hatta bir kurumun en başındaki adamın Veli KÜÇÜK' ün adamı olduğunu belirttiği tespit edilmiştir.

12.01.2007 tarihinde Ahmet CİNALİ'nin Selahattin SAYGAN ile yaptığı görüşmede özetle ;

Selahattin SAYGAN'm Ahmet CİNALİ' ye Eskişehir İlinde bulunan bir şahsın hastanede olduğunu ve ilgilenilmesi gerektiğini söylediği, Ahmet CİNALİ'nin de Veli KÜÇÜK' ün yeğeninin Eskişehir İlinde MHP İl Başkanı olduğunu ve bu çocuk ile ilgilenebileceğini söylediği tespit edilmiştir. 226.06.2007 tarihinde Ahmet CİNALİ ile Ali KARA arasında yapılan görüşmede özetle; Ali KARA'nm Cem UZAN' m askerlik yapmadığını ve bunun dosyasının Adapazarı' nda olduğunu ve bunu da Veli Paşa' dan teyit ettiklerini söylediği tespit edilmiştir.

25.06.2007 tarihinde Ahmet CİNALİ'nin Abuzer AYDIN ve A.Şeref DUVAN isimli şahıslar ile yapmış olduğu görüşmede özetle ;

Ahmet CİNALİ'nin Urfa Birecekli ve Sait Paşa' nın yeğeni olarak belirttiği Halil KANBALTA isimli şahsın bir senedinin olduğunu ve aracı birilerini bularak bu senede ulaşmaları gerektiğini, çok önemli olduğunu ve bu işin Veli Paşa' nın talimatı ile kendisine geldiğini söylediği tespit edilmiştir.

Ahmet CİN ALI' nin işyerinde yapılan aramada ele geçirilen 4 sayfalık dokümanda özetle ; "Askeri Personel Kazım BANAT, İsrailli General Gabriel LİBRAİDER (mossad), Ali ERKAN, Batmanlı Ömer isimli şahısların bir toplantı yaptıkları, bu toplantıda Sedat PEKER, Hoca Kod adlı Kemal ŞAHİN ve Tacikistan Genel kurmay Başkanı ile Ticaret bakanı Mehmet EMİNOF' a suikast veya eylem planı yaptıkları belirtilmiş, toplantıya katılan şahıslardan Askeri Personel Kazım BANAT' in ve Hizbullah' m E. Orgeneral Çevik BİR' in kontrolünde olduğu belirtilen bir işaretleme yapılmış, Ergenekon' un - Org. Murat Hoca ile görüştüğü, BOTAŞ' ta görevli Refik NUHOĞLU' nun Şahin beyin (Ahmet CİNALİ) nerede olduğunu araştırdığına ilişkin notlar ayrıca Murat Hoca isimli şahsın 0533 523 20 07 ve Refik NUHOĞLU isimli şahsın kullandığı 0505 602 26 86 numaralı telefonlara ilişkin bilgilerin" olduğu tespit edilmiştir.

22.01.2008 tarihinde Veli KÜÇÜK'ün ikametinde yapılan aramada elde edilen dokümanda ; "Toplantı: İSTANBUL-17 Ağustos 2002, Toplantıya Katılanlar, Askeri Personel olduğu söylenen Çevik BİR kontrolünde Kazım ANAT, İsrailli General Gabriel LİBRAİDER, (MOSSAD), Ali ERTEN, Batmanlı Ömer, Murat URSAVAŞ,

Aşağıda isimleri belirtilen kişilere çeşitli yöntemlerle SUİKAST/EYLEM düzenleneceği. Planın CİA-MOSSAT Türk işbirlikçileri ile müştereken yapılacağı: Ahmet CINALI Sedat PEKER, Kemal ŞAHİN (HOCA), Tacikistan Genel Kurmay Başkanı, Ticaret Bakanı Mehmet EMİNOF, (dokümanın alt kısmına farklı el yazısı ile düşülen notta: "Ahmet CİNALİ getirdi. (Giresun'dan) Bu bilgileri veren Murat URSAVAŞ' m arkadaşı imiş, benimle görüştürecekler, Ahmet CİNALİ' ye telefon edeceğim " yazdığı tespit edilmiştir.

Ayrıca Ahmet CİNALİ' nin teknik takibi esnasında birçok askeri personel ile irtibatlı olduğu, kendisinin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde terörle mücadele gruplarının içerisinde yer aldığı, Veli KÜÇÜK ile irtibatlı olduğu şeklinde de tespitler yapılmıştır.

Ahmet CİNALİ' nin Şahin Bey Kod Adını Kullanması;

VKGBH Derneği hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Ahmet CİNALİ' nin 16.02.2007 günü saat 16:15:52' de kullanmakta olduğu 0538 715 04 06 numaralı telefon ile 0538 838 02 09 numaralı telefon hattını kullanan ZEYNEL lakaplı MEHMET DOĞAN isimli şahısla yapmış olduğu telefon görüşmesinde; Ahmet CİNALİ Mersin ilinde bulunan adamlarından Zeynel kod adlı Mehmet DOĞAR' m Mersin İlinde polis ekiplerine ehliyetsiz ve alkollü olarak yakalanması üzerine Ahmet CİNALİ' ye telefon açan Zeynel kod adlı Mehmet DOĞAN görevli polis Ahmet CİNALİ ile Kurmay Albay olarak görüştürdüğü, telefonu alan görevli polise Ahmet CİNALİ' nin kendisini Şahin Albay olarak tanıttığı ve arkadaşlarına yardımcı olunması konusunda talebini ilettiği ve kendisinin Genel Komutanlıkta çalıştığını beyan ettiği tespit edilmiştir.

Ergenekon Soruşturması kapsamında 25.02.2008 tarihinde Zihni ÇAKIR alman tanık ifadesinde bu konu hakkında;

Ahmet CİNALİ' yi Taner ÜNAL ile yakın dostlukları nedeniyle tanıdığını ve Taner ÜNAL ile birlikte sık sık kendisi ile görüştüğünü beyan etmiş ve Ahmet CİNALİ, bu şahsın koruması Cem isimli bir şahıs ile birlikte İstanbul İlinden Ankara İline dönerken yolda polis ekiplerinin aracı durdurduğunu, aracın bagajında muhtelif çapta silahlar ile el bombalarının bulunduğunu ancak Ahmet CİNALİ' nin kendisinde bulunan bir kimliği polis ekiplerine göstererek geçtiğini daha sonra bu kimliği gördüğünde üzerinde Ahmet CİNALF nin fotoğrafı bulanan, Jandarma amblemli kimlik olduğunu gördüğünü, bu durumu Ahmet CİNALİ' nin kendisinin bir zamanlar Hasan KUNDAKÇI Paşa' nin terörle mücadele ekibinde yer aldığı için bu kimliğin kendisinde bulunduğu şeklinde açıkladığını ve kendisinin Şahin Bey kod adını kullandığını söylediğini, Veli KÜÇÜK ile de bu dönemlerde irtibatının kurulduğunu anlattığını belirtmiştir.

Şüpheli Ali KUTLU ifadesinde ; Veli KÜÇÜK'ü medyadan tanıdığını, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneğinde Denetleme Kurulu Merkez Asil Üyesi iken, orada bulunan Yasin ALPASLAN' in yapmış olduğu telefon sohbetlerinde Halit BOZKURT' un Vatanseverlerden ayrıldığından bahsettiğini, kendisinin de Yasin'e arkalarında kimin olduğunu sorduğunda, Yasin'in "Bizim Arkamızda Veli Küçük Paşa Var, Veli Paşa Bizimle" dediğini, beyan etmiştir.

BÜYÜK HUKUKÇULAR BİRLİĞİ DERNEĞİ

İçişleri Bakanlığı (Dernekler Dairesi Başkanlığı) Dernekler Denetçileri tarafından "Büyük Hukukçular Birliği Derneği'nin Dernekler Mevzuatı Hükümleri çerçevesinde yapılan denetimi neticesinde ; Derneğin 04.04.2006 tarihinde kuruluş bildirimi ve eklerini İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü'ne vererek kurulup tüzel kişilik kazandığı,

Dernek tüzüğünün 1, 2. maddesinde Derneğin amacının "Türk Hukukunun geliştirilmesi için araştırmalar yapmak, Türk Dünyasındaki ve uluslararası alandaki hukuki gelişmeleri ve bu gelişmelerin Türkiye'ye ve Türk Hukukuna yansımalarını takip etmek, ülkemizin hukuki meselelerinin çözülmesi ve hukuk anlayışının, geliştirilmesi için çalışmalar yapmak, hukukçuların bir araya gelmelerini, mesleki oda faaliyetlerinde ve bilgi alışverişinde bulunmalarını ve hukukçular arasında dayanışmayı temin etmek, ..." şeklinde belirtildiği,

Derneğin 29.09.2006 tarihinde yapılan ilk olağan genel kurul toplantısına ilişkin 09.10.2006 tarihinde İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğüne verdiği genel kurul sonuç bildiriminde dernek organlanna seçilenler arasında şüpheli Kemal KERINÇSİZ'in bulunduğu,

Belirtilerek, dernekler mevzuatına aykırı çok sayıdaki usulsüzlük nedeni ile adli ve idare mercilere bildirimde bulunulduğu belirtilmiştir.

Faaliyetleri:

1- 03.06.2005 günü saat 14.40'da Fener Rum Patrikhanesi girişinde Hukukçular Birliği Derneği, Milliyetçi Ülkücü Avukatlar Grubu ve Milli Güç Platformu tarafından "Ekümenik" ile ilgili basm açıklaması yapıldığı, Kemal KERİNÇSİZ tarafından kilisenin giriş kapısına siyah çelenk bırakmak istendiği, izin verilmeyince patrikhane duvarına siyah çelenk bıraktığı, Fatih Adliyesine giderek Patrikhane hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, bu etkinliğe şüpheli Kemal KERINÇSİZ'in katıldığı,

2- 23.07.2005 günü saat:17.00'de Hukukçular Birliği ve Milli Güç Platformu tarafından Bakırköy İlçesi Cumhuriyet Meydanında "Kıbns için ek protokolü imzalayamazsmız" konulu basm açıklaması yapıldığı, , "Milli Güç" imzalı "Tayyib bu imzayı atamazsm, bir imzada sen ver Kıbrıs Türk kalsın" şeklinde pankart ile "Kıbns'ı nasıl aldıysak öyle veririz, dünü unutmadık" yazılı dövizler taşındığı, bu eyleme şüpheli Kemal KERİNÇSİZ tarafından basm bildirisinin okunduğu,

3- 23.09.2005 günü Boğaziçi ve Sabancı üniversitesinin 23-25 Eylül 2005 tarihleri arasında birlikte düzenledikleri "Osmanlı İmparatorluğunun Çöküşü Döneminde Osmanlı Ermenileri" konulu sempozyumla ilgili Milli Güç platformu ve Hukukçular Birliği tarafından saat 14.45 sıralannda Bahçelievler İlçesinde bulunan Bölge İdaresi Mahkemesi önünde basm açıklaması yapıldığı, şüpheli Kemal KERİNÇSİZ tarafından okunduğu,

4- 24.09.2005 günü Bilgi üniversitesinde yapılan "Ermeni Soykmmı" panelini protesto etmek amacıyla Milli Güç Platformu ve Hukukçular Birliği tarafından Bilgi üniversitesi önünde saat 09.40 sıralannda basm açıklaması yapıldığı, bu eyleme şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ ve Sevgi ERENEROL'un katıldıkları,

5- 28.10.2005 günü saat 11.00 sıralannda Fener Rum patrikhanesi önünde Milli Güç Platformu, Hukukçular Birliği, Milliyetçi İşadamları Derneği, Türk Ortodoks Kilisesi, Noel Baba Vakfı tarafından "Patrikhane Yunanistan'a" konulu protesto eylemi yapıldığı, Fener Rum patrikhanesi önündeki topluluğa önce şüpheli Kemal KERİNÇSİZ tarafından kısa bir konuşma yapıldıktan sonra, Noel Baba Vakfı Başkanı şüpheli Muammer KARABULUT'un basm açıklamasını okuduğu, Patrikhane kapısına "Patrikhane Yunanistan'a, Hukukçular Birliği ve Milli Güç Platformu" yazılı siyah çelenk bırakıldığı, bu eyleme şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ, Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL ve Zeki Yurdakul ÇAĞMAN'ın birlikte katıldıkları,

6- 16.06.2006 günü saat 09.30 da Büyük Hukukçular Birliği tarafından "Orhan PAMUK hakkında açılan tazminat davasıyla ilgili" basın açıklaması düzenlendiği, Av. Ahmet DÜLGER ve şüpheli Kemal KERİNÇSİZ'in konuyla ilgili sözlü açıklamada bulunduğu,

7- 19.11. 2006 günü saat 08.00 ile 17.00 arası Çağlayan Meydanda Bağımsız Türkiye partisi (BTP) mitingi adı altında açık hava toplantısı düzenlendiği, grup tarafından "Ruhban okulu açılması Kopenhag kriteri değildir -Ekümenik Kopenhag kriteri değildir-Papayı Türkiye'ye istemiyoruz" ibareli pankartlar ile "Patrik-Papa-Fenerde, Türk Milleti Nerede- Patriği Türkiye de istemiyoruz" şeklinde dövizler taşındığı, gruba hitaben BÜYÜK HUKUKÇULAR BİRLİĞİ başkanı Kemal KERİNÇSİZ tarafından Türk milletine çağrı! İstanbul'a geldiği taktirde Papa'yı ülkemize istemiyoruz-Faaliyetine mutlaka katılın" başlıklı bildirinin okunduğunu, çevre illerden gelen BTP yönetici ve üyeleri ile İstanbul il ve ilçe teşkilatlan üyelerinin desteğiyle yaklaşık 2500-3000 kişinin katıldığı, BTP Genel Başkanı Haydar BAŞ' m konuşmacı olarak katıldığı, "Bağımsız Türkiye için Milli ekonomi modeli için bizi de yaz Sayın Prof. Dr. Haydar BAS (Tekirdağ 'lı ülkücüler) - Buradayız üstad buradayız ASIM'in NESLİ bu kuvva-i Milli hareketin de yanın da olmayacağım mı sandın (yeniçiftlikli ülkücüler) - Avrupa şaşırma sabrımızı taşırma -kuvva-i miliye tekrar hedefe" şeklinde sloganların atıldığı, bu eyleme şüpheli Kemal KERİNÇSİZ' in katıldığı, İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü'nün olay sırasında çekmiş oldukları kamera kayıtlarının incelenmesi neticesinde anlaşılmıştır.

22.01.2008 tarihinde Hoca üveyz Mahallesi Albay Cemil Sakarya Sokak Güler Apt.No:2/6 Fatih-Sayılı adreste yapılan aramada: 9765 numaralı silah; ÇAKORA MARKA Cal 9 mm Knall Bora-Mk 19 marka 6'lı toplu Ekspertiz raporuna göre 6136 Sayılı Kanun kapsamında olan kuru sıkıdan bozma tabanca ele geçirilmiştir.

Kemal KERİNÇSİZ' in başkanlığını yaptığı dernek ile ilgili olarak birçok basın toplantısı, miting....vs yapıldığı yönünde tespitler mevcut olup, Kemal KERİNÇSİZ' in Sevgi ERENEROL, Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Oktay YILDIRIM ve diğer şahıslar ile irtibatlı olduğu anlaşılmıştır. Kemal KERİNÇSİZ'in işyerinde ele geçirilen dokümanların incelenmesi neticesinde;

1. Toplam 3 sayfadan ibaret olduğu görülen ve içeriğinde "TUSİAD-Bahçeşehir Meslek içi Eğitim Semineri sesiz sedasız yapıldı. Orada olmayışımızın nedeni Hakimleri tam anlamıyla Karşımıza Almamaktır. Adalet Bakanı ve Yargıtay Başkanı Nirengi Noktası seçilecek ve suç duyurusunda bulunulacak " ifadelerinin yer aldığı 17.11.2006 tarihinde yapılan toplantıda alman karalar olduğu anlaşılan dokümanlar,

2. (1) sayfadan ibaret ve içeriğinde "Av. Kemal Yargıtay Daire Başkanlarma Özel mektupla uyarı mektubu yazdı", "11 Kasım saat 12:00' da Sefaköy Gönül Birliği lokalinde Milli Güç Birliği Derneği'nin kuruluşu ilan edilecektir" ifadelerinin bulunduğu doküman,

3. 10.08.2006 tarihinde "Prof. Dr. Gürhan ÇAĞLAYAN - Hacettepe Ünv Diş Hekimliği Fak Klinik Bilimler Bölüm Baş." İmzalı, Av Kemal KERiNÇSİZ'e hitaben yazılmış ve içeriğinde faaliyetleri dair tartışma ve önerilerin bulunduğu toplam 4 sayfadan ibaret mektup,

4. "Büyük Hukukçular Birliği - Sivil Toplum Kuruluşlarından Basın Açıklaması" ibaresiyle başlayan altında şüpheliler Muzaffer TEKİN ve Sevgi ERENEROL'un da aralarında bulunduğu birçok kimsenin imzalarının olduğu 5 sayfadan ibaret doküman,

5. Bir sayfadan ibaret ve içeriğinde Perihan MAGDEN duruşmasında sorumluluk alan kişiler Sevgi Hanım Adliye Dışında telkinlerde bulunacak ... şeklinde yazıların olduğu 21 Temmuz 2006 tarihli Büyük Hukukçular Birliği Derneği' nin toplantısında alman kararların yazılı bulunduğu doküman,

6. "Kuvayı Milliye Derneği Yorum Oku" ile başlayan 7 sayfalık bilgisayar çıktısı dokümanın içeriğinde; Derneğin İnternet sitesindeki yorum bölümüne, Av. Ahmet ÜLGER, Aladdin YARDIMCI, Bekir ÖZTÜRK, İnci SÖKE, Derya ASLANCI, Kadir KARAGÖZ, Kadir DEMİRCİ, Av.Mehmet DEMİRLER, Hüsamettin OKUR, Av.Hacı Eyüp GÜLTEK, Ahmet ŞAHİN, AYŞE..., Aykut ÇÖÇÖN, Mustafa YORMAZ, Duygu GÖKBUGA-Mehtap GÜLER isimli şahısların göndermiş oldukları e-maillerin alman çıktısı olduğu, 2. sayfasında Bekir ÖZTÜRK'ün 07.06.2006 Salı 00:38 tarihli mailinin olduğu, içeriğinde; "Milli Güç Platformu' nun sadece bir isim olduğu doğru değildir. Nereden mi biliyorum? 2004 Ekim ayından bu yana bir çok kampanya etkinlik ve açtığı davalarında bizzat görev aldım. Bu siteyle birlikteliği 1 yıl bile olmamıştır. En duygulandığım etkinliği de; Türkiye'de bir ilk olan "14 Şubat 2006'da Azerbaycan Hocalı katliamını anma Töreni"dir. Milli Güç platformu ve Büyük Hukukçular Birliği, bu sitem ve hakaret içeren sözleri hak etmiyor. Vatanımız ayaklarımız altından kayıp gidiyorken bu tür tartışmaları yapanları ve uzatanları samimi bulmuyorum. Saym editörde, yazdıklarını düşünerek yazmaya davet ediyorum. Saygılarımla" şeklinde, Son sayfasında da Bekir ÖZTÜRK'ün 09 Kasım 2006 Perşembe 12:05 tarihli mailinde, "Önemli Saym Av.KEMAL KERİNÇSİZ BEYE nasıl ulaşabiliriz bi adres yada telefon lütfen..." yazılı olduğu tespit edilmiştir.

7. 08.09.2006 tarihli Büyük Hukukçular Birliği Demeği ile başlayan haftaya görüşürüz ibaresi ile biten 25 sayfalık bilgisayar çıktısı ve el yazması dokümanların içeriğinin; Demekte yapılan toplantılarda alman karaların yazılmış olduğu, 22.12.2006 tarihli toplantı kararında; "HABLEMİTOGLU cinayeti kastedilerek ceza davası ile ilgili Ergün POYRAZ cinayetin tüm ayrıntılarını Av Kemal Beye anlattı" şeklinde ifadelerin bulunduğu doküman ele geçirildiği, ayrıca Büyük Hukukçular Birliği' nin bir toplantısında AYASOFYA Demeği ve başka Sivil Toplum Kuruluşları kurulması kararının alındığı anlaşılmıştır.

AYASOFYA DERNEĞİ

İçişleri Bakanlığı (Demekler Dairesi Başkanlığı) Dernekler Denetçileri tarafından "Ayasofya Derneğf'nin Demekler Mevzuatı Hükümleri çerçevesinde denetlenmesi neticesinde ; Demeğin 10.10.2006 tarihinde kuruluş bildirimi ve eklerini İstanbul Valiliği İl Demekler Müdürlüğüne vererek bu tarihte kurulmuş ve tüzel kişilik kazandığı,

Demeğin amacının kısaca "Ayasofyayı Türk kültürünün bir parçası olarak kabul edip, yabancı kültür etkilerinden uzaklaştırmak, İstanbul ile birlikte Türk medeniyetinin vazgeçilmez bir ikilisi olduğunu hatırlatmak, bu nedenle Ayasofyayı Türkiyenin kültürel değeri olarak korumak, uluslar arası alanda çok yönlü tanıtımını sağlayarak, gelecek nesillere intikal ettirmek„Türk egemenliğinin Ayasofyanm bugüne kadar ayakta kalmasının sağlayan etkilerin anlatımını sağlamak... " şeklinde belirtildiği,

Demeğin 18.04.2007 tarihinde yapılan ilk olağan genel kural toplantısına ilişkin 03.05.2007 tarihinde İstanbul Valiliği İl Demekler Müdürlüğüne verdiği genel kural sonuç bildirimine göre demek organlanna seçilenlerin Sevgi ERENEROL Demek Başkanı, Burak GÜNEŞ Başkan Yard.,Ergun POYRAZ Genel Sekreter Cancan ERENEROL Yönetim Kurulu Üyesi isimli şahıslar olduğu

Ayasofya Demeği yönetim kurulu üyeliği görevini yürüten Cancan ERENEROL'un, ve Burak GÜNEŞ'in demeğe ait defter ve belgeleri, ibraz etmemek suretiyle denetimden gizledikleri bu nedenle denetimin yapılamadığı,

Ayasofya Demeği yönetim kurulu üyeliği görevini yürüten Cancan ERENEROL ve Burak GÜNEŞ'in demeğe ait defter ve belgeleri, ibraz etmemek suretiyle denetimden gizlemesi nedeniyle, hakkında 5253 sayılı Demekler Kanunun 32/e Maddesi hükmü kapsamında işlem yapılması gerektiği, Kanaat ve sonucuna varıldığı bildirilmiştir.

Faaliyetleri :

10.12.2006 günü saat 12.30 da 10 Aralık Dünya insan Hakları günü olması nedeniyle, Beyoğlu İlçesi Galatasaray Lisesi önünde Büyük Hukukçular Birliği, Ayasofya Derneği, Milli Güç Platformu, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği, Sivil Toplum Kuruluşları Birliği, Anadolu Türkmen ve Dostluk Derneği, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü, Şehit Aileleri Derneği, Türk Tarih Vakfı, Kamu-sen tarafından basm açıklaması düzenlendiği, bu eyleme şüpheli Sevgi ERENEROL'un katıldığı,

18.12.2006 günü saat 12.25 de Eminönü ilçesi Sultanahmet Adliyesi önünde Necip HABLEMİTOĞLU'nun ölümünün yıl dönümü nedeniyle Hukukçular Birliği, Ayasofya Derneği, Milli Güç Birliği, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği tarafından basm açıklaması düzenlendiği, Büyük Hukukçular Birliği üyesi Cevat ÇALIK tarafından gruba hitaben bir basm metni okunduğu, eyleme Kemal KERİNÇSİZ,Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL ve Rafet ARSLAN 'm birlikte katıldığı,

03.03.2007 günü saat 12.50 ilimiz Kadıköy ilçesi İskele meydanında Atatürk Düşünce Derneği organizesinde Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti değer yargılarını ve ilke ve kazanımlarmı korumak adı altında basm açıklaması düzenlendiği "Çankaya Kemalin Çocuklarınmdır, Halife değil Cumhurbaşkanı istiyoruz, Medreseye hayır" şeklinde dövizler taşındığı, bu eyleme şüpheli Muzaffer TEKİN ve Sevgi ERENEROL'un katıldığı, 11.03.2007 günü saatl2.00.Sıralarmda ilimiz Beyoğlu ilçesi Galatasaray Meydanında Büyük Hukukçular Birliği, Gönül Birliği Platformu, Ulusal Jeofizik Kurumu Derneği, Atatürk Düşünce Derneği Kadıköy Şubesi, Harp Malulleri Derneği, Bakıröy STK tarafından basm açıklaması düzenlendiği, Kemal KERİNÇSİZ tarafından basm açıklaması yapıldıktan sonra Taksim anıtına çelenk koymak için izinsiz yürüyüş yapılması üzerine Polis tarafından yürüyüşün engellendiği, "Tayip El-kadı kol kola Türkiye gidiyor Karanlığa" şeklinde taşman pankartla ilgili Nöbetçi C.SAvcısmm talimatıyla yasal işlem yapıldığı, bu eyleme şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ, Muammer KARABULUT, Muzaffer TEKİN ve Sevgi ERENEROL'un katıldığı,

15.06.2007 günü saat:13.00 da Beşiktaş ilçesi Levent Camii' de yaklaşık 500-600 kişinin katılımıyla Hakkari ilinde şehit edilen P.Kd. Bnb. Murat ÖZYALÇIN ve Elazığ'da şehit edilen Jn.Uz.Erbaş Cihan KIZILTAŞ' m cenaze namazı kılınmış ve cenaze namazım müteakip cenazeler Edirne kapı şehitliğine defnedilmiş ve konu saat 14.30 da sona ermiştir. Katılan grup içerisinde; Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ, Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU, Ramazan BAKKAL, Ramazan KIRKIK isimli şahısların da katıldığı,

Cenaze merasimi sonrası; uyan gelip yatmadı vatanını satmadı, Irak'ı basarız Barzaniyi asarız, kahrolsun pkk, şehitler ölmez vatan bölünmez, kahrolsun ABD işbirlikçi akp, kahrolsun şehide kelle diyenler, askere uzanan eller kırılsın, hepimiz askeriz pkk ya yeteriz, vatan sana canım feda, imralıyı basarız apoyu asarız, aponun piçleri yıldıramaz bizleri, Tayyip oğlunu askere gönder, kahrolsun pkk işbirlikçi Akp " Ayrıca 50-60 kişilik grup cenaze kortejinin güvenliğini sağlayan güvenlik kuvvetlerinin bulunduğu noktaya kadar gelerek, görevlilere hitaben "Satılmış Köpekler Vatan sizden Ne Bekler" şeklinde sloganlar atıldığı,

18.12.2007 günü ilimiz Sultanahmet Adliyesi önünde "Dr.Necip HABLEMİTOĞLU'nun öldürülmesi"olayı ile ilgili olarak Büyük Hukukçular Birliği tarafından basm açıklaması düzenlendiği, Sevgi ERENEROL'un "Aziz Türk Milleti" başlıklı basm metnini okuduğunu, faili meçhul dosyalar hakkında Ankara C.SAvcılığma gönderilmek üzere dilekçe verildiği, , Burak GANEŞ, Necip YENİŞAN, Yıldırım ÇAVUŞOVALI, Av.Eyüp GÜLTEK, Mehmet DEMİRLEK, Ramazan BAKKAL, Ülker DURUKAN, şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ ve Sevgi ERENEROL dilekçe de imzalarının bulunduğu ve eyleme katıldıklan, Güvenlik Şube Müdürlüğünün olay esnasmda çekmiş olduğu kamera görüntülerinin incelenmesinden tespit edilmiştir.

Tespitler;

Sevgi ERENEROL' un Ayasofya Derneği, Büyük Güç Birliği ve Noel Baba Konseyine üye olduğu anlaşılmış, bu üç oluşumun da tüzüklerinin benzer oldukları görülmüştür. Sevgi ERENEROL' un işyeri aramasında Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK, Erkut ERSOY, Muzaffer TEKİN ve Oktay YILDIRIM' dan da ele geçirilen LOBİ ÇOK GİZLİ ARALIK 1999/İSTANBUL İÇİNDEKİLER başlıklı dokümanın ele geçirildiği dikkate alınacak olursa, derneğin bu haliyle tüzüklerinde belirttikleri amaçlar ile örtüşmediği değerlendirilmektedir.

Sevgi ERENEROL' un Muzaffer TEKİN, Kemal KERİNÇSİZ, Ergun POYRAZ, Muammer KARABULUT, Veli KÜÇÜK, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, internet sitesinden tanıdığını beyan ettiği Bekir ÖZTÜRK, Mehmet Fikri KARADAĞ ve Emin GÜRSES ile irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. 18 Aralık 2007 tarihinde İstanbul Adliyesi önünde Necip HABLEMİTOĞLU ile ilgili basın açıklaması yaptıkları anlaşılmıştır.

Sevgi ERENEROL' un işyeri aramasında ele geçirilen dokümanların incelenmesi neticesinde;

1. Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK, Erkut ERSOY, Muzaffer TEKİN ve Oktay YILDIRIM' dan da ele geçirilen LOBİ ÇOK GİZLİ ARALIK 1999/İSTANBUL İÇİNDEKİLER başlıklı doküman,

2. Aziz Türk Milleti, Bu gün burada, 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde kurulan pusuda kahpece katledilen Milli şehidimiz Türk varlığının yılmaz savunucusu, Kemal'in askeri ve öğretmeni rahmetli Necip HABLEMİTOĞLU'nun aziz hatırasını yad için ibareleri ile başlayan ve 2. sayfasında Değerli arkadaşlar Rahmetli Dr. Necip HABLEMİTOĞLU Türk milletinin milli şehididir ibareleri ile devam eden ve 3. sayfasında Amaç Necip'in bıraktığı yerden onun mücadelesini devam ettiren bağımsız Türkiye için aynı fedakarlık ve cesaretle mücadele eden arkadaşı, dostu, kardeşi ERGÜN POYRAZ'ı da susturmaktır, Böylelikle bir yiğit Türk evladı daha harcanmaktadır ibareleri ile devam eden ve Türk Ölür Türklük Ebedidir, ibaresi ile son bulan sayfaların arka tarafında Msn Hotmail ibaresi ve küçük yazıların bulunduğu 3 sayfalık el yazması yazı ile daha birçok dokümanların olduğu,

Ayasofya Derneği üyesi olan Muammer KARABULUT' un aynı zamanda Antalya Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi Derneği başkanı ve Milli Güç Birliği Derneği' nin de üyesi olduğu, LOBİ ÇOK GİZLİ ARALIK 1999/ İSTANBUL başlıklı dokümanın Muammer KARABULUT' un işyerinde de ele geçirildiği,

Muammer KARABULUT' un Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ, Kemal KERİNÇSİZ' in referansıyla sadece telefonda Bekir ÖZTÜRK, Oktay YILDIRIM, Ergun POYRAZ, Muzaffer TEKİN ve Veli KÜÇÜK ile irtibatlı olduğu, Veli KÜÇÜK' ün evinde ele geçen bir çok dokümanı kendisinin yazdığı ve Veli KÜÇÜK' e gönderdiği, Sevgi ERENAROL' un ikamet ve işyerinde ele geçen bir çok dokümanı kendisinin yazdığı ve Sevgi ERENEROL' a gönderdiği tespit edilmiştir


ULUSLAR ARASI NOEL BABA BARIŞ KONSEYİ

Muammer KARABULUT tarafmdan 1995 yılında Antalya ilinde Noel Baba Vakfı kurulmuştur. Daha sonra Muammer KARABULUT Başkanlığında Noel Baba Vakfı ve Noel Baba Dernekleri'ni "Uluslar arası Noel Baba Banş Konseyi" kurulmuştur.

Konseyin amacı; Noel Baba' mn çocuk sevgisiyle büyüyen, iyiliksever, banş ve kardeşlikle devam eden imajını, dil, din, ırk, cinsiyet ve hiçbir aynm gözetmeksizin yaşatarak, her büyüyün yaşadığı ve unuttuğu çocukça ifade ve duygulann dünyaya yaşanabilir toplumsal banş getireceği gerçeğini hatırlatmaktır. Yine böylesi banşçıl bir çabanın kaynağı "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" özdeyişiyle Mustafa Kemal Atatürk' ün kurduğu Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti' nin olduğu özellikle vurgulanacaktır şeklinde belirtilmiştir.

Aynca Noel Baba Vakfı tarafmdan her yıl geleneksel olarak bir kişiye Noel Baba Banş ödülü verilmektedir.

Faaliyetleri:

Şüpheli Kemal KERİNÇSİZ'den ele geçirilen, 18 Nolu CD üzerinde yapılan incelemede; Ergenekon Terör Örgütü mensuplanndan Kemal KERİNÇSİZ, Sevgi ERENEROL, Muammer KARABULUT ve Fuat TURGUT isimli şahıslann katıldığı Milli Güç Platformunun İzmir ilinde düzenlediği eylem olduğu,

28.10.2005 günü saat 11.00 sıralannda Fener Rum patrikhanesi önünde Müli Güç Platformu, Hukukçular Birliği, Milliyetçi İşadamları Derneği, Türk Ortodoks Kilisesi, Noel Baba Vakfı tarafından "Patrikhane Yunanistan'a" konulu protesto eylemi yapıldığı, Fener Rum patrikhanesi önündeki topluluğa önce Kemal KERİNÇSİZ tarafından kısa bir konuşma yaptıktan sonra, Noel Baba Vakfı Başkanı Muammer KARABULUT'un basın açıklamasını okuduğu, Patrikhane kapısına "Patrikhane Yunanistan'a, Hukukçular Birliği ve Milli Güç Platformu" yazılı siyah çelenk bırakıldığı, bu eyleme şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ, Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Zeki Yurdakul ÇAĞMAN isimli şahıslann birlikte katıldığı,

10.11.2005 saat 08.30 da Fener Rum Patrikhanesi önünde Hukukçular Birliği, Milli Güç Platformu, MHP İstanbul İl Başkanlığı, İşçi Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Noel Baba Vakfı, Bağımsız Türk Ortodoks Vakfı, Muharip Gaziler Derneği, Yeniden Kuvay-i Milliye Derneği ve Şehit Aileleri Derneği tarafından "Fener Rum Patrikhanesinin Lozan'a ve Atatürk'e,Türk milletine meydan okuduğu ve Rum metropolitanlannın Ekümenik iddiası ile Balat'taki patrikhanede toplanmasının 10 Kasım Atatürk'ün ölüm yıl dönümüne rastlanmış olmasını protesto etmek" basın açıklaması yapıldğı,bu eyleme şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ, Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Muammer KARABULUT isimli şahıslann birlikte katıldığı,

24.07.2006 günü saat 10.45 sıralannda Milli Güç Platformu tarafmdan "Lozan barış antlaşmasının 83. Yıl dönümü nedeniyle " Beyoğlu İlçesi Kemeraltı caddesi Sevgi İş Hanında bulunan Türk Dünyası İnsan Haklan Derneği toplantı salonunda panel düzenlendiği, Türk Ortodoks Patrikhanesi basın sözcüsü Sevgi ERENEROL, Milli Güç Birliği adına "Laik Türkiye Cumhuriyetini Patrikhaneye mi yıktıracaklar" isimli kitabın yazan Muammer KARABULUT ve Büyük Hukukçular Birliği genel başkan yardımcısının sözlü konuşma yaptığı, 83 .Yıl dönümünde Lozan Banş antlaşmasının önemi ve anlamı , Lozan antlaşmalan ve AB Dayatmalan başlıklı iki (2) adet basın bülteninin basma dağıtıldığı,bu eyleme Şüpheliler Sevgi ERENEROL ve Muammer KARABULUT 'un birlikte katıldıklan, Güvenlik şube müdürlüğünün olay esnasında çekmiş olduğu kamera görüntülerinin incelenmesinden anlaşılmıştır.

11.03.2007 günü saati2.00.Sıralarında ilimiz Beyoğlu ilçesi Galatasaray Meydanında Büyük Hukukçular Birliği, Gönül Birliği Platformu, Ulusal Jeofizik Kurumu Derneği, Atatürk Düşünce Derneği Kadıköy Şubesi, Harp Malulleri Derneği, Bakıröy STK tarafından basm açıklaması düzenlendiği, Kemal KERİNÇSİZ tarafından basm açıklaması yapıldıktan sonra Taksim anıtına çelenk koymak için izinsiz yürüyüş yapılması üzerine Polis tarafından yürüyüşün engellendiği, "Tayip El-kadı kol kola Türkiye gidiyor Karanlığa" şeklinde taşman pankartla ilgili Nöbetçi C. Savcısının talimatıyla yasal işlem yapıldığı, bu eyleme şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ, Muammer KARABULUT, Muzaffer TEKİN ve Sevgi ERENEROL'un katıldığı, Güvenlik şube müdürlüğünün konu ile ilgili göndermiş olduğu dosya içeriğinin incelemesinden anlaşılmıştır.

KUVVACILAR DERNEĞİ (KUVVA-İ MİLLİYE DERNEĞİ) İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığınca "Kuvvacılar Derneği'nin 09.05.2008 tarihinde yapılan denetimi sonucunda ; Derneğin 27.12.2006 yılında kurulduğu,

Dernek tüzüğünde "Derneğin Amacı" başlıklı 2 inci maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milletinin dünyada hak ettiği noktaya taşınması konusunda sosyal alanda faaliyet sürdürmek amacıyla kurulmuştur" şeklinde belirtildiği.

05.08.2007 tarihinde yapılan Genel Kurul toplantısı neticesinde dernek organlarına Bekir ÖZTÜRK Genel Başkan, Ahmet CEYHAN Başkan Yrd. Seçildiği tespit edilmiştir.

Yapılan denetimler neticesinde ; Denkekler mevzuatına aykırı birçok usulsüzlük nedeni ile adli ve idari mercilere bildirimde bulunulduğu belirtilmiştir.

Faaliyetleri:

Dernek İstanbul Temsilcisi Oktay YILDIRIM' m Hukukçular Birliği, Ayasofya Derneği Milli Güç Platformu'nun düzenlediği basm açıklamaları eylemlerine katıldığı,

09.03.2006 saat 12.00 sıralarında Beyoğlu Galatasaray Meydanı önünde Hukukçular Birliği ve Türkiye Harp Malulleri Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği tarafmdan "Org. Yaşar BÜYÜKANIT ve diğer komutanlar hakkında Van C. S avcısı Ferhat SARIKAYA'nm hazırladığı iddianameyi" protesto etmek için düzenlenen basm açıklamasına; şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ, Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN ve Oktay YILDIRIM'm birlikte katıldığı,

09.04.2006 sat 12.00 sıralarında Eminönü ilçesi Beyazıt meydanında Büyük Hukukçular Birliği organizesinde "Boğazlayan Kaymakamı Kemalbey'in idam edilişinin yıldönümü" nedeniyle basm açıklaması düzenlendiği, Ramazan BAKKAL, Aynur SAYLAN, İbrahim METİN, Şuaip ÖZCAN, Kemal ERGÜDER, Pakize ALPAKBABA Oktay YILDIRIM'm konuşma yaptığı bu eyleme şüpheli Kemal KERİNÇSİZ ve Oktay YILDIRIM'm birlikte katıldığı,

07.05.2006 Günü saat 12.15 sıralarında Beyoğlu ilçesi Galatasaray meydanında Hukukçular Birliği ve Milli Güç platformu, Vatansever Güç Birliği, Türkiye'm Topluluğu, Aydınlar Ocağı, Türk Dünyası İnsan Haklar Derneği, Anadolu Dostluk ve Türkmen Derneği, Şehit Anaları Derneği tarafından Yunanistan'ın Selanik'te açmayı planladığı "Pontus Soykırımı Anıtı"m protesto etmek için basm açıklaması düzenlendiği, Kemal KERİNÇSİZ, Av. Özcan PEHLİVANOĞLU, Mualla ERKUT tarafmdan topluluğa hitap edildiği, Yunanistan Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakıldığı bu eyleme Oktay YILDIRIM, Muzaffer TEKİN, M.Zekeriya_ ÖZTÜRK, Emin GÜRSES isimli şahısların katıldığı,

17.05.2006 günü saat 12.00 sıralarında Beyoğlu ilçesi Fransız konsolosluğu önünde Büyük Hukukçular Birliği tarafından "sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısını protesto etmek" için basın açıklaması yapıldığı,bu eyleme Oktay YILDIRIM ve Kemal KERİNÇSİZ'in birlikte katıldıkları

12.06.2006 Saat 13.15 sıralarında Beyoğlu İlçesi Mete caddesi üzerinde bulunan AB Birliği Bilgi Merkezi önünde Türkiye'm Topluluğu ve Türk Ortodoks Patrikhanesi tarafından "Türkiye'nin AB üyeliği müzakere süreci" ile ilgili basın açıklaması düzenlendiği, Sevgi ERENEROL tarafından basın açıklamasının okunduğu, üzerinde Büyük Hukukçular Birliği yazılı çelengin AB bürosu önüne bırakıldığı, bu eyleme şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ, Oktay YILDIRIM ve M. Zekeriya ÖZTÜRK'ün katıldığı,

28.07.2006 günü Saat: 10.00 da Şişli 3.Asliye mahkemesinde "Bir milyon ermeni, 30.000 Kürt öldürüldü" şeklindeki sözleri üzerine Yazar Ferid Orhan PAMUK hakkında açılan davanın 3. duruşması esnasında protesto eylemi gerçekleştirildiği, şüpheliler Fuat TURGUT, Oktay YILDIRIM ve Sevgi ERENEROL'un birlikte katıldığı, Güvenlik Şube Müdürlüğünün göndermiş olduğu dosya içeriğinin incelenmesinden anlaşılmıştır.

Tespitler:

Kuvva-i Milliye Derneği' nin Ankara bürosunda yapılan aramada ele geçen dijital malzemeler hakkında tanzim edilen İnceleme ve Değerlendirme Raporu' nda;

Ankara Kuvvai Milliye Derneği'ne ait, Dell marka dizüstü bilgisayar içerisindeki TOSHIBA marka hard disk üzerinde yapılan incelemede;

1."Büyük Hukukçular Birliği maiL.doc" isimli bir MSword dosyası tespit edilmiş, "Büyük Hukukçular Birliği maiL.doc" isimli MSword belgesi incelendiğinde, Büyük Hukukçular Birliği ile iltisaklı 12 şahsın mail adresleri olduğu, bu adresler arasında Av. Kemal KERİNÇSİZ yer almaz iken Sevgi ERENEROL, Hanefi ALTAŞ ve Ahmet ÜLGER gibi şahısların yer aldığı,

2. "Kemal Kerincsiz.doc" isimli bir MSword dosyası tespit edilmiş, belge incelendiğinde, Kuvvai Milliye sitesinin 'İstanbul toplantısının' İstanbul'da yapılması için Kemal KERİNÇSİZ'in ısrar ettiği, salonu kendisinin ayarlayabileceğim ifade ettiği ve bunun üzerine tekliğin kabul edildiği, ancak Büyük Hukukçular Birliği ve aralarında Muammer KARABULUT'un da bulunduğu Milli Güç Birliği tarafından aldatıldıklarını beyan ettiği "Biz neyiz, ne değiliz.doc" isimli MSword belgesi incelendiğinde, Kuvva-i Milliye İnternet sitesinin Türk Milleti'ne gerçekleri anlatarak onları harekete geçirmek adına kurulmuş bir uyan ve bilgilendirme sistemi olarak ortaya bu ortamda Türk Milleti ve onun değerlerine saldırılar karşısında tavır sergileyen Milli Güç Platformu ve bu tavırları hukuki zemine taşıyan B.Hukukçular Birliği ile tanıştıklarını belirtildiği,

3. "Değerli Dostum merhaba.doc" isimli MSword dosyası tespit edilmiş, "Değerli Dostum merhaba.doc" isimli MSword belgesi incelendiğinde Bekir ÖZTÜRK'ün 26 Aralık 2006'da oluşturarak Behiç GÜRCİHAN, Zeynep ORUNCAK ve Oktay YILDIRIM'a göndermiş olduğu elektronik postanın metni olduğu,

4. "Saklambaç oynayan vatanseverler.doc" isimli MSword dosyası tespit edilmiş, "Saklambaç oynayan vatanseverler.doc" isimli MSword belgesi incelendiğinde, 'Mekteb-i Harbiye' yıllarına atıfta bulunan yazarın TBMM'yi 'DÜŞÜK' saydığı, TBMM'nin seçtiği Cumhurbaşkanını 'TANIMAYACAĞI', okuyucuları Çankaya Köşkü önünde etten duvar örmeye davet eden bu yazıda, bu eylemin Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün emri olduğu belirtilerek Atatürk'ün Bursa NUTKU olduğu iddia edilen metin eklendiği,

5. "dinkcenaze.doc" isimli MSword dosyası tespit edilmiş, "dinkcenaze.doc" isimli MSword belgesi incelendiğinde, 27/28 Ocak 2007 tarihlerinde Ümit SAYIN'm kuwaimilliye.net internet sitesinde yayınlanmak üzere Bekir ÖZTÜRK'e gönderdiği Ergenekon terör örgütü-postanın metni olduğu, bu yazıda, Hrant DİNK'in cenazesinde yaşananlann psikolojik harp operasyonu haline getirilmiş bir Turuncu Kadife Devrim Provası olduğu, Hrant DİNK'in bazılarının iddia ettiği gibi Milli Güçler'in adamı olmadığının belirtildiği,

6. DÜNYAYI YÖNETEN GİZLİ ÖRGÜTLER.doc" isimli MSword dosyası tespit edilmiş, "DÜNYAYI YÖNETEN GİZLİ ÖRGÜTLER.doc" isimli MSword belgesi incelendiğinde, 'TEORİ' dergisinde yayınlanmış olan ve dünyada etkin olan gizli örgütleri konu alan metin olduğu, söz konusu metinde 'Ne yazik ki gerek Türkiyeyi yöneten, gerekse Türk istihbarat örgütlerinin içinde olan bazı Bilderberg ve Trilateral Komisyon üyeleri vardır. Bu örgütlerin Türkiye için verdiği kararin Sevr kosullarinin uygulanmasi olduğunu görmemek için ise kör olmak gerekir.' Şeklinde bir değerlendirme yapıldığı,

7. "KUVVAİ MİLLİYE DERNEĞİ YÖNETİMİ.doc" isimli MSword dosyası tespit edilmiş, "KUVVAİ MİLLİYE DERNEĞİ YÖNETİMİ.doc" isimli MSword belgesi incelendiğinde, dernek yönetiminin görev dağılımı ve irtibat bilgilerinin olduğu, "ayasofya_dernegi.doc" isimli MSword belgesi incelendiğinde Ayasofya Derneğinin Tüzüğü olduğu,

Söz konusu Tüzükte; Sevgi Erenerol, Ergün Poyraz, Muammer Karabulut, Hanifi Atlas, Kemal Kerinçsiz' in geçici yönetim kurulu üyeleri olarak belirtildiği,

8. 02 Mayıs 2007 tarihli E-posta' nın; Ümit SAYIN'm Kuvvai Milliye Derneğine üye olmak için gerekli olan 50 YTL'yi Oktay YILDIRIM'a ulaştıramaması üzerine konu hakkında Bekir ÖZTÜRK'ten bilgi almak için gönderdiği e-posta olduğu,

9. 09 Ocak 2007 tarihli E-posta' nın; Ümit SAYIN'm aralarında Bekir ÖZTÜRK'ün de bulunduğu 11 adrese gönderdiği bu elektronik postada, 1995 - 2000 yıllan arasında Türkiye'de hangi alt kimlikten ne kadar insanın olduğu konusunda MGK emri ile 3 üniversiteye yaptmlan etnik gruplar ve mezheplerin dağılım raporu olduğu ve bu raporun kamuoyundan saklandığı bilgisinin eklendiği sunum olduğu,

10. 22 Şubat 2007 tarihli E-posta' nın; Ümit SAYIN'm aralannda Bekir ÖZTÜRK, Behiç GÜRCİHAN ve Emin GÜRSES'in de bulunduğu gruba kendisine gelen bir e-posta ile ilgili olarak 'Türk İntikam Birliği'ni sorduğu, Bekir ÖZTÜRK'e gelen e-postada Gladyo'nun planladığı operasyonlarda kullanmak üzere Dev-Yol kökenli bazı elemanlan aracılığı ile yeni dernekler kurdurduğu, kuvayi milliye sitelerinin içine sızdığı, psikolojik harp tekniklerinin kullanıldığı bir takım eylemler yapacağı, yeni cenaze törenlerinin seyredileceği belirtildiği e-postada Acikistihbarat, kuwaimilliye.net, kuvayimilliye.net gibi sitelere alternatif sahte kuvvacı sitelerin kurulacağının bildirildiği,

11. 29 Aralık 2006 tarihli E-posta' nın; Bekir ÖZTÜRK'ün Kuwai Milliye Derneği üyelerine göndermiş olduğu ve "Özel Büro" ya da "DSS" den dört üst düzey yetkiliyle MSN'de yapmış olduğu görüşmenin anlatıldığı e-posta olduğu, söz konusu e-postada "Özel Büro'nun kendileri ile çalışmak istedikleri ve uygun görülmesi halinde beraber toplantı yapılabileceğinin belirtildiği, Bekir ÖZTÜRK'ün 29 Aralık 2006 tarihli "Özel Büro" ile ilişki kurmayla ilgili e-postasma Oktay YILDIRIM'm aynı gün bu toplantılan Ankara-İstanbul münavebeli olarak yapma teklifine karşı verilen cevap olduğu,

12. 30 Aralık 2006 tarihinde Bekir ÖZTÜRK'ün Oktay YILDIRIM'a göndermiş olduğu bu e-postada; Bekir ÖZTÜRK'ün "Özel Büro"yu kendi sahasına çekmeye çalıştığı ve "Özel Büro"nun Özel Harp Dairesi ile ilişkili olduklarını iddia ettikleri,

13. 26 Temmuz 2006 tarihli E-posta'nın; Bekir ÖZTÜRK tarafından Oktay YILDIRIM ve Zeynep ORUNCAK'a gönderilen bir e-posta olduğu, söz konusu e-postada, milli konularda hassasiyet gösterip eylemler yaptığı belirtilen Milli Güç Platformu ve B.Hukukçular Birliği ile ilişkilendirildiklerinden dolayı, Muammer Karabulut'un bu platform ve dernekte öne çıkan isminden duydukları rahatsızlığın anlatıldığı, ayrıca bu postadan Muammer KARABULUT'un kendisini Ergün POYRAZ adına yetkili gördüğü,

14. 30 Eylül 2006 tarihli E-posta' nın; Bekir Öztürk'ün Avukat Levent TEMİZ'in internet sitesinde her hafta yazı yazma talebine vermiş olduğu olumlu cevabı içeren elektronik posta olduğu,

15. 09 Ekim 2006 tarihli E-posta' nın; Bekir ÖZTÜRK'ün Behiç GÜRCİHAN'a göndermiş olduğu ve "7 gün 24 saat enirinde olduğu'nu" belirtir e-posta olduğu,

16. E-posta dosyası incelendiğinde; Bekir ÖZTÜRK'ün Fahri Yurtsever'in kendisine gönderdiği bir e-postaya verdiği ve 06 Kasım 2006 tarihli bir e-posta olduğu,

Fahri Yurtsever'in Bekir ÖZTÜRK'e gönderdiği elektronik postadan;

Büyük Hukukçular Birliği ile Kuvvai Milliye derneğinin ilişkisinin bozulma şeklinin hoş olmadığı,A takımı denilen kişilerle toplantı yapılması gerektiği, 'Ne yapmalı' konusunda ATO'da Sinan AYGÜN ile toplantı ayarlandığı, Dernek kurulması konusunda Akşam gazetesi yazan Güler KÖMÜRCÜ'nün maddi manevi destek verdiği, Güler KÖMÜRCÜ'nün ön olması durumunda kendisinin yardımcı olacağı, Cemaatleşmek ve öncelikle bir yakın daire oluşturup öyle genişletilmesi gerektiğinin belirtildiği,

Bekir ÖZTÜRK'ün cevaplarından ise; Büyük Hukukçular Birliği ile hukuklarının bitmediği, ancak Kemal KERİNÇSİZ ile hukuklarının bittiği, İstanbul Kadıköy'de kurulan derneğin (KUVAYI MİLLİYE) kimler tarafından nasıl kurulduğunun bilindiği ve kirli bir oluşum olduklarının belirtildiği,

17. 14 Kasım 2006 tarihli E-posta' nın; Bekir ÖZTÜRK'ün Fahri Yurtsever'e gönderdiği e-posta olduğu, derneğin İstanbul toplantısına katılımın yetersiz olmasının sebeplerinin değerlendirildiği,

Söz konusu e-postada, 'Türkiyem Topluluğu'nun onları bölmek adına İstanbul'da aynı gün aynı saate "İstişare toplantısı" düzenlediği,Toplantıdan bir gün önce Oktay YILDIRIM'un Hukukçular Birliği toplantısında darp edildiği,Bu e-postada yazılanların hiç kimseyle paylaşılmaması gerektiği konularının belirtildiği,

18. E-posta dosyası incelendiğinde Oktay YILDIRIM'm Hukukçular Birliği'nde darp edilmesine dair E-postalardan biri olduğu ve 06 Aralık 2006 tarihinde Bekir ÖZTÜRK tarafından Güler KÖMÜRCÜ'ye gönderildiği,

Söz konusu E-postadan; Oktay YILDIRIM'm Bekir ÖZTÜRK'ü savunduğu için darp edildiği,Oktay YILDIRIM'm kafasına kocaman cam kesme kültablası ile vurulduğu, Oktay YILDIRIM'm yüzüne ona yakın dikiş atıldığı ve görme kaybı olduğu, Oktay YILDIRIM'm konuyu adli birimlere intikal ettirmediği, Oktay YILDIRIM'm olay günü Nihat GENÇ ile yemek yediği,konulannm belirtildiği,

19. 02 Aralık 2006 tarihli E-postanm Bekir Öztürk'ün Güler KÖMÜRCÜ'ye göndermiş olduğu ve dernekleşme süreçlerinin emin adımlarla ilerlediği bilgisini de verdiği elektronik posta olduğu,

E-posta dosyası incelendiğinde: 04 Aralık 2006 tarihinde Bekir Oztürk'ün Güler KOMÜRCÜ'ye göndermiş olduğu ve Mersin'den Ankara'ya Tayin olmak için yazdığı dilekçeyi Turnam ÇÖMEZ'in sekreteryasma gönderdiği bilgisini iletip acilen devreye girmesi gerektiğini belirttiği e-posta olduğu,

20. 11 Aralık 2006 tarihli E-postanm; Bekir ÖZTÜRK tarafından Güler KOMÜRCÜ'ye gönderilen bir e-posta olduğu, söz konusu E-postada dernekleşme konusunda bilgilerin arz edildiği, katkılanndan dolayı Güler KOMÜRCÜ'ye teşekkür edildiği ve daha çok çalışılacağına dair söz verildiği, ayrıca dernek için bir ofis kiralanması konusunda Sinan Bey (Sinan AYGÜN olduğu değerlendirilen) ile görüşmesi ve kendisinin Ankara'ya tayini konusunda gayrette bulunması için ricada bulunduğu,

21. Bir diğer E-postanm, Bekir ÖZTÜRK'ün 26 Aralık 2006'da oluşturarak Behiç GÜRCİHAN, Zeynep ORUNCAK ve Oktay YILDIRIM'a göndermiş olduğu elektronik posta olduğu,

Bu elektronik postadan Bekir ÖZTÜRK'ün, Behiç GÜRCİHAN ve Oktay YILDIRIM'm sürekli beraber olduğu, Dernekleşme konusunda Kemal Kerinçsiz'in bilgisi dahilinde hareket ettiği, ancak Kemal Kerinçsiz'in birilerinin yönlendirmesiyle hareket ederek kendilerini figüran durumuna düşürmek istediği, bu tuzağı fark ederek Muammer KARABULUT ile kurulan derneğin arkadaşlarına takdim edilmesini önledikleri, Büyük Hukukçular Birliğiyle ortak yapıda oldukları, ancak Kemal KERİNÇSİZ'in Sevgi ERENEROL'dan bir türlü vazgeçmediği ve Sevgi ERENEROL ile onunda vazgeçmediği Muammer KARABULUT'un oyunculara müdahil olduğu, Ergün POYRAZ'm kendisinin olduğunu iddia ettiği tepkimiz.net internet adresinin aslında Muammer KARABULUT'a ait olduğu, aynı amaca yönelik olduğu gözüken Milligüç ve tepkimiz.net internet sitelerinin aslında müştereklerinin çok fazla olmadığı, Hristiyan mezhep çatışmalarına alet oldukları endişesiyle Kemal KERİNÇSİZ'i defaetle uyardığı bilgilerinin yer aldığı,

22. 02 Ocak 2007 tarihli E-postanın; Bekir ÖZTÜRK tarafından Tevfık Fikret BİLGİN'e gönderilen ve Akşam Gazetesi yazarlarından şüpheli Güler KÖMÜRCÜ'nün Bekir ÖZTÜRK ve oluşumunu ciddi takip ettiğini belirtir e-posta olduğu,

23. 05 Mart 2007 tarihli E-postada; Bekir ÖZTÜRK tarafından gönderilen ve ek'inde internette en çok ziyaret edilen sitelerin orantılarına göre sıralanması çalışmalarını yapan bir sitede Türkiye'de en çok ziyaret edilen "milliyetçi, ulusalcı, Türkçü, ülkücü" sitelerin isimlerinin verildiği, Söz konusu ek'te kuvayimilliye.net, acikistihbarat.com, mimhaber.net, tepkimiz.net ve vkgb.com gibi 25 sitenin listelendiği,

24. 4 Mayıs 2007 tarihli E-postanm; bekri (Bekir ÖZTÜRK olduğu değerlendirilen) tarafından Güler KOMÜRCÜ'ye gönderilen e-posta olduğu,

Söz konusu e-postada; Bekir ÖZTÜRK'ün Ümit SAYIN'ı Behiç GÜRCİHAN aracılığı ile tanıdığı,Ancak güvenemeyerek Güler KÖMÜRCÜ aracılığıyla soruşturduğu, Doğu PERİNÇEK ile irtibatlı olmasından şüphe ettiği konularının belirtildiği, ayrıca söz konusu e-postada Bekir ÖZTÜRK'ün tayini için ricacı olduğu,

25. 11 Mayıs 2007 tarihli E-postanm; Bekir ÖZTÜRK tarafından Tuğrul DERME'ye gönderilen e-posta olduğu, söz konusu e-postada Kuvvai Milliye Derneği'nin İstanbul İl Başkam'nm Oktay YILDIRIM olduğunun belirtildiği,

26. Diğer bir E-postanm 4 Haziran 2007 tarihinde dernek hakkında bilgi isteyen Alparslan ARSLAN isimli şahsa Bekir ÖZTÜRK tarafindan gönderilen Bilgi amaçlı e-posta olduğu,

27. 5 Haziran 2007 tarihli E-postanm; Bekir ÖZTÜRK tarafından Güler KÖMÜRCÜ'ye gönderilen bir e-posta olduğu, söz konusu e-postada Güler KÖMÜRCÜ'nün 2005 yılında Derneğin açılışı ile ilgili olarak Turan ÇÖMEZ'in davet edilmesi konusunda Bekir ÖZTÜRK'e tavsiyede bulunduğu,

28. 14 Haziran 2007 tarihli E-postanm; Bekir ÖZTÜRK tarafından gönderilen basın bildirisi olduğu ve Ümraniye'de ortaya çıkan bombalar üzerine göz altına alman Kuvvai Milliye Derneği Kurucular Kurulu üyesi ve İstanbul İl Temsilcisi Oktay YILDIRIM hakkında açıklamalar getiren e-posta olduğu, söz konusu e-postada Oktay YILDIRIM nezdinde Kuvvai Milliye Derneği ve Ordu'nun yıpratıldığının anlaşıldığı,

29. 23 Eylül 2006 tarihli E-postanm; Adil Serdar SAÇAN'm Bekir ÖZTÜRK'e gönderdiği e-posta olduğu, söz konusu e-postada Oktay YILDIRIM'm övüldüğü,

30. 19 Ekim 2006 tarihli E-postanm; Asuman ÖZDEMİR'in Bekir ÖZTÜRK'e gönderdiği ve GAZİ GÜDER'e de yönlendirdiği elektronik posta olduğu, söz konusu e-postada Asuman ÖZDEMİR'in 18 Kasım 2006 tarihinde başkanlığını Gazi GÜDER'in yaptığı 'Ulusal Köy Kütüphaneleri Projesi'nin duyurulması konusundaki ricasının olumlu karşılanması üzerine gösterilen yakın alakadan dolayı teşekkür ettiği yazı olduğu,

31. 27 Arahk 2006 tarihli E-postanm, Behiç GÜRCİHAN'm Bekir ÖZTÜRK, Zeynep ORUNCAK ve Oktay YILDIRIM'a gönderdiği elektronik posta olduğu, bu elektronik postanın; Bekir ÖZTÜRK'ün 26 Aralık 2006'da oluşturarak Behiç GÜRCİHAN, Zeynep ORUNCAK ve Oktay YILDIRIM'a göndermiş olduğu elektronik postaya cevap olduğu,

Bu elektronik postada Bekir ÖZTÜRK'ün,Behiç GÜRCİHAN ve Oktay YILDIRIM'm sürekli beraber olduğu,Dernekleşme konusunda Kemal Kerinçsiz'in bilgisi dahilinde hareket ettiği, ancak Kemal Kerinçsiz'in birilerinin yönlendirmesiyle hareket ederek kendilerini figüran durumuna düşürmek istediği, bu tuzağı fark ederek Muammer KARABULUT ile kurulan derneğin arkadaşlanna takdim edilmesini önledikleri, Büyük Hukukçular Birliğiyle ortak yapıda oldukları, ancak Kemal KERİNÇSİZ'in Sevgi ERENEROL'dan bir türlü vazgeçmediği ve Sevgi ERENEROL ile onunda vazgeçmediği Muammer KARABULUT'un oyunculara müdahil olduğu, Ergün POYRAZ'm kendisinin olduğunu iddia ettiği tepkimiz.net internet adresinin aslında Muammer KARABULUT'a ait olduğu, aynı amaca yönelik olduğu gözüken Milligüç ve tepkimiz.net internet sitelerinin aslında müştereklerinin çok fazla olmadığı, Hristiyan mezhep çatışmalarına alet oldukları endişesiyle Kemal KERİNÇSİZ'i defaetle uyardığı,

Bekir ÖZTÜRK'ün bu elektronik postasına cevaben yazılan bahse konu postada Behiç GÜRCİHAN' m; Bir seri tehdit telefonu aldığı,Bekir ÖZTÜRK'ün Kemal KERİNÇSİZ'in kadrosuna destek vermesine rağmen nankörlükle karşılaştığı,Muammer KARABULUT'un genel resim içinde ana/etkin oyunculardan biri olmaması gerektiği,Postayı gönderdiği kişilerle sürekli yüz yüze görüştüğü,Kuklanın kuklacıdan ayrılması gerektiği,Oktay YILDIRIM'a saldırıyı planlayanın Kemal KERİNÇSİZ olmadığını sürekli Oktay YILDIRIM'a söylediği,Ergün POYRAZ'm Zeynep ORUNCAK'a attığı 'Rus Kızı T' elektronik postasının sorun oluşturduğu,Kemal KERİNÇSİZ'in Büyükçekmece Ülkü Ocaklarına dahil olmasının farklı sebepleri olduğu ve Nuriş Grubundan kurtulmak için 9 milyar verdiği,Kemal KERİNÇSİZ ile ilgili bu konuları Hanefî ALT AŞ'm dile getirdiği, Asıl amacın unutulmaması gerektiği,Üç hafta boyunca yukarıda sözü geçen grupların ayrışmasını engellemek için uğraştığı,Kemal KERİNÇSİZ'in davaya sahip çıkacak karaktere ve akla sahip olmadığı,Levent TEMİZ ve Ahmet ÜLGER'in MHP karşıtı yapılarla görüştüğü,Kemal KERİNÇSİZ ve Oktay YILDIRIM’ın iki farklı klik olduğu,Oktay

YILDIRIM'a saldın düzenlenmeden önce; Ahmet ÜLGER, Levent TEMİZ ve Oktay YILDIRIM'm üçüncü kişilerle beraber toplantıda olduğunu belirttiği, 32. Diğer bir E-posta dosyası incelendiğinde ENTERNET GRUP Strateji Bölüm Başkanı Hayrettin ERTEKİN'in bir 'YETER' isimli yazısını göndermiş olduğu elektronik posta olduğu, Bekir ÖZTURK'ün ana postaya esas olan cevaplarmdan;Büyük Hukukçular Birliği ile hukuklarının bitmediği ancak Kemal KERİNÇSİZ ile hukuklarının bittiği,İstanbul Kadıköy'de kurulan derneğin (KUVAYI MİLLİYE) kimler tarafından nasıl kurulduğunun bilindiği ve kirli bir oluşum olduklarının anlaşıldığı, Bu elektronik postanın Fahri Yurtsever tarafından değerlendirildiği postadan ise; Bekir ÖZTURK'ün Büyük Hukukçular Birliği ve Mili Güç Derneğini hedef aldığı, bilinmeyen bir sebepten dolayı dernekleşme konusunda aceleci davrandığı, 33. 20 Mart 2007 tarihli E-postanın; Kuvvai Milliye Derneği İzmir İl Başkanı Fırat UÇMAN'in derneğin İzmir İl Yönetim Kurulu listesini gönderdiği e-posta olduğu, 34. 22 Ekim 2006 tarihli E-postanın; Gazi GÜDER'in Bekir ÖZTÜRK'e gönderdiği 'Bayram Tebrik Mesajı' olduğu, E-posta dosyası incelendiğinde önceki bölümlerde bahsi geçen Bekir ÖZTURK'ün Mersin'den Ankara Keçiören'e tayini konusunda Güler KÖMÜRCÜ'den yardım talep etmesi konusu ile ilgili olarak Bekir ÖZTURK'ün 17 Ağustos 2006 tarihinde göndermiş olduğu ve tavassutta bulunacak kişinin Sivas Şarkışlalı bir "Çerkez" olan Abdullatif Bey'in olmasını istediğini ifade ettiği e-postaya istinaden verilen cevap olduğu, 17 Ağustos 2006 tarihinde Güler KÖMÜRCÜ tarafından gönderilen söz konusu e-postada Güler KÖMÜRCÜ bahsettiği kişinin Abdullatif Bey olduğunu bildirmiş, yukarıdaki e-postalardan Abdullatif Bey'in Abdullatif ŞENER olduğu, 35. Diğer bir E-posta dosyasının önceki bölümlerde bahsi geçen Bekir ÖZTURK'ün Mersin'den Ankara Keçiören'e tayini konusunda Güler KÖMÜRCÜ'nün Turhan ÇÖMEZ ile görüşeceğini belirttiği e-posta olduğu, 36. 06 Aralık 2006 tarihli E-postanın, Güler KÖMÜRCÜ'nün aynı gün Zaman Gazetesinde çıkan bir haberi Bekir ÖZTÜRK'e gönderdiği, bu yazıda; Kemal KERİNÇSİZ'in ulusalcı ekibinin dağıldığı,Yeni Hayat Dergisi'nin sahibi Avukat Hanefi Altaş, Avukat Levent Temiz ve Avukat Ahmet Ülger'in Büyük Hukukçular Derneği'ni terk ettiği, Kemal KERİNÇSİZ'in bütün eylemlerinde yamnda yer alan Levent Temiz'in 'bilinmeyen unsurlar ve oluşumlarla ilişkisini' gerekçe göstererek ayrıldığı, Kemal KERİNÇSİZ'in Türksolu'nun toplantılarına katıldığının belirtildiği, 37. 5 Kasım 2006 tarihli E-postanın, Kemal KERİNÇSİZ'in Kuvvai Milliye Sitesinin İstanbul'da yapacağı toplantı ile ilgili olarak Bekir ÖZTÜRK'e gönderdiği bir e-posta olduğu, Söz konusu e-postada;Bahse konu toplantının Büyük Hukukçular Birliği ve Milli Güç Birliği ile ilişkisi olmadığı,Büyük Hukukçular Birliği, Milli Güç Birliği, Ayasofya Derneği Kurucularının başta kendisi olmak üzere toplantıya iştirak etmeyecekleri,Milli Güç Birliği'nin üstlenmiş olduğu misyonları yürütecek başka bir oluşuma ihtiyaç olmadığı konularının belirtildiği, 38. 17 Mart 2007 tarihli E-postanın; Doğu PERİNÇEK' in oğlu Mehmet PERİNÇEK'in 'Ermeni Sorunu' ile ilgili olarak Tempo Dergisinde çıkan röportajının ilgili sayfalarını Adil Serdar SAÇAN'a gönderdiği E-posta olduğu, /' ■> A" J

39. Diğer bir E-postanm, 15 Ekim 2006 tarihinde saat 21:11'de "selcenn40@mynet.com" adresini kullanan şahıs tarafından Bekir ÖZTÜRK'e gönderilen eposta olduğu, bu e-postanm, Büyük Hukukçular Birliği Yön. Kur. Bşk.'m Av. Kemal KERİNÇSİZ'e imzaya açılmış ve İstanbul ile İzmir Barosu'ndaki seçimler ile ilgili bir bildiri olduğu, "selcenn40@mynet.com" adresini kullanan şahsın yine aynı gün ve saat 21:11'de yine Bekir ÖZTÜRK'e 'Büyük Hukukçular Birliği'nin İstanbul Barosu ile ilgili olarak gönderdiği elektronik postanın içeriğini oluşturan bildirideki bir bölümün değiştirilmesi konusunda Bekir ÖZTÜRK'e verdiği talimat olduğu, 40. 21 Ekim 2006 tarihli E-postanm, "selcenn40@mynet.com" adresini kullanan şahıs tarafından Bekir ÖZTÜRK'e gönderilen e-posta olduğu, bu e-postada, Ayasofya Derneği'ne yönelik yapılan ve haksız olduğu iddia edilen eleştiriler ile ilgili derneğin tüzüğüne atıflar yapılarak açıklamalar getirildiği, ayrıca derneğin bir kısım kurucuları olarak da; Sevgi ERENEROL, Hüseyin Mümtaz BAYAZITOĞLU, Ergün POYRAZ, Kemal KERİNÇSİKemal KERİNÇSİZ, Turgay TÜFEKÇİOĞLU ve Hanifı ALTAŞ'm isimlerinin verildiği, Tespit edilmiştir. BÜYÜK GÜÇ BİRLİĞİ DERNEĞİ İçişleri Bakanlığı (Dernekler Dairesi Başkanlığı) Dernekler Denetçileri tarafından Büyük Güç birliği DerneğF'nin Dernekler Mevzuatı Hükümleri çerçevesinde denetlenmesi sonucunda; 30.12.2006 tarihinde kurulup ve tüzel kişilik kazandığı, Derneğin amacının "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Milletine ve Vatanına yönelen ve yönelecek bütün tehdit ve tehlikelerle; Türk milleti'nin ve Türk Devletleri'nin "Tam Bağımzıslık" ilkesi içinde yaşamasını, gelişmesini, refahının arttırılmasını, inançlarını, kültürünü, milli ve manevi değerlerini Evrensel Hukuk Normları içinde ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarının tanımladığı çerçevede korumak, kollamak adına yapılması gereken her şeyi yapmak ve her türlü tedbiri almak için gerekli stratejik plan, program ve projeler hazırlar ve bunların uygulanması için çalışır." şeklinde belirttiği Dernek Tüzüğünün son bölümünde Derneğin Kurucularının;. Kemal KERİNÇSİZ Sevgi ERENEROL Murat İNAN Mehmet DEMİRLEK Erol ŞAHİNGİL Levent TEMİZ,Cevat ÇALIK,Burak GÜNEŞ, Eyüp GÜLTEK, Gökhan AYGÜN olduğunun anlaşıldığıjl Derneklerden alman Kuruluş bildiriminde Oktay YILDIRIM, Ramazan KIRKIK, Aynur SAYDAM ve Hanifi ALT AŞ isimli şahsında el yazması olarak dernek kurucuları listesine eklendiği,Derneğin tüzüğündeki bazı eksikliklerin giderilmemesi nedeniyle, Derneğin feshedilmesi için, İstanbul Valiliğince (İl Dernekler Müdürlüğü) Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına bildirimde bulunulduğu, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığınca 31.01.2007 tarihinde Fatih Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinde fesih davası açıldığı, Derneğin denetiminin yapılacağı Dernek Geçici Yönetim Kurulu üyesi Mehmet DEMİRLEK'e tebliğ edilerek Mehmet DEMİRLEK 10.04.2008 tarihinde İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü'ne Derneğe ait defter ve belgeleri ibraz etmediği ve benzeri Dernekler mevzuatına aykırı birçok usulsüzlük nedeni ile adli ve idari mercilere bildirimde bulunulduğu belirtilmiştir. Faaliyetleri: 21.09.2006 günü saat: 10:30 sıralarında Beyoğlu Adliyesinde Büyük Hukukçular Birliği'nin organize ettiği "Küresel BOB projesi çerçevesinde askeri işgal ve parçalanma tehlikesi ile karşı karşıyadır" konulu protesto eylemi düzenlendiği, "Misyoner çocukları O.PAMUK, H.DİNK, H.CEMAL, İ.BERKAN, H.ŞAHİN, M.BELGE" "BABA ve PİÇ" "Hukukçular Birliği" ibareli pankartı taşıdıkları, Polis memuruna mukavemet eden

Şaban DAYANAN ve darp edildiği iddiasıyla Av. Özgür GÜN ve şikâyetçi olduğu Latif ŞIMŞEK'in gözaltına alındığı, 3 sayfadan ibaret olan "Biz buradayız sen nerdesin" ile başlayan Av.Kemal KERİNÇSİZ, Av.Ahmet ÜLGER, Av.Levent TEMİZ, Av.Hanefı ALTAŞ, Av. Murat İNAN, Av.Yılıdırm ÇAVUŞOĞLU, , Av. Eyüp GÜLTEK, Av.NeCDet ÖZTÜRK, Av. BuraK GÜNEŞ, Av. Mehmet DEMİRLER, Av. Cevat ÇALIK, Av. Necip YENİŞAN, Av. Ömer PULATOĞLU, Av. Muhsin KÜÇÜK, Muzaffer YÜKSEKDAĞ (hamal) isimlerinin yazılı olduğu bildirinin okunduğu, bu Eyleme şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ, Fuat TURGUT ve Oktay YILDIRIM isimli şahısların birlikte katıldıkları, belirtilmiştir. ULUSAL BİRLİK HAREKETİ PLATFORMU Semih Tufan GÜLALTAY Başkanlığında kurulmuştur. Oluşuma destek verenler arasında Levent TEMİZ' in Başkanlığında Ulusal Hukukçular Birliği Derneği, Bakırköy STK Platformu Sekreteri Ülker DURUKAN, Semih BOZER Genel Başkanlığında Azerbaycanlılar Dayanışma Dernekleri vb. bulunmaktadır. Derneğin amacı; Türkiye üzerinde oynanan emperyalist oyunları bozmak ve ulusal birliği korumak, Atatürkçü örgütlenme ve eylem birliğini sağlamak doğrultusundaki düşüncelerin geniş halk kitlelerine ulaştınlması olarak belirlenmiştir, diğer kuruluşların faaliyetlerine destek verdikleri, bu tür faaliyetler içerisinde yer aldıkları tespit edilmiştir. 28.10.2005 günü saat 11.00 sıralarında Fener Rum patrikhanesi önünde Milli Güç Platformu, Hukukçular Birliği, Milliyetçi İşadamları Derneği, Türk Ortodoks Kilisesi, Noel Baba Vakfı tarafından "Patrikhane Yunanistan'a" konulu protesto eylemi yapıldığı, Fener Rum patrikhanesi önündeki topluluğa önce Kemal KERİNÇSİZ tarafından kısa bir konuşma yaptıktan sonra, Noel Baba Vakfı Başkanı Muammer KARABULUT'un basın açıklamasını okuduğu, Patrikhane kapısına "Patrikhane Yunanistan'a, Hukukçular Birliği ve Milli Güç Platformu" yazılı siyah çelenk bırakıldığı, bu eyleme şüpheliler Kemal KERİNÇSİZ, Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Zeki Yurdakul ÇAĞMAN isimli şahısların birlikte katıldığı, Güvenlik şube müdürlüğünün olay esnasında çekmiş olduğu kamera görüntülerinin incelenmesinden anlaşılmıştır. ULUSAL SANAYİCİ VE İŞ ADAMLARI DERNEĞİ İçişleri Bakanlığı (Dernekler Dairesi Başkanlığı) Dernekler Denetçi leri tarafından "Ulusal Sanayici ve İş Adamları Derneği"nin denetiminde; Dernek tüzüğünde "Derneğin Amacı" başlıklı 2 inci maddesinde; "Ulusal geleceğimizin ve varlığımızın, ülkemizin bağımsızlığının güvencesi olduğunun bilincinde olarak, tamamen ulusal çıkarlan gözeten bir ekonomik faaliyetin ülke düzeyinde gelişmesini ve hakim kılınmasını amaç edinmek. Bu amaç doğrultusunda, tüm toplumsal bilimlerin rehberliğinde sosyal-kültürel-ekonomik-siyasal çözümler üretmek; Bu çözümler ışığında, planlı bir üretimi, üretken bir toplumu, toplumun gönenç düzeyinin yükseltilmesini ve adaletli bir toplumsal paylaşımı esas kılmak" şeklinde belirtildiği, 03.12.2005 tarihinde yapılan Genel Kurul toplantısı neticesinde dernek organlarına Fevzi DURGUN Genel Başkan, Mustafa KİRALİ Başkan Yrd., Birol BAŞARAN Genel Sekreter, Filiz ESEN Genel Sekreter Yrd., Osman GÜNAY Genel Sayman, Oğuz P.LEKTEMUR Üye., İbrahim BENLİ Üye, Erdoğan ÇEKER Üye, Ufuk SAKA Üye isimli şahısların seçildiği Ulusal Sanayici ve İş Adamları Derneği Genel Merkezinin genel denetimi neticesinde tespit edilen Dernekler Mevzuatına aykırılık nedeni idari mercilere bildirdirimde bulunulduğu belirtilmiştir. Şüphelilerden elde edilen USİAD isimli dokümanda ;

"...Ulusal Sanayici ve İşadamları (USİAD) adlı, Ekonomik alanda yer alan "Sivil Toplum Örgütü"nü konu edinen bu çalışma, "Ulusal" amaçlar kapsamında değerlendirmeye alınmış ve objektif verilerden yola çıkılarak hazırlanan "ön değerlendirme" bilgi ve dikkatlerinize sunulmuştur. EK'de ülke ekonomisinde serbest girişimcilerin bir araya gelmesi ile oluşturulan, sivil toplum örgütü,USİAD'm "Amaç ve Sorunlar" başlıklı bir raporu da aynca bilgilerinize sunulmaktadır. 1998 yılında, pek çok serbest girişimcinin örgütlendiği mevcut yapılanma dışında, üyeleri belli olan kişilerin, Kemalist Ulusal kaygılar ve amaçlar doğrultusunda, Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği adı altında yeni bir örgütlenme ve yapılanma girişimi olan bu oluşum; önceki dönemlerde işadamı Mümtaz Zeytinoğlu ile İstanbul Sanayi Odası işadamlarından Murtaza ÇelikePin öngörüsü dikkate alınarak yola çıkılmıştır ...Kemalist Cumhuriyet Devrimi'nin en önemli özelliği olan tam bağımsızlık ilkesinin tüm dünya ülkeleri halklarının lehine yarattığı etki karşısında büyük çıkar kaygısına sürüklenen gelişmiş emperyalist güçlerin girişimleri ve yurt içindeki işbirlikçiler ağı önemle dikkate alındığında, geçmiş dönemlerde yaşanan ekonomik içerikli ağır toplumsal sorunlar karşısında serbest girişim çevrelerinin salt çıkar ve kâr kaygısından hareketle uyguladıkları yöntemler, tutum, davranış ve kararları sonucunda ülkede yaşanan sıkıntılar bellidir. Bu anlamda USİAD'm önemi yadsınamaz.Saygılarımızla ...USİAD, bu özet gelişmeler karşısında yerinde ve gerekli bir adım atmıştır. Bu anlamda desteklenmesi, teşvik edilmesi, rota belirlenmesinde yardımcı olunması gerekliliği göz önüne alınarak değerlendirilmeye alınmalıdır. ...Ekonomiyi bilen, ama ekonomi/politik alanında deneyimsiz örgüt kadrosu, çeşitli çevrelerce MAFİA siyaseti ve yöntemleri uygulanarak, "bağış" adı altında maddi olanakların gereksiz yere tüketilmesi girişimleri ile yılgınlığa sürüklenmek istenmiştir. Bu doğrultuda operasyonel eylem ve girişimler de belirlenmiştir USİAD adlı ekonomik sivil toplum örgütünün faaliyetleri ulusal çıkarlara uygun alanlarda desteklenmeli, sorunlarının çözüm yolları tespit edilmeli, aynı alandaki karşı sivil toplum örgütlerinin desteği ve işbirliği sağlanmalıdır. İlişkinin "örtülü" bir biçimde sürdürülerek geliştirilmesi ve desteklenmesinde ülke çıkarları adına yarar görülen USİAD'm göstereceği performans, etkinlik ve başarıların yanı/sıra; ekonomik alandaki olumsuz aksiyonlar karşısında, reaksiyon odağı olarak değerlendirilmesi, ekonomi/politiğin belirleyici unsurları arasında yer alabilmesi de sağlanmalıdır. Özellikle Hükümetlerin dış güç odaklan ile ilintileri veya karşılaştıktan baskılar sonucunda, ülke çıkarlarına aykın kararlar almalan ve bu kararlann uygulamaya konması karşısında USİAD'm güçlü varlığının önemli ve caydıncı bir etken olacağı ciddi biçimde değerlendirilmelidir. Ve yine özelleştirme adı altında sergilenen çeşitli ihale entrikalannm sıkça sergilendiği Türkiye'de fundamentalist ekonomik açıhmlann ülke ekonomisini ele geçirmeye yönelik faaliyetleri giderek büyüyen bir ivme kazanırken, USİAD sivil toplum örgütü ile USİAD çatısı altında bir araya gelen hür girişimcilerin varlığı, önemli bir denge unsuru olabileceği gibi, ekonomik alanda operasyonal faaliyetlerin etkisiz kılınmasında önemli roller üstlenmeye uygun görülmüştür." şeklinde ibareler geçtiği görülmüştür ÖZEL GÜVENLİK SEKTÖRÜ İŞ ADAMLARI BİRLİĞİ DERNEĞİ İçişleri Bakanlığı (Dernekler Dairesi Başkanlığı) Dernekler Denetçileri tarafından "Özel Güvenlik Sektörü İş Adamları Birliği Derneği' nin Dernekler Mevzuatı Hükümleri

çerçevesinde yapılan denetimi neticesinde; Demeğin 2005 tarihinde kuruluş bildirimi ve eklerini İstanbul Valiliği İl Demekler Müdürlüğü'ne vererek kurulup tüzel kişilik kazandığı, Demek tüzüğünün 3. maddesinde Demeğin amacının "Güvenlik Sektörünün çalışma alanları ile ilgili alt çalışma komiteleri oluşturmak, yurt dışındaki gelişmeleri izlemek, ülkemizde sektörün gelişmesine öncülük edecek çalışma gruplarını tespit etmek çalışmalarını koordine etmek, Dernek amaçları doğrultusunda yurt içinde ve dışında; Kamu Kurum ve Kuruluşları, gerçek ya da Tüzel Kişiler ve Sivil Toplum Örgütleri ile işbirliğini geliştirmek, organizasyonlar yapmak, çağdaş uygarlığı yakalama sürecinde, ülkemizin konumunu güçlendirmek için sivil toplum hareketi olarak üzerine düşen işlevleri yerine getirmek, mesleki konularla ilgili yapılmakta olan mevzuat çalışmalarına katkılarda bulunmak, Özel güvenlik mesleğini iş tanımları yapılmış, sınırları belirlenmiş, profesyonel bir iş kolu haline getirmeye katkıda bulunmak, çalışma saatleri, ücretleri, sağlık saatleri gibi çalışma konularının hizmette verimliliği artırması...." şeklinde belirtildiği, 05.03.2006 tarihinde yapılan Genel Kurul toplantısı neticesinde demek başkanı olarak, Nihat KUBUŞ'un seçildiği, Demeğin ÖGSİAD ÜYE İSİM LİSTESİ ikinci sırasında şüpheli Veli KÜÇÜK'ün isminin yer aldığı,Dernek işletme defterinin kayıtlarının tutulmaması fiilinden dolayı, 5253 sayılı demekler kanunun ilgili dönemde yürürlükte bulunan 32/d. Maddesinin demeğe ait tutulması gereken defter veya kayıtlan, tutmayan demek yöneticileri beşyüzmilyon lira idari para cezası ile cezalandınlır. Hükmü Uyannca Demek Yönetim Kumlu Başkanı olan Nihat KUBUŞ hakkında İstanbul Valiliği (İl Demekler Müdürlüğü)'nce işlem yapılması gerektiği belirtilmiştir. ÖNCÜ GENÇLİK Faaliyetleri; 1-28.08.2003 tarihinde Beyoğlu ilçesinde İP Öncü gençlik İstanbul İl Başkanı Mehmet PERİNÇEK, ADD İstanbul Merkez Şube Komisyon Başkanı ve İstanbul Ülkü Ocaklan Başkanı Levent TEMİZ tarafından "vatan savunmasında birleştik parola ya istiklal ya ölüm" başlıklı basın bildirisi okunup dağıtıldığı, 2-30.08.2003 tarihinde Beyoğlu ilçesinde İP İşçi Partisi İstanbul İl Teşkilatı organizesinde çeşitli sivil toplum kumluşlannm katılımı ile "30 Ağustos'un 81. Yılında bir zaferin coşkusunu yaşamak ve ordu millet kaynaşmasını sağlamak" için basın açıklaması yapıldığı, Mehmet PERİNÇEK, Sevgi ERENEROL'un katıldığı, 3- 08.02.2004 tarihinde Beyoğlu ilçesinde İP İstanbul İl Başkanlığınca "KKTC Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ'a destek" için yapılan basın açıklamasına Doğu PERİNÇEK ve Sevgi ERENEROL'un katıldığı, 4- 05.02.2005 tarihinde Şişli ilçesinde faaliyet gösteren Kıbrıs Türk Kültür Derneği tarafından "KKTC'ye sahip çıkalım" konulu basın açıklamasına: Sevgi ERENEROL ve İŞÇİ PARTİSİ İl başkanı nın katıldığı, 5- 10.11.2005 tarihinde Fener Rum Patrikhanesi önünde Hukukçular Birliği, Milli Güç Platformu, MHP İstanbul İl Başkanlığı, İŞÇİ PARTİSİ, BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ, NOEL BABA VAKFI, BAĞIMSIZ TÜRK ORTODOKS VAKFI, Muharip Gaziler Derneği, YENİDEN KUVAY-İ MİLLİYE DERNEĞİ ve Şehit Aileleri Derneği tarafından "Fener Rum Patrikhanesinin Lozan 'a ve Atatürk'e, Türk milletine meydan okuduğu ve Rum metropoUtanlarının Ekümenik iddiası ile Balat'taki patrikhanede toplanmasının 10 Kasım Atatürk'ün ölüm yıl dönümüne rastlanmış olmasını protesto etmek" basın açıklamasını Kemal KERİNÇSİZ okuduğu,Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Muammer KARABULUT isimli şahısların katıldığı, r <*•" , , >t -


S.T.K. BİRLİĞİ ve DİĞER DERNEKLER 1- 22.07.2005 günü saat. 14.00 Eminönü İlçesi Ankara Caddesi Cağaloğlu yokuşu Saadet Han No:42/409 adresinde bulunan Türkiye Sivil Toplum Kuruluşları Birliği organizesinde "Osmanlı Padişahı ikinci Abdülhamit'e yapılan suikastın 100. Yılı olması" sebebiyle Beşiktaş ilçesi yıldız cami önünde basın açıklaması yapıldığı, Hukukçular Birliği ve Sevgi ERENEROL'un katıldığı, 30.11.2007 günü saat:11.00de Bakırköy İlçesinde İncirli cad. Akbulut iş hanı No:89 kat-1 sayılı yerde Ayamama Vadisindeki EGS park inşaatı ile ilgili olarak açtıkları davayı kazanmaları üzerine Bakırköy S.T.K. Kuruluşları Platformu organizesinde basın açıklaması düzenlendiği, Kemal KERİNÇSİZ tarafından basın açıklaması okunduğu 2- 07.05.2006 Günü saat 12.15 sıralarında Beyoğlu ilçesi Galatasaray meydanında Hukukçular Birliği ve Milli Güç platformu, Vatansever Güç Birliği, Türkiye'm Topluluğu, Aydınlar Ocağı, Türk Dünyası İnsan Haklar Derneği, Anadolu Dostluk ve Türkmen Derneği, Şehit Anaları Derneği tarafından Yunanistan'ın Selanik'te açmayı planladığı "Pontus Soykırımı Anıtı"m protesto etmek için basın açıklaması düzenlendiği, eyleme Oktay YILDIRIM, Muzaffer TEKİN, M. Zekeriya ÖZTÜRK, Emin GÜRSES, Kemal KERİNÇSİZ, Asım DEMİR isimli şahısların katıldığı, 3- 10.12.2006 günü saat 12.30 da 10 aralık Dünya İnsan Haklan günü olması nedeniyle, Beyoğlu İlçesi Galatasaray Lisesi önünde Büyük Hukukçular Birliği, Ayasofya Derneği, Milli Güç Platformu, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği, Sivil Toplum Kuruluşları Birliği, Anadolu Türkmen ve Dostluk Derneği, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü, Şehit Aileleri Derneği, Türk Tarih Vakfı, Kamu-sen tarafından basın açıklaması düzenlendiği, eyleme Sevgi ERENEROL'un katıldığı belirtilmiştir. GENEL DEĞERLENDİRME Yukarıdan itibaren sıralanan sivil toplum kuruluşlarına üye olanlar ve faaliyetlerine katılanların hepsinin Ergenekon Terör Örgütü ile bağlantılı oldukları iddia edilmemektedir. Bu konuda haklarında yeterli delil elde edilenler için zaten dava açılmış, eylemleri de ilgili bölümde anlatılmıştır. Yine bu kuruluşlann faaliyetleri tümünün de yasaya aykın olduğu iddia edilmemektedir. Ancak, daha önceki bölümlerde de açıklandığı gibi, bu sivil toplum kuruluşlannm Ergenekon Terör Örgütünün Lobi yapılanmasının karan uyannca kurdurulduklan, Derneklerin birbirine yakın zamanlar içerisinde 2005-2006 yılında kurulduklan, Derneklerin Tüzüklerinde belirtilen amaçlannm birbirine yakın olduğu, Tüzükte belirtilen amaçlan dışında birçok eylem ve faaliyete katıldıklan, Dernek yönetici ve üyelerinin diğer dernek yöneticileri ve üyeleri ile irtibatlı olduğu, birlikte hareket ettikleri, Dernek toplantılannda yeni kurulacak dernekler ile ilgili kararlar alındığı, her ne kadar tüzüklerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti' nin tarihi ve hukuki değerlerini korumak, kültürel ve sosyal etkinliklerde bulunmak amacıyla kurulmuş olduklan yazılı ise de , daha çok örgütsel propaganda amaçlı olarak güncel konularda basın açıklamalan, eylemler düzenleyerek kamuoyu oluşturduklan, bir kısmının legal görüntü altında illegal faaliyet yürüttükleri, yukanda yazılı dernekler ile İ.P, (İşçi Partisi), Öncü Gençlik, ADD, Sivil Toplum Kuruluşlan ve diğer bazı dernekler ile birlikte aynı amaçla hareket ettikleri değerlendirilmektedir. i*



4-ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN MAFYA YAPILANMASI ERGENEKON, LOBİ ve DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI DOKÜMANLARI isimli belge örgütün amaç ve stratejlerini belirlemekte olup Tuncay GÜNEY ve diğer şüpheliler ele geçirilen belgelerde bu dokümanlardaki amaçlara ulaşmayı hedefleyen uygulama ve örgütün yayılmasına yönelik belgeler hükmünde olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Hem Tuncay GÜNEY'in beyanlarına hem de elegeçirilen belgelere bakıldığında örgütün sadece stratejisi ile ilgili alıdığı prensip kararlarını teorik olarak bırakmayıp gerçekte de uygulamaya geçirmek için bir çok alanda örgütlenme faaliyetlerini sürdürüp örgütün hem maddi hemde manevi olarak gelişmesini ve istenilen düzeyde güç olarak gizli faaliyetlerini sürdürmesini sağladıkları yönündeki değerlendirmeler üzerine yapılan teknik takip ve fiziki takipler neticesinde. Öncelikle dokümanlarda ve Tuncay GÜNEY'in beyanlarında geçen konular ve isimler üzerinde yapılan çalışmalarda; Şüpheli Veli KÜÇÜK'ün MAFİANIN Yeniden Yapılanması(reorganizasyonu) dokümanmdaki örgütsel yapılanmaya uygun olarak türkiyede yer altı dünyasının ünlü isimleriyle bağlantılarının bulunduğu, yapılan araştırmalarda kelebek operasyonu olarak bilinen ve Reis kod adını kullanan Sedat PEKER ve adamlarına yönelik olarak yapılan soruşturmaya esas teşkil eden İstanbul 9 Ağır Ceza Mahkemesince hakkında mahkumiyet kararı verilen şüpheli Sedat PEKER'in söz konusu dosyadaki iletişim tespit tutanaklarında Veli KÜÇÜK'ün organize suç örgütü yöneticilerinden REİS(kod) Sedat PEKER, Arnavut Sami (kod) Sami HOŞTAN ve susurluk davasının sanıklarıyla sıkı irtibatlarının bulunduğu, REİS(kod) Sedat PEKER in Veli KÜÇÜK"e telefonda "VELİ ABİ" diye hitap ettiği ve her zaman emrinde olduğunu, söylediği Veli KÜÇÜK'ün de yine Amerika dan çağırdılar gidiyorum şeklinde yurtdışına gidiş gelişlerini REİS(kod) Sedat PEKER anlattığı, aralarındaki görüşmelerden Veli KÜÇÜK'ün REİS(kod) Sedat PEKER'e Orta Asyadaki Türk Cumhuriyetlerinde örgütlenmeye ilişkin görevler verdiği REİS(kod) Sedat PEKER inde bu görev gereği yurtdışında örgütlenme faaliyetlerini sürdürdüğü değişik ülkelerde bu amaçla faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Şüpheli Veli KÜÇÜK'ün şoförünün maaşını REİSÇkod) Sedat PEKERin ödediği. Telefon görüşmesinde REİS(kod) Sedat PEKER Veli KÜÇÜK'e "her zaman emrindeyim abi senin her dediğin benim için emirdir" Şeklinde bağlılığını bildirdiği tespit edilmiştir. Yine aynı dosyada mevcut görüşme tutanaklarından yer altı dünyasının mafya babalan olarak bilinip birçok defa yargılandıklan bilinen Arnavut Sami (Kod) Sami HOŞTAN Yakup Kürşat YILMAZ, Ayhan ÇARKIN, Ziya BANDIRMALIOĞLU ile REİS(kod) Sedat PEKER in görüşmelerinin bulunduğu, aralannda işbirliği ve gizli bir hiyerarşik yapının olduğu, Yine aynı dosyadaki görüşmelerde REİS(kod) Sedat PEKER şüpheli Güler KÖMÜRCÜ ile yaptıklan görüşmede: gizli toplantıda ülkede karışıklık çıkarma kararının alındığı bu aşamada olaym basmda yer alması üzerine REİS(kod) Sedat PEKER nin şu an kaosa ihtiyaç yok ülkenin durumu iyiye gidiyor şeklinde görüşmeler yaptıklan bu görüşmeleri REİS(kod) Sedat PEKER in bir çok şahısla tekrarladığı, bunu da muhtemelen telefonlannm dinlendiğini bildiği için dezenformasyon amaçlı olarak yaptığı anlaşılmaktadır. Yine Cumhuriyet Başsavcılığımızda yürütülen Semih Tufan GÜLALTAYTa alakalı yürütülen ve davası halen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden 2007/367 Esas sayılı dava dosyasının iletişim tespit tutanaklarına bakıldığında, Muzaffer TEKİN' i tanıdığı, Muzaffer TEKİN'in Veli KÜÇÜK' ile irtibatının bulunduğu gibi Semih Tufan GÜLALTAY


• ^

ile de irtibatının bulunduğu. Semih Tufan GÜLALTAY m da diğer birçok örgüt üyesi gibi Türk Ortodoks Kilisesindeki ayinlere de katıldığı anlaşılmaktadır. MAFYA GRUPLARININ TÜMÜYLE GÖZDEN GEÇİRİLMESİ, DENETİM VE KONTROL ALTINA ALINMASI, Soruşturma kapsamında elde edilen delillerden ERGENEKON terör örgütünün bu yöntemi gerçekleştirebilmek için öncelikle MAFİA dokümanını hazırladığı, bu doküman ile ülkemizde faaliyet gösteren MAFİA gruplanm nasıl ve ne şekilde kontrol ve denetim altına alacağını belirlediği, devamında da ülkemizde ulusal ve uluslar arası düzeyde faaliyet gösteren ve liderliğini Sami HOŞTAN, Sedat PEKER, Semih Tufan GÜLALTAY, Ali YASAK'm yaptığı çıkar amaçlı suç örgütlerini bizzat denetim ve kontrol altına aldığı, gerektiğinde anılan suç örgütlerini amaçları ve hedefleri doğrultusunda kullandığı anlaşılmıştır. Yapılan bu tespitler sırasıyla delilleri ile birlikte anlatılacaktır. "ERGENEKON" dokümanında "21. yüzyılda yepyeni bir yapılanma ile değerli TSK mensuplarının yanı sıra sivillerden de sonuna değin yararlanılması gerektiği" aynca "....illegal çevrelerden seçilecek elemanların teknik ve siyasal ideoloji açısından örgüt ideolojisi ve amaçlanna en yakın uygunluk gösterenlerin tercih edilmesi gerektiği belirtilmiştir. "ERGENEKON" dokümanın hedef ve amaçlan doğrultusunda hazırlanan "LOBİ" dokümanında ise MAFYA gruplannm tümüyle yeniden gözden geçirilmesi, deneyimli mevcut grupların karşısına yeni ve güçlü bir grup oluşturularak denetim ve kontrol altına alınmasının sağlanması gerektiği belirtilmiştir. "ERGENEKON" terör örgütü bu yöntemini gerçekleştirebilmek için "MAFİA" isimli dokümanı hazırladığı, sonrasında da planladığı ve tasarladığı şekilde birçok MAFİA grubunu denetim ve kontrol altına aldığı tespit edilmiştir. Bu nedenle öncelikle MAFİA dokümanının kısa özeti belirtilecek, devamında da örgütün MAFYA gruplarını nasıl ve ne şekilde denetim ve kontrol altına aldığı anlatılacaktır. "MAFİA" İSİMLİ DOKÜMAN MAFİA isimli doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiş olup (30) sayfadan oluşmaktadır. Dokümanın yapılan incelemesinde özetle; Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın bütün ülkelerindeki organize suç örgütlerindeki sayısal patlamalann birçok bağımsız araştırma komisyonlannm araştırmasına konu olduğu ve bu araştırmalar sonucunda ortaya konan bilimsel ve kriminal raporlannda sonuç olarak; Tüm ülkelerdeki organize suç örgütlerinin "state organized erime" yani devletçe örgütlenmiş suç örgütleri olarak anılması gerektiği belirtilmiştir. Bu tür suç örgütlerin ortaya çıkış sebepleri olarak sosyal, ekonomik, siyasal, toplumsal vb. sebeplerin aynntılı bir şekilde anlatıldığı, bu sebepler arasında en önemli etkenin ülkelerin sahip olduklan farklı etnik gruplann varlığı olarak gösterildiği, mafyanın yani organize suç örgütlerinin finansal kaynağını ise NARKO/EKONOMİ/POLİTİK unsurun oluşturduğu belirtilmiştir. Aynca Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli sorununun MAFİA oluşumlannm kökünün kazınması olmadığı, asıl sorunun emperyalizm karşısında Kurtuluş Savaşıyla başlayan ve halen sürmekte olan "entrika savaşlan" olduğu, bu savaşı sürdürürken Türkiye'deki mevcut tüm oluşumlann teker 1eker ele alınarak yeniden değerlendirilmesi, deneyimli grup ve liderlerinin tasfiye edilirken onlardan azami ölçüde yararlanılması ve


narko/ekonomi/politik yapının 21.yüzyıla uygun ve sağlıklı bir biçimde yeniden yapılandırılarak şifrelendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Dünya üzerindeki ilk MAFİA'nın Sicilya'da ezilen yerel halkın uğramış oldukları sosyo-ekonomik baskı, adaletsizlik ve otorite boşluğu sonucu ortaya çıktığı, Devamında bu yapının diğer dünya ülkelerine yayılması, gelişimi ve zaman içerisinde devletçe örgütlenmesine ayrıntılı olarak değinildiği, özellikle ABD'nin etnik gruplardan oluşan yapısına dikkat çekilerek MAFİA'nın bu ülkedeki gelişiminin anlatıldığı, Amerikan MAFİA'smın İtalyanlar, Fransız'larınkini Korsikalılar gibi horlanmış ve ezilmiş etnik grupların oluşturduğu, ABD'ye göç eden Sicilyalıların "Kara El", İrlandalıların "Beyaz El" isimli MAFİA gruplarını oluşturduğu, ABD'ye göç eden ve dünyanın en çok aşağılanan ırkı Yahudilerin ise MAFİA'nın cinayet şirketini oluşturduğu, bu grupları içersinde İtalyanm Sicilya bölgesinden Amerika'ya göç eden Salvatore Luciano liderliğindeki suç örgütünün 10 yıl içersinde binden fazla ipucu bırakmayan cinayet işlediği belirtilmiştir. Türkiye'de ise MAFİA gruplarının Laz, Arnavut ve Arap gibi etnik gruplardan oluştuğu, Kürt Salih, Arnavut Sami, Büyük Recep, Arap Sadri ve Oflu İsmail gibi isimlerin Türk MAFİA' sının efsaneleşmiş örnekleri arasında yer aldığı, Bu gün Türkiye Cumhuriyeti mevcut rejimi ve Kemalist ideoloji, etnik ve fundamentalist terör örgütleriyle çepeçevre sarmalanmış ise bunun nedenleri arasında Türk MAFİA yapılaşmasının önemli bir faktör olduğu belirtilmiştir. Pentagon'un MAFİA'nın şifresini çözdüğü, bir yandan MAFİA'yı çökertip yok etmek için çaba gösterirken, diğer taraftan da kendi elleriyle yepyeni bir MAFİA lideri oluşturduğu ve ulusal çapta örgütlediği, özellikle 2.Dünya Savaşında bu MAFİA örgütünden her alanda büyük ve sayısız yararlar elde ettiği belirtilmiştir. Pentagon Komünizme karşı giriştiği savaşta NATO şemsiyesi altında yer alan tüm ülkelerde oluşturulan ve adına "GLADİO" denilen yapılardan çok iyi bir şekilde yararlandığı belirtilmiştir. MAFİA'nın şifresini çözen Pentagon'un, etnik terör örgütlenmesinin temellerini Amerikan MAFİA'sıyla attığı, tüm dünya ülkelerinde MAFİA oluşumlan içinde yer alan üyelerin etnik gruplardan seçildiği, süreç içinde güçlenen MAFİA liderinin mensubu bulunduğu etnik yapının efsanevi halk kahramanına dönüştüğü ve MAFİA grubunun bir anda etnik terör örgütüne dönüştüğü belirtilmiştir. Yahudi MAFİA liderlerinin, Arap Filistin topraklan üzerinde kurmaya çalıştıklan İsrail devletini koruyabilmek için Filistin Halk Kurtuluş Ordusu lideri Yaser ARAFAT ile uzun süreli bir danışıklı dövüş oyunu kurduklan ve etnik terörün yeşertilebilmesi için gerilla kamplanmn kapılannı etnik gruplara açarak destek verdikleri belirtilmiştir. "Globalleşme" olarak ifade edilen "Yeni Dünya DüzenP'nin Masonik Bilderberg grubunun ortaya attığı ve tüm ülkelerin, bağlı olacağı "Dünya Hükümeti" eli ile yönetilmesi planı olduğu, bu planın temellerinin Pentagon'un Amerikan MAFİA'smı oluşturmasıyla atıldığı belirtilmiştir. Sovyet Rusya karşısında Amerikan rüyasını üstün kılan unsurun ne uzay yansında öne geçişi nede teknolojik başanlann olduğu, en önemli unsurun Pentagon'un kurduğu Amerikan MAFİA'sı olduğu belirtilmiştir. Şu halde Türk MAFİA'sınm çökertilmesi, yok edilmesi yerine re-organize edilebilmesinin Türkiye'nin çıkarları için gerekli olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle öncelikle bir zamanlar Pentagon'un yaptığı gibi Türk Genelkurmay'mm denetiminde yepyeni bir MAFİA örgütlenmesinin yapılması gerektiği belirtilmiştir. Türkiye'de MAFİA'nın yeniden yapılandınlmasmm mutlaka askeri bir girişim olarak ele alınması gerektiği, Türk MAFİA'sınm dağılan Sovyet Rusya örneğinde görüldüğü gibi istihbaratçılardan oluşturulmasının Türkiye'ye zarar vereceği, Türkiye'de istihbarat birimlerince kurulan tüm örgütlerin başansız olduğu belirtilmiştir.


Türkiye'de doğrudan sözde "Genelkurmay"a bağlı "sivil bir kurul" tarafından MAFIA yapılanmasının oluşturulması gerektiği, bu "sivil kurul" üyelerine yasalar önünde kaldırılması olanaksız bir dokunulmazlık zırhı verilmesi gerektiği, oluşturulacak "sivil kurul" üye sayısının 3 kişi olması gerektiği, bu üyelerden birisinin "kurye", birisinin "teorisyen", diğerinin ise "ulusal mafya liderliği" rolünü üstlenecek kişi olması gerektiği, bu kişinin kısa zamanda uluslararası MAFİA ailesinde yer alabilmesi gerektiği belirtilmiştir. MAFİA dokümani Veli KÜÇÜK,_ Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ve Ümit OGUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Veli KÜÇÜK'ten ele geçirilen MAFİA belgesinin üzerinde el yazısı ile " " Yazdığı görülmüştür. Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK'den ele geçirilen MAFİA belgesinin üzerinde de el yazısı ile " " yazdığı ve her iki yazı karakterinin aynı yazı karakteri olduğu görülmüş ve birbirinin fotokopileri olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK'ten ele geçirilen MAFİA belgesinin Veli KÜÇÜK'ten fotokopi çekilmek suretiyle çoğaltıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda şahısların aynı amaç doğrultusunda birlikteliğini ortaya koymaktadır. MAFYA kelimesinin hukuki çevrelerdeki karşılığı çıkar amaçlı suç örgütüdür. Ülkemizde faaliyet gösteren çıkar amaçlı suç örgütlerine bakıldığında, bölgesel, ulusal ve uluslar arası düzeyde faaliyet gösterenler olarak üçe ayrılırlar. Bu suç örgütlerinin bir kısmı çek-senet tahsilatı, haraç, adam öldürme, adam yaralama ve benzeri faaliyetler gösterirken bir kısmı da uyuşturucu kaçakçılığı, İnsan Ticareti, Mazot kaçakçılığı ve diğer kaçakçılık faaliyetlerini yürütürler. Suç örgütlerinin oluşum şekli ise genel olarak, Aile tipi mafya, hemşericilik tipi mafya, cezaevi arkadaşlığı mafyası, olarak üçe ayrılırlar. Ülkemizde faaliyet gösteren çıkar amaçlı suç örgütleri hakkında, bu güne kadar defalarca işlem yapılmış ve yapılan işlemler sonucu bir kısmının yargılaması sonuçlanıp hüküm giyerken bir kısmının da tutuklu olarak yargılanmalan devam edilmiştir. Yapılan bu işlemler sırasında, bir kısım MAFYA gruplarının ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ yöneticileri ile ilişki içersinde olduğu, fakat bu ilişkilerin gizli ve şifreli olması nedeniyle içeriklerinin anlaşılamadığı görülmüştür. Bu ilişkiler "ERGENEKON" terör örgütüne yönelik yapılan soruşturma kapsamında değerlendirildiğinde, birçok suç örgütünün ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNE bağlı ve örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda hareket eden birer yapılanma içersinde oldukları anlaşılmıştır. ERGENEKON terör örgütünün yönetici kadrosu, genelde emekli askerler oluşmaktadır. Örgüt bu durumdan istifade ederek kendisini Türk Silahlı Kuvvetleri içersinde bir yapılanma imiş gibi lanse etmektedir. Böylelikle bir taraftan sözde devlet adına hareket ediyor imajı verip örgütü güçlü göstermeye çalışırken diğer taraftan da değerli Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kamuoyu nezdinde yıpranmasına ve yanlış algılanmasına sebebiyet vermektedirler. Bu hususiyetlerini de DERİN DEVLET olarak adlandırıp örgütü gizemli kılmaya ve yaptıkları kanunsuzlukları perdelemeye çalışırken diğer taraftan da eylem yaptırdıkları tetikçi şahıslara devlet adına yaptıklarına inandırarak hunharca ve canice yaptıkları eylemleri masumane göstermeye çalışırlar. İşte ERGENEKON terör örgütünün bu özelliğini, bünyesinde faaliyet yürüten çıkar amaçlı suç örgütleri de çok iyi kullanırlar ve birçok yerde kendilerinin DERİN DEVLET olduklarını yada DERİN DEVLETE çalıştıklarını dile getirerek bir taraftan çevrelerine korku salıp çıkar sağlamaya diğer taraftan da güçlü göstermeye çalışırlar. Yapılan soruşturma çerçevesinde ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ yöneticilerinden Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ve Mehmet I^M^y /i ' ■ * >>\

Fikri KARADAĞ'm birçok çıkar amaçlı suç örgütü ile ilişki içersinde oldukları tespit edilmiştir. Fakat mafya grupları ile ilişkileri ve bu suç örgütlerinin yönlendirilmesini ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ adına daha ziyade Veli KÜÇÜK ve Muzaffer TEKİN'in sağladığı anlaşılmıştır. Bu güne kadar elde edilen delillerden, ülkemizde ulusal ve uluslar arası düzeyde faaliyet gösteren ve liderliğini Sami HOŞTAN, Sedat PEKER, Ali YASAK, Semih Tufan GÜLALTAY yaptığı çıkar amaçlı suç örgütlerinin ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNE bağlı hareket ettikleri anlaşılmıştır. Bu kişilerden Sami HOŞTAN Susurluk çetesi davasından ceza alıp hüküm giyen şüphelilerdir. Ali YASAK ise Susurluk davasında ismi geçtiği halde ceza almadan kurtulmayı başarmıştır. Susurluk davasında Veli KÜÇÜK'ün ismi de defalarca geçmiş olmasına rağmen yargılanmadığı gibi Meclis araştırma komisyonuna ifade bile vermemiştir. Dolayısıyla Veli KÜÇÜK'ün MAFİA bağlantılannm Susurluk kazası öncesine dayandığı, sonrasında da geliştirerek devam ettiği görülmektedir. Örgüt yöneticisi Veli KÜÇÜK emekli bir generaldir, fakat elde edilen delillere göre adı geçen tüm mafya liderleri ile ilişki içersinde olduğu görülmüştür. Bu ilişkiler kendisine sorulduğunda açıklayıcı beyanlarda bulunamamış, bilakis verdiği cevaplarla öne sürülen deliller çelişmiştir. Şüpheli Veli KÜÇÜK Sami HOŞTAN'ı 1983 yılından beri tanıdığını, kumarcılık yaptığını öğrendikten sonra uzaklaştığını, sadece birkaç sefer telefon görüşmesi yaptığını, fakat uyuşturucu işi yaptığını bilmediğini, zaten son bir yıldırda herhangi bir ilişkisinin olmadığını beyan etmiştir. Fakat Sami HOŞTAN'm kumar işini 1996 yıllarında yaptığını bildiği halde, ilişkisinin bugünlere kadar geldiği ve 2007 yılında Sami HOŞTAN'm yaşadığı sıkıntıları Veli KÜÇÜK ile paylaşacak kadar samimiyetlerinin devam ettiği görülmüştür. Diğer taraftan Veli KÜÇÜK, kumarcılık yaptığı için uzaklaştığını söylediği Sami HOŞTAN'm, Susurluk kazasından hemen sonra kendisini aradığını, olayla ilgili bilgi verdiğini, bunun üzerine de kendisinin Balıkesir Emniyet Müdürünü aradığını beyan etmiştir. Dolayısıyla nasıl bir ilişkidir ki uzaklaştığı ve samimi olmadığı Sami HOŞTAN ülkenin gündemine bomba gibi düşen bir kaza olayını öncelikle ve derhal Veli KÜÇÜK ile paylaşmış, bilgilendirmiş ve hemen akabinde de olay bölgesine gitmiştir. Nitekim Kutlu SAVAŞ'm resmi belge olarak hazırlamış olduğu Susurluk raporunda, Sami HOŞTAN'm 1996'da yedi ay içinde Veli KÜÇÜK ile 34 kez görüştüğü belirtilmiştir. Öte yandan da bu kadar ilişki içersinde olduğu Sami HOŞTAN'm uyuşturucu kaçakçılığı suçundan (2) defa hapis cezası aldığı halde bu işi yaptığını bilmediğini söylemesi de düşündürücüdür. Kaldıki Veli KÜÇÜK'ün Sami HOŞTAN ile olan ilişkilerini anlatan birçok tanık ve şüpheli beyanı vardır. Bu ifadeler ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak anlatılacaktır. Diğer taraftan Veli KÜÇÜK'e Sedat PEKER ile olan ilişkisi sorulduğunda, babası vasıtasıyla tanıdığını, babası rahmetli olduktan sonra birkaç kez görüştüğünü ve başka da bir bağlantısının olmadığını, 5-6 yıldırda görüşmediğini beyan etmiştir. Fakat 2004 yılında Sedat PEKER'e yönelik yapılan soruşturmada Veli KÜÇÜK ile Sedat PEKER'in çok sayıda telefon görüşmelerinin olduğu, bu görüşmelerde Sedat PEKER'in Veli KÜÇÜK'e hitaben "Siz nasıl emir buyurursanız" şeklinde hitap ettiği Veli'nin de "Sedatım" şeklinde hitap ederek aralarındaki samimiyeti ve ilişkinin boyutunu ortaya koyduğu, diğer taraftan telefonda birçok konuda uzun uzun sohbet ettikleri Veli KÜÇÜK'ün yaptığı birçok faaliyetleri Sedat PEKER'e anlattığı, Sedat'ın da fikirlerini ve düşüncelerini dile getirdiği, ayrıca Sedat PEKER Veli KÜÇÜK'ün gıyabında konuşurken


/^J^7--' ^h^}^>p

"Veli Abi beni on sene evvel uyarmıştı" "Veli baba bana demişti ki" şeklinde bahsederek Veli KUÇUK'e olan bağlılığını ve sadakatini ortaya koyduğu görülmüştür. Bunların yanı sıra Sedat PEKER Veli KÜÇÜK'ün katılacağı bir konferansla ilgili, görüştüğü bir adamına "Birde Veli Paşa bir konferansa katılacak sen Veli Paşayla görüş, konferansa kalabalık bir grup yaparsın dinlemeye giderken böyle öğrenci gençlerde olursa da olur" diyerek Veli KÜÇÜK'ün vereceği konferansın kalabalık görünmesiyle dahi ilgilendiği, yine bu telefon konuşmalannda Veli KÜÇÜK'e şoförlük yapan Emin Caner YİĞİT'i bizat Sedat PEKER'in temin ettiği ve maaşını verdiği tespit edildiği halde Veli KÜÇÜK ifadesinde, Emin Caner YİĞİT'in yanma nasıl geldiğini hatırlayamadığını beyan etmiştir. Sedat PEKER'in Harun ÇAKIR isimli bir albayla yaptığı telefon görüşmesinde de, Harun ÇAKIR'm "Bizim ağabeyimizle berabersiniz herhalde zaten" diye sorması üzerine Sedat'ın "Doğrudur ağabey" diyerek Veli KÜÇÜK ile birlikte hareket ettiğini açıkça ifade etmektedir. Öte yandan alman ifadelerden şüpheli Veli KÜÇÜK'ün Susurluk davasında adı geçen Ali YASAK ile tanıştıkları ve değişik zamanlarda görüştükleri, bunların yanı sıra ele geçirilen örgütsel dokümanlardan da Ali YASAK'm örgüt ilişkisi tespit edilmiştir. Başka bir suç örgütü olan ve uzun yıllardır tutuklu bulunan NURİŞLER ÇETESİ Uşak cezaevi isyanı sırasındaki "Biz bu devlet için mermi sıktık! hem de sizin için, hem de asker için, bu devlet bana Mustafa DUYAR'ı öldürttü, ben öldürttüm, şimdi canlı söylüyorum Veli abi'yi ara Veli KÜÇÜK'ü ara. bizi sor! başka bir şey söylemiyorum" şeklinde söylemleri ile Veli KÜÇÜK ile aralarındaki ilişkiyi ortaya koydukları anlaşılmıştır. Şüphelilerden Emin GÜRSES'in yaptığı bir telefon konuşmasında, karşısındaki şahsa Veli KÜÇÜK'ün Sami HOŞTAN aracılığı ile yeğenlerinden 7 Milyon dolar haraç istediğini söylediği, bu görüşme ifadesinde sorulduğunda, aynen doğruladığı ve kendisinin müdahale etmesi üzerine yeğenlerini kurtardığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla örgüt içersindeki Emin GÜRSES dahi Veli KÜÇÜK'ün MAFİA yapılanmasını ve faaliyetlerini açıkça ifade ettiği görülmüştür. Şüpheli Veli KÜÇÜK alman ifadesinde, Semih Tufan GÜLALTAY'ı tanımadığını beyan etse de Semih Tufan GULALTAY'm 2007 yılı içersinde Azerbaycanla ilgili Taksimde düzenlediği gösteriye örgütün diğer yöneticileri Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL ve örgüt üyesi Kemal KERİNÇSİZ ile birlikte katıldığı tespit edilmiştir. Elde edilen delillerden Semih Tufan GÜLALTAY ile ilişkileri daha ziyade Muzaffer TEKİN'in sağladığı, fakat Veli KÜÇÜK'ün de ilişki içersinde olduğu anlaşılmıştır. Semih Tufan GÜLALTAY Akın BİRDAL'm yaralanması olayı ile ilgili tutuklu bulunduğu dönemde, Muzaffer TEKİN'in bizzat kendisi ve ailesi ile ilgilendiği ve her türlü desteği sağladığı bilinmektedir. Diğer taraftan Semih Tufan GÜLALTAY cezaevinden tahliye olduktan sonra da sık sık görüştükleri, hatta Muzaffer TEKİN ile birlikte Sevgi ERENEROL'un toplantılarına katıldığı kamera görüntüleri ile de sabittir. Bunların yanı sıra 4-5 ay kadar Semih Tufan GULALTAY'm yanında kalıp sonrada ciddi mağduriyetler yaşayan müşteki Esra Feride GÖKÇİMEN, yaşadığı mağduriyetlerin yanı sıra, Danıştay saldırısından iki gün önce Muzaffer TEKİN'in 4-5 kişilik kalabalık bir grupla Semih Tufan GULALTAY'm yanma gelip saatlerce toplantı yaptığını, ayrıca Danıştay saldırısı faili Alparslan ARSLAN'm da olaydan önceki tarihlerde kalabalık bir grupla Semih Tufan'in ofisine geldiğini beyan etmiştir. Öte yandan Muzaffer TEKİN'in uyuşturucu kaçakçısı olarak bilmen ve 2003 yılı içersinde Almanya da öldürülen Ertuğrul YILMAZ ile çok eskiye dayalı ilişkisinin olduğu, hatta Ertuğrul YILMAZ'a ait Doğuş Factoring şirketine ortak olduğu, 2002 yılı içersinde Doğuş Factoringe ait Ümraniye Duduluda 7.300 metrekare arsanın Muzaffer TEKİN'in üzerine yapıldığı, Doğuş Factaringin avukatlığım Danıştay saldırısı faili Alparslan ARSLAN'ın yaptığı tespit edilmiştir. , *


4?^|W^

Ertuğrul YILMAZ'in cenaze töreni kayıtlan incelendiğinde Muzaffer TEKİN ile birlikte yeraltı dünyasından birçok simanın cenaze törenine katıldığı, o dönemde cezaevinde tutuklu bulunan Sedat PEKER törene katılamasa bile çelenk gönderdiği, fakat adamları ve avukatlarının birçoğunun katıldığı görülmüştür. MAFIA dokümanında, MAFİA yapılanmasını oluşturacak "sivil kurul" üyelerinden birisinin "ulusal mafya liderliği" rolünü üstlenecek kişi olması gerektiği ve bu kişinin kısa zamanda uluslararası MAFİA ailesinde yer alabilmesi gerektiği belirtilmiştir. "ERGENEKON" terör örgütüne bağlı çıkar amaçlı suç örgütü liderlerinden Sami HOŞTAN'm ilişkilerine bakıldığında "Ulusal mafya liderliği" koltuğuna oturan kişi olduğu, bu nedenle de Veli KÜÇÜK'ün birçok MAFYA grubunu Sami HOŞTAN üzerinden kontrol ettiği düşünülmektedir. Yukarıda isimleri belirtilen Ergenekon terör örgütüne bağlı suç örgütleri de dahil olmak üzere, ülkemizde faaliyet gösteren birçok suç örgütü liderinin Sami HOŞTAN'a abi diye hitap ettiği ve saygı duyduğu, suç örgülerinin aralarında yaşadıkları anlaşmazlıklar ve problemleri Sami HOŞTAN'a getirilerek hakemlik yapmasını istedikleri, dolayısıyla Sami HOŞTAN'm MAFYA dünyasında etkinliğinin ve otoritesinin her şekilde hissedildiği, tüm bu verilerin Sami HOŞTAN'm Ulusal mafya lideri olduğunu gösterdiği anlaşılmaktadır. ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ bünyesinde faaliyet gösteren MAFYA gruplarının, örgütten aldıkları güçle kendilerini DERİN DEVLET olarak lanse ettikleri, böylelikle bir taraftan çevrelerine korku salıp çıkar sağladıklan, bir taraftan da gerçekleştirdikleri bazı eylemleri devlet adına yaptıklarına inanarak hunharca gerçekleştirdikleri eylemleri masumane göstermeye çalıştıklannı belirtmiştik. Semih Tufan GÜLALTAY liderliğindeki suç örgütünün telefonlan dinlenirken örgüt üyelerinden Günkan TEMELLİ İle konuşan Savaşhan TOSUN "Oğlum bunlar hep yanlış yollara bulaşıyorlar ya." "Şimdi bizim yeğene BİZ DERİN DEVLETİZ hesabına bazı hareketler yapmış EMRE (EMRE GULAYTAY'ı kast ediyor)" dediği ve telefonu yanında bulunan Nuh Celal YAYLA'ya verdiği, görüşmenin devamında Nuh CelaPin Emre GÜLALTAY'dan yaşadığı mağduriyeti anlattığı ve telefonu tekrar Savaşhan'a verdiği, Savaşhan TOSUN'un da "Muzaffer abiye gidiyorum.. TEKİN'e oraya gelecekler hepsi, ben sana söylim." "Benim yiğenime böyle tahsilat olurmu ya. Muzaffer TEKİN'e çağıracam EMRE'yi ... bunuda çağıracam böyle bişey olurmu oğlum ya" diyerek bir taraftan Emre GÜLALTAY'm kendisini DERİN DEVLET olarak lanse ettiğini, diğer taraftan da Emre GÜLALTAY'm yaptığı tehdit olayını adli mercilere bildirmek yerine Muzaffer TEKİN'e bildireceklerini söylemeleri, Muzaffer TEKİN'in bu MAFYA grubu üzerindeki etkisinin hangi boyutta olduğunu açıkça gösterdiği anlaşılmaktadır. Sedat PEKER'in 2004 yılında Güler KÖMÜRCÜ ile yaptığı bir telefon görüşmesinde, Korkut EKEN'den bahsederken "Bide bunlar cahil. Bide tutar bi kahve mahve tarattırırlar. Bi iki genç çocuğun eline verip" dediği, bu cümlelerden kısa bir süre sonra "On sene evvelinde olan olayların içinde Güler aklı başında insanlar vardı. DEVLET KARARI, HÜKÜMET KARARI VARDI" "Polis işini yapamıyordu. Adliyeler yapamıyordu. Mecburen eskinden bişeyler oîuyodu" dediği, Diğer taraftan (9) nolu gizli tanığın beyanlannda 1995 yılında Gazi mahallesindeki kahvehanenin taranması olayıni Veli KÜÇÜK ile birlikte hareket eden Osman GÜRBÜZ'ün gerçekleştirdiğim, aynı oluşum içersinde Sedat PEKER'in de bulunduğunu beyan ettiği,

Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, çıkar amaçlı suç örgütü lideri Sedat PEKER'in bir dönem gerçekleştirdikleri illegal eylemleri DEVLET KARARI ile yaptıklarına inandıkları, dolayısıyla ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ yöneticilerinin aldıklan kararları DEVLET ADINA yapıyor havası oluşturarak kendilerini DERİN DEVLET şeklinde lanse ettikleri ve böylelikle kullandıkları suç örgütlerine de bu duruma inandırdıkları anlaşılmaktadır. /f^ \ff \


Çıkar amaçlı suç örgütü lideri Sedat PEKER bu duruma o kadar çok inanmış olacak ki, GEBZE ilçesinde düzenlenen bir açılış törenine gönderdiği çelengin törene katılan KAYMAKAM tarafından kaldırtılması karşısında, devletin resmi kamu görevlisi KAYMAKAM hakkında burada ifade edilemeyecek kadar aşağılayıcı ve hakaret edici sözlerle tepki gösterdiği görülmektedir. Başka bir çıkar amaçlı suç örgütü yöneticileri Nuri ERGİN ve Vedat ERGİN Uşak cezaevi isyanı sırasında "BU DEVLET BANA MUSTAFA DUYAR'I ÖLDÜRTTÜ, ben öldürttüm, şimdi canlı söylüyorum" BİZ BU DEVLET İÇİN MERMİ SIKTIK! hem de sizin için, hem de asker için!" "VELİ ABİ'Yİ ARA VELİ KÜÇÜK'Ü ARA. BİZİ SOR! başka bir şey söylemiyorum" sözleri ile ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ adma gerçekleştirdikleri kanlı ve hunharca eylemlerini DEVLET adma yaptıklarım zannettikleri anlaşılmaktadır. Şimdi de "ERGENEKON" terör örgütün MAFYA yapılanması ile ilgili genel deliller anlatılacak, sonrasında da örgüt bünyesinde faaliyet gösteren MAFYA liderleri tek tek anlatılacaktır. 1. Sınıf Emniyet Müdürü Hanefi AVCI'nın 20.02.2008 tarihinde Tanık olarak alman ifadesinde özetle; Halen Edirne Emniyet Müdürlüğü görevini devam ettirmekte olan tanık Hanefi AVCI bu güne kadar İstanbul-Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlükleri, İstihbarat Daire Başkan Yardımcılığı ve Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. İfadesinde ise özetle, Diyarbakır'da 1984-1992 yıllan arasında İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yaptığı sırada JİTEM diye bir kuruluşun olduğunu ve Ankara' da VELİ KÜÇÜK isminde birinin bu işin başında olduğunu duyduğunu, Ancak o dönem kendisini hiç görmediğini ve bir irtibatının olmadığını, 1992 yılında İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü yaptığını, Bu dönem içerisinde görev gereği birçok şahsın irtibatlarının takip edildiğini, O dönemde mafyacı olarak bilinen SAMİ HOŞTAN, ALİ FEVZİ BİR, MEHMET ÖZBAY (ABDULLAH ÇATLI olduğu sonra anlaşdan), SEDAT PEKER, MEHMET HADİ ÖZCAN, YAŞAR ÖZ gibi adamların birebir VELİ KÜÇÜK ile irtibatlı olduğunu Veli KÜÇÜK'ün de o dönem Kocaeli İl Jandarma Komutanı olarak görev yaptığını, o dönemde JİTEM ile resmi bir bağlantısının olmadığını, konumundan dolayı VELİ KÜÇÜK'ün takip edilmediğini, ancak devlet görevlileri, polis ve askeriye ile irtibatlı olan mafyavari şahıslan takip ettiklerini, bu esnada bu şahıslann irtibatlannm ortaya çıktığını, Bu görüşmelerde daha çok sürekli "VELİ ABİNİN YANINA UĞRADIK" gibi hususların geçtiği fakat telefonda açık olarak başka bir şey görüşmediklerini, hatta o dönem komisyona verdiğini ifadeda VELİ KÜÇÜK'ün arabasının tamiratından, kullandığı cep telefonlarına kadar parasını SEDAT PEKER'in ödediğini, bu hususun araştırılması gerektiğini söylediğini, ancak o dönemde araştırılmadığını, daha sonraki yaptığı görevlerde de bu irtibatlan çok sık duyduğunu ve bu isimlerden bazılannm Susurluk Davası olarak bilinen mahkemede yargılandığını, Bunlann arasında YAŞAR ÖZ, SAMİ HOŞTAN, ALİ FEVZİ BİR, KORKUT EKEN ve diğer polis memurlarının olduğunu, Susurluk Komisyonunda VELİ KÜÇÜK ile irtibatlı yukarıda belirttiği isimlerin hepsinin çeşitli defalar mafyavari örgütlenme yapmak suçlamaları ile mahkeme önüne çıktıklarını, mütehattit defalar yargılandıklannı, hatta HADİ ÖZCAN'm o dönemki takip ve izlenmelerinde VELİ KÜÇÜK ile alakalı çok açık beyanlannm olduğunu, incelendiği takdirde bu dosyalarda da geçmiş dönemde konu ile alakalı bazı beyanlannm olabileceğini belirtmiştir. ERGENEKON terör örgütünün kontrol altında tuttuğu ve yönlendirdiği suç örgütü liderleri ve bu kişilerle "ERGENEKON" örgütünün İrtibatı ayn ayn anlatılacaktır.


Ayrıca 6 nolu gizli tanığın 29.02.2008 günü istanbul C. Başsavcılığında alınan ifadesinde; Askerliğini İzmit İl Jandarma Komutanlığında yaptığım Veli KÜÇÜK'ün bu dönemde alay komutanı olduğunu, o dönem içerisinde Sami HOŞTAN'ın Veli KÜÇÜK'ü sık sık ziyaret ettiğini, hatta Veli KÜÇÜK'ün başka bir birliğe tayini çıktığında düzenlenen uğurlama partisine bile geldiğini, ayrıca o dönemde Hadi ÖZCAN' la bir kere Kriptolu telefonla görüştüğünü duyduğunu, bir kere de Sedat PEKER' ile görüştüğünü duyduğunu, ayrıca Veli KÜÇÜK'ün ajandasında Sedat PEKER, Ali İhsan USLUKOL ve Rahmi SEYMEN isimli şahısların bulunduğunu ve bu şahısların Veli KÜÇÜK ile sık sık görüşen şahıslar olduğunu Veli KÜÇÜK'ün Ali İhsan USLUKOL, Sami HOŞTAN ve Rahmi SEYMEN ile daha çok yüz yüze görüştüğünü, ancak Sedat PEKER' in kendisinin askerlik yaptığı bu dönemde Veli KÜÇÜK ile yüz yüze görüşmek için geldiğini hiç görmediğini, ancak Rahmi SEYMEN"in ailece geldiğini, Sami HOŞTAN' m da yalnız geldiğini beyan etmiştir. Gizli tanık DİLOVASI'nın 17.05.2008 günü Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde özetle; 1975 yılından itibaren DEVGENÇ, DEV-SOL ve DHKP/C terör örgütleri içersinde aktif olarak sorumlu düzeyde faaliyetleri olduğunu, 1992 yılında DEV-SOL örgütünün kendisini Gebze-Dilovasmda Dilovası Motorlu Taşıyıcılar Kooparatifi isimli firmaya yerleştirdiğini Veli KÜÇÜK'ün de yanında istihbarat subayları ile birlikte Dilovası Motorlu Taşıyıcılar Kooparatifine gelip gittiğini Veli KÜÇÜK'ün o dönem Kocaeli İl Jandarma Alay Komutanı olduğunu Veli KÜÇÜK ve yanındaki subayların bu firmaya kağıt üzerinde ortaklıklarmm olmadığını, ancak bu firmadan pay aldıklarını, tonlarca yükün geldiğini ancak küçük bir kısmının gümrüklü olarak çıktığım, kalan diğer kısmın kaçak olarak çıkarıldığını, yapılan bu kaçakçılık işinden Veli KÜÇÜK ve yanındaki subayların bilgisinin olduğunu, Gebze'de o dönemde kooparatifte Hadi ÖZCAN, Kürşat YILMAZ, Mehmet TERZİOĞLU, Emin ALKILIÇ, Ali ATEŞ isimli şahısların da olduğunu, bu şahısların civarda bulunan benzer şirketlere baskı yaptıklarını, şirketlerin ellerinden nakliye imkanlarını alarak şirket sahipleri ve çalışanlarını darp ettiklerini, ancak bu şahısların jandarma tarafından korunduğunu, hiç gözaltına alınmadıklarını, Ahmet Tekin BAYKAL'ı da DEV-SOL'cu olarak bildiğini, bu şahsın 1990'lı yılların başından itibaren İzmit, Derince, Hereke civarında gayri meşru alemde bilinen birisi olduğunu, arkasında polis ve jandarmanın olduğu yönünde söylentilerin olduğunu, bu şahsın Dilovası Motorlu taşıyıcılar kooparatifini ele geçirmeye yönelik girişimlerinin olduğunu, aralarında silahlı çatışmaya varan tartışmaların olduğunu, bu tartışmaları bitirmek amacıyla kooparatifin yöneticilerinin ve Veli KÜÇÜK'ün araya girdiğini ve sorunun çözüldüğünü beyan etmiştir. 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY örgütün MAFİA yapılanması ile ilgili olarak şunları anlatmıştır. Şüpheli Sedat PEKER'in 23 yaşından beri Veli KÜÇÜK'ün yanında olduğunu, ilk dönemler sokak kabadayısı olduğunu Veli KÜÇÜKTe tanışmasından sonra, örgütlenmeye başladığını, Sedat PEKER in örgütlenmesinin öbür mafya gruplarına benzemediğini, her kurumda ve farklı konumlarda adamlarının olduğunu ve çevreye yüklü miktarlarda para dağıttığını, Veli KÜÇÜK'ün "mafıa" yapılanması olarak ilk sıraya Sedat PEKER'i koyduğunu, çünkü Sedat PEKER'in laftan çıkmayıp söz dinleyen, Veli paşanın bir dediğini iki yapmayan, oğlu gibi sevdiği bir kişi olduğunu, Sedat PEKER'in "deprem zedelere yardım etmesi" gibi halka bazı yardımlarda bulunmasnıN, Veli paşanın teorisi olduğunu, Sedat PEKER'in de bu teori üzerinden hareket ettiğini, j"

Veli KÜÇÜK'ün Sedat PEKER gibi bir çocuğu yirmiüç yaşından beri yürüttüğünü, kendisinin Veli KÜÇÜK'le birlikte olduğu dönemde Ergenekon - lobi yi çözdüğünü, ancak mafyada ki insanları" yönetirken nasıl kendini kamufüle edebildiğini çözemediğini, Sami HOŞTAN ile çok iyi irtibatının olduğunu, Sami HOŞTAN'm uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını, bir dönem Veli KÜÇÜK'ün bilgisi dahilinde, Sami HOŞTANLA ilgili olarak, Fransız İstihbaratı (OJD) Türkiye sorumlusu ile görüştüğünü, görüşme talebinin OJD den geldiğini, Doğu PERİNÇEK, Doğan DUYAR (Hasan YALÇIN'ın yardımcısı ve Paris muhabiri) vasıtası ile Palas Otelinde bir görüşme yaptıklanm, Fransız İstihbarat sorumlusunun, "Sami HOŞTAN'm uyuşturucu işi yaptığıni Veli KÜÇÜK'ün de uzun zamandır buna sahip çıktığını, askerlerin uyuşturucu işine yıllardır yol verdiğim, JİTEM'in uyuşturucu trafiğinde yer aldığını" anlatarak Sami HOŞTAN'la görüşmek istediğini, kendisinin de Sami HOŞTAN'ı telefonla aradığını, fakat Sami HOŞTAN'm kendisine kızarak "Veli abiye sor eğer bir şey varsa Veli abi açıklasın" dediğim, bu görüşmeden sonra şahısların yanından aynlarak Drej Ali'nin Bakırköydeki bürosunda Sami HOŞTAN ile buluştuklannı ve konuyu anlattığını, bu arada Veli KÜÇÜK'e bilgi verdiğini Veli KÜÇÜK'ün de "Sami HOŞTAN'a görüşme yapmamasını" söylediğini, kendisine de "Doğuya söyle fransız istihbaratından gelenleri yönlendirsin(oyalasm), askerler yapmıyor desin"dediğini, Ali YASAK ile ilgili olarakta, susurluk kazası sonrası, kaza yerine ilk giden şahsın Drej Ali olduğunu Veli Paşa'mn orada bulunan görevlileri arayarak, cenazenin Drej'e teslim edilmesini söylediğini, ayrıca Drej Ali nin otodaki çantayı aldığını, Veli Paşa'mn olay sonrasında "Allahtan biz o çantayı şey yaptık, eğer çanta başkalannm eline geçseydi mahvolurduk, bizi bertaraf ederlerdi" dediğini, Drej Ali ile bu konuda sohbet ettiğini, Drej Ali'nin "Abdullah ÇATLI yemek yediğimiz faturalardan harcadığımız fişlere kadar notlannı tutardı" diyerek bütün belgelerinin çanta içersinde olduğunu, çantayı "yukanya abiye gönderdim" diyerek Veli KÜÇÜK'e gönderdiğini ima ettiğini, Semih Tufan GÜLALTAY ile ilgili olarak ise; Akın BİRDAL'm vurulması emrini YEŞİL kod Mahmut YILDIRIM'in verdiğini, Yeşil'in Veli KÜÇÜK'ün adamı olduğunu, Yeşilin adamının da Cengiz Astsubay olduğunu, Semih Tufan GÜLALTAY'm Akın BİRDAL'ı vurmaktan yakalanıp ceza evine konulduğunu, Bir dönem Semih Tufan'm kardeşi Emre GÜLALTAY'm Korkmaz YİĞİT'i sıkıştırdığını, bunun üzerine Veli KÜÇÜK'ün Emre yi yanma çağırdığını, Emre GÜLALTAY'm Veli KÜÇÜK'ün karşısında "iki büklüm oturarak" bir emri olup olmadığını sorduğunu, Bunlann haricinda VELİ KÜÇÜK ile ilişkili mafia guruplan olarak; altıncı filo daki Havacı OĞUZ'un olduğunu, aynca Şenol ACAR m olduğunu, yine Veli KÜÇÜK'ün Ali İhsan USKOL'un oğlu, Levent USKOL aracılığı ile Kürşat YILMAZ'la görüştüğünü beyan etmiştir. AMAÇ: "ERGENEKON" terör örgütünün MAFİA gruplannı kontrol etmesinin ya da kendi MAFIA gruplannı oluşturmasının ne gibi bir amacı vardır? Bu durum birkaç madde halinde özetlenebilir. 01-ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ gerçekleştirecekleri yada gerçekleştirmeyi planladığı silahlı eylemleri bu MAFİA gruplanna yaptınr. Böylelikle bazen eylemlerin faili meçhul kalmasını, faili yakalandığı takdirde de olayın gerçek planlayıcısı olan ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ mensuplann deşifre olmasını engellemeyi amaçlar. Bu hususla ilgili örnek vermek gerekirse, Sabancı suikastı faili Mustafa DUYAR tutuklu bulunduğu Uşak Cezaevinde Nuri ERGİN liderliğindeki suç örgütü tarafından öldürülmüştür. ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNE yönelik yapılan Soruşturma sırasında /

ihbar mektubu ile gelen CD içersindeki görüntülerden ve söylemlerden Mustafa DUYAR'm öldürülmesi olayını Veli KUÇÜK'ün azmettirdiği anlaşılmaktadır. Fakat bu güne kadar yapılan soruşturma ve koğuşturma sürecinde Veli KUÇÜK'ün hiçbir şekilde ismi dahi geçmediği halde sadece olayı gerçekleştiren MAFYA grubu yöneticileri ve tetikçileri gerekli cezaya çarptırılmıştır. Dolayısıyla ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ kullandığı bu yöntemle hem amaçlan doğrultusunda belirledikleri kişinin öldürülmesini sağlamış, hemde talimatı veren ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ yöneticilerinin kesinlikle deşifre olmalannı engellemiştir. 02-Tüm örgütlerin faaliyetlerini sürdürebilmesi için paraya ve gelire ihtiyacı vardır. ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ de örgüte gelir temin etmek için diğer unsurlann yanında MAFİA gruplanndan da faydalanırlar, bu gruplann bir kısmı uyuşturucu kaçakçılığı yaparken bir kısmı da çek senet tahsilatı ve haraç alma gibi faaliyetlerde bulunarak örgüte gelir temin ederler. Uzun yıllardır Veli KÜÇÜK ile irtibatlı olan Sami HOŞTAN uyuşturucu kaçakçılığı suçundan Yurt dışında ve ülkemizde defalarca hapis cezası almıştır. Bu hususla ilgili Tuncay GÜNEY Sami HOŞTAN'm uyuşturucu kaçakçılığı yaptığmi Veli KUÇÜK'ün de bu şahsı koruduğunu beyan etmiştir. Aynca Tuncay GÜNEY "Veli KÜÇÜK, Korkmaz YİĞİT gibi birinden birşey almayı düşündüğünde, mafıa olarak SEDAT PEKER'i, gazeteci olarak ta kendisini şahsın üzerine saldırtarak, koparacağı şahsı sıkıştınp istediğini aldığını" söylemiştir. Bu iddianın doğruluğu ise Emin GÜRSES'in telefon konuşmalannda ve ifadesinde açıkça görülmektedir. Örgüt mensuplanndan Emin GÜRSES bir telefon konuşması ile ilgili alman ifadesinda VELİ KUÇÜK'ün Sami HOŞTAN aracılığı ile yeğenlerinden 7 Milyon Dolar haraç istediğini, kendisinin devreye girmesi sonucu olayı engellediğini ifade etmiştir. Ayrıca örgüt kamuya açık yerlerde gerçekleştirdiği toplumsal gösteri, yürüyüşü ve benzer faaliyetlerde bu MAFİA gruplannı yine amaçlan doğrultusunda kullanırlar ve bu şekilde olaylarda gerekirse toplumda huzursuzluk, kargaşa, anarşi ve terör meydana getirmek için her türlü eylemi yaptınrlar. ŞÜPHELİ SAMİ HOŞTAN'IN ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İRTİBATI Sami HOŞTAN 1947 Üsküp doğumludur, 7 yaşında iken İstanbul'a gelmiş ve askerlik hizmetinden sonra uzun yıllar İstanbul da ve Hollanda ülkesinde kumarhanecilik yapmıştır. Bu süreçte Almanya ya gittiği bir zaman uyuşturucu kaçakçılığı suçundan yakalanmış ve 38 ay tutuklu kalmıştır. Bir dönem Ömer Lütfü TOPAL ile birlikte kumarhane işleten Sami HOŞTAN 1996 yılında SUSURLUK ÇETESİ davasında yargılanmış ve hapis cezası almıştır. Aynca Sami HOŞTAN hakkında bu güne kadar; teşekkül halinde yurt dışına eroin ihraç etmek suçundan işlem yapılmıştır. Sonuç olarak Sami HOŞTAN hakkında bu güne kadar yapılan işlemlerverilen mahkeme kararlarlan, meydana gelen olaylar ve elde edilen tüm deliller Sami HOŞTAN'm çıkar amaçlı suç örgütü olduğunu ve bu güne kadar birçok eylemler gerçekleştirdiğini açıkça göstermektedir. İşte çıkar amaçlı suç örgütü olarak bilinen bu Sami HOŞTAN'm Veli KÜÇÜK ile 1986 yılından beri ilişki içersinde olduğu, bu ilişkinin Veli KÜÇÜK Edirne de görev yaptığı dönemde başlayıp bu günlere kadar devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu ilişkiler Veli KÜÇÜK'e sorulduğunda alınan ifadesinde özetle; Sami HOŞTAN'ı 1983 yılında Edirne İl Jandarma Komutanı iken arkadaşı Mustafa BİLGİN vasıtasıyla tanıdığını, o dönemde Sami HOŞTAN'm Hollanda'da otel çalıştırdığını ve ticaret yaptığını öğrendiğini, Edirne kritik bir bölge olması nedeniyle, Sami HOŞTAN'dan hudut bölgesinde istihbarat elde edebileceğini düşündüğünü, ancak düşündüğü gibi istifade edemediğini, sonraki dönemlerde Sami HOŞTAN*ın İstanbul'da Ömer Lütfı TOPAL ile

birlikte gazino çalıştırdığını, bu gazinonun kumarhane şeklinde işletildiğini öğrenince Sami HOŞTAN'dan uzaklaştığını, fakat birkaç kez telefon görüşmesi yaptığını beyan etmiştir. Bu ilişki Sami HOŞTAN'a sorulduğunda alınan ifadesinde özetle; Veli KÜÇÜK ile 1986 yılında Edirne'de arkadaşları Enver YAYLACI ve Mustafa BİLGİN'in vasıtasıyla tanıştığını, o dönemde Veli KÜÇÜK'ün Edirne Alay Komutanı olduğunu, o dönem yurt dışında yaşadığı için Hollanda ülkesine gittiğinden uzun yıllar Veli KÜÇÜK'ü görmediğini, seneler sonra İstanbul'a geldiğinde, arkadaşı Enver YAYLACI'nm Çiftkurtlar isimli galerisinde tesadüfen Veli KÜÇÜK ile karşılaştığım Veli KÜÇÜK ile bayramlarda ve özel günlerde tebrikleşme amacıyla telefon görüşmesi yaptığını, 1,5/2 yıldır da görüşmediğini beyan etmiştir. Ayrıca Yurtdışından Türkiyeye dönüş yaptıktan sonra da 1995 yılında Ömer Lütfü TOPAL ile birlikte Shereton Gazinosunu işletmeye başladıklarını söylemiştir. Fakat ifadelerinin diğer kısımlarından ve yapılan tespitlerden aralarındaki ilişkinin hiçte bu şekilde olmadığı, uzun yıllar samimi bir şekilde belirli bir ilişkinin devam ettiği anlaşılmaktadır. Veli KÜÇÜK ifadesinde Sami HOŞTAN'ın Ömer Lütfü TOPAL ile kumar işi yaptığını öğrendikten sonra uzaklaştığını beyan ettiysede elde edilen veriler bunun böyle olmadığını açıkça göstermektedir. Sami HOŞTAN'ın beyanlarına göre Ömer Lütfü TOPAL ile ortaklıkları 1995 yılında başlamıştır. Bu ortaklıktan yaklaşık bir yıl sonra yani 28.07.1996 günü Ömer Lütfü TOPAL öldürülmüştür. Bu olaydan yaklaşık 4 ay kadar sonra da yani 3 Kasım 1996 günü Balıkesir ilindeki meşhur Susurluk kazası meydana gelmiştir. Şüpheli Veli KÜÇÜK'e Susurluk Kazası sorulduğunda ise; Olayın meydana geldiği dönemde Giresun Bölge Komutanı olduğunu, olay günü Sami HOŞTAN'ın telefonla kendisini arayarak kaza hakkında bilgi verdiğini, kazada Sedat BUCAK'm olduğunu, ayrıca ölülerinde olduğunu fakat kimin öldüğünü bilmediğini söyleyip telaşla telefonu kapattığım, bunun üzerine kendisinin önce Balıkesir İl Jandarma komutanını aradığını fakat ulaşamadığını, sonra da Balıkesir il Emniyet Müdürünü arayarak olay hakkında ayrıntılı bilgi aldığını, aldığı bilgiye göre araç içersinde bulunan Hüseyin KOCADAG ve Mehmet ÖZBAY isimli şahısların öldüğünü, Sedat BUCAK'm ise yaralandığını öğrendiğini, Emniyet Müdürüne Mehmet ÖZBAY kimlikli şahsın Abdullah ÇATLI olabileceğini söylediğini, ayrıca yaralı Sedat BUCAK'ı en yakın hastaneye kaldırmasını, zaten İstanbul dan da yardım için gelecekler olacağını söylediğini beyan etmiştir. Dolayısıyla nasıl bir ilişkidir ki Veli KÜÇÜK, kumarcılık yaptığı için uzaklaştığım söylediği Sami HOŞTAN, ülkenin gündemine bomba gibi düşen bir kaza olayını önce Veli KÜÇÜK'e haber vermiş ve Veli KÜÇÜKte aldığı haber üzerine derhal Balıkesir Emniyet Müdürünü arayarak olayla ilgili gerekli yardımı yapması konusunda girişimde bulunmuştur. Kaldı ki Kutlu SAVAŞ'in resmi belge olarak hazırlamış olduğu Susurluk raporunda Sami Hoştan'm 1996'da yedi ay içinde Veli KÜÇÜK ile tam 34 kere görüştüğü belirtilmiştir. Şüpheli Ali YASAK'a ifadesinde Sami HOŞTAN sorulduğunda; Sami HOŞTAN'ı kardeşi Mehmet YASAK'm düğününe geldiğinde tanıdığını, bayramlarda ve özel günlerde kendisi ile ara sıra telefonla görüştüğünü, 3 Kasım 1996 günü Susurluk kazası meydana geldiğinde hatırlamadığı birinin telefonla aradığını ve kazanın olduğunu söylediğini, bunun üzerine Susurluk'a gittiğini, cenazelerin alınıp Susurluk Adliyesine götürüldüğünü duyunca adliyeye gittiğini, adliyeye gittiğinde Sami HOŞTAN, Ayhan ÇARKIN ve şu an isimlerini hatırlayamadığı kalabalık bir grubun orda olduğunu beyan etmiştir. Hal böyleyken meydana gelen bir kaza sonrasında kader birliği yapan kişilerin bir araya geldikleri, olaya sahip çıktıkları, olayla ilgili anında bağlı bulundukları Veli KÜÇÜK'e bilgi vererek gerekli yardımı yapmasını istedikleri,Veli KÜÇÜK'ün de anında önce Jandarma "t ■> f -•

?44 \ - ^—

Alay Komutanını, ulaşamayınca il Emniyet Müdürünü telefonla arayarak olayı yönlendirmeye çalıştığı, dolayısıyla Veli KÜÇÜK'ün söz konusu MAFYA gruplarını susurluk kazasının meydana geldiği tarihlerden beri yönlendirdiği ve kontrol altına aldığı görülmüştür. Diğer taraftan 2007 yılı içersinde Veli KÜÇÜK ile Sami HOŞTAN'm yaptığı telefon görüşmelerinin içerikleri, aralarındaki ilişkinin halen ne şekilde ve hangi boyutlarda devam ettiğini açıkça göstermektedir. 16.11.2007 günü saat : 12.46'de Veli KÜÇÜK ile Sami HOŞTAN arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Veli'nin "Valla özledim bende. Köye gidiyorum yoldayım şuanda. İzmit'teyim." dediği, Sami'nin "Köye gidiyosun ne zaman... pazar salı Çarşamba." "Çarşamba günü, benim bi arkadaşım var. Onunla beraber seni ziyarete gelecem. Bu Azerbeycan'da bize bişeyîer ... senden fikir alalım da ondan sonra." dediği Veli'nin ise "Ya ben Kazakistan'daydım yeni geldim." "He Kazakistan'dan bir sürü bana teklifler yaptılar." "Bir sürü projeler verdiler. Ordaki tanıdığım, şeyler devletin yetkilileri var orda." dediği, Sami'nin "...Sapancalı Adnan diye bir arkadaşım var. Onun ... yurtdışında da işleri var tekstil işleri var." dediği Veli'nin "Tamam. Ben ne gerekirse yardımcı olurum." dediği, 22.11.2007 günü saat : 14.42'de Sami HOŞTAN ile Veli KÜÇÜK arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Veli KÜÇÜK'ün "Çarşamba günü şey yapacaktık ta yoktum orda bir sürü sıkıntılarımız oldu...onunla uğraşıyordum" dediği, Sami HOŞTAN'm "Valla paşam hep oluyo ne nedir bu sıkıntı" dediği Veli KÜÇÜK'ün "Ne olacak bilmiyorum ya" dediği, Sami HOŞTAN'm "Fakat paşam biz .... ne iş yaptıysak kaybettik" dediği Veli KÜÇÜK'ün "...para kazananlar kim biliyor musun devletten çalanlar çırpanlar teşvik alanlar" dediği, Sami HOŞTAN'm "bi işlere girdim Bir buçuk milyon dolar gitti bide 600 bin dolar da borçlandım paşam" "... o .. sattım bi iş hanım vardı ya benim Güneşlide oda gitti yani bi bi tersliktir gidiyor paşam" dediği Veli KÜÇÜK'ün "Bi oturalım bi konuşalım ne yapacaz ne edecez ya bi bakalım hele" "... kafanı bozma dur bakayım" "Ben hurdayım bi görüşelim bi oturalım bi konuşalım ..." dediği anlaşılmıştır. Bu noktaya kadar Veli KÜÇÜK ile Sami HOŞTAN arasındaki ilişki kısaca anlatıldı, bundan sonraki süreçte de Sami HOŞTAN'm "Ulusal Mafya Liderliği" ve diğer MAFYA grupları ile olan ilişkileri anlatılacaktır. Bu güne kadar suç örgütlerine yönelik yapılan soruşturmalarda, hemen hemen birçok suç örgütü liderinin Sami HOŞTAN'a abi diye hitap ettiği, saygı duyduğu, suç örgütleri arasında yaşanan problemleri Sami HOŞTAN'a getirdikleri ve Sami'nin hakemlik yaparak çözüm ürettiği, kısaca Sami HOŞTAN'm yeraltı dünyasında ciddi etkinliğinin olduğu, bu nedenle Veli KÜÇÜK'ün diğer MAFYA gruplarını Sami HOŞTAN üzerinden kontrol ettiği ve yönlendirdiği değerlendirilmektedir. Şimdi de bu hususla ilgili deliller anlatılacaktır. Sami HOŞTAN gazeteci Uğur DÜNDAR ile yaptığı bir telefon görüşmesinde, Uğur DÜNDAR'm Susurluk çetesi tarafından öldürüleceğini yönünde haberler çıktığını sorması üzerine, Sami HOŞTAN'm bunu kabul etmeyerek "Ben bu insanlarla beraber tam 15 sene beraberim, iç içe ve hala bu insanlar benim yanımdalar" "...birgün sizin isminiz zikredilmedi" dediği, başka bir görüşmede Ayhan ÇARAKIN'm dan mağduriyet yaşadığını anlatan bir bayana da "Ya bu benim kontrolümdeki bir adam, benden habersiz bişey olmaz ya, zaten böyle şeyler yapmaz" diyerek etrafındaki suç örgütü yapılanmasını açıkça ifade ettiği, etrafındaki adamların yada suç örgütlerinin kendisinin bilgisi olmadan hareket etmeyeceğini söylediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan da sanki bir dönem Uğur DÜNDAR'm iddia ettiği şeklinde olayları gerçekleştirdiklerini de ifade ettiği anlaşılmaktadır. Sami HOŞTAN başka bir telefon görüşmesinde " "...birileri birbirlerini öldürmüşlerdi de İKİ TARAFI DA BARIŞTIRDlM DA çiftliğe getirdim yemek veriyorum" "...şimdi avukatlarını da çağırdım ifade bifeyîer yapsınlar yani" diyerek iki

grup arasındaki anlaşmazlık ve problemde hakemlik yaptığını ifade ettiği, başka bir telefon görüşmesinde de x şahsın "Hani sen birde bana bi söz vermiştin Hüsrevi okşayacaktın" dediği, SAMİ'nin de "Aaa Hüsrevi okşamaktan başka bir şeyler yapıldı" "Anlatırım geldiğin zaman" dediği, böylelikle birilerinin cezalandırılmasını isteyen kişilerinde Sami HOŞTAN'a başvurduğu, dolayısıyla bu verilerin Sami'nin yeraltı dünyasındaki etkinliğini ve "Ulusal Mafya liderliğini" açıkça gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu güne kadar bölgesel, ulusal ve uluslar arası düzeyde faaliyet gösteren suç örgütlerinden Sedat PEKER, Yaşar ÖZ, Ali YASAK, Sedat ŞAHİN, Ayhan ÇARKIN, Burhanettin SARAL ve Orhan KALKUZ gibi suç örgütleri hakkında soruşturmalar yapılmıştır. Elde edilen delilerden de bu suç örgütlerinin Sami HOŞTAN ile ilişki içersinde oldukları, birçoğunun Sami'ye abi diye hitap ederek saygı duyduğu, yaşadıkları olumsuzları paylaştıkları görülmüştür. Şimdi de bu suç örgütlerinin Sami HOŞTAN ile ilişkilerini ve davranış şekillerini gösterir iletişim tespit tutanakları belirtilecektir. Şüpheli SEBAT PEKER ile İRTİBATI Şüpheli Sami HOŞTAN alınan ifadesinde; Sedat PEKER'i tanımadığını beyan etmesine rağmen, Şüpheli Sedat PEKER alınan ifadesinde; Veli KÜÇÜK ile Sami HOŞTAN'm tanıştığını bildiğini, bazen muhabbetinin olduğunu, Sami HOŞTAN ile telefonda, Korkut EKEN hakkında konuştuğunu hatırladığını, ancak konuşmanın içeriğini hatırlayamadığını beyan etmiştir. ., 21.07.2004 günü saat : 18.39 sıralarında Sedat PEKER ile Sami HOŞTAN'm yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; S.HOŞTAN' m "kardeş nassın" dediği, S.PEKER' in "teşekkürler ...saygı sunarım siz nassınız SAMİ ABİ" dedikten sonra Korkut EKEN ve Mehmet AĞAR ile ilgili konuştukları, S.PEKER' in "ben benim kardeşime de diyorum ki SAMİ ABİ..." "...SAMİ ABİ işte falanca kez adama on sene evvel Korkut EKEN bana demişti ki. ...Filanca kez adamı ara..." "150 Bin dolan ben vermiştim, O otoparkı alırken on SAMİ ABİ" dediği, S.HOŞTAN' m "...Bu anlattığın şeyler hiç bişey diğil" dediği, S.PEKER' in "...Ben VELİ PAŞAYLA Korkut abiyi barıştırmak, Yavuz ATAÇ'ı, Hepsine uğraştım. VELİ ABİYE gidiyorum, abi diyorum Korkut EKEN böyle böyle. Ya diyoduki bana boşver filan. Be diyodum abi böyle böyle sonra Korkut EKEN'e anlatıyodum. Sonra onları barıştırdım. Ertesi gün abi bi konu oldu. Yavuz ATAÇ bana dediki. Diyo Veli KÜÇÜK benim için şöyle yapmış, böyle yapmış. Veli Abiyi aradım. Dediki ya ben böyle bişey yapmadım ama sana söylemedim mi dedi..." dediği, S.HOŞTAN' m "Bize de zamanında ne söyledi biliyo musun? Bunu bize de, rahmetliyle bana da söyledi. VELİ PAŞA bana da söyledi. Rahmetliye de söyledi yani yani..." dediği, S.PEKER' in "Abi Ayhan beyfendi demişki benim ismimin mafya babası olan SEDAT PEKER'LE beraber anılmasından üzüntü duyuyorum demiş ya böyle" dediği, S.HOŞTAN'm "Kim demiş" dediği, S.PEKER' in"Ayhan ÇARKIN" dediği, S.HOŞTAN' m "bi bakim simdik anladım ben bunu o kim sana sonra dönücem tamam mı kardeşim" dediği, S.PEKER' in "tamam ABİ haber bekliyorum sizden" dediği, Tape:1173 da kayıtlı, 15.07.2004 günü saat:16.30 sıralarında Sedat PEKER ile Atilla YILDIRIM' m yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; A.YILDIRIM'm "bu Halil abi aradı Halil BAYINDIR" "BİDA VANLI Vural aradı bizim Vanlı Vural var Ankara da" "Onlar Güneydoğu ...ayarlamışlar sen gel" "kendi delegelerini memleketlerinin hepsini" dediği, aralarında bir süre Korkut EKEN' in kuracağı Milli yol ve Ayhan ÇARKIN' dan bahsettikten sonra S.PEKER' in "yani onu arıyacam, SAMİ ABİYİ arıyacam eCDadımn amma koydumun ibneye cezaevinde para getirmiştim cezaevinde yattıkları bütün her şeyi hazırlamıştık sonra savcıyı yaktılar cevazevi savcısını" dediği, ,~ ^


  • 07.05.2004 günü saat:01.53 sıralarında Sedat PEKER ile Sami HOŞTAN' m yaptıklan telefon görüşmesinde özetle;

S.PEKER'in "alo" dediği, S.HOŞTAN' m "kardeş neaaber" dediği, S.PEKER' in "ABİ teşekkür eder saygılar sunarım siz nasılsınız" "...gene bi organizasyon varmış, filmler kurmuşlar benle ilgili" "...olgun bana bi tane bi kağıt gösterdi" "siz bi yerde casino da kumar oynarken alınmışsınız ya ABİ" "o casino da alındığınızda burada birisimi yakalanmış büyük silahla neymiş" dediği, S.HOŞTAN'm "KELEŞ vardı bi tane" dediği, S.PEKER' in "işte o çocuktan da böyle bi ifade almışlar, işte diyorki ifadede de, ifade dedim resmi ifade değil yazı almışlar" "çok para alırdı, işte bu eylem yapacaktı filan" "ABİ buu buu ne oluyo yani bunun anlamı ne ABİ ben çıkaramadım, siz benim büyüğümsünüz" dediği, S.HOŞTAN' m "...birden bire şimdi organize geldi yok bilmem neler bizim.... Hikayeden hiyayeden şeyler yani, nihayetindee eee sen geldiğin zaman yüz" dediği, S.PEKER' in "ABİ bu ifadeyi alan kim" "SAMİ ABİ ben zaten rahatladığımızda sizi aricaktım" "başka bi konu için ama, şimdi bu konuyu daha duyalı bir Dakka oldu, hemen sizi arıyım dedim, yani Olgun dedi ki SAMİ abimin de heralde dedi haberdar" dediği, DEĞERLENDİRME Tespitlerden de anlaşılacağı üzera VELİ KÜÇÜK'ün iddialarının aksine, Sedat PEKER ile yoğun ilişkilerinin olduğu, bir çok konuda görüşme yaptıklan anlaşılmaktadır. Bu şekilde Veli KÜÇÜK'ün, ERGENEKON dokümanında tanımı bulunan "MAFYA gruplarının tümüyle yeniden gözden geçirilmesi, deneyimli mevcut grupların karşısına yeni ve güçlü bir grup oluşturularak denetim ve kontrol altına alınmasının sağlanması" prensibini gerçekleştirdiği görülmektedir. 03.03.2006 günü saat: 14.46 sıralannda Sami ile Yaşar/Alaattin'in yaptıklan telefon görüşmesinde özetle; SAMİ' nin "alo" dediği, YAŞAR' m "EFENDİM ABİ" dediği, SAMİ' nin "Ya simdik bu senin şeee... şeyden ismi nedir Lubada Lubada şey bu birine 400-500 bin lira şey var mı" dediği, YAŞAR' m "KİM ABİ" dediği, SAMİ' nin "...bu çeşme de, çeşme de" dediği, YAŞAR' m "ABİ ya o şerefsiz o ya o şerifsiz yani" dediği, SAMİ' nin "dün mevzusunu yapıyorlardı burada KARDEŞİM" dediği, YAŞAR' m "yok ABİ sakın dileme ABİ" dediği, SAMİ' nin "bende dedim YAŞAR' in borcu olsa öderdi dedim" dediği, YAŞAR' m "ABİ benim bilira borcum yok ona" dediği, SAMİ' nin "yok zaten benimle bir ilgisi yok beni ama böyle mevzusu yapınca benimde alakalı" dediği, YAŞAR' m "ABİ sakın" "onun var ya ABİ onu var ya" dediği, SAMİ' nin "tamam vereyim bi dakka Alaattin Beye izah et bak bak" diyerek telefonu yanında bulunan ALAATTİN' e verdiği ve bir Yaşar ÖZ'ün olayı Alattin'e anlattığı anlaşılmıştır. 26.04.2006 günü saat:12.23 sıralannda Yaşar ile Aydoğan' in yaptıklan telefon görüşmesinde özetle; Görüşmenin başlarında Aydoğan'm muhtemelen Yaşar'm İzmir Çeşme'deki Aydın ÖNCEL ile aralanndaki alacak ile ilgili Aydm'm başlattığı icra konusu hakkında görüştükleri, YAŞAR' m "bütün tedbirlerini almış durumdayım yani kendi üstüme benim çöp yok çöp" "o yazılan kaldıracak" dediği, AYDOĞAN' m "şeyden bahsetti işte ee şey evraklan şeye vermiş galiba o birisine vermiş bizim etilerdeki özel gittiğimiz yer var ya abi" dediği, YAŞAR' m "evet SAMİ ABİ" dediği, AYDOĞAN' m "he SAMİ ABİYE dedim, sen şimdi kalkıp dedim yani ona mı, bunları mı bu insanları mı, yo hayır hayır dedi ne münasebet olur mu" dediği, 18.02.2004 günü saat : 20.21 sıralannda Sedat ŞAHİN ile Sami HOŞTAN'm yaptıklan telefon görüşmesinde özetle; S.ŞAHİN' in "merhaba ABİ" dediği, S.HOŞTAN' ın "KARDEŞ ne haber, şimdi Vedat aradı da diyo ki, tahliye oldum diyor, dedim ki dedi ki oran tahliye olduk eğe takıldık haberin var mı dedi yoldayım geliyorum dedi" "halla halla ya KARDEŞ" dediği, S.ŞAHİN'


2İ7-.

^ '- ^pSk**/7^

in "buyur ABİ" dediği, S.HOŞTAN'm "şimdi ben görüştüm O KARDEŞLER le tamam mı" "o kardeşle görüştüm bunu da sana belirtim sana zaten bu yani Caner anlattığın şekilde bunun hiç bi olacak bi tarafı yok mu ya bu çok bi karışık ya çok üzüntüde ya bilgin gibi değil ya aldık konuştum öyle biraz konuştum da çok üzüntüde ya iki gündür uyuyamıyorum diyo abi diyo be ne yapacağız ya" dediği, S.ŞAHİN' in "ben ne yapayım ABİ ya, ihale bana mı kalsın ABİ'^ dediği, S.HOŞTAN' m "yok sana ihale olur mu ya..." dediği, S.ŞAHİN' in "ne diyeyim ABİ alacaklı orda verecekli orda" dediği, 25.05.2004 günü saat: 18.16 sıralarında Sedat ŞAHİN ile İbrahim TATLISES'ın yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; S.ŞAHİN' in "Merhaba İbrahim sana biyeş soracam kafama takılıyorda sormadan edemeyecem, sen götmüsün?" "öylemisin değimlisin" dediği, I.TATLISES' in "kaç sefer aradım SAMİ ABİYNEN birlikte randevi aldık bi türlü şeyapmadık..." dediği, S.ŞAHİN' in "duydun işte şimdi demek ki duymak zorunda bıraktın beni" "düşünürsen bulursun ...başka bir şey demiyorum sana" dediği, I.TATLISES' in "ben aradım hayır kaç kere aradım" dediği, 26.05.2004 günü saat : 17.28 sıralarında Vedat ŞAHİN ile Sami HOŞTAN'm yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; S.HOŞTAN' m "alo" dediği, V.ŞAHİN' in "ABİ merhaba" dediği, S.HOŞTAN' m "KARDEŞ ne haber" dediği, V.ŞAHİN' in "sağol ABİ seni sormalı" dediği, 26.05.2004 günü saat : 17.50 sıralarında Sedat ŞAHİN ile Sami HOŞTAN'm yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; S.HOŞTAN' m "alo" dediği, S.ŞAHİN' in "şarjın mı bitiyor ABİ" dediği, S.HOŞTAN' m "evet ben o zaman ona sana söylediği gibi git bi görşü diyim, ona ben söyleyim sen bi git görüş diyim" dediği, S.ŞAHİN' in "yerine getirsin ABİ Erol efendiyi getirsin de..." dediği, S.HOŞTAN' m "da doğru GARDAŞ doğrudur..." dediği, S.ŞAHİN' in "ABİ gelecekse Erolla birlikte gelsin ABİ" dediği, 27.05.2004 günü saat : 22.00 sıralarında Sedat ŞAHİN ile Sami HOŞTAN'm yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; S.HOŞTAN' in "alo" dediği, S.ŞAHİN' in "ABİ merhaba" dediği, S.HOŞTAN'm "KARDEŞ merhaba" "o sanfort tarafı varya o şeyin sen ne yapıyorsun ne var ne yok" dediği, S.ŞAHİN' in "herhangi bir şey yok, oturuyorum yazıhanede, ABİ Habibin numarasın" S.HOŞTAN'm "vereyim 0 537 685 16 29" "...Erol'u dedim al Erol sakatmış ya o eral" "evet ayaklarından vurulmuş ya da evvelden ya" "bide ALİÇOYA(Ali Fevzi BİR'den bahsedilmektedir) vermemişler biliyormusun" "...demişlerki sen ŞAHİN' e buradan vize aldın demişler" dediği, 02.07.2004 günü saat : 20.37 sıralarında Sedat ŞAHİN ile Sami HOŞTAN'm yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; S.HOŞTAN' in "alo" dediği, S.ŞAHİN' in "ABİ merhaba" dediği, S.HOŞTAN' m "KARDEŞ nasılsın" "bu Hüseyin Avni SİPAHİ" dediği, S.HOŞTAN' m "he ben değil ama şey ALİÇO (Ali Fevzi BİR'den bahsedilmektedir) görüşüyor onunla farktemez yani" dediği, S.ŞAHİN' in "asaltlamayı yaparken de başlarken de bazı ödeme ödemeler gerekliydi yapılması lazımdı bizde tuttuk o zaman bizim damadın kız kardeşimin kocasının çeklerini aldık kırdırdık oraya yatırdık" "şimdi de çeklerin günü geldi bu adam bize ödeme yapmıyor" "evet beni biliyor yani ABİ yani bu işte beni ortak olduğumu bizzat biliyor" dediği, 03.07.2004 günü saat : 20.21 sıralarında Sedat ŞAHİN ile Sami HOŞTAN'm yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; S.ŞAHİN' in "alo" dediği, S.HOŞTAN' m "ne oldu dönmedi değil mi GARDAŞ" dediği, S.ŞAHİN' in "görüştüm ABİ ben aradım".dediği, S.HOŞTAN' ın "söyledin mi benim söyledikleri mi" dediği, S.ŞAHİN' in "kısa konuştuk ABİ" dediği, S.HOŞTAN' ın


"ya diyeceksin bak oğlum pazartesi nerenin belediye başkanı bu" "TAŞDELEN Belediye başkanı ...nerde olduğunu bilmiyoruz" "evet ben Kıbrıs'a gidiyorum ...bi yer varmış otelin kumarhanesi orayı gidip görüp yani iki günde üç günde dönecem yani TAMAM MI KARDEŞ" dediği, 01.02.2005 günü saat : 14.06 sıralarında Sami HOŞTAN ile Mahmut AK'ın yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; S.HOŞTAN' m "He Mahmut senmisin ben" dediği, M.AK' in "Sen İMRAHİMİYE(Ziya BANDIRMALIOGLU ile birlikte hakkında işlem yapılan Mahmut İBRAHİMİYE' den bahsetmektedirler" mi zannettin" dediği, bir süre iş adamı Ali Haydar VEZİR ve Kurban isimli şahıslar arasındaki alacak verecek konusunu konuştuktan sonra M.AK' m "benim SEDAT ABİ'ye bir sözüm vardı Kefaletim vardı bi arkadaşla ilgili de" "20 bin lira para kaldı bi iki üç gün bekletemedim bi hafta on gün oyaladım zaten o diğerlerini verirkende biraz sıkıntılarım vardı bi 20 bin dolar kaldı şimdi yurt dışından aradı biraz da hakaret etti bi..." "şunu bi ABİYLE bi konuşya VEDAT'LA veya kardeşiyle" dediği Şüpheli ALİ YASAK ile İRTİBATI 31.10.2007 günü saat : 16.46'de Sami HOŞTAN ile Habip ? arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sami HOŞTAN'm "Ne yaptın görüştün mü DREJ'LE" dediği, Habip'in "Görüştüm abi haber bekliyorlar istiyorsan bağlıyım" dediği, Sami HOŞTAN'm "POLE GELSİN" "... sen dükkanda mısın" dediği, Habip'in "Dükkandayım burdayım şimdi geldim abi" dediği, Sami HOŞTAN'm "Kurban geldimi" "... ben sen Kurbanla işim var onun için yani" dediği, Hasan'm Kurban'm da dükkanda olduğunu çağıracağını söylediği, Sami HOŞTAN'm "Dükkanda konuşsak olurmu acaba ya" dediği, Habip'in "... abi arkada konuşursunuz yani salonda da oturursun" dediği daha sonra Pole de buluşmak üzere anlaştıkları tespit edilmiştir. 15.01.2008 günü saat:13.06'da Sami HOŞTAN ile X Şahsın yaptığı telefon görüşmesinde özetle; SAMİ'nin "...cenazeye çıktım BURHANETTİN S ARAL'IN annesi rahmetli oldu" "Gelecemde senlede özel başka bir işimde var abi" dediği, X ŞAHSIN "E tamam ben o Hüsrevin bi 250.000 dolar borcu var işte" "Seneti de var, neyse senedide ben aldım yanıma" dediği, SAMİ'nin "... bir lira yok biliyormusun 100.000 lira geçen gün bir yerden faizle para alacaktık alamadık" dediği, X ŞAHSIN "Hani sen birde bana bi söz vermiştin Hüsrevi okşayacaktın" dediği, SAMİ'nin "Hüsrevi okşamaktan başka bir şeyler yapıldı" "Anlatırım geldiğin zaman" dediği, 31.10.2007 günü saat : 18.43'de Sami HOŞTAN ile Sedat BUCAK arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Bir süre zaman aşımına uğrayan mahkemelerden konuşup sohbet ettikleri, ilerleyen konuşmalarda, Sedat BUCAK'm "ABİ yalnız özellikle bundan sonra dikkat et, hiç ummadığın bir yerde bişey daha çıkar" dediği, konuşmanın devamında, yargılandıkları mahkemelerden dolayı çocuklarının zarar gördüğünü anlattıkları Sedat BUCAK'm çocuklarını, ailesini Amerikaya götürüp orada yaşamaya başlayacağını anlattığı ve "OLDU ABİ EMİRLERİNİ BEKLİYORUM" diyerek telefonu kapattığı tespit edilmiştir. 26.10.2007 günü saat : 17.28'de Sami HOŞTAN ile Orhan KALKUZ arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sami HOŞTAN'm "Sen o gün bizi aradın biz bu adam için söyledik şimdi bu yavşak aramış bu Emin yavşağı bizim şeyi aramış ee Metin'i aramış" ".... abi ne olur söyle ...sik ona söyle o yavşağa" dediği, Orhan KALKUZ'un "Abi diyemez öyle ya sana der bana diyemez, bugün gelcek o bana" "Ben o adamı tanımıyorum, dün akşam parayı almaya Beşiktaş'ta yazanesi..." "Oraya gittim parayı almaya, bana çek verdi baba anladın mı, uyuz oldum"

dediği, Sami HOŞTAN'm " Yalancı ben yauv dansöz gibi ibnenin biri" dediği, Orhan KALKUZ'un "... abi sen hiç karışma ... ben de Orhan'dan parayı alırım de" "Abi be sana bişey söyliyim mi telefonda söylemek istemiyorum, o bu akşam parayı getirmesin ben onu bak nasıl gettiriyorum sen görcem abi" dediği, 26.10.2007 günü saat : 17.31'de Sami HOŞTAN ile Adnan....? arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sami HOŞTAN'm "şimdi Orhan'la konuştum ben, ... ben dedi Ahmet'i arıyor dedi sen karışma dedi abi dedi o işe bu işlere sen" dediği, Adnan'ın "Metin'i aramış da demiş böyle böyle salıya şey yapalım" "Biz şimdi arada racon kesersek olmaz onu Orhan konuştu, Orhan kessin raconu" dediği, 16.11.2007 günü saat : 15.09'de Sami HOŞTAN ile Mehmet ŞEHİRLİ arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Tercüman gazetesinde gazeteci olan Ufuk.... Un yazdığı yazılarla ilgili konuştukları, Sami HOŞTAN'm Ufuk'u arayarak konuştuğunu, Ufuk'un Ankara da olduğunu ve yazılarla ilgisinin olmadığını söylediğini anlattığı, Sami HOŞTAN'm "Ben bide Uğur beyle görüşmek istiyorum, UĞUR DÜNDAR'LA yani, dün bir televizyonda susurluk ilen beni tehdit etmişti bilmem ne işleri, Susurluk onu ne zaman tehdit etmiş, bunu pek anlamış değilim, hem dost oluyoruz hem ..." dediği, daha sonra Mehmet ŞEHİRLİ'nin Uğur DÜNDAR'm telefonunu vereyimmi dediği tespit edilmiştir. 16.11.2007 günü saat : 15.24'de Sami HOŞTAN ile Uğur DÜNDAR arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sami HOŞTAN'm "Alo merhaba Uğur bey nasılsınız iyimisin ben Sami Hoştan" "Dedim ki şeyle ilgili dedim bi ariyayım bu Mehmet demişti ki Ayhan Çarkınla bi görüşmüştü" ".... ben tabi Mehmet bişey söyleyince ben bi anda algılayamadım dedim bide ..size sorayım dedim böyle bişey" dediği, Uğur DÜNDAR'm "Var valla yani o konuşmak isterse ben de konuşurum" dediği, daha sonra Susurluk olaylarından konuştukları, susurluk çetesinin Uğur DÜNDAR'ı öldüreceği yönünde gazete de çıkan haberlerle ilgili Sami HOŞTAN'm "İnanın sizde, o gün de ben kendimde görüşmüştüm Tansu Çiller'in yanında ki Mehmet Ustünkaya'nm zamanında" "Ama sizle ilgili hiç bir öyle mevzi bile ..." dediği, Uğur DÜNDAR'm bu konuyu Emniyet Müdürü Kemal YAZICIOĞLU dan duyduğunu, Hanefi AVCI nmda bunu söylediğini anlattığı, Sami HOŞTAN'm da "BEN BU İNSANLARLA BERABER TAM 15 SENE BERABERİM, iç içe ve hala bu insanlar benim yanımdalar nasıl biliyorum mesela AYHAN olsun" "Ben bir güne birgün sizin isminiz zikredilmedi ve niye zikredilmedi sizin siz sadece elinizdeki belgeye göre hareket ettiniz yani araştırdınız onu yazdınız" dediği, Uğur DÜNDAR'm "Hakkatten öyle Sami bey vallahi öyle bide ben bi de akşam konuşurken şunu söyledim ben dedim artık bunlan affettim dedim yani Tansu Çiller'ide affettim kocasını da affettim olup bitenleri de affettim dedim" "Tansu hanımla kocası bana bana inanılmaz işkenceler yaptılar ya" dediği, Sami HOŞTAN'm "Başka birileri tarafından belki yaptırma bak ona bişey diyemem" dediği, bu konu üzerine konuşmaya devam ettikleri tespit edilmiştir. 18.11.2007 günü saat: 01.40'de Sami HOŞTAN ile Hikmet....? arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sami HOŞTAN'm "... kumar çok güzeldi 15'e 10'a" dediği, Hikmet'in "Kaybettikten sonra güzel olsa ne olur abi ya" "...bu ibne ya bugün Kocaoğlu'yla Erol gelmiş biz kardeşiz biz dostuz falandır filandır" "... ARSLAN diyorki tamam ben borcu üstleniyorum" "... 3 aydan sonra ben bi ödeme planı çıkaracam" dediği, Sami HOŞTAN'm "... şimdi diyeceksin ki ona öyle olmaz bi defa o senetleri çekleri verecek ondan sonrada 300 bin lira getirecek" dediği, Hikmet'in de oyun yapmayacağını, kulüpçülüğüde bırakacağını söyleyerek "...insanlar ölecek dedim, ne yapalım ölecekse ölecek kardeşim biz paramızı istiyecez haklıyken paramızı isteyecez' insanlar mı ölecek ölsün ne yapalım

yani var mı abi böyle bişey ben sana söyleyim Sami abi" "Abi ikili oynuyorlar konuşurken bize farkı konuşuyorlar biz kan dökülmesini istemiyoruz ee tamam bizde istemiyoruz kim istiyor kan dökülmesini dedim biz paramızı istiyoruz, para istemekle kan dökülecekse dökülsün ne yapalım yani böyle bişey var mı abi" dediği, 24.11.2007 günü saat : 15.14'de Sami HOŞTAN ile Recep....? arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sami HOŞTAN'ın "...birileri birbirlerini öldürmüşlerdi de İKİ İKİ TARAFI DA BAKIŞTIRDIM DAı çiCİlğe^getirdim yemek veriyorum" "Barıştırdık işte yemek memek şimdi avukatlarını da çağırdım ifade bişeyler yapsınlar yani" "Birbirinden haberi yok ta Ortaköyde bir Gazinoda ateş etmiş ona gelmiş yani nihayetinde onunda şeyi oymuş yani" dediği, 03.01.2008 günü saat:19.28'de Sami HOŞTAN ile Murat..?/Ayhan ÇARKIN' ın yaptığı telefon görüşmesinde özetle; SAMİ'nin "Şu Çarkın'ı bağlasana bana" dediği, telefon bağlanırken X ŞAHSIN "Nihat Vural senedi imzalattıran bu" dediği, X BAYAN'ın "... imzalatmış Oflumu imzalattırmış" dediği, SAMİ HOŞTAN'ın "YA BU BENDEN BENİM KONTROLÜMDEKİ BİR ADAM, BENDEN HABERSİZ BİŞEY OLMAZYA ZATEN BÖYLE ŞEYLER YAPMAZ yapmaz yapamaz yapamaz çünkü Nihat ne bu Nihat ?" dediği, telefonun AYHAN ÇARKIN'a bağlanması ile SAMİ'nin AYHAN'a hitaben "Nihat VURAL Oflu Nihat VURAL diye birini tanıyor musun?" "Antalyada bir yere gitmiş 50 bin dolar almış" "İşte Ayhan ÇARKIN ... beraberiz falan filan" dediği, AYHAN'm "...Hiç tanımıyorum öyle bir isimde duymadım abi" dediği, İFADE TUTANAKLARI 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY ile yapılan mülakatta Sami HOŞTAN ile ilgili olarak; Susurluk kazası sonrası Veli Paşa'nın Giresun'da olduğu dönemde, birlikte oturup sohbet ettiklerini, yanlarında oranın Kurmay Başkanı, bir de Albayın bulunduğunu, televizyonda Veli KÜÇÜKLE ilgili bir haber dinlediklerini, daha sonra Veli KÜÇÜK'ün Susurluk kazasını kast ederek "Mehmet AĞAR'da ölecekti biliyorsun, o gün onlar oteldeydiler bunlar, aslında hep beraber gitmeleri, o kazada olmaları gerekiyordu" dediği, sonra da Mehmet AGAR'ı Sami HOŞTAN'm uyarmış olabileceğini söylediği, Kuzey Irakta yaşayan Hüsamettin TÜRKMEN'in VELİ PAŞA'YA çalışan bir adam olduğunu, geçmişte Veli Paşa'nın bu şahsı ve grubunu istihbarat amaçlı kullandığını, bir gün Hüsamettin TÜRKMEN ile yaptığı sohbette, K.Iraktan toplanan uyuşturucuyu İskenderunda serbest bölge limanıma götürdükleri sırada Polis tarafından durdurulduğu, bunun üzerine Veli KÜÇÜK'ü aradığı, onunda Diyarbakırdan Eşref HATİBOĞLU olabilir, bazı subaylan göndererek "malı" aldınp İskenderun'a götürdüğünü, uyuşturucunun miktannı bilmediğini ancak uyuşturucunun Sami HOŞTAN'a ait olduğunu, Doğu PERİNÇEK'den Sami HOŞTAN'm HAP işi yaptığını öğrendiğini, Doğu PERİNÇEK'in isteği üzerine bu konuyu Veli KÜÇÜK'e anlattığını, onunda "ben her zaman bunun dosyasını temizleyemem, Sami'yi Ömer Lütfü TOPAL' m yerine koyarak biz hata yaptık' dediğini, Veli KÜÇÜK'ün bilgisi dahilinde, Sami HOŞTANLA ilgili olarak, Fransız İstihbaratı (OJD) Türkiye sorumlusu ile görüştüğünü, görüşme talebinin OJD den geldiğini, Doğu PERİNÇEK, Doğan DUYAR (Hasan YALÇIN'm yardımcısı ve Paris muhabiri) vasıtası ile Palas Otelinde bir görüşme yaptıklannı, Fransız İstihbarat sorumlusunun, "Sami HOŞTAN'ın uyuşturucu işi yaptıği Veli KÜÇÜK'ün de uzun zamandır buna sahip çıktığı, askerlerin uyuşturucu işine yıllardır yol verdiği, JİTEM'in uyuşturucu trafiğinde yer aldığını' anlatarak Sami HOŞTAN ile görüşmek istediğini, kendisinin de Sami HOŞTAN'm telefonundan aradığını, fakat Sami HOŞTAN'ın kendisine kızarak "Veli abiye sor eğer bir / i. *

şey varsa Veli abi açıklasın' dediğini, bu görüşmeden sonra şahısların yanından ayrılarak Drej Ali'nin Bakırköydeki bürosunda Sami HOŞTAN ile buluştuklarını ve konuyu anlattığını, bu arada Veli KÜÇÜK'e bilgi verdiğini Veli KÜÇÜK'ün de "Sami HOŞTAN'a görüşme yapmamasını' söylediğini, kendisine de "Doğuya söyle fransız istihbaratından gelenleri yönlendirsin(oyalasm), askerler yapmıyor desin' dediği şeklinde bilgiler verdiği anlaşılmıştır. Şüpheli Sami HOŞTAN'ın Emniyet Müdürlüğünde alınan ifadesinde; Tuncay GÜNEY'in anlatımlarında geçen Amerikan CAT şirketi, Fransız OJD istihbaratı, Hüseyin TÜRKMEN, Doğu PERİNÇEK, Doğan DUYAR, Nejat TAŞ, NeCDet MENZİR, Hayri KOZAKÇIOĞLU sorulduğunda, şahısları tanımadığını, Amerikan şirketi ve Fransız istihbaratı ile hiçbir alakasının olmadığını, yine Tuncay GÜNEY'in anlatımlarından, kendisinin uyuşturucu işi yaptığı ile ilgili sorulan sorulara, uyuşturucu ticareti yapmadığını, iddiaları kabul etmediğini beyan etmiştir. Susurluk Kazası ile ilgili sorulan sorulan daha önce yargılandığı için cevaplamak istemediğini, Tuncay GÜNEY'in anlatımlarında geçen Mehmet AĞAR'm Susurluk Kazası öncesinde kendisi tarafından uyarılması konusu sorulduğunda, Mehmet AGAR'ı tanımadığını, kesinlikle kendisini aramadığını beyan etmiştir. Veli KÜÇÜK ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinde geçen Azerbeycan'da yapacağı bir işle ilgili fikir alması konusu sorulduğunda, görüşmeyi hatırlamadığını beyan etmiştir. Tuncay GÜNEY'in bu iddiaları ile ilgili Şüpheli Veli KÜÇÜK alınan ifadesinde; Hüsamettin TÜRKMEN'İ 1976 yılından buyana tanıdığını, bu şahıs İskenderundan evli olduğunu, Irak kökenli olduğu için, ırak'a gidip geldiğini, kendisinin de bu şahıstan istihbari faaliyetler için bilgi aldığını, halen de Irak la irtibatının devam ettiğini, İstanbul'a geldiğinde kendisini aradığını, bu şahsın uyuşturucuyla ilgisi olduğunu hiç duymadığını, Tuncay GÜNEY'in iddialarının hayal mahsulü olduğunu beyan etmiştir. Şüpheli Emin GÜRSES alınan ifadesinde özetle; Emin GÜRSES 22.01.2008 günü saat:11.52'de Nazmi ÇELENK ile yaptığı telefon görüşmesinde; bir süre yapılan soruşturma kapsamında yakalanan kişilerle ilgili konuşmalar yaptıkları, bir süre sonra Nazmi ÇELEK'in ".. .Veli Paşa pisliğin teki ya ben ... şimdi sana söylüyordu ya." "Ya bunlar devletin kimliğini kullanarak parasal işlere giren tipler... bunlar ama yani ne yaptığını bilemiyoruz." Dediği, Emin'in "Ya bizimkilerden bile rüşvet istemişler armatörlerden ya Veli paşa bu işin içindeydi." "Tabi 7 milyon Dolar istediler.. Veli paşayla konuşayım, dedim ki Genel Kurmay Başkanına mı söyleyim, O zaman Genel Kurmay Başkanı Kıvnkoğlu, yoksa dedim siz mi halledersiniz." "Bir hafta içinde işi çözdü." Dediği anlaşılıştır. Bu görüşme Emin GÜRSES'e sorulduğunda, görüşmenin doğru olduğunu Veli KÜÇÜK' ün değişik şekillerde para toplayıp, Azerbaycan ordusunun toparlanması için oraya gönderdiğini, kendisinin tersanecilik yapan yeğenleri olduğunu, SAMİ HOŞTAN ve Berber YAŞAR denilen şahsın Kilis'li bir iş adamı adına bu parayı istediklerini duyduğunu, bu konuyu Veli Paşaya söyleyince Veli Paşanın birden sinirlendiğini ve bir daha adamlarının yeğenlerini aramadığını beyan etmiştir. ŞÜPHELİ SEDAT PEKER'İN ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İRTİBATI Sedat PEKER 1972 doğumludur, aslen Rize ili halkından olduğu halde Adapazarı nüfusuna kayıtlıdır. Bu güne kadar "Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, örgüt kapsamında çok sayıda gasp yapmak, gasp amaçlı adam kaldırmak, adam yaralamak vb" suçlardan hakkında işlem yapılmış ve defalarca tutuklanmıştır. En son 2004 yılı içersinde hakkında yapılan isoruşturma sonucu tutuklanmış ve İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesince yargılaması tamamlanarak 14,5 yıl Hapis Cezasına mahkum edilmiştir. ' %

Sonuç olarak Sedat PEKER hakkında bugüne kadar yapılan işlemler, mahkeme kararları, gerçekleştirdiği eylemler ve elde edilen tüm deliller Sedat PEKER'in çıkar amaçlı suç örgütü lideri olduğunu ve bu güne kadar birçok eylemler gerçekleştirdiğini açıkça göstermektedir. Sedat PEKER tüm kamuoyunda da MAFYA olarak bilinen bu güne kadar defalarca hakkında değişik suçlardan işlem yapılan ve son olarakta mahkeme karan ile suç örgütü liderliği onaylanan birisidir. Veli KÜÇÜK ise uzun yıllar Türk Silahlı Kuvvetleri içersinde kritik ve hassas yerlerde görev yapmış ve emekli olmuş bir generaldir. Fakat Sedat PEKER'le olan ilişkisi 1992 yılında başladığı göz önünde bulundurulduğunda görev yaptığı günlerden bugünlere kadar artan bir bağlılık ve samimiyetle gizli ve şifreli bir şekilde devam ettiği görülmüştür. Bu ilişki hem Veli KÜÇÜK'e hemde Sedat PEKER'e sorulduğunda açıklayıcı ve makul bir cevap vermedikleri gibi öne sürülen delillerlede çelişen beyanlarda bulunduklan görülmüştür. Çünkü hayatın akışı içersinde böyle bir ilişkinin makul ve anlaşılır olması düşünülemez. Dolayısıyla Veli KÜÇÜK ile Sedat PEKER arasındaki ilişkinin boyutu ve şekli dahi "ERGENEKON" terör örgütünün yapısını ve faaliyetlerini çok iyi göstermektedir. Diğer taraftan vatani görevini en iyi şekilde yerine getiren birçok kişiden daha sağlıklı görünen Sedat PEKER askerlik hizmetini yapmayarak çürük raporu almıştır. Veli KÜÇÜK'e yönelik kısa sürede yapılan teknik takip çalışmalannda, emekli olmasına rağmen çevresindeki birçok şahsın askerlik işlemleri ile ilgili gösterdiği gayret ve azim göz önünde bulundurulduğunda görevde olduğu dönemde Sedat PEKER'in çürük raporu almasında ne tür bir rolü olduğu sorusunu akıllara getirmektedir. Bu ilişki Veli KÜÇÜK'e sorulduğunda alınan ifadesinde özetle; "Sedat PEKER'i babası Ahmet PEKER vasıtasıyla tanıdığını, babası rahmetli olduktan sonra bir kaç kez Kocaeli de kendisini ziyarete geldiğini, başka da herhangi bir bağlantı ve ilişkisinin olmadığını, Ajandasının 03 Kasım Perşembe tarihli sayfasında "Sedat'ın Dosyası Yargıtay 6. Dairede" yazması ile ilgili Avukat Hakkı KURTULUŞ yanma ziyarete geldiğinde Sedat'ın dosyasının Yargıtay 6. Dairede olduğunu söylediğini, kendisinin de alışkanlık olduğundan ajandasına yazdığını, fakat Hakkı KURTULUŞ'un söylediği Sedat'ın Sedat BUCAK'mı yoksa Sedat PEKER'mi olduğunu tam olarak hatırlamadığını, Aynca Sedat PEKER'le yaptığı telefon görüşmeleri sorulduğunda bir kısmım hatırlamadığını, bir kısmına ise açıklayıcı cevaplar yerine görüşmenin içeriğini anlattığı görülmüştür. Diğer taraftan telefon görüşmelerine göre Veli KÜÇÜK'ün şoförlüğünü yapan Emin Caner YİGİT'in Sedat PEKER tarafından temin edildiği ve hatta maaşının da Sedat PEKER tarafından ödendiği çok iyi anlaşıldığı halde bu husus Veli KÜÇÜK'e sorulduğunda, Emin Caner YİGİT'in yanma nasıl geldiğini hatırlamadığını, fakat bu şahsı Sedat PEKER'in göndermediğini beyan etmiştir. Bu ilişki Sedat PEKER'e sorulduğunda alınan ifadesinde özetle; Veli KÜÇÜK ile 1992 yılından beri tanıştığını, zaman zaman telefonla ve yüz yüze görüştüğünü fakat aralannda herhangi bir ilişkinin olmadığım Veli KÜÇÜK'e şoförlük yapan Emin Caner YİĞİT'i tanımadığını, bu şahsı Boğaç Kaan MUATHAN'm tamdığımVeli KÜÇÜK ile herhangi bir para yada ticari ilişkisinin olmadığını, kendisine sorulan telefon görüşmelerinin bir kısmını hatırlayıp cevap verdiği halde Veli KÜÇÜK ve örgütle ilgili konuşmalan uzun zaman önce olduğu gerekçesiyle hatırlamadığını beyan etmiştir. Mesela VELİ PAŞA'nm kendisine, KORKUT EKEN'e dikkat et deyip demediğini hatırlamadığını, eski bir konuşma olduğunu, SAMİ^HöŞTAN ile KORKUT EKENTe ilgili yaptığı konuşmalan hatırlamadığını, yine başka bir görüşmede geçen "ÖZEL BİR GEMİ,



253

t * ~<T0^<

ASKERİYEDEN 4 KİŞİ" konuşmaları hatırlamadığını, bunların yanı sıra "BUNLAR CAHİL BİRDE TUTARLAR KAHVE MAHVE TARATTIRIRLAR ..." şeklinde geçen görüşmeyi de hatırlamadığını beyan etmektedir. Öte yandan aynı dönemlerde GÜLER KÖMÜRCÜ ile yaptığı görüşmede polisler hakkında şikayetçi olduğu konusunu hatırladığını, kendisinin polis yetkilileri hakkında dava açtığmıveLİ ABİ ye söylersin demesindeki sebebin ise VELİ KÜÇÜK'ün de olayı bilmesini istediğini, çünkü Veli KÜÇÜK'ün baba dostu olduğunu beyan etmiştir. Diğer taraftan Muzaffer TEKİN, Mehmet Fikri KARADAĞ, Hayrettin ERTEKİN, Ertuğrul YILMAZ, Güler KÖMÜRCÜ, Korkut EKEN ve İbrahim ŞAHİN'i tanıdığını beyan etmiştir. Ayrıca Sedat PEKER tarafından 22 Mayıs 2002 tarihinde İstanbul-Hilton Hotelde düzenlenen "Turan Gecesi'"ne 1500 davetlinin katıldığı, Kızıl Elma ülküsünün anıldığı gecede; Öztürkler Com. İnternet sitesinin diğer Türk devletleriyle birleştirici bir amaç taşıyacağı mesajı verildiği, gecede yaşayan Türk'çüler olarak Susurluk Davasından hükümlü Korkut EKEN, Veli KÜÇÜK, Muhittin FİSUNOĞLU ve Abdulhaluk ÇAY'a plaket verildiği öğrenilmiştir. Az öncede belirtildiği gibi Sedat PEKER ile Veli KÜÇÜK arasındaki ilişkinin sırrı ve sebebi Sedat PEKER'in telefon konuşmalarında satır aralarında söylediği sözlerden çok iyi anlaşılmaktadır. 2004 yılında Güler KÖMÜRCÜ ile yaptığı bir telefon görüşmesinde Sedat PEKER, bir dönem Veli KÜÇÜK Korkut EKEN ve Yavuz ATAÇ'm birbirleri ile konuşmadıklarını, kendisinin bu şahısları barıştırmak için girişimlerde bulunduğunu, bu hususu eleştirirken "Ya bu tip hareketin içersinde olmaz zaten ya" diyerek bir örgütlenme içersinde olduklanm ifade ettiği, aynı görüşme içersinde "Bide bunlar cahil. Bide tutar bi kahve mahve tarattırırlar. Bi iki genç çocuğun eline verip" dediği, bu cümlelerden kısa bir süre sonra "On sene evvelinde olan olayların içinde Güler aklı başında insanlar vardı. Devlet kararı, Hükümet kararı vardı" "Polis işini yapamıyordu. Adliyeler yapamıyordu. Mecburen eskinden bişeyler oluyodu" diyerek bir dönem illegal eylemler yaptıklarını açıkça ifade ettiği görülmektedir. (9) nolu gizli tanık 1995 yılında Gazi mahallesindeki kahvehanenin taranması olaymi Veli KÜÇÜK ile birlikte hareket eden Osman GÜRBÜZ'ün gerçekleştirdiğini, aynı oluşum içersinde Sedat PEKER'in de bulunduğunu beyan etmiştir. Sedat PEKER'in telefonda anlattığı olaylarla gizli tanığın anlatımları birlikte değerlendirildiğinde, Sedat PEKER'in bahsettiği 10 sene önce kahvehane tarama olayının Gazi Mahallesindeki kahvenin taranması olayı olduğunun anlaşıldığı, Sedat'ın söylemlerine göre gerçekleştirilen bu kanlı eylemlerin devlet karan ile yapıldığını zannettiği, dolayısıyla yukanda da belirtildiği gibi "ERGENEKON" terör örgütünün kendilerini DERİN DEVLET olarak lanse ettikleri bir kez daha anlaşılmıştır. Sedat PEKER Sami HOŞTAN ile yaptığı başka bir görüşmede, "On sene evvel Korkut EKEN bana demişti ki. .. .Filanca adamı ara. Bu adam eroin satıyo. PKK'lılarla da beraber hareket ediyo. PKK'ya para veriyo diyo, Bu adam yapmaz dedim de. Israr ettiğimde adama açıp küfür edin deyip sonra iki gün sonra beni arayıp ya senin dediğin doğruymuş. Adam yapmaz, işte kalbini kırdık. Bi kalbini al diyo. Biz kalbini alıyoruz. Ondan sonra da Atilla abi diyoki senden önce o adam geldi diyo. Çantayıda ben taşıdım. Atilla abinin arkadaşı parayı getirdim, bıraktım diyo" diyerek bir dönem yaptıkları gasp, tehdit olaylarını açıkça ifade ettiği, Sedat'ın bu anlatından üzerine Sami HOŞTAN'm "...Bu anlattığın şeyler hiç bişey diğil" diyerek yapılan eylemlerin bunlarla sınırlı olmadığını açıkça ifade ettiği, Diğer taraftan birçok telefon görüşmesinde Yeh KÜÇÜK, Korkut EKEN ve Yavuz ATAÇ üçlüsünün aralanndaki dargınlığı gidermek ve -barıştırmak için defalarca uğraştığını

254


anlattığı, bu olayların meydana geldiği tarihlerde 22 yaşında olduğunu söylediği anlaşılmaktadır. Sedat PEKER'in barıştırmak için uğraştığını söylediği kişilerin kimliklerine bakıldığında isa VELİ KÜÇÜK ve Korkut EKEN'in üst düzey askeri görevliler olduğu, Yavuz ATAÇ'ın da üst düzey bir istihbarat görevlisi olduğu, dolayısıyla Sedat PEKER ile devletin belirli kademelerinde görev yapan bu kişilerin bu kadar iyi ilişkiler içersinde olmasının da ancak "ERGENEKON" terör örgütünün varlığı ile anlaşılabileceği değerlendirilmektedir. Ayrıca M.Fikri KARADAĞ liderliğindeki hücre yapılanmasına yönelik yapılan çalışmalarda, ülkede kaos, anarşi ve terör meydana getirmek için ciddi eylem planları yaptıkları, bu çerçevede DTP Milletvekilleri Ahmet TÜRK, Melahat TUNCEL, DTP'li Diyarbakır belediye başkanı Osman BAYDEMİR ve yazar Orhan PAMUK gibi isimlere silahlı saldın gerçekleştirmeyi planladıkları, Eylemi gerçekleştirecek tetikçiler Muhammet YÜCE ve Coşkun ÇALIK'm kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde, "Öylede yk boylede, en azından hayatımızı kurtannz babalar gibi yatar çıkanz, zaten Sedat PEKER yakalanınca bizi kendi koğuşuna aldıracakmış, en büyük biz olacaz paranın da herseyinde eniyisini yapacaz halaoğlu, bu saatten sonra bize bu gider" dedikleri, Bu görüşme ile ilgili şüpheli Coşkun ÇALIK ifadesinde; Muhammet'in ilk önce bana DTP milletvekili Ahmet TÜRK'e suikast yapılacağını söylediğini, ancak daha sonra bu eylemi gerçekleştirmeleri halinde PKK terör örgütünün ailelerine bela olacağını, bu durumu Fikri Albay'a söylediğini, bunun üzerine Fikri Albay'm da öyleyse Orhan PAMUK'u öldürün dediğini, bu olaylan Muhammet YÜCE'den öğrendiğini, Yine Muhammet YÜCE'nin kendisine yakalanmalan halinde Sedat PEKER'in cezaevinde kendi koğuşuna aldıracağını, çok rahat şekilde cezaevinde günlerini geçireceklerini söylediğini beyan etmiştir. Sedat PEKER'in hu konuya ilişkin alınan ifadesinde; Mehmet fikri KARADAG'ı Muzaffet TEKİN vasıtasıyla tanıdığını, bu şahsın villasına gelmediğini, samimiyetinin bulunmadığını, Orhan PAMUK'un öldürülmesiyle ilgili Muhammet YÜCE ve diğer şahıslan tanımadığını beyan etmesine rağmen, Mehmet Fikri KARADAĞ'in alınan ifadesinde; Sedat PEKER'i Muzaffer TEKİN vasıtasıyla tanıdığını, bir çok kez Sedat PEKER ile görüştüklerini, bu şahsın villasına da Muzaffer TEKİN ile gittiklerini beyan etmiştir. Kaldı ki 2004 yılında Sedat PEKER'e yönelik yapılan çalışmalar sırasında Fikri KARADAĞ'm Sedat'ın adamlanndan birisi ile yaptığı görüşmede "Reis nasıl iyimi selam söyle" dediği bilinmektedir. Dolayısıyla tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, Sedat PEKER'in tutuklu olduğu halde bile "ERGENEKON" terör örgütü içersinde faaliyetlerini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, Sedat PEKER'in tutuklu olduğu halde bile "ERGENEKON" terör örgütü içersinde faaliyetlerini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Şimdi de Veli KÜÇÜ ile Sedat PEKER arasındaki ilişkiyi gösteren iletişim tespit tutanaklanndan kısaca örnekler verilecek, devamında da diğer deliller anlatılacaktır. İLETİŞİM TESPİT TUTANAKLARI Tape: 001083'te kayıtlı, 29.02.2004 günü saat : 21.18'de Volkan...? / Sedat PEKER ile Veli KÜÇÜK arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Volkan'ın "Paşam sesimi duyabiliyor musunuz?" "Reisimiz görüşecekti efendim." dediği ve telefon Sedat PEKER'e verdiği Veli'inin "Sedat’ım merhaba" dedikten sonra hal hatır sorduklan, daha sonra Veli'nin "Bugün bitirdik kongreyi istediğimiz gibi oldu

gelince görüşürüz. Ben anlatırım. Her şey istediğimiz gibi gitti. Çok iyi oldu." dediği, Sedat'ın "Ben o arkadaşı da ayarladım abi. Bir güzel kardeşimiz vardı. Onu da ayarladım abi zaten. Askerde paşa korumasıymış, üniversite terk çok onurlu, nitelikli, terbiyeli, ahlaklı. Onu özellikle çok inceledim abi." dediği Veli'nin "Bekar mı?" diye sorduğu, Sedat'ın "Bekar abi" dediği, Tape: 001094'te kayıtlı, 05.03.2004 günü saat : 15.03'de Volkan...? / Sedat PEKER ile Veli KÜÇÜK arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Volkan'm Veli KÜÇÜK'ü telefonla aradığı ve daha sonra Sedat PEKER'e verdiği, Sedat'ın "Çocuk hemen hazır. Siz nasıl emir buyurursanız öyle. Sizin numaranızı ben kardeşimize versem. Size saygılarını sunsa pazartesi günü ona talimat verseniz olur mu?" dediği Veli'nin "Tamam beni arasın." Dedikten sonra "...gelince çok güzel bir kongre geçirdik. Rusya'da istediğimiz adamı Güney Azerbaycan'da istediğimiz adamı hepsini getirdik. Şeye bakan geldi. Azerbaycan'dan Nazım geldi. Tabi ağırlığımı koydum orda. Ağırlığımı koyunca fazla kalmadı. Orda pazartesi günü paşam siz buradasınız benim başka işlerim var dedi gitti o. Ben dedim götürücem dedim kongreyi çok güzel oldu." "Ta Yakutistan'dan bile gelen vardı. Yakutistan'm temsilcisi geldi." "Çok güzel bir ziyaret oldu yani. Ben şey yapacam kongreyle ilgili." dediği, Tape: 001498, 11.03.2004 günü saat : 19.26'da Volkan GEZMİŞ ile İsmet...? arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Volkan'm "Bu şey var ya abi Hasan KOÇAR... Ziya" "O Ziya abi herhalde galiba cezaevine girmiş." "Onun ailesine her ay bir milyar sabit gönderecez abi" dediği, İsmet'in "Ben mi gönderecem onlara?" diye sorduğu, Volkan'm "Bilmiyorum ki ondan sonra Veli Paşanın şoförünü her ay maaş gitcek abi." dediği, İsmet'in "Kardeş biz ne kazanmıyoruz. Nerden ödicez. Bu şeyde bende mafoldum ya." dediği, Volkan'm "Bir tane daha söylim mi abi?" "Bide Mustafa OK'un ailesine rahmetli Mustafa OK varya." "Ziya PEHLİVAN bi milyar." "Ailesine" "... Veli Paşanın şoförü." dediği, İsmet'in "Kim o? Adı ney?" diye sorduğu, Volkan'm "Onu bilmiyorum abi. Bizim çocuklardan bir tanesinin şeyi Boğaç'ın yanındaki çocuklardan bir tanesinin abisi galiba." dediği, Tape: 001500, 12.03.2004 günü saat : 00.42'de Volkan GEZMİŞ ile İsmet...? arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Volkan'm "Resi derki abi. O size verdiğim isimler var ya." "Veli bey, Mustafa OK rahmetlinin eşine ve diğer Ziya beyin ailesine her ay ne olursa olsun, birer milyar muhakkak gidecek." "Banka hesabı araştırım abi ben şimdi şeye." dediği, İsmet'in "Valla ben aslında yani şimdi bunları söylüyosunda konuşmam lazım Reisle. Yani şimdilik bişey diyemiyorum." "Bunları yatırma gibi bi şansımız yok. Ben 14-15 milyar lira hariçten para yatırıyorum. Yani yetiş, olmuyo, yürümüyo." dediği, Tape: 001501, 12.03.2004 günü saat : 00.43'te Volkan GEZMİŞ ile Boğaçhan MURATHAN arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Volkan'm "Abi bu Veli amcanın yanındaki arkadaşın, bide rahmetli Mustafa OK..eşinin üzerine iki tane hesap numarası açılacakmış abi." dediği, Boğaç'm "Ya bizim Caner'in numarası bide şeyin numarası." dediği, Tape: 1417, 06.02.2004 günü saat : 21.01'de Sedat PEKER ile Mecnun OTYAKMAZ arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sedat'ın "Tamam ordan çıkınca yetişirsin. Veli Paşaya bir emanet yollayacaktım da. Bu vakıf işi için Veli Paşayı arayayım, bahsedeyim. Birde Veli Paşa bir konferansa katılacak sen Veli Paşayla görüş konferansa kalabalık bir grup yaparsın. Dinlemeye giderken böyle öğrenci gençlerde olursa da olur. Git Veli Paşayla da şey yaparsın şimdi ben söyleyeyim ona." "Şimdi telefonunu veriyorum. Sen yaz. Veli Paşayı birazdan sen ara ben arayıp görüşecem. Veli Paşayla konuşursun..."dediği ve 537 350 99 88 numaralı ı

telefonu verdikten sonra "Sen kalabalık bir grup yap. Böyle genç arkadaşlardan. Konferansı dinlemeye kalabalık geçersin." dediği, Tape: 1203'te kayıtlı, 03.08.2004 günü saat : 14.10'da Sedat PEKER ile Veli KÜÇÜK arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Veli'nin saat 20.30'da Güler...?'in yanma geleceğinden bahsettikten sonra "Yedide beni aradılar. Gene yedide şey gelecek. Bir yemek, dışarı söyledim. Oraya gelecek şey, Ümit ÖZDAĞ." "Telefon etti. İllede buluşalım falan diye. Ümit'le görüşecez. Ümit'le oturacaz, Güler'de gelecek. Sekiz buçukta. Güler'le oturup konuşacaz bazı şeyleri şimdi." dediği, Sedat'ın "O beyefendilerden çok umutluyum. Ağabey kendisini gıyabında tanıyorum ama beyefendiden çok umutluyum." dediği Veli'nin "Şimdi biz bir çalışmanın içine girdik. Ümit'len devamlı görüşüyoruz. Ben işte bak açık söyliyeyim gönlümden geçen neydi biliyor musun? Gönlümden geçen Muhsin'di benim, Muhsin'in kedisi için demiyorum. Partisi için götürecek şeyde değil, durumda değil." "Onun için biz şimdi seni, onun için seni ısrarla arıyorum. Biz şimdi bir oluşum yaptık. Bu uğurda şeyde ben Yılmaz DURAK varya Yılma'yı tanırsın." "Yılma DURAK'ı çağırdım. Erzurum'dan Yılma DURAK geldi. 4 - 5 kere buraya aldım. Burada görüştük, "....beni şimdi Amerika'ya tekrar çağırdılar. Gidecem Amerika'ya tekrar konferanslar vericem. Birkaç yerde bu konular ile ilgili." dediği, Sedat'ın "Muhsin ağabey gerekirse ileriki zamanlarda ağabey Muhsin ağabeyi de bu yapının içersine dahi etme." "Yani Muhsin ağabey öyle liderlik hırsı olan bir insan değil. Ülkeye faydası olan her şeye dahil olur Muhsin ağabey." dediği Veli'nin "Muhsin'de şey de Ramiz'de Ramizlende konuştum ben." dediği, bir süre Veli'nin ev satın alamamasından dolayı kiraya geçeceğinden bahsettikleri, bu esnada Veli'nin "Ben bir yer buldum. Bir yer kiraladım şeyine... Yakın öyle istiyordum onu da kiraladım. İşte onun kontratını yapıcam. Şimdi bir de camlar birde şeyde yol hizasında yani. Birinci kat yola yol hizasında orası. Biraz tehlike arz ediyor ama bir yerlen görüştüm. Camlarını kurşun geçirmez yapıyorlarmış. Film çekiyorlarmış. Onları da getirip işte kurşun geçirmez çektiricem. Bir apartmanın birinci katında giriş katında." "Bu sıkıntımı bir atlatayım bir yerleşeyim. Eşyayı şey yapayım, oturayım yani eve. Ondan sonra bu işleri de ben devam ediyorum. Yılma'yı da çağırdım. Güven'len de konuştuk. Güven ağabey ile konuştuktan sonra ben Meral'i aradım. Meral ille bir görüşelim dedi. Meral AKŞENER." "Meral da aynı şey söyledi. Tamamen yanındayız. Beraber olucaz dedi. Sen telefon olmaz. Sen geldiğinde oturucaz. Her şey dört dörtlük çok güzel bir planlama yaptık. Konuşacaz ben şunu söyliyim. Ben hiçbir partiye üye değilim. Hiçbir partide kaydım yok. Ben Türk miUiyetçisiyim. Türk milletine hizmet edicem. Bunun içinde ille bir partide bir sembol olmak veya bir pay edinmek gerekmez. Ben o açıdan çalışıyorum. O açıdan..." dediği, Sedat'ın "Veli ağabey bir şey söylevim. Eğer yanlış anlamazsanız. Bu kurmuş olduğunuz oluşumu direk ben MHP'ye karşı veya MHP'ye alternatif bir oluşum gibi kurarsanız. Bence kamuoyunda yanlış anlaşılabilir." dediği, Tape: 001202, 02.08.2004 günü saat: 17.57'de X Bay / Sedat PEKER ile Şerif...? / Harun ÇAKIR arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Öncelikle Sedat PEKER ile Şerifin görüşme yaptığı, birbirlerine hal hatır sorduğu, bir süre sonra Şerifin telefonu yanında bulunan Harun ÇAKIR'a verdiği ve Harun ÇAKIR ile Sedat PEKER'in görüşme yaptığı, bir süre konuştuktan sonra Harun ÇAKIR'm "Hatta ben e bir avukatınız vardı. Bülent olması lazım." "O konu vardı. O konu ile ilgili çok özel bir yerden çok büyük baskılar vardı, gereği yapılsın diye. biz o evrakları falan da hepsini imha ettik. Şimdi üstatla onu konuşuyorduk işte..." dediği, Sedat'ın "Benim yapabileceğim bir şey her ne olursa olsun sadece bana bir selamınız gelmesi yeterdir ağabey." dediği, Harun'un "Bir mukabil. Ankara boyutunda bizim boyutta ne zaman, ne yapılması gerekirse biz de yaparız. Çünkü biz bir araya gelmesek de gönüller birdir. ...üstümüze ne düşüyorsa önümüze bir not geldiğnde onu yapıyoruz." Dediği, bir süre

daha konuştuktan sonra Harun ÇAKIR'm "...BİZİM AĞABEYİMİZLE BERABERSİNİZ HERHALDE ZATEN." "VELİ PAŞA" dediği, Sedat'ın "DOĞRUDUR, DOĞRUDUR AĞABEY. İnşallah yaşadığım sürece kendisinden çok şeyler öğrendim her zamanda..." dediği, Tape: 000056, 01.07.2004 günü saat : 19.04'te Fikri KARADAĞ ile Hüseyin NALBANTOĞLU arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Hüseyin'in "Ben Hüseyin NALBANTOĞLU. Atilla Beyin yanından ben" "Komutanım saygılar ellerinizden öpüyorum." diyerek kendisini tanıttığı, Fikri'nin "Bir arayıp sorayım dedim. Ne oldu bu çocuklara hiç ses soluk çıkmıyor dedim. İyiler mi dedim." dediği, Hüseyin'in "İyiler Allah'a şükür." dediği, Fikri'nin "REİS NASIL İYİ Mİ?" diye sorduğu, Hüseyin'in "İyi Allah'a şükür." dediği, Fikri'nin "HEPSİNE SELAM SÖYLE." dediği, Tape: 001177, 21.07.2004 günü saat : 17.56'da Güler KÖMÜRCÜ ile Gaffar KARADEMİR / Sedat PEKER arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sedat'ın "...Bu Korkut abiler filan varya." "Bu Korkut filan bu Milli Yol diye bişey diyodun ya sen. "...Sen demiştin ya biraz karışıklıklar isteyelim. Ben sana o gün orda masal anlatmadım. ...Dedim abi şuan ülke sıkı durumda yani. Ülkenin Polisi görevini yapıyo. Adliyesi yapıyo. Askeri yapıyo. Şuan bu ülkede kaosa ihtiyaç yok." "Ben zaten böyle bi tip bişeylerin içersinde zaten bulunmam. Oda yapalım derken böyle yuvarlak ortada bırakmıştı hani. Şöyle yapmak böyle yapmak lazım filan diye." dediği bir süre Korkut EKEN'in kardeşi ile arasını açmaya çalıştığından bahsettikten sonra "... meğerse bu kendini bi parti gibi görüyolarmış." dediği, Güler'in "Korkut EKEN ve etrafı, tabi tabi." dediği ve bir süre sohbet ettikten sonra, Sedat'ın "Eskidendi ya. Pavyonlarda kadınlarla yatardı. Güler bigün biz İbrahim ŞAHİN bana dediki. İşte sen dedi. Bu olaylar dedi, konuşuluyo filan piyasada ilk böyle karşılaşıyoz aramızda bi sorunlar var, geçmiş. Dedim ki ne konuşuluyo kardeşim ben yaşadığımız bişeyi konuşmam. İçinde olduğum hiç bişeyi de konuşmam ki kaldıki bunların içinde de diğilim ben dedim. Bu pavyonda karılar, manitaları var bunların. Onun manitası diyoki işte falanca kez kaçırıldı, öldürüldü diyo ya. Uyuşturucu kaçakçılığı işte. Benimki sıktı, senin ki sıktı yapıyorlar birbirlerine..." "Ya bide Politik lider diğil Güler." "Rahmetli Çatlı'yı bunlar Kokain'e alıştırıp, öldürdüler çocuğu yani. Korkut abi zaten alkolik." dediği, bir süre daha konuştuktan sonra, Sedat'ın "VELİ ABİ BENİ ON SENE EVVEL UYARMIŞTI BİLİYOR MUSUN? Bide kibar kibar uyarmıştı. Yani direkmen söyliyemiyodu, bende bunları barıştırmak için napıyodum biliyon mu Güler?" "Bi Korkut abinin yanma giderdim. Abi Veli abi seni ne kadar seviyo, söyle seviyo, böyle seviyo, sonra VELİ AĞABEYNİN yanına giderdim. Abi seni böyle seviyo, şöyle seviyo, sonra tuttu dediki tam ben bunları yan yana getirdim. Başladı VELİ ABİNİN arkasından konuşmaya, niye dedim. Yavuz ATAŞ bişeyler söyledi dedi. Yavuz ATAŞ'ı aradım. Abi sen böyle bişey söyledin mi dedim. Sonra dedim ki yüzleşelim bak ben 22 yaşında çocuğum. Onlar yetmiş yaşında adam. Herkes yan yana gelip yüzleşsin dedim. Bu ne demek dedim ya benim adımı siz, ben siz birbirinize yakın olun diye şey yapıyorum dedim. Tutuyosunuz dedim, beni de işin içine çekiyosunuz dedim. Siz napıyosunuz dedim. Yüzlesin abi kim yalan söylüyorsa çıksın. Sonra VELİ PAŞA'YLAN, Korkut Abiylen, Yavuz ATAŞ'ı görüştürdüm." "İşte yüzleşmediler. Üçü yan yana yüzleşmediler. Birbirleriyle konuştular ama üçü yan yana gelmediler." "Ya ben bu tip Hareketin içersinde dedim olmaz zaten ya." "Yani ne maddi ne manevi desteklemem dedim. Kardeşim bi sene önce söyledim." "Şimdi napıcaz yani. Onu soruyorum. Bide bunlar cahil. BİDE TUTAR Bİ KAHVE MAHVE TARATTIRIRLAR. Bİ İKİ GENÇ ÇOCUĞUN ELİNE VERİP." dediği, Güler'in "Yok canım yapmazlar öyle şeyler. Bunlar 40 kişiler aman yani hiç zannetmiyorum. Böyle yollara sapacaklarını umut etmiyorum. O tür illegal şeylere sapmazlar." dediği, Sedat'ın "...On sene evvelinde olan olayların içinde Güler aklı fi Ç

başında insanlar vardı. Devlet kararı, Hükümet kararı vardı." dediği, Güler'in "...Bizim ülkemizde son derece güçlü bi İstihbarat, son derece gerekli makamlar var. Onlarda bunun haberini alırlar tahmin ediyorum. Bunlar bu türlü bir gayri resmi yapılanmaya girerse." dediği, Sedat'ın "...Yok zannetmiyorum orda bi iki kişi de bulabilirler. Kendilerini ayarlayabilirler zaten Güler hep söyliyen benim yani. Şu ülkenin istikrara ihtiyacı var. Eskisi gibi diğil. Polis işini yapamıyordu. Adliyeler yapamıyordu. Mecburen eskinden bişeyler oluyodu. Artık eskisi gibi diğil ülke... oturuyo zemin güçleniyo Devlet güçleniyo, Polis güçleniyo, yani böyle bişey yok diyodum. Yav anlamadım Güler yani napıcaklar." dediği, bir süre Sedat'ın bu oluşum içinde olmak istemediğinden bahsettiği, görüşmenin ilerleyen bölümlerinde Sedat'ın "O senin arkadaşında onlarla birleşcekmiş biliyomusun?" "Hani senle görüşmeye gelmiş ya bir beyfendinin oğluydu, ölmüş. Ben çok^ iyi şeyler söylemiştim masada, hatırlıyor musun?" dediği, Güler'in "Ümit BOZDAĞ, Korkut EKEN'le birleşcek." "Yok canı Ümit'in adını kullamyorlardır. Zannetmiyorum öyle bişey..." dediği, Sedat'ın "...Turan YAZGAN Hoca" "İşte Mehmet AĞAR filan bunlar birleşceklermiş." dediği, Tape: 001179, 21.07.2004 günü saat : 18.39'da Gaffar KARADEMİR / Sedat PEKER ile Sami HOŞTAN arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sedat'ın "... Abi hareketin varlığından bile haberim yoktu. Gasteci söylemişti. İsmin bunlarla amlıyo diye. Ben demiştimki, benim ismim bunlarla anılcak bişey yok demiştim yani." "Bilmiyorum o yapıyı hareketi bilmiyorum işte. ...Sağ taraf toparlanacakmış. Korkut EKEN işte başa geçecekmiş yani. Neymiş nasıl olacakmış da, partiler birleşecekmiş. İşte MHP, DYP veya onlar birleşmezse şey birleşcekmiş. Bu Turan YAZGAN hoca varmış. Bilmem birileri varmış işte yani. Böyle bi ... Korkut abiyi biz tüm internet sitelerinde, tüm gastede, tüm televizyonlarda onu bunu yaptık. Onla ilgili devamlı biz bişeyler yaptık, yaptık ta..." "Yaşadıklarımız var yani. Yaşanan o kadar şey varki." "Şimdi ben de dedimki olmaz dedim. Yani Korkut abi olmaz dedim. O işi yapamaz dedim. Öyle yani Parti kuracak Partinin başına geçecek şeyapacak." "Ya böyle bişi olur mu abi. Komedi olur yani. Böyle bir hareketin içinde işte ben Mehmet AĞAR'a 2 Milyon dolar vermişim." dediği ve bir süre Korkut EKEN'in parti liderliğini yapamayacağından bahsettikleri, daha sonra Sedat'ın "Şimdi bende çıkıp şöyle mi söylesem veya Sami abi işte falanca kez adama on sene evvel Korkut EKEN bana demişti ki. ...Filanca kez adamı ara. Bu adam eroin satıyo. Uyuşturucu işi PKK'hlarla da beraber hareket ediyo. PKK'ya para veriyo diyo abi. Bu adam yapmaz dedim de. Israr ettiğimde adama açıp küfür edin deyip sonra iki gün sonra beni arayıp ya senin dediğin doğruymuş. Adam yapmaz, işte kalbini kırdık. Bi kalbini al diyo. Biz kalbini alıyoruz. Ondan sonra da Atilla abi diyoki senden önce o adam geldi diyo. Çantayıda ben taşıdım. Atilla abinin arkadaşı parayı getirdim, bıraktım diyo. Ben bi lira kimseden aldıysam Allah'ımın üzerine yemin ederim ki Sami şimdi herkez." "Şimdi bunları mı konuşalım oturalım." "Kürtlere savaş açcaz deyip, kurt Ahmet'le ortaklık yapmak naşı bişey abi." "Bide Kürt Ahmet'le yaptığı ortaklıkta otopark ortaklığında bile." "150 Bin dolan ben vermiştim. O otoparkı alırken..." dediği, Sami'nin "...Bu anlattığın şeyler hiç bişey diğü." dediği, görüşmenin ilerleyen bölümlerinde, Sedat'ın "Şimdi mesela geçmişte duyuru falan oluyodu. Sedat'çım bana arkamdan iftira atıyolar. Diyolarki Kolombiyalı bi hostes kızla ilişkin varmış. İşte benim hakkımda kötüleme şeyi yapıyolar. Ben VELİ PAŞAYLA Korkut abiyi barıştırmak, Yavuz ATAÇ'ı. Hepsine uğraştım. VELİ ABİYE gidiyorum, abi diyorum Korkut EKEN böyle böyle. Ya diyoduki bana boşver filan. Be diyodum abi böyle böyle sonra Korkut EKEN'e anlatıyodum. Sonra onları barıştırdım. Ertesi gün abi bi konu oldu. Yavuz ATAÇ bana dediki. Diyo VELİ KÜÇÜK benim için şöyle yapmış, böyle yapmış. VELİ ABİYİ aradım. Dediki ya ben böyle bişey yapmadım ama sana söylemedim mi..." dediği ve görüşmenin devamında Yavuz ATAÇVeli KÜÇÜK ve Korkut EKEN'in aralarındaki

problemlerle ilgili yaptığı girişimleri anlattığı, görüşmenin sonlarında Sedat PEKER'in "VELİ BABA BANA DEDİKİ. Ya nolur bırak bu işleri dedi. Ya sen işine gücüne bak. Sen saf temiz insansın dedi... E şimdi Sami ben düşünüyom da." dediği, Sami'nin "Bize de zamanında ne söyledi biliyo musun? Bunu bize de, rahmetliyle bana da söyledi. VELİ PAŞA bana da söyledi. Rahmetliye de söyledi yani yani..." dediği, Sedat'ın "Ya bunlar abi bak yemin ediyorum planlayıcı filan olmadan. Bunlar olay molay yaparlar. Giderler bi kaç tane dandik dundik adama ateş mateş ederler. Bunlar Kürtçü diye. Gerçi Kürtlerle ortaklık yaparlar ama böyle saçma bide bi olay filan yaparlar abi gine..." Tape: 001176, 21.07.2004 günü saat : 17.30'da Gaffar KARADEMİR / Sedat PEKER ile Feridun ÖNCEL arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Sedat'ın "...Ben bu Korkut abiye zamanında uğradığımda bu böyle muhabbet filan ediyodukta." "Böyle işte biraz aklı havalardaydı. İşte şöyle yapmak lazım. Böyle yapmak lazım. Hani OLAY filan. Bende dedim ki yani şuan bu ülke istikrara ihtiyacı var gibi bende bu yönde görüş belirtmiştim." "Daha sonra bu bize böyle bi soğuk filan olmaya başladı." "Dünde Cumhuriyet Gastesinde bir yazı çıkmış işte. Sedat PEKER Milli Yolu organize ediyo diye." dediği, bir süre Milli Yol konusu ile konuştuktan sonra Sedat PEKER'in "Ya bide bak bişey diyim. Bunlar cahil yani. Bunlar bi kaç kişi o Ayhan ÇARKIN, Korkut EKEN, SEMİH FİLAN." "Böyle sağda solda BİKAÇ TANE KAHVEYE MAVEYE ATEŞ EDİP ORTALIĞI KARIŞTIRIP. GASTECİ DİYODUKİ, AMAÇ ORTALIĞI KARIŞTIRMAK." "...ÖYLE ÜÇ BEŞ TANE FAİLİ MEÇHUL CİNAYET YAPACAZ. ORTALIK KARIŞACAK. BİDE BUNLARIN SONU KÖTÜ OLACAK YA." Dediği, bir süre Korkut EKEN ile ilgili konuştuktan sonra Sedat PEKER'in "Bana falanca kez kişiyi ara diyodu. Napıyo bu falanca kez kişi, PKK'ya para veriyomuş. Daha o zaman çocuğ... Adam arıyoz. Kardeşim sen PKK'ya para veriyosun hesabı. Ulan ibne bizde arkadaş biliyoduk seni, adamda tanıdığımız, ismini söylemim. Türkiye'nin büyük zenginlerinden biri. Sonra getiriyolardı Ankara'ya bana diyo ki üç gün sonra. Ya Sedat'çım bu PKK'dan gerçekten para almamış. Sen doğru söylemişsin. Çok iyi adammış. Adamla karı koca gibi oluyolar. Adam Atilla abi sonra bana diyo ki. Sen görmedin diyo. Falanca kez kişi Ceymis Bond çantayı getirdi diyo. Beni dışarıda beklettiler, çantayı baktım. Bıraktık gittik diyo orda." "O Millet öldürülüyodu ya..." "Ahlaksız götveren ibneler böyle bi terbiyesizlik olur mu başkan. Kim bu ibneler ya kendireni ne sikim zannediyo bunlar ya." "Aklının amma soktuklanmınm yok onu yaptık. Bunu yaptık. İbne milleti inandırdık biz. Kahraman diye buyur şimdi la..." "VELİ PAŞA bana ne demişti biliyo musun? Bu Korkut EKEN'e dikkat et demişti ya." "Bu Korkut EKEN'e dikkat et demişti ya." "BÜTÜN GENERALLER demişlerdiki bana, sende demiştin." "Ama bunlar menfaat için demiştim. Vatan için diğilki." Dediği aynı konularla ilgili konuşmaya devam ettiği anlaşılmıştır. 14.06.2007 günü saat:21.31 sıralarında Muhammet YÜCE ile Selim AKKURT'un yaptığı telefon görüşmesinde özetle; S.AKKURT'un "Hı o PEKER'in adresini bulsana bana" dediği, M.YÜCE' nin "Tamam onu ben Mesut'a derim yazar yollar" dediği, S.AKKUR' un "Sen bana yaz ben ona bir mektup yazacam ben ona bir damardan girecem" dediği, görüşmenin devamında S.AKKUR M.YÜCE' nin telefon hattını isteyerek kendisinin 0542'li yeni hat istedikten sonra "Tamam sen o hattı bana ver birde o Peker'in adresini canını yiyeyim ne et et bana bul" "Benim ona bir damardan girmem lazım ona bir mektup yollayacam ben" dediği, 02.10.2007 günü saat:20.11/20.12 sıralarında Muhammet YÜCE'nin Coşkun ÇALIK'a gönderdiği mesajda; "GAZETECİ ORHAN PAMUK VAR ONU HALLEDECEZ 2 TRİLYON ALACAZ HAZIRLIKLARI YAPACAZ HRANT DINKI VURANLARLADA HALİL GORUSMUS SEDAT PEKER ALAATTIN ÇAKICI ARKAMIZDALAR İSTANBUL

EMNİYET MUDURU VE BAS SAVCİYLADA BU HAFTA GORUSECEZ BEN SEN HALİL FUCI HAZIRLIKLI OL" şeklinde yazdığı; 02.10.2007 günü saat:20.26 sıralarında Muhammet YÜCE ile Coşkun ÇALIK'ın yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; "ÖYLEDE YK BOYLEDE ENAZINDAN HAYATIMIZI KURTARIRIZ BABALAR GİBİ YATAR ÇIKARIZ ZATEN SEDAT PEKER YAKALANINCA BİZİ KENDİ KOĞUŞUNA ALDIRACAKMIS EN BUYUK BİZ OLACAZ PARANINDA HERSEYINDE ENIYISINIYAPACAZ HALAOĞLU BU SAATTEN SONRA BİZE BU GİDER" dediği, 12.06.2007 günü saat: 20.09-20.10 sıralarında Coşkun ÇALIK'a Muhammed YÜCE'nin gönderdiği üç mesajda; "HALAOĞLU NEHABER HALİL GORUSDU, ŞUAN KUTAHYADA YARIN CEZAEVİNDE SEDA""T PEKERLE GÖRÜŞECEK, PEKERIN EMRİNİ BEKLIYOZ, 1 AY ICINDE ARTIK HEN P" "ARAMIZ, HEMDE ARKAMIZDA PEKER OLACAK" yazdığı, Söz konusu soruşturma kapsamında yakalanan Muzaffer TEKIN'in Kadıköy ilçesi Göztepe semti Dr. Ergin caddesi No:2/13 sayılı yerde bulunan ikametinde yapılan aramada, 1 adet bilgisayara el konulmuş ve bu bilgisayarın yapılan incelemesinde; Mevcut_Dosyalar/WORD dosyası içerisinde; Fatih ALTAYLI başlıklı Muzaffer TEKİN'in Fatih ALTAYLFya yazmış olduğu davetinize katılmaktan onur duyarım yazısı ve "Sn. Sedat PEKER'in böylesine yüce ve kutsal davaya kendisini adamasını takdir ile karşılıyorum" şeklinde ibarenin mevcut olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu not ile ilgili Muzaffer TEKİN ifadesinde; "Sedat PEKER ile ilk olarak yaklaşık 6-7 sene öncesi İstanbul Hilton otelinde ÖZTÜRKLER gecesinde tanıştığını, ondan sonra bir sefer Kadıköy'de Morgm kafede karşılaştıklarını ve on beş yirmi dakika görüştüklerini, bir seferde Kadıköy'de Dalyan kafede 3-4 sene önce kafenin sahibi vasıtasıyla görüştüklerini, o dönemde Sedat PEKER'i bir iş adamı olarak tanıdığını beyan etmiştir. Şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ ise ifadesinde özetle; Sedat PEKER'le kendisini Muzaffer TEKİN' in tanıştırdığını, Muzaffer TEKİN'in, Sedat PEKER'i tanıştırırken bu şahsın "Türkçü, vatansever birisi" olarak tanıttığını, Muzaffer TEKİN'in Sedat'ın hapishaneden çıktığını, Tekirdağ'da hastanede olduğunu ve ziyarete gideceklerini anlatarak kendisini de davet ettiğini, kendisinin de bu kahraman Türk evladını ziyaretine gidebileceği söylediğini, birlikte ziyarete gittiklerini, Hastanede 10 dakika kadar ziyaret ettiklerini, ilk tanışmalarının bu şekilde olduğunu, Daha sonra Sedat PEKER'in kendisim ve Muzaffer TEKİN'i Beylerbeyi sahilinde yalıdan bozma bir yere davet ettiğini, orada sohbet ettiklerini, ilerleyen dönem içersinde Sedat PEKER'in kendilerini tekrar yemeğe çağırdığını, Muzaffer'in bürosunda oturmakta iken sonradan adını Boğaç olarak öğrendiği bir ş ahsın gelerek kendilerini aldığını, birlikte Beykoz'da bulunan büyük bir bahçe içerisindeki eve gittiklerini, bu şekilde şahısla görüşmelerinin olduğunu, daha sonra Sedat PEKER'in kardeşi Atilla PEKER'le birkaç defa kandil ve bayramlarda kutlama amaçlı görüştüklerini beyan etmiştir. Soruşturma kapsamında örgütün malvarlığına yönelik yetkili MURAKIPLARCA yapılan çalışmalarda, Mehmet ... isimli şahsın ... yıllarında Veli KÜÇÜK'ün hesabına para yatırdığı tespit edilmiştir. Mehmet... isimli şahıs ise Sedat PEKER'e yönelik 2004 yılında yapılan soruşturma ve koğuşturma kapsamında hakkında işlem yapılmış ve Sedat PEKER liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan .... Hapis cezası almıştır.


^, l?dM~^.

Dolayısıyla bu tespitlerde Tanık Hanefi AVCI'nın iddia ve beyanlarını doğruladığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan söz konusu soruşturma kapsamında yapılan tektik takip çalışmalarında; telefonları dinlenen isimli şahıslar, örgütün talimattan doğrultusunda gerçekleştirecekleri silahlı eylemlerden sonra yakalanıp cezaevine girdiklerinde kendilerini Sedat PEKER'in bakacağını ve Sedat PEKER'in yanma gideceklerini konuştukları tespit edilmiştir Şimdi de bu iletişim tespit tutanaklarının kısaca özetleri belirtilecektir. SEMİH TUFAN GULALTAY ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İRTİBATI Semih Tufan GULALTAY 1968 Kars doğumludur. Çocukluğunda ailesi ile birlikte İstanbul iline gelmiş ve burada yaşamaya başlamıştır. Semih Tufan GULALTAY uzun yıllar etrafına topladığı sabıkalı şahıslarla özellikle çek-senet tahsilatı, tehdit konularında faaliyet gösterirken, 1998 yılında Akm BİRDAL eylemi ile gayrimeşru camiada etkinliğini artırmış ve adını bir çok kanlı eylemle duyurmuş olan Türk İntikam Tugayı (T.İ.T) ile birlikte anılmaya başlanmıştır. Semih Tufan GULALTAY cezaevinden tahliye olduktan sonra, Akm BİRDAL suikastı ile elde ettiği kötü ünü müştekilere korku salmak ve caydırıcılığını artırmak amacıyla kullanmış ve bu çerçevede arkalarında derin güçler olduğu ve derin devletle bağlantılı olduğu izlenimi vererek gayrimeşru faaliyetlerine devam etmiştir. Ayrıca "ERGENEKON" terör örgütünün diğer yöntemlerinden olan siyaset dünyasına yön verilmesi ile ilgili faaliyetlerde bulunmak amacıyla Ulusal birlik partisi Genel Başkanlığına seçilmiş, kısa bir süre sonra sabıkası nedeniyle görevden uzaklaştırılınca bu kez de "ERGENEKON" terör örgütünün başka bir yöntemi olan Sivil Toplum Örgütleri oluşturulması yönünde çalışmalarda bulunmuştur. Bu çerçevede ULUSAL BİRLİK HAREKETİ PLATFORMU'nu kurarak birçok sivil toplum örgütünü bünyesinde toplamaya çalışmıştır. Semih Tufan GULALTAY siyasi faaliyetlerini sürdürürken bile tehditten, kan dökmekten ve şiddetten vazgeçmemiş, bu çerçevede kendisini desteklemeyen bir sivil toplum örgütü sorumlusu ile yaptığı telefon konuşmasında "Bu işin sonunda KAN DÖKÜLMESİNİ istemiyorum, bana muhalif olacak adamın ağzına MERMİYİ SIKARIM, yolumuzu ayırdıktan sonra hepinizden İNTİKAM ALIRIM. Herkese TETİK keserim" " Ben bu yolda yürüyeceğim bu yolda da babam SIRRI GÜLALTAY'ı kurban ederim tanımam, Emre yi yatırır başını keserim" diyerek tehdit ettiği, bu şekildeki söylemlerini birçok telefon konuşmasında açıkça belirttiği görülmüştür. 2007 yılı içersinde Semih Tufan GULALTAY ve suç örgütü hakkında "Çıkar amaçlı silahlı suç örgütü kurmak, örgüt adına birden fazla gasp amaçlı tehdit ederek zorla senet imzalatmak, birden fazla gasp yapmak, adam kaçırmak, hürriyeti tahdit ve gasp amaçlı iş yeri basmak" suçlarından haklarında işlem yapılmış ve Semih Tufan GULALTAY ile çok sayıda adamı tutuklanmıştır. Şuanda da halende tutukluluk halleri devam etmektedir. Sonuç olarak bu güne hakkında yapılan işlemler, mahkeme kararlan, gerçekleştirdiği olaylar ve elde edilen tüm deliller Semih Tufan GÜLALTAY'm çıkar amaçlı suç örgütü olduğunu ve bu güne kadar birçok eylemler gerçekleştirdiğini açıkça göstermektedir. Ergenekon Terör Örgütü adına Semih Tufan GULALTAY ile ilişkileri örgüt yöneticilerinden Muzaffer TEKİN ve Mehmet Fikri KARADAĞ'm sağladığı, Muzaffer TEKİNTe olan ilişkisinin Akm BİRDAL'm yaralanması olayından tutuklu bulunduğu dönemde başladığı ve tahliye olduktan sonrada devam ettiği, Mehmet Fikri KARADAĞ ile de tahliye olduktan sonra tanıştıkları ve birçok örgütsel faaliyette birlikte çalıştıkları anlaşılmıştır. , - '

Soruşturma kapsamında alman ifadelerden, Semih Tufan GULALTAY, Akın BİRDAL'm vurulması olayı ile ilgili tutuklu bulunduğu dönemde, Muzaffer TEKİN'in bizzat kendisi ve ailesi ile ilgilendiği ve her türlü desteği sağladığı, Semih Tufan GULALTAY cezaevinden tahliye olduktan sonra da Muzaffer TEKİN ile birlikteliğinin devam ettiği, hatta Muzaffer TEKİN ile birlikte Sevgi ERENEROL'un toplantılarına katıldığı kamera görüntüleri ile de tespit edilmiştir. Semih Tufan GULALTAY ve adamlarına yönelik yapılan soruşturma çerçevesinde alman ifadelerde, Muzaffer TEKİN'in sık sık Semih Tufan GULALTAY'm yanma geldiği ve kendisine KOMUTAN diye hitap edildiği, Danıştay saldırısından 2 gün önce Muzaffer TEKİN'in yine yanında 4-5 kişilik bir grupla Semih Tufan GULALTAY'm ofisine geldiği ve burada saatlerce toplantı yaptıkları, yine DANIŞTAY suikastının tetikçisi Alparslan ARSLAN'ın da olaydan önceki tarihlerde bu binaya kalabalık bir grupla geldiği belirtilmiştir. Şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ ise ifadesinde, Semih Tufan'ın kardeşi Emre GÜLALTAY'ı Muzaffer TEKİN'in ofisinde tanıdığını, Semih Tufan GULALTAY cezaevinden çıktıktan sonra en az on defa görüştüğünü, Ulusal Birlik Partisinin kurulması aşamasında yardımcı olduğunu, partinin kurulması aşamasında birlikte Ankara'ya gittiklerini beyan etmiştir. Öte yandan firari olarak aranan kardeşi Emre GULALTAY soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Hayrettin ERTEKİN ile yoğun ilişki içersinde olduğu iletişim tespit tutanaklarından açıkça görülmektedir. Belirtilen bu hususlarla ilgili deliller ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak anlatılacaktır. 25.02.2007 günü Semih Tufan GULALTAY'm Taksim meydanında Ulusal Birlik Platformu olarak düzenledikleri mitinge Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ'in bizzat katılarak destek verdiği görülmektedir. Ayrıca Sevgi ERENEROL'un düzenlediği toplantılara Semih Tufan GULALTAY'm Muzaffer TEKİN ile birlikte katılması, Ulusal Birlik Partisini kurarken Mehmet Fikri KARADAĞ ile olan ilişkileri Semih Tufan GULALTAY'm "ERGENEKON" terör örgütü mensubu olduğunu açıkça göstermektedir. Semih Tufan GULALTAY liderliğindeki suç örgütüne yönelik yapılan soruşturma kapsamında dinlenen telefonlarda, Semih Tufan'ın kardeşi Emre GÜLALTAY'dan mağduriyet yaşayan Savaşhan isimli şahıs "Oğlum bunlar hep yanlış yollara bulaşıyorlar ya." "Şimdi bizim yeğene BİZ DERİN DEVLETİZ hesabına bazı hareketler yapmış, EMRE yapıyo bunları" "MUZAFFER ABİYE gidiyorum, TEKİN'e oraya gelecekler hepsi, ben sana söylim" "Benim yiğenime böyle tahsilat olurmu ya. MUZAFFER TEKİN'e çağıracam EMRE'yi" dediği, böylelikle bir taraftan Emre GULALTAY ile Muzaffer TEKİN'in arasındaki ilişkiyi, diğer taraftan da Semih Tufan GULALTAY liderliğindeki suç örgütünün kendilerini "DERİN DEVLET" olarak tanıtıp korku saldıkları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla tüm bu veriler Semih Tufan GULALTAY liderliğindeki suç örgütünün "ERGENEKON" terör örgütü bünyesinde faaliyet gösteren bir suç örgütü olduğunu, "ERGENEKON" terör örgütü içersinde Muzaffer TEKİN'e bağlı hareket ettiğini göstermektedir. Bunların yanı sıra Semih Tufan GULALTAY'm kurduğu Ulusal Birlik Platformu ile "ERGENEKON" terör örgütünün Sivil Toplum Örgütleri biriminde de bizzat görev yaptığı anlaşılmaktadır. Şimdi de Semih Tufan GULALTAY liderliğindeki suç örgütünün "ERGENEKON" terör örgütü ile irtibatını gösterir deliller sırası ile anlatılacaktır. Semih Tufan GULALTAY liderliğindeki suç örgütüne yönelik yapılan soruşturma kapsamında Müşteki sıfatı ile ifade veren Esra Feride GÖKÇİMEN ifadesinde, yaklaşık 4 ay kadar Semih Tufan GULALTAY'm yanında bulunduklanm, yaşadığı mağduriyetlerin yanı sıra; bu süre içersinde bir çok olaya şahit olduklarını, bu çerçevede Semih Tufan GULALTAY m etrafında bulunan şahıslara bir gün mutlaka kendisinin başbakan



olacağını ancak bunun demokratik yollardan olmayacağını, hedefinde şuanda iktidarda bulunan Başbakan dahil 5 şahsın olduğunu, ifadesinin alındığı tarihten 1 ay kadar önce (İfade tarihi: 11.07.2006) Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN'm bir kavşak açılışı için Maltepe ilçesine geldiğim, açılıştan (1) gün önce örgütün tetikçi kanadındaki kişilerin Semih tufan GÜLALTAY'ın ofisine geldiğini, burada Emre GÜLALTAY ve NeCDet ATIŞ'm talimatlar verdiğini, bir ara şahıslann yanından geçerken duyduğu kadarıyla "Sen şu saatte Maltepe de surda olacaksm, sen surda olacaksın" gibi talimatlarla yönlendirdiklerini, o gün iş yerinde çok anormal bir hareketliliğin olduğunu, ofiste yaşanan olaylardan bir gün sonra gelecek Başbakan'a yönelik eylem hazırlığı yapıldığını düşündüğünü beyan etmiştir. Konuyla ilgili yapılan araştırmalarda, 21 haziran 2006 günü Başbakan in Maltepe ilçesinde bulunan Maltepe Stadyumunda 20 kavşak açma ve 20 kavşak temel atma törenine katıldığı tespit edilmiştir. Müşteki Esra GÖKÇİMEN ifadesinin başka bir bölümünde, Semih Tufan GÜLALTAY'ın ofisine sık sık farklı insanların gelip gittiğini, kamuoyunda DANIŞTAY SUİKASTI olarak bilinen olaydan 2 gün önce, Muzaffer TEKİN'in yanında 4-5 kişilik bir grup ile Semih Tufan GÜLALTAY'ın ofisine geldiklerini ve saatlerce toplantı yaptıklarını, Muzaffer TEKİN'in bu binaya sık sık geldiğini ve kendisine KOMUTAN diye hitap edildiğini, yine DANIŞTAY suikastının tetikçisi Alparslan ARSLAN'm da olaydan önce bu binaya kalabalık bir grupla geldiğini gördüğünü, ancak o dönemde adını bilmediğini, olay sonrası şahsı medyada görünce tanıdığını, yine Danıştay SUİKASTİNİN gerçekleştiği günün gecesi Veli KILIÇ'm ve Sami Alper EREN'in ayrı ayrı kendisini arayarak Muzaffer TEKİN, Savaşhan TOSUNOĞLU, Mahmut AYDIN ve soyadmı hatırlayamadığı Mahmut.... İsimli şahıslann isimlerini ulusalbirlikkomitesi.com sitesinde bulunan kurucu üyeler listesinden silmesini söylediğini ve bunun Semih Tufan GÜLALTAY'ın talimatı olduğunu, bu işin sabaha kadar yapılması gerektiğini söylediğini beyan etmiştir. Mehmet Fikri KARADAĞ'ın alınan ifadesinde özetle; SEMİH TUFAN GÜLALTAY'ı Elazığ'da görevli iken Akın BİRDAL'm tetikçilerini azmettiren kişi olarak duyduğunu, Semih Tufan GÜLALTAY hapisteyken kardeşi Emre GÜLALTAY'ı Muzaffer TEKİN'in bürosunda tanıdığını, Muzaffer'in Emre'yi, Semih Tufan GÜLALTAY'ın kardeşi olarak tanıttığını, Emre'yi Muzaffer'in yanında 3-4 defa görmüş olabileceğini, Semih Tufan cezaevinden çıktıktan sonra Muzaffer'le veya tek başına en az 10 defa görüştüğünü, bu görüşmelerin bazılannda resmi kıyafetli olduğunu, Semih Tufan'la Ulusal Birlik Partisinin kurulması aşamasında görüş alışverişlerinde bulunduklanm hatta partinin ismini birlikte koyduklannı, Semih Tufan'la devlet sorunlanm görüştüklerini, Ulusal Birlik Partisinin kurulması çerçevesinde Semih Tufan'la birlikte Ankara'ya gittiklerini, burada bazı şahıslarla görüşmeler yaptıklannı, orada şahıslann kendisine eski ülkücüler olarak lanse edildiğini hatırladığını, ilerleyen dönemde Semih Tufan'la aralanmn açıldığım ve bir daha görüşmediğini beyan etmiştir. Muzaffer TEKİN'in Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde; Kendisine istanbul C.Savcılığma posta ile gelen ihbar mektubu sorulduğunda; Akın BİRDAL suikastı ile ilgili olarak aranan Semih Tufan GÜLALTAY'ı evinde saklamadığını, ancak bu kişiyi saklayan Emekli Binbaşı Mahmut Zihni OZAN'm kendisinin arkadaşı olduğunu, Semih Tufan GÜLALTAY'ı sözü edilen olaylardan 2-3 sene önce Mete YALAZANGİL aracılığı ile tanıdığını, olayı basından duyduğunu ve olayla ilgili olarak kendisinin ifadesinin alınmadığını, Semih Tufan GÜLALTAY'ın cezaevine girmesinden sonra ailesi ile ilgilendiğini, bu kişiyi 2003 yılında cezaevinden çıktıktan bir müddet sonra tekrar irtibat kurduklannı, yaklaşık 3 senedir görüşmediklerini beyan etmiştir. Mete YALAZANGİL'in Emniyette alınan ifadesinde özetle; Semih Tufan GÜLALTAY'ı çocukluğundan bire tanıdığını, 1988-89 yıllarından önce Tekel'de çalıştığım dönemlerde Muzaffer TEKİN'de ile tanıştığını zaman zaman Muzaffer TEKİN'in 3>

Kadıköy Kuşdilinde bulunan bürosuna gidip geldiğini, 1998 yılı içerisinde Muzaffer TEKİN'in, Semih Tufan GÜLALTAY ve arkadaşı Namık Zihni OZANSOY'un Kastamonu cezaevinde olduklarını ve görüşmeleri gerektiğini kendisine söylediğini, Muzaffer TEKİN ile birlikte Kastamonu'ya giderek Semih Tufan GÜLALTAY ve Namık Zihni OZANSOY ile cezaevinde görüştüklerini, Bu görüşmeden yaklaşık 1,5-2 ay kadar sonra milliyet gazetesinde Akın BİRDAL suikastı sanıklarından birisinin de kendisi olduğu yönünde haberler okuduğunu, bunun üzerine Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne gidip teslim olduğunu, Ankara DGM savcılığınca serbest bırakıldığını, 2001 yılı içersinde bir gün Semih Tufan GÜLALTAY'ın yeğeni olan NeCDet ATIŞ isimli şahısın yanma gelerek Semih Tufan GÜLALTAY ve arkadaşlarının Yozgat cezaevine nakledildiklerini ve Semih Tufan GÜLALTAY'ın kendisi ile görüşmek istediğini, bu nedenle Yozgat cezaevine gitmesini istediğini, kendisinin de işlerinin olduğunu söyleyerek bunu kabul etmediğini, bir süre sonra da Muzaffer TEKİN'in yanma geldiğini ve bu kez de Muzaffer'in kendisine Yozgat ceza evine gitmesini ve Semih Tufan GÜLALTAY'ı ziyaret etmesini istediğini, kendisinin Semih Tufan GÜLALTAY ve arkadaşlarının suçlu olduklarını düşündüğünden gidemeyeceğini söylediğini, bunun üzerine Muzaffer TEKİN'in onlar istedikleri için görüşmeyeceğini, bu kişilerin arkadaşı ve dostu olduğunu, şuanda da mağdur ve zor durumda olduklarını, bu nedenle onlar istediği için değil kendisi istediği için gitmesini söylediğini, fakat kendisinin Muzaffer TEKİN'in bu teklifini kabul etmediğini beyan etmiştir. 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY ile yapılan mülakatta Semih Tufan GÜLALTA Y ile ilgili olarak; PKK'nm KJrakta Celal TALABANİ ile uyuşturucu işi yaptığını, PKK nın yanında yer alan Akın BİRDAL'm vurulması emrini (YEŞİL) Mahmut YILDIRIM'in verdiğini, Yeşil'in Veli KÜÇÜK'ün adamı olduğunu, Yeşilin adamının da Cengiz Astsubay olduğunu, Semih Tufan GÜLALTAY'ın Akın BİRAL'ı vurmaktan yakalanıp ceza evine konulduğunu, Ayrıca bir dönem Semih Tufan'm kardeşi Emre GÜLALTAY'ın Korkmaz YİĞİT'i sıkıştırdığını, bunun üzerine Veli KÜÇÜK'ün Emre yi yanma çağırdığını, Emre GÜLALTAY'ın Veli KÜÇÜK'ün karşısında "iki büklüm oturarak" bir emri olup olmadığını sorduğunu beyan etmiştir. Semih Tufan GÜLALTAY'ın Cumhuriyet Başsavcılığında alman ifadesinde özetle; 1998 yılında AKIN BİRDAL olayı olarak bilinen olaydan ötürü tutuklandığını, 4,5 yıl ceza yattığını, tahliye olduktan sonra bir dönem Ulusal Birlik Partisi'nin genel başkanlığını yaptığını, ancak daha sonra sabıkası nedeni ile bu partiden ayrılarak Ulusal Birlik Platformu adı altındaki platformu kurduğunu, Bu platformun dernekler kanununa göre oluşturulduğunu, 50'ye yakın dernek tarafından platformun oluşturulduğunu, bu derneklerin başkanlarının almış olduğu karar ile platform olarak birlikte hareket ettiklerini, ulusalcı olarak bilinen Kuvva-i Milliye dernekleri türünden derneklerin kendilerine müracaat ettiklerini, ancak bunların üyeliğini kabul etmediğini, birçok konuda yazılmış toplam 11 adet kitabı olduğunu, YEŞİL kod MAHMUT YILDIRIM ile daha önce bir iki kez görüştüğünü, görüştüğü dönemde YEŞİL'in aranan biri olmadığını, şahsı istihbaratçı olarak tanıdığını, Ergenekon soruşturmasında ismi geçen şüphelilerden; METE YALAZANGİL'i 1984 yılında Tekel'de güreş takımında olduğu dönemden tanıdığını, zaman zaman görüştüklerini, kendisinin tutuklu olduğu dönemde Yozgat ve Kastamonu Cezaevine ziyaretine geldiğini, MUZAFFER TEKİN'İ AKIN BİRDAL olayından dolayı tutuklanan emekli Binbaşı NAMIK OZANSOY isimli arkadaşını cezaevinde ziyarete geldiğinde tanıdığını, NAMIK OZANSOY'un Muzaffer ile devre arkadaşı olduklarını öğrendiğini, J^C

cezaevinden tahliye olduktan sonra MUZAFFER TEKİN'in geçmiş olsun ziyaretine geldiğini ve böylelikle görüştüklerini, Muzaffer TEKİN'in ara sıra Küçükyalıdaki bürosuna çay içmeye geldiğini, FİKRİ KARADAĞ'I da MUZAFFER TEKİN vasıtası ile tanıdığını, MUZAFFER TEKİN ile iş yerine geldiklerini, FİKRİ KARADAĞ ile sohbetlerinde görünüşte olduğu gibi Türklük anlayışına sahip bir kişi olmadığını, aksine konuşmalarında marksist bir hava olduğu kanaatini edindiğini, 004 senesinde Ulusal Birlik Partisinin kongresinde genel başkan olduğunu, ancak adli sicilinin gerekçe gösterilerek parti hakkında kapatma davası açıldığını, bir müddet sonra da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından genel başkanlıktan alındığını, bu siyasi partiye genel başkan olduğu zaman MUZAFFER TEKİN'in de kendisini partiye üye olmak için çağırmasını beklediğini hissettiğini, ancak kendisinin susurluk olayında ismi geçen İBRAHİM ŞAHİN ile yakın arkadaşlığı olduğunu bildiğinden dolayı davet etmediğini, MUZAFFER TEKİN' in UBP (Ulusal Birlik Platformu) ile bir alakası olmadığını, UBP'nin resmi web sitesi ubhareketi.com olduğunu, kendisinin bu platformun kurulmasına önayak olduğunu, bu platformun aynı isim ile siyasi harekete dönüştürme amacını güttüğünü, Bu konuda platform üyesi dernek başkan ve üyeleri ile fikir bazında tartışmaları olduğunu, Herkesin aynı görüşte olmadığını, örneğin platformun Ankara başkanı, aynı zamanda Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı olan ŞENER ERUYGUR platformun sivil toplum hareketi olarak tasvip edilmeyen hükümet politikalarına karşı sivil muhalefet yapılmasından yana olduğunu, siyasi partiye dönüşmenin uygun olmayacağını düşündüğünü, SEVGİ ERENEROL'u, MUZAFFER TEKİN'in telefon açarak milliyetçi vatansever bir kuruluşun bir gecesi var, senin de Fethullah GÜLEN ile ilgili kitabını okumuşlar, seni de o geceye davet ediyorlar dediğini, MUZAFFER ile birlikte Taksim' de Türk Solu'nun binasına gittiklerini, SEVGİ hanımın da orada konuşmacı olduğunu, kendisi ile orada tanıştığını, Sevgi 'nin daha sonra Paskalya Yemeğine kendisini davet ettiğini, Türk Solu dergisinin kendisine ait "Fethullah Gülen müslüman mı" isimli kitabını basmak istediklerini duyduğunu, ücreti mukabilinde bastıklarını, hatta korson baskısını da yaptıklarını öğrendiğini, daha sonra da görüşmeyi kestiğini, O olaydan 5-6 ay kadar sonra da SEVGİ ERENEROL' u UBP (Ulusal Birlik Partisinin) İstanbul il binasının açılışına davet ettiğini, GÜLER KÖMÜRCÜ' nün kendisi hakkında yazı yazdığım ve yazının aleyhine olması sebebi ile Güler KÖMÜRCÜ'yü dava ettiğini, dosyada GÜLER KÖMÜRCÜ' ye ait resimlerin gösterildiğinde, bu resimlerdeki gamalı haçın ne ifade ettiğini bilmediğini, Ancak Almanya ile irtibatlı bir konu olabileceğini, VELİ KÜÇÜK'ü basından tanıdığını, kendisi ile ne yüzyüze ne de telefonla görüşmüşlüğünün olmadığını, ancak Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı' nın bir toplantısında karşılaştığım, ancak kendisi ile konuşmadığını, kardeşi EMRE GÜLAYTAYin Veli KÜÇÜK ile bir tanışıklığı olduğunu bilmediğini, TUNCAY GÜNEY'in Yozgat Cezaevinde iken kendisini ziyarete geldiğini, kendisini binbaşı olarak tanıttığını, Özel Harp Dairesinde görev yaptığını söylediğini, Hatta kendisinin VELİ KÜÇÜK' ün emrinde çalışan istihbarat görevlisi olduğunu söylediğini, TUNCAY GÜNEY'in kendisinde bazı işler yaptırabilecek türde insanlar aradığı şeklinde izlenim bıraktığını, MEHMET ZEKERİYA ÖZTÜRK'ü 2007 yılı Şubat ayı sonlarında başkanı olduğu Ulusal Birlik Platformunun ofisine tanışmak için geldiği zaman tanıdığını, kendisinin araştırmacı yazar olduğundan, ordu emeklisi olduğundan bahsettiğini, KEMAL KERİNÇSİZ ile şahsen tanışmadığını, KEMAL KERİNÇSİZ'in başkanı olduğu Büyük Hukukçular Birliği ve Kuvva-i Milliye Derneklerinin Ulusal Birlik Platformuna katılmak istediklerini fakat kendisinin kabul etmediğini, bu nedenle bu kişilerin kendisine husumet beslediklerini, çünkü kurmuş olduğu platformun kısa zamanda

Taksim' de binlerce kişinin katılımı ile miting yapacak düzeye ulaştığını, Tüm Türkiye' de yaygın ilgi gören Cumhuriyet mitingleri için gerekli sinerjiyi oluşturduğunu beyan etmiştir. Semih Tufan GÜLALTAY alman ifadesinde, "ERGENEKON" terör örgütü kapsamında gözaltına alman birçok şüpheliyi tanıdığını beyan ettiği halde, kendisini bu kişilerden ayrı ve uzak göstermeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Fakat elde edilen diğer delillerden hiçte böyle olmadığı, bilakis aynı amaç ve hedef doğrultusunda birlikte hareket ettikleri görülmektedir. Bu hususla ilgili deliller sırası ile anlatılacaktır. Semih Tufan GÜLALTAY alman ifadesinde her ne kadar kendisini "ERGENEKON" terör örgütü kapsamında gözaltına alman şüphelilerden uzak göstermeye çalışsa da; 25.02.2007 günü Taksim meydanında Ulusal Birlik Platformu olarak düzenledikleri mitinge Veli KÜÇÜK, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Kemal KERİNÇSİZ'in bizzat katılarak destek verdiği görülmektedir. Diğer taraftan Sevgi ERENEROL'un düzenlediği toplantılara Muzaffer TEKİN ile birlikte katılması, Ulusal Birlik Partisini kurarken Mehmet Fikri KARADAĞ ile olan ilişkileri Semih Tufan GÜLALTAY'm "ERGENEKON" terör örgütü mensubu olduğunu açıkça göstermektedir. Semih Tufan GÜLALTAY liderliğindeki suç örgütüne yönelik yapılan soruşturma kapsamında dinlenen telefonlarda, Semih Tufan'm kardeşi Emre GÜLALTAY'dan mağduriyet yaşayan Savaşhan isimli şahıs "Oğlum bunlar hep yanlış yollara bulaşıyorlar ya." "Şimdi bizim yeğene BİZ DERİN DEVLETİZ hesabına bazı hareketler yapmış, EMRE yapıyo bunları" "MUZAFFER ABİYE gidiyorum, TEKİN'e oraya gelecekler hepsi, ben sana söylim" "Benim yiğenime böyle tahsilat olurmu ya. MUZAFFER TEKİN'e çağıracam EMRE'yi" dediği, böylelikle bir taraftan Emre GÜLALTAY ile Muzaffer TEKİN'in arasındaki ilişkiyi, diğer taraftan da Semih Tufan GÜLALTAY liderliğindeki suç örgütünün kendilerini "DERİN DEVLET" olarak tanıtıp korku saldıkları anlaşılmaktadır. İLETİŞİM TESPİT TUTANAKLARI 27.09.2006 günü saat 16.17'de Gürkan TEMELLİ ile Savaşhan TOSUN/ Nuh Celal...? arasındaki telefon görüşmesinde; Savaşhan'm "Oğlum bunlar hep yanlış yollara bulaşıyorlar ya." "Şimdi bizim yeğene BİZ DERİN DEVLETİZ hesabına bazı." "Hareketler yapmış, EMRE yapıyo bunları. Ya ben sana bişey söylim mi çok ayıp ya" dediği ve telefonu yanında bulunan Nuh Celal YAYLA'ya verdiği, görüşmenin devamında Nuh Celal'in Emre GÜLALTAY'dan yaşadığı mağduriyeti Gürkan TEMELLİ'ye anlattığı ve telefonu tekrar Savaşhan TOSUN'a verdiği, Savaşhan TOSUN'un da "Muzaffer abiye gidiyorum.. TEKİN'e oraya gelecekler hepsi, ben sana söylim." "Benim yiğenime böyle tahsilat olurmu ya. Muzaffer TEKİN'e çağıracam EMRE'yi ... bunuda çağıracam böyle bişey olurmu oğlum ya he" dediği, Gürkan'm "Ya Savaş abi Muzaffer abi ne yapabilir ki Emre'ye ya. Muzaffer abiyi patlatırlar iki dakkada." dediği, Savaşhan'm "ama bizim yakınları mı kopartacak oğlum." dediği, 21.12.2006 günü saat 21.59'da Semih Tufan GÜLALTAY ile Selçuk arasındaki telefon görüşmesinde; Bir süre sohbet ettikten sonra oluşturdukları ULUSAL BİRLİK PLATFORMU ve platformun hazırlayacağı deklarasyon metni hakkında konuştukları, bir süre sonra Semih Tufan GÜLALTAY'm öfkelenerek "Ben kutlu bir dava yolunda yürüyorum Selçuk abi. Bana yardımcı olun bana köstek olmayın..." "Üç dört gündür kendi kendimi yiyorum" "...Orada bir kelime bahane edildi. Burda dediler din kelimesi geçmiyor yani manevi değerler" "Onu ulusal değerler olarak tadil ettik" dediği bir süre daha konuştuktan sonra "... Selçuk abi bu iş benim için her şeyden üstün, ben bu işin sonunda kan dökülmesini istemiyorum." "Ben bu platformu kuracağım. Bunun başkanı olarak bu işi, Bu operasyonu ben yürüteceğim. Ben orda bana muhalif olacak adamın ağzına mermiyi sıkarım", "Ben


26?' -


bu yolda yürüyeceğim. Bu yolda da babam Sırrı GÜLALTAY'ı kurban ederim tanımam. Emre'yi yatırır başını keserim" dediği, 19.02.2007 günü saat 11.25'te Ahmet FULİN ile NeCDet ATIŞ arasındaki telefon görüşmesinde; NeCDet'in "...Önümüzdeki pazar günü TAKSİM DE MİTİNG VAR Azerbeycan'lılar Derneğinin" "... Başkan söyledi şey gönderecez otobüs." dediği, Ahmet'in "Tamam ... YEVMİYELERİNİ VERİK, HAMALLARI TOPLARIK." dediği, NeCDet'in "Şey ya bizim Timur abinin basın açıklaması miting şeklinde..." "orda çok kalabalık olmamız gerekiyor" dediği, 21.07.2006 günü saat 22.29'da Emre GÜLALTAY ile Şemsettin...? arasındaki telefon görüşmesinde; Şemsettin'in "Bizim OSMAN deliyi gördün mü ne yaptı?" dediği, Emre'nin "Gördüm şerefsiz herif ne işin var senin" dediği, Şemsettin'in "Yazık ya kendini gerçekten batırdı ya" dediği, Emre'nin "İt herif yüzünden bizim ismimizde geçti" dediği, Şemsettin'in "He biliyorum ya zaten ben kaç sefer basından hep takip ediyordum ya. Ama yemin ederim var ya çok dua edin. Dedim inşallah size doğru gelmez bişey abi ya" dediği, Emre'nin "Ya bu pezevengin Müslümanlığı da yoktur. Ne işi vardı bunun bu işlerle ben anlamadım ki" "Sen bunun hiç Müslümanlığını falan biliyor musun? ...Sen yattın sen bu pezevenkle" dediği, Şemsettin'in "Beş altı ay beraber kaldık karşıda." dediği, Emre'nin "Hiç Allah dediğini duydun mu?" diye sorduğu, Şemsettin'in "Yok valla duymadım" dediği, 15.08.2006 günü saat 15.40'ta Semih Tufan GÜLALTAY ile Haşim...? arasındaki telefon görüşmesinde; Haşim'in "Semih Bey merhabalar Albay Haşim." Şeklinde kendini tanıttıktan sonra bir süre hal hatır ettikleri, daha sonra Haşim'in "...Özkan'ın durumu hiç iyi değil ne oldu ya?" diye sorduğu, Semih'in ise "Bi ara uğra da bi konuşalım" dediği ve ertesi gün görüşmeye karar verdikleri, 13.09.2006 günü saat 19.09'da Semih Tufan GÜLALTAY ile Gürkan TEMELLİ arasındaki telefon görüşmesinde; Gürkan'm "Başkanım hemen Starı açar mısın hemen." dediği, Semih'in "Ne var son dakika?" dediği, Gürkan'm "Şeyi diyor... İntikam tugayı üstlendi diyor. Diyarbakır'daki olayı diyor, Akın BİRDAL suikasti falan onlardan bahsediyor." "Bi izleyin başkanım hala devam ediyor şuan devam ediyor." dediği, Semih'in "Herhalde yine birileri bana kuyu kazıyor" dediği, Gürkan'm "Tamam normalden görüşürüz birazdan Başkanım." dediği, 17.02.2007 günü saat 10.21'de Semih Tufan GÜLALTAY ile Ali ŞİBİROĞLU arasındaki telefon görüşmesinde; Semih'in "...Ali bey saat l'de İDRİS PAŞAYLA randevumuz var" dediği ve Taksim'de bulunan Ramada otelin adresini tarif ettikten sonra "Sen bi dosya kataloklar broşür falan hazırla." dediği, 17.02.2007 günü saat 14.50'de Semih Tufan GÜLALTAY ile Ali ŞİBİROĞLU arasındaki telefon görüşmesinde; Semih'in "Şimdi Ali bey" "Çıktıktan sonra SAYIN PAŞAMLA da konuştuk." "Bu Bulgaristan'daki iş 430 kilometre otoban işi" "bunun ışıklandırması, aydınlatmasını sana vericekler" "Ora diyor çok iş var diyor. Bide orası artık Avrupa Birliği'ne girdi." "şey konusuna da, çalık konusuna da sizi görüştürecek." dediği, Ahmet'in "Yani zaten bizim gelmek istediğimiz noktayı çok hızlandıracak bir oluşum olmakta ve hayırlısı olsun bu gerçekten çok önemlidir" dediği ve yorumlan sonraya bırakmak istediğini belirttiği, 01.02.2008 günü saat:13.55'de Hayrettin ERTEKİN ile Emre GÜLALTAY arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Konuşmaların içeriğinden Emre'nin ÇİN ülkesinde bulunduğu, Emre'nin bulunduğu yerden KATAR ülkesine .geçeceğini sonra tekrar döneceğini ve dernek kuracağını söylediği, sonra bir süre Emre 'nin bulunduğu ülkede birlikte ortak Fırın ■ >•

açma meselesini konuştukları, bir süre ülkenin gündemi ile ilgili konuştuktan sonra Hayrettin'in "...EN İYİ KÜRT ÖLÜ KURTTUR dediğim için 301. maddeden DGM'DE yargılanıyorum inşallah ceza verirler de ben de tarihe geçerim..." dediği, bir süre bu çerçevede konuştuktan sonra Hayrettin'in "...ben seni tanıyorum yani seni biliyorum... ....diyorum ki yanındayım sonuna kadar, her zaman, yani bunu bilesin" "...ne derlerse desinler ORGANİZE ÇETE DESİNLER bilmem hain desinler..." dediği, bir süre daha konuştuktan sonra Emre'nin ""Yalnız ben sana bir şey söyleyim mi ÇOK BÜYÜK STRATEJİ HATASI YAPIYORUZ biz yapıyoruz biz başından beri" "abi en büyük tehlike kim biliyor musun bunlar değil en tehlikeli olanlar İKİNCİ CUMHURİYETÇİLER" "bak biz biz şimdi bunları köşeye sıkıştırıyoruz, zannediyoruz bu Ak parti ve o adamın ismi esasında ikinci cumhuriyetçiler bunları kullanıyorlar, biz bunları korkuttukça bak bizi öcü diye gösteriyorlar, bunlar diyorlar sizi kesecek öyle yapacak böyle yapacak ...DİYORLAR ONLARIN ÜZERİNDEN BİZE OPERASYON YAPIYORLAR" "abi bütün basını ele geçirmişler" "...abi olmayan bağlantılar olmayan suçlamalar ya o gazeteci kadını ne hale getirdiler Güler KÖMÜRCÜ'YÜ" "ya o garibim o SEVGİ ERENEROL'A yaptıkları ya" dedikten sonra görüşmenin sonlarına doğru türk-çin işadamları adı altında bir dernek kurmayı planladıkları, Türkiye'deki dernek başkanının Hayrettin ERTEKİN olması, yurtdışındaki dernek başkanın da İbrahim..? isimli şahıs olması yönünde konuşmalar yaptıkları tespit edilmiştir. ŞÜPHELİ ALİ YASAK'IN ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İRTİBATI Ali YASAK 1958 Urfa doğumludur. Drej Ali lakabı ile tanınır. "Drej" lakabı boyunun uzun olmasından dolayı Kürtçede uzun anlamına gelen "drej" kelimesinden gelmektedir. Aynı anne babadan olma toplam 8 kardeştir. İstanbul Hukuk Fakültesinde 2. sınıfta okurken babasının vefat etmesi üzerine okulu bırakmış, 1983 yılında da vatani görevini yapmak üzere askere gitmiştir. 1978 yılında üniversite öğrencisi iken kanunsuz yürüyüşe katılmaktan tutuklanmış, yine aynı yıl içersinde karşıt görüşlerle girdiği çatışmada silahla yaralanmıştır. 1988 yılında kardeşi ile ilgili Milliyet gazetesinde bir haber çıkması nedeniyle gazeteyi kurşunlatan Ali YASAK 1990 yılından sonra yeraltı dünyasında ismini duyurmaya başlamıştır. 28 Eylül 1996 günü Ali YASAK'm adamlarının Tuzla ilçesi yakınlarında bulunan OPET benzin istasyonuna tahsilat amaçlı gittikleri sırada meydana gelen silahlı çatışma olayında, diğer taraftan Mahmut ŞAHİN, Ali YASAK'm adamlarından da yeğeni Nihat Yasak ölmüştür. Mahmut ŞAHİN öldürüldükten sonra ona ait olan benzin istasyonu Ali Yasak'a geçmiştir. 2003 yılı içersinde Ataköy de meydana gelen silahlı çatışma olayı ile ilgili yapılan soruşturma sonucunda Ali YASAK ve adamları hakkında "Çıkar amaçlı silahlı suç örgütü kurmak, gasp yapmak, adam öldürmeye tam teşebbüs etmek, tehdit etmek" suçlanndan haklarında işlem yapılmış ve tutuklanmışlardır. Söz konusu olaylarla ilgili Ali YASAK ve adamlarının yargılaması İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde tamamlanmış ve 14,5 yıla kadar değişik miktarlarda hapis cezalarına çarptırılmışlardır. Sonuç olarak: Ali YASAK hakkında bu güne kadar yapılan işlemlerverilen mahkeme kararlarları, meydana gelen olaylar ve elde edilen tüm deliller Ali YASAK'm çıkar amaçlı suç örgütü lideri olduğunu ve bu güne kadar birçok eylemler gerçekleştirdiğini açıkça göstermektedir. Çıkar amaçlı suç örgütü olarak bilinen bu Ali YASAK'm uzun yıllardan beri Veli KÜÇÜK ile tanıştıkları ve ilişki içersinde oldukları anlaşılmaktadır. Şüpheli Ali YASAK'm 25.01.2008 günü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce alman ifadesinde;


V-, ^ > '^pdrM' 269

1999 yılında Eminönünde bulunan Hamdi Et Lokantasında yemek yerken, lokantanın sahibi Hamdi ARPACI vasıtası ile Veli KÜÇÜK'le tanıştığını, daha sonra kendisini senelerce görmediğini, 1-2 sene sonra tesadüfen İstinye'de bulunan Avcılık Atış Kulübünde Veli KÜÇÜK ile karşılaşıp selamlaştıklarmı, bunun haricinde Veli KÜÇÜK ile ne telefonla ne de yüzyüze görüşme yapmadığını beyan etmiştir. Sami HOŞTAN'ı kardeşi Mehmet YASAK'm düğününe geldiği için tanıdığını, bayramlarda ve özel günlerde ara sıra telefonla görüştüklerini, bu şahısla herhangi ortak bir iş yapmadığını beyan etmiştir. Tuncay GÜNEY isimli şahsı ise tanımadığını beyan etmiştir. "ERGENEKON" ve "LOBİ" belgeleri sorulduğunda, Bu terimleri ilk defa duyduğunu, böyle bir yapılanma hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını beyan etmiştir. Susurluk kazası sorulduğunda; hatırlamadığı birisinin telefonla aradığını ve kazanın olduğunu söylediğini, bunun üzerine Tuncer..? isimli şoförü ile birlikte Susurluk'a gittiğini, cenazelerin alınıp Susurluk adliyesine götürüldüğünü duyduğunu ve direk olarak adliyeye gittiğini, adliyeye gittiğin de Sami HOŞTAN, Ayhan ÇARKIN ve isimlerini hatırlayamadığı kalabalık bir grubun olduğunu gördüğünü, yaklaşık 3 saat sonra bu kalabalık grup ile birlikte Abdullah ÇATLI'nın cenazesini alarak Nevşehir'e gittiklerini, cenazeyi defnettikten sonra İstanbul'a döndüğünü, Sedat BUCAK'ı Urfa milletvekili olduğu için tanıdığını, Sedat BUCAK'm babasını tanıdığını, zaten bu nedenle Sedat BUCAK'ı da uzun yıllardır tanıdığını, ortak ticari bir faaliyette bulunmadığını, Abdullah ÇATLI'yı 1978 yılında tanıdığını o dönem Şanlıurfa Ülkü Ocakları Yönetim Kurulunda olduğunu, Abdullah ÇATLI'nın da Ankara Ülkü Ocakları Genel Başkan yardımcısı olduğunu, Urfa'ya ocak olarak geldikleri için bu şekilde kendisini tanıdığını, birkaç defa kendisi ile görüştüğünü, ancak o dönem ülkü ocaklarında faaliyet gösterdiği için görüşmelerinin bu çerçevede olduğunu, daha sonra Urfa'dan ayrıldığını, ülkü ocağı ile ilişkisinin kesildiğini ve 1979 yılından sonra Abdullah ÇATLI ile hiç görüşmediğini, Abdullah ÇATLI'nın Mehmet ÖZBAY kimliğini kullandığını bilmediğini, Abdullah ÇATLI olarak tanıdığını, kaza yapan oto içersinde olduğu bahsedilen çantadan haberinin olmadığını beyan etmiştir. Susurluk kazası ile ilgili Tuncay GÜNEY'in beyanları sorulduğunda, yalan olduğunu, çünkü o tarihte Veli KÜÇÜK'ü tanımadığını beyan etmiştir. Korkut EKEN'i tanıyıp tanımadığı sorulduğunda; 1982 yılında Ankara ilinde emekli Hakim Tahir İLHAN vasıtası tanıdığını, ara sıra özel günlerde telefonlaştıklarmı, ayrıca 1991-1992 tarihlerinde İstanbul'a geldiğinde bir kere görüştüklerini, Korkut EKEN'e araba lazım olduğu için bir araba ve şoför verdiğini beyan etmiştir. Halbuki Tape: 1430, 31.10.2007 günü saat:12.10'da Ali YASAK ile Korkut EKEN arasındaki Ali'nin "Amcaların amcası, abilerin abisi nasılsın?" diye başlayan telefon görüşmesi içeriğinden aralarındaki ilişkinin anlattığı seviyede olmadığı, birlikte iş görüşmeleri dahi planladıkları görülmektedir. Şüpheli Veli KÜÇÜK ifadesinde; Ali YASAK'ı tanıdığını, iki kez karşılaştığını, birincisinin Eminönünde bulunan Hamdi Et lokantasında, lokanta sahibi, Hamdi ARPACI nın yanında gördüğünü, bir kez de İstanbul avcılık ve atıcılık kulübünde gittiği bir yemekte karşılaştığını, ayrıca Ali YASAK'ı Yeditepe Üniversitesinde de bir kez gördüğünü, ama ne amaçla orada olduğunu bilmediğini beyan etmiştir. Şüpheli Sami HOŞTAN ifadesinde; Drej Ali lakaplı Ali YASAK'la, kardeşi Mehmet YASAK'm düğününde tanıştıklarım, kendisi ile herhangi bir işi olmadığını, susurluk olayı nedeni ile yattığı cezaevinden 2002 yılında çıktıktan sonra Bakırköy' deki ofisine geçmiş olsun demeye geldiğini beyan etmiştir. "j ~~' ^

270 ^ ' V . ^ ^"1


2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY ile yapılan mülakatta Ali YASAK ile ilgili olarak; Veli Paşa'nm Giresun'da olduğu dönemde, birlikte oturup sohbet ettiklerini, yanlarında oranın Kurmay Başkanı, bir de Albayın bulunduğunu, televizyona^ Veli KÜÇÜKLE ilgili bir haber dinlediklerini, daha sonra Veli KÜÇÜK'ün "Mehmet AĞAR'da ölecekti biliyorsun, o gün onlar oteldeydiler, bunlar aslında hep beraber gitmeleri, o kazada olmaları gerekiyordu, bizimkiler öbür arkadaki arabadaydılar, Allah' tan o çantayı DREJ ALİ aldı, bunu ben kendi başıma mı yapmışım, bu kadar işi Veli KÜÇÜK olarak tek başına mı yapmışım, yani eğer beni gönderirlerse, ben de konuşacağımı konuşurum" dediğini, Kaza yerine ilk giden şahsın Drej Ali olduğunu Veli Paşa'nm orada bulunan görevlileri arayarak, cenazenin Drej'e teslim edilmesini söylediğini Veli Paşa'nm olay sonrasında "Allahtan biz o çantayı şey yaptık, eğer çanta başkalarının eline geçseydi mahvolurduk, bizi bertaraf ederlerdi" dediğini beyan etmiştir. Ayrıca Sami HOŞTAN'ın uyuşturucu meselesi ile ilgili DREJ ALİ'NİN Bakırköydeki bürosunda Sami HOŞTAN ile buluştuklanm ve görüşme yaptıklannı beyan etmiştir. EL KONULAN BELGELER Soruşturma kapsamında yakalanan Doğu PERİNÇEK ve 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY isimli şahıslardan "BİRLEŞİK KOMÜN" isimli doküman ele geçirilmiştir. Aynca Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN isimli şahıslardan da "SECURİTY A.Ş. ULUSLARASI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ", "PROTOKOL A.Ş. ULUSLARASI HALKLA İLİŞKİLER PROJESİ" isimli dokümanlar ele geçirilmiştir. Tüm bu belgelerin incelemesinden, SECURİTY A.Ş. ULUSLARASI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ" ve "PROTOKOL A.Ş. ULUSLARASI HALKLA İLİŞKİLER PROJESİ" dokümanlannm Ali YASAK tarafından hazırlanıp örgüte sunulduğu, örgütünde söz konusu belgelerde anlatılan çalışmalarla ilgili "BİRLEŞİK KOMÜN" belgesi içerisinde değerlendirme yaptığı ve sonuçtan Ali YASAK'a bilgi verdiği değerlendirilmektedir. Çünkü "BİRLEŞİK KOMÜN" dokümanının son sayfasında; "Sayın Ali YASAK, Öncelikle son derece memnuniyet verici içten yaklaşıklannızm titiz ve ciddi bir dikkatle değerlendirmeye alındığını bilmenizi isteriz. Ticari şirket girişim önerileriniz kurumumuza bir rapor olarak sunulmuştur. Raporlarda yer alan öneriler dayanışma prensipleriyle değerlendirilmiştir. Özetle ifade edilen hususlann dikkate alınması önemle rica edilir. Başanlı çalışmalannızm devamlılığını dileriz. Ekte bilgilerinize sunulan "LOBİ" kodlu doküman "BİRLEŞİK KOMÜN"ün amaçlannı açıklıkla ortaya koymaktadır. Saygılanmızla. Birleşik Komün." yazdığı görülmüştür. DEĞERLENDİRME Ortada hiçbir soruşturma yok iken 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY Ali YASAK ile ilgili bir takım anlatımlarda bulunmuştur. Soruşturma kapsamında yapılan aramalarda ise az önce belirtilen dokümanlar ele geçirilmiştir. Ali YASAK ise ifadesinde "ERGENEKON" ve "LOBİ" terimlerini ilk kez duyduğunu ifade etmiştir. Diğer taraftan Abdullah ÇATLI'yi 1979 yılından beri yani susurluk kazası meydana geldiği tarihe göre tam Onyedi yıldan beri görmediğini beyan ettiği halde, kazadan hemen sonra haberinin olması ve her gün görüştüğü bir dostu gibi anında kaza yerine giderek ilgilenmesi dikkat çekici bir durumdur. VELİ KÜÇÜKTEN EL KONULAN AJANDA \ ._*--' v

Veli KUÇUK'ün ikametinde yapılan aramada elde edilen, 2005 yılma ait gri renkli Erenköy Ülkü Ocakları ajandasında; "10 Kasım Perşembe tarihli sayfasında Ziya BANDIRMALIOĞLU'nun duruşması" şeklindeki not yazdığı tespit edilmiştir. Bu tespit Veli KÜÇÜK'e sorulduğunda, Ziya BANDIRMALIOĞLU ile hemşeri olduklarını, Ziyanın Stratejik Güvenlik A.Ş isimli şirketinde, güvenlik projeleri ile ilgilendiğini, kendisine sorulan ajandadaki notu da, Ziyanın görevinin ne zaman nasıl yapacağı konusunu takip etmek için, yani meşgul olduğu günleri tespit etmek için mahkeme gününü not olarak yazdığını beyan etmiştir. TELEFON GÖRÜŞMELERİ Tape: 0000181, 27.02.2007 günü saat: 15.31 sıralarında Ziya BANDIRMALIOĞLU ile Okan İŞGÖR arasındaki telefon görüşmesinde; Aralarında bir süre merhabalaştıktan sonra, Okan İŞGÖR'ün "Dünkü konuyla ilgili uğrayacaktım, ben sana akşam söylediğin konuyla ilgili. Güvenlik okulla ilgili" dediği ve görüşecekleri konuyla ilgili olarak Ziya BANDIRMALIOĞLU'nun, Orhanlı'ya bağlı Akfırat beldesini tarif ettiği, Okan İŞGÖR'ün "Sizin müdür Melih Beymiydi?" diye sorduğu, Ziya'nm "He Melih Bey. Melih İŞCAN." dediği, Okan'ın başka kimin olduğunu sorması üzerine Ziya'nm "Başka kimse yok. VELİ PAŞA VAR BEN VARIM İŞTE" dediği, bunun üzerine Okan'ın "Veli Paşa, sen, Melih bey. Okan bey ayrılıyor" dediği, Ziya'nm "Ha. Ayrılıyor" dediği, Okan'ın okulun yönetiminin kimde olduğunu sorması üzerine Ziya'nm " Şey yönetim kurulu başkanı PAŞAM işte." dediği ve bir araya gelip görüşmek için ertesi günü karalaştırdıklan, görüşmenin devamında Ziya BANDIRMAMLIOĞLU'nun "Ama bu akşam her an bize bir baskın olabilir ha." dediği, Okan'ın "Abi sizde iş olduktan sonra söylüyorsunuz. Ben size ne güzel söylerdim ya" dediği ve görüşmenin sona erdiği, Tape: 0000192, 28.02.2007 günü saat: 12.51 sıralarında Ziya BANDIRMALIOĞLU ile X şahıs/Veli KÜÇÜK arasındaki telefon görüşmesinde; X şahsın "Ziyaveli Paşamı bağlayacağım." dediği, daha sonra telefonda Veli KÜÇÜK'ün Ziya'ya "Ziya. Ali beyle görüştünmü?" diye sorduğu, Ziya'nm "Görüştüm paşam" dediği Veli KÜÇÜK'ün "Ne oldu?" diye sorduğu, Ziya'nm "Sizin söylediğinizi söyledim paşam. Aynen sizin söylediğiniz gibi, biz Bursa Şubesiyle.." dediği Veli KÜÇÜK'ün "Tamam peki öyle" dediği, Ziya'nm "Bursa şubesiyle birleşmiş dedim" dediği Veli KÜÇÜK'ün "Tamam oldu peki sağol" dediği, Ziya'nm "Tamam tamam paşam" diyerek görüşmenin bu şekilde sona erdiği, Tape:1069, 24.11.2007 günü saat : 12.16'de Veli KÜÇÜK ile Sema ARABACIOĞLU (Ziya BANDIRMALIOĞLU'nun eşi) arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Veli'nin "Şubat'ın sonuna mı attılar yine" dediği, Sema'nm "Mart'm 28 Marta attılar bayağı nisana yakın da bayağı çok fazla da attılar" "MAHKEME ÇOK GÜZELDİ BABA. Ben de gittim birlikteydik zaten Deniz ablayla. ... Mahkeme sonrasında sıkıntılı bir süreç oldu. Bir tarafa ayırdılar mahkemeye gelen ziyaretçileri. Kimlik kontrolü üst arama yaptılar. ... Mahkeme sonrasında sanki böyle herşey mahkeme sonrasında her şey hızla gelişti." ... Ziya için sıkıntılı hiçbir şey yok." "Yani bu başka birşeye bağlamaya çalışıyorlar. Bilmiyorum bi Hacısüleymanoğlulanyla alakalı bir şeye mi bağlamaya çalışıyorlar acaba? ... Ziyadan yüzde yüz eminim. Çünkü benim telefonlarımı kullanıyor ve şeyim yani bak numaraların herşeyi bana detayı gelir. Ziya takibimde olduğu için sıkıntılı birşeyi yok..." "Onlar organizeymiş hala" "Sabah sordum. İfadeleri felan alımyormuş. Ekrem'i aramışlar. Ekrem aradı beni. Dedi aradılar anne, beni de çağırdılar Organizeye dedi. İfade vermemi istiyorlar dedi." dediği Veli'nin "Hiçbir şey yokken de almazlar. Vardır başka bir şeyleri onların ya." dediği tespit edilmiştir. '^tyh^r^ NURİ ve VEDAT ERGİN KARDEŞLERLE ALAKALI CDEKİ GÖRÜNTÜLER

Soruşturma sırasında C. Başsavcılığımıza gelen ihbar mektubu içersindeki CD'de ki görüntülerden ve bu görüntüler içersindeki Nuri ERGİN ve Vedat ERGIN'in söylemlerinden Mustafa DUYAR'm öldürülmesi olayını Veli KÜÇÜK'ün azmettirdiği yönünde ifadelerin yeraldığı görülmüştür. Hatta CD içersindeki görüntülerden ve konuşmalardan Nuri ERGİN ve Vedat ERGİN kardeşlerin Mustafa DUYAR'm öldürülmesi olayını Devlet adına gerçekleştirdiklerini zannettikleri, bu durumuda açıkça ifade ettikleri anlaşılmaktadır. Söz konusu CD'nin yapılan incelemesinde özetle; Söz konusu CD'nin içeriğinde 01.47 saniyeden oluşan görüntülerin olduğu, görüntülerde Karagümrük Çetesi olarak bilinen Nuri ERGİN ve kardeşi Vedat ERGİN'e ait görüntülerin olduğu, bu görüntülerin Uşak Cezaevinde meydana gelen cezaevi isyanı ile ilgili görüntülerin olduğu anlaşılmıştır. 00.08 saniyeden sonra Nuri ERGIN'in kiremit renkli bir binanın penceresinden çıkarak sağ elini yukarı doğru kaldırıp işaret parmağını sallayarak "BU DEVLET BANA MUSTAFA DUYAR'I ÖLDÜRTTÜ, BEN ÖLDÜRTTÜM, ŞİMDİ CANLI SÖYLÜYORUM" dedikten sonra görüntünün sona erdiği, 00.21 saniyeden sonra Vedat ERGIN'in jandarma erleri arasında elleri kelepçeli bir şekilde resminin görüntülendiği, görüntünün üzerinde "Eskişehir'de avukat Selim ATEŞ'e saldırı yapanlar, kardeşim Vedat ve adamlarıdır!" şeklinde yazının yer aldığı, 00.28 saniyeden sonra Nuri ERGIN'in muhtemelen duruşmaya getirildiği sırada çekilmiş fotoğrafının görüntüsünün bulunduğu, görüntünün üzerinde "Uşak cezaevinden telefonla çok infaz talimatı verdim" yazısının yer aldığı, 00.37 saniyeden sonra kiremit renkli bir binanın penceresinden Türk bayrağı sallanan görüntünün üzerinde "CEZAEVİ İSYANI YER:UŞAK YIL:2000 FAİLLER: NURİ ERGİN VE ADAMLARI" yazdığı, bayrağın sallandığı pencereden üzerinde sadece iç çamaşırı bulunan kafasına siyah bere geçirilmiş bir şahsın aşağı atıldığı, hemen akabinde ikinci bir şahsın da iç çamaşırh kafasına bere geçirilmiş, elleri arkadan bağlanmış bir şekilde göğsüne doğru 5-6 sefer muhtemelen bıçak darbesi vurulduktan sonra aşağıya atıldığı, 00.48 saniyede Nuri ERGİN'in jandarmalar arasında elleri kelepçeli olarak görüntüsünün bulunduğu, bu görüntünün üzerinde "Kartal'da iki tetikçiyi, Erkut Yargüder Erkan Esengil ve Tuncer Gülşen'e vurdurdum!.." yazdığı, 01.01 saniyede tahmini 10 kişinin bulunduğu bir görüntünün geldiği, görüntüdeki şahısların bazılarının kar maskeli bazılarının ise yüzlerini gizlediği, görüntünün üzerinde "BİZ BU DEVLET İÇİN MERMİ SIKTIK! HEM DE SİZİN İÇİN, HEM DE ASKER İÇİN!" yazdığı, aynı şekilde bir şahsın görüntüde yer alan yazının aynısını söyleyen sesinin duyulduğu, bu sesin daha sonra görüntülerden Vedat ERGİN'in olduğu, 01.06 saniyesinde Vedat ERGİN'in göründüğü, görüntüde "BAK BAK" diye birine seslendikten sonra "VELİ ABİ'Yİ ARAveLİ KÜÇÜK'Ü ARA. BİZİ SOR! BAŞKA BİR ŞEY SÖYLEMİYORUM. ALLAHA EMANET OLUN!.." diye söylediği, aynı şekilde konuşmanın metin olarak görüntüde yer aldığıvedat ERGİN'in görüntülerinin bulunduğu binanın aynısının CD'nin başında Nuri ERGİN'in konuştuğu bina ile aynı olduğu anlaşılmıştır. 5-NAYLON TERÖR GRUPLARI OLUŞTURULARAK TERÖR DÜNYASINA YÖN VERİLMESİ VE TERÖR ÖRGÜTLERİNİN KONTROL ALTINDA BULUNDURULMASI,


273. ^ " > f/ l) r * ^ > ^~~7 J

ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PKK TERÖR ÖRGÜTÜ BAĞLANTISI PANZEHİR ETNİK/BÖLÜCÜ OPERASYONLARIN TASFİYESİ DOKÜMANI Abdullah Öcalan faktörü başlığı içinde "Abdullah Öcalan henüz emekli olmamıştır ve emekliliğede kendisini hazır hissetmemektedir". Yazdığı görülmüştür. "ERGENEKON" dokümanında "TERÖR" başlığı altında; 21 Yüzyılda en önemli sorunlardan birisinin terör olacağı, bu nedenle terör gruplarının kontrol altında tutulması gerektiği, gerektiğinde "NAYLON TERÖR GRUPLARI" oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alınması gerektiği belirtilmiştir. Örgüt yöneticileri "ERGENEKON" dokümanında belirtilen örgütün bu yöntemini gerçekleştirebilmek için "PANZEHİR" dokümanının hazırlanmasını sağlamıştır. "PANZEHİR" dokümanının içeriğinden ve soruşturma kapsamında elde edilen diğer delillerden "ERGENEKON" terör örgütünün birçok terör örgütünü yönlendirdiği ve kontrol altında tuttuğu yönünde ciddi deliller tespit edilmiştir. Bu nedenle öncelikle "PANZEHİR" dokümanının kısa özetinden bahsedilecek, sonrasında da konu ile ilgili elde edilen deliller sıralanacaktır. Söz konusu doküman Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN dan ele geçirilmiş olup 15 sayfadan oluşmaktadır. Söz konusu dokümanın yapılan incelemesinde özetle; "1) AMAÇ VE KAPSAM" başlığı altında; Kürtlerin tarihsel süreç içersinde Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti'ne ihanet etmedikleri, Osmanlı'nın çöküşü ve parçalanışı döneminde, ayrı ve bağımsız bir devlet olma girişiminde bulunmadıkları, Kıbns Banş Harekatı sırasında ülkedeki tüm Askerlik Şubelerinin önünde gönüllü vatandaşlann uzun kuyruklar oluşturduğu, Güneydoğu Bölgesinde de aynı şeylerin yaşandığı belirtilmiştir. Türk Ulusu karşısında yenilgiye uğrayan emperyalizmin Kürt vatandaşlan içersinde bölücülük fikrini aşılayarak devlete karşı ayaklanmalanm sağlamaya çalıştıklan, aynı güçlerin Türkiye'yi parçalamak için Ulusal Devleti ortadan kaldırmanın yolu olarak "FEDERATİF MODEL" önerisini sunduklan belirtilmiştir. "2) EMPERYALİZMİN ETNİK / AYRILIKÇI TERÖR SAVAŞI" başlığı altında; Emperyalist güçlerce uzun yıllar sürdürülen sinsi ve inatçı çalışmalar sonucunda, PKK terör örgütünün oluşumunun sağlandığı ve böylelikle bir "Kürt Hareketi"nin sahneye konduğu, Emperyalist güçlerin PKK terör örgütü taşeronluğunda, önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bölmeyi, daha sonra da yıkmayı planladığı, fakat Türk Silahlı Kuvvetlerinin gösterdiği direncin emperyalist güçleri hayal kınklığma uğrattığı belirtilmiştir. "3) KUZEY IRAK VE KUKLA KÜRT DEVLETİ" başlığı altında; Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği'ne bağlı ülkeler ve Rusya, Türkiye'de sahnelenen etnik/aynlıkçı programa destek verdikleri, bu destekler sonucu PKK terör örgütünün oluştuğu, geliştiği ve sonuçta "Siyasallaştmlmak istenen Kürt Hareketi" sorununun ortaya çıktığı, Ortaya çıkan tabloda, Kuzey Irak bölgesinde bir Kürt devleti oluşturularak ABD ve AB'nin çıkarlanna hizmet edecek bir üs oluşturma çabası olduğu, böylelikle Avrasya bölgesi yeraltı kaynaklannm ele geçirilmesinin hedeflendiği belirtilmiştir.

"4) DEMOKRATİK CUMHURİYET PROGRAMI" başlığı altında; Türkiye'yi parçala ve böl taktiği ile parçalamaya çalışan emperyalist güçlerin ilk hedeflerinin Türk Kültürü olduğu, süreç içinde demokratik sivil toplum örgütlerinin emperyalizmin ülke içersindeki istihbarat, provokasyon ve terör bürolarına dönüştüğü, 2000 yılında CHP'nin "Demokratik Cumhuriyet Programı" ile CHP-PKK ittifakının aynı şeyler olduğu, burada satır arasında ikinci Cumhuriyet programının amaçlandığı belirtilmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin yıllardır savaş verdiği cephelerde, yasal siyasi partilerin ya da hükümetlerin alacağı kararlarla savaşın kazanılmasının mümkün olmadığı, Milli egemenlik ve ulusal çıkarların korunması her ne kadar halkın kendisine emanet edilmiş ise de; siyasi kadrolar, bürokratlar ve teknokratlara emanet edilmeyecek kadar önemli ve kutsal olduğu, bu kutsal emanetin korunması görevinin Türk Silahlı Kuvvetleri ile Türk Gençliğine emanet edildiği belirtilmiştir. "5) KÜRT AYRILIKÇILIĞI ÜZERİNDE İKTİDAR HESAPLARI" başlığı altında; Sözde ulusal çıkarlar, ulusal barış ve Türk - Kürt kardeşliğinin yeniden tesis edilmesi, iç barış ve huzurun sağlanması adına hareket eden siyasi kadroların asıl amaçlarının oy avcılığı olduğu, bu amaç doğrultusunda üretilen politikaların çok sakıncalı olduğu, Sonuç olarak; siyasi kadroların PKK terör örgütü ile diyalog içinde oldukları ve uzlaşma arayışlarına yöneldiklerinin gözlemlendiği belirtilmiştir. "6) ABDULLAH ÖCALAN FAKTÖRÜ" başlığı altında; PKK terör örgütü lideri Abdullah ÖCALAN'm bir savaş esiri olmadığı, dış istihbarat örgütlerinin güdümünde cinayet ve katliamlardan sorumlu, ihanet ve cinayet şebekesinin azmettiricisi olduğu, Fakat ÖCALAN'm sanki bir savaş suçlusu gibi muameleye tabi tutulduğu, bu nedenle eylemleri ve söylemlerinin siyasal zemine oturtulmak istendiği, bu durumun son derece sakıncalı olduğu ve vahim sonuçlar doğuracağı, Emperyalizme karşı mücadeleye yönelen ve kurtuluş savaşını başlatan Mustafa Kemal için idam karan verildiğinin bilindiği, bu idam kararının Türk halkının Mustafa Kemal'e olan bağlılığını artıran bir faktöre dönüştüğü, ancak Mustafa Kemal Paşa'nm sonuç olarak egemenliği ortadan kaldırılmaya çalışan bir ulusun ve parçalanma sürecine itilen Osmanlı İmparatorluğu'nun değerli bir generali olduğu, oysa Abdullah ÖCALAN için böyle bir özellikten bahsedilemeyeceği belirtilmiştir. Yargı süreci devam ederken Abdullah ÖCALAN'm PKK ve HADEP'e yönelik talimatlarının medya aracılığı ile kamuoyuna sıkça yansıtılıyor olması, kamu viCDanmda yararlar açtığı ve dış dünya kamuoyunda da halen önemli bir gücün lideri konumunda olduğu imajı verdiği, bu nedenle ÖCALAN'm medya aracılığı ile mesaj iletmesine imkan verilmesi yerine, bu anlamdaki çalışmalarda ÖCALAN'm yazılı mesajlarının güvenilir kuryeler aracılığı ile iletiminin sağlanmasının çok daha akılcı bir yöntem olacağı belirtilmiştir. Imralı yargı sürecinin beraberinde etnik ayrılıkçı terör olgusunun dünya siyaset platformunda siyasallaşması sürecini doğurduğu, fakat İmralı yargı süreci içinde tutuklu bulunan Abdullah ÖCALAN faktörünün iyi ve verimli bir biçimde değerlendirilemediği, Abdullah ÖCALAN'm İmralı Cezaevindeki tutukluluk ve yargı sürecinden yararlanılarak, PKK başkanlık konseyi içinde yer alması sağlanacak kadrolar ile PKK'nm ABD ve AB üyelerinin kontrol ve hamiliğinden kurtarılarak doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlanmasının sağlanabilmesi gerektiği,


v- .'pd'Vt

Abdullah ÖCALAN'm tutukluluk sürecinden yararlanılması ve PKK başkanlık konseyi kadrolarının süratle tasfiye edilerek yerlerinin elde edilmesi gerektiği, bunu Abdullah ÖCALAN' m gerçekleştirebileceği belirtilmiştir. Özetle "Abdullah Öcalan henüz emekli olmamıştır ve emekliliğede kendisini hazır hissetmemektedir". Yazdığı görülmüştür. "7) CHP'NİN PKK'LAŞTIRILMASI" başlığı altında; Türkiye'nin PKK'nm CHP'üleştirilmesi girişiminde bulunmadığı, fakat Pentagon merkezli AB destekli uzmanların CHP'yi PKK'lılaştırmayı akıl edebildikleri belirtilmiştir. "8) OPERASYON" başlığı altında; Abdullah ÖCALAN'm yargı süreci içinde gerçekleşebilecek olan bu operasyonun temel hareket noktasının, PKK yönetim kadrolarının başarısızlık nedeniyle tasfiye edilerek, yerlerine Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarmdan seçilecek olan genç, donanımlı ve uygun subayların atanmasından ibaret olduğu, böylece Pentagon merkezli AB destekli PKK terör örgütünü tümüyle dış güç odaklarının kontrol ve yönetiminden arındırılmış olacağı, Kontrol altına alınmış PKK terör örgütünün yanı sıra aynı uygulamanın HADEP kadroları içinde gerçekleştirilebileceği, Bu operasyon sonucu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalamaya yönelik Kürt hareketine son verilebileceği gibi Kuzey Irak bölgesinde kurulmaya çalışılan kukla Kürt devletinin de önüne geçileceği belirtilmiştir. TBMM'ne Pentagon emrinde ve AB güç odaklarının desteğinde girecek olan PKK uzantısı HADEP'in Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle girmesinde, milli egemenlik ve ulusal çıkarlar adına yarar olduğu belirtilmiştir. 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY yapılan mülakatta konu ile ilgili özetle; Ferit İLSEVER ile görüşmesinde Veli Albayı anlattığını, Ferit İLSEVER'inde Veli KÜÇÜK'ü "Yüzbaşı MİT subayı" diye ilk keşfeden kişi olduğunu söylediğini, Doğu PERİNÇEK in yasaklı olduğu dönemde Sosyalist Parti nin Güneydoğu' da propaganda yaptığım, Ferit İLSEVER Sosyalist Parti başkanıyken Abdullah ÖCALAN ve Doğu PERİNÇEK'in ittifak yaptıklarını öğrendiğini, Veli KÜÇÜK'ün karadenizde, Giresun'da görev yaptığı dönem içersinde, DEHAP'm Dursun KARATAŞ'la arasının iyi olduğunu, Abdullah ÖCALAN' lada arasının iyi olduğunu, bunun başında da Meral KIR' isimli bir bayanın olduğunu ve ceza evinde yattığını, bu bayanın kitaplarının da bulunduğunu, Veli KÜÇÜK'ün bu bayana haber göndererek "Meral, Dursun'a söyle, benim bölgemde PKK ile yapmış olduğu ittifakı bozsunlar" dediğini, Daha sonradan Veli KÜÇÜK'ün kendisine; Meral KIR'm Dursun KARATAŞ'a mektup göndererek, "Dursun, Veli Paşa'nm olduğu bölgede ben eylem yapmam. Siz bu hatayı Bedri YAĞAN ile beraber yapmıştınız, ben örgütümün helak olmasını istemiyorum" dediğini anlattığını, Veli KÜÇÜK ile Meral KIR'm sık sık görüştüğünü, Kendisinin bir dönem Suriye'ye gittiğini, Kilis Öncüpmar kapısından girerken polislerin kendisine ait çantayı aradıklarını ve Doğu PERİNÇEK ile Abdullah ÖCALAN' m birlikte çekilmiş fotoğraflarını bularak aldıklarını, bunlan Hanefi AVCFmn gazetelere verdiğini, Veli Paşanın, Hanefi AVCI'yı hiçbir zaman sevmediğini,

Doğu PERİNÇEK ile PKK terror örgütünün ittifakının halen devam ettiğini, Abdullah ÖCALAN'm Suriyeden çıkması sonrasında, onun avukatı olan Doğan ERBAŞ'm Doğu PERİNÇEK'e gelerek Türk Askerleriyle işbirliği yapmak istediğini ve Apo'nun teslim olacağını söylediği, Doğu PERINÇEK'in de bunu kendisine anlattığını, kendisinin bu konuyu Veli KÜÇÜK'e ilettiğini, Veli paşanın talimatı ile İşçi Partisi lideri Doğu PERINÇEK'in odasında Doğan ERBAŞ'la görüşme yaptıklarını, bu görüşmede Adnan AKFIRAT'ında bulunduğunu, Doğu PERİNÇEK'in kısa bir sure kaldığını, bu görüşmede Abdullah ÖCALAN'm hangi şartlarda teslim olacağının konuşulduğu, Avukatla üç kez görüşme yaptıklarını, hatta teslim olduktan sonra Abdullah ÖCALAN'm sorgusuna kimin gireceği, sorguda Doğu PERİNÇEK ve diğer birçok ilişki konusunda temkinli davranılması konularının konuşulduğu, Abdullah ÖCALAN'm General Veli KÜÇÜK'e iletilmek üzere "bir muhatap arıyorum" isimli kitabının verildiğini, kitabın en arkasına basılmış vaziyette Veli paşaya bir mektup olduğunu söylediklerini, Abdullah ÖCALAN'm şartlan arasında; -Avrupa dan barış heyetleri gelecek, bunların kabul edilmesi, -Kuzey Irak tan bir kısım gerillanın bir kısmı itirafçı olarak gelecek, bunlara göz yumularak köylerine dönücekler, -Murat KARAYILAN, Cemil BAYIK gibi üst düzey yöneticiler, yurt dışına gidecekler, -Yurt dışında teröre silahlı propagandaya karışmamış öbür eğitim gönüllüleri Türkiye ye barış gönüllüleri adı altında teslim olacaklar, -Kampların kısaltılacağı, İran da bir kampın kalacağı, Suriye deki kampı, FKÖ ye Filistin Kurtuluş Örgütü ne verileceği, -PKK nm Kuzey Irak ta kalması, bu üyelerin, Türkiyenin üçüncü kol gücü olarak faaliyetine devam etmesi, -Talabani ve Barzani ye kurulan seyyar karakollara, silahlı gerillarm yerleşmesi, -Silahlı gerilla sayısını üç bin (3000) e düşürülmesinin teklif edildiğini, bu görüşmeleri Veli KÜÇÜK'e ilettiğini, onunda yukarıyla bu konuyu görüşeceğini söylediğini, ilerleyen dönemde Veli Paşanın, bu işi Doğu PERİNÇEK'in takip etmesini, Doğan ERBAŞ'm MİT ve Özel Kuvvetler tarafından takip edildiğini anlattığını, kendilerinin geri çekildiğini, Bir dönem K.Irak'a gitmek üzere Ayşe ÖNAL, Bengüç...?, Doğan DUYAN (Aydinlik Dergisi Paris muhabiri) isimli şahıslarla Habura gittiklerini, altlarında Beş yirmi (5.20) İ BMV koyu yeşil cırtlak bir araba olduğunu, haburda Gümrük Baş Muhafızı Müdürü Cemal ? in adamlarının kendilerini karşıladığını, daha öne gümrükte Veli KÜÇÜK'ün adamı ve Jitemde çalışan Ali Balkan METE olduğunu, ayrıca Veli paşanın Cemal ?'i de tanıdığını, arkalannda konteynırlı iki arabanın daha olduğunu, bunlann içinde silah olduğunu Habur Hac konaklama tesislerinde Yaşar....? isimli şahıstan öğrendiğini, JİTEM den gelen elemanlannda yanlannda olduğunu, araçlara arap plakası takıldığını, Gümrük Müdürü Cemal'in pasaport işlemlerini hallettiğini, K.Irak'a geçtikten sonra Zahoya, daha sonro Dohok'a gittiklerini, bir hafta kadar kaldıklannı ve Erbile geçtiklerini, orada altlannda bulunan BMW'nin alındığını, başka bir araç verildiğini, Kürdistan Başkanı Kosret RESUL ile görüştüklerini, orda kaldığı dönemlerde, Jitem subaylanyla silahlardan onikibin (12000) adetini Barzaniye, (12000) adetinin Talabaniye verildiğini, ancak Kosret RESUL'un kendilerine altı bin (6.000) adet silah verildiğini söyleyerek "Tamer hep bize böyle şçyie»-ya,pıyor" dediğini, geriye kalan altı bin (6.000) silahın ise Talabaninin adanılan ve Binbaşı Tamer ve diğer subaylann, Kale Dizar


denilen Komisin Parti binasında PKK'lı Cemil BAYIK'a teslim ettiklerini, Cemil BAYIK'm bu silahların, Doğu PERİNÇEK in organizesinde, yani üst kadro içindeki "cunta" hareketinden geldiğini bildiğini, K.Irakta muhatap olduğu şahısların kendisini, "Doğu PERİNÇEK'in referansıyla Ankara'dan Aydınlık Dergisinden geliyor" şeklinde tanıdıklarını, zaten yanında Aydınlık dergisi Paris muhabiri Doğan DYANIN da bulunduğunu, Doğu PERİNÇEK'in bir dönem PKK ile ittifakı bozduğunu söylediğini, ancak bu ittifakın devam ettiğini, Türk gladyosunun içinde Doğu PERİNÇEK Ömer SÜRÇİ gibi, Irak Küdistan Kominist partisi ve PKK gibi örgütlerin ilişkilerinin devam ettiğini, Daha sonraki dönemlerde, Kırıkkale Silah Fabrikasında büyük bir patlama olduğunu, Veli KÜÇÜK'ün bu patlamayla ilgili kendisine haber yapmasını söylediğini, Veli paşanın, Çevik BİR paşayı CIA nm adamı olarak gördüğünü, bu yüzden talimatlan ile bu patlama olayını Çevik BİR gurubunun üzerine yıktıklarını, bu yönde haber yaptıklarını, haberlerin kendi istekleri doğrultusunda Aydınlık ve Hürriyet gazetesinde çıktığını, neden bu şekilde haber yapıldığını bilmediğini ancak Veli Paşanın Karadeniz den Elçibey'e giden silahların ortaya çıkmasından korktuğunu, Kuzey Irak'a giden silahlardan korkmadığını, çünkü orasının çok karışık olduğunu, fabrikaya yapılan sabotajı kimin yaptırdığını bilmediğini beyan etmiştir. Tuncay GÜNEY'in bu iddiaları ile ilgili araştırması yapılabilecek konularda araştırmalar yapılmış ve elde edilen sonuçlar Tuncay GÜNEY'in doğruluğunu göstermiştir. Diğer taraftan Tuncay GÜNEY'in bu iddiaları usulünce Veli KÜÇÜK'e sorulduğunda yine Tuncay GÜNEY'in anlatımlarını doğrular nitelikte beyanlarda bulunmuştur. Şimdide sırası ile bu hususlar anlatılacaktır. Tuncay GÜNEY bir dönem Ayşe ÖNAL, Bengüç...?, Doğan DUYAN (Aydinlik Dergisi Paris muhabiri) isimli şahıslarla Kuzey Iraka gitmek için Habura gittiklerini, burada Gümrük Muhafaza Baş Müdürü Cemal ? in adamlarının kendilerini karşıladığım, daha önce buradaki gümrük Müdürünün Veli KÜÇÜK'ün adamı Ali Balkan METE olduğunu, fakat Veli KÜÇÜK'ün Cemal'i de tanıdığını, sının gece saatinde geçtiklerini, fakat Cemal'in gündüzden Pasaport işlemlerini Polislere yaptırdığını beyan etmiştir. Habur Sınır kapısındaki Gümrük müdürü Cemal... Veli KÜÇÜK'e ifadesinde sorulduğunda; Gümrük Muhafaza müdürü Cemal KARAHAN'ı tanıdığını, bu şahsı 1983 yılında Edirne Gümrük Muhafaza müdrü iken tanıdığını, Aynı yerde görev yaptığı iddia edilen Ali Balkan METE sorulduğunda, bu şahsı da tanıdığını, gümrük görevlisi olduğunu, bir dönem Habur sınır kapısında da çalıştığını, bildiği kadanyla şuanda da Ankara Gümrük Muhafaza Müdürü olduğunu beyan etmiştir. Tuncay GÜNEY, Veli KÜÇÜKLE birlikte olduğu dönemde, Doğu PERİNÇEK'İN referansıyla aydınlık dergisinden bazı muhabirlerle K.Irak'a gittiklerini, Haburda JİTEM den subaylannda yanlanna geldiğini, arkalannda silah yüklü araçlann olduğu öğrendiğini, gümrük geçişlerini müdür Cemal... in yaptığını, JİTEM subaylan ve gazeteci arkadaşlanyla birlikte K.Irak'a geçtiklerini iddiası sorulduğunda Veli KÜÇÜK, Tuncay GÜNEY'in Kuzey Irak'a bir defa gittiğini bildiğini, K.Irak'a gittiği zaman kendisini telefonla aradığını, kendisini Mesut BARZANİ ile görüştürmek istediğini, ancak kendisinin böyle bir görüşme yapmak istemediğini, Tuncay GÜNEY'e kendisini 15-20 dakika sonra aramasını söylediğini, bu arada Milli İstihbarat Teşkilatında görevli Mehmet EYMÜR'ü aradığını ve bu konuyu istihbari bilgi açısından kaydetmelerini ve takip etmelerini söylealiğini bir süre sonra Tuncay GÜNEY'in tekrar aradığını ve bir şahısla görüştürdüğünü, ancak görüştüğü kişinin BARZANİ olduğunu ^

tahmin etmediğini, Tuncay GÜNEY'in o bölgede kendisini havalı göstermek için böyle bir faaliyete girdiğini tahmin ettiğini, Tuncay GÜNEY'in konu ile ilgili diğer iddialarının yalan olduğunu beyan etmiştir. Fakat Tuncay GÜNEY'in ikametinde yapılan aramalarda Tuncay GÜNEY'in Barzani ile yan yana çekilmiş fotoğrafları ele geçirilmiştir. Dolayısıyla Veli KÜÇÜK Tuncay GÜNEY'in iddialarını tamamen yalanlamamakla birlikte iddialar içersindeki satır aralarını tamamen doğrular nitelikte beyanlarda bulunmuştur. Tuncay GÜNEY'in bahsettiği silahlan inkar ederken, giriş-çıkış kayıtlarından Kuzey Iraka gittiğinin tespit edilebileceğini düşünerek Tuncay'ın Kuzey Iraka gittiğini ve kendisini telefonla aradığını ve hatta Barzani ile görüştürdüğünü fakat görüştüğü kişinin BARZANİ olamayacağını beyan etmiştir. Tuncay GÜNEY'in, PKK terör örgütü lideri Abdullah OCALAN'm Suriyeden çıkması sonrasında, Veli KÜÇÜK'ün talimatı ile, Abdullah ÖNCALAN'm avukatı Doğan ERBAŞ ile Doğu PERINÇEK'in odasında görüştükleri iddiası Doğu PERİNÇEK'e sorulduğunda; "Bu görüşmeyi Adnan AKFIRAT bilir. Benim odamda kesinlikle bir görüşme yapılmamıştır. Benim ismimin karıştırılması dahi Tuncay GÜNEY'e ifadelerin yazdmldığım gösterir. O zaman hatırladığıma göre, Abdullah OCALAN'm İmralı'da Atatürk devrimini savunan açıklamalar yaptığını, bazı yayın organlarında okumuştum, hatta PKK yayınlarında da Aponun Türkiye'nin birliği içinde Atatürkçü bir çözüm savunduğu yer almıştı. Adnan AKFIRAT Aydınlık Haber Müdürü olarak bunu yanlış haber yapmamak için Apo ile görüşen avukatı Doğan ERBAŞ'tan sormuştu. Ayrıntıyı AKFIRAT bilir. Kaldıki Doğan ERBAŞ bir avukattır. Onunla görüşmek suç değildir" şeklinde cevaplamıştır. "Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK ve Bölücübaşı Abdullah OCALAN'm avukatı Doğan ERBAŞ'm aralannda yapmış olduklan toplantı da Abdullah OCALAN'm şartlan arasında sayılan; Avrupa dan banş heyetleri gelmesi ve bunlann kabul edilmesi, Kuzey Irak tan bir kısım gerillanın itirafçı olarak geleceğini ve bunlara göz yumularak köylerine dönmelerini, Yurt dışında teröre silahlı propagandaya kanşmamış öbür gönüllülerin Türkiye'ye banş gönüllüleri adı altında teslim olacaklan şeklinde beyanda bulunması üzerine; Bölücübaşı Abdullah OCALAN'm avukatı İrfan DÜNDAR'm 26.10.1999 tarihinde vermiş olduğu dilekçesinde Abdullah OCALAN'm çağnsı üzerine Avrupadan (8) kişilik bir grubun 29.10.1999 tarihinde teslim olacağını belirtmesi üzerine, 29.10.1999 tarihinde kendilerini sözde banş heyeti olarak kabul eden Haydar ERGÜL, Dilek KURT, Aysel DOĞUN, Yusuf KIYAK, Ali Şükran AKTAŞ, Aygül BİDAV , Hacı ÇELİK ve İmam CANPOLAT isimli şahıslar İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne teslim olmuşlardır. Şahıslar ifadelerinde özetle PKK/KONGRA-GEL terör örgütü mensubu olduklanm ve bundan dolayı pişman olmadıklannı, Abdullah OCALAN'm çağnsı gereği banş heyeti olara teslim olduklanm beyan etmişlerdir. Abdullah OCALAN'm avukatı Doğan ERBAŞ, Veli KÜÇÜK ve Doğu PERİNÇEK'in kendi aralannda alman kararlann hepsinin birebir uygulandığı anlaşılmaktadır., Terör örgütünün 1 Eylül 1998 tarihinde tek taraflı olarak ateşkes ilan ettiği, örgütün kırsal alanından ve yurtdışından iki grubun iyi niyet göstergesi olarak Türkiye'ye geldiği, Abdullah OCALAN'm sözde banş için gereken koşullan kamuoyuna açıkladığı, örgütün üst düzey yöneticileri olan Murat KARAYILAN ve Cemil BAYIK gibi üst düzey yöneticilerin yurt dışına çıktıklan tespit edilmiştir.


Abdullah ÖCALAN yakalandıktan sonra gerçekleştirilen ilk kongre olan örgütünün sözde 7. kongresinde alman kararlara bakıldığında; Kapsamlı bir banş projesinin hazırlanması, Abdullah ÖCALAN'a siyasal çalışma özgürlüğü ve sözde Kürdistan'a barış şiarıyla genel bir kampanya başlatılması ve kongrede barış projesinin hazırlanmasının


istenmesi Abdullah ÖCALAN'm Veli KÜÇÜK'ten istedikleri arasında bulunan maddelerden olduğu ve Abdullah ÖCALAN'm talimatlarının birebir örgüt tarafından yerine getirildiği görülmektedir. 15 Şubat 1999 tarihinde Kenya 'da yakalanarak Türkiye getirilen Abdullah ÖCALAN İmralı Cezaevine konmasına rağmen, 15 Şubat 1999 tarihinden bugüne kadar avukatları aracılığıyla örgütü yönetmeye devam ettiği yukarıda bulunan avukat görüşme notlarından anlaşılmaktadır. Abdullah ÖCALAN yakalandığı zaman "benim annemde Türk'tür, eğer bir imkân verilirse seve seve hizmet ederim" demesine rağmen örgütü istediği gibi yönlendirmesi ve örgütün her kademesine vermiş olduğu talimatların birebir yerine getirildiği tespit edilmiştir. ELE GEÇİRİLEN BELGELER Tuncay GÜNEY'in ikaminde yapılan aramada, 03.04.1998 tarihli, "İşçi Partisi Genel Başkanı Sayın D. Perinçek'e" şeklinde başlayan ve "parti önderliği adına, garzan eyaleti karargah komutanlığı" şeklinde biten, terör örgütünün mührü bulunan el yazısı ile yazılmış bir mektup bulunaraka ele geçirilmiştir. Söz konusu mektubun içeriğinde ise;"öncelikle parti önderliğimizin size karşı duyduğu güvenin içtenliğini belirterek önderliğimizin devrimci selamlarını iletmek isteriz. Gerçekten de zorlu dava inanç ve mücadelemiz içerisinde sizin göstermiş olduğunuz özveri ve gerek silahlı, gerek siyasi, gerekse de ekonomik yönden partimize yapmış olduğunuz katkıları kelimelerle ifade etmek mümkün değildir. Yıllardır sömürülen ve faşist T.C ordusunun katliamlarına maruz bırakılan kurt halkının sizin gibi insan haklarına saygılı cesur ve bağımsızlık mücadelesini yürüten partimize çekinmeden destek çıkan yiğit fertlere ihtiyacı vardır. Zaten sergilemiş olduğunuz pratiksel icraatlannız parti önderliğimiz ve Garzan eyaleti karargah komutanlığımız tarafından da büyük bir memnuniyetle takdir edilmiştir. Bundan sonraki dönemlerde de partimiz sizinle sırt sırta çalışmaktan şeref duyacaktır. Partimiz adına çalışmalarınızda başarılar diler saygılarımızı sunarız.. Devrimci selamlar" yazdığı tespit edilmiştir. Zaten Tuncay GÜNEY de Kuzey Irak'a silah sevkiyatını anlatırken oradaki şahısların kendisini Doğu PERİNÇEK'in referansı ile Ankara dan geldiğini bildiğini beyan etmiştir. Öte yandan soruşturma sırasında İstanbul C. Başsavcılığına gelen ihbar mektubundaki PKK terör örgütü resimleri incelendiğinde de, Doğu PERİNÇE'in bir gazetecilikten öte PKK terör örgütünü denetliyor ve teftiş ediyor edaları içersinde bulunduğu görülmüştür. Şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilen FABRİKATÖR isimli dokümanda Doğu PERİNÇEK'ten bahsedildiği, Doğu PERİNÇEK ve grubunun Mao-zedung yolunu benimsedikleri, çok iyi istihbarat toplama yapılarının olduğu, arşivlerinde kişilerle ilgili ciddi manada bilgi ve belgelerin olduğu, bu bilgi ve belgeleri genellikle skandal içerikli provokasyon amaçlı kullandıkları, Ayrıca içeriğinde Kurmay Yüzbaşı Ceyhan KARAGÖZ tarafından 12.12.1994 tarihinde hazırlanan "GİZLİ" ibareli, PKK terör örgütü hakkında ders notu olduğu, bu ders notu içeriğinde PKK terör örgütünün 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır Lice ilçesi Ziyaret Köyünde aralarında Abdullah ÖCALAN, Doğu PERİNÇEK, Ahmet TÜRK, Mehdi ZANA ve Cemil BAYIK gibi kişilerinde bulunduğu, 25 kişi tarafından kurulduğu, devamında örgütün gerek siyasi gerek silahlı girişimi ile PKK'nm Ermeni ve Asala işbirliğinden bahsedildiği, devamında Doğu PERİNÇEK'in bu ders notuyla ilgili Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğu, Dokümanın ilerleyen bölümlerinde PKK'nm genel sekreterinin Abdullah ÖCALAN olduğu, Doğu PERİNÇEK'in Beka vadisindeki PKK kampında Abdullah ÖCALAN ile görüştüğü, ayrıca Abdullah ÖCALAN'ın Türkiye'ye getirilmesi ve İmralı Cezaevine

y~\ 28( fi^ •:'2? •••• ^nJfz^.

kapatılmasıyla başlayan süreç içersinde ÖCALAN'm avukatlanyla Doğu PERINÇEK arasında başlayan teori ve düşünce alışverişinin dikkat çekici olduğu belirtilmiştir. Abdullah ÖCALAN'm Türkiye'ye getirilmesi ve İmralı Cezaevine kapatılmasıyla başlayan süreçte ÖCALAN'm avukatlanyla Doğu PERINÇEK arasında teori ve düşünce alışverişinin yapıldığı hususu hem FABRİKATÖR isimli dokümanda hem de 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY'in anlatımlannda geçmektedir. ERGENEKON terör örgütüne yönelik yapılan operasyonel çalışmada yakalanan Mehmet Adnan AKFIRAT isimli şahsın ikametinde yapılan aramada; "İşçi Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu PERİNÇEK'e başlıklı PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün sözde GARZAN Eyaleti Karargâh Komutanlığı tarafından gönderildiği belirlenen el yazması dokümanda; DOĞU PERİNÇEK isimli şahsın PKK/KONGRA-GEL örgütünün bir neferi olduğu ve liderin (Abdullah ÖCALAN) ona duyduğu güvenin tam olduğu, Türkçülük hareketinin yok olması çalışmalannda kendisinin örgütten daha fazla çaba sarf ettiği'" şeklinde doküman ele geçirilmiştir. İşçi Partisinin Ankara Genel Merkezinde ele geçirilen disket içersindeki word sayfalanndan birisinde 26 Mayıs 2000 günü Doğu PERİNÇEK tarafından Abdullah ÖCALAN'a hitaben yazılan (8) sayfadan oluşan bir mektup ele geçirilmiştir. Bu mektubun yapılan incelemesinde; Doğu PERİNÇEK'in Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Avrupa Birliğine girme süreciyle ilgili görüşlerini, Kürt sorunun çözüm önerilerini ile PKK ve H ADEP hakkında yapılması gereken hususlan anlattığı görülmüştür. Mektup içersindeki duygu ve ifadelerin net olarak anlaşılabilmesi için mektubun özeti yapılmayıp, mektup içersinde belirli paragraflar aynen belirtilecektir. Söz konusu mektupta; "Sayın Abdullah ÖCALAN, Avukatlannız selamlannızı getirdi ve önümüzdeki süreçle ilgili görüşlerimi sordular. Onlara anlattıklanmı Türkiye'nin bağımsızlık ve birliği için duyduğum sorumluluk gereği ayrıca size yazmayı yararlı gördüm." "Türkiye'de demokrasi Kemalist Devrimi tamamlayacak kuvvetlerin eseri olacaktır. Batının büyük devletleri ise bugün demokrasi sürecinin karşısındaki en büyük engeldir. Özellikle ABD ve ikincil olarak Avrupa Birliği Türkiye demokratik devriminin önünü kesen başlıca kuvvetlerdir." "Türk - Kürt birliğinin örgütsel biçiminin birlikte örgütlenmektir. Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Türk ve Kürdü Anadolu'da bir devlet kurmak için Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinde birlikte örgütlemesi bugün de örnek alınacak çözümdür. ... Batının PKK'yı yasallaştırmakta diretmesinin sebebi Türkiye'yi bölme tehdidini elde bulundurmak içindir." "Birlikte örgütlenme aynı zamanda Kürt sorununa kardeşlik çözümünü de hızlandıracaktır. Birlikte örgütlenmenin sağladığı güven ortamında Kürt kitlelerinin demokratik talepleri konusundaki kuşkulann dağılması da kolaylaşacaktır. Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre Kürt Sorununa Kardeşlik Çözümü genel çizgileriyle kabul edilmiş ve Milli Güvenlik Kurulu'ndan geçmiştir." "PKK ve HADEP dağıtılmalıdır. Ayn örgütlenme temelinde kurulan bu örgüler korunduğu sürece bölücülük seçeneği saklı tutulacak ve uygun koşullarda gündeme sokulacaktır. Batı devletleri bu seçeneği elde bulundurmaktan vazgeçmiyorlar." "Dağıtılan PKK'nm silahlı ve silahsız güçlerini Türkiye'nin birliğine ve kardeşliğine kazanmak için uygun çözümler üretilmelidir. PKK yönetimi istese bile yönettiği güçlerin tamamının Türkiye makamlanna teslim olmayacağı ve bu güçler üzerindeki kontrolün Türkiye düşmanı devletlere ve birlik sürecine zarar veren başıbozuk oluşumlara geçebileceği dikkate alınmalıdır. Bu nedenle teslim olan ve dağdan inenler için makul ve gerçekleşebilir bir çözümün geliştirilebilmesi planlanmalıdır. Size, duyurmak istediğim görüşler bunlardır. İyi dileklerimi ve selamlanmı yollanm." / •

"Doğu PERİNÇEK - İşçi Partisi Genel Başkanı" yazdığı görülmüştür. Mektubun bittiği yerde ismin alt kısmında ayrıca "Not: Bu mektubun bir örneği Genel Kurmay Başkanlığının bilgisi sunulmuştur." yazdığı görülmüştür. Şüphelilerden Hikmet ÇİÇEK'in flash diskinde ve İşçi Partisi Basın Bürosundan elde edilen bilgisiyar hard diski içersinde "Prov mekt Oğuz" isimli word sayfası içersinde (2) ayrı şahsın konuşma çözümü olduğu görülmüştür. Söz konusu Word sayfasının yapılan incelemesinde; Yazı metninin başında "Provakasyon Mektubu" yazdığı, devamında "Avukat" ve "Oğuz" olarak belirtilen iki kişinin konuşma çözümü olduğu, metin içeriğinden "Avukaf'm Abdullah ÖCALAN'm avukatı olduğu, "Oğuz"un Özel Kuvvetler'de görevli birisi olduğu anlaşılmaktadır. Metnin içersindeki ifadelerin net olarak anlaşılabilmesi için özeti yapılmayıp, belirli paragraflar aynen belirtilecektir. Söz konusu konuşma metninde; "Dosyanın 1. sayfasında Oğuz: Böyle bir girişimin neden bir yıl sonra başlatıldığını sorabilirsiniz. Daha önce görüşmeler oldu. Protokollar da imzalandı. 1995-96'da Şam'da, Ocalan'm bilgisinde bir protokol imzalandı. Ben bu girişimde kendim bulundum. Daha sonra 1997'de Brüksel'de görüşme oldu. Çevik Bir'e bağlı, Osman albayla görüştü. Ancak bu girişimlerin başarılı olması mümkün değildi. Çünkü Öcalan Şam'da iken kendini "Kartal" olarak görüyordu. Ocalan'm Şam'da olduğu sırada masaya oturulduğu anda, biz beş sıfır mağlup olarak başlıyorduk. Ancak şimdi durum değişti. Öcalan yakalandı, silahlı mücadeleye son vermeyi kabul etti. Şimdi biz beşiz, siz sıfırsınız. Yani Genelkurmay 5, PKK: 0. Bunu kabul ederek görüşmeye başlayabiliriz. Avukat: Bu girişimi çok olumlu buluyoruz. Baştan belirteyim. Ben PKK'yi değil Öcalan'ı temsil ediyorum. Öcalan avukatlarına kendi adına her türlü girişimde bulunma yetkisi verdi. Hatta bizi yeni açılımlar yapmadığımız için eleştiriyor. Öcalan, PKK'dir. Önce Öcalan benimser, PKK ona uyar. Açılımları, Öcalan yapar. Kürt halkı da onu kabul eder. Bugün söylediğinin yarın 180 derece tersini söylese, yine PKK onun arkasından gider. Ocalan'm kabul etmesi sorunu çözer. Biz, Ocalan'm adına ilişkiye geçiyoruz. Oğuz: Biz, Öcalan'a operasyonu yapan gücüz. Yani Özel Kuvvetler Komutanlığı. Genelkurmay adına bu girişimleri yürütmede görevli olan tek kurum. Bu girişimi, soruna bir çözüm bulunması için başlatıyoruz. Size temel politikaları okuyacağım Bizim kayıtlarımızda PKK'li olduğunuz görünüyor, beyin önerisiyle böyle bir girişim başlatmak sizi önerdiğinde biz GBT kayıtlarından sizi inceledik. Orada öyle yazıyoruz. Ocalan'm avukatlarının çoğunun çift hatta üç taraflı çalıştığını biliyoruz. MİT bağlantılıların Ahmet Zeki Okçuoğlu'ndan ibaret olmadığını biliyoruz. Siz de bilin. Oğuz: Bana verilen bilgi, Ocalan'm, dışarıdaki arkadaşlarının böyle bir girişime hazır olduğunu söylediği şeklinde. İmralı'da bir tuğgeneral arkadaşımız var. Öcalan ile sorgu şeklinde olmayan görüşmeler yapıyor. Ve Genel Komutanlık'a rapor veriyor. Ne rapor verildiğini ben konum olarak bilmiyor olabilirim. Bunu isterseniz sorayım. (Sorduktan sonra) Öcalan, dışarıdaki arkadaşlarının bir girişim başlatmak için hazır olduğunu belirtmiş. Dosyanın 2. sayfasında Oğuz: Evet biz rica ettik, mektubu yazdı. Mektup şimdi Genelkurmay Karargâhı'nda. Öcalan'a verildikten sonra bey tarafından elden götürülüp Genelkurmay Başkanı Kıvnkoğlu'na bizzat verilecek. Genelkurmay Başkanı ile Ocalan'm yakalanmasından sonra görüştüler. Oğuz: MİT'le temasa geçmişsiniz. Ciddi bir sonuç almanız mümkün değil. Özgürel'i ciddiye almanız, devleti tanımadığınızı gösteriyor.

Avukat: Biz sorunun esas çözüm yerinin Genelkurmay olduğunu biliyoruz. Ocalan da bize, sorgusu sırasında çok birikimli, donanımlı subaylarla tanıştığını söyledi. Yurtseverliklerine, bilgi birikimlerine hayran kaldığını ve bunu ifade ettiğini söyledi. Böyle bir güce karşı savaştığı için pişman olduğunu da belirtmiş. Hatta, eğer asılacaksam 'Beni siz asm, sizin elinizle asılmak benim için şereftir' demiş. Öcalan, Kuzey Irak'tan gelen Barış Grubu'nun geçişi için bizim Genelkurmay ile doğrudan temasa geçmemezi istedi. Hiç öyle ilişki filan aramayın dedi. Gelmelerine Barzani izin vermiyordu. Genelkurmay'm Türkiye'ye girmelerine izin vermesini istiyorduk. Sonunda bir helikopter yollandı. Alındılar. Bir tuğgeneral gelen heyetle bir saate yakın bir sohbet yaptı. Öcalan, tuğgeneralin söylediklerine aynen katıldığını söyledi. Kardeşin kardeşe kırdınlmasını istemediklerini söylemiş. Öcalan bu görüşe çok değer veriyor. Silahlı sürecin bitirilmesi için Genelkurmay'la açıktan ilişkiye geçilmesini istiyor. Oğuz: Açıktan ilişki olmaz. Bu ilişkiyi kabul etmeye kamuoyu henüz hazır değil. Bu girişimi yayarsanız. Bir sonuç alınmadığı gibi, banşıçı yollan da tıkamış olursunuz. Siz her şeyi propoganda için kullanıyorsunuz. Banş Grubu'nu da öyle yaptınız. Yok bin kişi gelecek filan dendi. Dosyanın 3. sayfasında Semdin Sakık'la da ilişkimiz vardı. Çok iyiydi. Yeşil kanalıyla silah alış verişi yapanlar da vardı. Öcalan sıkıştırdığı için Kuzey Irak'a geçip Barzani'ye teslim oldu. Öcalan yakalanmasaydı, TSK içinde büyük sorun çıkacaktı. Çünkü komutanlardan bir grup, PKK'ye silah sattı, uyuşturucu trafiğini birlikte yürüttü. Siz belki bilmiyorsunuz ama, Barzani ve Talabani'ye verilen 3 bin kaleşnikofun Osman Öcalan'a verileceğini biliyorduk. Aynca başka bir parti silahın teslimatı için bir ekip Şam'a ve Bekaa'ya gitti. Silopi Tugay Komutanlığı, bu işbirliğini belgeledi. Gece görüş dürbününe vanncaya kadar askeri malzeme satışı yapanlar ortaya çıkanldı. Abdullah Öcalan bunlan iyi bilir. Size bunlan söylemiyor. Nasıl yakalandığını da anlatmıyor. Öcalan gözlerini açtığında uçakta ona "Memlekete hoş geldin" diyen de pilot Necati idi. Başından beri girdiği ilişkileri biliyoruz. Örgütü kursun diye Öcalan'a 10 milyon lira verildi. Biz bunlan bilerek konuşuyoruz. Ancak Öcalan biz ona siyasilerden elçi gönderdik onlan tartakladı. Cemil Bayık'la birlikte Melik Fırat'ı küfürle, tartaklayarak geri yolladı. Akm Birdal'm vurulmasının nedeni, insan haklannı, Kürtleri savunması değildir. O, bir kısım askerle MİT'in yürüttüğü silah ve uyuşturucu işinde yer aldı. İş yaptığı ekibe kelek atmaya kalktığı için vuruldu. Cezalandınlması gerekiyordu, yaptığı işin mantığı açısından. Bizim kullandığımız, eski ülkücü çocuklar vurdular. Şimdi cezalarını indirmeye çalışıyoruz. İki taraflı çalışanlar cezalandmlacaklannı baştan kabul etmek zorundadır. Şimdi size bu metni okuyorum, itirazlannız varsa. Söyleyin. Konuşalım. Sonra bu metni size vereceğim. Siz de bir karşı metin hazırlayın. İkinci görüşmemizde bir binbaşı olacak. Orada protokolü hazırlayacağız. Siz bu protokola imza koymaya yetkili misiniz? Akm Birdal'm vurulmasının nedeni, insan haklannı, Kürtleri savunması değildir. O, bir kısım askerle MİT'in yürüttüğü silah ve uyuşturucu işinde yer aldı. Avukat: Bizde bu görüşmelerin tek kişi tarafından yapılmasına iyi bakılmaz, kabul edilmez. İki kişi olalım. Ben şimdi bir şey söylemeyeyim. Gelecek olan arkadaş Öcalan'm avukatlanndan Mahmut Sakar'dır. HADEP'in de Genel Sekreteri'dir aynı zamanda. ^P-~/>«

Oğuz: Biz bu ismi araştıralım. Başka bir yerle bağlantısı olup olmadığını araştıralım. Uygun bulunursa gelsin deriz. Büyük ihtimalle kabul edilir. Çünkü siz referans oluyorsunuz. Haberleşmeyi arkadaşlar üzerinden yapacağız. Biz uygun olup olmadığım bildiririz. Onlar da size iletirler. Dosyanın 4. sayfasında Avukat: Genelkurmay Başkanı pişmanlık yasasının kapsamının genişletilmesini istedi. Öcalan bu gelişmeyi çok olumlu bulduğunu açıkladı. Dağdan inen insanların cezaevlerine doldurulmasını istemiyoruz. Pişmanlık yasasının örgüt liderlerini de kapsayacak hale getirilmesini istiyoruz. Cezaevlerinde 10 bine ulaştı sayı. Bunlann çıkmasını sağlayacak bir düzenleme yapılmalı. Oğuz: İçerideki 10 bin kişiyi çıkarırsanız beş bini PKK için çalışmaya devam edecek. Böyle bir şeye izin verilmez. Bir sürü şehit vererek yakalayıp getirdiklerinizi nasıl serbest bırakırsınız. Yine başlayacaklar silahlı saldırıya. Avukat: 10 bini de mücadeleye devam eder. Ancak silahlı mücadele olmaz. Silahlı mücadele dönemi tamamen kapandı. En az yüz yıl daha silahlı mücadele olmaz. Bu işi en iyi yapan kişi, Öcalan, silahlı mücadele olmaz diyor. Kimse silahlı mücadeleye girmez. Dosyanın 5. sayfasında Avukat: Dağdakilerin indirilmesi konusunda ne yapılacak. Öcalan'm Kuzey Irak'taki gerillalar için değişik bir önerisi var. Bunu sorgusunda söylediğinde komutanlar hayretle karşılayıp çok ilgi göstermişler. Her duyanı şaşırtıyor. Öcalan, Kuzey Irak'taki PKK'nin silahlı gücünün orada kalıp TC'nin hizmetine girmesini savunuyor. Bu durum zaten şu anda Genelkurmay'm işine geliyor. Barzani biliyorsunuz, PKK'nin güçleri ile savaş halinde. Genelkurmay bunu kendi lehine değerlendiriyor. Avukat: Öcalan, Kuzey Irak'taki gücün, ABD'nin Barzani'ye yönelik hesaplarını boşa çıkarmada kullanılmasını öneriyor. Bu gücün feodallerin etkisizleştirilmesi için kullanılabileceğini söylüyor. Demokratik bir Irak yönetimi oluşturulmasında bu gücün rol almasını istiyor. Oğuz: Ne kadar bir gücün Kuzey Irak'ta silahlı kalmasını istiyorsunuz. Bunu bir rapor halinde bize verin. Bu öneriye sıcak bakabiliriz. Oğuz: Asimilasyondan kasttetiğim eskisi gibi silahla ezilmesi filan değil. Bunu biz de istemiyoruz. PKK ile mücadele için büyük paralar harcandı. Bunun için Yahudi bankalanndan büyük krediler alındı. Bu kredilerin karşılığı olarak GAP bölgesinde araziler ipotek edildi. Asimilasyon ve dejenerasyon için örneğim MHP. Türkeş öldükten sonra bu parti devrini kaptamıştı. Ama bir sürü militanı vardı. Çek-senet tahsilatı yapıyor, Şeriatçılann militanlığını yürütüyordu. Genelkurmay Devlet Bahçeli'yi getirdi. Simi MHP askerin dediğinin dışına çıkamıyor, tabanı da asimile oluyor. Artık Turancılık yapamaz. Türkçü parti değil artık MHP. Öcalan'm idamını onlar durdurdu. Biz Türkçülüğe de Kürtçülüğe de karşıyız. Bizim bazı arkadaşlanmız hâlâ şoven çizgide. Kürt denilmesini bile istemiyor. Öcalan da Imralı'da böylelerine tanık olmuş olabilir. Oradakilerin çoğu öyle. Ama bizim politikamız farklı. Şimdi sizin Diyarbakır Belediye Başkanı oradaki tabur komutanıyla kavgalı. Çocuk gibi birbirleriyle uğraşıyorlar. Protokol olursa, biz bir binbaşıyı görevlendiririz. Belediye Başkanı'nm yanında olur. Gider bu sorunlan çözer. O tabur komutanını da anlamak gerek. İki gön önce dağda savaştığı adamın temsilcisi gibi görüyor belediye başkanını. Bunu hemen değiştirmek mümkün değil. Ama biz olayı biliyoruz, anlıyoruz. Çözeriz. Avukat: Bu gelişmeyi Öcalan'a bildirelim mi? Oğuz: Kameraya yakalanmadan uygun bir diplomatik üslupla söyleyin. Bu metni vermeyin. .ar*-**.


Avukat: Imralı'ya OKK hükmetmiyor mu? Neden kameraya yakalanmayın diyorsunuz? Oğuz: Kameraya alman görüntüler Genelkurmay Başkanı'na gidinceye kadar en az beş daire başkanının elinden geçiyor. İmralı'da olan bir tek biz değiliz. MİT de var, Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri istihbaratı da var. Bu sürece karşı olanlar da var. Bunu Genelkurmay Başkanı'na karşı kullanmak isteyenler olabilir. Biliyorsunuz Çevik Bir giti ama onun ekibi var. Avukat: Anlayamadım. Çelişkili geldi. Çevik Bir Genelkurmay 2. Başkanı idi. Siz de Genelkurmay adına ÖKK adına konuşuyoruz diyorsunuz. Oğuz: Biz sizi protokolden sonra ÖKK'nin 2. Başkanı'na götüreceğiz. Karargâhta görüşeceksiniz. Onunla böyle rahat konuşmazsınız. Özal'dan iyi bir şekilde söz edemezsiniz. Özal'ı indiren güçle konuştuğunuzu unutmayacaksınız. Özal için "Ermeni köpeği", "Kürt eşeği" gibi laflar duyabilirsiniz." Yazdığı görülmüştür. Hikmet ÇİÇEK'ten elde edilen flash bellekte ve İşçi Partisi Basın Bürosundaki bilgisayarda bulunan "PROTOKOL" isimli word belgesi içersinde; "Protokol Önerisi - 06 Haziran 2000" başlığının bulunduğu, başlık altında da az önce belirtilen Abdullah ÖCALAN'ı avukatı ile Özel Kuvvetlerde çalıştığı öne sürülen Oğuz'un yaptığı konuşma doğrultusunda hazırlanan ve (5) sayfadan oluşan bir protokol olduğu görülmüştür. Soruşturma kapsamında tanık sıfatıyla bilgisine başvurulan gizli tanık DENİZ isimli şahıs 04.06.2008 tarihli ifadesinde; Kendisinin PKK terör örgütü içerisinde kaldığı uzun yıllarda ERGENEKON Terör Örgütü soruşturması ile ilgili olarak bilgi vermek istediğini ve öncelikle Abdullah ÖCALAN ve onun kurmuş olduğu PKK terör örgütünün bazı devletlerin kendisinin istihbarat görevlileri olarak tanımlayabileceği kişiler ile yapmış olduğu görüşmeler ve ilişkileri hakkında ifade vermek istediğini, PKK örgütünün 1980 ihtilali öncesi APOCULAR olarak bilindiğini, bu dönemde örgütü yine Abdullah OCALAN'm yönettiğini, 1978 yılında örgüt kendini PKK olarak ilan ettiğini, bu dönemde örgütün bölgede diğer gruplar ile çatışma halinde olduğunu ancak devlete karşı henüz bir eylem gerçekleştirmediğini, 1980 yılı ihtilalinin öncesinde ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildiğini, sıkıyönetim ile birlikte örgütün üzerine gidilmeye başlayınca Abdullah OCALAN'm Ethem AKÇAN ile birlikte Suriye'nin Şam şehrine gidip buradan da Lübnan ülkesinde bulunan Bekaa Vadisinde bulunan Filistin'in kurtuluşu için mücadele eden örgütlerin bulunduğu kamplara geçtiğini, burada kendisini Kürtlerin temsilcisi ve onların kurtuluşu için mücadele eden temsilcisi olarak tanıtıp bu anlamda faaliyet yürütmek için yer temin edilmesi talebinde bulunduğunu, bu talebinin gerçekleşmesi üzerine Türkiye'de bulunan örgüt mensuplarını yanma çağırarak PKK adına açılan bu kamplara yerleşerek faaliyet sürdürmeye başladığını, o tarihlerde Sovyetler Birliği'nin, Bulgaristan üzerinden Ortadoğu'da silahlı mücadele veren örgütlere para yardımı yaptığım, PKK'nm da Filistin halkının kurtuluşu için mücadele eden silahlı örgütlere gönderilen paradan yardım olarak aldığını, Abdullah ÖCALAN liderliğindeki PKK örgütünün 1980 ihtilali öncesinde Türkiye'ye terk etmesinin nedeni darbenin olacağından haberdar olması olduğunu, kendisinin örgüte Bekaa vadisinde katıldığını, örgütün ilk yayınlarından Maraş Katliamı üzerine başlıklı broşürde de 12 Eylül Darbesinin olacağı yazıldığını, örgüt ve lideri bu darbeyi önceden haber aldıkları için en etkin önlem olarak yurt dışına gitmeyi kararlaştırdığını, Abdullah OCALAN'm örgütte yapmış olduğu birçok konuşmasında bu durumu şu şekilde açıkladığını; "Bir yanda Pilot diğer yanda Kesire ajanı vardı, günlük olarak beni denetleyerek devlete bilgi veriyorlardı, bende kendilerini kullanıyordum, onlar benden bilgi almaya çalışırken ben onlardan bilgi alıyordum, onlar sayesinde devlet içindeki gelişmeleri öğreniyordum, darbenin olacağını biraz bunların anlatımlarından biraz da kendi s^^"1 285

yorumlarımdan çıkarttım" diye anlattığını, Ocalan'm, Pilot Necati ve Kesire Yıldırım için sürekli MİT ajanı dediğini, MİT ajanı olarak söylediği Kesire YILDIRIM ile evlenmesini de onun kendisi üzerinde denetim kurduğunu düşünmesini sağlayıp örgütü oluşturduğu şeklinde açıkladığını, 1982 yılında İsrail'in Lübnan'ın yaklaşık yarısını işgal edip Golan tepelerine kadar gelmesi ve Golan tepelerinin eteğinde bulunan Bekaa Vadisinde faaliyet yürüten Filistin halklarının kurtuluşu için mücadele eden örgütler ile birlikte PKK örgütü mensuplarının İsrail askerlerine karşı savaşları sonucu gerek PKK gerekse Filistin Halklarının kurtuluşu için mücadele eden örgütler kayıplar verince Filistin halkı için mücadele eden örgütler Beyrut'a, PKK örgütü mensuplarının da Şam'a geldiğini, o tarihte Suriye devlet başkanı Hafız Esad'm bu silahlı güce bir yer arama gereği duyduğunu, bu nedenle şu anda Kuzey Irak'ta bulunan KDP'nin lideri Mesut Barzani'yi Şam'a çağırıp PKK örgütü mensuplarının yerleşebilecekleri kamp alanları, erzak ve silah temini yönünde aralannda anlaştıklarını, bu anlaşma üzerine ilk defa PKK örgütü Kuzey Irak'a geçerek şu andaki kamp alanlarına yerleştiğini, Mesut Barzani'nin bunu kabul etmesinin birkaç nedeni olduğunu, o tarihlerde Barzani'nin tek sorunu olmayan komşu ülke Suriye olduğunu ve yine babası Molla Mustafa Barzani'nin Sovyetler Birliğinde eğitim görmüş ve orduda görev almış birisi olduğunu, Suriye'nin de Sovyetler Birliği etkisinde olan bir ülke olması ayrıca PKK örgütünü Türkiye ile olan sınıra yerleştirmek suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin müdahalelerine de engel olmak nedenleriyle bu teklifi kabul ettiğini, 1986-1987 yıllarında Abdullah ÖCALAN'm Bekaa Vadisinde bulunan Helve kampında bulunduğu sırada gazeteci ve siyasi kimliği olan Doğu PERİNÇEK'in röportaj adı altında geldiğini, ilgisi çeken ilk olayın Doğu PERİNÇEK'in Abdullah ÖCALAN tarafından bizzat karşılanması ve askeri tören yapılması olduğunu, Doğu PERİNÇEK'e kampta bir oda tahsis edildiğini, Doğu PERİNÇEK'in kampta 10 gün kadar kaldığını, Abdullah ÖCALAN hiçbir misafiri ile bir defadan fazla birlikte yemek yemediği halde Doğu PERİNÇEK ile kaldığı süre boyunca bütün yemekleri birlikte yediklerini, Abdullah ÖCALAN'm kendisi ile görüşmeye gelen herkesle görüştüğünü ve gelenlerin yüzüne karşı güzel sözler söylediğini, ancak gittikten sonra da arkasından ajan, işbirlikçi ya da benden yararlanmaya geldi şeklinde sözler söylediğini, fakat Doğu PERİNÇEK hakkında övücü sözler söylediğini, Doğu PERİNÇEK'in Abdullah ÖCALANTa görüşmesinin ardından bu görüşmesini bir kitap haline getirip yayınlatması ve Aydınlık dergisinde dizi halinde yayınlamak suretiyle varlığı yokluğu çok fazla hissedilmeyen Abdullah ÖCALAN ve PKK örgütünün Türkiye siyasetinde gündemleşmesini ve ülke içerisinde örgütün taban bulmasını sağladığını, 15 Ağustos 1984 olayları ile örgütün adını Türkiye'de hissettirmişse de daha sonra yapılan operasyonlarla örgütün ağır darbeler aldığını, örgütün o dönemde siyasi olarak ta sıkışmış bir durumda olduğunu ve yayınlanan bu görüşmenin adeta örgüt için bir can simidi haline geldiğini, bu röportajın yayınlanması ile Doğu PERİNÇEK'in örgütün adeta ikinci lideri konumuna geldiğini ve yayınladığı bu kitabın örgüt mensuplarının evlerindeki kitaplıklarda yerini aldığını, Doğu PERİNÇEK'in Abdullah ÖCALAN'm Türkiye ve Türk askerine karşı silahlı mücadele ettiği dönemlerde Abdullah OCALAN'la görüşüp hatta bu görüşmelerini yayınlamak suretiyle örgütün propagandasını yaptığı halde, bugün her ne kadar Abdullah ÖCALAN'm samimiyetsizlikle suçlansa bile bir barış ortamından bahsetmekte ve çözümün diyalog ile olabileceğini söylediğini, ancak Doğu PERİNÇEK'in ise tam da bu dönemde Abdullah ÖCALAN ve PKK'ya karşı çok ciddi söylemler ve yayınlar yaptığını ve Doğu PERİNÇEK'te ki bu değişimi anlamakta güçlük çektiğini, Yazar olarak tanıdığı Yalçın KÜÇÜK'ü 1993 ve 1996 yıllarında Şam'da yukarıda anlattığı gelişmeler sonrasında kurulan kampta Abdullah ÖCALAN’la görüşmek için geldiğini, bu tarihlerden önce de geldiğini, Abdullah ÖCALAN’la görüşmelerinin

yayınlanması nedeniyle bildiğini, Yalçın KÜÇÜK'ün daha sonra örgütün yayın organı olan MED TV'de Atölye isminde bir program sunduğunu, bu programda telefonla Abdullah ÖCALAN'm katılımını sağlayıp programı sürdürdüğünü, Yalçın KÜÇÜK'ün PKK örgütü nezdindeki rolü, örgütün silahlı eyleme teşvik etmek konusunda Abdullah ÖCALAN'ı yönlendirmek olduğunu, Abdullah ÖCALAN'nm da Yalçın KÜÇÜK hakkında "Senin her cümlen benim beynimde bir kıvılcım meydana getiriyor" şeklinde söylemlerde bulunduğunu, Abdullah ÖCALAN'm üst düzey örgüt mensupları ile teknik mevzuları konuştuğunu ancak durum değerlendirmesi yapmadığını, durum değerlendirmelerini Yalçın KUÇUK ile yaptığını, Yalçın KÜÇÜK'ün adeta Abdullah ÖCALAN'm beyni olduğunu, Abdullah ÖCALAN'a 1996 yılında gerçekleştirilen daha doğrusu Şam'da ki okulun önünde patlatılan bombayı gerek Yalçın KÜÇÜK gerekse Abdullah ÖCALAN haberdar olduklarını kendi beyanları ile açıkladıklannı, bu açıklamalarda Yalçın KÜÇÜK'ün yurtdışında bulunduğu bir sırada Abdullah ÖCALAN'ı arayarak sana suikast girişiminde bulunulacak, Şam'ı terk et şeklinde haber verdiğini, Abdullah ÖCALAN'm da buna rağmen Şam'dan ayrılmayacağını ama tedbir alacağını söylediğini, bu açıklamalar örgütün yayın organlarında da yer aldığım, Abdullah ÖCALAN Şam'da bulunduğu dönemlerde 1990'h yıllardan sonra Yalçın KÜÇÜK'ün Öcalan ile görüşmeye başladığını, bu dönemden sonra Yalçın KÜÇÜK'ün, yurtdışında Fransa, Brüksel gibi Avrupa ülkelerinde kaldığını, ancak KÜÇÜK'ün, Abdullah ÖCALAN'm 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'den çıktıktan sonra Türkiye'ye döndüğünü, bunun oldukça dikkat çekici bir durum olduğunu, PKK terör örgütü genellikle ülke sınırlarına yakın yerlerde kamp kurduğunu, bunun nedeni gerek ülkemizin gerekse komşu ülkelerin sınırlarından geçirilerek Avrupa'ya götürülen uyuşturucunun kontrol altında tutularak, uyuşturucu ticareti yapan kişilerden bu geçişe izin verme karşılığında belli bir pay, uyuşturucunun Avrupa'da dağıtımını da koordine etmek ve bundan da belli paylar almak olduğunu, silah kaçakçılığının genellikle sınır kapılarından yapıldığını, örgütün kontrolü altında bulunan dağ yollarından bu tür faaliyetleri yürüten şahıslardan pay alındığını, örgütte kendi militanları için ihtiyaç duyduğu bomba, silah ve mühimmatlarını da para karşılığında silah kaçakçılığı işi ile uğraşan bu şahıslardan temin ettiğini, 1993 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinin PKK militanlarına karşı Diyarbakır kırsalında büyük çaplı bir operasyon yaptığını, bu operasyonlar sürerken PKK militanlarının imha sürecinde olduğu anda Türk askerlerinin telsiz konuşmalannda geri çekiliyoruz, paşa vuruldu şeklinde haberler duyduğunu, paşanın örgüt mensuplan tarafından vurulup vurulmadığı konusunda o bölgede bulunan PKK militanlan ile görüşme yaptığını, paşanın Lice'de PKK militanlannm büyük bir baskınının olduğu söylenerek paşanın Lice'ye gelmesi sağlanıp helikopterden iner inmez bir asker tarafından vurulduğunu, vuran askerinde başka bir asker tarafından vurularak ikisinin birlikte helikopter ile Diyarbakır'a getirildiğini öğrendiğini, kesinlikle bu olayı PKK örgütünün yapmadığını, çünkü o dönemde kendisinin o bölgede PKK militanı olduğunu, en üst düzey örgüt mensuplanndan bu durumu bizzat öğrendiğini ve takip ettiğini, Aydın BAHTİYAR isimli paşanın ne amaçla ve kim tarafından öldürüldüğünü bilmediğini, örgütün en önemli birimlerinin bu kadar sıkıştınldığı ve hatta örgütün en üst düzey mensuplanndan bazılannm da imha edilmesi noktasına gelindiği bir esnada böyle bir hadisenin olmasının karanlık bir nokta olarak kaldığını, bu konunun Ergenekon soruşturması kapsamında ele alınmasının uygun olacağını düşündüğünü, 1990'lı yıllann başlanndan itibaren PKK - Hizbullah çatışması olduğunu, Hatta bundan dolayı PKK'nm şehirlerde bannamaz hale geldiğini, Hizbullah'm yapmış olduğu eylemlerin profesyonelliği ve çok fazla eylemi gerçekleştirebildiklerini, o dönemde kendisinin örgüt içerisinde aktif olarak faaliyet yürüttüğünü, kendisinin yurtdışında birçok örgüt kamplannı gezdiğini ve yerlerini bildiğini, Türkiye'de faaliyet yürüten örgütlerinde yurtdışında eğitim aldıklan kamplar olduğunu, ancak Hizbullah örgütü mensuplarını bu

kamplarda hiç görmediğini, eğitimsiz örgüt mensuplarının yukarıda beyan ettiği tarzda eylem yapmalarını mümkün olmadığını, herhangi bir kampta almamışlarsa bu eğitimleri nerede aldılar ve kendilerine bu eğitimleri kimlerin verdiği konusunda şüphesi olduğunu ve Hizbullah'm Ergenekon soruşturması kapsamında ele alınması gerektiğini beyan etmiştir. Soruşturma kapsamında talimatla tanık sıfatıyla bilgisine başvurulması talep edilen gizli tanık GALİP isimli şahsın 05.06.2008 tarihinde alman ifadesinde; PKK terör örgütü içerisinde faaliyet yürüttüp döneme ait örgütün tarihsel sürecinde yaşanan bazı gelişmeler ve olaylar hakkında örgütün stratejisi ile bağdaştıramadığı ve nasıl olduğunu da anlayamadığı bazı konular hakkında açıklamalarda bulunabileceğini, PKK örgütünün 1979 yılında gerçekleştirdiği bir eylemden sonra PKK olarak ismini kamuoyuna duyurduğu, bu dönemden önce örgüt faaliyetlerini APOCULAR olarak yaptığını, 1980 ihtilali öncesinde Abdullah ÖCALAN'ı Suruçlu Ethem AKÇAN'ın Suriye Halep'e çıkardığını ve devamında ihtilal öncesi örgüt üyelerinin grup grup yurt dışına çıktıklarını, örgütün ihtilal öncesi bir bülten yayınlayıp ihtilali adeta haber verdiğini ve örgüt üyelerine silahlan sığmak diye tabir edilen yerlere saklamalan talimatını da gönderdiğini, İllegal olarak faaliyet yürüten bir örgütün ihtilali nasıl öğrenmiş olduklannı bugün bile bilmediğini ve bu olaym kendisi için daima karanlık bir nokta olarak kaldığını, Örgütte Pilot Necati olarak bilinen şahıstan ve bu şahısın Abdullah ÖCALAN ile olan ilişkisinden bahsetmek istediğini, Pilot Necati'nin mesleğinin pilotluk olduğunu, Ağnlı olduğunu, Abdullah ÖCALAN'm kendisine, pilot Necatinin devletin adamı olduğunu kendisinin kontrol etmek üzere görevlendirildiğini, kendisine Ankara'dayken para yardımı yaptığını, fakat pilot Necatinin kendisini kontrol edemediğini, kendisinin onu kullandığını ve bir takım bilgileri aldığını, bundan dolayı da devletin kendileri üzerine gelmediğini beyan ettiğini, Pilot Necati'nin Abdullah ÖCALAN'a üstü kapalı olarak "sen bir kuşsun istediğimiz zaman seni pişirip yeriz" dediğinin söylediğini, Abdullah ÖCALAN ile Pilot Necati'nin ilişkisinin 1976-1977 yıllannda başladığını ve Abdullah ÖCALAN'm yurt dışına çıkışma kadar devam ettiğini, Abdullah ÖCALAN'm Pilot Necati'nin bir uçak kazasında öldüğünü Yalçın KÜÇÜK'ün kendisine söylediğini beyan ettiğini, Uğur MUMCU öldürüldükten sonra Abdullah ÖCALAN'm, Uğur MUMCU'nun kendisinin pilot Necati ve Kesire YILDIRIM ile olan ilişkisini araştırdığını ve bunu ortaya çıkartacağı için öldürüldüğünü söylediğini, 1993 yılında Abdullah ÖCALAN'm Suriye Şam şehri Kızılay hastanesi yakmlannda (Hilalahmer) denilen bölgede Hasan BİNDAL tarafından kiralanmış olan bir apartmanını onuncu katında zaman zaman kaldığını, yanmdakilerle birlikte, daireye çıkmak için asansöre bindiğinde asansörde bir kişinin daha olduğunu, bu şahsın dokuzuncu katta indiğini, Abdullah ÖCALAN' m onucu kata çıktığında asansörden inmeyerek tekrar aşağıya indiğini, yanındakilere dokuzuncu katta inen şahsın o katta oturan Türkiye Askeri Ataşesi olduğunu söylediğini, oradan aynlarak o bölgede bulunan örgüt mensubu gençlerin kaldığı eve gittiğini, Abdullah ÖCALAN'm Şam'da olduğu 1990'h yıllarda yanma sürekli olarak İran İstihbaratından ve Suriye İstihbaratından görevlilerin geldiğini ve kendileri ile görüştüğünü, bu istihbaratçılann teknik bilgiler ile Abdullah ÖCALAN'm nasıl korunması gerektiğine dair bilgiler verdiklerini ve kendisinin de bilmediği bir takım görüşmeler yaptıklannı, Suriye de bulunan kampa Yunanlı subaylann gelerek eğitim verdiğini ve bunun örgüt içerisinde konuşulduğunu duyduğunu, aynca Abdullah ÖCALAN'm şoförlüğünü yapan Hamit isimli şahsın Suriye ajanı olduğunu, Abdullah ÖCALAN'm bunu konuyu bildiğini, buna rağmen Şam da kalabilmek için Hamit'i yanında tuttuğunu, 1993 yılında Suriye ile Türkiye arasında Adana görüşmeleri olarak bildiği bir görüşme gerçekleştiğini ve bu görüşmeye Suriye adına katılan şahsın görüşmenin her safahatından sonra Abdullah ÖCALAN'm yanma gelerek Hamit aracılığı ile görüştüklerini, bilgi paylaşımında bulunduklarını,



Suriye de faaliyet yürüten bir Kürt partisi lideri olan Mervan ZEKİ isimli kişi ile yapmış olduğu görüşmeden sonra PKK'nm dine sahip çıktığını ve PKK'nm dini temel alan yaklaşımları ile ilgili açıklamalar yaptığını, Mervan ZEKİ'nin Suudi Arabistan yetkilileri ile görüştüğünü ve bu açıklamaları onların desteğini almak amacıyla yapıldığını, Çünkü PKK'nm Sosyalist ideolojiyi savunan bir parti olduğunu ve din ile ilgili açıklamalarını başka türlü izah edemediğini, 1993 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL'm doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki problemleri fark ettiğini ve çözüm yollan arayacağını beyan ettiğini, PKK'nm dağdan inmesi için projeler ürettiğini, o dönemde yasak olan Kürtçe konuşmayı serbest bırakacağı yönünde açıklamalarda bulunduğunu, o dönemde Abdullah ÖCALAN'm yanma Talabani, Kemal BURKAY (Kürdistan Sosyalist Partisi Genel Başkanı), Hamraş RAŞO (Türkiye IKDP Başkam)'nm gelip gitmeye başladığını ve bir ateşkes sürecinin olması için zemin oluşturmaya çalıştıklarını, sonunda Abdullah ÖCALAN'm Lübnan da bulunan Bekaa kampında basın açıklaması yaparak tek taraflı ateşkes ilan ettiğini, Turgut ÖZAL'm PKK'nm dağdan inmesi ve kardeşlik ortamının oluşması amacıyla yapmış olduğu girişim çalışmalarının örgütte çok olumlu karşılandığını ve herkesin bir çözüme doğru gidileceği ümidini taşımaya başladığını ancak 1993 yılı Nisan ayında Turgut ÖZAL'm öldüğünü ve akabinde Bingöl de 33 asker PKK tarafından vurularak öldürüldüğünü, bu eylemle birlikte yeşeren umutların tamamen kaybolduğunu, PKK'nm tek taraflı ateşkes sürecinde olduğu devletin çözüm arayışlarına girdiği bu dönemde PKK içerisinde bir grubun bu eylemi gerçekleştirmesi ve bu askerlerin korumasız ve silahsız olarak tehlikeli bir bölge üzerinden gönderilmesine kişisel olarak hiçbir zaman anlam veremediğini, bu eylemin örgüt içerisinde Doktor Süleyman (kod) Sait ÇÜRÜKKAYA' nm kontrolündeki örgüt mensuplan tarafından gerçekleştirdiğini, Doktor Süleyman (k) Sait ÇÜRÜKKAYA nm halen Almanya da olduğunu, Örgüt içerisinde Mahmut SAKAR ve İrfan DÜNDAR'm, Abdullah ÖCALAN'm avukatı olarak ve her söylediklerinin direk Abdullah ÖCALAN'm talimatı olduğu bilindiğini, sürekli olarak örgütün kamplanna gelerek Abdullah ÖCALAN'dan almış olduklan talimatlan başta üst düzey örgüt mensuplan olmak üzere örgüt mensuplanna aktardıklannı, örgüt tarafından Süleymaniye de infaz edilen terör örgütünün üst düzey yöneticilerinden olan Kani YILMAZ ile Messenger üzerinden bir görüşme yaptığını ve Kani Yılmaz'm kendisine "Mayıs 2004 tarihinde Şehit Harun Kampında KONGRA-GEL in ikinci kongresinde Abdullah ÖCALAN'm avukattan Mahmut SAKAR ve İrfan DÜNDAR'mda katıldığını, Mahmut ŞAKAR'm bütün kameralan kapattığını, başkan adına konuşuyorum bu kongreden savaş karan çıkacak şeklindeki sözleri üzerine kongrede savaş kararının alındığını" söylediğini, Meral KIR' ı Meral KİDİR olarak bildiğini, Meral KIDIR'm PKK örgütünün eski mensuplanndan olduğunu, Meral KIDIR'ın, Muharrem KARABULUT ve yanında bulunan bazı örgüt üyeleri ile PKK'nm içinde Türkiye Devrim Partisini kurduklanm, sosyalist bir ideolojileri bulunduğunu, PKK'ya bağlı olduklannı ve amaçlannm gerilla savaşını Batı illerinde taşımak olduğunu, bu kişilerin genellikle Türk kökenli olduklannı ve sosyalist devrimini savunduklannı, bunlann devrimi savunan sol örgütlerin ülkede devrim yapabilecek bir güce sahip olamayacaklannı savunduklarını ve PKK ile birlikte bu devrimin gerçekleşmesini daha mümkün gördüklerini, Ankara ve İstanbul illerinde örgütlendiklerini beyan etmiştir. ERGENEKON terör örgütüne yönelik yapılan operasyonda İŞÇİ PARTİSİ GENEL MERKEZİNDE elde edilen "istanbul, 23 Mayıs 2000, Sayın Abdullah Öcalan" ile başlayan ve "iyi dileklerimi ve selamlanmı yollanm, Doğu Perinçek işçi Partisi Genel Başkanı, Not: Bu mektubun bir örneği, Genelkurmay Başkanlığı'nm bilgisine sunulmuştur." İle biten dokümanda; "İstanbul, 23 Mayıs 2000, Sayın Abdullah Öcalan, * $t\


289 Avukatlarınız selamlarınızı getirdi ve önümüzdeki süreçle ilgili görüşlerimi sordular. Onlara anlattıklarımı, Türkiye'nin bağımsızlık ve birliği için duyduğum sorumluluk gereği, ayrıca size yazmayı yararlı gördüm. Yaşanan süreçte geleceği belirleyecek kritik noktaya, öncelikle dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye'nin demokratik devrimi ile Avrupa Birliği'yle bütünleşme projesi, birbiriyle bağdaşmaz. Bu iki program ve iki programı temsil eden kuvvetler, nesnel olarak cephe cepheyedir. Ulusal devleti ve Cumhuriyet Devrimi'ni savunan demokrasi kuvvetler ile Batı kuvvetleri arasındaki çelişmenin önümüzdeki kısa ve orta sürede çok daha derin çatışmalara yol açması kaçınılmazdır. Türkiye'de demokrasi, Kemalist Devrim'i tamamlayacak kuvvetlerin eseri olacaktır. Batı'nın büyük devletleri ise, bugün demokrasi sürecinin karşısındaki en büyük engellerdir. Özellikle ABD ve ikincil olarak Avrupa Birliği, Türkiye demokratik devrimin önünü kesen başlıca kuvvetlerdir. Onlar, Türkiye'yi demokrasiye zorlamıyor; tam tersine demokrasinin biricik çerçevesi olan ulus devleti yıkıma uğratarak, demokrasiyi imkânsız hale getirmek istiyorlar. Dayattıklan bölge polisi misyonu ve neoliberal ekonomi, demokrasi benzeri bir rejimde bile uygulanamaz. Bayar-MenderesTerden Özal ve Çiller gibilere kadar işbirliği yaptıkları kuvvetlere bakarsak bunu çok daha iyi görebiliriz. Öte yandan onların "Kemalist Devrimin kazanmalarını yıkma" pratiklerini göz önünde tuttuğumuz zaman da, hedeflerini çok iyi anlarız. "Demokrasi ve insan haklan" veya "Kopenhag kriterleri" dedikleri program, bir demokrasi programı değil, fakat tıpkı Irak ve Yugoslavya'ya karşı yaptıklan gibi parçalama ve denetim altına alma siyasetinin araçlandır. Sürece ülkemiz açısından bakarsak, ABD ve Avrupa, Türkiye'den tek bir şey istiyor: "Kriz bölgelerinde müdahale gücü" rolünü üstlenmesi. Bu misyonu kibar bir ifadeyle "Batı için güvenlik üretmek" diye özetleyenler de vardır. Kopenhag kriterleri falan, hepsi bu dayatmanın hizmetindedir. Nitekim Türkiye AB aday üyeliğine kabul edilince, Alman hâkim güçlerinin Die Welt gazetesi, olayın esas anlamını şöyle saptamıştır: "Türkiye, AB aday üyeliğini kabul etmekle, evlatlannm canını büyük maceracı müttefik uğruna feda etmeye hazır olduğunu göstermiştir." (Die Welt, 22 Aralık 1999) Buradan da anlaşılacağı üzere, Türkiye'nin Avrupa kapısında denetim altına alınması, ABD'nin politikasıdır. Economist dergisi ise, Türkiye'nin aday üyeliğinin tarihsel süreç açısından ne anlama geldiğini açıkça belirlemiş, olayı "Kemalizmin sonu" başlığıyla duyurmuştur. AB aday üyeliği ile Kemalist Devrimi tamamlamak iki karşıt süreçtir. Herkesin önüne şu soruyu koyması gerekiyor: Mehmetçiği Batı'nın güvenliği için kriz bölgelerine süren bir rejim, demokratik olabilir mi? ikinci bir soru daha: IMF reçetesi gereği, köylüye destek akçalannı kaldırarak Türkiye tanmmı çökerten ve özelleştirme yoluyla bir milyondan fazla işçiyi sokağa atacak ve SSK'lan tasfiye edecek bir rejim, büyük çoğunluğa şiddet uygulamak dışında bir tercih hakkına sahip midir? iç piyasayı bile yabancı hipermarketlere teslim eden bir rejim, esnaf ve tüccan tasfiye ederken, aynı zamanda onlara özgürlük verebilir mi? "Kopenhag kriterleri" içinde, işçiye, köylüye, esnaf ve zenaatkara, ulusal sanayici ve tüccara insaf yoktur. Bunlar, ulusal devletin dayandığı sınıflardır. Avrupa Birliği sürecinde daha ağır baskılarla dayatılan program, özgürlüğü ezici çoğunluk için imkânsız hale getirmekte, halka şiddet uygulanmasını ise zorunlu kılmaktadır. Bu programın, "azınlık mezhep ve milliyetlere özgürlük" vaat etmesine kanmak, en büyük yanılgı olur; uygulandığı her yere, kanlı boğazlaşmalar getirdiği apaçık artadadır. Kuzey Irak Kürtlerinin durumuna, Boşnakların şeriatçı bir rejim altına düşmesine, Çeçenlerin


^5^7

perişan haline ve Kosova'lı Arnavutların ABD bayraklarıyla yürümelerine göz atmak, Batı'nm "insan haklan" programı hakkında yeterli fikir verir. Kaldı ki, olaya dünya ölçeğinde baktığımız zaman, milliyet ve mezhep çatışmaları, her yerde emperyalizmin yayılma politikasının aletidir. Batı'nm küreselleşme programının halka maliyetinin çok ağır olduğunu görmekle birlikte, nasıl olsa başarılı olacak, biz de bu projeyle bütünleşelim ve üstte kalanların yanında olalım diye düşünüldüğü de oluyor. Bu, çok ama çok büyük bir yanılgıdır. Çünkü Türkiye, kesinlikle Avrupa Birliği ile bütünleşmeyecek, yeni oluşan dünya dengelerinden yararlanarak bağımsız ulusal devletini koruyacak ve demokratik devrimini tamamlayacaktır. Bütün olgular bu yöndedir. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olmak bir yana, önümüzdeki üç-beş yıllık süreç içinde cephesini Batı'dan gelen baskılara dönmek zorunda kalacağı kesindir. Hem ABD ve Avrupa, hem de Türkiye'nin Kemalist Devrim rotasmdaki ulusal kuvvetleri, ülkemizin Avrupa Birliği 'yi e bütünl eşmeyeceğini biliyorlar ve ona göre mevzileniyorlar. Bunu saptamak için, Avrupa Birliği'ne aday üyelik protokolüne bakmak bile yeterlidir. Orada, taraflar arasında dört yıl içinde bir anlaşmaya vanlmazsa, Kıbns ve Ege sorunlannm La Haye Adalet Divanı'nda çözüleceği yazılıyor. Eğer Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle bütünleşeceği varsayılsa idi, bu tür hükümlere gerek görülmeyecekti. Çünkü Kıbns, Yunanistan ve Türkiye, o zaman Avrupa Birliği içinde birleşecek ve aralannda ne Ege kıta sahanlığı sorunu, ne de Kıbns sorunu kalacaktı. Herkes bilmektedir ki, süreç bu yönde değildir. Yunanistan ve Güney Kıbns'ı da içine alan Avrupa, Protokol'a bu hükümleri koyarak, aslında gelecekte kendisi ile Türkiye arasındaki sorunlarda, La Haye Adalet Divanı'm yetkili kılarak bir mevzi kazanmayı planlamıştır. Kıbns ve Ege kıta sahanlığı, önümüzdeki dönem Türkiye ile Yunanistan arasındaki değil, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki sının belirleyecek anlaşmazlık konulandır. ABD açısından ise, mesele, Doğu Akdeniz'e hükmetmek için Kıbns'ı sorunsuz bir üs haline getirmek ve aynca Türkiye'nin bütün çıkış yollannı denetim altında tutmaktır. Dahası ABD, Türkiye'yi Kıbns ve Ege üzerinden sıkıştınp Kuzey Irak'ta teslim alma politikası izlemektedir. Türkiye yöneticileri ise, ne yazık ki, ulusal devlet perspektifini yitirerek, böyle bir Protokol'a imza atmışlardır. Bir kısmı ise, Batı'yı bir süre daha oyalama ve zaman kazanma anlayışı içindedir. Ancak bu sorunlann La Haye Adalet Divanı'na gitmeden, yani dört yıl geçmeden, önümüzdeki kısa dönemde alevleneceği kesindir. Nitekim işte alevlenmeye başlamıştır bile. Önce iran'a düşmanlık kampanyyası, arkasından Ege Ordusu'nu kaldırma önerileri ve hatta Türkiye'nin kıta sahanlığına ilişkin ihlalleri "savaş sebebi" saymaktan vazgeçmesi yolundaki görüşler, birbiri peşi sıra piyasaya sürülmüştür. Türkiye, ABD ve Avrupa ile üç cephede karşı karşıya gelmiştir: Kuzey Irak, Ege ve Kıbns. işbirlikçi medyanın ortada dolaştırdığı laflann kıymeti harbisi yoktur. Türkiye'nin her üç cephede de direneceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Bu direnmenin ulusal birikimi olduğu gibi, dünya koşullan da elverişlidir. Rusya, Çin, Hindistan, Orta Asya Türk cumhuriyetleri, iran ve bütün Asya bir blok oluşturmaktadır. ABD, Avrasya kayasına çarpmıştır. Batı uygarlığı çürümekte ve dağılmaktadır. Asya ise dinamiktir ve önüne geçilemeyen bir yükselişin içine girmiştir. Türkiye Avrasya bloku ile batı arasındaki dengeleri çok iyi değerlendirebilir ve kendisi için çok geniş bir manevra ve bağımsızlık alanı açabilir. Bütün sorun, bağımsız iradeye sahip bir Cumhuriyet Devrimi iktidannm kurulmasmdadır. Batı ile potansiyel çatışma unsurlan, yalnız Kıbns, Ege ve Kuzey Irak'ta değil, iç cephede de ciddidir. Batı Türkiye'ye, Aydınlık'ta defalarca haber konusu olduğu üzere şunlan dayatıyor: ^ ^j^

1.Ulusal Ordu tasfiye edilecek, Türk Silahlı Kuvvetleri pentagonlaştınlarak, bölge polisi haline getirilecek. 2. 28 Şubat bitirilecek, cemaat ve tarikatlar özgürleştirilecek. 3. Ilımlı islam yeniden iktidar ortağı yapılacak. 4. Yukardan denetim altına alman PKK yasallaştırılacak. 5. Bütün bunlara muhalefet eden radikaller temizlenecek. Özeti, Avrupa'ya girebilmek için, Türkiye'den öncelikle kapıdaki vestiyere ulusal ordusunu ve Kemalist Devrim'i bırakması isteniyor. PKK'nin yasallaştırılması talebi ise, ellerinde Türkiye'ye karşı bir bölünme etkeni bulundurmak amacıyladır. Bu dayatmaların kabul edilmesi mümkün değildir. Ulusal devlet ve ulusal ordu direnir; direnecektir; kesindir bu. işbirlikçi hakim sınıfların devleti ve NATO'ya bağlı bir ordu nasıl direnir diye soranlar oluyor, şunu görmüyorlar: 28 şubat'tan beri Türkiye'de, tıpkı Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi, iki iktidar odağı oluşmuştur. Küçük Amerika rejiminin karşısında Kemalist Devrim rotasında yeni bir iktidar belirmektedir. O nedenle sakız çiğner gibi tek bir "derin devlef'ten söz eden tahliller geçersizdir. Direnecek olan kuvvetler, Kemalist Devrim rotasında toplanmaktadır. Küçük Amerika rejimi sönerken, devrimci birikim canlanmaktadır. Osmanlı devletinin içinden Kurtuluş Savaşı'nı gerçekleştiren bir Kuvvayı Milliye nasıl çıktıysa, bugün de öyle olmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 28 Şubat'tan bu yana Cumhuriyet devrimi mevzisinde kararlı bir tavır göstermesi, yaşanan sürecin önemli bir işaretidir. 28 Şubat aslında 1995 Martı'nda Kuzey Irak'a yapılan Çelik Harekâtıyla başlamıştır. Türk Ordusu, bu harekâtla ABD'nin egemenlik alanına girmiştir. Arkasından gelen 1996 sonbaharmdaki Türk Ordusu-Irak-Barzani işbirliği, ABD'nin Kuzey Irak'taki hâkimiyetine ağır bir darbe indirdi. Olayı ABD Genelkurmayına yakın Joint Forces Quarterly dergisi, "ABD Ordusu'nun Vietnnam'dan sonra aldığı en büyük yenilgi" olarak niteledi. Bu süreç, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ulusal devleti ve Cumhuriyet Devrimi kazanımlanm korumakta kararlı olduğunu göstermiştir. Dıştan gelen baskılar, tıpkı Kurtuluş Savaşı yıllarındaki gibi, Türk-Kürt birliğini pekiştirme gereğini de ortaya çıkarmış ve Acil Kardeşlik Çözümü'nü gündeme getirmiştir. Dışa karşı bağımsızlığı ve içte laikliği savunmak, demokratik süreci kaçınılmaz olarak ateşlemiştir. Süreç kuşkusuz iniş çıkışlıdır, zaman zaman geri dönüşleri içerir. Ancak ben bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ulusal devlet ve Cumhuriyet Devrimi mevzisinde kararlı bir tavır alacağına, emperyalist baskılara teslim olmayacağına güveniyorum. Bu güvenimi de her yerde olduğu gibi burada da ifade ediyorum. Türkiye'nin ulus devletinin direneceğini söylemek, dayanaksız bir umudun ifadesi değildir; toplumsal-ekonomik gerçeğe dayanır. Ulus devlet, ulusal piyasa temeli üzerinde varolur. Hiçbir ulus devlet, ulusal piyasanın dağıtılmasını ve kendi temellerinin yok edilmesini, kısacası sömürgeleşmeyi kabul etmez. Ulus devletler silahla kurulmuşlardır ve ancak silahla yıkılabilirler. Türkiye'nin barışçı yoldan yıkıma uğratılması pratiği, aslında en sonunda dıştan ve içten silahlı müdahalenin koşullarını hazırlamak ve uygun mevziler yaratmak içindir. Türkiye bu sürece kurbanlık koyun gibi başım uzatmayacaktır. Irak ve Yugoslavya direnenebilmiştir; Türkiye haydi haydi direnir. Türkiye ulusal devleti ve ordusunun direnme potansiyeli, Irak ve Yugoslavya'nın on katıdır. İnsan malzemesi, bağımsız devlet ve ordu geleneği, ekonomisi ve diğer olanakları yanında, hızla güçlenen Avrasya blokunun sağladığı uluslararası olanaklar hesaba katılırsa, Türkiye'nin Batı'ya boyun eğmeyeceği ve kendi ulusal devletini Batı'ya bir kez daha kabul ettireceği açıktır. Türkiye ile Batı arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, egemenliğe saygı ve karşılıklı yarar temeline oturması, bu direnişle gerçekleşecektir.


/T s^ 29f *» * (C < * \ ,


Burada herkesin önündeki soru şudur: Kimin yanında olacağım? Ulusal devlet ve ulusal ordunun mu, yoksa Batı'yla bütünleşme projesinin mi? Bu iki karşıt program ve kuvveti bağdaştırmak mümkün olamayacağına göre, herkes bu seçeneklerle yüz yüze gelecektir. Bir an önce safa girmek, Türkiye'nin demokratik devrimi ve Kürt sorununa çözüm açısından da önemlidir. Kürt sorununun demokratik çözümü, Batı ile işbirliği yapıldığı için değil, Batı'ya karşı kesin tavır alındığı için hızlanacaktır. Kürt sorunu, Batı ile işbirliği yapıldığı ölçüde sürüncemede kalır; Batı'yı Kürt sorununun içine davet eden uygulamalara ne kadar kararlı bir tutumla son verilirse, çözüm o kadar demokratik ve çabuk olacaktır. Çünkü Kürt sorunundaki esas engel, artık Kürt realitesini kabul etmeyen iç kuvvetler değil, Kürt sorununu Türkiye'ye karşı kullanmak isteyen dış kuvvetlerdir. O dış kuvvetlere karşı, ne kadar güçlü bir Türk-Kürt birliği kurulursa, güven ortamı o kadar sağlıklı olur ve demokratik çözümler de güncelleşir. Eğer, Kürt sorununu çözmede, Türkiye'ye karşı Batı'nm baskısından yararlanmayı düşünenler olursa, bu, Türkiye üzerindeki tehditle birleşerek sorunu çözmeye kalkışmak anlamına gelir. Matematik formüllerle ifade edecek olursak: Türk+Kürt= demokratik çözüm. Batı+Kürt= çözümsüzlük. Türk+Kürt birliği, Kurtuluş Savaşı'ndaki gibi Batı'dan gelen tehdide karşıdır. Batı+Kürt formülü ise, Türkiye'ye karşıdır. Bugünkü koşularda Batı'nm yanında olmak, aslında Türkiye'ye karşı olmak anlamını taşımaktadır. Sizin de dikkatinizi çekmiştir, Türkiye'nin bütünlüğü içinde yer almak, Batı'nm hoşuna gitmiyor. Denecektir ki, Türkiye devletini yönetenler elli yıldır Batı işbirlikçisidir. Doğru! Zaten Türkiye'yi bu hale getirenler de onlardır. Biz devrimciler, elli yıldır onlara muhalefet ediyoruz ve Kemalist Devrim'in kazanımlannı savunuyoruz. Küçük Amerika rejimi açısından deniz bitmiştir. Batı ile işbirliği yoluyla Türkiye'ye yapılan kötülüklerin sonuna gelinmiştir. Yaratılan mafya-tarikat-gladyo rejimi derin bir krize girerken; Kemalist Devrim kendisini yenileyerek canlanmaktadır. Türkiye'nin ulusal devletini ve diğer devrimci kazanımlannı savunmak, statükoyu korumak değil, devrimci bir sürece omuz vermektir. Türkiye, kendini savunmak için elli yıllık küçük Amerika sürecinin oluşturduğu mafya-tarikat-gladyo rejiminden kurtulmak durumuyla karşı karşıya gelmiştir. Bu nedenle ulusal devletin savunulması, Türkiye'de köklü bir iktidar değişikliğine ve yenilenmeye yol açacaktır. Bu olay, Kurtuluş Savaşı'yla başlayan devrime benzer. Türkiye, sömürgeleşme tehdidinden kurtulayım derken, Osmanlı Ortaçağından da kurtulmuş ve demokratik devrim sürecinin en önemli atağını yapmıştır. Benzer bir durumda bulunduğumuz tahlilini yapan işçi Partisi, Aralık 1999'da yaptığı 5. Genel Kongresi'nde bu sürecin ihtiyacına cevap veren bir iktidar projesi kararlaştırdı ve önüne üç birlik görevini koydu: - Siyasal düzlemde: Kemalist-Sosyalist ittifakı. - Kitlesel düzlemde: Türk-Kürt birliği. - Yaptırım düzleminde: Halk-Ordu birliği. Program ise, Altı Ok'tur. Altı Ok, hâlâ geçerlidir; önümüzdeki devrimci adımın temel yönelişlerini içerir. Altı Ok, halk açısından doğru olmanın ötesinde, Türkiye'nin büyük güçlerini birleştirecek tek formüldür. "Demokratik Cumhuriyet" gibi formülleri, demokrasi düşmanı neoliberal çevreler de paylaşıyor. Altı Ok ise, eskilerin deyişiyle "Efradını cami, ağyarına mâni" bir programdır; yani fertlerini toplar, düşmanına da engel oluştururur. Altı Ok benimsendiği zaman, emperyalistlerle ve halk düşmanlarıyla birleşme tehlikesi yoktur.

Altı Ok'u farklı kavramlarla ifade etmek mümkündür; ancak o zaman programın sihiri bozulur; büyük kuvvetler birleştirilemez ve tarihten kuvvet alınamaz; kısacası hedefe ulaşılamaz. Altı Ok, Kemalist ile Sosyalisti, Türk ile Kürdü, Halk ile Orduyu birleştirebilecek tek formüldür. Bu nedenle Altı Ok'un alternatifi yoktur. Türk-Kürt birliğinin örgütsel biçimi, birlikte örgütlenmektir. Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk ve Kürdü, Anadolu'da bir hükümet kurmak için, Müdafaai Hukuk Cemiyetleri'nde birlikte örgütlemesi, bugün de örnek alınacak çözümdür. Birlikte örgütlenme, birliği sağlamlaştırır. Ayrı örgütlenme, ayrılma etkenlerini güçlendirir. Batı'nm "PKK'yi yasallaştırmakta" diretmesinin nedeni, Türkiye'yi bölme tehdidini elde bulundurmak içindir. Buna olanak verilmemesi, binlerce sayfa birlik yanlısı sözden ve birlik yemininden çok daha etkilidir ve belirleyicidir. Birlikte örgütlenme, vitrinde değil, gerçekte olmalıdır. Batı güdümlü programlar, Türk ve Kürdü birleştirmez. Kıblesi Washington ve Brüksel olan bütün programlar, bölücüdür. O merkezler, birleşik bir Türkiye istemiyorlar. Çünkü birleşik ve güçlü bir Türkiye'nin "Kriz bölgelerine müdahale misyonu"nu kabul etmeyeceğini biliyorlar. Onlara mecbur ve muhtaç olması için, Türkiye'nin sorunlu, zayıf ve parçalı olmasını istiyorlar. Birlikte örgütlenme, bu dayatmaya örgütsel cevaptır. Birlikte örgütlenme, aynı zamanda Kürt Sorununa Kardeşlik Çözümü'nü de hızlandıracaktır. Birlikte örgütlenmenin sağladığı güven ortamında, Kürt kitlelerinin demokratik talepleri konusundaki kuşkuların dağılması da kolaylaşacaktır. Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre, "Kürt Sorununa Kardeşlik Çözümü", genel çizgileriyle kabul edilmiş ve Millî Güvenlik Kurulu'ndan geçmiştir. Sorunu çözecek merkez, Washington veya Brüksel değil, Ankara'dır. Hal böyleyken, çözümün Türkiye'den değil, Batı'dan beklenmesi, Kürt yurttaşlanmızm bilincinde bölünme etkenini güçlendirir. Bugün en temel mesele, Kürt yurttaşlarımızı, çözümün Batı'dan değil, Türkiye'den geleceğine ikna etmektir. ABD ve Avrupa çözemez, Türkiye çözer. Oralardan ne barış gelir, ne de özgürlük. Dış müdahaleye ne kadar kararlı tavır alınırsa, çözümün uygulamaya konması da o kadar hızlanacaktır. Aslında bu mektubu önümüzdeki süreçte nelerin olamayacağı ve nelerin de kesinlikle gerçekleşeceği konusundaki görüşlerimi bildirmek için yazdım Size duyurmak istediğim görüşler bunlardır. iyi dileklerimi ve selamlarımı yollarım. Doğu Perinçek işçi Partisi Genel Başkanı Not: Bu mektubun bir örneği, Genelkurmay Başkanlığı'nm bilgisine sunulmuştur." Yazdığı görülmüştür. Ayrıca ULUSAL MEDYA 2001 isimli dokümanda "Bilinen bir gerçektir ki; Perinçek grubu tarafından kurulan Ulusal TV'nin gerçekte gizli tutulan kuruluş amacı, PKK'nm yayın organı Medya TV (MEDTV)'ye alternatif bir televizyon yayıncılığının Avrupa, Ortadoğu ve Avrasya coğrafyasına hakim olabilmesidir. Bu yöntemle Türkiye'deki Kürt kökenliler İşçi Partisi ekseninde toplanacak, Kuzey Irak ve Karkas bölgelerinde dağınık halde bulunan Kürt kökenliler ise; Batı karşıtı terör grupları olarak Kuzey Irak topraklarında (Türkiye'ye sınır bölgelerde) konuşlandırılacaktır. Böylece Asya'ya açılan kapı eşiğinde ABD'nin önünde Ortadoğu eksenli bir terör seti oluşturulacaktır. Arzulanan hedefe varılabilmesi için ise; en güçlü ve yasal propaganda silahı olan televizyon yayıncılığıdır." Yazdığı görülmüştür. Ayrıca soruşturma sırasında gelen bir ihbar mektubundaki CD'de OCALAN isimli 93 Sayfalık PDF dosyası içerisinde; her sayfada 8 resim olmak üzere toplam 743 adet resim bulunduğu, bu resimler içerisinde Ferit İLSEVER, Doğu PERİNÇEK, Hayati ÖZCAN, Murat BARDAKÇI, Ahmet TÜRK, Yalçın KÜÇÜK, Mehmet Ali BİRAND, Coşkun ARAL, Mesut Jr

  • ı


BARZANİ, Fatih ALTAYLI, Cengiz ÇANDAR, ve Hadi ULUENGİN isimli şahısların bölücübaşı Abdullah ÖCALAN ve terör örgütü mensupları ile birlikte PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün sözde kırsal alanında çektirmiş oldukları fotoğraflar ile yine bölücübaşı Abdullah ÖCALAN ile terör örgütünü sözde kamplarına gelen şahısların birlikte çektirmiş oldukları fotoğrafların bulunduğu tespit edilmiştir. Bu resimler incelendiğinde özellikle Doğu PERİNÇEK'in gazetecilikten öte örgütü denetliyor edası içersinde görüntülerinin olduğu, bölücübaşı Abdullah ÖCALAN ile çok samimi ve içten görüntülerinin olduğu, Yalçın KÜÇÜK'ün ise terör örgütü mensuplarına eğitim veriyor şeklinde görüntülerinin olduğu, aynı şekilde bölücübaşı ile çok samimi ve içten görüntülerinin olduğu görülmüştür. Söz konusu resimler gizli tanık DENİZ'in ifadeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, Gizli tanığın ifadelerini tamamen doğrular nitelikte görüntüler olduğu anlaşılmaktadır. Şüphelilerin telefon görüşmelerinde ve soruşturma kapsamında ele geçen doküman ve belgelerde belirtilen DTPTi yöneticilere/DTP binalanna yönelik eylem planlamaları ve arayışları konusunda; 2005-2008 yıllan arasında DTP Genel Merkez yöneticilerine, belediye başkanlanna tehdit içerikli mektup/e-postalar gönderilmiş, yine DTP Genel Merkezi'ne zarf içerisinde mermi yollanmış, DTP Genel Merkez ve il binalanna silahlı ve Molotoflu saldmlar gerçekleştirilmiştir. Şüpheliler Muhammet YÜCE ve emekli Albay Mehmet Fikri KARADAĞ arasında yaptıklan telefon görüşmesinde; 01.01.2007 günü Mehmet Fikri KARADAG'm kullanımında bulunan 0 535 888 15 14 numaralı telefonla, Muhammet YÜCE'nin kullanımında bulanan 0 533 570 89 38 numaralı telefonu aramasıyla yapılan görüşmede; (Tape No: 7) " onlara bir düşünce yapacaz komutanım, ben bir şeyler planlıyorum, DTP yi bombalayacam" dediği, M.Fikri KARADAG'm "Yok sakm yapma, haberim olmadan bir şey yapma, sakm" "Onlara prim verirsin, BİZİM İSTEDİĞİMİZ ZAMAN YAPACAZ, onlar istediği zaman değil" dediği, Muhammet'in "AHMET TÜRK varya DTP başkanı, şerefsiz pezevenk" dediği, M.Fikri KARADAG'm "Soyu sopu ermeni, hepsi ermeni, bu millete diş bileyip duruyor, boyna zorluyorlar başlanna gelecek var" dediği " 3- Telefon görüşmelerinde ve operasyon kapsamında ele geçen doküman ve belgelerde belirtilen, "Türk-Kürt çatışmasını sağlama" arayışlan ve planlamalan konusunda; Bölücü terör örgütü nihai hedefi olan, bağımsız birleşik kürdistanı kurabilme amacıyla kurulduğu günden itibaren bölge halkına ayn bir etnik kökenden geldiği aşılaması yapılarak ülke genelinde Türk-Kürt çatışması meydana getirerek sonuca ulaşmaya çalışmıştır. Gelinen bu noktada gerçekleştirilmek istenen olaylara bakıldığında ülkemizde bir Türk -Kürt kavgasının çıkartılmak istendiği anlaşılmaktadır. Bir taraftan örgütün müzahir kitlesinin DTP binalannda toplatıldığı, bir taraftan da milli duygulan olan insanlan DTP binalannı taşlamak suretiyle ülkemizde kaos ortamı yaratılmak istendiği görülmektedir. Mevcut Ergenekon yapılanması da aynı tarzda Türk-Kürt çatışmasını körüklemek suretiyle hareket tarzı/stratejisi konulannda bölücü terör örgütü ile paralellik arz etmekte olup, bu düşünce ve planlamalar Türkiye Cumhuriyeti Devletini bölmeye ve parçalamayı amaçlamaktadır. Operasyon kapsamında elde edilen İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu PERİNÇEK ve yöneticilerinin bölücü terör örgütünün kamp alanlanna yaptıklan ziyaretler konusunda; Türkiye'de legal alanda faaliyet yürüten bir siyasi partinin genel başkanı konumunda olan bir şahsın, örgüt kamplarında teröristbaşıyla görüşmesi teröristlerle tek tek tokalaşması, hem örgüt kadrolarına hem de örgüt tabanına büyük moral sağlamıştır.


^2r<^r^


Yıllarca muhatap arayan teröristbaşı, bunu bir fırsat bilerek bölücü terör örgütünün talep ve isteklerini Doğu PERİNÇEK aracılığıyla devlete iletmeye çalışmıştır. SONUÇ  : Örgütün anayasasını teşkil eden ERGENEKON dokümanında "TERÖR" başlığı altında; 21 Yüzyılda en önemli sorunlardan birisinin terör olacağı, bu nedenle terör gruplarının kontrol altında tutulması gerektiği, gerektiğinde "NAYLON TERÖR GRUPLARI" oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alınması gerektiği belirtilmiştir. Soruşturma dosyasındaki delillerden de ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ yöneticilerinin PKK terör örgütü ile ilişki içersinde oldukları, söz konusu terör örgütünü kontrol altında tutmaya çalıştıkları ve gerektiğinde de amaç ve hedefleri doğrultusunda kullandıkları, bu çerçevede son yıllarda ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ içersindeki Kuvayı Milliye derneği altındaki tetikçi şahıslara Kürt vatandaşlarımıza yönelik eylemler yaptırmayı planlayarak ülkede TÜRK-KÜRT çatışması meydana getirmeyi ve böylelikle örgütün amaçları doğrultusunda ülkede kaos ve çatışma ortamı oluşturmayı hedefledikleri anlaşılmaktadır. ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN DHKP/C TERÖR ÖRGÜTÜ BAĞLANTISI a) DHKP/C terör örgütünün tarihçesi DHKP/C terör örgütü Romanya Sorumlusu olarak faaliyet yürütmekte iken Türkiye'ye iade edilen Sedat Kod Semih GENÇ isimli kişi 07.10.2002 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde vermiş olduğu ifadesinde; "DHKP/C örgütünün çıkış noktasına bakacak olursak, 1965 yıllarına dönmek gerekir. Bu yıllarda TİP içerisinde Behice BORAN ile birlikte sol görüşler ortaya çıkmaya başladı, bu süreç sonunda FKF(Fikir Kulüpleri Federasyonu) oluşturuldu. Bunun başında ise Doğu PERİNÇEK vardı, bütün gençlik burada toplanmaya başladı, bir süre sonra bu grubun içinden MDD ve Şafak grubu ortaya çıktı, Milli Demokratik Devrim tezini savunanların başında Mihri BELLİ yer alıyordu, Şafak grubu ise federasyon içinde güçlüydü ve Doğu PERİNÇEK'in idaresinde bulunuyordu. MDD içerisinde yer alan Mihri BELLİ ve Mahir CAYAN grubu bir süre sonra buradan ayrıldılar, temel ayrılık olarak Doğu PERİNÇEK grubu Çin ve Mao düşüncesini savunurken, Mihri BELLİ ve Mahir CAYAN ise Türkiye'nin az gelişmiş kapitalist ülke olduğunu savunuyorlardı. Daha sonraları bu grup DEV-GENÇ'i oluşturdu, yine fikir tartışmaları devam ederken, kongre ile Ertuğrul KÜRKÇÜ Dev-GENÇ başkanı oluyor. Bundan sonra Mahir CAYAN'm görüşünde DEV-GENÇ faaliyetine başlıyor, Mihri BELLİ ise kendi görüşlerinde ısrar ederek DEV-GENÇ içinden ayrılıyor. Dev-Genç içindeki faaliyetler 1970'li yıllarda THKP/C adım alarak devam ediyor. Mahir CAYAN'm görüşlerini özetlersek, Şehirlerden kırlara doğru yayılan bir örgütlenme ile devrim süreci başlatılarak, bunun neticesinde iktidar ele geçirilerek sosyalizm düzenine geçmeyi öngörüyor. Bu düşünce doğrultusunda öncü savaşı ve silahlı propaganda başlatılarak eylemlere geçiliyor, bir süre sonra Mahir CAYAN yakalanıyor, bundan sonra Hikmet KIVILCIMTmm görüşlerini benimseyen Yusuf KÜPELİ ve Münir Ramazan AKTOLGA ayrı bir grup olarak çıkıyorlar. 1971 yılında Mahir CAYAN ve arkadaşları cezaevinden kaçarak tekrar eylemlilik sürecine giriyorlar, 1972 yılı 30 MART'ta Mahir ÇAYAN ve arkadaşları Kızıldere'de silahlı çatışmada


ölü olarak ele geçirilince, örgütün kadroları dağılıyor, bu arada HALKIN YOLU-KURTULUŞ-DEV-GENÇ-MLSPB olarak değişik fraksiyonlar ortaya çıkıyor. Burada sol sapma olarak değerlendirdiğimiz MLSPB ile sağ sapma olarak değerlendirdiğimiz DEV-YOL ortaya çıkıyor. MLSPB, Mahir CAYAN'in görüşlerini küçük hücreler halinde örgütlenerek şiddetli eylemler neticesinde halkı kendi yanlarına çekerek devrimi gerçekleştirmeyi düşünüyorlar, bu nedenle sol sapma olarak değerlendiriliyor. Dev-YOL ise tamamen halkın direnişi ile kitlesel olarak düzenli orduya geçiş yapılması gerektiğini, halkın saldmlar karşısında zaten direnişe geçeceğini savunuyordu, bu da sağ sapma olarak değerlendirilmiştir. 1978 yılında Dev-Yol'un bu durumuna karşı Dursun KARATAŞ-Paşa GÜVEN-Hüseyin SOLGUN biraraya gelerek DEV-SOL'u oluşturuyorlar. 1980 yılında Dursun KARATAŞ ve diğerleri yakalanarak cezaevine giriyorlar, cezaevinde açlık grevleri bu dönemde Dursun KARATAŞ tarafından organize edilerek, burada örgütlenme sağlanıyor. 1989 yılında Dursun KARATAŞ ve arkadaşları cezaevinden firar ederek, 1991 yılma kadar faaliyetini sürdürüyor. 16-17 Nisan ve 12 temmuz operasyonlarından sonra Dursun KARATAŞ yurt dışına çıkarak buradan örgütü idare etmeye başlıyor. 1992 yılının Eylül ayında Dursun KARATAŞ gözaltına almıyor, Bedri YAĞAN-İbrahim BİNGÖL ve Aslan Şener YILDIRIM tarafından kendisi sorgulanıyor, daha sonra bırakılıyor. Bundan sonra Dursun KARATAŞ kendisinin önderliğinde, Suriye/Şam'da yapılan örgütün kongresinden sonra 30 Mart 1994 yılında (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) DHKP/C'yi oluşturuyor. Şam'da yapılan kongreye 18 kişinin katıldığını biliyorum, Dursun KARATAŞ genel sekreter, Aslan Tayfun ÖZKÖK ise yardımcısı olarak seçiliyor." şeklinde DHKP/C terör örgütünün tarihçesini kısaca özetlemiştir. 17.05.2008 tarihinde GİZLİ TANIK DİLOVASI ismiyle ifadesi alman şahıs ülkemizdeki sol terör örgütlerinin çıkışıyla ilgili olarak; "1960Tı yıllarında 60 Anayasasının getirdiği nisbi rahatlama ortamında dünyada sosyalist ideolojiler Türkiye'ye de girmeye başladı. O dönem gençliğin yurtsever ve anti-emperyalist bir niteliği mevcuttu. Bu sosyalist ideolojinin ülkeye girmesiyle gençliğin içinde bulunduğu fikir ve ideolojiler iç içe girmeye başladı. Burada Türkiye'ye özgü yeni fikir ve örgütlenmeler ortaya çıktı. İlk önce Türk Solu dergisi etrafında ve içinde o dönemin üniversite gençliği ve hocaları tarafından sosyalist düşünceler yayılmaya başlandı. Bu süreçte ayrışmalar yaşandı ve çeşitli örgütler ortaya çıktı. Fikir Kulüpleri Federasyonu öğrenci gençliğinin toplandığı yerdi. FKF ilk çıktığında başkanlığını Doğu PERİNÇEK yapmaktaydı. Bu çatı altında o dönemin gençlik liderlerinden Mahir CAYAN, Deniz GEZMİŞ, İbrahim KAYPAKKAYA ve Doğu PERİNÇEK isimli kişiler vardı. Bu kişilerin tamamı silahlı mücadeleyi savunan kişilerdi. Doğu PERİNÇEK'in de aralarında bulunduğu bu kişiler Türkiye'de sonradan kurulan Sol terör örgütlerinin liderleri olarak ülkemizi uzun yıllar kanlı çatışmalara sürükleyecek terör örgütlerinin başını çektiler. Doğu PERİNÇEK içinde bulunduğu bütün yapılardan hep eleştiri getirerek ayrılmış ve kendine özgü örgütlenmeler yaratmıştır. O yüzden Türk Solunda Doğu PERİNÇEK her zaman ajan provokatör olarak bilinen bir kişidir. O günlerde de bu günlerde de sürekli çatışmaların içinde olmuştur." şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Semih GENÇ'in 07.10.2002 tarihli ifadesi ve GİZLİ TANIK DİLOVASFnm 17.05.2008 tarihli ifadesinden de anlaşıldığı gibi; SOL TERÖR örgütlerinin oluştuğu ve ülkemizde insanların sağ-sol diye ayrışmaya başladığı dönemlerin siyasi aktörleri arasında yer alan kişilerden birisinin soruşturma kapsamında yakalanarak tutuklanan DOĞU PERİNÇEK olduğu, yine devam eden süreçte kurulan farklı sol terör örgütlerinin içerisinde yer alan


'^L^<

kişilerin, DOĞU PERİNÇEK'in başkanlığını yaptığı FKF'nin (Fikir Kulüpleri Federasyonu) içinden çıkan gençler olduğu anlaşılmaktadır. Tanık ifadelerinde defalarca ismi geçen ve soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüpheli Doğu PERİNÇEK'le ilgili yapılan araştırmalarda, DOĞU PERİNÇEK'in, 1972-74 yılları arasındaki faaliyetlerinden dolayı yargılanarak 20 yıl hüküm giydiği ancak 1974 yılında çıkarılan 1803 sayılı af yasasından faydalandırılarak tahliye edildiği öğrenilmiştir. THKP/C DEV SOL terör örgütü kurulduğu günden itibaren bir çok sansasyonel eylemler gerçekleştirerek kamuoyunda sesini duyurmuştur. Süreç içerisinde aralarında ülkemizde Başbakanlık, Bakanlık yapmış kişilerden Generaller, Emniyet Müdürleri, Savcı ve Hakimler, MİT mensupları gibi devletin yetiştirmiş olduğu bir çok önemli ve değerli şahsiyet yapılan eylemler sonucu hayatlannı kaybetmişlerdir. 12 Eylül 1980'e kadar 35 polis 23 asker ve 240 vatandaşı öldüren Dev-Sol, ülkemizi darbe ortamına sürükleyen 80 öncesi sağ-sol çatışmalarında en aktif rol oynayan terör örgütüdür. GİZLİ TANIK DİLOVASI 17.05.2008 tarihli Ek ifadesinde; "Dev-Sol terör örgütü ile ilgili olarak aslında söylenebilecek en temel gizli bağlantı örgütün gerçekleştirdiği suikastlarda kendini göstermektedir. Örgütün atılım yılları olarak tabir ettiği 90-91-92 yıllarında bir sürü seri cinayetler işlenmiştir. Eski MİT Mensubu Hiram ABAS, Emekli paşa İsmail SELEN, Emekli paşa Memduh ÜNLÜTÜRK, ADANA Jandarma Bölge Komutanı TEMEL CİNGÖZ, MİT müsteşarlığı yapmış Adnan ERSÖZ, Emekli Paşa Kemal KAY AÇAN gibi birçok sansasyonel hedefe yönelik eylemler yapıldı. Bu eylemlerin yapıldığı dönemde örgütte sorumlu düzeyde faaliyet yürüten, örgütün her şeyine hakim olan arkadaşlanmızla sonradan yaptığımız görüşmelerde o dönem örgütün eylem amaçlı böyle bir istihbarat çalışmasının olmadığım konuştuk. Bugün düşündüğümde örgütün istihbarat çalışmasının olmadığı bir dönemde, çok ciddi ve gizli nokta eylem istihbaratlannm örgütün merkezi tarafından ekiplere ulaştınlmasmda derin bağlantılann olduğunu ve adeta eylemlerin servis edildiğini söyleyebilirim." şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral TEMEL CİNGÖZ suikastı faili Adnan TEMİZ 16.06.1991 tarihli ifadesinde; Temel CİNGÖZ'ün istihbaratının (kalmış olduğu Jandarma lojmanlannm giriş çıkış yollan krokisi, generalin hergün sabah evden çıkışının saat saat gün gün belirtildiği) THKP-C Dev-Sol örgütünün Merkez Komite Üyesi ve aynı zamanda Askeri Komite sorumlusu Haluk kod Niyazi AYDIN tarafından kendisine kapalı zarf içerisinde hazır olarak gönderildiğini, yine Adana'da gerçekleştirilecek başka eylem istihbaratlannm da örgütün merkezi tarafından kendisine hazır olarak geldiğini beyan etmiştir. GİZLİ TANIK İSMET'in 16.05.2008 tarihli ifadesinde; "Bana karanlık gelen suikastlardan birisi Temel CİNGÖZ suikastıdır. Temel CİNGÖZ görevli olduğu dönemde Adana'da Adnan TEMİZ isimli Dev-Sol militanının ekip komutanlığını yaptığı SDB ekibince taranarak öldürüldü. Adnan TEMİZ Jandarma A Tipi Özel Kuvvetlerde Necmi SUNA'nın akrabasıdır. Yine Adnan TEMİZ Adana'da Amerikan Mozelle isimli Çavuşun öldürülmesi eylemine kanştı daha sonra yakalanarak tutuklandı. Malatya cezaevinde tutulu bulunduğu sırada örgüte ihanet ettiği gerekçesiyle yine örgüt mensuplan tarafından öldürüldü. İhanet gerekçesi ise yakalandığında Poliste ifade vermiş olmasıydı. Poliste yakalanıp da ifade vermeyen örgütçü sayısı yok denecek kadar azdır. Hatta Adnan TEMİZ'in ifadesinde önemli .t *f "

olarak anlattığı örgüte zarar verecek bir şey yoktur. Yani ifade vermiş olması bahane edilerek Adnan TEMİZ öldürülerek susturulmuştur." şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Adnan TEMİZ'in sorumluluğunu yaptığı ekip, Adana'da bulunan tek ekiptir. Eylem istihbaratlarının merkezden hazır olarak geldiğini beyan etmesi Adnan TEMİZ'in cezaevinde öldürülme sebebi olmuştur. Çünkü terör örgütünde eylem için yapılan istihbarat çalışmaları ya silahlı faaliyet yürüten ekipler marifetiyle gerçekleştirilir ya da ilişkilerden gelen bilgi ve duyumlar istihbarata dönüştürülür. Her halükarda alanda yapılan bir istihbarat çalışması vardır ve bu çalışma raporlar halinde örgütün merkezine iletilir. Tabandan gelen istihbarat raporları sonradan eylem için ekiplere intikal ettirilir. Yukarıda sıralanan suikast eylemlerinde istihbaratların örgütün merkezi tarafından ekiplere bildirildiği görülmüştür. Terör örgütü içerisinde her kademede sorumlu düzeyde faaliyet yürütmüş ve örgütün her şeyine hâkim olan kişilerin kendilerinin yapmış olduğu herhangi bir istihbarat çalışması olmadığını söylemiş olmalanna rağmen örgütün merkezinden nokta istihbaratların gelmiş olması eylemlerde terör örgütünün tetikçi olarak kullanıldığını göstermektedir. GİZLİ TANIK İSMET'in 16.05.2008 tarihli ifadesinde; "88-89 yıllarında jandarma A tip özel kuvvetler birlikleri kuruldu. Bu birliklerde subay olarak görev yapan görevlilerle örgütün talimatıyla görüşmeler yapıyorduk. Görüşmelerde silah patlayıcı ve istihbarat konularında bilgi alış verişi yapıyorduk." dediği devam eden ifadesinde, "1989 yılında Dursun KARATAŞ'm cezaevinden firarı ile birlikte örgütte atılım yılları yani örgütün silahlı ve bombalı saldın eylemlerinin suikastlannm yapıldığı sürece geçildi örgütün eylem yapmak için silah ve patlayıcıya ihtiyaç vardı yine o yıllarda peş peşe gelen cinayetlerden de (Eski MİT Mensubu Hiram ABAS, Emekli paşa İsmail SELEN, Emekli paşa Memduh ÜNLÜTÜRK, ADANA Jandarma Bölge Komutanı TEMEL CİNGÖZ, MİT müsteşarlığı yapmış Adnan ERSÖZ, Emekli Paşa Kemal KAY AÇAN, Emniyet Müdürü Şakir KOÇ ) anlaşılacağı gibi ciddi bir istihbarat desteğine ihtiyacımız vardı. O dönemde Jandarma A tipi Özel Kuvvetlerinde görevli Yüzbaşı Necmi SUNA vasıtasıyla örgütün eylem için ihtiyaç duyduğu patlayıcı ve silahlar ile eylem istihbaratlannı tedarik ediyordum." şeklinde beyanlarda bulunduğu anlaşılmıştır. GİZLİ TANIK DİLOVASI'nm 17.05.2008 tarihli ifadesinde; "Ben bugüne kadar yaşadıklanm ve yaptıklanmı zaman zaman gözden geçiririm. Bir örgüt adına faaliyette bulundum. Hatta çok uzun bir süre cezaevinde yattım, ülkede eşitlik, adalet, özgürlük olsun diye mücadele ettim. Bu mücadelenin içerisinde iken yaptıklanmm ve düşündüklerimin doğru olduğuna inanarak yaptım. Ancak daha sonra kendimi örgütü yaşadığım süreci gözlemlediğimde örgüt içerisinde çok ciddi çelişkiler gördüm. Bugüne kadar karşısında durduğum bazı çevreler ile örgütün birbirini karşılıklı olarak kullandığını anladım. Özellikle basma yansıyan ülkemizde bazı güçlerin olduğunu anlatan bir takım yazılann daha sonra susurlukta ortaya çıkan tablonun ve son olarak Ergenekon operasyonunda ortaya çıkan ilişkileri ve yaşadığım süreci değerlendirdiğimde DHKP/C örgütünün kullanıldığı kantine vardım." şeklinde beyanlarda bulunduğu anlaşılmıştır. EL KONULAN BELGELER 22.01.2008 tarihinde ilimiz Beşiktaş ilçesi Gayrettepe Mahallesi Gülenağa Sokak 14/9 sayılı Veli KÜÇÜK isimli şahsın ikametinde yapılan aramada, 2005 yılına ait gri renkli fi , '


Erenköy ülkü ocakları ajandasının 25 Haziran Cumartesi tarihli sayfasında; "Behiç AŞÇI Avukat F Tiplerinin kalkması için ölüm orucunda 45 kg düştü devreye girilirse vazgeçecek" şeklinde Veli KÜÇÜK tarafından yazıldığı anlaşılan not ele geçirilmiştir. Behiç AŞÇI isimli avukat, hakkında DHKP/C terör örgütü üyeliği sebebiyle soruşturma başlatılan, DHKP/C terör örgütü üyeliğinden dolayı tutuklanarak cezaevine konulan ve halen DHKP/C terör örgütü üyeliği sebebiyle soruşturması devam eden kişidir. F tipi cezaevlerinin kapatılması için ölüm orucu eylemine giden örgüt, DHKP/C adlı silahlı terör örgütüdür. DHKP/C terör örgütünün F tipi cezaevlerine karşı çıkması dolayısıyla ölüm orucu eylemine girmesinin altında; Örgüt içi disiplin ve hiyerarşinin kaybedilmesinden korkulması, Toplu eylemlerle cezaevi idaresinden zorla taviz kopanlamayacak olması, Cezaevlerinin okul ve karargah gibi kullanılamayacak olması gibi sebepler yatmaktadır. Konu ile ilgili Veli KÜÇÜK alman ifadesinde "Avukat Behiç Aşçı DHKP-C örgütünün baskısıyla ölüm orucuna sokulduğu yolunda bilgileri Türk Dünyası araştırmaları başkanı Prof. Turan Yazgan ile yaptığımız bir konuşmada öğrendim eğer bu şahıs ölürse örgütsel bazı faaliyetlerin olabileceğini değerlendirmiş bana, devreye birisi girer ise aslında orucu bırakacağını ancak böyle birisini bulmamız gerektiğini söyledi. Benimde aynı endişelerim vardı ve adalet bakanlığında bazı tanıdığım yakınlarıma aynı durumu ilettim, onlar haklı olarak konuya girmediler ben konuyu biraz önemli bulduğum için tanıdığım avukatlar kanalıyla şahsı ikna ette. Müessif bir olay olmadı." Dediği görülmüştür. Fakat Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerin yazdığı raporda; "Örgüt daha önceki eylemlerin (1984 ve 1996) aksine son sürecin zorlu geçeceğini düşünmekle birlikte sonuç itibariyle devletin geri adım atacağını ve F tipi uygulamasından vazgeçeceğini hesap ederek ölüm orucuna başladı. Geçen sürede birçok örgüt mensubu hayatını kaybetti bunun yanında sakat kalanlarla birlikte çok sayıda kişi ölüm oruçlarını bıraktığı için örgüt tarafından hain ilan edildi. Sürecin yılları aşacağı ve ölümlerin sayısının 100'ün üzerine çıkacağını hayal dahi edemeyen örgüt ölüm orucu eyleminden bir şekilde kurtulmanın planlarını yapmaya başladı. F tipi cezaevi uygulaması gerekçesiyle DHKP/C terör örgütü tarafından canlı bombalı eylemler dahil birçok silahlı ve bombalı eylem gerçekleştirildi. Bu eylemler içerisinde en dikkat çekenleri Adalet Bakanlığına yönelik olarak gerçekleştirilmek istenen canlı bombalı saldırılardı. 20 Mayıs 2003 tarihinde Ankara Kızılay'da Şengül AKKURT isimli DHKP/C militanı eylem hazırlığı yaptığı sırada meydana gelen patlama sonucu öldü. Yine 01 Temmuz 2005 tarihinde canlı bomba eylemcisi Eyüp BEYAZ isimli DHKP/C militanı Adalet Bakanlığına girerek eylemini gerçekleştirmek istediği sırada görevli polis memurları tarafından vurularak etkisiz hale getirildi.

DHKP/C terör örgütü ölüm orucu eyleminden gerekçesiz vazgeçmesi durumunda, diğer örgütler ve kendi mensupları tarafından "bu kadar bedel boşuna mı verildi" eleştirisi ve sorgulamasıyla karşılaşacağından, makul olmasa da bir bahane ile düştüğü ölüm orucu eylemi girdabından kurtulmak istedi. Tam da bu noktada Ergenekon terör örgütü soruşturması dolayısıyla gözaltına alman Veli KÜÇÜK isimli şahsın 25.01.2008 tarihindeki ifadesinde "Avukat Behiç AŞÇI'nm DHKP-C örgütünün baskısıyla ölüm orucuna sokulduğu yönünde bilgiler aldığı ve tanıdığı avukatlar kanalıyla şahsı ikna ettiği şeklindeki Av.Behiç AŞÇI'nm ölüm orucu eylemini bırakması için aracı olduğunu kabul eden beyanıyla DHKP/C terör


örgütü ölüm orucu eylemine son verdi. DHKP/C terör örgütü ölüm orucu eylemini Veli KÜÇÜK'ün araya girmesiyle sonlandırdı. Bu durum terör örgütünde "büyük bir zafer" olarak karşılandı. Örgüt yurtiçinde ve yurtdışında etkinlikler düzenledi... DHKP/C adlı silahlı terör örgütü hatalı bir karar alarak düştüp ölüm orucu eylemi girdabından, Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alman Veli KÜÇÜK'ün devreye girmesiyle kurtulmuş oldu." Yazdığı görülmüştür. Serhan BOLLUK isimli kişinin genel yayın yönetmeni olduğu Aydınlık Dergisi'nde 21.03.2008 günü yapılan aramada elde edilen ve üzerinde kartal resmi bulunan mavi renkli ajandanın yapılan incelemesinde; "Ocak.January 1.1.Pazartesi Monday yılbaşı" ibareli sayfasında "Fahriye Erdal, İsmail Akkol _xxx Mustafa " mavi kalemle el yazısı ile yazılmış isimlerin olduğu ajandanın 1995 yılı ajandası olduğu, isimlerin gelecek yılın ocak ayının birinci günü sayfasına yani 01.01.1996 yılı sayfasına not alındığı tespit edilmiştir. Adı geçen şahısların isimlerinin not alındığı tarihten tam 8 gün sonra yani 09.01.1996 tarihinde, ajanda da isimleri bulunan şahıslar SABANCI CENTER İş Merkezindeki Sabancı Holding Yönetim kurulu üyesi Özdemir SABANCI, TOYOTA-SA Genel Müdürü Haluk GÖRGÜN ve sekreter Nilgün HAŞEFE isimli kişilerin öldürülmesi olayını gerçekleştirdikleri bilinmektedir. Sabancı Suikastı eyleminden sekiz gün önceki bir tarihe, eyleme katıldıkları tespit edilecek şahısların isimlerinin yazılmış olması, örgütsel bağlantı dışında hiçbir şekilde izah edilmesi mümkün değildir. Diğer taraftan Sabancı Suikastı eylem faili olarak aranan Mustafa DUYAR kendiliğinden gelerek teslim olmuş, tutuklu bulunduğu Afyon cezaevinde uğradığı saldın sonucu silahla vurularak öldürülmüştür. 30.05.2008 tarihinde GİZLİ TANIK YÜKSEL ismiyle ifadesi alman şahıs Mustafa DUYAR'm öldürülmesi olayı ile ilgili olarak; "Cezaevinde bulunduğu dönemde bir keresinde hastane şevki sonrası odasına geldiğinde yatağının üzerinde "sana senden olur her ne olursa, başın rahat olur dilin durursa" diye not bırakılmış. Yalnız kaldığı ve odasına kimsenin girmesinin mümkün olmadığı bir ortamda yatağına böyle bir not konulunca öldürüleceği fikrine vardı. Ve bu not konulduktan çok kısa süre sonra Mustafa DUYAR öldürüldü. Kırklareli cezaevinde bulunduğu sırada Adil YANIK isimli bir kişi Mustafa DUYAR'm öldürüleceğini bu eylem için üçyüzbin dolar gibi bir paranın döndüğünü, eylemi de Nuri ERGİN'in adamları olan Sami TOKUR ve Ahmet YARGUDER isimli kişilerin yapacağını idareye bildiriyor. Mustafa DUYAR sol müşahedede kalırken Sami TOKUR ve Ahmet YARGUDER sağ müşahedede kalıyorlar. Mustafa DUYAR'm bu olaydan haberi olunca Muğla cezaevine şevkini istiyor. Cezaevi birinci müdürü Mustafa BEKDEMİR "Bakanlık teminatı var, Afyon cezaevinde bir tane bile örgütçü yok, oraya git" diyerek dilekçesini değiştirtiyor ve Afyon'a şevkini istemesini söylüyor. Afyon Cezaevine gittiğinde cezaevinde isyan başlıyor, haberlere de yansıdı Afyon cezaevinde bulunanların çoğu örgütçüymüş, isyan ediyorlar itirafçı istemiyoruz diye. Mustafa DUYAR'm öldürüleceğini Adil YANIK ihbar ettiği için cezaevinde gözü kör ediliyor. Bu kişinin gözünü kör edenler de Sami TOKUR ve Ahmet YARGUDER isimli kişilerdir. Mustafa DUYAR Afyon cezaevine sevk edildikten üç-beş ay sonra kendisini öldüreceği önceden ihbar edilmiş olan Sami TOKUR ve Ahmet YARGUDER isimli kişiler Afyon Cezaevine sevk ediliyorlar. Bu iki kişi Mustafa'nın kaldığı koğuşun tam karşısındaki çaprazdaki yere yerleştiriliyorlar. Eylemi de bu, ikili gerçekleştiriyor. Cinayette silah

kullanılıyor. Eylemde kullanılan mermileri Nuri ERGİN'in avukatı Tuncay KÜTÜKOGLU isimli kişi sigara paketi içinde getiriyor. Mustafa DUYAR'm öldürülmesi eylemini gerçekleştiren Sami TOKUR ve Ahmet YARGÜDER isimli kişiler Nuri ERGİN'in adamlarıdır. Mustafa DUYAR'ı öldüren Ahmet YARGÜDER isimli kişi eylemden kısa süre sonra mahkemeye gittiği zaman sevk esnasında firar ediyor. Firar etmesinden bir yıl sonra yakalandı. Nuriş çetesi Mustafa DUYAR nereye gidiyorsa peşinden onun gittiği cezaevine sevk ediliyorlar. Cinayet işleyecekleri ortaya çıkan kişilerin öldürecekleri kişinin peşinden dolaşıyor olmaları normal mantıkla açıklanabilir mi?" şeklinde beyanlarda bulunmuştur. GİZLİ TANIK YÜKSEL ifadesinin devamında; "DHKP/C terör örgütünün gerçekleştirdiği Sabancı eylemi örgüte nasıl prestij kazandırdıysa teslim olmasıyla da öyle bir prestij kaybettirdi. Eylem faili olarak teslim olup, pişmanlığını dillendirmesi örgütte bomba etkisi yaptı." şeklinde Mustafa DUYAR'm teslim olmasını anlatmaktadır. DHKP/C terör örgütünün hedefi olan Mustafa DUYAR, kamuoyunda Karagümrük Çetesi olarak bilinen grup tarafından öldürüldü." Şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Mustafa DUYAR'm öldürülmesi olayı Nuri ERGİN liderliğindeki suç örgütü tarafından gerçekleştirildiği açıkça bilinmektedir. Hatta Mustafa DUYAR'm öldürülmesi olayı ile ilgili yapılan soruşturma ve koğuşturmada, olay failleri ve azmettiricileri olan Vedat ERGİN ve Nuri ERGİN kardeşlerde yargılanmış ve yargılanmaları tamamlanarak değişik cezalara çarptırılmışlardır. Başsavcılığımıza gelen bir ihbar içersindeki CD'nin yapılan incelemesinde de; 2000 yılında Uşak Cezaevi isyanı sırasında Nuri ERGİN'in kiremit renkli bir binanın penceresinden çıkarak sağ elini yukan doğru kaldırıp işaret parmağını sallayarak "BU DEVLET BANA MUSTAFA DUYAR'I ÖLDÜRTTÜ, BEN ÖLDÜRTTÜM, ŞİMDİ CANLI SÖYLÜYORUM" dediği, Vedat ERGİN'in "BİZ BU DEVLET İÇİN MERMİ SIKTIK! HEM DE SİZİN İÇİN, HEM DE ASKER İÇİN!" dediği "BAK BAK" diye birine seslendikten sonra "VELİ ABİ'Yİ ARA, VELİ KÜÇÜK'Ü ARA. BİZİ SOR! BAŞKA BİR ŞEY SÖYLEMİYORUM. ALLAH A EMANET OLUN!.." diye söylediği tespit edilmiştir. Şüpheliler Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ve Veli KÜÇÜK'den ele geçirilen "MAFİA" isimli dokümanda, mafyanın hedefe giden yolda ne şekilde kullanılması gerektiği, mevcut tüm oluşumların teker teker ele alınarak yeniden değerlendirilmesi, son derece deneyim kazanmış grup ve liderlerinden azami ölçüde yaralanılması içerikli notların bulunduğu görülmüştür. Bu notların devamında mafyanın yeniden yapılandırılmasının gerekliliğinden bahsedilmiş, yine hedefe giden yolda mafyanın ne şekilde kullanılması gerektiği üzerinde durulmuştur. Nuri ve Vedat ERGİN kardeşlerin yukarıda açıklanan olayda kullanıldıklarını televizyon kameraları karşısında dolaylı yönden beyan etmeleri ve Veli KÜÇÜK ile ilişkilerini açıklayan beyanları üst üste konulduğunda mafyanın ne tarz eylemlerde ne şekilde kullanıldığı ve kimler tarafından kullanıldığı açıkça görülmektedir. DEĞERLENDİRME Ele geçirilen dokümanlardan ve alman tanık ifadelerinden, DHKP/C terör örgütünün talimatıyla SABANCI SUİKASTINI gerçekleştiren Mustafa DUYAR'ın, firari iken bir süre

sonra kendiliğinden gelerek Adalete teslim olduğu ve gerçekleştirdiği olaydan dolayı yargılanarak gerekli cezayı aldığı, fakat cezasını çekerken can güvenliği nedeniyle sık sık cezaevi değiştirdiği, buna rağmen NURİŞLER çetesi mensuplarının bu şahsı adım adım takip ettikleri ve son olarak Afyon Cezaevinde isyan çıkartarak Mustafa DUYAR'ı öldürdükleri anlaşılmıştır. NURİŞLER çetesinin Mustafa DUYAR'ı öldürmesi için haklı bir nedenlerinin olmadığı, açıkça aldıkları talimat gereği bu eylemi gerçekleştirdikleri, Uşak Cezaevi isyanı sırasındaki görüntülerden de Mustafa DUYAR'm öldürülmesi olayını Veli KÜÇÜK'ün talimatı ile yaptıkları, diğer taraftan eylemin Mustafa DUYAR'm konuşma şüphesine binaen yapıldığı, dolayısıyla eylemi planlayan ve asıl azmettirici olduğu anlaşılan Veli KÜÇÜK'ün hem DHKP/C terör örgütü ile hemde NURİŞLER çetesiile gerekli koordineyi sağladığı anlaşılmaktadır. Dev-Sol ve DHKP/C terör örgütleri içerisindeki faaliyetlerinden dolayı yakalanarak tutuklanan Semih GENÇ isimli kişinin 08.04.2008 tarihinde alman ifadesinde; "Ben Romanyada bulunduğum dönemde şu anda ERGENEKON da ismi geçen Sedat PEKER'in Romanya'ya gelip gittiğini biliyorum. Kendisi örgütün hedefleri arasındaydı, bunla ilgili olarak Romanya'da bulunduğum sırada Sedat PEKER'in Türkiye'de arandığı dönemde Romanya'ya kaçtığını ve oradan GOLDEN FALCON isimli restaurantm sahibi Cemil isimli şahıs tarafından saklandığını öğrendim. Cemil isimli şahıs Romanya'da Bükreş'te hem Golden Falcon isimli restorantm hem de Golden Falcon isimli kuyumcu dükkanının sahibidir. Bu kişiden PKK ve DHKP/C örgütleri haraç alıyorlardı Bu kişinin Bükreş'te herkes tarafından bilinen lüks bir restorantı vardı, yine büyük çapta uyuşturucu kaçakçılığı yapan Fırat ....lakaplı Tunceli'li gerçek ismini hatırlamadığım bir şahısta Romanya'ya geldiğinde mutlaka bu şahsın yanma gelirdi. Cemil Fırat lakaplı bu kişiyi misafir ederdi çok iyi dostlukları vardı. Sedat PEKER 1999 senesinde Türkiye'de firari duruma düşünce Romanya'ya bu Cemil İsimli şahsın yanma geldi, Cemil Sedat PEKER'e villa ayarladı ve uzun bir süre orada saklanmasında yardımcı oldu, hatta Sedat PEKER oradayken dönemin Anavatan Partisi Bakanlarından Ülkü GÜNEY ve bir milletvekili Bükreş'e geldiler Bükreş'te göl kenarında LEBADA Otelinde Sedat PEKER'le görüştüler, Sedat PEKER Türkiye'de onların bir işini halledecekmiş bunun karşılığında da Sedat PEKER'in Türkiye'ye gelip teslim olmasını ve kısa bir sürede serbest bırakılması garantisini vermişler. Yani yaptıkları görüşmede bu işin pazarlığını yapmışlar. Ben bu olayı duyunca devlet görevlileri ile bir mafya liderinin pazarlık yapması olayından dolayı bu işlerde karanlık noktalar olduğunu düşündüm. O görüşmeden kısa bir süre sonra Sedat PEKER Türkiye'ye geldi teslim oldu 3-4 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldığını öğrendim. Bana olayın karanlık gelen çarpıcı yanı ise; yukarda bahsettiğim Tunceli'li Fırat lakaplı kişi uyuşturucu kaçakçısıdır. O dönemde Bakırköy'de bulunan Hasan ERKUŞ (uyuşturucu kaçakçısı Sivaslı) ile ortak oldukları, Abdullah ÇATLFnın da hisse sahibi olduğunu bildiğim star gazinosu'nda eroin işi yapıyorlar. Türkiye'de Abdullah ÇATLI ile eroin işini yapan Fırat lakaplı kişi yurt dışında da DHKP/C ve PKK örgütü mensupları ile uyuşturucu kaçakçılığını devam ettiriyor. Yukarıda bahsettiğim Romanya'daki lokantada Fırat lakaplı şahıs, yanında oranın ileri gelen işadamları ile oturduğu sırada ben ve Şemsi Şafak BAHSİ birlikte içeriye girdik. Ş.Şafak BAHSİ; yurtdışında DHKP/C örgütü içerisinde faaliyet yürüten, bir dönem Hollanda'da sorumluluk yapan daha sonra Bulgaristan'a gelerek örgüt içerisinde sorumlu düzeyde faaliyetlerine devam eden, Türkiye'ye gönderilmek üzere Bulgaristan'daki Alaydan silahlan çıkarttığı sırada yakalanarak tutuklanan kişidir.


(

Birlikte içeri girdiğimizde uyuşturucu kaçakçısı Fırat lakaplı kişi ayağa kalkarak Ş.Şafak BAHŞİ'ye hürmet gösterisinde bulundu. Bu olay çok dikkatimi çekti. Biz ayrı bir masada oturarak yemek yerken ben "bu şahıs kelli felli insan, uyuşturucu kaçakçısı sana bu şekilde saygılı davranmasının sebebi nedir?" Diye sordum. Cevaben "bu kim ki, Hollanda'da bizim denetimimiz ve emrimizde olan birisidir. Bunun gibi daha niceleri bizim kontrolümüzdedir" dedi DHKP/C örgütü üst düzey sorumlusu Şemsi Şafak BAHSİ ile uyuşturucu kaçakçısı Fırat lakaplı kişi birlikte lokanta sahibi Cemil....'in beyaz Shoreke jeepi ile dışan çıktılar yaklaşık iki saat dolaşıp konuştuktan sonra tekrar geri geldiler. Star gazinosunda bir dönem Müdürlük yapan Ateş isimli kişi Romanya'ya geldiğinde Cemil in dükkanında görüştük. Bu şahsın anlatımlarından Abdullah ÇATLI'nm star gazinosuna hissedar olduğunu öğrendim. Abdullah ÇATLI ile eroin kaçakçılığı işi yapan Fırat lakaplı kişinin DHKP/C örgütü denetiminde yani maddi olanak karşılığında yol vermesi ile yurtdışında uyuşturucu kaçakçılığını devam ettiriyor olması, yine Sedat PEKER'e bannacak yer ayarlayan kişinin DHKP/C örgütüne yardımda bulunuyor olması normal mantıkla izah edilemez. Pazarlanan uyuşturucu maddesinden yani aynı partinin mallarından Abdullah ÇATLI ile DHKP/C örgütü ortak rant elde etmektedirler. Türkiye'de DHKP/C örgütü kendisine kitle temin etme maksadıyla fuhuşa ve uyuşturucuya HAYIR diye kampanya düzenlerken, uyuşturucu kullandığı tespit edilen şahıslara yönelik eylemler yaparken örgüt yurtdışında uyuşturucu kaçakçılığı üzerinden büyük rantlar elde etmektedir. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; yurtdışında Mafya, PKK ve DHKP/C örgütlerinin denetimi dışında uyuşturucu işinin dönmesi olanaksızdır" şeklinde beyanlarda bulunmuştur. ERGENEKON soruşturması kapsamında yakalanarak tutuklanan Hikmet ÇİÇEK'den ele geçirilen datalar üzerinde yapılan incelemede; "-Çatlı ile Dursun Karataş birbirleriyle görüşürlerdi Abdullah Çatlı ile Dursun Karataş, taa Paşa Güven döneminden tanışıyorlar, görüşüyorlar. Son dönem de Çatlı ile Karataş arada bir yüz yüze görüşüyorlardı. Paşa Güven Erzincanlıdır. Karısı ve iki çocuğu hâlâ Fransa'da. -ÖHD'nin soldaki adamı Paşa Güven, sağdaki adamı Çatlı idi 12 Eylül öncesinde Paşa Güven de Çatlı da CIA'nm denetiminde ÖHD'ye bağlı olarak çalışıyorlardı. Ülkücülerin ellerindeki silahlarla Dev Sol'un elindekilerin seri numaralan birbirini takip eder. Aynı kaynaktan silah geliyordu. Bir gün, randevular kanşmış, Paşa Güven ile Çatlı karşılacaklar diye büyük panik olmuş. -Çatlı ile Karataş yüzyüze görüşüyordu Çatlı ile Karataş yüzyüze görüşüyordu. Bucak'm uyuşturuculan Karataş'm aracılığıyla Fransa'ya satıldı. Çatlı bu işi örgütledi. Çatlı başka kimlikle KarataşTa uyuşturucu için görüştükten sonra Fransa istihbaratı, Çatlı'nın kimliği hakkında Karataş'ı bilgilendirdi. Çatlı'nın CIA ile bağını bile bile, Karataş ilişkiyi sürdürdü." şeklinde bilgilere ulaşılmıştır. Gizli Tanık İSMET 16.05.2008 tarihli ifadesinde; "1979 yılında Paşa GÜVEN yurtdışı sorumlusuydu. Türkiye'de operasyonlar yapılınca Dursun KARATAŞ ve yönetici kadrosunun yakalanmasıyla Paşa GÜVEN yurtdışından çağnlmasma rağmen gelmedi. Yurtdışında gayri meşru işlerle uğraşıyor mafya, eroin kaçakçıları ve devlet görevlileri ile içli dışlı oluyordu. O dönem örgütün sorumluğunu

Paşa GÜVEN yürütüyordu. 82-90 arası Avrupa'dan eroin ve kirli işlere bulaşmış mafya tipli insanları Türkiye'ye sorumlu olarak gönderip banka soygunları ile beraber kara para trafiğini idare ediyor." şeklinde beyanlarda bulunmuştur. DHKP/C terör örgütünün uyuşturucu kaçakçılığında Veli KÜÇÜK'le irtibatlı mafya gruplarıyla ortak hareket ettiği, yurtdışında PKK ve Mafya ile birlikte uyuşturucu trafiğini organize ettiği anlaşılmıştır. 17.05.2008 tarihinde Gizli Tanık DİLOVASI ismiyle ifadesi alman şahıs Dev-Sol ve DHKP/C terör örgütünün gizli bağlantıları ile ilgili olarak; "Ben 1970'li yıllarda ülkemizde meydana gelen gençlik hareketleri içerisinde bulundum, 1975 yılından itibaren DEVGENÇ, DEV-SOL ve DHKP/C terör örgütleri içerisinde aktif olarak sorumlu düzeyde faaliyetlerim oldu. ERGENEKON örgütüne yönelik olarak yapılan operasyonları medyadan takip ettim. Yakalanan ve tutuklanan şahıslar ve yaptıkları ile ilgili değerlendirmeler yaptığımda geçmişe dönük sorgulamalarım neticesinde kafamdaki soru işaretlerine artık cevaplar bulabiliyordum. Soruşturmaya katkısı olur, ülkemiz adına yarınlara daha temiz bir toplum olarak çıkarız düşüncesiyle bildiklerimi paylaşmak istedim. Vereceğim ifade nedeniyle hedef olabileceğimi düşündüğümden kimliğimin saklı kalmasını devam eden mahkemelerde deşifre edilmemesini istiyorum. Vereceğim bilgileri kimliğimin saklı tutulması kaydıyla her ortamda anlatabilirim. 1980 öncesi süreçte gençlik heyecanıyla doğru bildiğimiz yada öyle gördüğümüz bir yolda ülkemiz için bir şeyler yapma peşindeydik. Terör örgütü içerisindeki faaliyetlerim sırasında zaman içerisinde yakalanmalarım ve tutuklanmalarım oldu. Uzun süre cezaevi hayatı yaşadım. Süreç içerisinde örgüt içerisinde yapılanları sorgulamaya başladım. Örgütsel faaliyetlerimize başladığımızda düşündüğümüz yada bize çizdikleri yol farklı bir yerde kalmış, bizler sadece suikast, bombalama, silahlı saldın gibi şiddet eylemlerinin peşinde eylem için silah, patlayıcı, istihbarat toplayan yapılara dönmüştük. Yaptıklanmızm hiçbiri daha iyi bir gelecek getirme adına yapılıyor değildi. Ülke farklı bir tarafa doğru çekiliyordu yani bizim yaptığımız eylemlerle yada farklı terör örgütlerinin devam eden eylemleriyle ülkede kaos meydana geliyor, sokaklar güvensizleşiyordu. Bu değerlendirmeleri bugünden baktığımda daha rahat söyleyebiliyorum. 1992 yılında DEV-SOL örgütü içerisinde faaliyet yürüttüğüm dönemde örgüt kanalıyla bana Gebze-Dilovası'nda Dilovası Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi isimli firmada bulunmam talimatı verildi. Bu firma Dilovası Diliskelesi limanlanndan gemiden karaya-karadan gemiye yük taşımacılığı yapmaktaydı. Burayla ilgilenmemi isteyen örgüt bana burada bulunan kişiler hakkında bilgi vermemişti. 1992-1995 yıllannda burada bulundum. Dikkatimi çeken şey; eski Dev-Yol örgütü mensuplan, Mafya tabir edilen gruplar, Dev-Sol'la ilgili şahıslar, Jandarma görevlileri gibi aslında bir arada bulunmalan mümkün olmayan kişilerin birlikte aynı firmaya ortak olarak iş yapıyor olmalanydı. Asıl ilginç olan ise ERGENEKON operasyonunda yakalanarak tutuklanan VELİ KÜÇÜK isimli kişinin yanında istihbarat subaylanyla birlikte bahsettiğim Dilovası Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi'ne gelip gidiyor olmalanydı. Veli KÜÇÜK o dönem Kocaeli il Jandarma Alay Komutanıydı. Veli KÜÇÜK ve yanındaki subaylann firmaya kağıt üzerinde ortaklıklan yoktu ancak net olarak bu kişilerin oradan belli bir pay aldıklanydı. Bu firmada genellikle Rusya ve Afrika'dan gelen kömür ve orman ürünleri, içinde çeşitli eşyalar olan konteynerler gemilerden alınarak firmalann depolanna tır ve kamyonlarla götürülüyordu. Tonlarca yük gelirdi ancak küçük bir kısım gümrüklü olarak çıkar diğer kalan kısım ise sallama denen tabirle başka kapılardan gümrüğe bildırilmeden kaçak olarak

çıkarılırdı. Yapılan bu kaçakçılık işlemlerinden Veli KÜÇÜK ve yanındaki subayların bilgileri vardı. Gebze'de o dönemde kooperatifte Veli KÜÇÜK, Hadi ÖZCAN, Kürşat YILMAZ, Ahmet Tekin BAYKAL, Dev-Yolcu Mehmet TERZİOĞLU (İstanbul Dev-Yol davasından yargılandı, cezaevinde yattı), Dev-Yolcu Emin ALKILIÇ (Dev-Yol örgütüne silah temin eden kişidir), Dev-Yolcu Ali ATEŞ (İstanbul Dev-Yol davasından yargılandı, cezaevinde yattı), Dev-Yolcu Engin ... (Ege Dev-Yol davasından yargılandı), şirket ortağı Cemil ATA, Nurettin ATA (Jandarma istihbarat binbaşısıydı, Cem ERSEVER'in itiraflarında JİTEM'in kurucuları arasında geçer, şirket ortağı Cemil ATA'nın abisi), Hasan TORLAK (Gebzede Başkomiser) Dev-Sol örgütünü temsilen ben vardım. Yukarıda bahsettiğim Hadi ÖZCAN, Kürşat YILMAZ, Mehmet TERZİOĞLU, Emin ALKILIÇ, Ali ATEŞ, Cemil ATA isimli kişiler civarda bulunan benzer şirketlere baskı yapıyorlardı, ellerinden nakliye imkanlarını alıyorlardı, şirket sahipleri ve çalışanlarını darp ediyorlardı ancak jandarma tarafından korunuyorlardı. Gözaltı yaşamıyorlardı yada silahı ile birlikte alınıp yine silahı ile bırakılan kişiler bile vardı. Jandarmanın bu kooperatife en büyük destek görüntüsü ve derin bağlantısı ise etraftan böyle algılanıyordu. Bu şahısların yaptıkları yanlarına kalıyordu. Dev-Sol örgütünün Veli KÜÇÜKTe bağlantılı olan bu kooperatifle ilişkisini ilk kuran kişi Zeynel ÖZARSLAN'dı. Zeynel ÖZARSLAN isimli kişi DHKP/C örgütünün Karadeniz Kırsal Sorumlusu Hüseyin ÖZARSLAN'm abisidir. Mehmet TERZİOĞLU ve Emin ALKILIÇ isimli kişiler Zeynel ÖZARSLAN'ı tanıdıklarından Dev-Sol örgütünün de kooperatife katılmasını istediklerinden ortak olmaları için teklif getiriyorlar. Örgüt onayladıktan sonra kooperatifte faaliyetlerimiz başladı. Ancak Zeynel ÖZARSLAN'm resmi olarak hiçbir yerde kaydı olmadı. Zeynel ÖZARSLAN, 1994 yılında havaalanında 10 kilo kokain almaya gittiğinde arabaya bindiklerinde havaalanının önünde yakalanarak tutuklandı. Araç içerisinde Arnavut Nazım diye bilinen Nazım ÜSKÜPLÜ ve iki İspanyol kurye de vardı. Yakalanarak tutuklandıklarında Bayrampaşa cezaevine geldiler. Örgütün bilgisi dahilinde eskiden örgüt içerisinde bulunmuş ama gasp, uyuşturucu ve benzeri suçlardan yakalanarak tutuklanan şahısların bulunduğu B bloğa gönderildiler. Yani bu kişilerle örgütün üst sorumluları cezaevinde irtibat halindeydiler. Bu süreçte 1995 yılı Gazi Olaylan meydana geldi. Gazi olaylan tam manasıyla bir provokasyondu. Gazi mahallesi bilinçli bir tercihti, örgütlerin genel manasıyla taban bulduklan gecekondu mahallesiydi. Kahve taranarak halk sokaklara döküldü. DHKP/C örgütü açısından bir var olma çabası vardı. Bu diğer örgütler için de geçerli olan bir durumdu. Alevi vatandaşların yer bulduğu sol terör örgütlerinin yeniden hareketlenmeleri için yapılmış bir provokasyondu. Sol terör örgütleri içerisinde alevi vatandaşlanmızm %95 ve üzeri olduğunu söyleyebiliriz. Sol terör örgütleri alevi vatandaşlanmız üzerine ajitasyon ve propagandalannı yapıyorlardı. Gazi olaylan olduğunda o dönemde cezaevinde DHKP/C örgütü sorumlusu olan Hakkı Özgür ERDOĞAN isimli kişinin talimatıyla Bayrampaşa cezaevi B koğuşunda uyuşturucu işinden tutuklu bulunan Zeynel ÖZARSLAN ve Nazım ÜSKÜPLÜ'den telefon alındı. Bayrampaşa Cezaevinde DHKP/C örgütünün temsilcisi olan Sadi Naci ÖZPOLAT isimli kişi Emniyet Müdürü Hüseyin KOCADAĞ ile görüştü. İlk önce polisin çekilmesi ve gözaltına almanlann serbest bırakılması, dağılanlara müdahale edilmemesi gibi konuşmalara şahit oldum. Başka ne konuşulduğunu bilmiyorum. Zeynel ÖZARSLAN tahliye sonrası uyuşturucu işine devam etti. Dilovasmdaki grupla ters düştü. Daha doğrusu paranın paylaşımında aralarında anlaşmazlık oldu ve Kürşat YILMAZ grubu tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Ali ATEŞ ve Engin... isimli kişiler de uyuşturucu işinde SARAL'larla ters düştüler. Ali ATEŞ ve Engin... birlikte arabayla gittikleri bir anda kaleşlerle taranarak öldürüldüler. Tarayan kişiler beyaz bir Mercedes minibüsten ateş ediyorlar. Bu araç kooperatife ait bir araçtı. Daha sonra bu araç eylemde kullanılan silahlarla birlikte yakıldı. Kooperatifteki Jandarmaların taradığı konuşuldu. Bana karanlık gelen noktalardan en önemlisi ise şudur; DEV-SOL örgütünün üst düzey yöneticisi ve halen Merkez Komite üyesi olan FARUK EREREN isimli kişi takip edildiği anlaşıldı. Bize Faruk EREREN'i takipten kurtaracak bir organizasyon yapıp yapamayacağımız söylendi. Faruk EREREN'i takipten kurtarmayı Emin ALKILIÇ yaptı. Emin ALKILIÇ isimli kişi Veli KUÇUK'le ailecek görüşürler. Bu görüşme hem dost görüşmesi hem de iş ortaklığı şeklindedir. Yani birbirlerinin ne iş çevirdiklerini bilirler. Yapacağı iş sıkıntılı ve problemliyse mutlaka Veli KÜÇÜK'le görüşür, görüşmeden iş yapmaz. Takipten nasıl kurtarabileceğimizi konuştuğumuzda Emin ALKILIÇ, tekneyle Dilovasmdan alıp Yalova'da bulunan örgüt mensuplanna teslim etme şeklinde planladı. Veli KÜÇÜKTe irtibatlı Emin ALKILIÇ, DEV-SOL örgütünün üst düzey sorumlusunu polis takibinden kaçırarak kurtardı. Emin ALKILIÇ ile Mehmet TERZİOĞLU isimli kişiler 12 Eylül öncesi hem Dev-Yol örgütü içerisindeyken hem de 12 Eylül sonrası cezaevinde birlikte kalmışlıkları vardır. Yani Dursun KARATAŞ Ta çok samimidirler. Veli KÜÇÜKTe içli dışlı olan, her türlü işlerini halleden Emin ALKILIÇ ve Mehmet TERZİOĞLU isimli kişiler Dursun KARATAŞ Ta görüşen kişilerdir. Mehmet TERZİOĞLU bir gün tır almayı düşünmüyor musunuz dedi, tır alın çalıştıralım. Bende kendisine Tırın deşifre olması halinde sıkıntı yaşanabileceğini söyledim, kendisi de bana bunu kendisinin Dursun KARATAŞ ile görüşüp halledebileceğini söyledi, aradan yaklaşık 45 gün geçtikten sonra bana TIRT alabileceğini söyledi çünkü ona Dursun KARATAŞ TIR'm alınmasını söylemiş, TIRT Mehmet TERZİOĞLU'nun aracılığı ile İveco marka bir tır aldık. Daha sonra güvenlik güçleri tın tespit etmiş olacaklar ki el koydu, Mehmet TERZİOĞLU'nun orada örgütün sorumlusu varken bu tır alma hadisesinde Dursun KARATAŞ ile görüşmesi örgütsel mantıkla izah edilecek bir durum değildir. Mehmet TERZİOĞLU'nun hem veli KÜÇÜK ile hemde Dursun KARATAŞ ile ilişkisinin olması benim için halen karanlık bir nokta olarak kalmıştır. Ben bir müddet sonra limandan ayrıldım daha sonra liman çevresindeki kişilerden limana Abdullah ÇATLI'nm da gelip gittiğini duydum. Mehmet TERZİOĞLU aynı zaman da müteahhitlik yapan birisidir. Gürbüz ÇAPAN Esenyurt Belediye Başkanı olduğunda belediyenin büyük inşaat işlerini Mehmet TERZİOĞLU'na verdi. Gürbüz ÇAPAN DEV YOL'cuydu bu nedenle ihaleleri Mehmet TERZİOĞLU'na verdi. Daha sonra kendisi zengin oldu. Bir ara Cumhuriyet gazetesinin ortağı olduğunu biliniyordu. Ali AYDEMİR isimli DEV SOL mensubu şahıs 93 veya 94 yılında örgüt tarafından çalışmak üzere limana gönderilen kişilerden birisidir. Daha sonra emniyet güçlerince yakalandığını ve cezaevine girdiğini duydum. Şuan da Ulusal kanalda çalıştığı noktasında bilgim var ancak kanala nasıl girdiği konusunu bilmiyorum. Benim dikkatimi çeken konu şu olmuştur. Ali AYDEMİR DEV SOL cu olarak limanda çalışıyordu. Aynı zamanda limandaki kooperatife pay alan Veli KÜÇÜK'de gelip gidiyordu. Daha sonra basında Ergenekon Veli KÜÇÜK'ün yakalandığını Ulusal kanalda arama yapıldığını öğrendim. Ali AYDEMİR'in bu kanalda çalışıyor olması benim aklıma bunlar arasındaki ilişki hakkında soru işaretleri getirdi ben bu nedenle bu konuları anlatmak istedim. Veli KÜÇÜK gerek resmi gerek sivil olarak yanında rütbeli askerler olduğu halde kooperatife gelip gidiyorlar, geldiklerinde de uzunca bir zaman orada kalıyorlardı. Ben o



dönemde DHKP/C örgütü üyesi olduğum için ve örgütün bizim atılım yıllan olarak tabir ettiğimiz yani eylemsel faaliyetlerin hız kazandığı bir dönemde ben örgüte Veli KÜÇÜK ve yanında bulunan askerleri hem kaçırıp sorgulayabileceğimizi hem de onlara yönelik eylem yapabileceğimiz istihbaratını gönderdim ve örgütten talimat beklemeye başladım. Aradan bir ay gibi bir zaman sonra şuan da böyle bir eyleme gerek yok ancak bu bilgiyi elimizde canlı tutalım şeklinde talimat geldi. Biz bu eylemi bundan dolayı yapmadık. Burada benim kafama takılan konuda şöyledir; Örgütün yeni yapılanması döneminde hazır önüne gelmiş olan ve yapıldığında da örgütün reklamı açısından büyük sansasyon uyandıracak, örgüte sempatizan kazandıracak böyle bir eylemin yaptınlmaması ve sonrasında böyle bir eylemden bilgi sahibi olanlarında 1994 yılında polisin yaptığı bir operasyonla yakalanarak devre dışı bırakılması bu da yukarıda anlattığım ilişkiler açısından bakıldığında dikkat çekici bir durumdur. Benim bundan çıkardığım sonuç örgütün bu bilgilerin hedef olan şahıslara ulaştınlmış olabileceği ve bu bilgi ulaştınlması sonrasında bizim operasyon yiyerek yakalanmamızdır. Örgüt kendi menfaati olduğu zaman herkesle ilişkiye geçer. Bunun en canlı örneği ise 1990 yılında Küçük Armutlu'da örgüt mensuplanndan birisini vuran Ülkücü mafya tabir edebileceğimiz şahıslardan iki tanesi Bayrampaşa cezaevine konuldular. Bu arada cezaevinde örgüt mensuplan da yatmaktaydı. Cinayeti işleyen ülkücülerin cezalandmlması için örgüt üyeleri ile Adli bölümde gasp suçundan yatan sol görüşe sempati ile bakan mafya mensubu Yakup SÜT arasında bir görüşme gerçekleşti ve örgüt Yakup SÜT'ten cezalandırmayı yapmasını istedi ancak öldürülmesini istemedi sakat kalmalannı ve böylece dışanya bir mesaj vermeyi planlamıştı, Yakup SÜT ve adamlan tarafından bu kişilerin kulaklan kesilip, ayaklanndan vurularak cezalandmlmışlardır. Yukanda ismi geçen Ahmet Tekin BAYKAL'ı DEV YOL'cu olarak bilirim. Kendisi 1990'lı yıllann başından itibaren İzmit, Derince, Hereke civannda gayri meşru alemde bilinen birisidir. Polis ve Jandarma'nm o dönemde bu şahsın arkasında olduğuna dair söylentiler çıkıyordu. Bu şahsın Dilovası motorlu taşıyıcılar kooperatifini ele geçirmeye yönelik girişimleri oldu. Aramızda silahlı çatışmaya varan tartışmalar oldu. Bu tartışmalan bitirmek amacıyla kooperatifin yöneticileri olan Mehmet TERZİOĞLU, Emin ALKILIÇ, Cemil ATA ve soy ismini hatırlayamadığım Mehmet EYMÜR'ün hazırladığı söylenen MİT raporunda adı geçen Süleyman.... Ve daha sonra öğrendiğim kadanyla Veli KÜÇÜK'ün araya girmesi ile Tekin BAYKAL ile olan ilişkimiz normale döndü. Ben bugüne kadar yaşadıklanm ve yaptıklanmı zaman zaman gözden geçiririm. Bir örgüt adına faaliyette bulundum. Hatta çok uzun bir süre cezaevinde yattım, ülkede eşitlik, adalet, özgürlük olsun diye mücadele ettim. Bu mücadelenin içerisinde iken yaptıklanmm ve düşündüklerimin doğru olduğuna inanarak yaptım. Ancak daha sonra kendimi örgütü yaşadığım süreci gözlemlediğimde örgüt içerisinde çok ciddi çelişkiler gördüm. Bugüne kadar karşısında durduğum bazı çevreler ile örgütün birbirini karşılıklı olarak kullandığını anladım. Özellikle basma yansıyan ülkemizde bazı güçlerin olduğunu anlatan bir takım yazılann daha sonra susurlukta ortaya çıkan tablonun ve son olarak Ergenekon operasyonunda ortaya çıkan ilişkileri ve yaşadığım süreci değerlendirdiğimde DHKP/C örgütünün kullanıldığı kantine vardım" şeklinde beyanlarda bulunduğu, yine ek ifadesinde; "Ben önce Türkiye'de sol terör örgütlerinin çıktıklan dönemle ilgili olarak bazı şeyler söylemek istiyorum. 1960'lı yıllannda 60 anayasasının getirdiği nisbi rahatlama ortamında dünyada sosyalist ideolojiler Türkiye'ye de girmeye başladı. O dönem gençliğin yurtsever ve anti-emperyalist bir niteliği mevcuttu. Bu sosyalist ideolojinin ülkeye girmesiyle gençliğin içinde bulunduğu fikir ve ideolojiler iç içe girmeye başladı. Burada Türkiye'ye özgü yeni fikir ve



örgütlenmeler ortaya çıktı. İlk önce Türk Solu dergisi etrafında ve içinde o dönemin üniversite gençliği ve hocaları tarafından sosyalist düşünceler yayılmaya başlandı. Bu süreçte ayrışmalar yaşandı ve çeşitli örgütler ortaya çıktı. Fikir Kulüpleri Federasyonu öğrenci gençliğinin toplandığı yerdi. FKF ilk çıktığında başkanlığını Doğu PERİNÇEK yapmaktaydı. Bu çatı altında o dönemin gençlik liderlerinden Mahir CAYAN, Deniz GEZMİŞ, İbrahim KAYPAKKAYA ve Doğu PERİNÇEK isimli kişiler vardı. Bu kişilerin tamamı silahlı mücadeleyi savunan kişilerdi. Doğu PERİNÇEK'in de aralannda bulunduğu bu kişiler Türkiye'de sonradan kurulan Sol terör örgütlerinin liderleri olarak ülkemizi uzun yıllar kanlı çatışmalara sürükleyecek terör örgütlerinin başını çektiler. Doğu PERİNÇEK içinde bulunduğu bütün yapılardan hep eleştiri getirerek ayrılmış ve kendine özgü örgütlenmeler yaratmıştır. O yüzden Türk Solunda Doğu PERİNÇEK her zaman ajan provokatör olarak bilmen bir kişidir. O günlerde de bu günlerde de sürekli çatışmaların içinde olmuştur. Dev-Sol terör örgütü ile ilgili olarak aslında söylenebilecek en temel gizli bağlantı örgütün gerçekleştirdiği suikastlarda kendini göstermektedir. Örgütün atılım yıllan olarak tabir ettiği 90-91-92 yıllannda bir sürü seri cinayetler işlenmiştir. Eski MİT Mensubu Hiram ABAS, Emekli paşa İsmail SELEN, Emekli paşa Memduh ÜNLÜTÜRK, ADANA Jandarma Bölge Komutam TEMEL CİNGÖZ, MİT müsteşarlığı yapmış Adnan ERSÖZ, Emekli Paşa Kemal KAY AÇAN gibi birçok sansasyonel hedefe yönelik eylemler yapıldı. Bu eylemlerin yapıldığı dönemde örgütte sorumlu düzeyde faaliyet yürüten, örgütün her şeyine hakim olan arkadaşlanmızla sonradan yaptığımız görüşmelerde o dönem örgütün eylem amaçlı böyle bir istihbarat çalışmasının olmadığını konuştuk. Bugün düşündüğümde örgütün istihbarat çalışmasının olmadığı bir dönemde, çok ciddi ve gizli nokta eylem istihbaratlannm örgütün merkezi tarafından ekiplere ulaştınlmasında derin bağlantılann olduğunu ve adeta eylemlerin servis edildiğini söyleyebilirim. DHKP/C örgütü adeta bir tetikçi gibi kullanılmıştır. Sosyalizm ve devrim düşüncesini kendisine maske yaparak, ülkemizi kargaşa ortamına sokacak siyasi cinayetler işlettirilmiştir. DEV-SOL örgütü olarak Dilovası Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifinde bulunmamızın gerekçesi bizi oraya davet eden kişilerin bizim örgütsel gücümüzden faydalanmak istemeleridir. Örgüt de buradan büyük maddi çıkar elde ederek örgütün temel ihtiyaçlan olan silah ve mühimmat gibi malzemeleri karşılamak istedi. Buranın asıl önemi taşımacılık yapıldığı için yurt dışından silah getirme amaçlı güvenilir bir yer olmasıdır. Yine buradan örgüte büyük maddi gelir temin ediliyordu. Daha önce size Mehmet TERZİOLU'nun Dursun KARATAŞ ile görüşmesi sonrası örgüte bir tır aldığımızı söylemiştim. Örgüt kendisine temin ettiği bu tırla yurtdışından silah temin etmeye çalıştı. Gürbulak nakliyattan alman bu tırla Suriye'den silah getirilmesi planlandı. Uluslar arası yük taşıma belgesi çıkarma girişimimiz oldu ve bu arada Suriye'den yük getirmek için ilişki arandı. Bu getirilecek yüklerin arasına örgütün Suriye'de kampta bulunan silahlan getirilecekti. Daha önce bahsettiğim Veli KÜÇÜK ve elemanlanmn örgüte istihbaratını verdiğim dönem, Düzce-Bolu-Adapazan üçgeni diye tabir edilen yerde kayıplar ve yargısız infazlann olduğu dönemdi. O bölgede yapılan bütün bu cinayetlerin arkasında Veli KÜÇÜK ve elemanlann parmaklan olduğu kamuoyunca konuşuluyordu. Örgüt açısından ayağına kadar gelmiş böyle bir eylemin yapılmamış olması açıklanamaz. Hata o süreçte en başta yapılması gereken bir eylem örgütün merkezi tarafından yaptınlmamıştır" şeklinde beyanlarda bulunduğu anlaşılmıştır. Gizli Tanık DİLOVASI'nın 17.05.2008 tarihli ifadesinde; "Bana karanlık gelen noktalardan en önemlisi ise şudur; DEV-SOL örgütünün üst düzey yöneticisi ve halen Merkez Komite üyesi olan FARUK EREREN isimli kişi takip edildiği anlaşıldı. Bize Faruk

EREREN'i takipten kurtaracak bir organizasyon yapıp yapamayacağımız söylendi. Faruk EREREN'i takipten kurtarmayı Emin ALKILIÇ yaptı. Emin ALKILIÇ isimli kişi Veli KÜÇÜK'le ailecek görüşürler. Bu görüşme hem dost görüşmesi hem de iş ortaklığı şeklindedir. Yani birbirlerinin ne iş çevirdiklerini bilirler. Yapacağı iş sıkıntılı ve problemliyse mutlaka Veli KÜÇÜK'le görüşür, görüşmeden iş yapmaz. Takipten nasıl kurtarabileceğimizi konuştuğumuzda Emin ALKILIÇ, tekneyle Dilovasmdan alıp Yalova'da bulunan örgüt mensuplarına teslim etme şeklinde planladı. Veli KÜÇÜK'le irtibatlı Emin ALKILIÇ, DEV-SOL örgütünün üst düzey sorumlusunu polis takibinden kaçırarak kurtardı. Veli KÜÇÜK'le içli dışlı olan, her türlü işlerini halleden Emin ALKILIÇ ve Mehmet TERZİOĞLU isimli kişiler Dursun KARAT AŞ'la görüşen kişilerdir." şeklinde hakkında ifade verdiği Emin ALKILIÇ'm, 19.10.2000 tarihli Organize Suçlar ve Sil. Kaç. Şb. Müdürlüğündeki ifadesinde; "1992 yılında DİLKOP'u kendisinin kurduğunu, başkanlığını Mehmet TERZİOGLU'nun yaptığını, o tarihlerde Gebze Jandarma Komutanı olan Yüzbaşı Hasan AVŞAR'm emekli olduktan sonra DİLKOP'da personel müdürü olarak çalışmaya başladığını, yine emekli Jandarma binbaşı Adnan isimli kişinin de bir dönem personel müdürü olarak çalıştığını, bu şekilde emekli Jandarma subaylarının çevrelerinden ve sıfatlarından faydalandıklarını, Dilovası bölgesinde bulunan limanlarda gelen giden yüklerin taşınmasında büyük rant olduğu için terör örgütleri ve mafya gruplarının barınarak bu yerlerden menfaat sağladıklarını beyan ettiği anlaşılmıştır. 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY yapılan mülakatta konu ile ilgili özetle; Dev-Sol'da Yağan grubu ve Dursun KARAT AŞ gibi iki ayrı gurubun bulunduğunu, askerlerin Bedri YAĞAN grubunu desteklediğini, çünkü YAĞAN gurubunu daha düzgün gördüklerini, Dursun KARATAŞ'ı ise, o dönem alevi Emniyet Müdürü olan Hüseyin KOCADAĞ'm desteklediğini, Bedri YAĞAN ile Dursun KARATAŞ kapıştıklarında, askerler Bedri YAĞANT, polisler ise Dursun KARATAŞ'ı desteklediğini, askerlere göre Dev-Sol'dan DHKP-C'ye geçiş döneminde DHKP-C'nin bütün MKYK kadrolannda polisin olduğunu düşündüklerini, Bir dönem DHKP-C'lilerin Harbiye Orduevi'ne roket attığını, daha sonra aynı roket'in Terörle Mücadelede Reşat ALTAY'a atıldığını, Reşat ALTAY'a atılan roketi askerlerin misilleme olarak attırdığını duyduğunu, Aynı dönemde kendisinin Adnan AKFIRAT ve Doğu PERİNÇEK ile oturup konuşurken, sohbetleri esnasında DHKP-C nin MKYK üyelerinin polislerden oluştuğunu duyduğunu beyan etmiştir. SONUÇ  : Soruşturma dosyasındaki delillerden, alman ifadelerden ve ele geçirilen dokümanlardan ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ yöneticilerinden Veli KÜÇÜK'ün DHKP/C adlı terör örgütü ile ilişki içersinde olduğu ve söz konusu örgütü ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN amaç ve hedefleri doğrultusunda kullandığı ve kontrol altında tuttuğu anlaşılmaktadır. ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN HİZBULLAH TERÖR ÖRGÜTÜ BAĞLANTISI 2001 yılmda yakalanan Tuncay GÜNEY yapılan mülakatta konu ile ilgili özetle; Veli KÜÇÜK le olan birlikteliği sırasında, şahsı anlamaya çalıştığını, Veli KÜÇÜK'ün çok geniş kapsamlı ve profesyonel çalıştığını, Veli KÜÇÜK'ün anlaşılabilmesi için, Veli KÜÇÜK tarafından kendisine verilenALAMUT KALESİ ve DAĞLARIN ŞEYHİ

HASAN SABBAH isimli kitapların okunması gerektiğini, şahısla birlikte olduğu dönem içersinde edindiği tecrübe ve bahsi geçen kitapları okumasından sonra Hizbullah'm da Teoman KOMAN Paşayla Veli KÜÇÜK tarafından kurduğunu anladığını, örgütlenmenin Teoman KOMAN paşa tarafından yapıldığını, Bir dönem Doğu PERİNÇEK'in adamı olan ve Güneydoğu-Diyarbakır muhabiri Halit GÜNGÖR'ün, Jandarma Genel Komutanlığında Hizbullahçı İlimcilerle Menzilcilerin eğitilmesini fotoğrafladığmı, Hizbulkontrayı ortaya çıkardığını, fotoğrafları Doğu PERİNÇEK'e gönderdiğini, ancak yayınlanmadan Halit GÜNGÖR'ün öldürüldüğünü, o dönemde Adnan AKFIRAT'm da Halit GÜNGÖR'Ü Türk Gladyosunun öldürdüğünü söylediğini, daha sonraki dönemde "Kemalist-Sosyalist" ismi ile bir ittifak yapıldığını beyan etmiştir. Tanık Emekli İstahbarat Daire Başkanı Bülent ORAKOĞLU ise 28.02.2008 günü alman ifadesinde özetle; Kendisinin 12 Mart 1997 tarihinde İstihbarat Daire Başkanlığı görevine getirildiğini, göreve geldiği dönemin 28 Şubat sürecinden hemen sonraki süreç olduğunu, o dönemde hükümete karşı ihtilal yapılacağına ilişkin ciddi bilgiler elde ettiklerini, o dönem Batı Çalışma Grubunun (BÇG) Devletin bütün görevlilerini, siyasileri ve özel kişileri irticacı oldukları gerekçesiyle fişlediklerine dair bilgiler elde ettiklerini, bunların yanı sıra bazı askeri şahısların PKK'nm üst düzey yöneticileri ile görüşmeler yaptığını, üçüncü olarakta NESİM MALKİ cinayetinin yabancı servislerle olan irtibatlarım tespit ettiklerini, Yaklaşık 3,5 ay sonra Türkiye'de hükümetin devrildiğini, kendisinin hükümet devrilmeden kısa bir süre önce Amerika'ya dış göreve gönderildiğini, bu arada kendisiyle ilgili çok ciddi haberler yayınlanmaya başlandığını, hatta birçok gazetecinin kendisini arayıp "SAKIN TÜRKİYE'YE GELME,GELİRSEN HAKKINDA İDAM SEHPASI HAZIRLANDI" şeklinde tehditler mesajlan gönderdiğini, ancak kendisinin yaptığı görevin kanun dışı olmadığından Türkiye'ye geldiğini, gelir gelmez de BATI ÇALIŞMA GRUBU ile ilgili yukarıda belirttiği kanunsuz ve herhangi bir resmiyeti olmayan belgeleri alıp görev gereği İçişleri Bakanlığına verdiğinden dolayı Askeri Mahkemece tutuklandığını, 58 gün tutuklu kaldığını, daha sonra bu davaların hepsinden beraat ettiğini, Görev yaptığı dönemde ERGENEKON'la alakalı bazı olaylara vakıf olduğunu, o dönem içeriği olarak tam bilinmeyen ancak son zamanlarda basma yansıdığı kadarıyla da her türlü kanunsuz işi yapmayı kendilerine görev bilmiş ERGENEKON örgütünün de bu 28 Şubat'ı organize etmiş olduklarını anlamış bulunduğunu, aynı dönemde İstihbarat Daire Başkanlığı Yardımcılığımda bulunan HANEFİ AVCI'nın bazı askeri şahpıslann PKK ile görüştüğü tesptini 32 Gün isimli programda açıkladığı için tutuklandığını, İstihbarat Daire Başkanlığı görevinden öncede il Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele ve İstihbarat Müdürlüğü yaptığını, Hatay İl Emniyet Müdürlüğü görevini sürdürdüğü dönemde tahminen 1991 yılı içerisinde Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral TEMEL CİNGÖZ ve İl Jandarma Alay Komutanı VİCDAN BAŞARAN olduğu halde şehir klübünde bir yemek yediklerini, bu yemekte Bölge Komutanının yanında bulunan ve önceleri emir eri olduğunu zannettiği sivil giyimli şahsın daha sonra İstanbul'da Hizbullah Operasyonunda ölü ele geçirilen Hizbullah lideri HÜSEYİN VELİOĞLU olduğunu öğrendiğini, orada tanıdığı kadarıyla HÜSEYİN VELİOĞLU Devlet görevlilerine çok saygılı, bir bekçi önünde dahi önünü ilikleyerek konuşan bir kişi intibaanı uyandırdığını, bu şahsın Hizbullah örgütünün lideri olarak İstanbul'da polisle girdiği çatışmada polise ve Devlete silah çekmesi ve örgüt liderliğinin arkasında başka arka perdeler olduğu kanaatinde olduğunu, emekli olduktan sonra 28 Şubat Türevi bir takım yasadışı illegal eylem ve faaliyetlerle psikolojik harekatlarla Türkiye'de mevcut iktidarı illegal olarak düşürmeye çalışan ERGENEKON yapılanmasının sağcı ve milliyetçi kesimi kullandığı gibi aşırı sol örgütleri ve



Hizbullah örgütünü de naylon terör örgütü olarak kurdurduğu kanaatine vardığını, bir taraftan PKK'ya karşı Hizbullah örgütünün ERGENEKON tarafından kurularak Türkiye'de bir iç savaş yaratma Kürt-Türk çatışması yaratma stratejilerini uygulamaya çalıştıklarını düşündüğünü, Hizbullah terör örgütünü de yukarı da söylediğim gibi ERGENEKON tarafından kurdurulduğu ve eğitildiği kanaatini taşıdığını beyan etmiştir. Ergenekon dokümanında belirtilen "NAYLON TERÖR ÖRGÜTLERİNİN OLUŞTURULMASI" yöntemi şüpheli Doğu PERİNÇEK'e sorulduğunda, "Naylon terör örgütleri kurmak bizim bazı istihbarat örgütlerimizin ABD ve CIA ve Mossaddan öğrendiği vahim uygulamalardır. PKK yi 1975 yılında acıdır ki MİT kurmuştur. Ve yine acıdır ki Hizbullah denen örgütü kullandıklarını MİT Müsteşarı kamuoyu önünde açkılamıştır ve basında yer almıştır. Peki nerede kullanmışlardır? Bu örgütlere binlerce insanımızı öldürtmüşlerdir. PKK 1975-1980 arasında benim Güneydoğu bölgesindeki en değerli il başkanlarımı ve yöneticilerimi şehit etmiştir, yine Hizbullah benim en değerli arkadaşlarımı şehit etmiştir. Bu Amerikan icatlarını onaylamak ihanet anlamına gelir. Belgenin kimler tarafından yazıldığını bilmiyorum" şeklinde cevap vermiştir. 30.05.2008 günü 2007/1536 soruşturma kapsamında gizli tanık Ahmet isimli şahsın vermiş olduğu ifadesinde; Kendisinin uzun yıllar Hizbullah Terör örgütü içerisinde yer aldığını, Daha sonra örgüt içerisinde görmüş olduğum yanlışlıklar ve yaşadığı bir takım olayların etkisi ile örgütten ayrıldığını, HÜSEYİN VELİOĞLU'nun 1979 tarihinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının sendika seçimlerine Petrol iş sendikasının başkanı olmak amacı ile seçimlere katıldığını, bu seçimler döneminde o dönemde Batman' da yüzbaşı olarak görev yapan TEMEL CİNGÖZ ile görüşmüşlüğü, konuşmuşluğu olduğunu,bu görüşmenin olduğunu HÜSEYİN VELİOĞLU ve İSA ALTSOY(örgütün üst düzey sorumlularından) söylediklerini, TEMEL CİNGÖZ'ÜN, HÜSEYİN VELİOĞLU'na bizim onayımız olmadan hiç kimse sendika başkanlığını kazanamaz dediğini, neticede seçimleri PKK temsilcisi olarak gördükleri bir kişinin kazandığını, TEMEL CİNGÖZ'ün o dönemde bildiği kadarı ile Batman komando taburunda görev yapmakta olduğunu, HÜSEYİN VELİOĞLU ile tanışıklığını hatta görüşmüş olduğunu bildiğini, sonraki süreçte TEMEL CİNGÖZ ile HÜSEYİN VELİOĞLU' nun ilişkisinin nasıl geliştiği hakkında bilgisinin olmadığını, 1980 ihtilali olduğu zaman HÜSEYİN VELİOĞLU' nun birkaç arkadaşı ile beraber İran' a gittiklerini amaçlarının ise darbe sonrası olabilecek bir operasyona karşı tedbir amaçlı olduğunu İran' da Humeyni'ye yakın kişilerle ilişki kurduklarını bildiğini, HÜSEYİN VELİOĞLU ve arkadaşlarının 1981 yılında Türkiye' ye döndükten sonra Diyarbakır' da HÜSEYİN VELİOĞLU, EDİP GÜMÜŞ ve İSA ALTSOY ile birlikte İlim Kitapevini kurduklarını, Kitapevini 12 Eylül sonrası oluşturmayı çalıştıkları örgütsel yapının merkezi olarak belirlemiş olduklarını, Kitapevi kurulduktan sonra HÜSEYİN VELİOĞLU ve arkadaşları bölgede molla olarak bilinen şahıslar, tarikat liderleri, aşiret liderleri ve önde gelen kişilere giderek İslami bir hareket oluşturmaya çalıştıklarını, bu hareketin o dönem çok aktif olan Milli görüş çizgisinin dışında devletten bağımsız bir hareket olduğu yönünde propaganda yapıp taraflar kazanmaya çalıştıklarını, o dönemde kitapevinin her gün onlarca yüzlerce ziyaretçi ile dolup taşmaya başladığını, Gelip giden bu şahıslardan uygun olanlar ile beraber HÜSEYİN VELİOĞLU' nun belirlenmiş olduğu evlerde toplantılar yapılıp cemaatleşme sürecinin nasıl oluşturulacağı üzerinde fikir planlı tartışmalar yapıldığını, Tamda bu dönemde HÜSEYİN VELİOĞLU'nun AYDA BİR ORTADAN KAYBOLDUGUNU,BİR HAFTA SONRA DA GELDİĞİNİ, kendisinin nereye gittiği ve ne yaptığı sorulduğunda İstanbul' a İran' lılarla görüşmeye gittim dediğini, Örgütte kaldığı uzun


yıllar içerisinde elde etmiş olduğu tecrübelerden HÜSEYİN VELİOĞLU' nun bu kaybolmalarının söylendiği gibi İran' Ularla görüşme değil kendisini yönlendiren gizli güçlerle bir araya gelmesi olarak değerlendirdiğini, Ancak bu güçlerin kim olduğu hakkında somut bir bilgiye sahip olmadığını 1983-1984 yıllarında bu grup içerisinde faaliyet yürüten daha sonra açmış olduğu Menzil Kitapevi ile adı menzilciler olarak bilinecek olan grubu oluşturan FİDAN GÜNGÖR ve arkadaşları HÜSEYİN VELİOĞLU'ndan ayrıldıklarını, Bu tarihten birkaç yıl sonra da ilim grubu içerisinden yine kamuoyunda İslami Hareket olarak bilinen EKREM BAYTAP, MEHMET ALİ BİLİCİ önderliğindeki tekbirci grup ayrıldığını, bu grubun Batman' da EKREM BAYTAP' in çalıştırdığı Cem kitapevini kurduklarını ve bu kitapevi etrafında örgütlenmeye başladıklarını, 1988 yılında cemaatin isteği ile HÜSEYİN VELİOĞLU önderliğinde bir grubun (HÜSEYİN VELİOĞLU, EDİP GÜMÜŞ, İSA ALTSOY, ABDÜLAZİZ TUNÇ, NUSRETTİN GÜZEL, MOLLA İHSAN YEŞİLIRMAK ve ismini şu an hatırlayamayacagım 2 kişi daha vardı.) İran'ın Tahran kentine giderek yaklaşık 2 ay siyasi ve askeri eğitim aldıklarım, Askeri eğitimde silah tanımı ve silah atışı, teorik bilgi olarak da örgütlenmenin nasıl olacağına dair eğitim alındığını, Türkiye' ye dönüldükten bir süre sonra Batman' da bir otelde birkaç hafta kalan Yahudilere yönelik bombalı eylem yapılacağını ancak yapılmadığını, başlangıçta bu eylemi çok önemseyen ve mutlaka yapılmasını isteyen HÜSEYİN VELİOĞLU eylem gerçekleşmeyince sebebi sorulduğunda açıklama yapmadığını 1994 yıllarında Hizbullah İlim- Menzil çatışmalarının olduğu bir dönemde bölgede MOLLA MANSUR GÜZELSOY olarak bilinen kişi sohbet ettiği 10-15 kişilik gruba hitaben kendisinin öğrenci olduğu dönemde Ankara' da HÜSEYİN VELİOĞLU ile birlikte aynı evde kaldıkların, HÜSEYİN VELİOĞLU' nun sürekli olarak MİT' den diye bahsettiği 2 istihbaratçının ziyarete geldiklerini, HÜSEYİN VELİOĞLU' nun bu şahıslarla sürekli ilişki içerisinde olduğunu anlattığını, MOLLA MUNSUR GÜZELSOY'un bu anlatımlarından yaklaşık 15 gün sonra Diyarbakır' da bir sabah namazı çıkışı HÜSEYİNE VELİOĞLU' na bağlı İlim grubu mensuplarınca sopalarla dövülerek öldürüldüğünü, Örgütte kaldığım uzun yıllar içerisinde şunu gözlemlediğini, Örgüt kurmak, yönetmek, örgüt mensuplarının sorunlarına çözüm bulmak, yeni stratejiler üretmek, örgütü sevk ve idare etmek öyle bir kişinin tek başına yapabileceği, altından kalkabileceği iş olmadığını, liderin ne kadar eğitim alırsa alsın bütün bunları yapmasının çok zor olduğunu, mutlaka kendisini yönlendiren, yöneten birilerinin olması gerektiğini, Hizbullah örgütünde de aynı durumun söz konusu olduğunu, Hatta HÜSEYİN VELİOĞLU' nun bazen ben bu işin içerisine nereden girdim, bıktım usandım, bu işi bıraksak mı acaba şeklinde beyanlarına şahit olduğunu, Kaldı ki HÜSEYİN VELİOĞLU' nun yapısı, karakteri, eğitimi göz önüne alındığında Hizbullah gibi büyük bir örgütü kurması ve idare edebileceğini tahmin etmediğini, Örgütün İranlılarla ilişki içerisinde olduğu 1990 ' lı yıllara kadar İran' lılar tarafından yönlendirildiğini, bu dönemde Iran'lılann dışında bir gücün HÜSEYİN VELİOĞLU üzerinden Iran' da faaliyet gösteren Türkler hakkında bilgi toplamaya çalıştığım fark ettiğini, Çünkü HÜSEYİN VELİOĞLU İran' da iken mesaisinin çoğunu o bölgeye gelip giden Türklerin kim olduğun tespite harcadığını, Örgüt İran ile ilişki içerinde iken örgütteki Sünni kişilerin bile şia mezhebine sempati duyduklarını, hatta ibadetlerini onların yaptığı tarzda yaptıklarını, Örgüt tarafından takip edilen eserlerin genelde İranlı yazarların (Ali Şerati, Mutaharri vb.) yazarların kitapları olduğunu, Ancak 1991 yılında PKK - Hizbullah çatışmaları başladıktan sonra örgütün İran ile ilişkisini keserek Sünni anlayışa tekrar döndüğünü, kendisinin bu değişimin normal bir süreç olarak gerçekleştiğini zannetmediğini, Burada örgütün birileri tarafından yönlendirildiği izlenimine sahip olduğunu, , ~ * v\ _* J-



"5^7

HÜSEYİN VELİOĞLU'nun ilişkileri sorgulanması gereken bir kiş olduğunu, kimseye haber vermeden hacca gittiğini ve orada örgüt mensuplarından bir tanesi tarafından görüldüğünü, HÜSEYİN VELİOĞLU'nun örgüt mensubunu fark edince yanındaki kişilerle birlikte görülmesinden çok rahatsız olarak örgüt mensubuna sıkı sıkı tembih ederek kimseye kendisini burada gördüğünü söylememesini tembihlediğini, bir başka tarihte de İngiltere-Londra'da Pakistan' lı bir grubun lideri olan (KERİM SIDDIKİ olabilir) bir şahsın yapmış olduğu bir toplantıya katıldığını, PKK-Hizbullah çatışmasında birçok PKK' lı ve Hizbullah ilim grubu mensubunun öldüğünü, 1995 yılında Hizbullah' ı temsilen İSA ALTSOY'un Irak' da PKK temsilcileri ile görüşerek karşılıklı ateşkes kararı aldıklarını, bunların ise nasıl bir araya geldiklerinin örgütte daima soru işareti olarak kaldığını, Örgütün kendi mensuplarını zaman zaman devlete çalışıyor diyerek kaçırıp sığmakta sorguluyor ve kendince suçlu bulduklarını ise öldürdüğünü, devletin örgüt için bir düşman olduğunu, ancak kendisinin örgütün devlet kurumlarına karşı bir eylem yaptığına veya planladığına şahit olmadığını, HÜSEYİN VELİOGLU' nun öldürülmesinden sonra ise polisle çatışmaya girdiklerini, bu çatışmaların sebebinin ise HÜSEYİN VELİOGLU' nun öcünü alma düşüncesi ile gerçekleşmiş olabileceğini, HÜSEYİN VELİOGLU' nun kendisine çok yakın olan üst düzey mensupların bir arada olduğu ortamda devlet görevlilerinden bazılarının kendilerine ajanlık teklif edebileceğini beyan ettiği, bu beyandan birkaç hafta sonra bazı görevlilerin bu toplantıda olan kişilerden bazılarına görev teklif ettiklerinin bilindiği, burada anlaşılmaz olan ise, HÜSEYİN VELİOĞLU'nun bu durumu nasıl bildiği ve o söyledikten kısa süre sonra o teklifler nasıl geldiğidir. Bu teklifin yapıldığı şahısların çok sıkı bir şekilde saklanan HÜSEYİN VELİOGLU ile düzenli olarak bir araya gelen kişiler olduğunu, kendisinin bu kişilere görev teklif edildiğine göre bu kişilerin örgüt içerisindeki durumlarının da bilindiğini varsaydığını, dolayısıyla düzenli olarak HÜSEYİN VELİOGLU ile görüşen bu kişilerden örgütün liderine ulaşılmasının hiç zor olmayacağını değerlendirdiğini, Hizbullah örgütünün faaliyetleri ve yapısına bakıldığında HÜSEYİN VELİOGLU' nun böyle bir örgütlenmeyi oluşturabilecek ve yönetebilecek kapasitede birisi olmadığını düşündüğünü, Çünkü HÜSEYİN VELİOGLU' nu çocukluğumdan beri tanıdığını, örgüt içerisinde 10 yılın üzerinde birlikte faaliyetlerinin olduğunu, örgütten ayrılmasında yukarıda anlatmış olduğu konuların etken olduğunu, beyan etmiştir. TOPLANAN DELİLLER, BOMBA İRTİBAT RAPORLARI Ele geçirilen bombaların irtibatları incelendiğinde: Ümraniye ilçesi Çakmak Mahallesinde elde edilen patlayıcı maddeler ile Eskişehir ilinde Fikret EMEK'ten elde edilen patlayıcı maddelerle ilgili olarak; Soruşturma evrakları ve Kriminal Polis laboratuarları Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi tarafından düzenlenen Bomba İrtibat Raporları üzerinden benzerlik gösterip göstermediklerine dair yapılan tetkiklerde ve ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarınca açılan davaların sonuçları ve Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınan şüphelilerle meydana gelen olayların herhangi bir bağlantısının olup olmadığına dair yapılan araştırma neticesinde;

A-) 12.06.2007 TARİHİNDE İLİMİZ ÜMRANİYE İLÇESİ ÇAKMAK MAHALLESİ SAMANYOLU CADDESİ GÜNGÖR SOKAK NO:2 SAYILI YERDE ELE GEÇİRİLEN MKE VE YABANCI MENŞEİLİ SAVUNMA TİPİ EL BOMBALARI; 01-Ağn ili Patnos ilçesi Yeşilçimen Mahallesi 7 Nolu Sokak içerisinde 25.11.2003 Tarihinde boş arazide pimi çekilerek atılmış ve patlamamış halde (1) adet el bombası olduğunu Kemal ŞENER isimli şahsın 155 ihbar hattını arayarak bildirmesi üzerine boş arazide (1) adet pimi çekilmiş patlamamış halde el bombası bulunmuştur. Patnos Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2008 Tarih ve Talimat No:2008/83 sayılı yazılarından, patlamamış halde bulunan (1) adet el bombasının 2004/11 soruşturma sırasında kaydının yapıldığı, soruşturma dosyasının 09.01.2004 tarihinde 2004/1 görevsizlik ile Ağrı 12 Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderildiği anlaşılmıştır. K.K.K. Ağrı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığının 19.06.2008 Tarih ve As.Sav.2004/265 Esas sayılı yazısı ekinde gönderilen, 29.03.2004 Tarih Evrak No: 2004/285 Esas No: 2004/265 Karar No:2004/91 sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararında, 34. İç Güvenlik Tugay Komutanlığının 18.02.2004 gün ve DİS.SB.-.7200-56-04/56 sayılı yazısı ile DM 41 savunma el bombalarının tamamının tam olarak 53081 nci Müht.Bl.K.lığma 13.11.2003 tarihinde gönderildiği, envanterlerinde ve depolannda böyle bir el bombasının mevcudunun olmadığı belirtildiği, böylelikle olayla ilgili olarak herhangi bir kişi hakkında kamu davası açılmasını gerektirecek bir husus bulunmadığından, 353 sayılı Kanunun 105. ve 107. maddeleri gereğince, itirazı kabil olmak üzere KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA karar verildiği anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba imha inceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Ağrı ilinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (1) adet el bombasının, COMP B LOT LS-14 107 seri numaralı el bombası olduğu, ilimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (2) adedin COMP B LOT LS-14 107 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 02-Hatay İli Merkez Akevler Mahallesi Alan Caddesi 12 Sokak No:4 sayılı adreste ikamet eden, Mehmet Hayrettin YAVUZ'a ait 01 SK 282 plakalı aracına 11.08.2001 tarihinde el bombası atılması neticesinde, park halinde bulunan Mehmet ÖKSÜZ'e ait 80 AY 869 plakalı Minibüs ile Mehmet YAKŞAN'a ait 31 T 0060 plaka sayılı araçlarda da maddi hasar meydana gelmiş olayda herhangi bir ölen ya da yaralanan olmamıştır. Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2008 tarih ve Soruşturma No:2001/4546 sayılı yazılarından, Hayrettin YAVUZ'a ait 01 SK 282 plaka sayılı araca el bombası atılması olayı ile ilgili olarak, zaman aşımı süresi olan 11.08.2011 tarihine kadar faillerinin bulunması için (10) yıl süreli Daimi Arama karan ile Daimi Aramaya aldınldığı anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Hatay ilinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (1) adet el bombasının, HGR Z-DM 72-LOS FMP-16 seri numaralı el bombası olduğu, ilimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (2) adedin HGR Z DM 72 LOS FMP-16 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 03-Iğdır ili Cumhuriyet Mahallesi SobacılarCaddesi Kapan Sokak No:9 sayılı yerde faaliyet gösteren Doğu Oteli Kazan Dairesinde l1.12.2006 tarihinde patlamamış halde (1)

adet el bombası bulunmuş olayla ilgili Otelin yeni sahibi İzzet ÇAĞALA ve Otelin eski sahibi Ayhan YILDIRIM isimli şahıslar yakalanmış, konu ile ilgili ifadeleri alındıktan sonra Cumhuriyet Başsavcılığının evrakları ikmalen istemesi üzerine şahısların salıverildiği anlaşılmış olup, İğdır Cumhuriyet Başsavcılığı ile kurulan koordinede konu ile ilgili evrakların postaya verildiğini, davanın İğdır 2. Asliye Ceza Mahkemesi 2008/390 esas sayısı ile devam ettiği bildirilmiştir. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi İrtibat Raporu sonucu, İğdır ilinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (1) adet el bombasının, MKE MOD 45 KF MKE-1-25 10-92 seri numaralı el bombası olduğu, İlimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (2) adedin MKE MOD 45 KF MKE-1-25 10-92 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 04-İstanbul ili Eyüp ilçesi Haliç kıyısında 27.02.2003 tarihinde Mustafa MARAZ ve Rasim UÇAN isimli balıkçı çocuklar tarafından balık tutarken suların çekilmesi sonucu çamurlu balçık içersinde bulunan (1) adet el bombası, Soruşturmayı yürüten Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.02.2008 tarihli yazılarından, 27.02.2003 tarih ve 31.03.2003 tarihleri arasında yapılan herhangi bir kayda rastlanılmamış olup tarih sayı veya isim belirtildiğinde tekrar bakılarak bulabileceğinin belirtildiği, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı ile yapılan yazışma neticesinde belirtilen olayla ilgili herhangi bir soruşturma açılmadığı bildirilmiştir. El bombasının 11.02.2003 tarihinde bulunduğu, Soruşturma kapsamında olan şüphelilerden Oktay YILDIRIM'm 2001-2005 tarihleri arasında İstanbul Hasdal'da görev yaptığı, yine aynı soruşturma kapsamında gözaltına alman şüphelilerden Mehmet Fikri KARADAĞ'ın 2001-2003 tarihleri arasmda İstanbul Levent'te görev yaptığı, Ankara Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 15 Nisan 2008 Tarih ve 2008/303 S.O./91517240 sayılı yazılarından anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba imha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Eyüp ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (I) adet el bombasının, HGR DM 41 COMP-B LOS-FMR-24 seri numaralı el bombası olduğu, ilimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (I) adedin HGR DM 41 COMP-B LOS-FMR-24 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 05-İstanbul ili Şişli ilçesi Merkez Mahallesi Prof. Nurettin ÖKTEN Sokak No:2 sayılı yerde faaliyet gösteren Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 10.05.2006 günü (1) adet el bombası atılmış, el bombası patlamamış, bilahare el bombasını atan şahıslar yakalanmıştır. 17.05.2006 tarihinde Ankara ilinde Danıştay'a yapılan saldırıdan dolayı halen Ankara/Sincan F tipi cezaevinde bulunan Osman YILDIRIM, 12.03.2008 tarihinde Tanık olarak vermiş olduğu ifadesinde Cumhuriyet Gazetesine atılan el bombalarım Muzaffer TEKİN isimli şahıstan aldığını beyan etmiştir. Soruşturma kapsamında olan şüphelilerden Oktay YILDIRIM'm 2001-2005 tarihleri arasında İstanbul Hasdal'da görev yaptığı, yine aynı soruşturma kapsamında gözaltına alman şüphelilerden Mehmet Fikri KARADAĞ'ın 2001-2003 tarihleri arasmda İstanbul Levent'te görev yaptığı, Ankara Genel Kurmay Başkanlığı Askeri

316

{'■&&,


Savcılığının 15 Nisan 2008 Tarih ve 2008/303 S.O./91517240 sayılı yazılarından anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi İrtibat Raporu sonucu, Şişli ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (1) adet el bombasının, FÜNYE GRUBUNDA M 204 A2 MKE 173-9-85 seri numaralı (1) adet el bombası olduğu, İlimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (2) adedin FÜNYE GRUBUNDA M 204 A2 MKE 169-5-85 seri numaralı el bombası olduğu; her iki olayda elde edilen el bombalarının numaralarının benzerlik gösterdiği bildirilmiştir. 06-İzmir ili Urla ilçesi Zeytinlik Köyü Böğürtlen Körfezi deniz sahilinde kuma gömülü olarak 26.02.1999 tarihinde (10) adet el bombası bulunmuştur. Soruşturmayı yürüten Urla Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2008 tarih ve M.2008/513 sayılı yazılarından, 1999/449 soruşturma sırasına kayda alındığı, 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan zamanaşımı nedeniyle 27.12.2004 tarihinde takipsizlik kararı verildiği anlaşılmıştır. Olayın özelliği itibari ile buluntu mühimmat ve silahların faili hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi İrtibat Raporu sonucu, Urla ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (10) adet el bombasından, (1) adedinin, HGR Z DM 72 LOS FMP-16 seri numaralı el bombası olduğu, ilimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (1) adedin HGR Z DM 72 LOS FMP-16 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 07-İzmir ili Karşıyaka ilçesi Örnekköy Polis Karakolu görevlilerince 30.12.2000 Tarihinde Örnekköy 7517 Sokak No:15/A sayılı yerin önünde, İsparta ili Eğridir ilçesi Yuvalı nüfusuna kayıtlı Mustafa-Adile 1972 doğumlu Ali ÖZGÜLEÇ isimli şahsın üzerinde (1) adet el bombası elde edilmiştir. İzmir/Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca 2001/806 Soruşturma Sayısı ile soruşturma başlatılmış olup, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından takipsizlik karan verildiği bildirilmiştir. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba imha inceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Karşıyaka ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (1) adet el bombasının, HGR Z DM 72 LOS FMP-16 seri numarah el bombası olduğu, ilimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (2) adedin HGR Z DM 72 LOS FMP-16 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 08-Izmir ili Konak ilçesi Alsancak Karakol Amirliği idaresi Cumhuriyet Bulvarı No:371/l-B sayılı yerde faaliyet gösteren müstecirliğini Mehmet TOP'un yaptığı ve İbrahim ÇİFTÇİ isimli şahsa ait olan Alsancak Cafe isimli işyeri içersine 02.10.2006 tarihinde Erdinç UTAŞ isimli şahıs tarafından iki adet el bombası atılmış el bombalarının patlaması neticesinde (2)'si ağır olmak üzere (11) vatandaşımız yaralanmış yaralılardan İbrahim ÇİFTÇİ bilahare ölmüştür. Olayla ilgili şüpheliler Erdinç UTAŞ ve Mehmet KABADAYI hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılarak iddianamenin hazırlandığı ve İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2007/145 Esas sayılı dosyası ile davası açılmış olup, duruşması 30.06.2008 tarihine bırakıldığı bildirilmiş, olayda hayatını kaybeden İbrahim ÇİFTÇİ ile Ergenekon operasyonu kapsamında şüpheli olarak gözaltına alman Sami HOŞTAN ile tanıştıkları Sami HOŞTAN'm İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde 25.01.2008 tarihinde alman ifadesinde İbrahim ÇİFTÇİ isimli şahsı tanıdığını, ölmeden 1 ay önce İbrahim ÇİFTÇİ'nin kızının düpnüne gittiğini, İbrahim ÇİFTÇİ'nin kendisine İzmir'de kumarhane açma teklifinde bulunduğunu, kendisinin ise İstanbul'da olduğundan dolayı kabul etmediğini, İbrahim ÇİFTÇİ ile herhangi bir husumetlerinin bulunmadığını, alacak vereceğinin olmadığını, şüphelilerden Veli KÜÇÜK ve Ali YASAK isimli şahıslan tanıdığını beyan etmiştir. Gizli tanık C'nin ifadesinde Sami HOŞTAN'm İbrahim ÇİFTÇİ'ye kumarda 3 milyon dolar kaybettiğini bu paranın ödenmesi konusunda aralannda husumet çıktığım beyan ettiği. Şüpheli Veli KÜÇÜK, 25.01.2008 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde alman ifadesinin (35) sayfasında, ikametinde yapılan aramada elde edilen ve ilgili mahkeme karanna istinaden inceleme yapılan (3) nolu kaset içeriğinde Günay isimli bir hanımla görüştüğü, bu şahsın kendisine hitaben eşinden aynldığım bir takım problemlerinin olduğunu haber elemanı olarak altında veli küçük imzası bulunan bir kart taşıdığını, Sinan Yaşar adına da mit kartı olduğunu, söylediği kendisinin de bu durumu sinan yaşara söylediği, devamında günaym kocasından bahisle "Teoman KOMAN'ı ibrahim ÇİFÇİ'ye karşı kullanmış" dediği devamında yine kocasından bahisle kendisinin adına bir takım hoş karşılanmayacak faaliyetleri yaptığını söylediği, yine devamla kadının kocasından bahisle ayağından vurulduğunu söylediği onun da kendi kendini yaraladığını söylediği, çiftlik evinde kaleşnikov tüfekler olduğunu söylediği, görüşmenin sonunda kendi Nişanına İbrahim ÇİFÇİ'nin gelmediği şeklinde bir görüşme ile, Günay TANFER'in oğlu Osman ile yaptığı ve içeriğinde "ey oğlum bak baban bunca zaman ailece görüşüyorduk bu beni alet olarak kullanmış şey olarak sezdim tabii fark ettim, ama ondan sonra gereğini yaptım, ey oğlum bana bak ben seni severim kardeşini severim, biz de gelip kalıyordu, anneni severim kardeşim gibi bunlan bana söyleyecektiniz, oğlum budur diye , şimdi bundan sonra ne olacak diye" osman'm ise " ama bak veli amca" dedikten sonra olayın boyutlannı anlattığı konuşmanın bir yerinde hatta bu mektup olayında olduğunuzda aradım, ondan sonra bu ibrahim amca vardı, izmirli ibrahim çifçi aynı şeyleri ona yapmış onun ismini kullanarak bir çok şey yapmış dediği ve konuşmanın şahsın babasının yaptıklannm üzerine devam ettiği anlaşılmıştır.bu geçen görüşmelerde ismi geçen şahıslar ve bu şahıslarla olan ilişkisi, bu kaseti kendisinin kaydedip etmediği ve ne amaçla bulundurduğu sorulduğunda;? Şüpheli Veli KÜÇÜK'ün bu görüşmeyi teybe kaydettiğini. Burada adı geçen Günay Tanfer'in Yalçın Tanfer'in eşi olduğunu. Kendisinin Kırkağaç tabur komutanı iken 1979 senesinde Salihli'den gelerek tanıştığını. Av merakı olduğunu söyleyerek kendisi ile yakınlık kurduğunu, aile dostu olduklannı, kendisinin Kırkağaç'tan Nusaybin tabur komutanlığına tayin olduğunda av maksadıyla gelip gittiğini ve samimiyetlerinin artığını, 1996 yılma kadar devam ettiğini, ailece çocuklannı ve eşini de sevdiklerini, 1996'da Giresun'a geldiğinde kendisine bir av tüfeği getirdiğini, tüfeğin ruhsatını istediğini ve parasını verdiğini, Yalçın hakkında bazı şikayetler duyduğunu, şüpheli hareketlerini tespit ettiğini, kendisine tavır koyduğunu, bölgede yaptırdığı incelemede kendisi adına Karadeniz bölgesinde bazı yolsuzluklar tespit ettiğim ve tamamen ilişkisini kestiğini, bu şahsın kendisi ile bir süre sonra hiç irtibatının kalmadığını, Urfa yöresinde J. İstihbaratçısı olduğu yönünde dolaştığı Genelkurmay Başkanı ile yakın olduğu şeklinde toplumda kamuoyu oluşturmaya çalıştığını öğrendiğini, Genelkurmayın emrinde görevliymiş gibi istihbarat çalışmalan yapacakmış

şekliyle menfaat temin ettiği duyumlarını aldığını ve kendi adını da buralarda kullanmaya başladığı duyumunu aldığını, bunun üzerine Urfa İl Jandarma Komutanı Albay Erdal Sarızeybek'i arayarak durumu ilettiğini, eşiyle de boşandığını öğrendiğini, kendisinin aile olarak Yalçın TANFER'in eşi ve çocukları ile irtibatlarının halen devam ettiğini Yalçın TANFER'in Urfa İl Jandarma Komutanlığı tarafından yakalandığını, suçunun sabit görülerek tutuklandığını, halen Konya cezaevinde yattığını bildiğini, kaseti kaydetmesinin sebebinin, eşi ile yaptığım görüşmeyi kasıtlı olarak kaydettiğini çünkü eşinin Onun eşi ve kızını kendi evladı gibi sevdiğini, amacının kaseti eşine de dinletmek olduğunu, eşinin de Yalçın Tanfer'i iyice tanımasını istediğini, bu görüşmede geçen İbrahim ÇİFÇİ'nin İzmir'de yaşadığını bildiği ve onlarla tanışıklığı olan şahıs olduğunu, beyan etmiştir. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi İrtibat Raporu sonucu, Konak ilçesinde yukarıda belirtilen olayda kullanılan el bombalarında (1) adet el bombasının, TAPA M 204 A KF-MKE-151-6-83 seri numaralı el bombası olduğu, ilimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (4) adedin TAPA M 204 A KF-MKE-152-6-83 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 09-Kırıkkale ili Keskin ilçesinde 09.04.2005 tarihinde Serkan ŞAHİNLİ ve Erhan Abdurrahman DAĞ isimli şahıslar kendilerinde (2) adet el bombası olduğunu ve bunlan satabileceklerini beyan etmişler, şahıslardan Serkan ŞAHİNLİ el bombalarını Jandarma İstihbarat elemanlarına satmak isterken suçüstü yakalanmıştır. Soruşturmayı yürüten Keskin Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2008 tarih ve 2007/246-247-248-249 İlamat Sayılı yazılarından, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 01.09.2005 tarih ve 2005/111-111 E.K.sayılı hükmü ile 2 yıl 6 ay hapis ve 375,00 YTL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Keskin ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (2) adet el bombasından (I) adedinin, HGR DM 41 SPLITTER COMP-B LOS FMP-22 seri numaralı el bombası olduğu, ilimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (2) adedin HGR DM 41 SPLITTER COMP-B LOS FMP-22 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 10-Kütahya ili Ahievren Mahallesi Maymunkaya Sokak No:25 sayılı yerde ikamet eden çöp toplayarak geçinen Ferdevs ÇEKMEZ isimli şahsın 29.07.2002 günü Hafız Hıfzı Enver Caddesi Kış Sokak girişinde bulunan çöp bidonunu karıştırdığı sırada bidonun dibinde MK2 Amerikan menşeli savunma tipi el bombası bulmuştur. Soruşturmayı yürüten Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2008 tarih ve Soruşturma No:2002/3472 Takipsizlik No:2007/4773 sayılı yazılarından, konu ile ilgili tahkikat evraklarının birer onaylı suretlerinin gönderildiği bildirilmiş, tahkikat evrakları incelendiğinde Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığının 24.09.2007 tarihli soruşturma no:2002/3472 konulu soruşturma ile ilgili karar no:2007/4773 sayılı kararında beş yıllık süre içersinde faillerin tespit edilemediği ve zaman aşımını kesen bir neden olmadığı bu süre sonunda zaman aşımının dolduğu anlaşıldığı için kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır. ^^***s^ rdH^4?^ 4 <•£

Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi İrtibat Raporu sonucu, Kütahya ilinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (1) adet el bombasının, FÜNYE GRUBUNDA "FÜZE M204 Al LOT FJZ-2 28 NOV 1953" seri numaralı el bombası olduğu, İlimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (2) adedinin; FÜNYE GRUBUNDA "FÜZE M204 Al LOT FJZ-2 286 NOV 1953" seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 11-Manisa ili Akhisar ilçesi Şeyhisa Mahallesi 82 Sokak No: 14 sayılı Telgöl ŞAKŞAK'a ait evin bahçesinde 04.12.1998 tarihinde gömülü olarak bulunan (2) adet el bombası bulunması olayı; Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığına 07.02.2008 tarih ve 2007/1536 soruşturma sayılı yazı ile olay hakkında dava açılmış ise ilgili mahkemesinden dava dosyasının onaylı bir suretinin çıkartılarak gönderilmesi istenilmiştir. Soruşturma dosyasının 18.12.1998 tarih ve 1998/20 yetkisizlik karanyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, Şüpheliler Yılmaz Şahin ŞAKŞAK, İrfan KISTIR, Ali POYRAZ, Hilal ŞAKŞAK, Fatih Mutlu TOSYALI, Mustafa Kemal DOĞAN ve Hasan KIRAL haklannda 'Patlayıcı madde bomba bulundurmak ve 6136 sayılı yasaya muhalefet' suçundan dolayı 28.12.1998 tarih 1998/475 Hz.1998/129 karar sayılı karan ile görevsizlik karan verilerek dosyanın Akhisar C.Başsavcılığma gönderildiği, Aynı şüpheliler hakkında 'Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak' suçundan dolayı 06.01.1999 tarih 1998/490 Hz. 1999/2 K. Sayılı karanmız ile takipsizlik karan verildiği İzmir (CMK 250 SMY) Cumhuriyet Başsavcılığının 27.06.2008 Tarih ve Sayr.CMK.250.Md.2008/6723 Muh. Sayılı yazılanndan anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba imha inceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Akhisar ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (2) adet el bombasından, (1) adedinin, HGRZ DM-72 LOS FMP-24 seri numaralı el bombası olduğu, ilimiz Ümraniye ilçesinde elde edilen el bombalarından (1) adedin HGRZ DM 72 LOS FMP-24 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 12-Şırnak 18.03.1999 tarihinde il genelinde Hizbullah/İlim Terör Örgütüne yönelik yapılan operasyonlar neticesinde İhsan TEKİN, İsmail TEKİN ve Haci DEMİR isimli şahsın ikametinde yapılan aramada toplam (6) adet el bombası elde edilmiştir. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı (CMK 250 Maddesi ile Yetkili) 11.03.2008 tarih ve 1999/130 sayılı yazılanndan, bahse konu olayla ilgili istenilen belgelerin gönderildiği ancak ekspertiz raporlan dosyada olmadığından ekspertiz raporlannm gönderilemediği bildirilmiş, bahse konu dava ile ilgili Diyarbakır 2 Nolu DGM'nin Esas No: 1999/130 Karar No:2002/157 sayılı beraat karannda, Sanıklar İsmail TEKİN, Hacı DEMİR, İhsan TEKİN hakkında ruhsatsız el bombası bulundurma suçundan gereğinin takdir ve ifası için Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına suç ihbannda bulunulmasına 30.04.2002 tarihinde karar verildiği, anlaşılmıştır. Şırnak Ağır Ceza Mahkemesinin 02.04.2008 tarih ve Esas No:2002/358 Karar No:2003/173 sayılı karannda, Sanıklar İhsan TEKİN, Hacı DEMİR ve İsmail TEKİN'in mahkememizce sabit görülen eylemlerine uyan TCK'nun 264/5-son cümle gereğince suçun işleniş şekline göre takdiren ayn ayn l'ER AY HAPİS ve 1,000TL:AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA, suç tarihi itibarı i1e 3506 sayılı yasanın ek 1, 2 ve


/) 320 Cyi^^

TCK'nun 19.maddeleri gereğince verilen ağır para cezasının 1.520.000TL. ye çıkartılmasına, 647 S.Y'nın 4. Maddesi gereğince sanıklara verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın suç tarihine göre günlüğü 5 bin liradan para çevrilerek ayrı ayrı 150.000 TL: AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA, TCK'nun 72. Maddesi gereği aynı nevi para cezalan toplanarak sanıkların ayrı ayrı 1.670.000TL. AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA, mevcut sabıkasızlık hallerinden anlaşılan suç işleme temahülleri nazara alınarak sanıkların cezalarının ayrı ayrı 647 S.Y'nın 6. Maddesi gereğince TECİLİNE karar verildiği anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen olayda elde edilen el bombalarının il genelinde 18.03.1999 tarihinde yapılan Hizbullah Operasyonu sonucu elde edildiği tespit edilmiştir. Soruşturma kapsamında olan şüphelilerden Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK'ün 17.08.1997 - 11.08.1999 tarihlerinde Şırnak ilinde askeri personel olarak görev yaptığı, Ankara Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 15 Nisan 2008 Tarih ve 2008/303 S.Ö./91517240 sayılı yazılarından anlaşılmıştır. El Bombası elde edilen şahıslardan Hacı DEMİR isimli şüpheli 25.03.1999 tarihli ifadesinde el bombalannı ismini veremeyeceği bir şahıstan aldığını, sebebinin ise bulunduğu yerin terör açısından tehlikeli bir konuma sahip olduğunu, başka bir amacının olmadığını terörden korunmak için aldığını beyan etmiş, el bombalannı aldığı şahsın ismini vermemiştir. İhsan TEKİN'in 25.03.1999 tarihli ifadesinde el bombalannı PKK terör örgütünden korunmak için tanımadığı bir şahıstan aldığını beyan etmiştir. İsmail TEKİN'in 25.03.1999 tarihli ifadesinde susma hakkını kullanarak ifade vermemiştir. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba imha inceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Şırnak ilinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (6) adet el bombasından(l) adedinin, MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı el bombası olduğu, İlimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (1) adedin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 13-Trabzon ili Of ilçesi Solaklı Mahallesi Atatürk Bulvan Yenihan Pasajı No:59 Kat:2 sayılı yerdeki yazıhaneye Romanya uyruklu Nicu PORTASE isimli şahıs tarafından 26.05.1999 günü el bombası atılmış el bombasının patlaması neticesinde 2 şahıs yaralanmıştır. Turgut SARIALİOĞLU vatandaşın el bombasını atan şahsı kovaladığı sırada Nicu PORTASE isimli şahıs tarafından tabanca ile vurulmuş bilahare kaldmldığı hastanede ölmüştür. Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.02.2008 tarih ve 2008/152 Muh. Sayılı yazılanndan, 2002/308 esas sayılı dava dosyası içersinde istenilen arama yakalama el koyma tutanaktan ekspertiz raporlan ve diğer evraklann 2006/570 esasa kaydedilmiş temyiz nedeniyle 26.09.2007 tarihinde Yargıtay'a gönderildiğinden evraklann gönderilmesinin mümkün olmadığı ilk karar olan 2002/318 sayılı karar örneğinin gönderildiği anlaşılmıştır. Gönderilen 2002/318 Esas Nolu kararda sanık Sultan Selim SARAL ve Oktay SARAL'm cezalandınlmasma hükümle birlikte tahliye taleplerinin reddine tutukluluk durumlarının sürdürülmesine ilişkin 17.07.2003 tarihli karardan anlaşılmıştır. Olayı gerçekleştiren Romanya uyruklu Nicau PORTASE'nin olay tarihinden önce tabanca ve el bombasını İstanbul ilinde tanımadığı bir İranlıdan aldığını beyan etmiştir. ?' -. J^

Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi İrtibat Raporu sonucu, Of ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (1) adet el bombasının, MKE MOD 45 MKE 1-25 10-92 seri numaralı el bombası olduğu, İlimiz Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından (1) adedin MKE MOD 45 MKE 1-25 10-92 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. B-)26.06.20Ö7 TARİHİNDE ESKİŞEHİR İLİ HAYRİYE MAHALLESİ DUMRULOĞLU SOKAK NO-.22/5 SAYILI YERDE FİKRET EMEK'TEN ELDE EDİLEN SAVUNMA TİPİ EL BOMBALARI; 01-Amasya ili Merzifon ilçesi Bahçelievler Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No:178 sayılı Ağn-Patnos nüfusuna kayıtlı Resul oğlu 1960 doğumlu Kerem ADIGÜZEL'e ait müstakil evin bahçesinde 18.05.2003 tarihinde Saat: 03:00 sıralarında (1) adet kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce el bombası atılmış el bombasının patlaması sonucu maddi hasar meydana gelmiştir. Merzifon Cumhuriyet Başsavcılığının 27.02.2008 tarih ve Soruşturma No:2003/811 sayılı yazılarında, 18.05.2003 tarihinde Kerem ADIGUZEL isimli şahsın bahçesinde 1 adet MKE imali savunma tipi el bombası atılması olayı ile ilgili olarak yürütülmekte olan soruşturma dosyası halen derdest olup failin tespitine devam edilmekte olup ilgili dosyanın onaylı suretleri yazı ekinde gönderildiği bildirilmektedir. Yukarıda belirtilen olayın 17.05.2003 tarihinde meydana geldiği, Soruşturma kapsamında olan askeri eski personelden Engin ZORBA'nın Amasya ili Merzifon ilçesinde 17.08.2000-08.01.2003 tarihleri arasında Astsubay olarak görev yaptığı, 08.01.2003 tarihinde DİSİPLİNSİZLİK nedeni ile ordudan YAŞ kararı ile ihraç olduğu, Ankara Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 15 Nisan 2008 Tarih ve 2008/303 S.Ö./91517240 sayılı yazılarından anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha inceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Merzifon ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (3) adet el bombasından (1) adet el bombasının, TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı el bombası olduğu, Fikret EMEK'ten elde edilen el bombalarından (1) adedin TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 02-Antalya ili Alanya ilçesi Çarşı Mahallesi Hürriyet Meydanı No:6 sayılı yerde faaliyet gösteren müstecirliğini Eskişehir nüfusuna kayıtlı Fikret ÇOLPAN'm yaptığı ÇINAR Otelin 3.Kat 17 Nolu odasında ahşap elbise dolabı içerisinde 29.07.2001 tarihinde (3) adet el bombası bulunmuştur. Melih ÇOLPAN isimli şahıs adli mercilere çıkartılmıştır. Alanya Cumhuriyet Başsavcılığı ile kurulan koordinede, 19.09.2001 tarih ve Hz.2001/4436 ve 2001/18 sayılı görevsizlik karan ile Van Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderildiği, Van Jandarma Asayiş Komutanlığı Askeri Savcılığının 18.10.2001 tarih ve Es.2001/1944 ve 2001/10 sayılı yetkisizlik karan ile Elazığ 8.Kor.Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderildiği bildirilmiştir. Olayla ilgili yapılan tahkikatta Otel sahibi oğlu olan ve aynı zamanda otelde resepsiyon görevlisi olarak çalışan Melih ÇOLPAN'm K.K.K 49. İç Güvenlik Komutan YardımcılığıYardımcılığı Muş ilinde Ordu evi gazinosunda askerliğini yaptığı ve 23.02.2001 tarihinde terhis olduğu, Antalya Emniyet Müdürlüğünün ilgili yerle yapılan yazışma neticesi


gelen cevabi yazıda MKE yapımı el bombalarının askerliğini yapmış olduğu birliğin envanterine kayıtlı olduğu bildirilmiştir. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Alanya ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (3) adet el bombasından (2) adet el bombasının, TAPA M 204 A2 KF-MKE-9112-77 seri numaralı (2) adet el bombası olduğu, Fikret EMEK'ten elde edilen el bombalarından (1) adedin TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 03-Çankırı ili Şabanözü ilçesi Yeni Mahalle Müsellim Sokak No:39/3 sayılı yerdeki ikametin yatak odasının döşemelerin altında (8) adet el bombası, 1 adet sis bombası ve (1) adet gaz bombası elde edilmiştir. Emniyet Müdürlüğü Özel Hareket biriminden emekli ve 12.12.2000 tarihinde vefat eden Galip ve Sultan oğlu 1952 doğumlu Himmet GÖKGÖZ'e ait olduğunun tespit edildiği bildirilmiştir. Çankırı ili Şabanözü ilçesi Cumhuriyet Başsavcılığının 04.06.2008 Tarih ve Soruşturma No:2008/24 Karar No:2008/87 Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararında Şüphelinin oğlu Fatih GÖKGÖZ tarafından yapılan ihbar üzerine İlçe Emniyet Amirliğinde görevli polisler, şüphelinin ikametgâhı olan, ancak ölümünden sonra diğer aile fertleri tarafından kullanılan Şabanözü, Belça Konutları No:39/3 sayılı yerde bulunan eve gittikleri, evin yatak odasında yapılan kontrolde, çürümüş olan taban döşeme tahtalannın altında (8) adet el bombası, 1 adet gaz bombası ve 1 adet sis bombası elde edilmiştir. Tanık Fatih GÖKGÖZ beyanında; şüphelinin babası olduğunu ve Emniyet teşkilatı Özel Harekat biriminden emekli olduğunu, babasının 12.12.2000 tarihinde vefat ettiğini babasının yaptığı iş nedeniyle ketum olduğunu ve kendilerine bir şey söylemediğini, evlerinin yatak odasında bulunan döşeme tahtalannın kurtlanarak çürüdüğünü, çürüyen tahtalan söktüklerinde altından bölmeli bir kısım çıktığını ve evde bulunan patlayıcı maddelerden haberlerinin olmadığını beyan etmiştir. Şüphelinin vefat etmiş olduğu, olayda şüpheli dışında başka bir kişinin bulunmadığı anlaşıldığından TCK'nm 64/1 ve CMK 172. maddeleri gereğince KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA, Tehlikeli olduklanndan dolayı Çankın Emniyet Müdürlüğü, Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğünde bulunan 8 adet el bombası, l'er adet gaz ve ses bombalannm imha edilmesi için müzekkere yazılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Hikmet GÖKGÖZ'ün ilgi sayılı soruşturma kapsamında herhangi bir ilişkisi tespit edilememiştir. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba imha inceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Çankırı ilinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (1) adet sis bombasının, 1365-27-000-4079 MKE-Kırmızı renkli sis kutusu ibaresi yazılı, (1) adet sis bombası olduğu, Fikret EMEK'ten elde edilen sis bombalarından (1) adedin 1365-27-000-4079 MKE-Kırmızı renkli sis kutusu ibaresi yazılı, sis bombası olduğu tespit edilmiştir. 04-İstanbul ili Tuzla ilçesi Aydmtepe Mahallesi Geçici ö.Sokak No: 10 sayılı yerde faaliyet gösteren Şimal Denizcilik Gemi İnşa Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi giriş merdiven



323 1 -K

basamaklarına 30.11.2006 günü karton koli üzerine (1) adet pimi çekilmiş vaziyette el bombası bırakılmış el bombası patlamamış halde bulunmuştur. Aynı iş yerine kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce 23.11.2006 günü saat:04:00 sıralarında iş yeri önüne el bombası atılmış ve işyerinin alt kat camlarının kırılması neticesinde maddi hasar meydana gelmiştir. İşyeri sahiplerinin Turan SÜNER ve Tamer ÇAKIR isimli şahıslar olduğu, alman ifadelerinde şahısların şüphelendikleri kimselerin bulunmadığı, şahısların kamuoyunda bilinen Mehmet Ali AĞCA isimli şahsı cezaevi çıkışında cezaevinden alan şahıslar oldukları, yine Kocaeli bölgesinde faaliyet gösteren çeşitli yaralama ve öldürme olaylarına karışan; Organize suç örgütü grubu liderlerinden Hadi ÖZCAN olarak bilinen şahsın Tuzla bölgesinde yazıhane açtığı ve adamlarının bu bölgede faaliyet göstermeye başladığı, bu grubun içersinde askeriyeden ayrılma komutan lakaplı bir şahsın grubun İstanbul'daki önderliğini yaptığı tahkikat evraklarının incelemesinden anlaşılmıştır. Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığına 27.02.2008 tarih ve Soruşturma No-.2007/1536 sayılı yazı ile olayla ilgili dava açılmamış ise soruşturma dosyasından, şayet dava açılmış ise ilgili mahkemesinden dava dosyasının onayla bir suretinin çıkartılarak gönderilmesi istenilmiş; Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığının: 2006/5949 ve 2006/6088 soruşturma sayıları ile Tuzla Ağır Ceza Mahkemesi tarafından olayın şüpheli ya da şüphelilerinin yakalanabilmesi için daimi arama karan ile daimi aramaya aldınldığı bildirilmiştir. İstanbul ili Tuzla ilçesi Aydmtepe Mahallesinde Faaliyet gösteren Şimal Denizcilik Gemi İnşa Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi önüne kimliği meçhul şahıs yada şahıslarca 30.11.2006 tarihinde bırakılmıştır. Soruşturma kapsamında olan askeri eski personelin olay tarihinde İstanbul ilinde görev yapmadıkları ancak askeri eski personellerden, Mehmet Fikri KARADAĞ, Muzaffer TEKİN, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Orhan TUNÇ, Oktay YILDIRIM ve Mahmut ÖZTÜRK'ün değişik tarihlerde İstanbul il ve ilçelerinde görev yaptıkları, Ankara Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 15 Nisan 2008 Tarih ve 2008/303 S.Ö./91517240 sayılı yazılarından anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba imha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Tuzla ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (1) adet el bombasının, TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı (1) adet el bombası olduğu, Fikret EMEK'ten elde edilen el bombalarından (1) adedin TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 05-İstanbul ili Şişli ilçesi Merkez Mahallesi Prof. Nurettin ÖKTEN Sokak No:2 sayılı yerde faaliyet gösteren Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 05.05.2006 günü (1) adet el bombası atılmış, el bombası patlamamış bilahare el bombasını atan şahıslar yakalanmıştır. 17.05.2006 tarihinde Ankara ilinde Danıştay'a yapılan saldırıdan dolayı halen Ankara/Sincan F tipi cezaevinde bulunan Osman YILDIRIM isimli şahsın 12.03.2008 tarihinde Tanık olarak vermiş olduğu ifadesinde Cumhuriyet Gazetesine atılan el bombalarını Muzaffer TEKİN isimli şahıstan aldığını beyan etmiştir. Soruşturma kapsamında olan şüphelilerden, Mehmet Fikri KARADAĞ, Muzaffer TEKİN, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Oktay YILDIRIM, Orhan TUNÇ ve Mahmut ÖZTÜRK isimli şahısların değişik tarihlerde İstanbul il ve ilçelerinde görev yaptıkları, Ankara Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 15 Nisan 2008 Tarih ve 2008/303 S.Ö./91517240 sayılı yazılarından anlaşılmıştır.


/\£4&2^ rf^A~&

Fikret EMEK'in, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ile devre arkadaşı olduğu ve tanıdığı, Mehmet Fikri KARADAĞ'm 04.08.1987 - 01.08.1991 tarihleri arasmda 4.ncü P.Tüm.55.nci Zh.A.l.nci. Mknz.P.Tb.K. Keşan/EDİRNE'de görev yaptığı, Fikret EMEK'in de 08.09.1986 - 12.06.1989 tarihleri arasmda 4.P.Tüm.46.P.A.l.P.Tb.Hava Tk.K. Keşan/EDİRNE'de görev yaptığı, Ankara Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 15 Nisan 2008 Tarih ve 2008/303 S.Ö./91517240 sayılı yazdarmdan anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi İrtibat Raporu sonucu, Şişli ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (I) adet el bombasının, TAPA M 204 A2 KF-MKE-9112-77 seri numaralı (1) adet el bombası olduğu, Fikret EMEK'ten elde edilen el bombalarından (1) adedin TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. 06-İstanbul ili Şişli ilçesi Merkez Mahallesi Prof. Nurettin ÖKTEN Sokak No:2 sayılı yerde faaliyet gösteren Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 11.05.2006 günü (1) adet el bombası atılmış el bombasının patlaması neticesinde maddi hasar meydana gelmiş el bombasını atan şahıslar bilahare yakalanmışlardır. 17.05.2006 tarihinde Ankara ilinde Danıştay'a yapılan saldırıdan dolayı halen Ankara/Sincan F tipi cezaevinde bulunan Osman YILDIRIM isimli şahsın 12.03.2008 tarihinde Tanık olarak vermiş olduğu ifadesinde Cumhuriyet Gazetesine atılan el bombalarını Muzaffer TEKİN isimli şahıstan aldığını beyan etmiştir. Soruşturma kapsamında olan şüphelilerden, Mehmet Fikri KARADAĞ, Muzaffer TEKİN, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Oktay YILDIRIM, Orhan TUNÇ ve Mahmut ÖZTÜRK isimli şahısların değişik tarihlerde İstanbul il ve ilçelerinde görev yaptıkları, Ankara Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 15 Nisan 2008 Tarih ve 2008/303 S.Ö./91517240 sayılı yazılarından anlaşılmıştır. Fikret EMEK'in, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ile devre arkadaşı olduğu ve tanıdığı, Mehmet Fikri KARADAĞ'm 04.08.1987 - 01.08.1991 tarihleri arasında 4.ncü P.Tüm.55.nci Zh.A.l.nci. Mknz.P.Tb.K. Keşan/EDİRNE'de görev yaptığı, Fikret EMEK'in de 08.09.1986 - 12.06.1989 tarihleri arasında 4.P.Tüm.46.P.A.l.P.Tb.Hava Tk.K. Keşan/EDİRNE'de görev yaptığı, Ankara Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 15 Nisan 2008 Tarih ve 2008/303 S.Ö./91517240 sayılı yazılarından anlaşılmıştır. Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi irtibat Raporu sonucu, Şişli ilçesinde yukarıda belirtilen olayda elde edilen (I) adet el bombasının, TAPA M 204 A2 KF-MKE-9112-77 seri numaralı (1) adet el bombası olduğu, Fikret EMEK'ten elde edilen el bombalarından (I) adedin TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı el bombası olduğu tespit edilmiştir. C-)26.06.2007 TARİHİNDE ESKİŞEHİR İLİ HAYRİYE MAHALLESİ DUMRULOGLU SOKAK NO.-22/5 SAYILI YERDE FİKRET EMEK'İN YER GÖSTERMESİ SONUCU EMİNE EMEK'İN İKAMETİNDE BULUNAN BOMBA MALZEMELERİ İLE, t Ti

Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi İrtibat Raporu sonucu, aşağıda belirtilen olaylarda elde edilen bomba malzemelerinin Fikret EMEK'ten elde edilen bomba malzemeleri ile benzer oldukları tespit edilmiştir. a) 20.10.2007 tarihinde Bursa Emniyet Müdürlüğünce İnegöl ilçesi Kemal Paşa Mahallesi Yeşillik alanda bulunan bomba malzemeleri, İnegöl Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/5517 Soruşturma dosyasında halen devam etmekte olup, olayın faillerinin bulanamadığı, halen soruşturmanın devam ettiği İnegöl Cumhuriyet Başsavcılığının 09.06.2008 tarihli yazılarından anlaşılmıştır. b) Ankara Emniyet Müdürlüğünce yapılan "SAUNA OPERASYONU" sonucu yakalanan Kasım ZENGİN isimli şahsın yer göstermesi sonucu ele geçirilen bomba malzemeleri, Ankara Emniyet Müdürlüğünce yapılan "SAUNA OPERASYONU" kapsamında yakalanan Kasım ZENGİN'in yer göstermesi sonucu, 18.02.2006 tarihinde Ankara ili Yenikent ilçesi Yenikent Mahallesi Yenikayı 7. Mevkii Çiftlik Sokak civan stabilize yol sonunda atıl durumdaki Ayaş Tüneli çevresi ve içersinde bomba malzemeleri elde edilmiştir. Olayla ilgili davanın halen Ankara 11. A.C.M. 2006/109 Esas sayılı dosya ile devam ettiği anlaşılmıştır. c) 22.06.2007 Tarihinde Bursa ili Osmangazi ilçesi Hacı İlyas Mahallesi Ulu Yol Tan Sokak Güzeller İş Merkezi Kat: 3/23 sayılı Muzaffer ŞENOCAK isimli şahsın işyerinde bomba malzemeleri elde edilmiştir. Muzaffer ŞENOCAK'm 24.06.2007 tarihinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde alman ifadesinde söz konusu maddelerin kuyumculukta kullanılan maddeler olduğunu kendisinde numune olarak bulunduğunu beyan etmiştir. Muzaffer ŞENOCAK'm yine aynı operasyon kapsamında yakalanan Fikret EMEK ile 2004 yılından beri tanıştıkları Fikret EMEK'in ortak olduğu Ankara ilindeki Odak Güvenlik Şirketinde bir müddet Muzaffer ŞENOCAK'm çalıştığı tespit edilmiştir. d) 01.05.2008 Tarihinde, Mersin ili Mezitli ilçesi Davultepe'ye varmadan otobanın kayalık çıkışından Bözön köyüne 1,5 km mesafede (Jandarma sorumluluk bölgesinde) köylüler tarafından bomba yapım malzemeleri bulunmuştur. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 24.06.2008 tarih ve Soruşturma No:2008/15366 sayılı yazılarında, soruşturmanın 2008/15366 soruşturma sayısı ile soruşturmanın halen devam ettiği bildirilmiştir. Patlayıcı maddelerin hayvanlarını sulamaya götüren Erdal MAZLUM isimli bir şahıs tarafından Bozön köyü Eşek Yaylası Mevkii Mezitli Viyadüğü altında görülmesi üzerine alarak Bozön köyündeki evine götürmüş ve Jandarmaya haber vererek patlayıcı maddeleri teslim ettiği tahkikat evraklarından anlaşılmıştır. Bursa ili İnegöl ilçesi yeşillik alanda bulunan, Ankara ilinde Sauna operasyonu sonucu Kasım ZENGİN isimli şüpheliden elde edilen, Muzaffer ŞENOCAK'tan elde edilen ve Mersin ili Mezitli ilçesinde elde edilen bomba yapım malzemeleri ile Eskişehir ilinde Fikret EMEK'ten elde edilen bomba yapım malzemelerinin benzerlik gösterdiği Kriminal Daire Başkanlığı Bomba İmha İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi İrtibat raporlarından anlaşılmıştır. ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PRENSİPLERİ ÖRGÜTÜN PRENSİPLERİ


"ERGENEKON" ve "LOBİ" dokümanlarında belirtilen hususlardan ve elde edilen diğer delillerden "ERGENEKON" terör örgütünün şu prensiplerle hareket ettiği anlaşılmıştır. 01- Gizlilik Prensibi: ERGENEKON terör örgütünün en temel ve vazgeçilmez prensiplerinden birisi GİZLİLİK prensibidir. Hatta bu prensip örgütün reorganizasyon çalışmasını oluşturan ERGENEKON dokümanında "GİZLİLİK PRENSİBİ" başlığı altında vurgulanarak belirtilmiştir. Bunun yanı sıra bu prensip neredeyse hemen hemen tüm örgüt dokümanlarda da belirtilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla örgütün GİZLİLİK PRENSİBİNE verdiği önem öncelikle örgütsel dokümanlardan açıkça anlaşılmaktadır. Zaten ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ örgütün yapılanmasını, stratejilerini, yöntemlerini ve her türlü prensiplerini öncelikle örgüt dokümanlarında belirttiği, sonrasında da bizzat hayata geçirerek uygulamaya koyduğu görülmüştür. Dolayısıyla burada da öncelikle örgüt tarafından kararlaştırılan ve örgütsel dokümanlarda açıkça belirtilen GİZLİLİK prensipleri anlatılacak hemen akabinde de örgütün GİZLİLİK prensibini bizzat nasıl uyguladığı anlatılacaktır. Örgütün anayasasını teşkil eden "ERGENEKON" dokümanında, "GİZLİLİK PRENSİBİ" başlığı altında; "...Sağlıklı ve güçlü bir istihbarat örgütü, ülkesinin bağımsızlığına yönelik iç ve dış tehditleri önceden tahmin edebilir ve önleyebilir. Ülkenin ekonomik ve sosyal kararlılığının istikrarını sağlar. Bunları başarabilmesi için ise gizlilik ön koşuldur. Enformasyon gizliliğinin çok kritik olduğunun bilincine varılabilmesi çok büyük önem taşır..." "...Uydular aracılığı ile yerkürenin herhangi bir yerinde, sokaktaki bir insanın yüzünün belirlenebildiği, izlenebildiği bir dünyada gizlilik prensipleri çok daha büyük önem kazanmıştır..." denilmiştir. Aynı dokümanda; "KONTROL DAİRESİ" başlığı altında; "...Bu dairenin varlığından Ergenekon örgütü başkanından başka hiç kimsenin bilgisinin olmaması gerektiği..." belirtilerek gizlilik prensibine ne kadar çok önem verdikleri anlaşılmaktadır. Yine aynı dokümanda "MERKEZ YÖNETİM" başlığı altında, önce örgütün yapılanmasından bahsedildiği, devamında da "Bu ünitelerin komutan ve başkanlarının birbirlerini tanımalarında hiçbir sakınca olmadığı, fakat birbirlerinin görev ve sorumluluk alanlarını bilmemeleri gerektiği, bu (6) ünitede görev alacak ajanların kendi bölümlerinin komutan ve başkan asistanlan dışında diğer üniteler ve personel ile hiçbir şekilde irtibat kuramamaları gerektiği, Örgütün üst düzey yöneticileri ile personel ve ajanlar arasında mutlak mesafe olması gerektiği, aksi halde başarısız bir operasyon sonucunda üst düzey yöneticilerin korunmasının sağlanamayacağı ve örgütün kendisini riske atmış olacağı" belirtilerek özellikle örgütün üst düzey yöneticilerinin deşifre olmasını engellemek için çok katı tedbirler geliştirdikleri anlaşılmaktadır. "LOBİ" isimli dokümana bakıldığında ise; "GİRİŞ" Başlıklı 1. bölümün içeriğinde; (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'a bağlı sivil unsurların örgütlenmesi zorunluluğu olduğu, bu faaliyetinde "LOBİ" adı verilen "gizli örgütsel" çalışma ile yapılacağı bildirilmiştir. Bu noktada birçok Avrupa ve Amerika ülkesi örnek verilmiş ve sayılan giderek artan "sivil toplum örgütleri" "vakıflar" "insani yardım kuruluşlan" "P-2 Mason Locası, Bilderberg Grubu" gibi çeşitli gizli ve örtülü adlar altında bu faaliyetlerin yürütüldüğü belirtilmiştir. „-


\s\j3^xf^

Aynı dokümanda "POLİTİKA" başlığı altında; Lobi'nin prensibi olarak hiçbir zaman doğrudan doğruya toplumsal eylemler içersinde yer almaması gerektiği, oluşturacağı sivil toplum kuruluşlarının etkinlik ve eylemler düzenlemesini organize ve kontrol eden güçlü bir mekanizma olarak kalması gerektiği belirtilmiştir. Aynı dokümanda "YÖNTEM" başlığı altında; "...Lobi'nin tüm çalışma ve faaliyetlerinde gizlilik prensiplerine sadık kalınmalıdır..." denilerek gizlilik prensibi açıkça belirtilmektedir. Aynı dokümanda "KADRO" başlığı altında ise; "...organizasyonun merkezinde görev alacak beş sivil personel ile köprü personel görevini üstlenecek iki sivil, Ergenekon tarafından belirlenerek atanmalıdır.... böylelikle gizlilik esasının korunması sağlanmalıdır..." denilmektedir. Soruşturma dosyasındaki delillerden örgütsel dokümanlarda açıkça belirtilen GİZLİLİK PRENSİBİNİN çok iyi uygulandığı, ERGENEKON GİZLİ yapılanmasının LOBİ yapılanmasından ayrıldığı ve aradaki ilişkiyi KÖPRÜ PERSONELİN sağladığı, LOBİ yapılanması içersinde de HÜCRE yapılanmasının oluşturulduğu ve hücrelerdeki örgüt mensuplarının diğer hücrelerden haberinin dahi olmadığı anlaşılmıştır. 02- Örgüt İçi Denetleme Ve Kontrol Prensibi: ERGENEKON Terör Örgütü'nün oluşumuna bakıldığında hiyerarşik bir yapıya sahip olduğu ve bu hiyerarşik yapı içersinde de sıkı bir denetim ve kontrol mekanizmasının olduğu, bu prensibinde yine örgütün anayasasını oluşturan ERGENEKON dokümanında açıkça belirtildiği görülmüştür. "ERGENEKON" dokümanında, "İSTİHBARAT TOPLAMA HEDEFLERİ" başlığı altında; "...örgüt elemanlarından sağlanan bilgiler, yabancı örgütlerden elde edilen bilgiler, yabancı örgütlere sızdırılan ajanlar aracılığı ile elde edilen istihbaratlar. Bunlar kontrol dışında kalan kanlardır. Bu nedenle sürekli kontrol edilmeli, denetlenmeli ve sıkça motive edilmelidir." denilmektedir. "MERKEZ YÖNETİM" başlığı altında; "...6 ünitede görev alacak ajanlar, kendi bölümlerinin komutanı ve başkan asistanlan dışında diğer üniteler ve personel ile hiçbir şekilde irtibat kuramamalıdır..." "EĞİTİM" başlığı altında; "...Kullanılacak her ajan eğitimden geçirilmelidir... Eğitim veren eğitmenlerin raporları titizlikle incelenmelidir. Böylece, gelişim ve etkinlik düzeyi artırılırken personel kontrol altında tutularak güvenlik sağlanacağı gibi, personel sıkça motive edilmiş olacaktır." "LOBİ" isimli dokümana bakıldığında ise; "POLİTİKA" başlığı altında; "...Sivil toplum örgütlerinin ulusal çıkarlara uygun tepkisel eylemlerde bulunması sağlanacak ve kitlesel tepkiler organize edilerek kontrolde tutulması sağlanacak." denilmektedir. "MERKEZ" başlığı altında; "...Lobi'nin merkezinde görev alması için, Ergenekon tarafından atanmış güvenilir beş sivil yönetici bulunacaktır.. .Yönetici personelin görevi birimlerin oluşturulması ve birimlerin sağlıklı, düzenli ve etkin biçimde işleyişini sağlamaktır." denilerek, örgüt üyelerinin kontrol altında tutulmasına verdikleri önem açıkça ortaya konmaktadır. Örgütün mevcut yapısı içersinde örgüt içi bir denetim mekanizmasının olduğu, bu denetimin örgüt içersinde rekabet ve yarışmayı beraberinde getirdiği, özellikle örgüt yöneticilerinden Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK'ün bir dönem örgütün üst düzey yöneticilerinden Doğu PERİNÇEK'in yanında Ulusal KANAL da ve Aydınlık dergisinde çalışarak gerekli denetim ve kontrolü sağladığı, bu nedenle örgüte yönelik operasyonlardan

328 *■>"' " " ' f—

£0^ />'% ■ , 47^^^^

sonra Doğu PERİNÇEK grubuna bağlı Aydınlık dergisinin Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK'le ilgili "MİT elemanı olduğu" yönünde haberler yaptığı, diğer taraftan örgütün MAFYA ve Sivil Toplum Örgütleri yapılanmasında görev alan Semih Tufan GÜLALTAY'm Fikri KARADAĞ liderliğindeki Kuvayı Milliye yapılanması hakkında yazdığı raporunda örgüt içi denetim ve kontrol mekanizmasını açıkça ortaya koyduğu, örgüt içersinde denetim ve kontrolü ortaya koyan başka örneklerinde olduğu fakat burada örgütün söz konusu prensibi bizzat kullandığını ifade etme adına bu kadar belirtilmekle yetinileceği 03- Örgüt içi cezalandırma ve Örgütten ayrılanı infaz etme prensibi: Dünyada terör örgütlerinin en temel ve acımasız özelliklerinden birisi de örgüt içi cezalandırma ve infaz prensibidir. Hatta bu durum birçok MAFYA gruplarında da görülmektedir. Terör örgütleri ve Mafya grupları, örgütten kopmaları engellemek, örgüt içersinde yanlış yapan ve ihanet eden yada bu duruma teşebbüs eden mensuplarını korkutmak, yıldırmak, sindirmek ve gözdağı vermek için örgütü içi cezalandırma ve infaz prensibini kullanırlar. İşte hem Terör örgütlerim hemde Mafya gruplarını bünyesinde banndıran ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ, bir taraftan örgüt içersinde her türlü denetim ve kontrolü sağlarken, diğer taraftan da örgütten kopan, ayrılan yada ihanet eden hiçbir mensubunu kesinlikle affetmediği ve cezalann en acımasızı olan ölümle cezalandırdığı, hatta bu prensiplerini de örgütün anayasasını teşkil eden ERGENEKON dokümanında açıkça belirttiği görülmüştür. "ERGENKON" dokümanında "KONTROL DAİRESİ" başlığı altında; "...bu daire içerisinde görevli ajanlann bir görevi de; karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykm hareket eden herhangi bir ajanı öldürmektir..." denildiği, "DEVLETİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI-MASTER PLAN" isimli dokümanın "Yapılanmanın temel felsefesi" başlığı altında ise; "...PYK üye sayısı (?) dir. Üye sayısı artınlamaz. Üyeler değiştirilemez. Vefat halinde yeni üye oybirliği ile seçilir. Kabul töreninde ritüel uygulanır. İhanet ve ayrılmak ancak hakka teslimiyet ile olur." denilerek örgütün cezalandırma ve infaz prensibinin iki ayn dokümanda açıkça belirtildiği görülmektedir. 04- Örgüte temin edilecek eleman profili prensibi: "AJAN" veya "ELEMAN" olarak adlandınlan örgüt üyelerinin profili nasıl olmalıdır? Bu soru yanıtını yine Ergenekon Terör Örgütü'nün anayasasını teşkil eden ERGENEKON dokümanı ile LOBİ dokümanında bulmak mümkündür. ERGENEKON terör örgütünün günümüzdeki mevcut yapısına bakıldığında, birçok örgüt mensubunun örgütsel dokümanlarda belirtilen eleman profili ile uyumluluk gösterdiği anlaşılmaktadır. "ERGENEKON" dokümanında "KAPSAM" başlığı altında; "...Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığı ve bağımsızlığı üzerinde oynanan sinsi/çok emeli oyunların analizinden yola çıkılarak, 21. Yüzyıl da yepyeni bir yapılanma ile değerli TSK mensuplarının yanı sıra, sivillerden de sonuna değin yararlanılması gereği ve zorunluluğuna yer verilmiştir..." Örgütün günümüzdeki mevcut yapısına bakıldığında bir kısım örgüt mensuplannm bir dönem Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapmış kişilerden oluştuğu, bir kısmının ise tamamen SİVİL şahıslardan oluştuğu görülmektedir. "ÖRNEKLER" başlığı altında; "...Entelektüel kesimden kazanılacak olan elemanlar, kazanışlann yanı sıra, diğer istihbarat örgütlerinin çalısma sahasını büyük ölçüde daraltacak bir girişimdir..." denilmektedir. Örgütün bugünkü mevcut yapısı içersinde bulunan

birçok gazeteci-yazar ve öğretim görevlisinin varlığı ERGENEKON terör örgütünün gerçektende entelektüel kesimden ne şekilde yararlandığını açıkça göstermektedir. "ELEMAN VE ORGANİZASYON" başlığı altında; ".. .örgüte kazandırılacak elemanlara hiçbir zaman sonsuz bir güven duyulmaması, istihbarat sanatının bir gereğidir. İllegal çevrelerden seçilecek elemanlar, etnik ve ideoloji açısından, örgüt ideolojisi ve amaçlarına en yakın uygunluk gösterenler tercih edilmelidir..." denilmektedir. Örgütün günümüzdeki mevcut yapısı içersinde bulunan çıkar amaçlı suç örgütü mensupları ve suikast timlerinde görev alan şüpheliler illegal çevrelerden temin edilen örgüt mensuplarını ifade ettiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ERGENEKON dokümanında eleman profili ile ilgili olarak, "GENEL DURUM VE SORUNLAR" başlığı altında; "..Ergenekon bünyesinde yurtdışında eğitim görmüş personel bulundurulmaması zorunluluğu vardır..." "GENEL DURUM VE SORUNLAR" başlığı altında; "...ordu birlikleri içinde yer alan askerler ile üniversitenin birinci ve ikinci sınıflarında öğrenim gören gençler, yararlanabilecek pozitif kaynaktır.." "AJAN PROFİLİ" başlığı altında ise; "...gençlerden seçilmiş yeteneklerin eğitilerek kazanımı dışında profesyonellerden yararlanılması pozitif bir yoldur. Doktorlar, avukatlar, psikologlar vb. gibi. Çünkü bu gruba girenler, toplumun her kesiminden insanla temasta oldukları görülecektir." denilmektedir. "LOBİ" isimli dokümanda "KAPSAM" başlığı altında; "...Üniversite gençliğinin yanı sıra, büyük kentlerin varoşlarında ve Güneydoğu Anadolu da boşluğa sürüklenmiş, sahipsiz gençliğin örgütlenerek, ulusal çıkarlar doğrultusunda toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda motive edilmeleri ve topluma kazandırılmaları sanıldığının aksine oldukça kolaydır..." "ELEMAN PROFİLİ" başlığı altında; Lobi örgütlenmesi içersinde yer alacak elemanların çağa ayak uydurabilecek donanım, bilgi ve deneyimine sahip olması gerektiği, özellikle sistemle barışık olmayan, aradığını bulamamış yapıdaki kişiliklerden seçilmesi gerektiği belirtilmiştir. Örgütün günümüzdeki mevcut yapısı içersinde yer alan şüphelilere genel olarak bakıldığında, belirtilen tüm bu özelliklerin bizzat uygulanmaya çalışıldığı ve örgütün belirlediği yöntem ve prensiplerle örgüte adam kazandınldığı görülmüştür. 05- Telefon dinlemelerine karşı tedbir alma prensibi: ERGENEKON Terör Örgütü, gerek örgütsel faaliyetlerini yerine getirmede gerekse kendi aralarındaki her türlü ilişki de, özellikle gizliliğe önem vermekte, bu bağlam da teknik takip faaliyetlerine karşı olabildiğince tedbirli davranmaktadırlar. "Gizlilik Prensibi" başlığı altında da değinildiği gibi, örgüt üyeleri mevcut teknolojik gelişmeler karşısında özellikle telefon dinlemelerine karşı azami dikkat ve özeni göstermektedirler. Örgütün üst düzey yöneticilerini oluşturan İlhan SELÇUK ve Doğu PERİNÇEK'e bakıldığında, yapılacak herhangi bir teknik takibe yakalanmamak için bu güne kadarki hayatlarında kesinlikle cep telefonu kullanmadıkları görülmüştür. Bunların yanı sıra diğer örgüt üyeleri de cep telefonu kullanmış olsalar da mümkün mertebe az konuştukları, konuşmak durumunda da kaldıklarında da suçluluk psikolojisi içersinde telefonlarının dinleniyor olabileceğini düşündükleri ve bu konuda birbirlerini uyardıkları, yinede konuşmak durumunda kalırlarsa şifreli konuşmaya çalıştıkları, hatta bir kısım örgüt mensuplarının sabit telefonda da konuşmayıp MSN yolu ile iletişim sağladığı görülmüştür. ' ^— />^

2\ >^V%MJ&^

Hatta bir kısım örgüt mensuplarının suçluluk psikolojisi içersinde daima izleniyor psikolojisi ile hareket ettikleri ve bu nedenle sık sık evhamlana kapılıp meskenlerinde gizli izleme cihazı taraması yaptırdıkları, örgüt yöneticilerinin de aynı psikoloji içersinde bu konuda şikayeti olan örgüt mensuplarına gerekli yardımı sağladığı görülmüştür. Örgüt mensuplarının kendi aralarında yaptıkları telefon konuşmalarında bu hususları açıkça ifade ettikleri görülmüş ve doğruluğunu ifade etmek için bir koç örnek verilmiştir. Şüpheli Sevgi ERENEROL ile Müge TEKİN arasındaki 09.01.2008 günü saat:12.28'de ki telefon görüşmesinde özetle; SEVGİ'nin "İyiyim sağol iş yerindeyim evdeysen sabitten konuşalım" diyerek olası telefon dinlemesine karşı önlem aldığı, Şüpheli Güler KÖMÜRCÜ ile Serdar...? arasındaki 14.11.2007 günü saat: 12.09 sıralarında yaptıkları telefon görüşmesinde, SERDAR'm "Yok söyleyemem kesinlikle söyleyemem ama sabit telefondan ararsan veya verirsen sabit telefonda söylerim" diyerek telefon dinlemesine karışı tedbir aldıkları, Şüpheli Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ile Güler KÖMÜRCÜ/Kerem arasındaki 18.11.2007 günü saat:18.17 sıralarında yaptıkları telefon görüşmesinde; Kerem' in "Abi şimdi telefonlar dinleniyormuş onun için ben çok rahat konuşamıyorum" dediği, M.Z.ÖZTÜRK' ün ".. çok doğru ... şey yapmıştım., dediği, Şüpheli Güler KÖMÜRCÜ ile Kerem DOKSAT arasındaki 27.11.2007 günü saat: 00.50 sıralarındaki telefon görüşmesinde özetle; Güler'in ".. bu aşağılık, işte Memlekette telefonun dinleniyor. Evim dinleniyor. Kerem bunlar bi şaka değil bak." dediği, Kerem'in "Ne yapmaya çalışıyorlar?" dediği, Güler'in "Boşver bunları şimdi söyleyemem. Söylersem yani yapacaklarıma engel olur" dediği, Şüpheli KEMAL KERİNÇSİZ ile Atila AKSU arasında 03.12.2007 tarihinde saat: 21:57 sıralarında ki görüşme de; Atilla AKSUNUN bir takım dosyalan Kemal KERİNÇSİZ'e iletmek istemesinden bahsettiği, Kemal KERİNÇSİZ'in; "Eyi sen bana telefonda söyleme de ben sana göndereyim" şeklinde Atilla AKSU'nun fazla ileri gitmesini engellemek için susturduğu adı geçen dosyalan aldırmak üzere birini göndereceğini beyan ettiği, Şüpheli Hayrettin ERTEKİN ile Ali TURHAN arasındaki 26.12.2007 günü saat: 16.21 de ki telefon görüşmesinde; HAYRETTİN'in "Abiciğim dün o konuştuğumuz konu vardı ya şey" "Abi telefonda söylemiyim size ya" dediği, ALİ'nin "Tamam, beni sabit telefondan ararız konuşuruz" dediği, Şüpheli Hayrettin ERTEKİN ile Hakan..? arasındaki 31.12.2007 günü saat: 13.22 sıralannda ki telefon görüşmesinde; H.ERTEKİN' in "Yav ha yav ben seni bi numaradan arayacağım ama sabit numaran yok mu?" dediği, HAKAN' m "Sabit inan yoktur abi ya" dediği, Şüpheli M.Fikri KARADAĞ ile Ferahi SES arasındaki 02.09.2007 günü saat:17.29'da ki görüşme de; M.F.KARADAĞ'm "öyle dicem tabi canım, öyle dicem, telefonlar dinleniyor..." dediği, FERAHİ'nin "senin sakıncan olduğun için asla yapmıcam o işi" diyerek açıklamadığı bir konuyu yapmayacağından bahsettiği, M.F.KARADAĞ'm da "Tamam tamam, telefonda olmaz." "özel hattan arayacam seni sonra." dediği,

/'^faU* \:'\ ^^p^ı^H^

Şüpheli M.Fikri KARADAĞ'm Kahraman ŞAHİN ile 06.05.2007 günü yaptığı telefon görüşmesinde; Kahraman'm "Çok yeni ve taze haberlerim var baba." "Telefonu biliyorsun." "Geldiğin zaman görüşelim." dediği, Şüpheli M. Fikri KARADAĞ'm Niyazi KIYAK ile 09.08.2007 günü yaptığı telefon görüşmesinde; M. Fikri'nin "Niyazi sivil hattan arıyorum oğul." "sivil hattı açık tut." dediği, Şüpheli Muhammet YÜCE ile Selim AKKURT arasında 13.10.2007 günü saat:00.24 de yaptıkları görüşmede; Bir süre çeşitli konulardan bahsettikten sonra görüşme yapacakları telefonlarla ilgili Selim'in "Numaramı şu an hiç kimse bilmez. 0542'liden de arama." "Sakat onu kullanmıyorum mimli." dediği, Şüpheli Kahraman ŞAHİN ile Niyazi...? ve Nail...? arasındaki 30.07.2007 günü Saat:13.25'te yapılan görüşmede; Niyazi'nin "bu telefonların dinleme olayıyla ilgili bir çalışma yaptım da, bizim bir gazeteci arkadaş var" "O açıklamayı da yapacaz. Önce senle bi görüşelim, netleştirelim olayı tamam. Ben kesin tespit ettirdim." "özellikle 7 hat kesin dinleniyo" dediği, Şüpheli Oğuz Alparslan ABDÜLKADİR ile Recep Galip SİPAHİOĞLU arasında 31.10.2007 günü saat: 18.32 de gerçekleşen görüşmede; Oğuz'un "Abi şeyler var şimdi. Burayı derneğin adını temizlemek için, anlıyor musun beni?" "Bir takım çalışmalar. Telefonda konuşmayalım sonra konuşurum seninle" dediği tespit edilmiştir. Kısaca değinilen örneklerden de anlaşılacağı gibi örgüt üyelerinin kendi aralarında ki telefon görüşmelerinde gösterdikleri bu dikkat bu prensibin, örgütün karakteristik özelliğini ve varlıklarını devam ettirmede vazgeçemedikleri bir prensip olduğunu ortaya koymaktadır. 06- Kod isim kullanma ve Toplu Seyahat etmeme prensibi; Terör örgütleri deşifre olmayı önlemek ve örgüt mensuplarının kimliklerinin ortaya çıkmasını engellemek için KOD isimler kullanırlar. ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ mensuplanna bakıldığında da birçok örgüt mensubunun KOD isim kullandığı, birbirlerine KOD isimleri ile hitap ettikleri ve bu prensibi de bizzat örgütsel dokümanlarda belirttikleri görülmüştür. El konulan dokümanlardan "DEVLETİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI" isimli dokümanda "Yapılanmanın temel felsefesi" başlığı altında; "...PYK'nun alt birimleri vardır... Her alt birimin kendi konularında fikir üreten 3 kişilik grupları vardır. Öneri haline gelen fikirler temsilcileri aracılığı ile PYK sunulur. (?)+21 isimleri kesinlikle gizlidir ve deklere edilmez. Kod isim kullanırlar, toplu seyahat etmezler..." denilerek söz konusu prensibi açıkça belirttikleri görülmüştür. 07-Deşifre olan elemana sahip çıkmama prensibi: Birçok terör örgütü yada MAFYA gruplarında böyle bir özellik görülmese de ERGENEKON terör örgütünün GİZLİLİĞE verdiği önem ve ERGENEKON GİZLİ yapılanmasının deşifre olmasını engellemek için, deşifre olmuş örgüt elemanına sahip çıkmama prensibi vardır. Örgüt diğer prensiplerde olduğu gibi bu prensibini de örgütün anayasasını teşkil eden ERGENEKON dokümanında "ELEMAN VE ORGANİZASYON" başlığı altında; "...örgüt / 332 ,


içinde ne denli yararlı olursa olsun, kamuoyunda imajı zedelenmiş bir elemanı örgüt içinde tutmak ve korumaya yönelmek çok sakıncalıdır..." denilmektedir. Danıştay olayı failleri yakalandıktan sonra yapılan incelemelerde olay faillerinin örgüt yöneticisi Muzaffer TEKİN ile irtibatı tespit edilmesi üzerine, şüpheli Muzaffer TEKİN kendisini masum göstermek ve yargıyı etkilemek için bıçakla göğsünü yaralayarak intihar girişiminde bulunmuş ve hemen akabinde de bizzat diğer örgüt özel görevlisi Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK tarafından olay basma bildirilerek kamuoyu oluşturulmaya çalışılmıştır. Olayla ilgili gözaltına alman Mahmut ÖZTÜRK serbest kaldıktan sonra yaptığı bir telefon konuşmasında, olayın kendilerine kadar olan kısmının aydınlandığı söyleyerek olayın kendileri tarafından gerçekleştirildiğini ve kendilerine kadar deşifre edildiğini beyan etmiştir. Sonuç olarak örgüt yöneticisi Muzaffer TEKİN gerçekleştirdiği intihar girişimi ile amacına ulaşmış ve olay faili Alparslan ARSLAN ile defalarca telefon görüşmesi olduğu halde serbest kalmıştır. Fakat her şeye rağmen deşifre olmuş ve kamuoyunda da ismi gündeme gelmiştir. Öte yandan yaptığı görev itibariyle ERGENEKON GİZLİ yapılanması ile LOBİ yapılanması arasında ilişkiyi kurma görevini yapan KÖPRÜ PERSONEL vazifesini yürüttüğünden deşifre olması örgütün GİZLİ yapılanmasını riske atmıştır. Bu nedenle örgütün anayasasını teşkil eden ERGENEKON dokümanında belirtildiği gibi "kamuoyunda imajı zedelenmiş bir elemanı örgüt içinde tutmak ve korumaya yönelmek çok sakıncalıdır..." prensibinden hareketle deşifre olan Muzaffer TEKİN örgüt tarafından sahiplenilmediği gibi kendisini cezalandırması yönünde telkinlerde bulunulmuştur. Muzaffer TEKİN'in intihar girişimi ile ilgili kamu oyu aracılığı ile mesaj veren diğer örgüt yöneticisi Veli KÜÇÜK bir gazeteciye Muzaffer TEKİN Te ilgili yaptığı açıklamada "bu şekilde intihar olmayacağını, eğer subaysa tabancasını çekerek intihar etmesi gerektiğini, dangul dungul bir intihar şeklinin olmadığını, bugüne kadar olan intiharların böyle olmadığını" demiştir. Olayla ilgili Tape:1554, 22.01.2008 tarihinde Emin GÜRSES ile E.M. arasındaki telefon görüşmesinde; Bir süre Veli KÜÇÜK ve diğer şahısların yakalanması ile ilgili konuştuktan sonra "...Muzaffer yüzbaşıyı ben çok iyi tanınm. Muzaffer yüzbaşıya herkes gider gelir. Muzaffer yüzbaşının Veli paşayla da arası açıktı. Hep gazetede resimleri gösteriyorlar elini öperken" "Ama araları açıktı. Çünkü Veli Paşa Muzaffer Yüzbaşı için dedi ki; adam olsaydı kafasına sıkardı" "Bunun üzerine Muzaffer yüzbaşı bize dedi ki; benim için nasıl böyle bir şey söyler. Yani aralan iyi değildi..." dedikleri tespit edilmiştir. ÖRGÜTSEL İÇERİKLİ BELGELERİN İNCELENMESİ : ÖRGÜTSEL DOKÜMANLARIN ÖZETLERİ Soruşturma kapsamında yakalanan şüphelilerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda; çok sayıda bilgi, belge, doküman ve dijital veriler ele geçirilmiştir. Ele geçirilen bu malzemelerin yapılan incelemelerinde; bir kısım dokümanlann birbirleriyle benzerlik gösterdiği ve aynı merkez tarafından hazırlandığı yönünde kanaat oluşturduğu görülmüştür. Bu tespit üzerine söz konusu dokümanlar aynştınlarak yeniden incelenmiş ve yapılan inceleme sonucunda; hemen hemen tüm dokümanlann;

  • Kapak tasanmlannm benzerlik gösterdiği,
  • Üzerinde belirli bir tarih yazdığı, bu tarihlerin dokümanın hazırlanma tarihi

olabileceği,

  • Üslup ve yazı karakteri olarak aynı anlatım dilinin kullanıldığı,
  • Bir üst makama hitaben yazılmış resmi bir çalışma raporu şeklinde olduğu,
  • Yazı metinlerinin sonunda "Saygılarımla"" veya "Saygılanmızla" yazısının

bulunduğu,


/ 33

  • Yazı metinlerinin giriş, gelişme ve sonuç bölümü şeklinde belirli bir akademik sıralamada yazıldığı,
  • Bir kısım dokümanların "Strateji grubu" olarak adlandırılan grup tarafından yazıldığı,

♦Dokümanın kapak resimleri üzerine "ANALİZ,/ STRATEJİ/ GÖZLEM/ OPERASYON PROJESİ/ ÖRTÜLÜ FAALİYETLER/ TEORİ/ ARAŞTIRMA" gibi başlıklar atılarak yapılan çalışmaların sınırlandırıldığı görülmüştür. Söz konusu dokümanlann kapak resimlerinin üzerindeki tarihlerden 1999 ve 2000 yılları içersinde hazırlandığı, ilk olarak "ERGENEKON" dokümanının yazıldığı, bu dokümanın ERGENEKON'un re-organizasyonuna katkıda bulunmak amacıyla hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN uzun yıllardır ülkemizde faaliyet içersinde olduğu, fakat ilk olarak 1999 yılında örgütün re-organizasyon çalışmasıyla yazılı hale getirildiği ve bu çalışmada ERGENEKON'un 21. yüzyılda her meslekten sivillerinde katılımını sağlayarak yepyeni bir yapılanmaya gidilmesi gerektiğinden bahsedildiği, bu sivil unsurların örgütlenmesi için de "LOBİ" çalışmasının yapıldığı anlaşılmıştır. Söz konusu dokümanlar birlikte değerlendirildiğinde hemen hemen tüm dokümanlann "ERGENEKON" dokümanında belirtilen amaç ve hedefler doğrultusunda hazırlandığı, dolayısıyla örgütün re-organizasyonu için yazılan "ERGENEKON" dokümanının örgütün anayasasını teşkil ettiği, diğer dokümanlann ise örgütün amaç ve hedeflerine ulaşmak için yapılan çalışmalar olduğu anlaşılmıştır. Bu durumu ifade etmek için birkaç örnek vermek gerekirse, mesela "ERGENEKON" dokümanında Kimyasal ve Biyolojik Silah Üretimi yapılması gerektiğinden bahsedildiği, bununla ilgili de "NBC SİLAHLARI ÜRETİM ANALİZİ" çalışmasının yapıldığı görülmüştür. Diğer taraftan "ERGENEKON" dokümanında medya kuruluşlannın kontrol altına alınması ve örgütün kendi medya kuruluşlannı oluşturması gerektiğinden bahsedildiği, bununla ilgili de "ULUSAL MEDYA 2001" "KANAL 6 ANALİZ" "TELEVİZYON ANALİZ" "DERGİ" isimli çalışmalann yapıldığı görülmüştür. Bu durum diğer dokümanlarda da açıkça görülmektedir, bu nedenle burada sadece birkaç örnek vermekle yetinilecek fakat ilerleyen bölümlerde doküman özetleri anlatılırken her dokümanın ERGENEKON dokümanı ile irtibatı aynntılı olarak anlatılacaktır. Diğer taraftan ERGENEKON dokümanına ve ERGENEKON" dokümanında belirtilen amaç ve hedefler doğrultusunda hazırlanan diğer tüm dokümanlara bir bütün olarak bakıldığında yaklaşık 700-800 sayfadan oluştuğu, bu dokümanlann içeriklerine bakıldığında ise tamamen ciddi araştırmalar, analizler ve gözlemler sonucu yapılan çalışma raporlan şeklinde olduğu görülmektedir. Dolayısıyla örgütün sadece re-organizasyon için yaptığı bu çalışmalanna bakıldığında, söz konusu dokümanlann hazırlanması için bilgi birikimi yüksek ciddi ekip ve personelin gerektiği, bu durumunda örgütün yapısını, eleman profilini ve potansiyelini çok iyi bir şekilde ortaya koyduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu dokümanlar genellikle örgütün yönetici ve araştırmacı kadrosunu teşkil eden az sayıda kişilerden ele geçirilmiştir. Bu husus bir taraftan örgütün gizlilik prensibini diğer taraftan da nasıl bir hücre yapılanması içersinde olduğunu göstermektedir. Şüpheli Veli KÜÇÜK'ten ele geçirilen dokümanlara bakıldığında genellikle orijinal, ciltli, bazılan mavi kağıt üzerine bazılannm da yeşil kağıtlar üzerine yazılı olduğu görülmüştür. Diğer şahıslardan ele geçirilen dokümanlann ise fotokopi olduğu yada dijital ortamda bulunduklan görülmüştür. Aynca Veli KÜÇÜK'ten ele geçirilen bir kısım dokümanlar üzerinde el yazısı ve karalama gibi yazı işaretlerinin olduğu ve bu işaretlerin

diğer şüphelilerden ele geçirilen fotokopiler üzerinde de aynen bulunduğu görülmüştür. Dolayısıyla örgütün oluşumunu gösteren bu dokümanların orijinallerini Veli KÜÇÜK'ün bizzat sakladığı, diğer şüphelilerin söz konusu dokümanları Veli KÜÇÜK'ten temin ettikleri anlaşılmaktadır. El konulan dokümanların kimlerden ele geçirildiğine bakıldığında ise, genel olarak Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK, Ümit OĞUZTAN, Tuncay GÜNEY, Adnan AKFIRAT ve Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK'den ele geçirildiği görülmektedir. Fakat "LOBİ" isimli doküman Doğu PERİNÇEK ve Ümit OĞUZTAN'm yanı sıra Sevgi ERENEROL, Muzaffer TEKİN, Oktay YILDIRIM ve Erkut ERSOY dan da ele geçirilmiştir. Sonuç olarak sadece ele geçirilen örgüt dokümanları dahi, Şüpheliler Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK, M.Adnan AKFIRAT, Ümit OĞUZTAN, Tuncay GÜNEY, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Muzaffer TEKİN, Oktay YILDIRIM, Erkut ERSOY ve Sevgi ERENEROL'ün birlikteliğini ve aynı amaç doğrultusunda bir arada bulunduklarını göstermektedir. ERGENEKON ANALİZ, YENİ YAPILANMA YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ BAŞLIKLI DOKÜMAN Bu doküman Şüpheliler Tuncay GÜNEY, Veli KÜÇÜK ve Doğu PERİNÇEK'den ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "ERGENEKON ANALİZ, YENİ YAPILANMA YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ" "İstanbul/29 Ekim 1999" yazmaktadır. 25 sayfadan oluşmaktadır. Dokümanın yapılan incelemesinde özetle; Dokümanın içeriğinin (7) ayrı bölümden oluştuğu ve her bölümde çok sayıda alt başlığın olduğu görülmüştür. Dokümanın; 1) "AMAÇ, KAPSAM VE YÖNTEM" başlıklı 1. Bölümün içeriğinde; l/a) "AMAÇ" başlığı altında; "ERGENEKON" yapılanmasının Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren bir oluşum olduğu, 1914 yıllannda İstanbul'un dış ülkelerin istihbarat ajanlarının cirit attığı bir yer olduğu, istediklerini yapabildikleri bir dünya kentine dönüştüğü, bugünde aynı şekilde olduğu, çünkü savaşın halen devam ettiği, bu savaşın tek amacının Türkiye Cumhuriyetini yıkmak olduğu, bu güç odaklarının yerli iş birlikçi uzantıları olduğu, devletin her kademesine sızdıkları ve hatta TBMM ine girerek iktidar dönemleri bile yaşadıkları belirtilmiştir. Bu nedenlerle Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ERGENEKONUN daha fazla önem arz ettiği belirtilmiştir. l/b) "KAPSAM" başlığı altında; "ERGENEKON" içinde yer alan TSK mensupları ile Kemalizm'e ve ülkesine bağlı her meslekten sivillerin organizasyonu ile ortaya çıkacak olan yeni yapılanmaya ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. l/c) "İSTİHBARAT VE ÖRGÜTLENME" başlığı altında; istihbaratın öneminden bahsedilmiş ve tarihteki bir kısım istihbarı çalışmaların öneminden bilgiler verilmiştir. l/d) "YÖNTEM" başlığı altında; 21. yüzyılda ERGENEKON'UN resmi istihbarat kuruluşlarının yanı sıra legal ve illegal örgütlenmelere karşı mücadele etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalacağı, faaliyetlerini yeni ve gelişmiş yöntemlerle sürdürmek zorunda olduğunu ve faaliyet alanlarını da geliştirmek zorunda olduğu belirtilmiştir. , , '


l/e) "GİZLİLİK PRENSİBİ" başlığı altında; İstihbarat örgütünde gizliliğin öneminden bahsedilmiş, bu çerçevede İsrail devletinin istihbarat örgütü olan Mossad ile ilgili örnek verilmiştir. 2) "21. YÜZYILA GİRERKEN DÜNYADA İSTİHBARAT VE ÖRGÜTSEL YAPILANMA İLE FAALİYET ALANLARININ ÖNEMİ" başlıklı 2. bölümün içeriğinde; 2/a) "GENEL" başlığı altında; Ülkelerin bağımsızlık ve devamına katkıda bulunacak en önemli unsurların (1)-ekonomik (2)-Bilimsel-Eğitimsel-Kültürel-Yatınm ve Araştırmaya dayalı istihbarat ve karşı istihbarat çalışmaları olacağı, Türkiye Cumhuriyeti resmi istihbarat kurumlarının; bilim, düşünce, kültür, sanat ve eğitim alanlarında yetişkin insan kaynaklarından yararlanmadığı, yaralanmayı da gereksiz gördüğü, Resmi istihbarat kuruluşlarımızın entelektüel çevrelere bakış açısını bilen yabancı istihbarat örgütlerinin ise bu kontra bakış açısından yararlanmayı bildikleri, bu nedenle ülke insanımızın benimsemediği pek çok aydının dış ülkelerce en büyük ödüllerle onurlandınlarak bir anlamda Türkiye Cumhuriyetine karşı örtülü bir biçimde dokunulmazlık zırhına büründürülerek muhalif unsura dönüştürüldükleri, bu nedenle Türkiye'nin 21. yüzyılda entelektüel birikimli, yaratıcı güvenilir insan kaynaklannm istihbarat çalışmalannda yararlanması gereğinin kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. 2/b) "ÖRNEKLER" başlığı altında; Devamında bu konuyla ilgili değişik ülkelerden örnekler verilmiş ve Ergenekon'un Türk Silahlı Kuvvetlerinin değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerinde içinde yer alacağı sivil personelden yararlanmasının faydalı olacağı belirtilmiştir. Aynca dünyanın her yerinde radikal düşüncelerin entelektüel kesim arasında yeşerdiği, (Komünizm, Sosyalizm, Demokrasi vb) güçlü istihbarat örgütleri için en tehlikeli görülen grubun entelektüel kesim olduğu, kamuoyunu en çok ve kolaylıkla etkileme becerisine sahip oldukları için, bu kesimin istihbarat örgütleri tarafından ciddi biçimde kontrol altında tutulmak istendikleri, bunun yanı sıra bu çevrenin istihbarat toplama açısından da çok zengin olduğu belirtilmiştir. 3) "İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ VE POLİTİKALARI" başlıklı 3. bölümün içeriğinde; 3/a) "GENEL DURUM VE SORUNLAR" başlığı altında; İstihbarat örgütlerinde en önemli sorunun "İnsan" faktörünün olduğu, türlü özverilerle yurt dışında eğitim görmüş yetişkin insan kaynaklannm ne acıdır ki ülke çıkarlan için negatif olduklan, bu nedenle ERGENEKON bünyesinde yurt dışında eğitim görmüş personel bulundurulmaması zorunluluğu belirtilmiştir. 3/b) "TERÖR" başlığı altında; 21 Yüzyılda en önemli sorunlardan birisinin terör olacağı, Türkiye için terörün yalnızca toprak bütünlüğünün ortadan kaldınlması ve bölgesel istikrarsızlaştırma amacı taşımadığı, bunlann yanı sıra Türkiye'nin ticaret ortaklanna yönelik terörün Türkiye'nin dış ticaretine büyük darbe vurularak önünün kesilmesinin sağlanmaya çalışıldığı, bu nedenle terör gruplarının kontrol altında tutulması gerektiği, gereğinde "NAYLON TERÖR GRUPLARI" oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alınması gerektiği belirtilmiştir. 3/c) "POLİTİKALAR" başlığı altında; 21. yüzyılda dünya politikacılannı ve siyasetçilerim istihbarat örgütlerinin biçimlendireceği belirtilmiştir. Dünyada var olabilmiş tüm sistemlerin ülke çıkarlan ve mevcut rejim ilkelerine aykın ideolojilere ait siyasileri engellediği. bunu ise 1-Suikast, 2-Dez-Enformasyon yöntemleri ile yaptığı belirtilmiştir. Devamında Türk insanının okumadığı, 336^ i ■ '" •


kültürel anlamda dünya görüşü gelişmediği, bu nedenle kolayca kandınlabildiği, dolayısıyla Dez-Enformasyonun olumsuz olduğu, kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mubah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için geriye kalan tek yolun SUİKAST olduğu belirtilmiştir. Suikast operasyonlarına gerek duyulmaması için siyasi portrelerin çok ciddi biçimde analiz edilmesi gerektiği, ideallere uygun siyasilerin seçim kampanyaları organize edilerek parlamento da etkin ve güçlü bir biçimde yer alabilmelerinin sağlanması gerektiği, bu ve benzer faaliyetlerin tüm dünyada istihbarat örgütlerinin varlık ve görev nedenleri arasında yer aldığı belirtilmiştir. 4) "YENİ YAPILANMA ORGANİZASYONU VE PERSONEL ANALİZİ" başlıklı 4. bölümün içeriğinde; 4/a) "GENEL DURUM VE SORUNLAR" başlığı altında; İstihbarat örgütlerindeki insan unsurundan bahsedilerek insanlık onurunu yitirmemiş, asalete ve yetenek donanımlarına sahip dünya gerçeklerini görebilecek nitelikte Türkiye Cumhuriyetinin temel varlık nedeni Kemalizm'e inanmış Atatürk ilke ve prensiplerine sahip çıkmanın önemini kavrayabilmiş, özveriden kaçınmayan personel kazanımmm önemli olduğu, bu nedenle ordu birlikleri içinde yer alan askerler ile üniversitenin birinci ve ikinci sınıflarında öğrenim gören gençlerden yararlanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca Ergenekon gibi çok özel bir yapılanma içerisinde yer alması uygun görülecek sivil personelin seçiminin de olabildiğince dikkatli titiz ve özen gösterilerek yapılması gerektiği, aksi taktirde Türkiye Cumhuriyeti resmi istihbaratı MİT in bugün içinde bulunduğu sorun ve çelişkilerin benzer versiyonlarının Ergenekon bünyesinde taşınmış olacağından bahsedilmektedir. Ergenekon'un benzer bir örneği kendi içinde Jitem gerçeği ile yaşayarak yeterli deneyimi elde ettiği vurgulanmıştır. 4/b) "GÜÇLÜ BİR İSTİHBARAT ÖRGÜTÜNÜN ANAHTARI" başlığı altında; 21 yüzyılda güçlü bir istihbarat örgütünün anahtarının uluslar arası finansal organizasyonları engellemek olacağı belirtilmiştir. İstihbarat örgütleri para politikalarının türlü senaryoları ile ülkelerdeki hükümetleri rahatlıkla devirebileceği ya da çıkar ve amaçlan doğrultusunda yönetimler uygulamaya mecbur bırakacakları, Ergenekon'unda kaçınılmaz bir biçimde çağın ve koşulların gereği olarak ekonomi alanında çok etkin faaliyetler uygulamaya koyması ve para akışını kontrol altına alma zorunluluğu olduğu belirtilmiştir. 4/c) "İSTİHBARAT TOPLAMA HEDEFLERİ" başlığı altında; İstihbarat toplama yöntemlerinden bahsedildiği, bu çerçevede örgüt elemanlarından sağlanan bilgiler yabancı örgütlerden elde edilen bilgiler, yabancı örgütlere sızdırılan ajanlar aracılığı ile elde edilen istihbaratlar olduğu, sonuç olarak Ergenekon'un gözlerinin her şeyi görmesi gerektiği, kulaklarının her şeyi duyması gerektiği belirtilmiştir. 4/d) "SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ" başlığı altında; Ergenekon'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı olduğu, sivil toplum kuruluşlarının içte ve dışta kamuoyunda kutsal bir insanlık görevi yerine getiren örgütler olarak değerlendirildiği, Ergenekonun Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına alması gerektiği, çünkü bu örgütlenmelerin finans kaynaklarının dış ülkeler olduğu belirtilmiştir. 4/2) "ELEMAN VE ORGANİZASYON," başlığı altında;

Ergenekon'un merkez yönetimi ve personel profili hakkında bilgiler verilmiştir. Bu çerçevede örgüt için nedenli yararlı olursa olsun kamuoyunda imajı zedelenmiş bir elemanın örgüt içinde tutmanın ve korumaya yönelmenin sakıncalarından bahsedilmiştir. 4/2-a) "KÖPRÜ PERSONEL" başlığı altında; Seçilecek üç kişinin Ergenekon içinde ve örgüt dışında, örgütü temsilen hareket edebilmelerinin sağlanması gerektiği bu kişilerin örgüt dışında legal bir işte istihdam edilmeleri gerektiği vurgulanmıştır. 4/2-b) "AJAN PROFİLİ" başlığı altında; Ajan profilinden bahsedilmiş ve başarılı istihbarat örgütleri elemanlarının anastezi altında bilgileri açığa vurabilecekleri olasılığından ötürü doktor ve psikologlar tarafından tedavi edilmelerine izin verilmediğinden bahsedilmiştir. 4/2-c) "FAHİŞELER" başlığı altında; İstihbarat sanatında en çok yarar sağlanan fahişeler olduğu belirtilmiştir. 4/2-b) "MEDYA" başlığı altında; Medyanın en yararlı reklam aracı olduğu, 20. Yüzyılda güçlü istihbarat örgütlerinin medyadan sonuna değin yaralandıklan, 20. yüzyılın son yıllarında ise kendi medya kuruluşlarını devreye sokarak bunları uluslararası platformda güçlendirdikleri belirtilmiştir. Ayrıca Ergenekon'unda medya kuruluşlarını kontrol etme yönündeki faaliyetlerini kendi medya kuruluşlarını oluşturarak mevcut ulusal ve uluslar arası oluşumların doğal işleyişi içinde örtülü bir biçimde etkileme, denetleme ve kontrol altına alma yöntemini uygulamaya koyması gerektiği belirtilmiştir. 4/2-c) "ULUSLAR ARASI TİCARET VE BANKACILIK" başlığı altında; 21. yüzyıl dünyasında uluslar arası ticaret arenasının istihbarat örgütlerinin denedim ve yönetimde olacağını bu nedenle Ergenekon'unda doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomi politik denge sağlaması gerektiği, özetle Ergenekon'un üretim tesislerine, ticari holdinglere ve bankalara ihtiyacının olduğu belirtilmiştir. 4/2-d) "İLAÇ-KİMYA SANAİYE VE TAŞIMACILIK" başlığı altında; İlaç ve kimya sanayisinin öneminden bahsedildiği, bu çerçevede Almanya'nın çok kısa sürede gelişmesinde kimya sanayisinin öneminden bahsedildiği, özellikle uyuşturucu üretiminde kullanılan asit anhidrit maddesinin dünyanın tek üreticisi olmalarının ciddi etkisinin olduğu vurgulanmıştır. 4/2-e) "İLLEGAL İŞLER" başlığı altında; Türkiye'nin silah üreten bir ülke olmadığı, bu nedenle Jeo-stratejik açıdan kaçınılmaz olarak uyuşturucu satışında köprü durumunda olduğu, dolayısıyla uyuşturucu ticaretinin denetim altında olması gerektiği, diğer taraftan da Türkiye'nin bir başka şansının kimyasal silah üretimi olabileceği belirtilmiştir. (Kimyasal silah üretimi ile ilgili teknik takip çalışmalarında görüşmeler vardı) 5) "ORGANİZASYON PLANI" başlıklı 5. bölümün içeriğinde; 5/a) "MERKEZ YÖNETİM" başlığı altında; Ergenekon örgütünün yapılanmasından bahsedildiği, bu yapının ise; 01-Ergenekon Başlığı, / - ?/' v /'sfaUSh'■ , -^p,


33

02-Istihbarat Dairesi Komutanlığı, 03-İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı 04-Operasyon Dairesi Komutanlığı 05-Finansman Daire Başkanlığı (Sivil) 06-Örgüt içi Araştırma Dairesi Komutanlığı, 07-Teori Tasarım ve Planlama Dairesi Başkanlığı (sivil) Şeklinde olduğu görülmüştür. Burada dikkat çeken unsur bazı maddelerin karşılığında sorumluların (SİVİL) şahıslar olması gerektiğinin belirtilmesidir. Bundan da diğer bölümlerin başında muvazzaf yada emekli askerlerin bulunması istendiğini ortaya koymaktadır ki günümüzde birçok emekli askerin sivil toplum örgütlerinin başında yada içerisinde olması da dikkat çekicidir. "KONTROL DAİRESİ" başlığı altında; Bu dairenin varlığından Ergenekon örgütü başkanından başka hiç kimsenin bilgisinin olmaması gerektiği, operasyonlarda yer alması zorunlu olan bu dairede yer alan ajanların ilk görevinin operasyon alanı içinde bulunmak, operasyon esnasında temizleme ve ortadan kaldırma gibi işlemlerde doğabilecek sorunları çözümlemek olacağı, ikinci görevinin ise karşı istihbarat örgütlerinde geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi bir ajanı öldürmek olduğu belirtilmiştir. Kontrol dairesinde görevlendirilecek ajanların mutlaka Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden ve özel operasyon ünitelerinden seçilmesi gerektiği, bu ajanların merhametsiz olması ve emirleri doğrudan Ergenekon komutanından alması gerektiği belirtilmiştir. 6) "KAYNAK YARATILMASI" başlıklı 6. bölümün içeriğinde ise; Finansal kaynaklar yaratılabilmesi için orta ve büyük ölçekli AŞ, yapılanmasmdaki şirketlerden yararlanılması gerektiği, onların içine sızırması, elde edilecek banka işlemleri, hesap ve şifre kodlan ile yine uluslar arası bankalar ile yurt dışındaki çeşitli ülke bankalanna sızdmlmış ajanlar aracılığı ile hesaplardan para aktanmlannm yapılması gerektiği belirtilmiştir. 6/a) "NAYLON ŞİRKETLER" başlığı altında; Naylon şirketler kurulması gerektiği, bu şirketlerin ithalat-ihracat, temsilcilik, dağıtım ve pazarlama alanlannda faaliyet göstermesi gerektiği, işlemler tamamlandıktan sonra naylon şirketlerin kurulması için kullanılan elemanlann ortadan kaldınlması gerektiği, elde edilen ekonomik girdilerin örgütün kuracağı legal şirketlerde değerlendirilerek aklanması gerektiği vurgulanmıştır. 6/b) "YURT DIŞINDAN KAYNAK AKTARIMI" başlığı altında; Çeşitli ülkelerdeki bankalara sızdmlacak bilgisayar hırsızlanndan yararlanılarak likit kaynak aktanmı yoluna gidilmesi gerektiği, bu türden kaynak aktanmlan operasyonlannm 48 saat içerisinde tamamlanması gerektiği belirtilmiştir. 6/c) "YURT DIŞI TİCARİ FAALİYETLER" başlığı altında; Çeşitli ülkelerde kurulacak ticari şirketler kullanılarak finansal güç kazanımı yoluna gidilmesi gerektiği, bu çerçevede o ülkelerdeki askeri ataşelerden yararlanılabileceği belirtilmiştir. 6/d) "SPEKÜLATİF KAYNAKLARDAN YARATILMASI" başlığı altında;

Özellikle hazine arazileri üzerinde spekülatif kazanç anlamında yararlanılarak kaynak oluşturulması gerektiği belirtilmiştir. 7) "GENEL DEĞERLENDİRME" başlıklı 7. bölümün içeriğinde ise; Türk silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'un yeni bir yapılanmaya ihtiyacının olduğu, Ergenekon'un kamuoyundaki imaj ve düşünce değişiminin sağlanması zorunluluğunun olduğu, kamuoyu kafasının karıştığı, içinden çıkamadığı mantıklı ve tatmin edici açıklamalar alamadığı zamanlarda gelişen her olay karşısında Ergenekon sözcüğünü anımsayıp dehşete kapılarak içten içe Ergenekon sözcüğünü yinelediği belirtilmektedir. Yazının sonunda sağ alt köşede "En içten saygı ve şükranlarımızla, Strateji Grubu" yazdığı, fakat "Strateji Grubu" yazısının üzerinin karalandığı görülmüştür. DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman Şüpheliler Doğu PERİNÇEK ve Tuncay GÜNEY'den ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE" "25 KASIM 1999" yazmaktadır. 11 sayfadan oluşmaktadır. Dokümanın incelenmesinde; "1 Durum ve Amaç" başlığı altında; Türkiye'nin son 50 yıl içinde Kemalist Devrim yapısından çıkartıldığı, Cumhuriyetin kurumları ve ilişkilerinin büyük ölçüde yıkıma uğratıldığı, Cumhuriyetin yeniden kazanılması için Atatürk'ün altı ok programıyla yeniden örgütlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Cumhuriyet'in yeniden yapılanması için silahlı gücünün olduğu, bütün meselenin, yeniden yapılanmanın diğer ayaklarını teşkil eden Meclis, Hükümet, Yargı ve Halk örgütlenmesi olduğu belirtilmiştir. "2 Dünya merkezlerinden bağımsız yaptırım gücü" başlığı altında; Bugün Türkiye'nin, karşılaştığı sorunların ancak güçlü bir ordu ile çözülebileceği, bir taraftan Kıbrıs üzerinden yapılan baskılan göğüslemesi gerektiği, diğer taraftan Kuzey Irak'ta fiilen kurulan Kürt devleti tezgahını bozması gerektiği, öbür taraftan da batı destekli irtica ve bölücülükle iç savaş olasılıklarına hazır olması gerektiği belirtilmiştir. Bugün Türkiye'nin bağımsızlık ve birliği ordunun bağımsızlık ve birliğinde düğümlendiği belirtilmiştir. "3 Devletin yeniden yapılanması için üç görev" başlığı altında; Birincisi : Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet egemenliği ve bağımsız karar mekanizmasını yeniden örgütlemek ve halka dayandırmak olduğu, İkincisi : Türk Silahlı Kuvvetlerinin dünya merkezlerinden bağımsız bir yaptınm gücüne kavuşabilmesi için, bağımsız bir özel savaş, bağımsız bir ulusal istihbarat teşkilatı oluşturması gerektiği, aynca ulusal savunma sanayi inşasına hız vermesi gerektiği, Üçüncüsü : İlk iki maddenin gereği olarak Atatürk'ün bölge merkezli dış politikasının canlandmlması gerektiği belirtilmiştir. "4 Cumhuriyet Devrimi Hükümeti için seferberlik" başlığı altında; Yapılan bütün saptamalann, Türkiye'yi yeniden Kemalist Devrim rotasına sokacak bir Cumhuriyet Devrimi hükümetinin kurulmasını zorunlu kıldığı, Türkiye'nin sorunlannm, bugünkü iktidarları yönlendirerek çözülemeyecek kadar ağırlaştıği, 28 Şubat'm bir tür üçüncü meşrutiyet rolü oynadığı, meşrutiyetin arkasından Cumhuriyet'in gelmesinin kaçınılmaz olduğu ve bugün de öyle olduğu, i: /""^ 3İ0"


Cumhuriyet Devrimi Hükümetinin kurulmasının kaçınılmaz olduğu, bu hedefe ulaşmak içinde, ideolojik hegemonya ve halk örgütlenmesinin gerçekleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. "II. ORDUNUN CUMHURİYET DEVRİMİ MEVZİSİNDEKİ KONUMUNUN SAĞLAMLAŞTIRILMASI" başlığı içersinde; "6. Cumhuriyet Hükümeti - Ulusal Güvenlik İlişkisi" alt başlığı altında; Emperyalist sistemin son dönemlerde hemen hemen bir çok ülkede tekelleşmenin de ötesinde mafyalaştığı, iktidarların mafya karakterinde çok dar zümrelerin eline geçtiği, Bu mafya yönetimlerinin toplumu kozmapolitizm yanında tarikatlarla ve ortaçağ hurafesiyle kontrol altında tuttuğu, ayrıca özelleştirilmiş istihbarat örgütleri ve özel savaş aygıtlarıyla halk üzerindeki diktatörlüklerini sürdürdükleri, Türkiye'de de Kemalist Devrimin yıkıma uğratıldığı elli yıldan beri aynı sürecin yaşandığı, özellikle 12 Eylül 1980'den sonra Turgut ÖZAL - Çiller - Demirel - Mesut YILMAZ dönemlerinde, sistemin Mafya - Tarikat rejimine dönüştürüldüğü belirtilmiştir. "7. Genel Kurmay Başkanlığı - Ulusal Güvenlik İlişkisi" başlığı altında; Genel Kurmay Başkanlığının Ulasal güvenliğin silahla sağlanmasında birinci derecede sorumlu komuta makamı olduğu, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki herhangi bir yeniden yapılanma çalışmasının doğrudan Genel Kurmay Başkanlığının komutası altında olması gerektiği belirtilmiştir. "8. Dayanıklılığın Temel İlkeleri" başlığı altında; Dayanıklı bir yeniden yapılanmanın iki temel ilkesinin olduğu, birincisinin; toplumun geniş kesimlerinde, sinir merkezlerinde, örgütlerde ve kurumlarda kök salmış oralardan beslenen ve desteklenen bir teşkilatlanma ve faaliyet olduğu, ikincisinin; siyaset, ekonomi, kültür ve benzer düzlemlerdeki yasal çalışma olanaklarının azami değerlendirilmesi olduğu belirtilmiştir. "III. ÖNCÜ ÖRGÜTLENME" başlığı içerside; "9. Milli Teşkilatın Öncü Örgütlenmesi" alt başlığı altında; Cumhuriyet iktidarının kurulması sürecinde, ideolojik hegemonyanın gerçekleştirilmesi ile halk örgütlenmesinin inşasının birlikte yürütüleceği, bu iki görevin strateji ve taktiğini belirleyecek ve eş güdüm içinde yürütülmesini sağlayacak bir ÖNCÜ ÖRGÜTLENME gerektiği, Bu öncü örgütlenmenin sivil ve asker öncülerden oluşacağı, öncü örgütlenmenin bir ya da birden fazla partinin oluşturduğu bir güç birliği olabileceği belirtilmiştir. "IV. CUMHURİYETİN İDEOLOJİK HEGEMONYASININ YENİDEN ÖRGÜTLENMESİ" başlığı içersinde; "10. Cumhuriyet aydınlarının örgütlenmesi ve harekete geçirilmesi" alt başlığı altında; Kemalist Devrimin gerçekleşmesi için Kemalist İdeolojiyi benimsemiş aydınlara ihtiyaç olduğu, bu nedenle Cumhuriyet'in kendi aydınlarının uygun örgütlerde, araştırma kurumlarında ve akademik çevrelerde örgütlemesi gerektiği belirtilmiştir. "11. Teori ve Program Merkezi: Avrasya Enstitüsü" başlığı altında; Cumhuriyet Devrimi hükümetini kurmak ve Kemalist Devrimi tamamlayabilmek için hem sivil ve askeri öncülerin, hem de kitle önderlerinin eğitilmesi gerektiği, bunun içinde program ve siyaset üretilmesi gerektiği, bu faaliyetlerin kurulacak bir teori ve program merkeziyle olabileceği, bu merkezin de "Avrasya Enstitüsü" adı altında kurulabileceği belirtilmiştir. "13. Cumhuriyet Devriminin sanat yaratıcılığının örgütlenmesi" başlığı altında; Cumhuriyet Devrimi hükümetinin kurulabilmesi ve Kemalist Devrimin tamamlanabilmesi yolunda, yeni devrimci yükselişin sanat kurumlarmm oluşturulması ve örgütlenmesi gerektiği belirtilmiştir. "14. Medya araçlarının örgütlenmesi" başlığı altında



Cumhuriyetin ideolojik hegemonyası ve kamuoyuna önderlik etmesi için doğrudan önderlik ettiği gazete, televizyon, radyo ve dergilerin örgütlenmesi gerektiği belirtilmiştir. "V. HALKIN ÖRGÜTLENMESİ" başlığı içersinde; "15. Kitlelerin örgütlenmesi" alt başlığı altında; Halkın örgütlenmesinin iki yolla olacağı, bunlardan birincisinin; siyasal iktidar amaçlı öncü örgütlenme ile olacağı, İkincisinin ise; öncü örgütlenmenin halka önderlik etmesini sağlayacak olan halk örgütleri olduğu, bunların ise işçi ve memur sendikaları, esnaf, sanatkar, tabip, mühendis, mimar ve avukat odaları gibi kuruluşların olacağı, Bunların yanı sıra Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD), Çağdaş Yaşam Derneği (ÇYDD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) gibi ideolojik yönelişli örgütlerle olacağı, ayrıca gençliğin kitlesel örgütlenmesi ile gerçekleştirileceği belirtilmiştir. "SONUÇ" başlığı altında ise; Yeniden yapılanma için çok önemli saplamaların yapıldığı Türkiye haklının 21. yüzyılın başında ikinci büyük atılımı gerçekleştireceği, bunun içinde tarihin derinliklerinden gelen birikimin çok iyi değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI İÇİN ÖNERİLER (MASTIR PLAN ÖN ÇALIŞMASI) İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman soruşturma aşamasında ölen şüpheli Kuddusi OKKIR'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "Devletin ve Milletin bekası, yurt içinde ve yurt dışında milli haklann ve menfaatlerin ulus devleti anlayışı içersinde korunmasını temin etmek amacıyla" "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI İÇİN ÖNERİLER (Mastır Plan Ön Çalışması)" yazmaktadır. 23 sayfadan oluşmaktadır. Söz konusu dokümanın yapılan incelemesinde; (Power Point) sunumu içersinde hazırlanan bir çalışma olduğu, çalışmanın içersinde devletin yeniden yapılandırılması için yapılması gereken çalışmaların anlatıldığı görülmüştür. Çalışmanın içeriğindeki anlatımlarda, 25 Kasım 1999 tarihinde Doğu PERİNÇEK tarafından hazırlandığı anlaşılan "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE" isimli dokümandan esinlenildiği değerlendirilmektedir. Çalışmanın birinci sayfası olan kapak kısmında sol köşede Mustafa Kemal ATATÜRK'ün resminin bulunduğu, orta kısmında ise "Devletin ve Milletin bekası, yurt içinde ve yurt dışında milli haklann ve menfaatlerin ulus devleti anlayışı içersinde korunmasını temin etmek amacı ile DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI için ÖNERİLER "Mastır Plan Ön Çalışması)" yazdığı, İkinci sayfasında; bir şema olduğu, şema içersinde "Amacımız Nedir?" "Bizi amacımıza götürecek araçlanmız nelerdir?" "Mevcut durumumuz nedir?" yazdığı, Üçüncü sayfasında; "Amacımız Nedir?" "Tam bağımsız milli devleti yeniden yapılandırmak" başlığı altında; "Emperyalizmin bütün kollannm kınlması" "Yeni dış ittifaklann aranması" "Gümrük birliğinin mevcut haliyle iptal edilmeli ve AB ilişkilerinin gelişimine endekslenmeli" şeklide (10) ayn maddenin olduğu, Dördüncü sayfasında; "Mevcut durumumuz nedir?" başlığı altında; Mustafa Kemal Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinin yazdığı, Beşinci sayfasında; "BİZİ AMACIMIZA GÖTÜRECEK ARAÇLARIMIZ NELERDİR?" başlığı içersinde; "EKSİLERİMİZ" alt başlığı altında; "Henüz örgüt değiliz" "Çok uluslu şirketlerin ve vakıfların fiili işgali var" "Medya kontrolümüz zayıf "Yasama ve

yürütmemiz bağımlı" "Büyük Ortadoğu Projesi eylem halinde" "İsrail Devleti'nin kutsal topraklar projesi var" "Parasal gücümüz yok" şeklinde toplam (19) maddenin olduğu, Altıncı sayfasında; "ARTILARIMIZ" alt başlığı altında; "Ölmekten korkmayan ve bağımsızlığına düşkün bir milletiz" "Jeopolitik açıdan dünyanın vazgeçemeyeceği stratejik bir noktadayız. Avrupa, Asya ve Ortadoğunun köprüsü durumundayız" "Askeri gücümüz küçümsenemez" "Henüz milli ruhumuz ölmedi" şeklinde toplam (15) maddenin olduğu, Dokuzuncu sayfasında; "Yapılanma için model önerisi" başlığı altında; kullanılmak istenen sistemin "Doğayı Kopyalama Modeli" şeklinde olmasının önerildiği, yani yapılanmanın "Görünenler" ve "Görünmeyenler" şeklinde teşkilatlanması gerektiği, "Görünmeyenler" kısmında; teşkilata lojistik destek sağlayacak olan ticari, teknolojik, eğitimsel, kolluk kuvvetleri vs. yapılanmalannm olması gerektiği, teşkilatın bir sicil toplum kuruluşu olarak dernek ve şubeleri şeklinde örgütlenmesinin yanı sıra ticarethaneler zinciri şeklinde yapılanması gerektiği, Görünmeyen yapılanmasını "Planlama ve Yürütme Grubu" ve ona bağlı "Alt Birimler" şeklinde oluşturulması gerektiği, iç tüzüğün hazırlanması, ödül ve ceza sistemlerinin oluşturulması gerektiği belirtilmiştir. Onuncu sayfasında; "Planlama ve Yürütme Kurulu" başlığı altında; PYK'nm teşkilatın en üst birimi olduğu, PYK'nm devletin ve milletin bekası, yurt içinde ve yurt dışında milli haklann ve menfaatlerin savunulması, kısa, orta ve uzun vadeli devlet politikalannm belirlenmesi, dünya devletleri arasında ticari, kültürel ve teknolojik güç olarak öne çıkılabilmesi için gerekli çalışmalann yapılmasından sorumlu olduğu belirtilmiştir. On birinci sayfasında; "Yapılanmanın Teme Felsefesi" başlığı altında, PYK'nm üye sayısının (?) olacağı, üye sayısının artınlamayacağı, üyelerin değiştirilemeyeceği, vefat halinde yeni üyenin oy birliği ile seçileceği, kabul töreninde ritüel uygulanacağı, ihanet ve aynlmanm ancak hakka teslimiyet ile olacağı, PYK'nm alt birimlerinin olduğu, Alt Kurul'un (AK) Başkan ve altı birim temsilcisinden oluşacağı, alt birimlerin (3) kişiden ve (21) temsilciden oluşacağı, alt birimlerin ortaya koyduğu fikir ve önerilerin, temsilciler aracılığı ile PYK'ya sunacağı, alt birim üye ve temsilcilerinin isimlerinin kesinlikle gizli olacağı, kod isim kullanacaklan, toplantılannm gizli yapılacağı ve toplu seyahat etmemeleri gerektiği belirtilmiştir. On ikinci sayfasında; "Alt birimler ve görev tanımlan" başlığı altında; "Genel Sekretarya / Dokümantasyon ve Arşivleme / Toplum Bilim Danışmanı" "Ticari ve Sanayi Faaliyetlerinden Sorumlu Birim", " Hukuk Faaliyetlerinden Sorumlu Birim", "Halkla İlişkiler ve Medya Faaliyetlerinden Sorumlu Birim", "Siyasi Faaliyetlerden (Hükümeti ve Muhalefeti İzlemeden) Sorumlu Birim", "Teşkilat ve Örgütlenme Faaliyetlerinden Sorumlu Birim", "Milli Savunma/Askeri Güçlerinizle İlintili Faaliyetlerinden Sorumlu Birim", "İçişleri, Emniyet ve İstihbarat Faaliyetlerinden Sorumlu Birim", "Enerji ve Doğal Kaynaklar Faaliyetlerinden Sorumlu Birim", "Diyanet ve Dini Teşkilat Faaliyetlerinden Sorumlu Birim" vb. şeklinde (21) ayn birim belirtilmiştir. On üçüncü sayfasında; "Ön hazırlık süreci" başlığı altında; "Planlama ve Yürütme Kurulunu oluşturmak" "Başlangıç sermayesini oluşturmak" "Çalışma mekanlan oluşturmak" "Uzman kadrolar oluşturmak" "Birimler arası sağlıklı iletişim sistemleri kurmak" "Gizlilik mekanizmasını tesis etmek" "Kontrol ve takip sistemlerini kurmak" "Örtülü ödenek sistemini kurmak" vb. şeklinde (15) maddenin olduğu, On dördüncü sayfasında; "Planlama Süreci" başlığı altında; kısa, orta, uzun vadeli hedeflerin belirlenmeye çalışıldığı belirtilmiştir. On yedinci sayfasında; "Sızma ve Denetim Süreci" başlığı altında; "1- Mevcut devlet işleyişinin analizini yapmak" "2- Mevcut kadrolara alternatif adaylar belirlemek ve eğitmek" "3- Sızma Stratejileri geliştirmek (Yargı, Emniyet, Eğıtım, Sağlık, İstihbarat, Ordu,


Sivil yer altı örgütleri (mafya), sivil toplum örgütleri ve meslek odaları, kooperatifler ve birlikler, medya, camiler ve tarikatlar)" "4- Denetleme mekanizmaları oluşturmak" yazdığı, Yirminci sayfasında; "PROJELER" başlığı altında; yapılanmanın kısa sürede tabana yayılması ve toplumsal iletişimin çağdaş olanaklarla kurulabilmesi ve sistemin fmansal ihtiyaçlannm karşılanabilmesi için; Lokal Medya Projesi, Dijital Anket Projesi, Kobilerin Örgütlenmesi, Türk Dış Ticaret Lobi Hareketi Projesi, Milli Ar-Ge Yapılanması Projesi, Eğitim Projesi, Dış İlişkiler Projesi, Toplum Mühendisliği Projesi vb. şekilde belirtilen çalışmaların yapılması gerektiği belirtilmiştir. LOBİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Oktay YILDIRIM, Erkut ERSOY, Doğu PERİNÇEK, Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "LOBİ" "ARALIK 1999/İSTANBUL" yazmaktadır. 25 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanının l/b) "KAPSAM" başlığı altında; yapılan analiz, yönetim, geliştirme ve yeni yapılanma raporunun, "ERGENEKON"un büyüteç altına alınmasından öte 21. yüzyılda yepyeni bir yapılanma ile değerli TSK mensuplarının yanı sıra sivillerden de sonuna değin yararlanması gerektiği, her meslekten sivillerin organizasyonu ile ortaya çıkacak olan yeni yapılanmanın geç kalınmış bir girişim olduğu, her meslekten seçkinlerin yer alacağı sivil personel kadrosu ile ERGENEKON'un iç ve dış faaliyetlerde daha etkin bir güce erişeceği, 4/d "Sivil Toplum Örgütleri" başlığı altında; Ergenekon'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı olduğu, ayrıca Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına alması gerektiği belirtilmiştir. "LOBİ" adlı dokümanın GİRİŞ bölümüne bakıldığında da Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ERGENEKON'a bağlı olarak "sivil unsurların" örgütlenmesi zorunluluğunun kaçınılmaz bir gerçek olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla "LOBİ" dokümanı "ERGENEKON" dokümanında belirtildiği şekilde sivil unsurların örgütlenmesi için hazırlanan bir doküman olduğu anlaşılmaktadır. "LOBİ" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; Dokümanın içeriğinin (7) ayrı bölümden oluştuğu ve her bölümde çok sayıda alt başlığın olduğu görülmüştür. Şimdi bu dokümanın kısaca özeti belirtilecektir. 1) "GİRİŞ" Başlıklı 1. bölümün içeriğinde; Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'a bağlı sivil unsurların örgütlenmesi zorunluluğu olduğu, bu faaliyetinde lobi adı verilen "gizli örgütsel" çalışma ile yapılacağı bildirilmiştir. Bu noktada birçok Avrupa ve Amerika ülkesi örnek verilmiş ve sayılan giderek artan "sivil toplum örgütleri" "vakıflar" "insani yardım kuruluşlan" "P-2 Mason Locası, Bilderberg Grubu" gibi çeşitli gizli ve örtülü adlar altında bu faaliyetlerin yürütüldüğü belirtilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'un kontrolünde de bu şekilde LOBİ adı altında faaliyetlere ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. Devamında LOBİNİN faaliyetlerinin siyasi otorite gruplan ile dış kaynaklı iş birlikçi sözde sivil toplum örgütlerinin bölücü ve yıkıcı girişimlerini etkisiz kılacağı söylenmiştir. l/a) "AMAÇ" başlığı altında; Öncelikle yabancı ülkelerin Türkiye'de faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin, Türkiye Cumhuriyetini bölerek yıkmayı başaramaz ise de çıkarlanna yönelik yönlendirmelerle bir anlamda yönetebilmeyi hedef aldığı söylenmiştir. Yabancı sivil toplum örgütlerinin Türk halkının demokratik haklarını kullanabilmek amacıyla kurduklan sözde sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıflar, medya ve benzer faaliyetlerini de finanse ederek


"0&^^y

kendilerine yerli işbirlikçiler oluşturdukları ve sonuçta rejim karşıta fundamantalist görüşün iktidar olabildiğini, bu iktidara son veren koşulların oluşturulabilmesi için büyük ve olağanüstü bir karşı çaba gereği doğduğunu ve sonucunda dış ülke otoriteler ile yerli işbirlikçilerinin tarih önünde "sivil darbe tezgahı", "Türk Silahlı Kuvvetleri dayatması" olarak tanımlama cüretini gösterebildikleri 28 Şubat sürecinin yaşandığı belirtilmiştir. Devamında siyasi otorite gruplarının çıkarları adma mafya grupları oluşturduğu, uyuşturucu, silah ve kumarın her dönemde ve her grup tarafından finans kaynağı olarak kullanıldığı, öte yandan özel sektörün geliştirilebilmesi için gösterilen tüm çabaların her alanda devlet olanaklarının birer arpalık haline getirilmesi ile sonuçlandığı belirtilmiştir. Lobinin göstereceği faaliyetler ile daha kolay ve sağlıklı istihbarat toplanacağı, kontra senaryolar üretileceği, kamuoyunun Kemalist ideolojiye ve ulusal çıkarlara uygun sivil hareketi sahiplenerek katılımını sağlayabileceği belirtilmiştir. Lobinin amaçlan arasında etnik-fundamantalist-bölücü-yıkıcı unsur ve oluşumlar içine çekilmek istenen gençliğin böylece tuzaklara düşürülerek kullanılmasının önüne geçilmesini sağlayacağı belirtilmiştir. l/b) "KAPSAM" başlığı altında; Lobinin yapılanması ve tüm faaliyetlerinin mevcut hukuk platformu içerisinde yapılacağı, lobinin her girişiminin kendi içinde oluşturulan hukuk birimi tarafından yasal koşullara uyumlu hale getirileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan lobi geniş halk kitlelerine yönelik çalışmalarında özellikle gençlerin Kemalist ideolojiye ve ülke çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenmelerini sağlamayı tasarladıkları, bu çerçevede üniversite gençliğinin yanı sıra büyük kentlerin varoşlarında ve güneydoğu Anadolu'da boşluğa sürüklenmiş, sahipsiz gençlerin örgütleneceği belirtilmiştir. 3) "POLİTİKA" başlıklı 2. bölüm içeriğinde; Lobi'nin prensibi olarak hiçbir zaman doğrudan doğruya toplumsal eylemler içersinde yer almaması gerektiği, oluşturacağı sivil toplum kuruluşlarının etkinlik ve eylemler düzenlemesini organize ve kontrol eden güçlü bir mekanizma olarak kalması gerektiği belirtilmiştir. 4) "HEDEF" başlığı altında; Lobi'nin öncelikle ticari şirketler aracılığı ile ekonomik güç kazanması, ardından kuracağı vakıf ile de ekonomik gücünü artırma çalışmalarına yönelmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu çerçevede ülke ekonomisini elinde tutan ve kişisel çıkarları adma ulusal çıkarları hiçe sayabilen çok uluslu şirketler ile ortaklan olan güçlü holdinglerin faaliyetlerinin kontrol altına alınması gerektiği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra güçlü ticari kuruluşlarda kadrolaşma sağlanabilmesi, yine aynı amaçla bir güvenlik şirketi kurularak iş adamlannm güvenliğinin sağlanabilmesi ve böylece her alanda kadrolaşma gerçekleştirilebilmesi belirtilmiştir. Aynca "MAFYA" gruplannm tümüyle yeniden gözden geçirilmesi, deneyimli mevcut gruplann karşısına yeni ve güçlü bir grup oluşturularak denetim ve kontrol altına alınmasının sağlanması gerektiği belirtilmiştir. 5) "YÖNTEM" başlığı altında; Lobi'nin prensip olarak hiçbir girişim ve eylemin içersinde yer almaması, siyasetten tümüyle uzak bir yapı olarak faaliyet göstermesi gerektiği, aynca tüm çalışma ve faaliyetlerinde gizlilik prensiplerine sadık kalınması gerektiği belirtilmiştir. 6) "ORGANİZASYON PLANI" başlıklı 3. bölüm içeriğinde; Lobi'nin organizasyon planı ve birimlerinin belirtildiği, bu birimlerin ise; Merkez, r i Araştırma ve Bilgi Toplama, Analiz ve Değerlendirme,

¥} ■*~\

{/û2^ L-',:: >paa*3^7

Finans ve Ticaret, Kültür ve Bilim, Teori ve Senaryo, İletişim ve Propaganda, Hukuk, Uluslar arası İlişkiler olarak belirtilmiştir. Bu birimlerin yapılanmaları incelendiğinde ise hemen hemen tüm birim görevlilerinin "ERGENEKON" tarafından atanacağı belirtilmiştir. Bu birimlerin kısaca görevleri açıklandığı görülmüş, bunlardan birkaç tanesi belirtilecektir. 6/1) "MERKEZ" Başlığı altında; Lobinin merkezinde görev alması için ERGENEKON tarafından atanmış güvenilir beş sivil yönetici bulunacağı belirtilmiştir. 6/2) "ARAŞTIRMA VE BİLGİ TOPLAMA" Başlığı altında; Araştırma ve bilgi toplama departmanı merkez üyelerince seçilmiş bir başkan ve on kişilik yardımcı kadrodan oluşacağı, bu birimin görevinin ise LOBİ'nin amaçları doğrultusunda istihbarat verileri toplamak, arşivlemek ve merkez sunmak olduğu belirtilmiştir. 6/3) "ANALİZ VE DEĞERLENDİRME" Başlığı altında; Analiz ve değerlendirme departmanı bir başkan ve beş kişilik yardımcı kadrodan oluşacağı belirtilmiştir. Bu birimin görevinin ise elde edilen istihbarat verilerinin analiz raporlarının hazırlanması olduğu belirtilmiştir. 6/4) "FİNANS VE TİCARET" Başlığı altında; Finans ve ticaret departmanı bir başkan ve altı kişilik yardımcı personelden oluşacağı, bu departmanın ticari koşullan yakından izleyeceği ve ticari faaliyet ve yatınm alanlannı belirlemeden sorumlu olduğu belirtilmiştir. 6/5) "KÜLTÜR VE BİLİM" Başlığı altında; Kültür ve bilim departmanı bir başkan ve altı yardımcı personelden oluşacağı, bu departmanın bilimsel ve kültürel gelişmeleri yakından izlemesi gerektiği belirtilmiştir. 6/6) "TEORİ VE SENARYO" Başlığı altında; Teori ve senaryo departmanının bir başkan ve beş senaristten oluştuğu, bu departmanın görevinin ihtiyaç duyulması halinde elde edilen analiz raporlanndan yararlanarak kontra teori ve senaryolar üretmek olduğu, ulusal çıkarlara aykın teori ve senaryolann çürütülmesinde belirleyici rol oynadığı, kültürel bilimsel senaryo kurgulan ile kamuoyunun ojite edilmesinin önüne geçecek argümanlar ürettiği ve medya kuruluşlannın yönlendirme çalışmalanna katkıda bulunduğu belirtilmiştir. 7/7) "İLETİŞİM VE PROPAGANDA" Başlığı altında; İletişim ve Propaganda departmanının bir başkan ve beş yardımcıdan oluştuğu, bu departmanın görevinin, amaçlara uygun olarak medya kuruluşlanm bilgilendirmek, yönlendirmek ve bu yolla kontrol altında tutmak görevinin olduğu, aynca faaliyetlerde amaçlara uygun kamuoyu oluşturulması ve kamuoyunun desteğinin sağlanması çalışmalannı yürüteceği belirtilmiştir. 8/8) "HUKUK" Başlığı altında; Hukuk departmanının bir başkan ve beş yardımcıdan oluştuğu, organizasyonun girişim ve faaliyetlerinin mevcut yasalann hukuksal temeline dayandınlabilmesi çalışmalannı yürüttüğü belirtilmiştir. 9/9) "ULUSLAR ARASI İLİŞKİLER" Başlığı altında; Bu departmanın bir başkan ve altı yardımcıdan oluştuğu, görevinin ise organizasyonun uluslar arası alanlardaki faaliyetlerini sağlıklı biçimde yürütülmesini sağlamak olduğu belirtilmiştir. 7) "KADRO" Başlığı altında; Bu yapılanmada yalnızca sivillerin yer alacağı ve köprü elaman aracılığı ile "ERGENEKON"a bağlı faaliyet göstereceği belirtilmiştir. 7/a) "ELEMAN PROFİLİ" başlığı altında; Lobi örgütlenmesi içersinde yer alacak elemanların çağa ayak uydurabilecek donanım, bilgi ve deneyimine sahip olması gerektiği, özellikle sistemle barışık olmayan, aradığını bulamamış yapıdaki kişiliklerden seçilmesi gerektiği belirtilmiştir. 7/b) "BİRİM BAŞKANLARI" Başlığı altında; Örgütlenme içinde departmanların işlev ve amaçlarına uygun, konusunda deneyim sahibi kişiler tercih edilmesi belirtilmiştir. 7/c) "KÖPRÜ PERSONEL" başlığı altında; "ERGENEKON" tarafından atanacak iki sivilin mutlaka başka kuruluşlarda görevli olanlar arasından seçilmesi gerektiği, böylece gizliliğin korunmuş olacağı belirtilmiştir. 8)"FİNANS" başlıklı 5. bölüm içeriğinde; Lobi'nin faaliyetlerinin fınansı başlangıç noktasında "ERGENEKON" tarafından karşılanması gerektiği, sonrasında ise kendi oluşturacağı şirket ve vakıflarla finansım sağlaması gerektiği belirtilmiştir. 8/a) "TİCARİ ŞİRKET FAALİYETLERİ" başlığı altında; Organizasyonun kısa süre içinde belirleyeceği alanlarda ticari şirketler kurup yönetmesi ve giderek artan finans kaynaklarına sahip olması gerektiği belirtilmiştir. 8/b) "VAKIF FAALİYETLERİ" Başlığı altında; Organizasyonun mutlaka birkaç vakıf oluşturması gerektiği, oluşturulan bu kurumlar aracılığıyla uluslar arası ilişkilerin kurulacağı belirtilmiştir. Ayrıca fundamantalist faaliyetler doğrultusunda kurulan çeşitli vakıflann yurt içi ve yurtdışında halktan para toplayarak güçlenmesinin önüne geçilmesi içinde aynı kulvarda kurulacak naylon bir vakıfla önlenebilmesinin mümkün kılınacağı belirtilmiştir. 9) "GENEL DEĞERLENDİRME" başlıklı 6. bölüm içeriğinde ise; 21. yüzyılda ülkelerin kaderlerini siyasi aktivitelerden daha çok ve kesin olarak ekonomik güçlerin belirleyeceği, bu nedenle LOBİ'nin ilk adımlarını ekonomik alanda atması ve ekonomik alanda giderek güç kazanıp denetleyici ve belirleyici unsura dönüşebilmesi en önemli ve birincil amaç olması gerektiği, ikinci hedef olarak da Türk Toplumunun Kemalizm ve ulusal çıkarlar doğrultusunda yeniden yapılandırılması çalışmalarına ağırlık verilmesi gerektiği belirtilmiştir. 10) "SONUÇ VE ÖNERİLER" Başlıklı 7. bölüm içeriğinde ise; Söz konusu hazırlanan dokümanın bir makama hitaben sunulduğunun anlaşıldığı ve yazı metninde "emir ve tensiplerinize sunulan bu çalışmamıza Masonik Bilderberg Örgütü, Alman Nazi örgütlenişi, İngiliz istihbaratının örtülü örgütlenme modelleri ve bazı Avrupa ülkelerinin sivil toplum örgütlenişleri ile doğu kaynaklı bazı istihbarat ve siyasi örgütlenmeleri kaynaklık etmiş ise de yapılandırılmasının planlanması ile hiçbir benzerliği olmamasına özen gösterilmiştir. ..." Yazdığı görülmüştür. MAFİA İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ve Ümit OGUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "OCTOPUS" "MAFİA(La Cosa Nostra" "İstanbul/Eyml-2000" yazmaktadır. 30 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanının 4/d "Sivil Toplum Örgütleri" başlığı altında; Ergenekon'un kendi kuracağı sivil


/ "s&fefU - ■SV&^T^^

toplum örgütlerine ihtiyacı olduğu, ayrıca Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına alması gerektiği belirtilmiştir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan "LOBİ" dokümanının 4) "HEDEF" başlığı altında; "MAFYA" gruplarının tümüyle yeniden gözden geçirilmesi, deneyimli mevcut grupların karşısına yeni ve güçlü bir grup oluşturularak denetim ve kontrol altına alınmasının sağlanması gerektiği belirtilmiştir. "LOBİ" dokümanında belirtilen bu hedefin gerçekleştirilebilmesi için "MAFİA" isimli doküman çalışmasının yapıldığı, bu dokümanda Mafyanın kısa tarihçesinden bahsedildiği ve Türkiye'de Mafyanın yeniden yapılandırılmasının ne şekilde olması gerektiği anlatılmıştır. "MAFİA" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; "SUNUŞ" başlığı altında; Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın bütün ülkelerindeki organize suç örgütlerindeki sayısal patlamaların birçok bağımsız araştırma komisyonlarının araştırmasına konu olduğu ve bu araştırmalar sonucunda ortaya konan bilimsel ve kriminal raporlarında sonuç olarak; Tüm ülkelerdeki organize suç örgütlerinin "state organized erime" yani devletçe örgütlenmiş suç örgütleri olarak anılması gerektiği belirtilmiştir. Bu tür suç örgütlerinin ortaya çıkış sebepleri olarak sosyal, ekonomik, siyasal, toplumsal vb. sebeplerin ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı, bu sebepler arasında en önemli etkenin ülkelerin sahip oldukları farklı etnik grupların varlığı olarak gösterildiği, mafyanın yani organize suç örgütlerinin finansal kaynağını ise NARKO/EKONOMİ/POLİTİK unsurun oluşturduğu belirtilmiştir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli sorununun MAFİA oluşumlarının kökünün kazınması olmadığı, asıl sorunun emperyalizm karşısında Kurtuluş Savaşıyla başlayan ve halen sürmekte olan "entrika savaşlan" olduğu, bu savaşı sürdürürken Türkiye'deki mevcut tüm oluşumların teker teker ele alınarak yeniden değerlendirilmesi, deneyimli grup ve liderlerinin tasfiye edilirken onlardan azami ölçüde yararlanılması ve narko/ekonomi/politik yapının 21.yüzyıla uygun ve sağlıklı bir biçimde yeniden yapılandırılarak şifrelendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. "MAFİA'NIN ÖZEL TARİHİ" başlığı altında; Dünya üzerindeki ilk MAFİA'nm Sicilya'da ezilen yerel halkın uğramış oldukları sosyo-ekonomik baskı, adaletsizlik ve otorite boşluğu sonucu ortaya çıktığı belirtilmiş, Devamında bu yapının diğer dünya ülkelerine yayılması, gelişimi ve zaman içerisinde devletçe örgütlenmesine ayrıntılı olarak değinildiği, özellikle ABD nin etnik gruplardan oluşan yapısına dikkat çekilerek MAFİA'nm bu ülkedeki gelişiminin anlatıldığı, "EZİLMİŞ VE HORLANMIŞ İNSANLARIN ORTAK GÜCÜ: MAFİA ! " başlığı altında; Amerikan MAFİA'sının İtalyanlar, Fransız'larmkini Korsikalılar gibi horlanmış ve ezilmiş etnik grupların oluşturduğu, ABD'ye göç eden Sicilyalıların "Kara El", İrlandalıların "Beyaz El" isimli MAFİA gruplarını oluşturduğu, ABD'ye göç eden ve dünyanın en çok aşağılanan ırkı Yahudilerin ise MAFİA'nm cinayet şirketini oluşturduğu belirtilmiştir. Türkiye'de ise MAFİA gruplarının Laz, Arnavut ve Arap gibi etnik gruplardan oluştuğu, Kürt Salih, Arnavut Sami, Büyük Recep, Arap Sadri ve Oflu İsmail gibi isimlerin Türk MAFİA' sının efsaneleşmiş örnekleri arasında yer aldığı, Bu gün Türkiye Cumhuriyeti mevcut rejimi ve Kemalist ideoloji, etnik ve fundamentalist terör örgütleriyle çepeçevre sarmalanmış ise bunun nedenleri arasında Türk MAFİA yapılaşmasının önemli bir faktör olduğu belirtilmiştir.


it -- '^T^^ır^ 3^&

Pentagon'un MAFİA'nm şifresini çözdüğü, bir yandan MAFIA'yı çökertip yok etmek için çaba gösterirken, diğer taraftan da kendi elleriyle yepyeni bir MAFİA lideri oluşturduğu ve ulusal çapta örgütlediği, özellikle 2.Dünya Savaşında bu MAFİA örgütünden her alanda büyük ve sayısız yararlar elde ettiği belirtilmiştir. Pentagon Komünizme karşı giriştiği savaşta NATO şemsiyesi altında yer alan tüm ülkelerde oluşturulan ve adına "GLADİO" denilen yapılardan çok iyi bir şekilde yararlandığı belirtilmiştir. "MAFİA = ETNİK TERÖR" başlığı altında; MAFİA'nm şifresini çözen Pentagon'un, etnik terör örgütlenmesinin temellerini Amerikan MAFİA'sıyla attığı, tüm dünya ülkelerinde MAFİA oluşumları içinde yer alan üyelerin etnik gruplardan seçildiği, süreç içinde güçlenen MAFİA liderinin mensubu bulunduğu etnik yapının efsanevi halk kahramanına dönüştüğü ve MAFİA grubunun bir anda etnik terör örgütüne dönüştüğü belirtilmiştir. Yahudi MAFİA liderlerinin, Arap Filistin topraklan üzerinde kurmaya çalıştıkları İsrail devletini koruyabilmek için Filistin Halk Kurtuluş Ordusu lideri Yaser ARAFAT ile uzun süreli bir danışıklı dövüş oyunu kurdukları ve etnik terörün yeşertilebilmesi için gerilla kamplarının kapılarını etnik gruplara açarak destek verdikleri belirtilmiştir. "YENİ DÜNYA DÜZENİ" başlığı altında; "Globalleşme" olarak ifade edilen "Yeni Dünya Düzeni"nin Masonik Bilderberg grubunun ortaya attığı ve tüm ülkelerin, bağlı olacağı "Dünya Hükümeti" eli ile yönetilmesi planı olduğu, bu planın temellerinin Pentagon'un Amerikan MAFİA'smı oluşturmasıyla atıldığı belirtilmiştir. Sovyet Rusya karşısında Amerikan rüyasını üstün kılan unsurun ne uzay yansında öne geçişi nede teknolojik başanlann olduğu, en önemli unsurun Pentagon'un kurduğu Amerikan MAFİA'sı olduğu belirtilmiştir. Şu halde Türk MAFİA'sının çökertilmesi, yok edilmesi yerine re-organize edilebilmesinin Türkiye'nin çıkarlan için gerekli olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle öncelikle bir zamanlar Pentagon'un yaptığı gibi Türk Genelkurmay'inin denetiminde yepyeni bir MAFİA örgütlenmesinin yapılması gerektiği belirtilmiştir. "MAFİA'NIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI" başlığı altında; Türkiye'de MAFİA'nm yeniden yapılandınlmasmm mutlaka askeri bir girişim olarak ele alınması gerektiği, Türk MAFİA'sının dağılan Sovyet Rusya örneğinde görüldüğü gibi istihbaratçılardan oluşturulmasının Türkiye'ye zarar vereceği, Türkiye'de istihbarat birimlerince kurulan tüm örgütlerin başansız olduğu belirtilmiştir. Türkiye'de doğrudan "Genelkurmay"a bağlı "sivil bir kurul" tarafından MAFİA yapılanmasının oluşturulması gerektiği, bu "sivil kurul" üyelerine yasalar önünde kaldmlması olanaksız bir dokunulmazlık zırhı verilmesi gerektiği, oluşturulacak "sivil kurul" üye sayısının 3 kişi olması gerektiği, bu üyelerden birisinin "kurye", birisinin "teorisyen", diğerinin ise "ulusal mafya liderliği" rolünü üstlenecek kişi olması gerektiği, bu kişinin kısa zamanda uluslararası MAFİA ailesinde yer alabilmesi gerektiği belirtilmiştir. NBC SİLAHLARI ÜRETİM ANALİZİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheli Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "NBC SİLAHLARI ÜRETİM ANALİZİ" "İSTANBUL/13 KASIM 1999" yazmaktadır. 23 sayfadan oluşmaktadır DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKUMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanının 4/2-e "İLLEGAL İŞLER" başlığı altında; Türkiye'nin silah üreten bir ülke


olmadığı, bu nedenle Jeo-stratejik açıdan kaçınılmaz olarak uyuşturucu satışında köprü durumunda olduğu, dolayısıyla uyuşturucu ticaretinin denetim altında olması gerektiği, diğer taraftan da Türkiye'nin bir başka şansının kimyasal silah üretimi olabileceği, çünkü bu alanda başarılı sonuçlar elde edebilecek insan kaynaklarına sahip olduğu belirtilmiştir. Yine "ERGENEKON" dokümanının 3/b "TERÖR" başlığı altında; Terör örgütlerinin kontrol altında tutulması, bunun için gerekirse naylon terör gruplarının oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi gerektiği belirtilmiştir. "NBC SİLAHLARI ÜRETİM ANALİZİ" isimli dokümanın yapılan incelemesinde ise; Söz konusu çalışmanın ERGENEKON'un dikkatlerine sunulmak üzere yapıldığı, "ERGENEKON" dokümanında belirtildiği üzere Türkiye'nin kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmesi gerektiği, kurulacak kimyasal ve biyolojik silah üretim tesisinin, tüm dünyada terör gruplarının kontrol altına alma bilmesini sağlayacağı, ayrıca Türkiye'nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığına çok büyük katkılar sağlayacak bu çalışmaları ERGENEKON'un rahatlıkla organize ederek gerçekleştirebileceği belirtilmiştir. "NBC SİLAHLARI ÜRETİM ANALİZİ" İSİMLİ DOKÜMANIN DEVAM EDEN İNCELEMESİNDE İSE; Dokümanın içeriğinin (4) bölümden oluştuğu ve her bölümde çok sayıda alt başlığın olduğu görülmüştür. Şimdi bu dokümanın kısaca özeti belirtilecektir. 1. Bölümde; Kimyasal Silahlarla ilgili tarihçeleriyle ile birlikte ayrıntılı bilgiler verildiği, Birinci Dünya savaşında kullanılan kimyasal silahlardan bahsedildiği, aynca göz yaşartıcı gazlarla ilgili ayrıntılı açıklamalar yapıldığı görülmüştür. 2. Bölümde; Biyolojik Silahlar hakkında bilgiler verildiği, 3. Bölümde; NBC Savaşları, kimyasal ve biyolojik silahların önemi hakkında bilgiler verildiği, aynı bölüm içersinde "Kimyasal ve Biyolojik Silah Üretimi" başlığı altında; "Yukarıdaki gerçeklerden hareketle Türkiye kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmeli ve bu alanda kontrolü elinde tutacak bir üretim ünitesi kurabilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti toprakları dışında kontrol altında tutabileceği bir bölgede kuracağı kimyasal ve biyolojik silah üretim fabrikası bu alanda etkin bir güç elde edilmesini sağlayacağı gibi, Türkiye'ye yönelebilecek tehditleri önceden haber alıp gerekli önemler alarak, tehditleri ortadan kaldırabilmesini de sağlayacak kesin bir çözüm yolu olacaktır. Kurulacak bir kimyasal ve biyolojik silah üretim tesisi, tüm dünyada terör gruplarının denetlenerek kontrol altına alınabilmesini sağlayacaktır." yazdığı görülmüştür. 4. Bölümde; "GENEL DEĞERLENDİRME" başlığı altında; "Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet göstermekte olan ERGENEKON'un dikkatlerine sunulan bu analiz ve öneri çalışmasının amacı, kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmenin kaçınılmaz gerekliliğine olan inancımızdır Türkiye kimyasal ve biyolojik silah üretimini gerçekleştirebilecek bilgi donanımına sahip genç bilim adamlarına sahiptir. Bu alanda faaliyet gösterecek bir üretim tesisini kurup işletmeye sokmakla kalmayıp bu alanda bugünedeğin geliştirilebilmiş mevcut silahlardan çok daha etkili ve güçlü yeni silahlar üretebilecek yetenekte insan kaynağına sahip olunması görmezden gelinmemelidir " yazdığı, devamında ise Türkiye'nin nükleer silah üretimini gerçekleştirebilecek fmans kaynağının ve bilgi birikiminin olmadığını, fakat kimyasal ve biyolojik silah üretimini kolaylıkla gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduğu belirtilmiştir. Son paragrafta ise; "ERGENEKON Türkiye'nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığına çok büyük katkıları olabilecek bu çalışmaları rahatlıkla organize ederek gerçekleştirebilir. Aynca 21. yüzyılda dünyanın en önemli sorunu haline gelecek olan terör gruplarını kontrol altına alırken

küçümsenmesi olanaksız büyük bir fmans gücünü de elde edecektir." yazdığı, hemen altında ise "Saygılarımla, Strateji Grubu" yazdığı görülmüştür. ULUSAL MEDYA 2001 İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK, Adnan AKFIRAT, Tuncay GÜNEY ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "ULUSAL MEDYA 2001" "İSTANBUL/ARALIK 2000" yazmaktadır. 17 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanının 4/2-b "MEDYA" başlığı altında; 20. yüzyılda güçlü istihbarat örgütlerinin medyadan sonuna değin yararlandıklan, 20. yüzyılın son yıllarında ise kendi medya kuruluşlanm devreye sokarak uluslar arası platformda güçlendirdikleri, ERGENEKON'un da medya kuruluşlanm kontrol etme yönündeki faaliyetlerini kendi medya kuruluşlanm oluşturarak mevcut ulusal ve uluslar arası oluşumlan doğal işleyişi içinde örtülü bir biçimde etkileme, denetleme ve kontrol altına alma yöntemini uygulamaya koymasının sorumluluğundan bahsedildiği görülmektedir. El konulan dokümanlara bakıldığında ise örgütün yukanda belirtilen tespit doğrultusunda ulusal medya oluşumu içersine girdiği ve bu çerçevede "ULUSAL MEDYA 2001" "TELEVİZYON ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ" "KANAL 6 ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ" ve "DERGİ ANALİZ PROJE" dokümanlannı hazırladığı görülmüştür. Şimdi bu dokümanlann içerikleri ayn ayn anlatılacaktır. "ULUSAL MEDYA 2001" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; Bağımsız ulusal medya kuruluşlannm yaratılabilmesi için; yurtta ve yurt dışında faaliyet gösteren Türk iş adamlan arasından seçilecek kişilerden "Medya-Finans KonseyF'nin oluşturulması gerektiği, bu konseyde yer alan iş adamlannm devlet kurumlannca ticari faaliyetlerinin desteklenmesi gerektiği, ticari şirketlerinin ilan ve reklamlannm ücretsiz olarak yayınlanması gerektiği belirtilmiştir. Bu çerçevede öncelikle Cumhuriyet Gazetesinin ele geçirilerek ulusal medya oluşumunun merkez üssü olmasının kararlaştınldığı, bunun yanı sıra PERİNÇEK grubuna ait ULUSAL TV'nin ise görsel yaym kanadını oluşturabileceği, ancak bu televizyon bünyesinde bir ameliyat gerektiği, yine de ULUSAL TV'nin Cumhuriyet Gazetesi ile elde edilecek başanya gölge düşürebileceği, bu nedenle Cumhuriyet Gazetesi ile Kanal 6 televizyonunun evlilik yapmasının daha akılcı olduğu belirtilmiştir. Aynca "Cumhuriyet Gazetesinin Reorganizasyonu" başlığı altında; gazetenin yönetimine saplantılan olmayan, değişik koşullara uyum sağlayabilme ve öngörü yeteneğine sahip, gerçek bir gazetesi portesinin iş başına getirilmesi gerektiği, gazetenin haber merkezinde görev yapan redaktör yazı işleri görevlileri ve köşe yazarlannm tümüyle değiştirilmesi gerektiği, bu kadro değişikliğinin ardından yaym politikasının yeniden belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. "Cumhuriyet Gazetesi Reorganizasyon Çalışması" başlığı altında ise; Cumhuriyet Gazetesinin ele geçirilmesiyle ilgili Gürbüz ÇAPANTa yapılan görüşmenin aynen yazıldığı, Gürbüz ÇAPAN'm Cumhuriyet Gazetesinin "Ulusal Medyanın Merkez Üssü" olarak seçilmesini kabul ettiği ve hisselerini parasız olarak devir ettiği, yapılan çalışma sonucunda gazetenin %10 'unun İlhan SELÇUK'a ait olduğu, %10'unun halka açılım hissesi olduğu, %80 yada %90 hissenin en az %51'inin örgütün aidiyetine geçmesinin kararlaştınldığı belirtilmiştir.

KANAL 6 - ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheli Veli KÜÇÜK'ten ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "KANAL 6 ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ" "TÜRKİYEDE TELEVİZYON YAŞLILAR İÇİN YENİ GENÇLER İÇİN ESKİDİR" "İSTANBUL/KASIM 1999" yazmaktadır. 34 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; bu çalışmanın amacının Türkiye'de ulusal yayın yapmakta olan Kanal 6 televizyonunun reorganizasyonuna katkıda bulunmak olduğu, bu amaç doğrultusunda Kanal 6 televizyonunda personel görevlendirildiği ve televizyonla ilgili ayrıntılı bilgiler elde edildiği belirtilmiştir. Ayrıca dünyada ve Avrupa Birliğinde yayıncılık hakkında bilgiler verildiği ve yayın politikalarından bahsedildiği, bu çerçevede İngiltere, Kanada, Japonya gibi ülkelerdeki yayınlar hakkında açıklamalar yapıldığı görülmüştür. Ayrıca Kanal 6 televizyonunun yönetim, organizasyon ve personel yapısının irdelendiği, sorunların maddeler halinde tanımlandığı ve bu soranlara çözüm önerileri getirildiği, sonuç olarak da Kanal 6 televizyonunda gerekli reorganizasyonun yapılarak örgüte kazandırılmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. TELEVİZYON - ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. DOKÜMANIN KAPAK KISMI :Dokümanm kapak kısmında "TELEVİZYON ANALİZ YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ" "TÜRKİYEDE TELEVİZYON YAŞLILAR İÇİN ÇOK YENİ GENÇLER İÇİN ÇOK ESKİDİR" "İSTANBUL/TEMMUZ 2000" yazmaktadır. 39 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; Temmuz 2000 tarihli "TELEVİZYON ANALİZ" çalışmasının Kanal 6 televizyonunun ele alınarak hazırlandığı, hedefinin ise Doğu PERİNÇEK grubuna ait Ulusal TV kanalının olduğu, Ayrıca kurulacak olan özel televizyon kanalının kuruluş ve faaliyet aşamalarında karşılaşılabilecek sorunlardan bahsedildiği ve bu sorunlarla ilgili çözüm önerilerinin sunulduğu, daha kaliteli yayın yapılabilmesi için haber ve eğlence programlarında aranılan kalite standartlannm belirlendiği, bunlann yanı sıra teknik kalite ve Rating problemlerinden bahsedildiği, Sonuç olarak da yayın hayatına yeni atılan Ulusal TV'nm yeniden yapılandınlması gerektiği, Ulusal TV ve Cumhuriyet Gazetesinin bir anonim şirket çatısı altında birleştirilmesinin hedeflenen başanya ulaşılmasını sağlayacağı ve mevcut medya kuruluşlan ile rekabet olanağı sağlayacağı belirtilmiştir. DERGİ ANALİZ & PROJE İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler M. Adnan AKFIRAT ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "DERGİ" "ANALİZ & PROJE" "İSTANBUL/22 TEMMUZ 2000" yazmaktadır. 18 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; bu çalışmanın amacının Haftalık-Siyasi-Aktüel-Kültürel-Haber içerikli derginin projelendirme yapılanma ve ulusal ölçekte etkin yayın yapabilmesini sağlayan temel unsur ve yöntemlerin tespit ve işaret edilmesi olduğu belirtilmiştir.

Haftalık haber dergisi türünün ilk olarak 3 Majt 1923'te Amerika'da "TIME" dergisinin yaymlanmasıyla başladığı, ülkemizde ise 1950’li yıllarda "AKİS" "DEVİR" ve ■" f/ ■%. * ■ 3£2 ', N •:--

"KİM" gibi isimlerle yayınlanmaya başladığının belirtildiği ve ülkemizde yayınlanan haftalık dergilerden bahsedildiği, Yayınlanacak olan dergininin ilk bir yılının kendisini kamuoyuna kabul ettirmekle geçeceği, bu sürecin çok önemli olduğu, hiçbir konuda aksaklığa izin verilmemesi gerektiği, zamanında mutlaka bayilere ulaşması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca derginin yayma geçebilmesi için gerekli unsurlann ve derginin tüm departmanlarının ve departman personelinin unvanlarının ayrı ayrı belirtildiği, Ayrıca teknik donanımların zemini, kağıt ve baskı kalitesinin öneminden bahsedildiği, sonuç olarak hazırlanan bu analiz ve proje çalışmasında bir derginin yaymlanabilmesi için en temel ve en önemli unsurlann ele alındığı, yayınlanması düşünülen derginin burada ifade edilen hususlar dikkate alınarak yayınlandığı takdirde başansızlık riskinin tamamen ortadan kalkacağı belirtilmiştir. Son olarak da "Yayıncılık beyaz kağıdın boyanarak satılması, bir başka anlatımla en büyük oyunlardan yalnızca birisidir." "Saygılanmızla" yazdığı görülmüştür. SECURITY A.Ş. ULUSLAR ARASI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheli Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "SECURITY A.Ş." "ULUSLAR ARASI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ" "İSTANBUL/26 HAZİRAN 2000" yazmaktadır. 3 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON'un sivil unsurlann örgütlenmesi olarak belirtilen "LOBİ" dokümanının 2. Bölüm "HEDEF" başlığı içersinde; insan kaynaklanna dayalı ticari bir danışmanlık ve hizmet şirketi kurularak güçlü ticari kuruluşlarda kadrolaşma sağlanabilmesi, yine aynı amaçla bir güvenlik şirketi kurularak, iş adamlannm güvenliğinin sağlanması ve böylece her alanda kadrolaşmanın gerçekleştirilebilmesi belirtilmiştir. Örgütün bu amaçlannı gerçekleştirebilmesi için de, "SECURUTIY A.Ş. ULUSLARARSI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ" çalışmasını yaptığı anlaşılmıştır. "SECURUTIY A.Ş. ULUSLARARSI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; "GİRİŞ" başlığı altında; Terör, şiddet ve MAFYA gruplan karşısında kolluk kuvvetlerinin yetersizliği ile ortaya çıkan boşlukta hukuksal düzenlemelerle biçimlendirilerek faaliyetlerinin sınırlan belirlenen güvenlik kuruluşlannm, uluslar arası alanda çok ciddi hizmet verdiği ve bu hizmetin bedelinin de oldukça yüksek olduğu belirtilmiştir. "AMAÇ" başlığı altında; güvenlik şirketlerinin istihbarat örgütleri için çok önemli olduğu, oluşturulacak güvenlik şirketinin istihbarat görevlerinde yer alarak uzmanlaşmış emekli bir kurmay albayın başkanlığında kurulması gerektiği ve tüm personelin yalnızca emekli istihbarat subaylanndan oluşturulması gerektiği, bu şirket bünyesinde kesinlikle emekli emniyet mensuplannm yer almaması gerektiği, böylece örtülü bir biçimde yepyeni bir yapılanma ile güçlü bir istihbarat biriminin oluşturulmuş olacağı, bu istihbarat biriminin doğal olarak "Operasyonal" hizmetlerin sorumluluk ve yükümlülüğünü de üstlenebilecek yeterlilikte olacağı belirtilmiştir. "SONUÇ" başlığı altında; kurulması planlanan güvenlik şirketinin anonim şirket olarak faaliyete geçeceği, kurulacak güvenlik şirketiyle hem gelir elde edileceği, hem de istihbarat verilerinin toplanacağı, gereğinde ise Operasyonel faaliyetler sürdürebileceği belirtilmiştir.

e $ •» <* * ,* *. - > - v


PROTOKOL A.Ş. ULUSLAR ARASI HALKLA İLİŞKİLER ŞİRKETİ PROJESİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "PROTOKOL A.Ş." "ULUSLAR ARASI HALKLA İLİŞKİLER ŞİRKETİ PROJESİ" "İSTANBUL/26 HAZİRAN 2000" yazmaktadır. 3 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: ERGENEKON'un sivil unsurların örgütlenmesi olarak belirtilen "LOBİ" dokümanının 2. Bölüm "HEDEF" başlığı içersinde; insan kaynaklarına dayalı ticari bir danışmanlık ve hizmet şirketi kurularak güçlü ticari kuruluşlarda kadrolaşma sağlanabilmesi belirtilmiştir. Örgütün bu amacını gerçekleştirebilmek için de, "PROTOKOL A.Ş. ULUSLAR ARASI HALKLA İLİŞKİLER ŞİRKETİ PROJESİ" çalışmasını yaptığı anlaşılmıştır. "PROTOKOL A.Ş. ULUSLAR ARASI HALKLA İLİŞKİLER ŞİRKETİ PROJESİ" isimli dokümanın yapılan incelemesinde; Türkiye'de uluslararası platformda kaliteli servis verebilen ve güvenilir özelliğe sahip "Protokol Şirketi"nin bulunmadığı, günümüz dünyasında pek çok ülkenin bütçesini aşan bütçelere sahip dev şirketlerin bulunduğu, bu şirketlere servis verebilen "Uluslararası Halkla İlişkiler" ve "Protokol Şirketi"nin öneminin kendiliğinden ortaya çıktığı, Gerek uluslararası gerekse ulusal alanda protokol hizmetlerinin düzenlenmesi hizmetini üstlenecek olan şirketin, ilk etapta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının "Çay Bahçeleri" ve "Otopark" işletmeciliği ihalelerini alarak çok kısa sürede ekonomik güç kazanacağı, bu konuda Ali Müfit GÜRTUNA ile görüşme yapıldığı ve kendisinden gerekli desteğin sağlayacağı teminatının alındığı, Uluslar arası Protokol ve Halkla İlişkiler Şirketinin güçlü bir anonim şirket olarak faaliyete sokulması gerektiği, bu şirketin yönetim kurulu başkanlığına emekli bir kurmay albayın görevlendirilmesi gerektiği, şirketin kontrol ve faaliyetlerinin ise "Merkez Birim" tarafından denetlenmesi gerektiği, şirketten elde edilecek gelirin personel ve ofis giderleri karşılandıktan sonra başkanlık emrine ait olacağı belirtilmiştir. BİRLEŞİK KOMÜN GİRİŞİM İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Doğu PERİNÇEK ve Tuncay GÜNEY'den ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "BİRLEŞİK KOMÜN GİRİŞİM" "İSTANBUL/27HAZİRAN 2000-06 OPERASAYON" yazmaktadır. 5 sayfadan oluşmaktadır. "BİRLEŞİK KOMÜN" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; Söz konusu dokümanın "GİRİŞ" bölümünde; "Ulusal çıkarların gereği olarak "LOBİ" faaliyet yapılanması içinde yer alması uygun görülen Birleşik Komün adı ile kodlanan program içersinde yer alması planlanan girişim önerileriniz: 1- Uluslararası Özel Güvenlik A.Ş. (Secunty A.Ş.) 2- Uluslararası Protokol ve Halkla İlişkiler A.Ş. Örtülü faaliyetlerde azami hassasiyet ve dikkatin gösterilmesi esas alınarak süratle, ciddi ve özenli olarak faaliyete geçirilmesi uygun görülmüştür. Anılan ticari şirketlerin faaliyete geçmesinin ardından ilk uygulamalar ışığında "Birleşik Komün" geliştirilerek pek çok alanda özgün yapılanma kazanması desteklenecektir...." yazdığı görülmüştür. "GİRİŞİM" başlığı altında; "1- Uluslar arası Özel Güvenlik A.Ş. 21. Yüzyılda giderek artış gösterecek olaru terör ve mafya grupları ülkelerin en önemli sorunları arasında yer alacaktır. Bu nedenle "Güvenlik Şirketleri" giderek çok daha

büyük önem kazanacaktır. Bilinen bir gerçektir ki özel güvenlik şirketleri istihbarat birimlerinin arka bahçesi olacaktır " "Güvenlik Şirketinin yönetim kurulu başkanlığına istihbarat birimlerinde uzmanlaşmış emekli bir albay getirilecektir. Şirket bünyesinde yer alacak tüm personel subay kadrolarından oluşturulması uygun görülmüştür. Temel prensip kararlanmn gereği olarak şirket personeli içinde Emniyet birimlerinde görev almış kişilere yer verilmeyecektir." yazdığı görülmüştür. "2- Uluslar arası Protokol ve Halkla İlişkiler A.Ş. Birleşik Komün faaliyetleri içresinde yer alması planlanan protokol ve halkla ilişkiler şirketi yatırımcıların henüz çok yabancı olduğu bir faaliyet alanıdır " "Giderek önemi artan protokol hizmetleri veren şirketlerin seçiminde doğal olarak en önemli faktörler arasında her alanda etkin ve dinamik güçlere sahip olma özelliği aranmaktadır." yazdığı görülmüştür. Dokümanın son sayfasında; "Sayın Ali YASAK, Öncelikle son derece memnuniyet verici içten yaklaşıklarınızın titiz ve ciddi bir dikkatle değerlendirmeye alındığını bilmenizi isteriz. Ticari şirket girişim önerileriniz kurumumuza bir rapor olarak sunulmuştur. Raporlarda yer alan öneriler dayanışma prensipleriyle değerlendirilmiştir. Özetle ifade edilen hususların dikkate alınması önemle rica edilir. Başarılı çalışmalarınızın devamlılığını dileriz. Ekte bilgilerinize sunulan "LOBİ" kodlu doküman "BİRLEŞİK KOMÜN"ün amaçlarını açıklıkla ortaya koymaktadır. Saygılarımızla. Birleşik Komün." yazdığı görülmüştür. DEĞERLENDİRME "SECURİTY A.Ş. ULUSLARASI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ", "PROTOKOL A.Ş. ULUSLARASI HALKLA İLİŞKİLER PROJESİ" ve "BİRLEŞİK KOMÜN" isimli dokümanların yapılan incelemesinden; "SECURİTY A.Ş. ULUSLARASI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ", "PROTOKOL A.Ş. ULUSLARASI HALKLA İLİŞKİLER PROJESİ" dokümanlarının Ali YASAK tarafından hazırlanıp örgüte sunulduğu, örgütünde söz konusu dokümanlarda anlatılan çalışmalarla ilgili "BİRLEŞİK KOMÜN" dokümanı içerisinde değerlendirme yaptığı ve sonuçtan Ali YASAK'a bilgi verdiği değerlendirilmektedir. ÖZEL GÜVENLİK ŞİRKETİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OGUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "ÖZEL GÜVENLİK ŞİRKETİ" "İSTANBUL/11 TEMMUZ 2000" yazmaktadır. 32 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: ERGENEKON'un sivil unsurların örgütlenmesi olarak belirtilen "LOBİ" dokümanının 2. Bölüm "HEDEF" başlığı içersinde; güçlü ticari kuruluşlarda kadrolaşma sağlanabilmesi amacıyla bir güvenlik şirketi kurulması gerektiği, bu güvenlik şirketi ile iş adamlarının güvenliğinin sağlanması ve böylece her alanda kadrolaşmanın gerçekleştirilebilmesi gerektiği belirtilmiştir. Örgütün bu amaçlarını gerçekleştirebilmesi için de, "SECURUTIY A.Ş. ULUSLARARSI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ" çalışmasının yapıldığı, bu çalışmanın hayata geçirilebilmesi için de "Özel Güvenlik Şirketleri" dokümanının hazırlandığı anlaşılmıştır. "ÖZEL GÜVENLİK ŞİRKETİ" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; İlk sayfada özel güvenlik şirketi kanun taşanlarından bahsedildiği ve bu kanun tasanlarının yazının ekinde olduğunun belirtildiği, son satırında ise "Öneriniz üzerine



dikkatlerinize sunulan bilgilerden ve gelişmelerden yararlanılarak uluslar arası özel güvenlik şirketi kuruluş çalışmalarının başlatılması, LOBİ koduyla tanımlanan faaliyet alanı içerisinde yer alması uygun görülen projenizin hayata geçirilmesinin yararlı olacağı görüş birliği ile kabullenilmiştir. Gereğini rica ederiz." yazdığı, ekinde de özel güvenlik şirketleriyle ilgili yasa taşanlarının ve bilgilerin olduğu görülmüştür. 21.YÜZYILDA CASUSLUK İSİMLİ DOKÜMAN İLETİŞİM VE BİLGİ ÇAĞINDA GLOBAL İSTİHBARAT İSTASYONLARI VE DEĞİŞEN CASUSLUK MESLEĞİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmanda "21. YÜZYILDA CASUSLUK, İLETİŞİM VEBİLGİ ÇAĞINDA GLOBAL İSTİHBARAT İİSTASYONLARI VE DEĞİŞEN CASUSLUK MESLEĞİ", "Action+Obligation=Integration!", "ARAŞTIRMA-GÖZLEM-ANALİZ RAPORU İSTANBUL/ARALIK-2000" yazmaktadır. 24 Sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanı içersinde; l/c) "İSTİHBARAT VE ÖRGÜTLENME" başlığı altında; İstihbaratın öneminden bahsedilmiş ve tarihteki bir kısım istihbari çahşmalann öneminden bilgiler verilmiştir. l/d) "YÖNTEM" başlığı altında; 21. yüzyılda ERGENEKON'UN resmi istihbarat kuruluşlannm yanı sıra legal ve illegal örgütlenmelere karşı mücadele etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalacağı belirtilmiştir. 2) "21. YÜZYILA GİRERKEN DÜNYADA İSTİHBARAT VE ÖRGÜTSEL YAPILANMA İLE FAALİYET ALANLARININ ÖNEMİ" başlıklı 2. bölümün içeriğinde; 2/a) "GENEL" başlığı altında; Ülkelerin bağımsızlık ve devamına katkıda bulunacak en önemli unsurlann (1)-ekonomik (2)-Bilimsel-Eğitimsel-Kültürel-Yatınm ve Araştırmaya dayalı istihbarat ve karşı istihbarat çalışmalan olacağı, Türkiye Cumhuriyeti resmi istihbarat kurumlannm; bilim, düşünce, kültür, sanat ve eğitim alanlannda yetişkin insan kaynaklanndan yararlanmadığı, yaralanmayı da gereksiz gördüğü belirtilmiştir. 4/c) "İSTİHBARAT TOPLAMA HEDEFLERİ" başlığı altında; İstihbarat toplama yöntemlerinden bahsedildiği, bu çerçevede örgüt elemanlanndan sağlanan bilgiler, yabancı örgütlerden elde edilen bilgiler, yabancı örgütlere sızdmlan ajanlar aracılığı ile elde edilen istihbaratlar olduğu, sonuç olarak ergenekonun gözlerinin her şeyi görmesi gerektiği, kulaklannm her şeyi duyması gerektiği belirtilmiştir. Sonuç olarak ERGENEKON dokümanının içeriğinden, örgütün istihbarata çok önem verdiği ve ciddi bir istihbarat yapılanması oluşturmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. "21. YÜZYILDA İLETİŞİM VE BİGİ ÇAĞINDA GLOBAL İSTİHBARAT İSTASYONLARI VE DEĞİŞEN CASUSLUK MESLEĞİ" isimli doküman ile de örgütün istihbarat çalışmalanm yönlendirmesi için yapılan bir çalışma olduğu anlaşılmaktadır. "21. YÜZYILDA İLETİŞİM VE BİLGİ ÇAĞINDA GLOBAL İSTİHBARAT İSTASYONLARI VE DEĞİŞEN CASUSLUK MESLEĞİ" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; Casusluk mesleğinin insanlık tarihinin en eski mesleklerinden birisi olduğu, günümüzde istihbarat örgütlerinin gerçek güçlerini, sahip olduklan teknolojik olanaklann ve kadrolannda yer alan altın beyinli yaratıcı uzmanlann belirlediği belirtilmiştir. insanlık bilgi çağını geride bırakıp iletişim çağma adım attığı günden bu yana güçlü ülkelerin istihbarat servislerinin "Global İstihbarat İstasyonlan" oluşturmaya yöneldiği, geri kalmış bilimsel ve teknolojik devrimlerden yararlanamamış ülkelerin resmi istihbarat

örgütlerinin 21.yüzyılda kendilerinden üstün olan devletlerin istihbarat örgütlerine karşı koyamayarak işlevlerini tümüyle yitirecekleri belirtilmiştir. Bu şekilde geri kalmış ülkelerin hükümetleri geniş halk kitlelerine ulaşmak yerine halk kitlelerini kontrol altına almayı başarabilen çeşitli güç odaklarıyla işbirliği yapmayı seçtikleri, çünkü politikada ayakta kalmanın ilk koşulunun istihbaratçıların hışmına uğramamak olduğu, bu nedenle istihbarat dünyasında olup bitenlerle ilgilenmedikleri, 21.yüzyılda hükümetlerin ve politik liderlerin bu aymazlığının gelişmekte olan yada geri kalmış ülkelerin felaketini hazırladığı belirtilmiştir. Hiçbir politik lider yada hükümetin, istihbarat örgütlerinin onaylamadığı ve destek vermediği proje ve kararlan uygulamasının mümkün olmadığı, hiçbir güç hiçbir grup ve hiçbir örgütün istihbarat arenasında yer alan servisler kadar etkin bir güce sahip olmadığı, 21.yüzyılın istihbarat servislerinin denetimi ve yönlendirmesiyle düzenlendiği, bunun önüne geçilmesinin olanaksız olduğu belirtilmiştir. Bu çalışmanın hazırlanmasındaki temel amacın, ulusal güvenlik konularının politik ve militarist önlemlerle sağlanabilmesi döneminin kapandığını göstermek olduğu belirtilmiştir. Dünya ülkelerini çeşitli uluslar arası kuruluşların şemsiye altında toplamayı başaran süper güçlerin "Dünya Hükümeti" kurmayı amaçladıkları bir zaman diliminin yaşandığını, buna bağlı olarak ta süper güçlerin istihbarat örgütlerinin, diğer ülkelerin resmi istihbarat servislerini amaçlarına uygun hizmet veren "Global İstihbarat İstasyonlarına dönüştürebilmek için çaba gösterdikleri, globalleşme sürecine bağlı olarak ulusal istihbarat örgütlerinin "Global İstihbarat İstasyonlarına dönüştürülmüş olacağı belirtilmiştir. Türkiye'de son yıllarda yaşanan gelişmelerin, devlet mekanizmasının en yaşamsal ve kilit noktalarındaki görevleri rejim karşıtlarının işgal edebildiği ve cumhuriyet devrim ilkelerinin askıya alınabildiği, Türkiye'nin geçmişte genç nesillerin üretime katılımını sağlayamadığı gibi bugünde ulusal gençliğini yitirme noktasına geldiği belirtilmiştir. Ayrıca çeşitli çevrelerin Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde kadrolaşma planıyla komuta kademelerini ele geçirme girişimlerinin Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik tehditin boyutlarını göstermeye yeterli olduğunu, Türkiye'nin ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda gerçekleri görebilmesinin yüzyıl gecikmeyle mümkün olduğu belirtilmiştir. MİT'in son 20 yılda uluslar arası arenada elde ettiği başarıların diğer ülkelerin istihbarat örgütlerine göre oldukça mahcubiyet verici olduğu, MİT'in son 30 yıldaki faaliyetlerinin %80'ni ulusal gençlik üzerinde yoğunlaştırdığı ve ulusal gençliğin paramparça olmasının tek ve gerçek nedeni olmayı başardığı, MİT'in son 50 yıldır faaliyetlerinin %20'sini Türk aydınlan üzerinde yoğunlaştırdığı, ne kadar yazar varsa fişleyerek karalama kampanyalan uyguladığı ve Türkiye'yi aydınlatacak Cumhuriyet devrimlerine gönülden bağlı tek bir Kemalist aydın bırakmadığı, Milli İstihbarat Örgütü (MİT) nün tarihsel süreç içerisinde misyonu ve işlevini tümüyle yitirdiği belirtilmiştir. Özet bir ifadeyle Türkiye'nin istihbarat faaliyetlerinde sağlıklı ve başanlı çalışmalara ihtiyaç olduğu, bunun gerçekleşebilmesi içinde yepyeni bir istihbarat mekanizması oluşturulması gerektiği belirtilmiştir. Aynca istihbarat merkezlerinin geçmişte ve günümüzde nasıl çalıştıklanyla ilgili bilgiler verildiği anlaşılmıştır. SANAT-SANATÇI-ENTELEKTÜEL VE İLETİŞİM DÜNYASINDA İSTİHBARAT FAALİYETLERİ-ARENADAKİ SANAT GLADIO SANATÇILAR İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir.

/'

Dokümanın kapak kısmanda "SANAT-SANATÇI-ENTELEKTÜEL VE İLETİŞİM DÜNYASINDA İSTİHBARAT FAALİYETLERİ" "ARENADAKİ SANAT" "GLADIO SANATÇILAR" "TÜRK TOPLUM YAPISINDA DEĞİŞİM" "İSTANBUL/10 NİSAN 2000" yazmaktadır. 33 Sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanının 2) "21. YÜZYILA GİRERKEN DÜNYADA İSTİHBARAT VE ÖRGÜTSEL YAPILANMA İLE FAALİYET ALANLARININ ÖNEMİ" başlıklı 2. bölümün içeriğinde, 2/a) "GENEL" başlığı altında; Ülkelerin bağımsızlık ve devamına katkıda bulunacak en önemli unsurların (l)-ekonomik (2)-Bilimsel-Eğitimsel-Kültürel-Yatınm ve Araştırmaya dayalı istihbarat ve karşı istihbarat çalışmaları olacağı, Türkiye Cumhuriyeti resmi istihbarat kurumlarının; bilim, düşünce, kültür, sanat ve eğitim alanlarında yetişkin insan kaynaklarından yararlanmadığı, yaralanmayı da gereksiz gördüğü, Resmi istihbarat kuruluşlarımızın entelektüel çevrelere bakış açısını bilen yabancı istihbarat örgütlerinin ise bu kontra bakış açısından yararlanmayı bildikleri, bu nedenle ülke insanımızın benimsemediği pek çok aydının dış ülkelerce en büyük ödüllerle onurlandırılarak bir anlamda Türkiye Cumhuriyetine karşı örtülü bir biçimde dokunulmazlık zırhına büründürülerek muhalif unsura dönüştürüldükleri, bu nedenle Türkiye'nin 21. yüzyılda entelektüel birikimli, yaratıcı güvenilir insan kaynaklarının istihbarat çalışmalarında yararlanması gereğinin kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. "SANAT-SANATÇI-ENTELEKTÜEL VE İLETİŞİM DÜNYASINDA İSTİHBARAT FAALİYETLERİ ARENADAKİ SANAT GLADIO SANATÇILAR" isimli doküman da ise sanat, sanatçı ve gazeteciliğin istihbarat faaliyetleri üzerindeki etkileri, istihbarat örgütlerinin sanat ve sanatçıya bakışı ve Türkiye deki sanat ve sanatçıların dış ülkelerin istihbarat örgütleri tarafından nasıl kullanıldığının anlatıldığı, sonuç olarak da Türkiye de kültür, sanat ve bilim alanda uygulanacak politikaların Hükümet üstü kurumlarca belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. "SANAT-SANATÇI-ENTELEKTÜEL VE İLETİŞİM DÜNYASINDA İSTİHBARAT FAALİYETLERİ ARENADAKİ SANAT GLADIO SANATÇILAR" isimli dokümanın yapılan incelemesinde; dokümanın (12) ayrı bölümden oluştuğu görülmüştür. Doküman içeriğinde; 1). GİRİŞ, AMAÇ, KAPSAM başlığı altında; Ele alman konunun Türkiye'nin ulusal çıkarları ile doğrudan ilişkili olduğu, böylesine önemli bir konunun şimdiye kadar göz ardı edilmiş olmasının MİT'in üzerine düşen görev ve sorumluluk alanlarındaki ciddiyeti ile doğrudan ilintili olduğunu, Türkiye'nin sanat kültür ve bilim alanında geri kalmış olmasının nedenleri, Türk sanatçısının neden dünya platformunda Türkiye'yi, Türk insanını ve Kemalizmi gerektiği gibi temsil edememiş oluşu, kuruluş aşamasında demokrasi, insan ve kadın haklarında dünya öncüsü olmayı başaran Türkiye'nin günümüzde demokrasi ve insan haklan sınavında başarısız ilan edilmesinin nereden kaynaklandığı gibi konularda bu dokümanın yararlı olacağı, ayrıca psikolojik savaşın açtığı yaralan ve bunda istihbarat örgütlerinin payını, hedeflenen sanat ve sanatçı olgusunun araç kılınarak nasıl başarı elde edildiğinin gözler önüne serilmesinin amaçladığı ve çalışmanın bu amaçla yapıldığından bahsedilmiştir. 2).SANAT, SANATÇI, ENTELEKTÜEL, İLETİŞİM, ORGANLARI VE GAZETECİ TANIMI başlığı altında; Sanat, sanatçı, entelektüel, iletişim organlan, gazeteci başlıklannm tanımlanmn yapıldığı görülmüştür. 3). ATATÜRK VE SANAT başlığı altında; Atatürk'ün Türk dili ve kültürü ile sanatçılara ne kadar önem verdiğinden bahsedilerek, Atatürk'ün hiçbir kitabı yasaklamadığı veya. herhangi bir sanat ürününü yok


etmediği, buna karşı CIA güdümündeki MİT'in entrikaları sonucu, hakkında soruşturmalar yapılan ve öldürülen sanatçı, yazarlardan bahsedildiği görülmüştür. 4). SANAT VE SANATÇILARIN İNSANLIĞA ETKİLERİ başlığı altında; Sanatın insana insan olma özelliklerini anımsatan ve genişleten, insanı düşünmeye ve yaratıcılığa yöneltmesi özelliğinden ötürü de modern bilimin doğmasına neden olduğu, ancak Atatürk'den sonra gelen yönetim kadrolarının uyguladığı yanlış politikalar nedeni ile toplumda yanlış anlamalara neden olduğu, bunun da Cumhuriyet devrimi ilkelerine ihanet zincirinin önemli bir halkası olduğu, sanat ve sanatçıların, tüm insanlığı önüne katıp sürüklemeyi başarabilmiş tek bireysel güç olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır. 5). İLETİŞİM ORGANLARI VE GAZETECİLERİN TOPLUM İLE DÜNYA ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ başlığı altında; İletişim organlarının her geçen gün gelişerek yeni teknik özelliklere sahip olmasından ve "yazı" nm gücünden bahsedilerek, Türk siyasetçisinin "yazı" dan korktuğunu, çünkü kendisinin iktidardan kopartacak tek gücün yazı olduğunu bildiğini, örneğin yazılı bir muhtıranın en güçlü siyasinin işini bitirivermeye yeterli olduğu, siyasilerin yaşamlarını idam sehpasında son noktayı koyanın alın yazısı değil mahkemelerin karar yazısı olduğu, bu nedenle yazıdan en çok iktidar tahtında oturanların korktuğu, yazının gücünün çok büyük olduğu, Cumhuriyet gazetesinin Alman-Nazi istihbarat örgütünün finansal desteği ile kurulduğu, yine Hürriyet gazetesinin de Mossad bağlantılı olduğu, bu şekilde basının tümü ile dışa bağımlı Bilderbekciler tarafından rotası çizilen sermaye gurupları ve bunların hizmetinde ki CIA'mn kontrolü altına girdiği, bu nedenle bağımsız olmadığı ve halkın güvenini kazanamadığı, ABD, İngiltere, Rusya, Fransa gibi ülkelerin istihbarat kuruluşlannm medyayı kontrol altına aldıkları, dış istihbarat faaliyet ve operasyonların perdelenmesinde gazeteci kimlikli ajanları kullandıklarının belirtildiği anlaşılmıştır. 6). SANAT-MEDYA İLİŞKİLERİ VE ETKİLEŞİM başlığı altında; Sanatçı ve medya organları ile gazeteciler arasındaki farktan bahsedildiği, gazetecinin ölümsüz eserler yaratamadığı, oysa sanatçının ölümünden sonrada eserleri ile yaşadığının anlatıldığı görülmüştür. 7). İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİNİN SANAT VE SANATÇIYA BAKIŞ AÇISI başlığı altında; İstihbarat örgütlerinin bağlı bulundukları siyasi, ideolojik yapısı ve amaçlan doğrultusunda sanatçıları sınıflandırdıkları, muhalif yada tehlikeli şeklinde tanımlayarak cephe oluşturdukları, istihbaratçıların muhalif gördükleri sanatçıları izleyerek rapor hazırladıklan, CIA'mn sanatçılan ve entelektüelleri dünyanın en tehlikeli insanlan olarak tanımladığı, sanatçının sömürü ve zulme karşı olduğu için CIA gibi istihban örgütlerin de bu yüzden sanatçıya tepkili yaklaştığı, bu nedenle dünyada bir çok sanatçının faili meçhul bir şekilde öldürüldüğü, 8). İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ SANATÇI İLİŞKİLERİ başlığı altında; Sanatçının yaratıcılığının gücü ve insanlar üzerinde ki etkisinden istihbaratçılann yararlandığı, ülkede uygulanmak istenilen ideolojik ve siyası amaçlar doğrultusunda sanatçılara eserler yazdırıp pek çok kitap yayınlatıldığı, bu amaçla çeşitli ülkelerle doğrudan istihbarat örgütlerince kurulmuş, yayınevlerinin bulunduğu, bu yöntemle toplumların düşüncelerinin değiştirilerek kendi ideolojileri karşıtı düşüncelerin yok edildiği, Örneğin Hemingway ve yazar Artur Miller'in FBI ve CIA'ye çalışması gibi yazarlann kullanıldığı, bu şekilde dünyada kullanılan sanatçı ve yazarlardan örnekler verildiği, istihbarat örgütlerinin okullarda üniversitelerde, eğitici ve öğrencileri kullanabildiğinden bahsedildiği anlaşılmıştır. 9). TÜRKİYE DE SANAT VE SANATÇI başlığı altında;


r: -j^ğj^t'h^^

Türkiye'de devletin sanatçıya sansür uygulaması nedeniyle bazı sanatçılara yurt dışında ödüller verildiği, yurt dışında ödül alan sanatçıların dünya çapında evrensel yapıtlar üretmemelerine rağmen, Kemalist Cumhuriyet rejiminin çok ağır ve yıkıcı biçimde eleştirdikleri için ödüller aldıklarını, bu kişilerin dış güçlerce ödüle layık görüldüklerini, ancak Kemalist rejimin aksayan tüm yönlerini görüp objektif biçimde değerlendiren sanatçıların karalandığını, eserlerinin aşağılandığını, bazı güçlerce bunun özellikle yapıldığını, emperyalist dış istihbarat örgütlerinin Türkiye üzerinde sanat ve kültür alanında operasyonlar gerçekleştirdiğinin yazıldığı görülmüştür. 10). MEDYA SANATÇILARI başlığı altında; İstihbarat örgütleri ile uzlaşma sonucu kurulan Medya sahiplerinin örgütün bağlı bulunduğu ülkenin ekonomik ve siyasi güç odaklan ile ilişkiye geçirildiği ve böylece istenilen doğrultuda yayın yapıldığı, ülkede kültür erozyonu yaratılması için, içi boş, vitrini güzel insanların sanatçı adı altında topluma sunulduğu, bu nedenli insanların da sanatçıya saygı duymadığının yazıldığı görülmüştür. 11). İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİNİN FUHUŞ VE EĞLENCE SEKTÖRÜ BAĞLANTILARI başlığı altında; Tüm dünyada fuhuş, eğlence ve gösteri dünyasının, istihbarat örgütlerinin kontrol alanı içinde yer aldığı, MİT'in bir dönem Türkiye ye gelen yabancı diplomatlara Hatay kadını temin ettiği, eğlence, fuhuş, gazino dünyasında Ermeni asıllı vatandaşların söz sahibi olduğu, bununda incelenmesi gereken bir konu olduğu, Birçok sanatçı hakkında da değerlendirmelerin olduğu görülmüştür. 12). SONUÇ VE ÖNERİLER başlığı altında; İstihbarat örgütlerinin sanat, sanatçı, medya, gazeteci, eğlence, gösteri ve fuhuş sektöründen büyük ölçüde yararlandığı, dış istihbarat güçleri ve MİT'in sanatçılar üzerindeki negatif etkilerinin derhal ortadan kaldırılması gerektiği, kültür, sanat ve bilimin gelip geçici hükümet uygulamalarına teslim edilemeyeceği, ulusal önem açısından bu alanda uygulanacak politikaların Hükümet üstü kurumlarca belirlenmesi gerektiği, Türkiye Cumhuriyeti toprakları, halkı ve rejiminin korunması ve kollanması görevi Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olduğu gibi, kültür, sanat ve bilimin korunup kollanması görevini de Türk Silahlı Kuvvetlerinin üstlenmesi ve bu amaçla alınan kararlar ile uygulanışını denetim altına alması gerektiğinin belirtildiği anlaşılmıştır. MİT & MEDYA VE AJAN GAZETECİLER İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "MİT&MEDYA VE AJAN GAZETECİLER" "İSTANBUL/ARALIK 2000" yazmaktadır. 43 Sayfadan oluşmaktadır. Dokümanın yapılan incelemesinde özetle; "SUNUŞ" başlıklı bölümde; "Kontr/terör Daire eski Başkanı Mehmet EYMÜR'ün Türkiye'yi terk ederek gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde, internette kiraladığı ve "atin" kodlu sitede yer verdiği bilgilere göre; MİT'in en önemli haber ve bilgi kaynağı Türk Medyası idi. Eymür'ün iddiaları arasında MİT elde ettiği istihbarat verilerinin %85'ini Medya'dan elde ediyordu (!) Bu çok hayret verici bir bilgiydi ve internet üzerinden dünya kamuoyuna duyuruluyordu." yazdığı, devamında ise "MİT'çi Gazeteciler" hakkında medyada çıkan haberlerden bahsedildiği görülmüştür. Devamında ise "MİT'in en önemli haber kaynağı olarak, medyanın gösterilmiş oluşuyla, basın mensupları ve Türk basını zan altına sokulmuştur. Türk gazeteciler, yurt içinde terör örgütlerine, dış ülkelerde ise; istihbarat servislerine hedef gösterilmiştir. Gelecek zaman dilimlerinden Türk basınında ideolojik görüş farklılıkları nedeniyle bazı gazetecilerin birbirlerini yıpratmaya yönelecekleri; objektif habercilik ilkesine bağlı

kalan birkaç dürüst ve onurlu gazeteci ve araştırmacı yazarın enterne edilebilmeleri için, bu yöntemle hedef haline getirileceği günler yaşanması kaçınılmaz bir gelişme olacaktır." yazdığı görülmüştür. Yazının başka bir bölümünde ise "Türkiye, Sabahattin Ali'nin günahsız ve suçsuz yere öldürülmüş olmasını hiçbir zaman unutmamıştır. Bu cinayetin MİT'e ait olduğu ise tüm dünya tarafından bilinmektedir. Abdi İPEKÇİ, Çetin EMEÇ, Uğur MUMCU gibi isimlerin faili meçhul cinayetleri üzerinde de MİT gölgesi olduğu ve bu gölgenin ortadan kaldırılmasının gerekliliği bilinen gerçekler arasındadır. MİT, kurduğu baskı yöntemleri sayesinde gazetecilerle geliştirdiği girift ilişkiler sonucu kontrolü yitirmeye başladığında, kanlı suikast tabloları sergilemesi düşündürücü ve sakıncalıdır." yazdığı görülmüştür. "Hükümetler iş başına geldiklerinde ilk iş olarak MİT'i araç olarak kullanıp basm-yaym organlan üzerinde çeşitli baskı yöntemleri uygulayarak kontrol altına almaya başladıklan artık kanıksanmış bir gerçektir. Bu uygulamalar, hükümete yaranma yansı içinde olan MİT yönetim kadrolannm sürekli biçimde basm-yaym organlannı denetim, kontrol ve yönlendirme çabalanna koşullandırmıştır. Bu koşullanma soncunda ulaşılan son noktada, basm-yayın organlannm kadrolan, MİT üst düzey yöneticileri tarafından uygun görülen kişilerden atanma yoluyla gazeteci prototipleri yaratılması aşmasına gelinmiştir. Günümüz Türkiye'sinde, MİT'in onaylamadığı hiçbir kimsenin medya patronu olması ve ayakta kalabilmesi mümkün değildir. MİT'in onaylamadığı hiçbir basılı yayının -mevcut yasalara karşın - ülke çapında dağıtımı gerçekleşmemektedir. Ve yine MİT'in onaylamadığı hiçbir yazann kitabı yayınevlerince basılamamakta, basılmış olsa bile dağıtımı gerçekleştirilmemektedir." yazdığı görülmüştür. "SUNUŞ" bölümünün son paragrafında ise; "Haber ve gazetecilik 1990 yılında tümüyle ceset haline dönüştürülmüştür. Medyada piyasa ekonomisi kararlar vermeye başlamış ve haber tüm özelliklerini yitirerek ürün haline dönüştürülerek pazarlamaya başlanmıştır. Medya organlan ustalıkla habercilikten kopartılarak kitlesel terapiye koşullandınlarak, toplumdan gerçeklerin gizlenebilmesi amaçlanmış, böylelikle ulusal basm-yaym organlan bir anlamda kitlesel imha silahı haline getirilerek, toplum çökertilmiştir. Saygılanmızla," yazdığı görülmüştür. "MEDYA" başlığı altında; Doğan Holding, Uzan Grubu, Bilgin Grubu, Ciner Grubu, Çukurova Grubu vb. başlıklar altında çeşitli kanal ve gazetelerin sahiplerinin yazıldığı, "MEDYA PATRONLARI" başlığı altında; "Erol AKSOY ve Bekir KUTMANGİL" isimli şahıslar hakkında aynntılı bilgilerin verildiği, Bekir KUTMANGİL hakkında "Dikkat çeken bir başka konu da Bekir KUTMANGİL'in MİT tarafından desteklenerek türetilen MAFİA/İşadamı prototipleri arasında yer almasıydı. "BAZI GAZETECİLER NEDEN CEZAEVİNDE? Yazar ve gazeteci olmanın yolu cezaevinden geçiyor!" başlığı altında; Türkiye'de 55 gazetecinin hapiste bulunduğundan bahsettikten sonra "Türkiye'de yazar ve gazeteci olmanın yolu cezaevinden geçiyor. Kamuoyu, yazdığı kitaplardan ötürü cezaevine girmeyi başaramayan bir yazan başansız olarak değerlendiriyor...." "Yazdığı haberden ötürü mahkemede yargılanmamış, hapse girmemiş gazetecilerin Türk kamuoyu üzerinde hiçbir etkinliği olmuyor. Hapiste yatan bir gazetecinin en küçük bir demeci dahi kamuoyunu etkilemeye yeterken, her gün televizyon yıldızına dönüşmüş gazetecilerin kamuoyu üzerinde hiçbir etkisi olmuyor." "....Medya patronlanna gizli güçlerce yapılan uyanlar sonucunda yazı yazması istenmeyen gazeteciye iş verdirilmiyor. Böylece halka gerçekleri yansıtan pek çok dürüst gazeteci susturulmuş oluyor." yazdığı ve çeşitli köşe yazılanna yer verildiği görülmüştür. "CAN DÜNDAR'IN FİYATI" başlığı altında; Baha KIVANÇ'm bir köşe yazısından alıntı yaptıktan sonra "İkinci Cumhuriyetçiler arasında yer alan isimlerden birisi olan Can DÜNDAR, Londra İstihbarat servisi ile MİT'e yıllarca hizmet veren Mehmet Ali BİRAND'ın

yetiştirmesidir. Dündar, zaman zaman Yaşar KEMAL ve Ahmet ALTAN gibi isimlerin de uydusu olarak kariyer yapmaya çalışırken zigzaglar çizmesiyle de dikkat çekmektedir." yazdığı görülmüştür. Akabinde "FEHMİ KORU" başlığı altında; şahıs hakkında çeşitli bilgilerin verildiği, Fehmi KORU'nun Taha KIVANÇ, Bülent ŞİRİN gibi isimlerle çeşitli gazeteler yazılar yazdığından bahsettiği görülmüştür. Ayn ayn başlıklar halinde "Emine Özkan ŞENLİKOĞLU" "Tuncay ÖZKAN" "Cengiz ÇANDAR" isimli şahıslar hakkında bilgiler verdikten sonra, "Günümüz Türkiye'sinde kayıt dışı binlerce dolarlık maaş zarflannı kabul etmeyi içlerinde sindirebilen, görkemli yalı veya çiftlikte yaşam sürdüren hiçbir gazetecinin dürüstlük ve onurdan söz etmeye hakkı olamaz. Çünkü, kendileri de çok iyi bilmektedirler ki, kayıt dışı ödenen ve dolar olarak aldıklann maaşlann kaynağı kara/paradır. Yani kayıt dışı ekonomiden gelen paradır. Ve bu portelerin gazeteci sıfatını kullanmaya da haklan olamaz. Çünkü, gazeteci değillerdir ve gazeteciliği bilmedikleri, yaptıklan yayınlarla belirlenmiştir. Bunlar yalnızca prototip portrelerdir. Türk basın tarihi bu portrelerden gazeteci olarak söz etmeyecektir." yazdığı görülmüştür. "ARAŞTIRMACI GAZETECİ PROTOTİPLERİ" başlıklı bölümde; "... Burada işaret edilmek istenen MİT'in kontrolünde gelişip dal budak salan çeşitli güç odaklan ile yine MİT'in kontrol ve yönlendirmesinde yaşam bulan medya odaklan ile yine MİT'in kontrol ve yönlendirmesinde yaşam bulan medya içinde yaratılan ayncalıklı ve gazetecilik mesleğiyle hiçbir ilgisi olmayan gazeteci prototipleridir. Bu prototiplerin önce gazetecilik mesleğine verdikleri, sonra da topluma yansıttıklan zarara dikkat edilmesi ulusal çakırlar gereğidir. Bu vahim durumun ortadan kaldmlması esas amaç edinilmelidir." "Bir dönem Cumhuriyet gazetesinde Uğur MUMCU ile birlikte çalışan Tuncay ÖZKAN'm yeterli deneyim ve birikimden yoksun olmasına karşın, Türkiye'nin en büyük ve etkin yayın organlan arasında yer alan Kanal - D televizyonunda haber genel yayın yönetmenliğine atanması oldukça düşündürücüdür. Tuncay ÖZKAN, hangi kanlı tablonun oluşumuna verdiği katkılarından ötürü hak etmediği bu kilit noktaya atanmıştır? İşin çok daha tramvatik yönü Özkan'ın sürekli olarak Uğur MUMCU cinayetinin aydınlatılması yönünde yayınladığı spekülatif haberlerdir. Bunu haberi yapmasmdaki neden hangi endişelerden kaynaklanmaktadır? Tuncay Özkan, Mumcu ailesi ile neden bu denli içli/dışlı olma gereği duymaktadır? Sorulanna Özkan'ın verebileceği hiçbir yanıt olmayacağı kesinlik kazanmıştır." yazdığı görülmüştür. Metnin sonunda ise birçok tanınmış gazetecinin isimleri karşısında değerlendirmelerin yapıldığı görülmüştür. "SONUÇ" başlığı altında ise; "Hazırlanan bu çalışma Türk medyasının bugününü gözler önüne sermeyi amaçladığı gibi ulusal çıkarlann korunması için gerekli önemlerin ivedilikle alınmasının nedenli gerekli bir zorunluluk olduğunu da işaret etmektedir. Gazetecilik mesleğini, meslek ilkeleri ve oluruna yakışır hale getirmek öncelikle gazetecilerin görevi olmalıdır. Ancak, ulusal güvenlik sorunu haline gelen medya yapılanması ve gazeteciler hakkında gerekli işlemlerin yapılması, Kemalist Cumhuriyet Devrimlerinin korunabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti ulusal güvenliğinin sağlanabilmesi ve toplumsal huzurun korunabilmesi açısından müdahaleyi zorunlu ve kaçınılmaz kılmaktadır. Türkiye'nin 21. yüzyıl dünyasında şuan sahip olduğu Ulusal medya kuruşlan içinde yer alan ajan gazeteci protipleri ile dış dünyada sorunlannm üstesinden gelebilmesi olanaksız olduğu gibi, kendi içinde de ekonomik, soysal, kültürel ve toplumsal istikran koruyabilmesi gerçekçilikle bağdaşmayacak bir beklentidir." yazdığı görülmüştür. JİTEM'Cİ VE MİT'Cİ GAZETECİLER İSİMLİ DOKÜMAN



Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanda kapak kısmı bulunmayıp "JİTEMCİ VE MİTÇİ GAZETECİLER" başlığı altında hazırlanan bir yazı metnidir. 6 Sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI :"ERGENEKON" dokümanında 4/a) "GENEL DURUM VE SORUNLAR" başlığı altında; İstihbarat örgütlerindeki insan unsurundan bahsedilerek insanlık onurunu yitirmemiş, asalete ve yetenek donanımlarına sahip dünya gerçeklerini görebilecek nitelikte Türkiye Cumhuriyetinin temel varlık nedeni Kemalizm'e inanmış Atatürk ilke ve prensiplerine sahip çıkmanın önemini kavrayabilmiş, özveriden kaçınmayan personel kazanımmın önemli olduğu, bu nedenle ordu birlikleri içinde yer alan askerler ile üniversitenin birinci ve ikinci sınıflarında öğrenim gören gençlerden yararlanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca Ergenekon gibi çok özel bir yapılanma içerisinde yer alması uygun görülecek sivil personelin seçiminin de olabildiğince dikkatli titiz ve özen gösterilerek yapılması gerektiği, aksi taktirde Türkiye Cumhuriyeti resmi istihbaratı MİT in bugün içinde bulunduğu sorun ve çelişkilerin benzer versiyonlarının Ergenekon bünyesinde taşınmış olacağından bahsedilmektedir. Ergenekon'un benzer bir örneği kendi içinde Jitem gerçeği ile yaşayarak yeterli deneyimi elde ettiği vurgulanmıştır. Söz konusu dokümanın yapılan incelemesinde; Amerika'da kaçak olarak bulunan CİA'nm danışman kadrosu içinde görevli Mehmet EYMÜR'ün "www.atin.org" adlı sitesindeki "kara kalem" ve "çift meslektiler" olarak tanımladığı, MİT ve JİTEM elemanlarının kod adlarını vererek deşifre etme yöntemine gittiği, Mehmet EYMÜR'ün bu girişiminin ertesi günlerde çeşitli basın yayın organlarına yansıdığı, bu haberlerin bazılarında; özellikle yerli basındaki kimi yazar ve gazetecilerin MİT mensubu veya görevlendirilmiş elemanı olmasının, devlet güvenliği çerçevesi içerisinde var olan rutin bir uygulama olduğu, Bu tür uygulamalar kapsamında Mehmet EYMÜR'ün internet aracılığıyla gerçekleştirdiği yayında, "Tunca" kod adlı JİTEM ajanı gazeteci üzerinden öncelikli hedefinin; kendisinin bugünkü konumuna sürüklenmesine neden olan görevliler olduğu belirtilmiştir. Ayrıca JİTEM'ci gazetecilere göre; Susurluk kazasından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi AVCI'nın yapmış olduğu açıklamaların, emekli Binbaşı Cem ERSEVER'in öldürülme sebebini ortaya çıkarabileceğini, öldürülen Cem ERSEVER'in uzun süre Güneydoğu'da görev yaptığını ve Hizbulvahşet örgütü lideri Hüseyin VELİOĞLU'nun da yakın arkadaşı olduğunu belirttiği JİTEM'ci gazetecilerin Mesut YILMAZ ile Abdullah ÇATLI'nm birlikte olduğu fotoğrafı DYP Ti bir milletvekiline ve ayrıca Akın BİRDAL suikastinin azmettiricisi Semih Tufan GÜLALTAY ile Mesut YILMAZ'm birlikte çekilmiş fotoğraflarının Denizli milletvekili Kemal AYKURT'a sattıklanm, bu satış ile ilgili Tunca ve Baha isimli şahıslar arasında geçen diyaloga yer verildiği, Mehmet EYMÜR'ün bu deşifrasyonlan yapmasının Türkiye'nin ulusal çıkarlarına vereceği zararın küçümsenemeyeceği, Devamında bunun nedeni olarak; CIA'nin EYMÜR aracılığı ile Türkiye'nin istihbarat kadrolarının tümüyle deşifre etmeyi başardığını, bunun yanı sıra istihbarat yapılanması, çalışma yöntemleri, amaçlan ve sürdürdüğü politikayı çözdüğünü, Bir realite olarak CIA'nin elinde MİT'in röntgen filmlerinin bulunduğu yani MİT'in tümüyle çökertildiğini ve artık işlevini bitirmiş olduğu kısacası ülkenin istihbarat örgütünün iflas ettirildiği belirtilmiştir. "ÇÖZÜM" başlığı altında; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Ulusal istihbarat mekanizmasını yeniden ve sıfırdan kurmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu, ancak bu girişimin son derece gizli



tutulması gerektiği ve siyasi, bürokrat, teknokrat ve hükümet kadrolarından habersiz yapılması gerektiği, mevcut MİT kadrolarının, yeni yapılanma içerisinde bulunmaması gerektiği, Ayrıca, yeni yapılanma tamamlandıktan sonra MİT içerisindeki mevcut kadronun tasfiye edilmesi ve bu personelin hiçbir kamu kuruluşunda görevlendirilmemesi gerektiği belirtilmiştir. Türkiye'nin mevcut istihbarat örgütünü tümüyle ortadan kaldırıp, yeni üniteleri devreye sokmakla ülke içindeki ayrılıkçı/etnik/ fundamentalist / yıkıcı faaliyetlerin kaynağını da kurutacağı belirtilmiştir. Yazının sonunda "Saygılarımızla, İstanbul: 14/06/00" yazdığı görülmüştür. KEMALİST HAREKET İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheli Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "KEMALİST HAREKET" "İSTANBUL-EYLÜL-2000" yazmaktadır. 18 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanının 4/d "Sivil Toplum Örgütleri" başlığı altında; Ergenekon'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı olduğu, ayrıca Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına alması gerektiği belirtilmiştir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan "LOBİ" dokümanının GİRİŞ bölümüne bakıldığında da, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ERGENEKON'a bağlı olarak "sivil unsurların" örgütlenmesinin zorunlu olduğu, bu faaliyetlerin "LOBİ" adı verilen gizli örgütsel çalışma ile yapılacağı belirtilmiştir. LOBİ dokümanının l/b) "KAPSAM" başlığı altında ise; Lobi geniş halk kitlelerine yönelik çalışmalarında özellikle gençlerin Kemalist ideolojiye ve ülke çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenmelerini sağlamayı tasarladıkları, bu çerçevede üniversite gençliğinin yanı sıra büyük kentlerin varoşlannda ve güneydoğu Anadoluda boşluğa sürüklenmiş, sahipsiz gençlerin örgütleneceği belirtilmiştir. ERGENEKON ve LOBİ dokümanlarının yönlendirmeleri doğrultusunda, örgütün sivil toplum örgütlerini oluşturmayı amaçladığı ve bu çerçevede kendi sivil toplum örgütlerini oluşturmak ve diğer sivil toplum örgütlerini kontrol altına almak için; KEMALİST HAREKET, KEMALİST MODEL ULUSAL GENÇLİK HAREKETİ, DİNAMİK, ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ&KUVAYI MİLLİYE CEPHESİ, DİNAMİK ANTİ/TEZ ve "GENEL YAPI" isimli doküman çalışmalarının yapıldığı anlaşılmaktadır. "KEMALİST HAREKET" isimli dokümanda ise; Ulusal gençliğin Kemalist hareket doğrultusunda örgütlenebilmesi için, "Kemalist hareket" adı altında resmi dernek kurulması gerektiği, kurulacak bu derneğin dernek dışında oluşturulacak 5 kişilik GİZLİ bir komite tarafından yönlendirileceği, bu GİZLİ KOMİTE ile dernek başkanı arasında "KÖPRÜ PERSONEL" olması gerektiği belirtilmiştir. ERGENEKON dokümanının 4/2-a) "KÖPRÜ PERSONEL" başlığı altında; Seçilecek üç kişinin Ergenekon içinde ve örgüt dışında, örgütü temsilen hareket edebilmelerinin sağlanması gerektiği bu kişilerin örgüt dışında legal bir işte istihdam edilmeleri gerektiği vurgulanmıştır. Kemalist hareket ile ilgili oluşuma baktığımızda da "KÖPRÜ PERSONEL" kavramının kullanıldığı dikkat çekmektedir. Örgütün amaçlarına ulaşabilmesi için "Kemalizmi" kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları, Kemalizmi bir kalkan olarak kullandıkları görülmektedir. "KEMALİST HAREKET DERNEĞİ" adı altında oluşturacakları yapıda bile örgütün gizlilik prensiplerini uyguladıkları, oluşturulacak derneğin bağımsız bir şekilde hareket etmesini istemedikleri, tamamen kendi kontrol ve yönlendirmeleri ile çalışmalarını istedikleri, bu nedenle de derneği yönlendirecek gizli bir komite oluşturmayı planladıkları görülmektedir.



"KEMALİST HAREKET" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; 1961 Anayasasına kadar geçen süreçte anayasalarımızda "hukuk devleti" kavramının yer almadığı, 1982 Anayasasında yer almışsa da içi boş bir kavram olarak yer aldığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin hiçbir zaman "evrensel hukuk devleti" kalıplan içine sığamadığı, devlet örgütünün hukuk kuralları dışına çıktıkça toplumun çeteleştiği, günümüz Türkiye'sinde "evrensel hukuk kuralları" yerine "orman kuralları"nm geçerli hale geldiği belirtilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin en büyük ihanet çemberi içine çekildiği, ihanet ve çıkar çeteleri fundamentalist örgütler, MAFİA grupları, GLADİO yapılanması ve uzantılannm devlet içinde kadrolaşabildikleri, bu nedenle ülkenin kurtulması için Türk gençliğinin "Kemalist harekef'ine ihtiyaç doğduğu belirtilmiştir. Ülkenin tüm kaynaklannm yağmalandığı, talan edildiği ve ulusun geleceğinin ipotek altına alındığı, ülkeyi bu durumdan Atatürk'ün Cumhuriyet'i emanet ettiği "ulusal gençlik"in kurtaracağı, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeraltı zenginliklerini, Türk ulusunun alın teri, emeği ve üretimini "ulusal gençlik"in koruyacağı, Türk ulusunun gelmiş geçmiş ne kadar kültür, bilim ve sanat insanı varsa tümünün yaşamının zindana çevrildiği, Türk ulusunun bilim, sanat ve kültür alanlannda katliam yaşamasına "ulusal gençlik"in son vereceği, bu nedenle "Kemalist Harekef'in kurulmasının ve örgütlenmesinin planlandığı belirtilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nde içte yer alan ihanet şebekelerinin dış ülkelerin istihbarat örgütleriyle doğrudan bağlantılı olduğu, bu nedenle "Kemalist Harekef'in çeşitli ülkelerin istihbarat örgütleri ve bunlann yerli işbirlikçilerini doğrudan gözetim altında bulundurması gerektiği, Kemalist hareket üyeleri içinden seçilecek olan uygun gençlerimizin çeşitli ülkelerin istihbarat örgütlerine sızması gerektiği belirtilmiştir. Kemalist hareketin kurulacak yasal bir dernek çatısı altında evrensel sivil toplum örgütü olarak faaliyete geçirilmesi gerektiği, bu çerçevede ülke içinde olduğu gibi tüm dünya ülkelerinde örgütlenmesi gerektiği, Kemalist hareket derneğinin Kemalizm'i uluslar arası platforma taşımak zorunda olduğu belirtilmiştir. Milli mücadele yıllannda Türk kadmlannm çok önemli ve özel bir yeri olduğu, Kemalizm ideolojisinin kadınlara büyük önem ve değer verdiği, bu nedenle bu hareketin liderinin erkek değil kadın olmasında büyük yarar olduğu, bu durumun uluslar arası platformda da dikkat çekici bir basan sağlayacağı belirtilmiştir. "YÖNETİM SEVK VE İDARE" başlığı altında; *Kemalist hareket derneği merkezinin İstanbul'da olması gerektiği, *Kemalist hareket derneği merkezinin, üretilen ve üretilecek olan "teorik, stratejik ve doktriner" argümanlann yaşama geçirilmesi için propaganda merkezi olarak faaliyet göstereceği,

  • Kemalist hareket derneğinin yönetiminin üretilecek "teorik, stratejik ve doktriner" argümanlar ile sağlanacağı, bu türden üretimlerin dernek dışında oluşturulacak 5 kişilik "GİZLİ" bir komite tarafından üretileceği, söz konusu gizli komite üyelerinin birbirlerini tanımada herhangi bir sakınca olmadığı, fakat müşterek toplantılar düzenlenmesinin gizlilik prensibine aykm olduğu, komite üyeleri ile dernek başkanı arasında iletişimi sağlayacak olan bir "KÖPRÜ PERSONEL" olacağı, dernek başkanının talimatlan köprü personelden alarak uygulamaya koyacağı,
  • Dernek faaliyet ve girişimlerinin mevcut yasalara uygun olarak düzenleneceği, hukuka aykm faaliyetlerin meşruluğa gölge düşüreceği, bu nedenle dernek çatısı altında yer alacak yöneticilerin hukuk platformundaki sicillerinin önemli olduğu,
  • Günümüzde hemen hemen dünyanın her ülkesinde Türk nüfusunun bulunduğu, bu nedenle yurt dışında dernekler kurularak faaliyete geçirilmesi gerektiği, aynca dünyanın çeşitli ülkelerinde Türklerin kurduğu çeşitli dernek ve lobilerden azami ölçüde yararlanılması gerektiği,
  • Kemalist hareket demeğinin sıradan bir sivil toplum örgütü olmadığı, meşru direnme hakkının en geniş biçimde hayata geçirileceği bir direniş hareketi olduğu,
  • Kemalist hareketi demeğini oluşturacak yönetim kadrolarının gizli komite üyeleri tarafından seçilmesi gerektiği,

^Kemalist hareket demeği liderliğini üstlenecek kişinin süreç içinde çeşitli vesileler ile gizli komite üyeleri ile görüştürülmesi gerektiği, gizli komite üyelerinin çeşitli alanlarda Kemalist hareket demeği liderine "danışman" kadrosu olarak görevlendirilmesinin çok daha uygun olacağı belirtilmiştir. "SONUÇ" bölümünde; Dış güçlere kendilerini satmayı içlerine sindirebilmiş olanlar haricinde tüm Türk sanatçı, aydın ve bilim insanlarının Kemalist hareket demeği çatısı altında yer almalarının sağlanabilmesi gerektiği, çünkü kitleleri kolaylıkla etki altına alıp peşinden koşturmayı başarabilen yalnızca sanatçı ve entelektüel çevreler olduğu, Kemalist hareket demeğinin ivedilikle kurulup hayata geçirilmesi gerektiği, bu hareketin finans kaynağını Türk işadamı, esnaf ve tüccarın yapması gerektiği belirtilmiştir. KEMALİST MODEL ULUSAL GENÇLİK HAREKETİ DİNAMİK ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ&KUVAYI MİLLİYE CEPHESİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK, Ümit OĞUZTAN, Doğu PERİNÇEK ve Tuncay GÜNEY'den ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "KEMALİST MODEL ULUSAL GENÇLİK HAREKETİ, DİNAMİK ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ & KUVAYI MİLLİYE CEPHESİ" "ARAŞTIRMA/ GÖZLEM/ ANALİZ/ TEORİ "İSTANBUL-29 EKİM 2000" yazmaktadır. 61 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: Dinamik adı verilen bu çalışmada "Ulusal Güç Birliği" gençliğin mercek altına alınarak analiz edildiği, 21.yüzyıl Türkiye'sinin ulusal çıkarlarına ve Kemalist ideoloji ilkelerine uygun biçimde yeniden örgütlenmesinin planlandığı belirtilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi elleriyle kurduğu ne kadar yaşamsal kurum var ise vefatından sonraki süreçte işlemez hale getirilip kapatıldığı, Atatürk'ün kurduğu kurumlardan birisinin de, 5 Bin şubeli " HALKEVLERİ" olduğu, halkevlerinin kapatılmasının Türk gençliği ve ulusu için en önemli kayıplardan birisi olduğu, Cumhuriyet devrimlerini yaşatacak kurumlardan bir diğeri olan "KÖY ENSTİTÜLERİ"nin işlevsiz kılınması ile Türk gençliğinin ilerlemesinin önüne geçildiği, Dünya klasikleri olarak anılan, fikir ve sanat kaynaklarının "yasak kitaplar" listesine dönüştürülerek gençlerin ve yetişkinlerin çağı algılamalarının engellendiği, Laikliğin ayaklar altına alındığı ve devlet eliyle "münevver yobaz" yetiştirildiği belirtilmiştir. Ayrıca totaliterlik merdiveni ile demokrasiye ulaşmaya yeltenenlerin, önce faşizmin, ardından Nazizmin ve sonuçta emperyalizmin kucağında kendilerini bulduklarını, bazılarının darağacında can verdiğini, bazılarının zincir bozan günlerini yaşadıklarını, bazılarının da kalp krizi kuşkuları ile arkalarında "Ben zengini severim(!)" sloganını bırakarak bu dünyadan göçüp gittikleri belirtilmiştir. Yine dokümanın devamında; Türkiye'nin bugünkü durumunun 1919 koşullarından daha vahim olduğu, gençliğin siyaset ve inançla birleşmesi durumunda ise; unsurlar ve koşullar gereği Türkiye'nin ve buna bağlı olarak dünyanın mutlak değişmeye gebe olduğu belirtilmiştir. "^ ' '

^p^v-e^^ £•*

Ayrıca dış güç odaklarının bu gerçeği görmezden gelmeyecekleri, Türkiye'nin de bu gerçeği görmesi ve gereğini yerine getirmesinin yaşamsal ve kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu belirtilmiştir. Dinamik adı verilen bu çalışmada Türkiye Ulusal Güç Birliği Gençlik; Dinamik unsur olarak değerlendirildiği ve Türkiye'nin "ulusal güvenlik" çıkarlarına uygun doğrultuda değişim sürecinin başlatılmasını amaç edindiği, Aynı düşünceden yola çıkarak "Kuvayı Milliye Cephesi" adıyla sokaklardaki başı boş, amaçsız, işsiz ve umutsuz (lümpen) gençler ile tarikat okullarında rejim düşmanı haline dönüştürülen ve Ülkü Ocakları'nm etkisindeki gençliğin eğitilerek bilinçlendirilmesi hedeflendiği, Ayrıca Ulusal Güç Birliği'ne bağlı olarak Milli Mücadele yıllarında kurulan örgütlerin günümüzde yeniden kurulması ve faaliyete geçirilmesinin uygun görüldüğü Ulusal Güç Birliği'nin liderliğini Kemalist ideolojiye gönül vermiş ve liderlik yeteneklerine sahip bir Türk kızının üstlenmesinin uygun görüldüğü belirtilmiştir. Ayrıca Atatürk'ün kurduğu ve ebedi başkanı olduğu C.H.P.'nin ne yazık ki işlevini yitirdiği, bu nedenle Türk siyasal platformunda yeni bir Atatürkçü partinin yer alma zamanının geldiği belirtilmiştir. "DÜNYANIN BEŞ KAPISI" başlığı altında; İnsanlık tarihi incelendiğinde dünyanın 5 önemli kapısının olduğu, bunların ise Kudüs, Londra, Paris, Moskova ve New York olduğu, bu kapıların önem sıralamasının zaman zaman değiştiği, fakat her dönemde Kudüs'ün dünyanın merkez kenti olduğu, bu nedenle Ulusal Gençlik Hareketi çatısı altında faaliyet gösterecek olan çeşitli derneklerin dünyanın bu 5 önemli kentinde kurulması gerektiği, ayrıca Türklerin yoğun olarak yaşadığı Avrupa ülkelerinde de açılması gerektiği belirtilmiştir. "İDEOLOJİK VE SİYASAL AMAÇLI YOZLAŞTIRMA GİRİŞİMLERİ" başlığı altında; İdeolojik ve siyasal amaçlı toplumun yozlaştırma girişimlerinin ilk basamağının kültürel alan olduğu, özellikle medya aracılığı ile kültürel ve ahlaki değerlerin toplum hafızasından silindiği ve yerine "yükselen değerler" ile "köşe dönüşücülük" anlayışının yerleştiği, Bu nedenle toplumun kültürel ve ahlaki değerlerinin alt üst edilmesinin önüne geçilmesi gerektiği, ulusal üretime katkıda bulunan Kemalist iş adamları ile yeni istihdam alanları oluşturmayı çaba gösteren genç girişimcilerin "Ulusal Güç Birliği" ve "Kuvayı Milliye Cephesi" çatısı altında birleşen Kemalist gençler tarafından manevi anlamda desteklenmesi gerektiği belirtilmiştir. "MİLLİ MÜCADELE ÖRGÜTLERİ" başlığı altında; Türkiye Cumhuriyeti devrimlerinin gerçekleştirilmesi ve tam bağımsız bir ülke yaratılması için, "Kemalist Örgütler"in oluşturulması ve ulusal gençliğin bu Kemalist ideoloji içersinde toplanması gerektiği belirtilmiştir. Devamında Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatabilmek için çeşitli örgütsel çalışmalar yaptığı, bu örgütsel çalışmalardan özetle bahsedileceği, ayrıca Atatürk'ün örgütsel çalışmalarının karşısında da kurulun örgütler olduğu, bu örgütlerden de bahsedileceği belirtildikten sonra "Türk Ocağı" "Doğu Cephesi Grubu" "Karakol Grubu" "Kuvayı Milliye (Ulusal Güçler)" "Kuvayı Seyyare" "İngiliz Muhipler Cemiyeti" "Kuvayı İnzibatiye" vb. şeklinde başlıklar altında bu oluşumlardan bahsedildiği görülmüştür. "ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ" başlığı altında; Öncelikle üniversite gençliğinin durumu hakkında genel bilgiler verildiği, üniversite gençliğinin doğrudan "Ulusal Güç Birliği"ni oluşturması gerektiği, günümüzde üniversite gençliğinin köktendinci akımlar ve sol ideolojiler tarafından kontrol altına alınmaya çalışıldığı, A . , . ,

Türkiye'nin 1950'lerden itibaren Atatürk devrimlerinden çok önemli ödünler verildiği, emperyalizmin ve gericiliğin birçok alanda güç kazandığı, 28 Şubat 1997 günü yapılan MGK toplantısının Türkiye için bir dönüm noktası olduğu, YÖK'ün kısmen de olsa fundamentalizme karşı tavır alması ve türban genelgesini uygulamaya koymasının olumlu gelişmeler olduğu, bunların yanı sıra hızla açılan taşra üniversitelerinin irticanm kalelerine dönüştüğü, oysa ki üniversitelerin cumhuriyet devrim yasalarının uygulandığı kültür ve bilim kaleleri olması gerektiği, üniversitelerde mescit bulunmasının Anayasaya aykırı olduğu belirtilmiştir. "SONUÇ" başlığı altında; Bu çalışmada temel amacın "Ulusal Güç Birliği" merkezli Kemalist örgütlerin sağlıklı bir şekilde oluşturulmasının önemini ve gerekliliğini dile getirdiği, 21. yüzyılda Cumhuriyet devrimlerinin ulusal gençliğe Milli Mücadele döneminden daha çok gereksinim olduğu, özetle ulusal çapta Kuvayı Milliye ruhunun canlandırılması, örgütlendirilerek hayata geçirilmesi gerektiği belirtilmiştir. DİNAMİK ANTİ/TEZ İSİMLİ DOKÜMAN Bu Doküman Şüpheliler Ümit OĞUZTAN ve Tuncay GÜNEY'den ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "DİNAMİK ANTİ/TEZ" "İSTANBUL/9 ARALIK 2000" yazmaktadır. 6 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE; Kemalist model: "Ulusal Gençlik Hareketi" isimli çalışmanın "Dinamik" adıyla tanımlandığı, 29 Ekim 2000 tarihli bu tez çalışmasının Doğu PERİNÇEK'e iletildiği, Perinçek tarafından kaleme alman ve "Ulusal Gençlik Birliği Üzerine Görüşler" adıyla ileri sürülen düşüncelerin objektif olarak değerlendirildiğinde örtülü "Anti/Tez" niteliği taşıdığı ve bu çalışmanın Doğu PERİNÇEK tarafından kaleme alınarak dile getirilen "karşı düşünceler"e ilişkin görüşleri içerdiği belirtilmiştir. Perinçek'in dinamikte net olarak dile getirilen konulan, kavram kargaşası varmışçasma eleştirdiği, Perinçek'in ulusal gençliği tekeli altına aldığı ve yıllarca kendi istemleri ve görüşleri doğrultusunda örgütleyerek politika ürettiği, eylemler gerçekleştirdiği ve böylece bugünlere gelebildiği, ulusal gençliğin örgütlenmesi Perinçek'in kontrolü dışında gelişir ise Perinçek efsanesinin son bulacağı, bunu bildiği içinde "dinamik" adı verilen projenin hayata geçirilmesinden endişe ettiği, bu nedenle "dinamik" çalışmasını eleştirdiği, Doğu PERİNÇEK'in neye mal olursa olsun ulusal gençlik enerjisi üzerinden iktidara gelmeyi hedeflediği, iktidara gelmesinin ardından Kemalist Cumhuriyet devrimlerinin Marksistleştirilmesi aşamasına gelinmiş olacağı, Doğu PERİNÇEK'in "Cumhuriyet Devrimi İktidarı Projesi" ve "Devletin Yeniden Yapılandırılması" projeleri ile hedeflerine ulaşmayı amaçladığı, Hiçbir oluşum ve gücün Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet devletini yeniden yapılandıramayacağı, bir devletin yeniden yapılandınlmasınm o devletin mevcut rejiminin değişmesi anlamına geldiği belirtilmiştir. GENEL YAPI İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheli Veli KÜÇÜK'ten ele geçirilmiştir. Dokümanda kapak kısmı bulunmayıp "GENEL YAPI" başlığı altında hazırlanan bir yazı metnidir. 5 sayfadan oluşmaktadır. "GENEL YAPI" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETELE; Kemal ÖZDEN isimli şahıs tarafından kaleme alınarak, ADD'nin içinde bulunduğu mevcut durumunu belirtir bir rapor niteliği taşıdığı anlaşılan söz konusu dokümanın yapılan incelemesinde; s**'""" ~" --


Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) nin Türkiye'nin en büyük demokratik kitle örgütü olduğu, büyük kentlerin tamamında şubelerinin olduğu, Cumhuriyetin temel değerlerinin savunulması ve irtica ile mücadelede 'Halk evleri' tarzı bir misyon yüklenen tek mekanizma olduğu belirtilmiştir. "DURUM" başlığı altında; Derneğin bu misyonunu kuruluşunun ilk zamanların da layıkıyla yerine getirdiğini ancak; irtica ile mücadele de Anıtkabir'e milyonları yönlendirebilen, mitingler düzenleyen ADD'nin son iki yıl içerisinde üzerine bir şal örtüldüğü, Özellikle son genel kurul toplantısı sonucu yönetime geçen kadronun bulunmuş olduğu görevin işlevini anlamadığı ya da farklı bir şekilde anladığı, aynı ekibin son derece dar grupçu bir tarzda kendini tekrar yönetime getirecek naylon şubeler inşa ettiği, direnen yurtsever üyeleri dernek üyeliğinden atmak için en ufak bahaneyi değerlendirdiği ancak tüm bu baskı, yıldırma ve kıyıma rağmen, ADD'yi ADD yapan devrimci yapılanmanın direndiği belirtilmiştir. "NE YAPILABİLİR, NE YAPMALI" başlığı altında; ADD'nin bugünkü yönetimden kurtulması gerektiği, Kemalist bir yönetime kavuşturulmasının hayati önem taşıdığı, 28 Şubat çizgisinin kamuoyunda güçlü kılınmasında ADD'nin başarılı ve etkin yegane güç olduğu, Cumhuriyeti ayakta tutmak için "TSK'nm masanın bir ayağı, diğer ayağının ise güçlü ve etkin ADD yönetimi" olacağı, çünkü TSK bünyesiyle anlaşmazlık halinde olan bir ekibin ADD'de başarılı olmasının beklenemeyeceği belirtilmiştir. "ÜSİAD-SAYIN KEMAL ÖZDEN-Rumeli CD. No:5/2 Şişli/Nişantaşı/İSTANBUL" başlığı altında; Yazının bir önceki "genel yapı" isimli dokümana cevap niteliğini taşıdığı ve "Sayın Kemal ÖZDEN" hitabıyla başlayarak, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin faaliyetlerinin özellikle dış istihbarat örgütleri ile mevcut rejime karşı yıkıcı/bölücü grupların dikkatini çektiği, bu nedenle emperyalist güç odaklarının hedefi haline getirildiği belirtilmiştir. Bahsedilen bu durumun kaçınılmaz ve doğal bir gelişme olduğu, emperyalist güç odaklarının Türkiye üzerindeki tarihsel "kin"i hiçbir zaman son bulmadığı, Psikolojik savaşın en ucuz, en etkin ve başarıya ulaştıran en kısa yolunun sivil toplum örgütleri olduğu, bu nedenle Türk kamuoyundaki Kemalist prensip ve düşüncelerine sahip kişilerin ADD çatısı altında yoğunlaştığı, bu durumun son derece sevindirici ve onur verici olduğu, Bu nedenle ADD yönetim kademelerindeki şahsiyetlerin, vizyona yansıyan değil gerçek portrelerinin önem arz ettiği ve bu yapı içerisinde provokatör yapılanmalara asla izin verilemeyeceği, Bu nedenle ADD Genel Kurul delegelerinin viCDanen sorumlu oldukları gibi hukuk platformunda da sorumlu oldukları, yönetimden doğan rahatsızlıklara yol açan uygulamaların, delegelerin "sorgulama" nosyonundan yoksun olmalarından kaynaklandığı, Diğer taraftan ADD içindeki muhalefetin sevindirici olduğu, ancak muhalefetin yönetim üzerinde etkin olabilmesi için "re/aksiyoner" özelliğine sahip olması gerektiği, ADD'nin kuruluş aşamasından günümüze kadar tüm faaliyetlerinin sanıldığının ötesine büyük bir dikkat ve ciddiyetle izlendiği, bundan sonraki çalışma, yöntem ve amaçlananların kaçınılmaz olarak izleneceği ve gereğinin yerine getirileceği belirtilmiştir. USİAD ULUSAL SANAYİCİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheli Ümit OGUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "USİAD" "ULUSAL SANAYİCİ VE İŞ ADAMLARI DERNEĞİ" "İSTANBUL/12. NİSAN 2000" yazmaktadır. 6 sayfadan oluşmaktadır.

DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanının 4/b) "GÜÇLÜ BİR İSTİHBARAT ÖRGÜTÜNÜN ANAHTARI" başlığı altında; İstihbarat örgütleri para politikalannın türlü senaryolan ile ülkelerdeki hükümetleri rahatlıkla devirebileceği ya da çıkar ve amaçlan doğrultusunda yönetimler uygulamaya mecbur bırakacaklan, Ergenekon'unda kaçınılmaz bir biçimde çağın ve koşullann gereği olarak ekonomi alanında çok etkin faaliyetler uygulamaya koyması ve para akışını kontrol altına alma zorunluluğu olduğu belirtilmiştir. "LOBİ" dokümanının 4) "HEDEF" başlığı altında; Lobi'nin öncelikle ticari şirketler aracılığı ile ekonomik güç kazanması, ardından kuracağı vakıf ile de ekonomik gücünü artırma çalışmalanna yönelmesi gerektiği belirtilmiştir. Örgütün bu amaçlannı gerçekleştirebilmek için "USİAD" isimli sivil toplum örgütünü kontrol altına almaya çalıştığı, bu nedenle de "USİAD" isimli doküman çalışmasını yaptığı anlaşılmıştır. "USİAD" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE; "GİRİŞ" başlığı altında; Söz konusu çalışmanın Ulusal Sanayici ve İşadamlan (USİAD) adlı sivil toplum örgütünü konu edindiği, USİAD'm Kemalist ulusal kaygılar ve amaçlar doğrultusunda oluşturulan bir dernek olduğu ve işadamlan Mümtaz ZEYTİNOĞLU ile Murtaza ÇELİKEL'in öngörülerinden yararlanıldığı belirtilmiştir. "AMAÇ" başlığı altında; USİAD'm, global fmans kaynaklannm, ulusal üretimi önce kilitleyip ardından da tümden işlemez ve başansız kılma hedefinin karşısında, yeni bir güç olarak çıkartılmaya çalışıldığı belirtilmiştir. Henüz kuruluş sorunlannı tam anlamıyla aşamamış olmasına rağmen USİAD'm "yerli malı" üretimi ve kullanımı mesajından yola çıkarak girişimlerde bulunmuş olmasının ayn bir önem ifade ettiği, İlerleyen bölümlerde Türkiye'nin sanayi alanındaki birçok oluşum ve örgütlenmenin çeşitli bürokratik ve siyasi engellerle karşılaştığı, dış güç odaklannın baskılan sonucu uygulanan ulusal çıkarlara tümden aykm tanm, sanayi ve üretim yapılanmalannın ülkeyi "montaj sektörü" konumuna getirdiği, Tüm bu olumsuz gelişmeler karşısında USİAD'm yerinde ve gerekli bir adım attığı, bu anlamda desteklenmesi, teşvik edilmesi, rota belirlenmesinde yardımcı olunması gerektiği belirtilmiştir. "SORUNLAR" başlığı altında; USİAD'm en önemli ve en büyük sorununun, mevcut ekonomik yapı içinde diğer sanayici ve işadamlan örgütlerine karşı sergilediği farklı söylem ve ideallerinden dolayı girişimlerinde karşılaştığı engeller olduğu, Medyanın USİAD karşısında patronlannm, çıkar ve taleplerine uygun hareket ettiği, ancak yeni bir örgütlemenin (USİAD) çıkar odaklannın ve illegal çevrelerin hedefi haline geldiği, Amaçlar ve ilkeler doğrultusunda hareketle kuruculan derneğe "ulusal" adı verilmesini uygun gördüğü, ancak ülkede ve dünyada yaratacağı etkinlik göz önüne alındığında bürokratik engellerle karşılaşacağı belirtilmiştir. "SONUÇ" başlığı altında; USİAD'm faaliyetlerini ulusal çıkarlara uygun alanlarda desteklenmesi, sorunlanna çözüm yollannm tespit edilmesi, aynı alandaki karşı sivil toplum örgütlerinin desteği ve işbirliğinin sağlanması gerektiği, İlişkinin "örtülü" bir biçimde sürdürülerek geliştirilmesi ve desteklenmesinin ülke çıkarlan adına yararlı olduğu görülen USİAD'ın göstereceği performansın aynı zamanda ekonomik alandaki aksiyonlar karşısında reaksiyon odağı olarak değerlendirilmesi gerektiği,


Özellikle hükümetlerin dış güç odakları ile ilintileri ve uğradıkları baskılar sonucunda, ülke çıkarlarına aykırı karar almaları ve bu kararların uygulanması karşısında USİAD'm varlığının ayrı bir önem taşıdığı, Ayrıca USİAD'm Türkiye'deki fundamentalist ekonomik açılımlar karşısında ekonomik alanda operasyonal faaliyetlerin etkisiz kılınmasında önemli rol üstlenmesinin uygun görüldüğü belirtilmiştir. PANZEHİR ETNİK/BÖLÜCÜ OPERASYONLARIN TASFİYESİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheli Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN isimli şahıslardan ele geçirilmiştir.Dokümanm kapak kısmında "PANZEHİR ETNİK/BÖLÜCÜ OPERASYONLARIN TASFİYESİ" "KÜRT HAREKETİ VE TÜRK - KÜRT KARDEŞLİĞİ" "İSTANBUL /1 MAYIS 2000" yazmaktadır. 15 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanında "TERÖR" başlığı altında; 21 Yüzyılda en önemli sorunlardan birisinin terör olacağı, bu nedenle terör gruplarının kontrol altında tutulması gerektiği, gereğinde "NAYLON TERÖR GRUPLARI" oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alınması gerektiği belirtilmiştir. "PANZEHİR" isimli dokümanda ise; Abdullah OCALAN'm tutuklu bulunmasından faydalanılabileceğinden bahsedildiği. "OPERASYON" başlığı altında da Abdullah OCALAN'm yargı sürecinde gerçekleştirilebilecek operasyonun temel amacının PKK yönetim kadrolarının başarısızlık nedeniyle tasfiye edilerek, yerlerine Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplanndan seçilecek olan genç, donanımlı ve uygun subaylann atanmasından ibaret olduğu ve aynı uygulamanın HADEP kadroları için de gerçekleştirilebileceğinden bahsedildiği görülmüştür. Bu nedenle "PANZEHİR" isimli dokümanın, "ERGENEKON" dokümanında "TERÖR" başlığı altında gösterilen hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için yapılabilecek çalışmalan açıklamak amacıyla düzenlendiği değerlendirilmektedir. DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE ÖZETLE: "1) AMAÇ VE KAPSAM" başlığı altında; Kürtlerin tarihsel süreç içersinde Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti'ne ihanet etmedikleri, Osmanlı'nın çöküşü ve parçalanışı döneminde, ayn ve bağımsız bir devlet olma girişiminde bulunmadıklan, Kıbns Banş Harekatı sırasında ülkedeki tüm Askerlik Şubelerinin önünde gönüllü vatandaşlann uzun kuyruklar oluşturduğu, Güneydoğu Bölgesinde de aynı şeylerin yaşandığı belirtilmiştir. Türk Ulusu karşısında yenilgiye uğrayan emperyalizmin Kürt vatandaşlan içersinde bölücülük fikrini aşılayarak devlete karşı ayaklanmalanm sağlamaya çalıştıklan, aynı güçlerin Türkiye'yi parçalamak için Ulusal Devleti ortadan kaldırmanın yolu olarak "FEDERATİF MODEL" önerisini sunduklan belirtilmiştir. "2) EMPERYALİZMİN ETNİK / AYRILIKÇI TERÖR SAVAŞI" başlığı altında; Emperyalist güçlerce uzun yıllar sürdürülen sinsi ve inatçı çalışmalar sonucunda, PKK terör örgütünün oluşumunun sağlandığı ve böylelikle bir "Kürt Hareketi"nin sahneye konduğu, Emperyalist güçlerin PKK terör örgütü taşeronluğunda, önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bölmeyi, daha sonra da yıkmayı planladığı, fakat Türk Silahlı Kuvvetlerinin gösterdiği direncin emperyalist güçleri hayal kınklığma uğrattığı belirtilmiştir. "3) KUZEY IRAK VE KUKLA KÜRT DEVLETİ" başlığı altında; Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği'ne bağlı ülkeler ve Rusya, Türkiye'de sahnelenen etnik/aynlıkçı programa destek verdikleri, bu destekler sonucu PKK terör örgütünün oluştuğu, geliştiği ve sonuçta "Siyasallaştırılmak istenen Kürt Hareketi" sorununun ortaya çıktığı, /^ *?& ^^Tarih

Ortaya çıkan tabloda, Kuzey Irak bölgesinde bir Kürt devleti oluşturularak ABD ve AB'nin çıkarlarına hizmet edecek bir üs oluşturma çabası olduğu, böylelikle Avrasya bölgesi yer altı kaynaklarının ele geçirilmesinin hedeflendiği belirtilmiştir. "4) DEMOKRATİK CUMHURİYET PROGRAMI" başlığı altında; Türkiye'yi parçala ve böl taktiği ile parçalamaya çalışan emperyalist güçlerin ilk hedeflerinin Türk Kültürü olduğu, süreç içinde demokratik sivil toplum örgütlerinin emperyalizmin ülke içersindeki istihbarat, provokasyon ve terör bürolarına dönüştüğü, 2000 yılında CHP'nin "Demokratik Cumhuriyet Programı" ile CHP-PKK ittifakının aynı şeyler olduğu, burada satır arasında ikinci Cumhuriyet programının amaçlandığı belirtilmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin yıllardır savaş verdiği cephelerde, yasal siyasi partilerin ya da hükümetlerin alacağı kararlarla savaşın kazanılmasının mümkün olmadığı, Milli egemenlik ve ulusal çıkarların korunması her ne kadar halkın kendisine emanet edilmiş ise de; siyasi kadrolar, bürokratlar ve teknokratlara emanet edilmeyecek kadar önemli ve kutsal olduğu, bu kutsal emanetin korunması görevinin Türk Silahlı Kuvvetleri ile Türk Gençliğine emanet edildiği belirtilmiştir. "5) KÜRT AYRILIKÇILIĞI ÜZERİNDE İKTİDAR HESAPLARI" başlığı altında; Sözde ulusal çıkarlar, ulusal barış ve Türk - Kürt kardeşliğinin yeniden tesis edilmesi, iç barış ve huzurun sağlanması adına hareket eden siyasi kadroların asıl amaçlarının oy avcılığı olduğu, bu amaç doğrultusunda üretilen politikaların çok sakıncalı olduğu, Sonuç olarak; siyasi kadroların PKK terör örgütü ile diyalog içinde oldukları ve uzlaşma arayışlarına yöneldiklerinin gözlemlendiği belirtilmiştir. "6) ABDULLAH ÖCALAN FAKTÖRÜ" başlığı altında; PKK terör örgütü lideri Abdullah ÖCALAN'm bir savaş esiri olmadığı, dış istihbarat örgütlerinin güdümünde cinayet ve katliamlardan sorumlu, ihanet ve cinayet şebekesinin azmettiricisi olduğu, Fakat ÖCALAN'm sanki bir savaş suçlusu gibi muameleye tabi tutulduğu, bu nedenle eylemleri ve söylemlerinin siyasal zemine oturtulmak istendiği, bu durumun son derece sakıncalı olduğu ve vahim sonuçlar doğuracağı, Emperyalizme karşı mücadeleye yönelen ve kurtuluş savaşını başlatan Mustafa Kemal için idam karan verildiğinin bilindiği, bu idam kararmm Türk halkının Mustafa Kemal'e olan bağlılığını artıran bir faktöre dönüştüğü, ancak Mustafa Kemal Paşa'nm sonuç olarak egemenliği ortadan kaldırılmaya çalışan bir ulusun ve parçalanma sürecine itilen Osmanlı İmparatorluğu'nun değerli bir generali olduğu, oysa Abdullah ÖCALAN için böyle bir özellikten bahsedilemeyeceği belirtilmiştir. Yargı süreci devam ederken Abdullah ÖCALAN'm PKK ve HADEP'e yönelik talimatlarının medya aracılığı ile kamuoyuna sıkça yansıtılıyor olması, kamu viCDanmda yararlar açtığı ve dış dünya kamuoyunda da halen önemli bir gücün lideri konumunda olduğu imajı verdiği, bu nedenle ÖCALAN'm medya aracılığı ile mesaj iletmesine imkan verilmesi yerine, bu anlamdaki çalışmalarda ÖCALAN'm yazılı mesajlarının güvenilir kuryeler aracılığı ile iletiminin sağlanmasının çok daha akılcı bir yöntem olacağı belirtilmiştir. İmralı yargı sürecinin beraberinde etnik ayrılıkçı terör olgusunun dünya siyaset platformunda siyasallaşması sürecini doğurduğu, fakat İmralı yargı süreci içinde tutuklu bulunan Abdullah ÖCALAN faktörünün iyi ve verimli bir biçimde değerlendirilemediği, Abdullah ÖCALAN'm İmralı Cezaevindeki tutukluluk ve yargı sürecinden yararlanılarak, PKK başkanlık konseyi içinde yer alması sağlanacak kadrolar ile PKK'nm ABD ve AB üyelerinin kontrol ve hamiliğinden kurtarılarak doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlanmasının sağlanabilmesi gerektiği,

/^^V'^^v^

fi-' ~-


Abdullah ÖCALAN'm tutukluluk sürecinden yararlanılması ve PKK başkanlık konseyi kadrolarının süratle tasfiye edilerek yerlerinin elde edilmesi gerektiği, bunu Abdullah ÖCALAN'm gerçekleştirebileceği belirtilmiştir. "7) CHP'NİN PKK'LAŞTIRILMASI" başlığı altında; Türkiye'nin PKK'nın CHP'üleştirilmesi girişiminde bulunmadığı, fakat Pentagon merkezli AB destekli uzmanların CHP'yi PKK'lılaştırmayı akıl edebildikleri belirtilmiştir. "8) OPERASYON" başlığı altında; Abdullah ÖCALAN'm yargı süreci içinde gerçekleşebilecek olan bu operasyonun temel hareket noktasının, PKK yönetim kadrolarının başarısızlık nedeniyle tasfiye edilerek, yerlerine Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarından seçilecek olan genç, donanımlı ve uygun subaylann atanmasından ibaret olduğu, böylece Pentagon merkezli AB destekli PKK terör örgütünü tümüyle dış güç odaklarının kontrol ve yönetiminden arındırılmış olacağı, Kontrol altına alınmış PKK terör örgütünün yanı sıra aynı uygulamanın HADEP kadroları içinde gerçekleştirilebileceği, Bu operasyon sonucu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalamaya yönelik Kürt hareketine son verilebileceği gibi Kuzey Irak bölgesinde kurulmaya çalışılan kukla Kürt devletinin de önüne geçileceği belirtilmiştir. TBMM'ne Pentagon emrinde ve AB güç odaklarının desteğinde girecek olan PKK uzantısı HADEP'in Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle girmesinde, milli egemenlik ve ulusal çıkarlar adına yarar olduğu belirtilmiştir. FABRİKATÖR GÖZLEM & ANALİZ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir. Dokümanın kapak kısmında "FABRİKATÖR" "GÖZLEM&ANALİZ" "İSTANBUL/ŞUBAT 2000" yazmaktadır. 27 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanının "2/b) ÖRNEKLER" başlığı içersinde; Dünyanın her yerinde radikal düşüncelerin entelektüel kesim arasında yeşerdiği, (Komünizm, Sosyalizm, Demokrasi vb) güçlü istihbarat örgütleri için en tehlikeli görülen grubun entelektüel kesim olduğu, kamuoyunu en çok ve kolaylıkla etkileme becerisine sahip olduklan için, bu kesimin istihbarat örgütleri tarafından ciddi biçimde kontrol altında tutulmak istendikleri, bunun yanı sıra bu çevrenin istihbarat toplama açısından da çok zengin olduğu belirtilmiştir. "ERGENEKON" dokümanının 3/c) "POLİTİKALAR" başlığı altında ise; 21. yüzyılda dünya politikacılanm ve siyasetçilerini istihbarat örgütlerinin biçimlendireceği, dünyada var olabilmiş tüm sistemlerin ülke çıkarlan ve mevcut rejim ilkelerine aykın ideolojilere ait siyasileri engellediği, bunu ise 1-Suikast, 2-Dez-Enformasyon yöntemleri ile yaptığı belirtilmiştir. "FABRİKATÖR" kelimesinin; kişisel ve siyasal amaçlar için, genellikle gerçek ajan kaynaklanna sahip olmaksızın, gerçek dışı ve abartılı haber üreten kişi ve grup anlamına geldiği belirtilmiştir. "FABRİKATÖR" isimli dokümanın içeriğinde ise Doğu PERİNÇEK ve grubunun yapısı ve faaliyetlerini anlatan bir çalışma raporu olduğu, bu çerçevede Doğu PERİNÇEK ve grubunun Mao Zedung'un yolunu benimsedikleri, çok iyi istihbarat toplama yapılannm olduğu, bunlann yanı sıra arşivlerinde kişilerle ilgili ciddi manada bilgi ve belgelerin olduğu, bu bilgi ve belgeleri genellikle skandal içerikli provokasyon amaçlı kullandıklan, Doğu PERİNÇEK örgüt üyesidir. Örgütün, Doğu PERİNÇEK ve grubunun siyasi yapısından, istihbarat toplama faaliyetlerinden yararlanmak ve örgütün politikalanndan olan "Dez-Enformasyon" yöntemini gerçekleştirmek amacıyla "FABRİKATÖR" isimli çalışmayı yaptığı değerlendirilmektedir. "FABRİKATÖR" İSİMLİ DOKÜMANIN YAPILAN İNCELEMESİNDE;



Dokümanın dip notunda "FABRİKATÖR" kelimesinin Amerikan İstihbarat Servisi tarafından kullanılan bir terim olduğu, kişisel ve siyasal amaçlar için genellikle gerçek ajan kaynaklarına sahip olmaksızın gerçekdışı ve abartılı haber üreten kişi veya grup anlamına geldiği belirtilmiştir. 1.Bölümde "GİRİŞ AMAÇ VE KAPSAM" başlığı altında; Bu çalışmanın "Fabrikatör" tanımlamasına uygun görülen hukuk doktoru Doğu PERİNÇEK ve Aydınlık grubunun toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda "açık faaliyetleri" gözlemlenerek elde edilen veriler ışığında, objektif değerlendirme prensiplerine sadık kalınarak hazırlanan bir analiz olduğu belirtilmiştir. Doğu PERİNÇEK ve grubunun Marksist ideolojiyi ve Mao Zedung'un yolunu benimseyip savunduklan, uyguladıklan siyasette ise çok açık bir biçimde "Kemalizm'in Sancaktan ve Kalesi" durumunda görüldüğü, Mao Zedung siyaset ve yöntemleri yerine, Kemalist yöntemler sergilemeye özel bir çaba gösterdikleri, bu türden siyaset örneğini yalnızca siyasal fundamentalizmin sergilediği ve bu yönteme de "takiye" dendiği belirtilmiştir. Doğu PERİNÇEK ve grubunun, MİT yöneticileri tarafından MİT'in çalışmalannm aksadığını ve hatta felç olduğunu medya yaymlannda dile getirmiş olmalannm dikkat çekici olduğu, MİT yöneticilerinin açık kimliklerinin, evlerinin açık adreslerinin, otomobil plakalannm Perinçek ve grubuna ait yayın organlannda yayınlanmış olmasının da dikkate değer ve her türden yoruma açık bir husus olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Doğu PERİNÇEK'in özgeçmişinden, yayınlanmış kitaplanndan ve yurtdışı seyahatlerinden bahsedildiği, bu çerçevede Avrupa ülkeleri, Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Küba, Suriye ve Lübnan ülkelerine gittiği belirtilmiştir. 2.Bölümde "FAALİYET VE YÖNTEMLER" başlığı altında; Doğu PERİNÇEK'in yönteminin "uzun yürüyüş" olarak tanımlanan uzun vadeye yayılmış, belirlenen hedeflerin örtülü stratejik planlamaları olarak özetlendiği, bu yöntemin nihai hedefin belirlenebilmesini engellediği, bu nedenle her türlü örtülü faaliyete zemin hazırlayan çok özel bir metot olduğu, Doğu PERİNÇEK'in iyi bir hukukçu olduğu, bu nedenle faaliyetlerini hukuki zemine oturtmakta olabildiğince titiz davrandığı, yarar sağlayıcı her türden güç odağı ile işbirliği içinde olmasının en belirgin özelliği olduğu, siyasi faaliyetlerini ise tavandan tabana yayılma biçiminde çok yönlü ve çok amaçlı "Skandal/pravokasyon" yöntemleri ile gerçekleştirdiği belirtilmiştir. "Provokasyon Faaliyetleri" alt başlığı içerisinde; Toplumun duyarlı olduğu her konuda provokasyonlann oluşumuna zemin hazırlanmasının sağlanması, her şey olup bittikten sonrada provokasyonu gerçekleştirenlerin deşifre edilmesi yönteminin her dönemde yerini koruduğu, provokasyon amaçlı faaliyetlerin tümünde "skandaP'm örtü işlevi gördüğü, eylemlerde sergilenen skandallann gerçekte seçilen hedefi ve belirlenen amacı örttüğü, böylece eylemlerin çözümlenmesinin engellendiği belirtilmiştir. "İstihbarat" alt başlığı içerisinde; Doğu PERİNÇEK ve grubunun her konuda olduğu gibi istihbarat verileri toplanmasında da çok titiz davrandığı, yapılan çalışmalann hukuk normlanna uygunluğunun sağlanabilmesi için her dönemde yayın şirketinin faal tutulduğu, gazete ve dergi yayıncılığı ile kişi ve kurumlardan bilgi akışının sağlandığı, elde edilen verilerin stratejik materyallere dönüştürülerek yayıncılık ve hukuk prensiplerinin smırlannın zorlandığı, ideolojik amaçlar doğrultusunda yüksek tahrip gücüne sahip bir silah gibi kullanıldığı, Perinçek ve grubunun yayın faaliyetleri içerisinde yer alan istihbarat toplama çalışmalannm gazeteciliğin doğal sınırlan içerisinde kabul edilemeyeceği, çünkü disiplinli bir şekilde sürdürülen arşiv çalışmaları içerisinde MİT ve Genelkurmay Başkanlığının "çok gizli" belgelerinin de yer

aldığı belirtilmiş ve bu şekilde gizlilik dereceli belgelerle ilgili yaptığı haberlerden örnekler verildiği görülmüştür. (MİT raporu, Hiram ABAS'ın kamuoyuna deşifresi, Tansu ÇİLLER -CİA ilişkiler ağı vb.) "Arşiv" alt başlığı altında; Kişilere yönelik ciddi bir arşiv bulunduğu, bu arşivde yer alan bilgi ve belgelerin genellikle skandal içerikli provokasyonlara yönelik faaliyetler için bitimsiz bir kaynak olduğu, bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetler içeren hiçbir arşiv çalışmasının yapılmadığı ve bu anlamda bir çalışmanın gereksiz görülmüş olmasının arşivcilik faaliyetlerindeki amacın açığa çıkartılmasında yeterli olduğu belirtilmiştir. 3.Bölümde "DIŞ İLİŞKİLER" başlığı altında; Perinçek'in komünist bloklar ve Ortadoğu ülkeleriyle olduğu kadar eşdeğerde batı ülkeleri, onların istihbarat örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla her dönemde yakın ilişkiler içinde olmaya özen gösterdiği, Türkiye'de komünist görüşe sahip pek çok siyasi portre yıpranıp biterken Perinçek güçlü bir oy potansiyeli yakalayamamış olmasına rağmen her dönemde ayakta kalmayı başarabildiği, bunun nedeninin de Doğu PERİNÇEK'in Doğu Bloku ülkeleri ve Çin ile kurduğu ilişkiler oranında batılı ülkeler ile de sağlıklı ve derin ilişkiler kurmuş olmasından kaynaklandığı, Perinçek'in özellikle Çin ile olan ilişkilerinin dikkate değer olduğu ve Çin'den finansal anlamda destek gördüğü belirtilmiştir. 4.Bölümde "ABDULLAH ÖCALAN, KÜRT SORUNU VE PKK" başlığı altında; Kurmay Yüzbaşı Ceyhan KARAGÖZ tarafından 12.12.1994 tarihinde yazılan "GİZLİ" ibareli PKK terör örgütü hakkında ders notu olduğu, bu ders notu içeriğinde PKK terör örgütünün 27 Kasım 1978 yılında Diyarbakır Lice ilçesi Ziyaret Köyü'nde aralannda Abdullah ÖCALAN, Doğu PERİNÇEK, Ahmet TÜRK, Mehdi ZANA ve Cemil BAYIK gibi kişilerin de bulunduğu 25 kişi tarafından kurulduğu, devamında örgütün gerek siyasi gerek silahlı gelişimi ile PKK'nm Ermeni ve Asala işbirliğinden bahsedildiği anlaşılmıştır. Devamında 5 Şubat 1995 tarihinde Doğu PERİNÇEK'in bu ders notu ile ilgili Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğu, bu suç duyurusu içerisinde söz konusu ders notunun provokasyon olduğu, bu provokasyonun kaynağının Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı bir istihbarat ve istihbarata karşı koyma şube müdürlüğünün olduğu, bu nedenle bu provokasyondan yalnızca ders notunu hazırlayan Kurmay Yüzbaşı Ceyhan KARAGÖZ'ün değil aynı zamanda emir komuta zinciriyle bağlı olduğu komutanların ve Milli Savunma Bakanı'nm da sorumlu olduğu, ayrıca bu ders notunun dağıtımında bulunan ilgili kamu kurumlarının da sorumlu olduğunun belirtildiği görülmüştür. Aynı başlığın ilerleyen bölümlerinde, PKK'nm Genel Sekreterinin Abdullah ÖCALAN olduğu, Doğu PERİNÇEK'in Bekaa Vadisindeki PKK kampında Abdullah ÖCALAN ile görüştüğü, ayrıca Abdullah ÖCALAN'm Türkiye'ye getirilmesi ve İmralı Cezaevine kapatılmasıyla başlayan süreç içerisinde ÖCALAN'IN avukatları ile Doğu PERİNÇEK arasında başlayan teori ve düşünce alışverişinin dikkat çekici olduğu belirtilmiştir. Ayrıca 13 Ocak 1995 tarihinde Doğu PERİNÇEK'in Süleyman DEMİREL'e sunduğu "Kürt Sorununa Acil Kardeşlik Çözümü" isimli dokümanda, Öcalan'm dış ülkelerden acil müdahale istemesini işaret ederek PKK liderinin Sevr çizgisine gittiği görüşünü dile getirmesinin düşündürücü olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Doğu PERİNÇEK'in "Kürt Sorunu" tanımlaması ile yaptığı açıklama ve yayınların Türkiye'de yaşanan terör olaylarının Kürt sorunu olarak adlandırılmasına neden olduğu, Doğu PERİNÇEK'in sözde, Kemalizm'i ve Türk/Kürt kardeşliğini savunma adına yaptığı atılımların aslında Türk/Kürt kardeşliği arasında uçurumlar meydana getirdiği, sonuç olarak Doğu PERİNÇEK'in Kemalizm, Türk/Kürt kardeşliği, insan hak ve özgürlükleri ve demokrasi adı altında yaptığı tüm girişimlerin bilinçli bir biçimde Marksist/Leninist/Maocu ideoloji kalıpları içinde "bölücülük" argümanları ürettiği belirtilmiştir.


5.Bölümde "MUHALEFET VE MÜTTEFİK YÖNTEMLER" başlığı altında; Doğu PERİNÇEK ve grubunun mevcut sistem içerisinde yer alan tüm siyasi partilerden farklı bir siyaset yürüttüğü, siyasi hayatının hiçbir döneminde parlamentoya girememesine rağmen mevcut sistemi değiştirme amacı doğrultusunda iktidara gelmenin ve sistemi değiştirmenin tek yolunun her alanda "örgütlenmek"ten geçtiğinin kabullenildiği, Doğu PERİNÇEK ve grubunun siyasi arenada çok farklı bir muhalefet uyguladıkları, Perinçek'in uyguladığı muhalefetin siyasi anlamda mevcut rejim karşıtı olduğu, yani sistemin tamamen işlemez bir duruma girdiği, ömrünü tamamladığı görüşünün öne sürerek muhalefet yaptığı, sonuç olarak Doğu PERİNÇEK'e göre sistemin mutlak bir devrime ihtiyacının olduğu, gerçekleştirilecek devrimin ise Mao Zedung öğretisi olduğu belirtilmiştir. ö.Bölümde "FUNDAMENTALİZME BAKIŞ" başlığı altında; Perinçek ve grubunun fundamentalizme karşı kendilerini "vatanseverdik ile özdeş hale getirmeye özen gösterdikleri, 28 Şubat sürecinde kendilerinin kamuoyunda sempati kazanmaya çalıştıkları, yine bu dönemde fundamentalist çevrelere karşı Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef gösterdikleri, bu yöntemle ordu ile inançlı halk kitleleri arasındaki barış ve saygının yıpratılmasını amaçladıkları, kısacası Doğu PERİNÇEK ve grubunun güvenlik kuvvetleri, iç istihbarat birimleri ve Cumhuriyet savcılarının görevlerim tüm işlevleri ile birlikte üstlenmeyi istedikleri belirtilmiştir. 7.Bölümde "KEMALİZM'E BAKIŞ" başlığı altında; Perinçek'in uyguladığı siyasi çizginin halk kitleleri için antipatik olduğu, bu durumu sempatik hale dönüştürmek için Kemalizm'e sahip çıkma yöntemini kullandıkları, Kemalizm'i savunma merkezinden hareketle pek çok kurum, kuruluş ve kişilere karşı saldırabilme olanağı bulduğu belirtilmiştir. Ayrıca Atatürk ile Lenin'in görüşlerinin örtüştüğünü açıkça dile getirmesi Kemalizm'in gençler arasında gerçek anlamda anlaşılmasını engellediği ve kavram karmaşasına neden olduğu, Perinçek'e göre Mustafa Kemal Atatürk'ün ve Kemalizm'in ancak Marksist/Leninist/Maocu anlayış ile kavranabileceği belirtilmiştir. 8.Bölümde "TOPLUMA BAKIŞ" başlığı altında; Doğu PERİNÇEK'in uyguladığı politika ile iktidara gelmesinin mümkün olmadığını bildiğini, bu nedenle "örgütlenme" ve "örgütsel faaliyetler" ile mevcut rejimi devirerek yerine Marksist ideoloji türevi olan Mao Zedung sistemini getirmeye çalıştığı, ancak toplumun yapısının bu isteme uygun olmadığını bildiği, bu nedenle toplumdan alman güçle değil de örgütsel faaliyet ve provokasyonların sağlayacağı ivmelerden yararlanabilme yöntemini uyguladığı belirtilmiştir. Ayrıca Perinçek'in "uzun yoP'unda halkın yalnızca bir araç olduğu, kendi ideolojileri doğrultusunda bir rejim kurabilmek için halkı sürekli biçimde ajite ettiği ve mevcut rejime karşı dirence sürüklediği belirtilmiştir. 9.Bölümde "FİNANSAL KAYNAK YARATMA YÖNTEMLERİ" başlığı altında; Perinçek'in finansal kaynaklar yaratılmasında grubunun dahi bilinçlenmesini engellediği, kaynak yaratılması girişimlerinin tümünün gizli olduğu, görünürdeki üye aidatları, yayıncılık faaliyetleri dışında birçok ticari şirket faaliyetinin olduğu, bu şirketlerin Çin ve Federal Almanya gibi ülkelerle ticari ilişkiler içerisinde olduğu, ayrıca elde edilen istihbarat bilgilerinin finansal kaynağa dönüştürüldüğü belirtilmiştir. 1 Ö.Bölümde "SİYASİ PARTİLER İLE İLİŞKİLER" başlığı altında; Elde edilen istihbarat ve siyasi gelişmelerin adeta bir silah gibi kullanılarak siyasi partilerin bir anda yıpratılması yöntemlerini geliştirdiklerini belirtilmiştir. 11.Bölümde "TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİNLİK VE GÜVENİLİRLİK" başlığı altında; t , „-

Perinçek ve grubunun toplum ve kurumlar üzerinde etkinliği olmakla birlikte güvenilirliğinin olmadığı, sürekli biçimde provokasyona açık eylemler ve girişimler içinde karanlık bir portre olarak görüldüğü belirtilmiştir. 12.Bölümde "GENEL DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER" başlığı altında; Doğu PERİNÇEK ve grubunun ulusal çıkarlar göz önüne alındığında olumlu bir siyasetçi portresi çizmediği, bunun yanı sıra net olarak gazeteci portresi de olmadığı, Perinçek'in ticaretten teoriye, dış güç odaklarından provokasyona ve illegaliteye açılımlar yapabilen çok geniş bir yelpaze içinde yer aldığının gözlemlendiği belirtilmiştir. İŞÇİ PARTİSİNİN TÜRK VE KÜRDÜ BİRLİKTE ÖRGÜTLEME TASARIMI ANALİZ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Doğu PERİNÇEK, Tuncay GÜNEY ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir.Dokümanm kapak kısmında "İŞÇİ PARTİSİNİN TÜRK VE KÜRDÜ BİRLİKTEÖRGÜTLEME TASARIMI" "ANALİZ" "İSTANBUL/7 NİSAN 2000" yazmaktadır. 8 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "FABRİKATÖR" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: Örgüt tarafından hazırlanan "FABRİKATÖR" isimli dokümanda, Örgütün Doğu PERİNÇEK ve grubunun siyasi yapısından, istihbarat toplama faaliyetlerinden yararlanmak ve örgütün politikalarından olan "Dez-Enformasyon" yöntemini gerçekleştirmek amacıyla "FABRİKATÖR" isimli çalışmayı yaptığı değerlendirilmektedir. "İŞÇİ PARTİSİNİN TÜRK VE KÜRDÜ BİRLİKTE ÖRGÜTLEME TASARIMI ANALİZ" isimli dokümanda ise; Doğu PERİNÇEK'in yapacağı çalışmalarla ilgili hazırladığı raporları örgüte sunduğu, bu çalışmalann örgüt içersinde değerlendirildiği ve Doğu PERİNÇEK'in örgütün hedefleri doğrultusunda yönlendirilmeye çalışıldığı değerlendirilmektedir. "İŞÇİ PARTİSİNİN TÜRK VE KÜRDÜ BİRLİKTE ÖRGÜTLEME TASARIMI ANALİZ" isimli dokümanın yapılan incelemesinde; İşçi Partisinin Türk ve Kürdü birlikte örgütleme tasarımı çalışmasına cevap niteliği taşıyan bir analiz olduğu anlaşılmaktadır. Doküman içerisinde tırnak içerisinde yazılan cümlelerin olduğu, bu cümlelerin Doğu PERİNÇEK'e ait olduğu, diğer kısımlarda ise Doğu PERİNÇEK'in bu söylemleriyle ilgili değerlendirme yapıldığı anlaşılmıştır. "İki Karşıt Program Ve İki Karşıt Örgütlenme Modeli" başlığı altında; "...Batı devletleri ve işbirlikçileri, Kürdistan Teali Cemiyeti - PKK örgütlenme modelini dayatıyorlar. Bu anlayışa göre Kürt halk kitleleri Türklerle aynı partide örgütlenemez. PKK şu veya bu biçimde yasallaştınlmalı ve tepeden denetim altında tutulmalıdır. Kürt halkı ayrı siyasal partide örgütlenerek Batının denetiminde kalmalıdır." "...Türkiye'nin ulusal güçlerinin Türk Kürt kardeşliğini esas alan örgütlenme modeli ise milliyetlere göre örgütlenmeyi reddediyor, Türk ve Kürdü Kurtuluş Savaşı yıllarındaki Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti deneyiminde ve bugün İşçi Partisi önderliğinde olduğu gibi birlikte örgütlenmeyi savunuyor. Aynı örgütlenme bugün Türk ve Kürdün siyasal partisini birbirinden ayırmaktadır; böylece yarın devlet olarak birbirinden ayırmanın zeminin korumaktadır. Aynı örgütlenme modelinin hiçbir ilerici ve özgürlükçü mantığı yoktur. Bu modelin doğal sonucu ayrı devlettir...." Bu yazıların altında Doğu PERİNÇEK'in bu görüşlerinin yerinde olduğu belirtilmiştir. "Birlikte Örgütlenme Eğilimini Güçlendiren Etkenler" başlığı altında;


Bu bölümde 4. maddede dile getirilen "Apo'nun Kemalist Devrimi, Atatürk'ü ve Türk-Kürt birliğini savunan açıklamaları halk içinde olumlu etkide bulundu." savu ve görüşünün gerçekle hiç örtüşmediği belirtilmiştir. Öcalan'm yakalanışı ve güvenlik güçleri karşısındaki tavrının görüntülü bir biçimde kamuoyuna yansıması ile birlikte ortaya garip bir "paradoks" çıktığı, o tarihten itibaren de Abdullah ÖCALAN'm hiçbir sözünün öneminin ve etkisinin kalmadığı, bu ve benzer söylemlerin Abdullah ÖCALAN'm bir lider olarak kullanılmasında direnç göstermeyi amaçladığı belirtilmiştir. "BİRLİKTE ÖRGÜTLENME İÇİN POLİTİKA VE ÖNLEMLER" başlığı altında; "... Halk önderleri ve halk Kürt sorununda çözümün Ankara'dan geleceğini gördüğü gün, yüzünü Ankara'ya çevirecek ve çözümü Türk kardeşleriyle birleşmekte görecektir." Bu yazının altında PERİNÇEK'in bu görüşünün doğru olduğu, Kürt sorunun çözümünün Ankara'da olduğu, fakat bu soruna Türk-Kürt tanımlamalanyla yaklaşarak çözüm bulunamayacağı, yaranın daha da büyüyeceği belirtilmiştir. "... Türk ve Kürtleri birlikte örgütleme görevinin yerine getirilmesinde motor rolünü Türkiye'nin batısı oynayacaktır." Bu yazının altında 21. yüzyılda halen Türkiye'nin batısı ile doğusu tanımlamalarının kullanılmasının çok acı olduğu, bu ifadenin bile Türkiye'nin bölünmesine yol gösteren bir anlam taşıdığı belirtilmiştir. "....Türk ve Kürdü birlikte örgütlemede en önemli etken, Kurtuluş Savaşımızın ortak iktidar ilkesini hayata geçirmektir." Bu yazının altında, bu ifadelerin Kurtuluş Savaşı prensipleri, Atatürk ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti üzerinde kurulmuş tuzak olduğu, Atatürk'ün Cumhuriyet Devrim rejimini "ortaklıklar" ile kurmadığı belirtilmiştir. "SONUÇ" başlığı altında; Doğu PERİNÇEK'in "Türk ve Kürdü birlikte örgütleme tasarımı" projesinin Türkiye'nin Güneydoğu bölgesinde yaşanan acılara son verecek bir reçete olmadığı, daha çok kendisini ve partisini iktidara taşıyabilecek çözüm arayışları çalışması olduğu, Fakat ortaya attığı çözüm yollarının Türkiye'nin mevcut rejimini tehlikeli bir biçimde sıkıntıya sokabileceği, sorana baştan itibaren Türk-Kürt tammlamalan ile ele alınarak ayrımcılık yapıldığı, diğer taraftan her iki taraf arasında kurulması planlanan, düşlenen ve gerçekleştirilebileceği vaat edilen "ortaklık"tan söz edilmesinin "etnik bölünmeyi" kabullenmek demek olduğu, Bu tuzağı kuran siyasi partinin Güneydoğu bölgesinde PKK-HADEP-DEP tarafından sırtı sıvazlanarak destekleneceği, ayrıca dış ülkelerin istihbarat örgütleri ve siyasetçilerinin de destekleyeceği, çünkü Türkiye Cumhuriyeti topraklan içinde yeşerecek "etnik bölünmenin" öteden beri arzulanan bir oyun olduğu belirtilmiştir. REAKSİYON ETNİK/FUNDAMENTALİST/BÖLÜCÜ/YIKICI UNSURLAR ANALİZ VE TASFİYE PROJESİ İSİMLİ DOKÜMAN Bu doküman şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilmiştir.Dokümanm kapak kısmında "REAKSİYON" "ETNİK/ FUNDAMENTALİST/ BÖLÜCÜ/ YIKICI UNSURLAR ANALİZ VE TASFİYE PROJESİ" "İSTANBUL/KASIM 1999" yazmaktadır. 35 sayfadan oluşmaktadır. DOKÜMANIN "ERGENEKON" DOKÜMANI İLE İRTİBATI: "ERGENEKON" dokümanının l/a "AMAÇ" başlığı altında; Emperyalist sisteme dayalı bölücü/yıkıcı/çok uluslu/çok emelli sinsi faaliyetlerin Arnavutluk'un çözülmesine, İran'da şah rejiminin yıkılmasına ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılmasma yol açtığı, 20. yüzyılın son yılında bölücü/yıkıcı faaliyetlerin çok tehlikeli tırmanışa geçtiği, kaynağının dış ülke

istihbarat örgütlerinden alan ve ülke içinde konuşlandırılan bu güç odaklarının yerli işbirlikçi uzantılarının devletin her kademesine sızarak Türkiye Büyük Millet Meclisine girebildiği ve hatta siyasi platformda iktidar dönemleri yaşadıkları, bunun için ERGENEKON'un Türkiye Cumhuriyeti için her zaman olduğundan çok daha fazla yaşamsal önem ifade ettiği belirtilmiştir. "REAKSİYON" dokümanının "ANALİZ AMACI" bölümüne bakıldığında; "Reaksiyon adlı bu analiz/projenin amacı Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ERGENEKON'un milli mücadele girişimlerinden günümüze Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını tehdit etmekte olan etnik, fundamentalist, bölücü ve yıkıcı unsurların kaynak ve hedeflerini belirlemesiyle tasfiye edilmesine katkıda bulunabilmektir." yazdığı görülmektedir. "REAKSİYON" İSİMLİ DOKÜMANIN DEVAM EDEN İNCELEMESİNDE ÖZETLE; "İSTİHBARAT VE ANALİZİN ÖNEMİ" başlığı altında; "...Devletin her kurumunda olduğu gibi istihbarat kurumlarında da siyasi görüşler ve kişisel çıkarlar doğrultusunda analiz raporları üretilerek ülkeye yararlı olma amaç ve prensipleri hiçe sayılmıştır. Bu yol ve alışkanlıkla ülke içinde birilerinin çıkarlanna ters düştüğünden "istemediği" gizli ve sinsi tasfiyeler gerçekleştirilmiştir. Sanal düşmanlar ve cepheler yaratılarak bu düşmanlara karşı ekipler halinde naylon basanlar elde edilme yöntemiyle akıl almaz çıkarlar elde edilmiştir..." "Öte yandan ülke içindeki yabancı istihbarat örgütlerinin faaliyetlerinden aynı istihbarat kadrolannın hiçbir bilgisi yoktur. Dış ülkelerin istihbarat elemanlan kendilerine rahatlıkla yerli işbirlikçiler bulabilmektedir..." "...Yine aynı resmi istihbarat kadrolan, sözde devlet içine sızmış ve devleti ele geçirmeyi başarmış "çeteler" hakkında kendi aralannda dahi traji/komik gelişmeler sergileyip devletin resmi birimlerinin raporlannda yer almışlar, Devlet Güvenlik Mahkemelerindeki "sanık" ve "tanık" sandalyelerine oturarak kamuoyu ve tarihe malolmuşlardır..." "Ülke dışından ulusal varlığı dinamitleme girişim ve faaliyetleri hakkında, gereken çok önemli istihbarat verileri MİT'e akmamış olmalıdır ki; bugün Türkiye Cumhuriyeti ekonomik bağımsızlığını yitirebilmiş, siyasal bağımsızlığı tartışılır duruma düşmüş, ülke topraklannm bir bölümü kopartılma aşamasına gelinmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne etnik/fundamentalist/bölücü/yıkıcı unsurlann militanlan milletin vekili olarak girebilmiştir." "Emparyalizm 3 bin yıl olan 21.yüzyılda "Yeni Dünya Düzeni" ile "Yeni Dünya Hükümeti" projesini uygulamaya koymaktadır ki, bu uygulama "Ulus Devlet" modelini ortadan kaldmp her birini birer eyalete dönüştürmeye amaçlamaktadır. Uluslan ve ülkeleri köleleştirmeye yönelik böylesine güçlü bir organizasyon karşısında "Milli Mücadele" ile elde edilebilmiş ulusal haklann korunması, MİT gibi işlevini ve anlamını çoktan yitirmiş bir kuruluşa teslim edilemez..." yazdığı görülmüştür. Dokümanın içeriğinde aynca etnik/fundamentalist/bölücü/yıkıcı unsurlann yakın tarihinden bahsedildiği ve bu çerçevede tarihten örnekler verildiği görülmüştür. "TÜRKİYE İÇİNDE BULUNDUĞU KOŞULLARA NASIL ULAŞTI" başlığı altında ise; "...Türk ulusunun karanlıkta kalmış olması ve çağını kavrayamaması, siyasal otorite ve teorisyenleri durumunda olan bürokrat kesimin uygulamalanndan ve MİT raporlanndan kaynaklanmaktadır." yazdığı görülmüştür. "MİLLİYETÇİLİK" başlığı altında ise; "...Türk/Kürt kardeşliğinin zedelenmesi, birbirlerinden kopma noktasına gelmesi, bölücü/yıkıcı ve silahlı gruplann eyleme geçmeleri, konunun uluslar arası platforma taşınması gibi aksiyonlar karşısında MİT reaksiyon yerine, sonuç olarak ülke coğrafyasının bölünme


noktasına ulaşmasına neden olan "Kontrol Altına Alma" girişimlerine yönelmiştir." yazdığı görülmüştür. "LAİKLİK" başlığı altında; Gerçekleştirilen yasal düzenlemelerle laiklik prensibinin ağır biçimde yara aldığı, yasalara aykırı olduğu halde dergahlar, cemaatler ve tarikatların oluşturulduğu, bu yollarla ekonomi ve siyasetin ele geçirildiği, devlet kurumlan içerisinde örgütlenildiği, tüm bunlar olurken MİT'in hiçbir şey yapmadığı, köşe başlarındaki simit satıcılarım ve öğrencileri fişlediği belirtilmiştir. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri ile mensuplarının bile haklı/haksız, gerekli/gereksiz eleştirilebildiği bir Türkiye'de MİT'in eleştirilmesinin söz konusu bile olmadığı belirtilmiştir. "GÜNÜMÜZ TÜRKİYE'Sİ" başlığı altında; Ülkemizde seçimlerle çeşitli baskı gruplarının oluşturulduğu ve bu baskı grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisine yön verildiği, Türkiye'de fundamentalizmin hükümet olabildiği, ayrıca etnik/fundamentalist/bölücü/yıkıcı unsurların örgütlenmesine sivil toplum örgütlenmesi adının verildiği belirtilmiştir. "MEDYA" başlığı altında; Günümüzde çıkar gruplarının yıldızlarını parlattığı, memur gazetecilerin hangi amaca hizmet ettiklerini kendilerinin dahi bilmediği, ülke çıkarlarına aykırı söylev yayın ve programlar ile kamuoyu oluşturmayı amaçladıklan, aksi doğrultuda gazetecilerin ise medya dünyasından tasfiye edildiği, dış güç odakl