Ulusal Sorun Üzerine Eleştirisel Notlar

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Ulusal Sorun Üzerine Eleştirisel Notlar
Vladimir İlyiç Lenin
Bolşevik lider Vladimir Lenin tarafından Ekim-Aralık 1913 tarihleri arasında yazıldı.

Bu eserin VikiKaynak'ta kalıcı olabilmesi için çevirmen bilgisinin tanımlanmasına ihtiyaç vardır.

Bu eser Türkçe çeviridir ve çevirmeni bilinmemektedir. Çevirmen hakkında bilgi olmadan, eserin telif durumunu belirlemek olanaksız olduğu için telif ihlali sözkonusu olabilir. Çevirmen kimliğini tanımlayarak ya da VikiKaynak telif hakları politikasına uygun başka bir çeviriyi buraya ekleyerek katkıda bulunabilirsiniz.
Wikipedia-logo-v2.svg
ile ilgili ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.

Şu anda, ulusal sorunun, Rusya'da toplumsal yaşamın sorunları arasında birinci planda bir yer tutması doğal bir şeydir. Gericiliğin militan milliyetçiliği, karşı-devrimci, burjuva liberalizmden milliyetçiliğe geçiş (özellikle Büyük-Rus milliyetçiliğine ama aynı zamanda Polonyalı, Yahudi, Ukraynalı vb. milliyetçiliğine de) ve ensonu, çeşitli "ulusal" (yani Rus olmayan) sosyal-demokratlar arasında parti programının ihlaline kadar varan milliyetçi dalgalanmalar: bütün bunlar, bizim, ulusal sorun üzerinde eskisinden daha büyük bir dikkatle durmamızı zorunlu kılmaktadır.

Bu yazımız, özellikle, marksistlerin ve sözde-marksistlerin ulusal sorundaki programa aykırı tutumlarını bir bütün olarak incelemeyi erek olarak almaktadır. Severnaya Pravda'nın 29. sayısında (5 Eylül 1913, "Diller Sorununda Liberaller ve Demokratlar" başlıklı yazı), liberallerin ulusal sorundaki oportunistliklerinin sözünü etme fırsatını buldum. Bu yazım, M. F. Liebmann'ın oportünist Yahudi gazetesi Zeit'ta çıkan sert eleştirisine neden oldu. Öte yandan, Rus marksistlerinin ulusal sorun üzerindeki programları Ukraynalı oportünist Lev Yurkeviç tarafından da eleştiri!di (Dzvin. Bu iki yazar, o kadar çok yönlü soruna değinmişlerdir ki, kendilerini yanıtlayabilmek için, bu konunun çeşitli yönlerini incelememiz gerekiyor. Ve bana öyle geliyor ki, en uygunu, Severnaya Pravda'daki yazıyı buraya aktarmakla işe başlamaktır.

I. DİLLER SORUNUNDA LİBERALLER VE DEMOKRATLAR

Gazeteler, aşırı-gerici olmamak ve ürkek bir "liberalizm" eğilimi gösterme özelliğine sahip Kafkasya genel valisinin raporundan kerelerce sözettiler. Genel vali, örneğin Rus olmayan halkların yapay olarak ruslaştırılmasına karşıt bir tutum benimsemektedir. Kafkasya'da Rus olmayan ulusal toplulukların temsilcileri çocuklara Rusça öğretmek için kendiliklerinden çaba göstermektedirler; örneğin, Rus dili öğreniminin seçimlik olduğu Ermeni papaz okullarında olduğu gibi.

Rusya'da en yaygın liberal gazetelerden biri olan Ruskoye Slovo bu gerçeğe değinirken, pek yerinde olarak, Rusya'da, Rus diline karşı düşmanca davranışın "yalnızca bu dilin yapay olarak" (zorla demek daha doğru olur) "kabul ettirilmesinden" ileri geldiği sonucuna varmaktadır.

"Rus dilinin yazgısından kaygılanmanın gereği yok. Bu dil, kendiliğinden, bütün Rusya'da kabul edilecektir." Diye yazıyor gazete. Ve hakkı da yok. değil, çünkü iktisadi zorunluluklar, aynı devlet içinde yaşayan ulusal-toplulukları (birlikte yaşamak istedikleri sürece) çoğunluğun dilini öğrenmeye doğru itecektir. Rusya'da ,düzen ne kadar demokratik olursa, kapitalizmin, gelişmesi o kadar hızlı ve yaygın olacak ve iktisadi zorunluluklar, ayrı ayrı ulusal-toplulukları, ortak ticari ilişkiler için en uygun dili öğrenmeye doğru itecektir.

Ama liberal gazete kendi kendisiyle çelişkiye düşmekte ve liberal tutarsızlığını göstermekte gecikmiyor.

"Kimse, Ruslaştırmanın düşmanı olsa bile, Rusya kadar geniş bir devlette tek bir ortak dilin bulunmasının zorunlu olduğunu ve bu dilin de ancak Rusça olabileceğini yadsıyamaz. "

Mantığı tersine işletelim! Küçük İsviçre, ortak tek bir devlet dili yerine, üç resmi dilin (Almanca, Fransızca ve İtalyanca) bulunmasından hiç bir zarar görmemekte, tersine yararlanmaktadır. İsviçre'de nüfusun %70'i Almandır (Rusya'da %43'ü Ruftur), %22'si Frensizdir (Rusya'da % 17'si Ukraynalıdır), %7'si İtalya'ndır (Rusya'da Polonyalılar nüfusun %6'sını ve Beyaz Ruslar da %4,5'ini oluşturur). Eğer İsviçre İtalyanları, ortak parlamentoda sık Fransızca konuşuyorlarsa, onlar, bunu, herhangi bir barbarca polis yasasının zoruyla yapmamaktadırlar (İsviçre'de böyle yasalar yoktur); Fransızca konuşmaları, yalnızca demokratik bir devletin uygar yurttaşlarının, kendiliklerinden, çoğunluğun anladığı dilde konuşmayı yeğ tutmalarından ötürüdür. Fransız dili, İtalyanlara karşı kin telkin etmez; çünkü bu dil polis önlemleriyle zorla kabul ettirilmeyen özgür ve uygar bir ulusun dilidir.

O halde çok daha dağınık olan ve son derece geri olan "büyük" Rusya, dillerinden biri için ayrıcalıklı bir durum yaratarak niçin gelişmesini frenlesin? Bunun tam tersini yapmak doğru davranış değil midir bay liberaller? Eğer Rusya, Avrupa'ya yetişmek istiyorsa, hangileri olursa olsun, bütün ayrıcalıkları, bir an önce, tam olarak ve en enerjik biçimde ortadan kaldırmak gerekmez mi?

Eğer bütün ayrıcalıklar yok edilirse, eğer dillerden birinin zorla kabul ettirilmesine son verilirse, bütün Slavlar, aralarında anlaşmayı kısa zamanda ve kolayca öğrenirler ve ortak parlamentoda ayrı dillerde konuşmalar yapılması gibi "korkunç" bir şeyden korkmaz hale gelirler. Ticari ilişkilerin gereği, çoğunluğun, ülkenin hangi dilini konuşmasında yarar olduğunu belirleyecek olan, iktisadi zorunluluklar olacaktır. Ve bu ortak dil saptaması, ayrı uluslardan meydana gelen ülkenin nüfusu tarafından serbestçe kabul edildiği ölçüde, sağlam olacaktır, demokratizmin yaygın olduğu ve bunun sonucu olarak da kapitalizmin daha hızlı bir gelişme tanıdığı ölçüde çabuk gerçekleşecektir.

Bütün siyasal sorunlarda olduğu gibi, diller sorununda da liberaller, bir elini (açıkça) demokrasiye uzatan ve öteki elini (arkalarında) gericilere ve polis ajanlarına uzatan ikiyüzlü bezirganlar gibi davranmaktadırlar. Liberal, gericilerden, elaltından şu ya da bu ayrıcalığı koparmaya uğraşırken, biz ayrıcalıklara karşıyız diye bağırıyor.

Her türlü burjuva liberal milliyetçiliğinin niteliği işte böyledir: yalnızca Büyük-Rus milliyetçiliğinin değil (elbette ki ezici karakterinden ötürü ve Purişkeviçlerle bağlantısından ötürü en kötüsü budur), Polonya milliyetçiliğiyle, Yahudi, Ukraynalı, Gürcü ve bütün öteki milliyetçilikler için durum aynıdır. "Ulusal kültür" sloganı altında, Rusya'nın olduğu gibi Avusturya'nın da bütün uluslarının burjuvazisi, gerçekte işçilerin bölünmesi için, demokrasinin zayıf düşmesi için çaba göstermekte, halkın haklarını ve özgürlüklerini kısıtlattıkları gericilerle bezirganca alışverişlere girişmektedir.

İşçi demokrasisinin sloganı "ulusal kültür" değildir, demokratizmin ve dünya işçi hareketinin uluslar arası kültürüdür. Burjuvazi, bir sürü "olumlu" ulusal programlarla halkı aldatmayı deneyebilir. Bilinçli işçi ona şu yanıtı verecektir: ulusal sorunun tek bir çözümü vardır (sefahat, çelişkiler ve sömürü dünyası olan kapitalizm dünyasında bu sorunun çözüme bağlanabildiği ölçüde) bu da, tutarlı demokratizmdir.

Kanıt mı istiyorsunuz: eski bir kültüre sahip bulunan Batı Avrupa'daki İsviçre ve yeni bir kültüre sahip bulunan Doğu Avrupa'daki Finlandiya.

Ulusal sorunda işçi demokrasisinin programı da şudur: hangi ulus ve hangi dil için olursa olsun her türlü ayrıcalığın kesin olarak ortadan kaldırılması; ulusların siyasal kaderlerini kendilerinin tayin etmesi sorununun, yani bunların tamamen özgür ve demokratik yoldan ayrılmaları ve bağımsız devlet kurmaları sorununun çözüme bağlanması; uluslardan birine herhangi bir ayrıcalık tanıyacak olan (zemstvonun topluluğun vb.) ulusların hak eşitliğini bozacak olan ya da bir ulusal azınlığın haklarını baltalayacak olan her. Türlü davranışı yasaya aykırı ve geçersiz sayan ve devletin her yurttaşına, anayasaya aykırı olan bu tür tasarrufların geçersiz sayılmasını talep etme hakkını tanıyan ve aynı zamanda böyle hareketlere girişecek olanları cezalara uğratan genel pir yasanın kabulü.

Dil sorunları vb. yüzünden ayrı ayrı burjuva partilerin aralarında sürdürdükleri ulusal kavgalara karşı, işçi demokrasisi şu istekleri ileri sürer: her burjuva milliyetçinin öğütlediği şeyin tam karşıtı olarak, bütün ulusal-topluluklardan gelme işçilerin, bütün işçi sendika, kooperatif ve tüketim örgütlerinde mutlak birliği ve tam kaynaşması ile, ancak böyle bir birlik ve böyle bir kaynaşma ille demokrasi savunulabilir ve şimdiden uluslararası bir niteliğe bürünen ve her geçen gün bu niteliği artan sermayeye karşı işçilerin çıkarları savunulabilir, her türlü ayrıcalığa ve sömürüye yabancı olan yeni bir yaşam tarzına doğru dönüşmekte olan insanlığın çıkarları savunulabilir.