İçeriğe atla

Temâşâ-yı Hazan

Vikikaynak, özgür kütüphane
Temâşâ-yı Hazan

Gel bugün de, sükût ile, güzelim
İhtizâr-ı hazânı seyr idelim:

Ey benim, ey hazânlikâ güzelim,
Bir dimagî vedâd ü re'fetle
Kalalım serbeser tabî'atle:

Elem-i arza iştirâk edelim,
Mevsimin kainât-ı ye'sinde
Olalım bizde bir gam-ı zinde...

Su soluk mevsim-i küdûretden
Dağılır bir vedâ'-i bîkelimât
Pek hayâlî, rakîk bir «heyhât!».

Za'f ile diz çöken tabi'atden
Yükselir bir feci' va'z-ı du'a,
Gizli bir şehka, bir sükût-ı recâ.

Böyle leb beste terk-i 'ömr itmek,
Nazarî bir lisan ile ancak
Ebedi iftirâkî anlamak.

Bir tahassürle dembedem dönerek
Eylemek cebhe-i hayâta nazar:
Bu 'azîmetde bir fecâ'at var!..

Sevgilim, dinle işte bâd-ı hazân
Müteverrim misâli öksürüyor,
Hemde bir öksürükki çok sürüyor;

Bir bahar-ı terennümün her ân
Çâk olur sanki sadr-ı hâtırası
Bu sualin kesilmiyor arası;

Kainat oldı sanki sertâser
Bir büyük hastahâne-i etfâl;
Öyle bir yerki pür hurûş-ı su'al,

Bâd-ı pür va'd-i nevbahâr ider
Bir enîn-i elîm ile tekzîb
Öksüren, inleyen, şu bâd-ı ratîb.

Sar'a-i ihtizâr içinde gusûn
Çırpınır, çarpınır, kırar, kırılır!
Bâd-ı nalâna haykırır, darılır..

Ah, o dallardaki fütûr-ı derûn,
Onların tavr-ı serzenişkârı,
Onların mâderâne ekdârı!..

O nihâlânda sallanan yuvalar,
O perâkende, nâzenîn, muğber
Uçuşan, savrulan, düşen tüyler

Ah o son tüyki, muhteriz, kovalar
Câbecâ rûh-ı âşiyânesini,
Yuvanın yâd-ı pür terânesini...

Kim bilir hangi ta'ir-i şûhun
Yadigâr-ı hayât-ı kalbîsi
Doldururdı bu lâne-i hevesi?

Kim bilir hangi pür tarab rûhun
Yıkılan âşiyânda mahfîdi
Râz-ı aşkîsi, râz-ı ümîdi?



Yıkılan lânelerle birlikde
Dökülür âb ü hâke yapraklar;
Na'ş-ı evrâk ile dolar laklar.
 
Rûhu bâzû-yı bâd-ı hâlikde,
'Ömr-i nâçîzi gamzedâ-yı ziyâ',
Dökülür berg-i mürde, lâl-i vedâ'...

O sararmış giyâh, o yapraklar
Bûse-i elvedâ'a nâ-kâdir
Hasta. Fırkat-resîde leblerdir.

Dökülürken hep, âh o yapraklar
Gamlı hemşîreler gibi araşır,
Öyle hemşîreler ki gam yaraşır.

Bu düşenler birer nahîf eldir,
Öyle eller ki tâlib-i rikkat,
Taleb-i rahm için eder hareket;

Öyle eller ki tavrı mühmeldir,
Gösterir âsümânı, hâke düşer;
Emel-i 'arş ile helâke düşer.

Her taraf sisli, her taraf birden
Sanki derbeste-i nikâb-ı buhâr,
O nikâb arkasında giryenisâr...

Âsümân-ı bir sahîfe-i âhen;
Sisler üstünde âftâb-ı hazîn
Bir büyük dâne dürre-i hûnîn..

Bir nikâb-ı esef cebîninde
Her bulut bir hayal-i gamdîde
Ki leb-i tesliyetle rencîde...

Dagların sîne-i hazininde,
Nevbaharın hayât-ı dilrîşi
Düşünür zahm-ı 'arzı tefrîşi...

Bir küçük katre şebnmem-i mâtem
Mevsimin her yerinde lerzândır
Her taraf gizli yaşla giryândır...

Her hıyâbânda serbedest-i elem,
Gizlice mâder-i sükût inler;
Eder ervâh-ı ra'şedâr-ı keder.
 
Senenin cismi muhtazır gibiir
Şu mesâfât-ı bînihâyette
Bister-i vâsi'i- tabîatte...

Bu dıram şimdi muntazır gibidir
Perde-i berfin arza inmesine,
Kışın âsayiş-i mukaddesine...



Yeter artık nezâremiz güzelim,
O senin mevti görmemiş dîden
Korkarım incinir bu rü'yetten;
Gel, bahâr-ı hayali seyredelim...

Cenab Şahabeddin