Müzakere açıkta, herkesin önünde oluyordu. Muhammet yere bağdaş kurarak oturmuştu. Mekke Sefiri Süheyl Muhammedin karşısına diz çökerek oturdu ; yüksek sesle konuşuyordu.
Muhammet damadı Aliyi çağırdı, muahedeyi yazmasını ve "besmele" ile başlamasını söyledi; Süheyl de bunu kabul etmedi, değiştirtti. Süheyl "Allahın Resulü Muhammet" ibaresine de itiraz etti ve "kendi adını yazdır!" dedi. Muhammet, bunda da ısrar etmedi. Yazılan muahede şöyle oldu:
"Bu, Abdullahın oğlu Muhammet ile Amrin oğlu Süheyl arasında aktolunan sulh muahedenamesidir: On sene müddetle biribirlerine karşı silâh kullanmamaya karar verdiler…"
"Kureyşlilerden bazıları, velilerinin izni olmaksızın Muhammet tarafına geçecek olursa, Muhammet onları geriverecektir; fakat müslümanlar, Muhammedin tarafını bırakırlarsa, Kureyşliler tarafından geriverilmiyeceklerdir.
Herkes, Muhammet ile bir ittifak muahedesi aktetmekte serbesttir. Kezalik, Kureyşliler de her istediklerile bir ittifak muahedesi yapabilirler.
Muhammet bu sene, Mekkeye girmemeyi kabul eder. Fakat, gelecek sene, Kureyşliler şehri terkedecekler ve Muhammede şehirde üç gün kalmıya müsaade edeceklerdir.
Muhammedin yanında yalnız bir kılıç bulunacak başka silâh olmıyacaktır."
Bu muahedenamedeki ağır şartlardan müslümanlar, hiç memnun olmadılar; en yakın sahabeler Muhammede itiraz ettiler ve ondan istizahta bulundular. Hakları vardı. Çünkü bu muahedenin inceliğini anlıyabilmek için, insanlar ve hadiseler hakkında yalnız uzun bir hayat tecrübesile kazanılabilecek nüfuzu nazar sahibi olmak lâzımdı. Hakikatte, islâmiyetin, o zamana kadar hiçbir zaferi; Hudeybiye Muahedesi kadar mühim olmamıştır.
Bu muahededen sora, Kureyşlilerle yakından ve samimî temas mümkün oldu; islâm telkinatı daha kolay ve daha tesirli yapılabildi. Mekke reislerinden Halit bin Velit ve Amr İbnülas gibi büyük kumandanlar, Muhammedin tarafına geçtiler. Yirmi iki ay içinde, yani muahede Mekkeliler tarafından bozuluncaya kadar, islâmiyete dahil olanların miktarı, Hudeybiyeden evel müslüman olanların miktarından fazla oldu.