Sayfa:Ta'lîm ve Terbiye-i Askeriyye Hakkında Nokta-i Nazarlar.pdf/9

Vikikaynak, özgür kütüphane
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Bu sayfa istinsah edilmiş

—10—

Lâkin hücûm anında onu başlı başına bırakırsanız, eğer düşmana takarrübden bir hayli zamân evvel onu arkadaşlarından geniş aralıklarla tefrîk ederseniz, eğer ona ‘arâzîden istifâde et, tırman, sıçra, her taşdan, her çalıdan bir sütre yap, hulâsa Japon askerinin fevk-al-âde bir sûretde yaptığı gibi, Fransızların yâhûd Almanların hareket edecekleri gibi hareket et’ derseniz, kendinde bu husûsda ne meyelân ne mahâret ne intikal fikri ve ne de bu işleri yapabilmek için elzem olan çeviklik bulunamayacakdır. Kendisini şaşkınlıkdan kurtaramayacak, tereddüd edecek, mütehayyir kalacak, anlayamayacak ve ihtimâl muvaffak da olamayacakdır.”

Bütün bu hakâyıkın askere belletilmesi, en son ta’lîm-nâmenin tatbîk-i ahkâmındaki muvaffakıyyetle olacakdır. Yoksa efkâr ve âmâlini isti’mâlden ve kendiliğinden ittihâz-ı tedâbir ve karârdan men’ edilen kimseler, sihr-bâzlıkla döner gibi mâhir, müteşebbis ve hakikaten zamân-ı hâzır taarruzunu icrâya muktedir bir muhâribe munkalib olamazlar.

Yalnız kuvâ-yi mâddiyyenin tezyîdi nokta-i nazarından yetişdirilmiş askerin Rus askeri gibi olacağına şübhe yokdur. Böyle anâsırdan mürekkeb olan bir ordu âsâr-ı kahramân-âne gösterebilir; fakat hiç şübhe yok ki mağlûb da olur.

“(Ta’lîm-nâme-257) Kuvâ-yi bedeniyyenin muhâfazası bir maksad-ı aslî değil belki icrâât-ı hârik-ül-âde için kuvvânın zinde bulunması zımnında bir çâre ve tedbîrdir.”

Zaman-ı hâzır a’sâr-ı sâlifeden büsbütün başkadır. Bugün galebe ilerlemekdedir.

Ordumuzun da şecâat-ı fıtriyye ve itâat-i dîniyyeleriyle istenilen yere sevk edilmek mümtâziyyetini hâiz olduğu cümlenin ma’lûmudur. Fakat bu da hâtırdan çıkarılmamalıdır ki ordumuzun şecâat-i fıtriyyesi ne dereceye kadar müsbet ise hâl-i hâzır harbinin ehemmiyyeti de ondan daha ziyâde bâriz ve kat’îdir.

Ordunun ta’lîm ve terbiye ile bir kumanda altında sevk ve idâre olunabilmekdeki kâbiliyyet derecesini yükseltmek kumanda ve zâbitân hey’etleri için nâmûs ve şeref mes’elesidir.

Buna muktediriz ve ancak biz muktedir olabiliriz. İktidârımızın âsârını göstermekde her fırsatdan istifâde etmeliyiz. Aksi takdîrde âciz ve miskîn bir sürüden başka bir şey’ olamadığımız hakkındaki zehâb-ı agyâra baş eğmek zilletini kabul eylemek lâzımdır.

Zâbitân ve efrâdımızın muhârebe meydânlarında gösterdikleri şehâmet her millet ve her ordu için gıbta-âverdir. Lâkin ölüm karşısında titremeden hasmına saldıran kahramânların bu harekâtının vatan için, millet için daha müsmir, daha parlak netâyicle tetvîcini ârzû ediyorsak her kumandan her zâbit ma’iyyetinin ta’lîm ve terbiyesiyle iştigal etmelidir. En büyük kumandanların târih-i askerîyi yaldızlayan muzafferiyetleri ta’lîm ve terbiyesine himmet edilmiş ordularla mümkin olmuşdur.