35
nadiren şekillendirmiş, klasik kentlerin plancıları kendi artistik hayal ya da arzularını değil, yönetici parti veya liderlerin istekleri doğrultusunda kentleri tasarlamışlardır.
Benevolo (1995) Avrupa'da kolonileşme sürecinde yeni kentlerin kuruluşundaki idari gücün etkisini;
"Her kentin kurucusu, aynı zamanda kentin üzerinde bulunduğu toprağın da sahibiydi ve böylece sokaklar, meydanlar, tahkimatlar, ayrıca da yaşayanlara ayrılan parsellerin alt bölümlere ayrılması gibi bütün özellikleriyle kentin tasarımını akılcı bir biçimde planlayabilirdi; bu süreç bilinen ve paylaşılan yapı örneklerine göre yürütülürdü."
şeklinde belirtmiştir.
Siyasi yetkenin yarattığı kent görüşünün tersine Maisels (1999), kentin krallık kurumunu yarattığını;
"Krallık, kuşkusuz Sümer'in kent devletleri içinde gelişti; ancak kentler krallıkların çevresinde kristalleşmiş değildi; tersine, krallıklar kentlerin yaratıkları idi."
diyerek ifade etmektedir.
Kent, toplumsal olarak üretimle ilgili karşılıklı bağımlılık ilişkisinde değişikliğe yol açıp, siyasal yönetimin özelleşmesine varacak biçimlenmeyi başlatmış, siyasal yönetim (hükümet) ise, ideolojik ve ekonomik alanlarda, silahlı birliklerde profesyonelleşmeyi temsil eden ve yazıya dayanan bir kamu yönetimi kanalıyla, kendisini, 'devlet' olarak ortaya koymuştur.
Kent ve kırsalı arasındaki toplumsal tabakalaşmaya uğramış ilişki nedeniyle, yatay siyasal ilişkilerin yerini ast-üst dikey siyasal ilişkilerin alması devletin oluşması sonucunu doğurur [Benevolo, 1995].
Siyasi düşüncenin kent biçimlenişindeki hâkimiyetini, Kostof (1991)'un