19
Toplumsal yapıda meydana gelen değişim, insanoğlunu doğadaki olayları algılama ve hayal ederek araç yapma etkinliğini somut hale dönüştürmeye itmiş ve bu şekilde düşüncesini geliştirmesini, ortak çalışmayla da iletişimini sağlamıştır.
Doğayla mücadelenin yaşamın temelini oluşturduğu bu süreçte, kendi içine dönük topluluklar, yaşadıkları tecrübeleri kendilerinden sonra gelenlere bir şekilde aktarmanın yolunu bulmuşlardır. İlkel topluluk insanları, doğayla mücadelelerini simgeleyen mağara resimleri ile yapı teknolojisi ve deneyiminden çok önce sanatsal birikimini aktaracak güçte bir iletişime sahip olduğunu göstermektedir [İzgi, 1999]. Bu süreçte, Şenel (1995)'in tanımıyla,
"Çağrışımcı, benzetmeci, simgeci, sınıflandırıcı ve olaylar arasında gelişigüzel neden sonuç bağlantıları kuran❞
sihirsel düşünüş ortaya çıkmaya başlamıştır.
Erkeğin fiziksel gücüne bağlı bir toplumsal statü farklılaşmasının varlığından söz edilebilmekte ancak, ilkel topluluğun yapısında sihirsel düşünüş biçiminin herhangi bir siyasal ve ideolojik düşünüşe yol açtığına dair bir buluntunun olmadığı belirtilmektedir [Şenel, 1995].
İnsanoğlu, bu dönemde doğaya karşı verdiği yaşam mücadelesiyle birlikte düşünmeye ve bu gelişimle birlikte uygarlık yolunda yavaş adımlarla yürümeye başlamıştır.
Henüz üretim bilgisine sahip olmayan, avcı toplayıcı düzendeki ilkel topluluğun ekonomisi elbette ki çevre ve iklim faktörlerine bağlı bir ekonomidir. Üretimin olmaması, dış etkenlere bağlı olarak değişen yiyecek miktarı, bu nedenle ortaya çıkan nüfus sorunları ve teknolojik sıkıntılar gibi çözümsüzlüklere sahiptir. Üretim ve buna bağlı olarak artı ürün gibi bir gücü olmamasına karşın, ilkel topluluk doğaya karşı mücadelesindeki toplumsal