Recep Tayyip Erdoğan'ın 27 Mayıs 2011 tarihli Muğla mitinginde yaptığı konuşma

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Bodrum’a, Dalaman’a, Datça’ya, Fethiye’ye, Kavaklıdere’ye, Köyceğiz’e, Marmaris’e, Milas’a, Ortaca’ya, Ula’ya, Yatağan’a oralardaki tüm kardeşlerimize selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Biraz önce Aydın’da Aydınlı kardeşlerimizle kucaklaştık. Şimdi bu Muğla’yla gurur duyulmaz mı? Bak şurada bir şey yazıyor; “Hadi gari, yetti gari, 40 yıldır Muğla’nın nefesi bitti gari” diyor. Ben anlıyorum sıkıntınızı, biraz sonra ona da değineceğim.

Tabii bugün 27 Mayıs’ın 51. seneyi devriyesinde. Aydınlı, Egeli, bu toprakların evladı Adnan Menderes’i bir kez daha rahmetle, minnetle yad ettik. Muğlalı İbrahim Şahidi Dede Hazretlerinin çok anlamlı iki mısrası var. Diyor ki İbrahim Şahidi; “Allah’ın aşk ateşinde yana gelmişlerdeniz, bu uğurda can ve baş vermeye meydana gelmişlerdeniz.” Rahmetli Menderes, rahmetli Zorlu, rahmetli Polatkan işte siyaset meydanında, hizmet meydanında, memleket meydanında canlarını, başlarını verdiler. Allah onlardan razı olsun, mekanları cennet olsun. Bu millet kendisine hizmet edeni, kendisi için eser üreteni hiçbir zaman unutmamış, vefa borcunu her daim yerine getirmiştir. Bizler de onları unutmayacak, inşallah unutturmayacak, genç nesillerin de onları her daim hayırla yad etmesi için onları anlatmaya devam edeceğiz.

Fakat sevgili Muğlalılar, bu 27 Mayıs’ı Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti bayram ilan etmiştir. Düşünebiliyor musunuz, bir devrim ve o devrimin yapıldığı gün CHP tarafından bayram ilan ediliyor. CHP zaten her zaman devrimin ve devrimcilerin kuyruğunda bugünlere gelmiştir. Demokrasi CHP için hiçbir zaman sağlıklı yol olmamıştır. CHP zihniyeti düşünün bu ülkede valileri il başkanından belirlemiştir. CHP’nin il başkanı o ilin valisi olmuştur. Bu nasıl demokrasi? Buna tamamıyla tek partili dönemin o despot, otoriter anlayışı CHP zihniyetinin işte geçmişten aslında bugüne devşirme şeklidir. Demek ki Menderes çok partili dönemde bu CHP zihniyetine bunu da öğretti. Ve demokrasinin 1. dönemi işte 27 Mayıs’a kadardı, ondan sonra 2. dönem başladı, ondan sonra da bazı evreler geçirdik. 12 Eylül’den sonra yeni bir evre, ama şimdi 12 Haziran inşallah yepyeni bir evreye geçiyoruz. Yeni bir demokrasi yeni anayasayla gelecek, temel hak ve özgürlükler yeni anayasayla gelecek, çok daha güçlü gelecek, evvel Allah yere sağlam basarak gelecek. Buna var mıyız? Varız.

Bugün Aydın’da Aydınlı kardeşlerimize bir müjde verdik. Neyi beklediğinizi biliyorum, onun için hemen bu müjdeyi vereyim size. İnşallah bu seçimlerden sonra Muğla’mızı da büyük şehirler statüsüne alıyoruz. Zira nüfusu 750 bini aşan illerimizi büyük şehir yaptık, 11 ilimiz buna uygun. Zaten bu 750 bin sınırı bizden önceki iktidarlarda belirlenmişti, fakat şimdi biz bunu biraz daha güçlendirdik, o da İstanbul ve Kocaeli türü, yani il sınırlarını büyük şehrin sınırı içerisine almak suretiyle, arzumuz bir plan bütünlüğünü meydana getirelim. Yani ilin tamamında bir büyükşehir hizmeti olsun, 100 binlik imar planları, 50 binlik imar planları, 25 binlik imar planları, 5 binlik nazım imar planları büyükşehir tarafından yapılsın. Uygulama planı ilçe belediyeleri tarafından yapılsın ve artık belde belediyeleri diye bir şey kalmasın. Bunları kaldırıyoruz. Ve bununla artık ne olmayacak? Artık kaçak göçek olmayacak. Bir plan bütünlüğü içerisinde inanıyorum ki turizmin en önemli illerinden bir tanesi Muğla çok daha güzel olacak, çok daha altyapısıyla sağlam olacak.

Şimdi soruyorum size, Allah aşkına şu Muğla’da kaç yıldır CHP belediyesi var? Neredeyse 40 yılı buldu mu? Ardı ardına bu var, değil mi? Peki Allah aşkına şu Muğla’nın hala kanalizasyonları yapılabildi mi? Böyle bir turizm kentine kanalizasyonu olmayan bir kent, böyle bir sıfat yakışır mı? Peki nasıl oluyor da hala CHP burada seçim kazanıyor ben anlamıyorum. Bak en son İller Bankasının referansıyla yine Dünya Bankasından kredi aldılar, güya şimdi yapılıyor. 3,5 yıldır hala yapılıyor. Ben bir Belediyeci olarak aynı zamanda konuşuyorum. İstanbul gibi bir şehrin Belediye Başkanlığını da yaptım. Ama hamdolsun İstanbul’da altyapı sorunu diye bir sorun biz bırakmadık. Şimdi bu büyük şehir kararıyla yeni bir döneme de girilecek. Ama ben diyorum ki önce gelin 12 Haziran’da farklı bir kararı da verelim. Sevgili kardeşlerim, bizim siyasetimizde ayrımcılık olmadı, olmayacak. Bizim hizmet siyasetimizde doğu, batı, kuzey, güney ayrımı olmadı, olmayacak. Bu seçimlerin ardından haritayı renklere boyayanlardan değiliz biz. Hizmet üretirken, şehirlerimize hizmet götürürken önüne renkli haritalar alanlardan, oy oranlarına bakanlardan asla olmadık. 81 vilayetin tamamında eserlerimiz var, hizmetlerimiz var. Hiçbir ayrım yapmadan, bu şehir bize oy verdi, burası bize oy vermedi demedik, bunları çağdışı politikalar olarak kabul ettik. Şu anda Türkiye’de en yoğun bizden pay alan illerden bir tanesi Muğla’dır. Barajlarından bölünmüş yollarına varıncaya kadar, havaalanına varıncaya kadar, 2 havaalanı değil mi? Bütün bunlara varıncaya kadar, biz geldiğimizde kümesti kümes. Dalaman bir kümes, öyle mi? Milas’a bak kümes. Şimdi ne oldu? Tam bir dünya ulaşımına cevap verecek modern havaalanları oldu. Şimdi inşallah Milas da bitecek ve onunla çok daha farklı bir döneme gireceğiz.

Ben buraya sizlerle dertleşmeye, kucaklaşmaya geldim. Her seferinde sizlerle hasret gidermeye geldim, ama elim boş gelmedim. Bugün de açılışlarla geldim. Muğla’ya yaptığımız yatırımları yerinde hem görmeye, hem hizmete açmaya geldik. Şu anda bakın ben sizlerle beraberim, Çevre Orman Bakanımı da şu anda açılış noktasına gönderdim, o da orada açılışları yapacak.

Sevgili kardeşlerim; bugün sadece Türkiye’de değil, Avustralya’dan Kanada’ya, Çin’den, Japonya’dan Şili’ye kadar dünyayı dolaşıyor, ticareti, ihracatı, yatırımlarımızı, turist sayısını, turizm gelirini artırmanın mücadelesini veriyoruz. Bölgemizde, dünyada barış için, hak için, adalet için aktif bir dış politika anlayışla adeta mekik dokuyoruz. İşte bu yoğunluk içinde 81 vilayetin her birine defalarca gittim. Bu yoğunluk içinde Muğla’ya Başbakan olarak bu benim 9. gelişim. Peki soruyorum sizlere, acaba CHP’nin eskisi-yenisi buraya kaç kez geldiler? MHP’nin Genel Başkanı acaba buraya kaç kez uğradı? Benden daha mı yoğunlar? Benden daha mı meşguller? Neden uğramazlar Muğla’ya? Çünkü alışmışlar, iftira ile, çamurla, yalan söyleyerek, kandırarak oy zamanı oy toplamaya gelirler. Allah aşkına soruyorum, ne olur benim Muğlalı kardeşim bunlara bir de sorun, bunlara gönül veren kardeşlerime de soruyorum. Ne yaptı da bunlara siz oy veriyorsunuz diye bir sorun ya. Tarihinde ne yaptı diye bir sorun, bir sorun. Dikkat edin, Muğla’da konuştuklarını, gidip Van’da konuşamazlar. Hakkari’de söylediklerini, gelip burada söyleyemezler. Bunlar Muğla’ya, Yozgat’a, Mardin’e aynı dili kullanamazlar. Muğlalı kardeşim rica ediyorum, futbol takımı tutar gibi siyasi parti tutmayalım. Bu dönem artık gerilerde kaldı. Şimdi nereye bakacağız? Hizmet siyasetine bakacağız, eser siyasetine bakacağız, proje siyasetine bakacağız. Artık istismar siyasetine bakmayacağız. Siyasette de dürüstlüğü, şeffaflığı, güveni isteyeceğiz. Akşam farklı, sabah farklı, 30 dakika önce farklı, 30 dakika sonra farklı konuşan siyasilerin arkasından gitmeyeceğiz. Kimin ne dediğine değil, ne yaptığına bakalım, takdirimizi de öyle kullanalım. 2002 öncesi Türkiye ile, 2002 sonrası Türkiye, yani bugünkü Türkiye’yi, bugünkü Muğla’yı ne olur karşılaştırın, oyunuzu ona göre verin.

Bakın ben şunu açık yüreklilikle, gönülden söylüyorum: Eğer Muğla 2002 öncesinden bugün daha kötü durumdaysa AK PARTi’ye oy vermeyin, bu kadar açık konuşuyorum. Merkezi yönetim olarak eğer Muğlalı çiftçi kardeşimin, esnaf kardeşimin, turizm işletmecisi kardeşimin durumu 2002 öncesinden daha kötüyse oyunuzu vermeyin. Eğer AK PARTi dönemi bizden önceki MHP koalisyon ortağı olduğu dönemden, CHP’nin koalisyon dönemlerinden daha kötüyse açık söylüyorum, hiç tereddütsüz bize oy vermeyin. Bunu bilerek konuşuyorum, inanarak konuşuyorum. Yaptıklarımız ortada, onların da yaptıkları ortada.

Sevgili Muğlalı kardeşlerim; Muğla’yı okullarla, dersliklerle donattık mı? Muğla’nın okullarını bilgisayarla donattık mı? Muğla’nın bölünmüş yollarını 2 katına çıkardık mı? Muğla’nın hastanelerini geliştirdik mi? Muğla’da turist sayısını 2 katına yükselttik mi? Hayvancılığa verdiğimiz destekleri 5 katından fazla artırdık mı? İşte AK PARTi budur. Yani ben size yaptıklarımızla konuşuyorum. AK PARTi hizmet demektir, eser demektir, AK PARTi millet demektir millet. AK PARTi kardeşlik demektir. AK PARTi herkesin diline, dinine, inancına, mezhebine, yaşam tarzına saygı demektir. Biz bugüne kadar kimsenin yaşam tarzına karışmadık, karışmayız. Bizim tek derdimiz var, tek bir meselemiz var, o da Türkiye’yi büyütmek. Çiftçisiyle Türkiye’yi büyütüyoruz, esnafıyla, işçisiyle, memuruyla, kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, yaşlısıyla Türkiye’yi büyütüyoruz.

Kardeşler; ama size ben bir şey anlatacağım. Bakınız, Hakkari’ye gittim. Hakkari’ye gittiğim gün terör örgütü o gün bütün oradaki dükkanları kapattırmış, tehditle. Bize önceden haberler, buraya gelmeyin diye. Tabii burası bizim, nasıl gelmeyiz. 780 bin kilometrekareyle bu topraklar bizim, bu vatan bizim. Geleceğiz dedik, ne demek, kimsin sen, kimsin? Gittik, mitingimizi yaptık. Bizden sonra Bay Kemal gitti oraya. Sevgili kardeşlerim, Bay Kemal kime konuştu biliyor musunuz? Elinde CHP bayrağı olan BDP’lilere konuştu. Bakınız, Bay Kemal orada partisi 157 oy almış Hakkari’de, 157 oy. 157 oy alan yerde o gün 2 bin, 2 bin 500 kişi var. Ve tabii önce CHP’liler buna hayır mayır dediler. Hemen ardından dün BDP’nin Eş Genel Başkan Yardımcısı, ismini vermeme gerek yok, açıklama yaptı. Evet dedi, elinde CHP bayrağı olanlar bizim mensuplarımızdı. Sevgili kardeşlerim, şu anda Güneydoğu’da CHP-BDP el ele kol kola. Batı’da MHP-CHP el ele, kol kola. Bütün bunlar aynen 12 Eylül’de oldu biliyorsunuz. Ne oldu 12 Eylül’de? CHP, MHP, BDP, TKP, terör örgütleri el ele dizilmişlerdi. Kime karşı? AK PARTi’ye karşı. AK PARTi kim? Millet. Sevgili kardeşlerim, peki CHP’nin Hakkari mitinginde bir tane Türk Bayrağı var mıydı? Ne yazık ki yoktu. Sevgili kardeşlerim, ne MHP’si, ne CHP’liler acaba kalkıp da CHP’nin yönetimine bunu sorabildi mi? Ey Kılıçdaroğlu, utanmıyor musun ya, orada bir tane Türk Bayrağı yoktu, nasıl yaptın bunu? Ama bak şu anda Muğla’daki bu tabloyu biz aynen Hakkari’de yaşadık aynı şekilde. Çünkü biz yola çıkarken ne dedik? Tek millet dedik. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Boşnak’ıyla, Roman’ıyla biz birimiz hepimiz dedik, yola böyle çıktık. Ve yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik, bizim farkımız bu.

Ondan sonra ne dedik? Bizim bayrağımızdan niye rahatsız oluyorsunuz? Bizim bayrağımızın rengi sizi niye rahatsız ediyor? Bu renk şehidimizin kanıdır. Hilal; bağımsızlığımızın ifadesidir. Yıldız; şehitlerimizin sembolüdür. Ve bu bayrak sizi niye rahatsız ediyor? Ve biz bu bayrağımızla tek bayrak dedik, yola öyle çıktık. Bitmedi. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” diyerek tek vatan dedik. Vatanımızın üzerinde ameliyat yaptırmayız dedik.

Peki Kılıçdaroğlu Hakkari’de ne dedi? Orada yerel özerklik bilmem ne filan bunlardan bahsediyor. Sayın Kılıçdaroğlu, ağzınla kuş tutsan biz senin bu dediklerine müsaade etmeyiz. Tabii ikaz ettiler, uyardılar. Dalgınlığa mı geldi ne yaptın dediler herhalde ona. Ardahan’da dediler ki, biz bununla ihaneti kast etmedik. Ya neyi kast edersen et. Sana orada birileri suflörler söylediler, sufle ettiler onu söyledi. Dediler ki biz buraya geliriz; ama Türk Bayrağı bize vermeyeceksin. Sadece Halk Partisinin bayrağını alalım, ama Türk Bayrağını almayız dediler. Ve onun için orada bir tane Türk Bayrağı yoktu. Defalarca kameraları incelettirdim yok. İşte CHP bu. Ama buraya geldiği zaman Türk Bayrağıyla gelir ha, onu da söyleyeyim. Hakkari’de öyle, burada farklı. Dalgaya göre kürek sallıyor. Dedim ya, yürüyen yalan. Baktık ki hızına yetişemiyoruz, koşan yalan. Baktık ona da yetişemiyoruz, uçan yalan. Böyle bir durumu var ve sürekli U yapıyor. Ama daha da geliştirdi şimdi işi, S yapmaya başladı. Böyle bir durumu var. Sevgili kardeşlerim, inanın siyasette dürüst siyaset olmadıkça geçmişte olduğu gibi siyasetçi itibarını ne yapar? Kaybeder. Dürüst olacağız.

Bakın CHP de, MHP de yıllardır olduğu gibi bugün de bizimle proje bazında, plan, hedef bazında yarışamıyorlar. Onlar sabah-akşam iftira üretirken, yalan üretirken, sabah-akşam AK PARTi’ye çamur atmanın mücadelesini verirken, biz millete hizmet üretiyoruz. MHP, kardeşlerim burası çok önemli, seçim beyannamesi hazırlamış. Ne var biliyor musun seçim beyannamesinde? Konya’ya yüksek hızlı tren diyor. Bunu vaat etmiş. Biz onların vaat ettiği yüksek hızlı trene önümüzdeki hafta biniyor, Konya’ya öyle gideceğiz. Sayın Bahçeli, onu biz yaptık ya, biz başladık, bitirdik, günaydın. Ben Şeb-i Aruz’da test sürüşlerini başlattım. Şimdi test sürüşleri bitiyor ve inşallah önümüzdeki hafta da Konya mitingine onunla gideceğim. Bunların dünyadan haberi yok. Şimdi geçen günü diyor ki, Eskişehir mitingine yüksek hızlı trenle gitmeyeceğim. Niye? Demiş ki, reklamı olur. Senin her yerin vizyon olsa ne yazar ya. Tabii ki utanıyor şimdi. Ama er veya geç o trene binecek. Bunlar geçmişte İstanbul 1. köprüye de hayır diyenlerden bunlar, 2. köprüye hayır diyenlerden bunlar, Marmaray’a hayır diyenlerden bunlar. 1. köprüden geçmiyor mu bunlar? Geçiyor. 2. köprüden geçmiyor mu? Geçiyor.

Sevgili kardeşlerim; ne olur 15 günümüz var, çok çalışalım. Gece-gündüz çalışmaya var mıyız? Kapı kapı dolaşmaya var mıyız? İnşallah 12 Haziran akşamı sandıkları AK PARTi’yle patlatmaya var mıyız? Bu iş bitmiştir evvel Allah.

CHP Genel Başkanı, önceki gün televizyonda 120 günde 4 vaadini gerçekleştireceğini söylüyor. Arka arkaya soruyorlar, 4 vaadini orada sıralayamıyor. Daha seçim bile olmadan vaatlerini unutan böyle bir siyasetçiden bu ülkeye hayır gelir mi? Ama bunlar maalesef böyle.

Sevgili kardeşlerim; bakınız, burada ben sizle bazı şeyleri de sürekli olarak şöyle devam edeyim, anlatayım istiyorum. Nedir bunlar? Bir defa ayaklarımız yere sağlam basacak. Biz yere sağlam basarak bu projeleri üretiyoruz. Ben onları artık kendi hallerine bırakıyorum. CHP zaten BDP ile el ele, kol kola. Belirsiz bir istikamette yalpalayarak ilerliyor. MHP aynı şekilde, CHP’nin yedeğinde o da devam ediyor.

Bugün söyledim, dedim ki, ey MHP, biz iktidarı senden aldık değil mi? İktidarı MHP’den aldık. Ama biz iktidarı devraldığımızda Türkiye’nin milli geliri neydi biliyor musunuz değerli kardeşlerim? 230 milyar dolardı. Ama şimdi ne oldu biliyor musunuz? 740 milyar dolar. Sayın Bahçeli, yalan de. 240’tan aldık, 230’dan, bak 740. Bitmedi. Bakınız Türkiye’nin kamu net borç stoku yüzde 61’di onlardan aldığımız zaman. Şimdi ne biliyor musunuz kardeşlerim? Yüzde 27-28, buradayız. Bakın, 61’den 27-28’e düşürdük, biz. Bitmedi. Devletin borçlanma faizi neydi biliyor musunuz? Yüzde 63. Yani 100 liraya 63 lira faiz ödüyorduk gençler. Ve 9 ay vadeyle. Şimdi 9 yıl, 10 yıl böyle. Ve üstelik şu anda faiz nereye düştü biliyor musunuz? Yüzde 7, yüzde 8. Aradaki fark yüzde 55, yüzde 56. Bu kimin cebinden çıkıyordu? Benim Muğlalı kardeşimin cebinden çıkıyordu. Şimdi bu Muğlalı kardeşimin cebinde kalıyor. Çiftçimin, memurumun, işçimin cebinde kalıyor bu. Ahh sevgili kardeşim, bakınız enflasyon neydi? Yüzde 30. Şu anda enflasyon ne? Yüzde 4. Aradaki fark yüzde 26. Yani ben şunu merak ediyorum: Allah aşkına, enflasyon canavarı diye dert yanardık. Şimdi bu canavarı dehledik, gitti, boynunu vurduk diye mi acaba hala bunlar CHP diyor? Anlamıyorum. Onun için bunlara gereken dersi 12 Haziran’da vermemiz lazım. Bunları anlatın.

Ve Sayın Bahçeli’ye soruyorum, diyorum ki Sayın Bahçeli, Allah aşkına sen bu kadar başarılıydın da niye gittin IMF’den 30 milyar dolar borç aldın? 30 milyar dolar. Bize ne kadarla devrettiler biliyor musunuz? 23,5 milyar dolar borçla devrettiler. Ödedik, ödedik, ödedik, şu anda ne kadar kaldı biliyor musunuz? 4,9, 5’in altına indik, 4,9.

Bunlar milliyetçiyiz diyorlar değil mi? Sevsinler bunlar gibi milliyetçiyi. Bunlar kafatası milliyetçisi. Bunların milleti, vatanı sevmek gibi bir derdi yok. Milleti sevmek nedir biliyor musun? Benim vatandaşımın cebine giren paranın artmasıdır, alım gücünün artmasıdır. Ve söylüyorum, çağrımı yapıyorum, eğer Sayın Bahçeli’nin iktidarı döneminde asgari ücretle mutfağa giren, eğer bugün aynı asgari ücretle mutfağı gireni kıyaslayalım, eğer bugün biz onun çok çok üstünde değilsek ben bu işi bırakırım. Halep oradaysa arşın burada. Buğdaya bak, ekmeğe bak, zeytinyağına bak, toz şekerine bak aklınıza ne geliyorsa bak. Eğer geri gidiş varsa ben bu işi bırakırım. Ben milletimi aldatamam, milletimi meşgul edemem, rakamlar burada. Sevgili kardeşlerim, Muğla’ya benim örnek vermem lazım. Bakınız, burada size bazı örnekleri vereyim. Özellikle hanım kardeşlerim için bu çok önemli. Çünkü dahiliye vekaleti sizde.

Asgari ücretle buğday kilosu 0,95 liradan asgari ücretle 194 kilo buğday unu alınıyordu. Şimdi ne kadar alınıyor biliyor musunuz? 337 kilo. Artış ne kadar? Yüzde 74. Pirinç, 2 liralık pirinçten bahsediyorum. 92 kilo alınıyordu. Şimdi 136 kilo. Artış yüzde 47. Ayçiçek yağı 2,88 liradan 64 litre alınıyordu. Şimdi 126 litre. Artış yüzde 97. Toz şeker 1,6 lira, 115 kilo alınıyordu. Şimdi 242 kilo alınıyor. Artış yüzde 110. Değerli kardeşlerim, daha ne anlatayım, işte gerçek burada. Halep oradaysa arşın burada.

Şimdi sevgili kardeşlerim; bakınız, bütün bunları anlatırken bugün mitingimizden sonra ben hava kararır diye bakanımı gönderdim. Dalaman’a Akköprü Barajı ve Hidroelektrik Santralinin açılışını yapıyoruz, şu anda bu yapılıyor. Ben bu barajı Ege’nin GAP’ı olarak görüyorum. Çünkü Akköprü Barajı bu kıyaslamayı hak edecek kadar ihtişamlı bir eser. Akköprü, 13 milyon 250 bin metreküplük gövde hacmiyle, 163 metre yüksekliğiyle ülkemizin 6. büyük barajı, Muğla’da yapıyoruz, Muğla’da. Yaptık, bugün açılışı. Bu baraj ile 142 bin dekar mümbit araziyi sulayacak, çiftçimizin kazancını katlayarak artıracağız. Bundan daha büyük hizmet olur mu? Dalaman Ovası, Köyceğiz ve Ortaca ilçeleri bunların köyleri, oralardaki turistik tesisler su taşkınlarından muzdaripti. Artık ne yerleşim yerlerimiz, ne arazilerimiz, ne de turistik tesislerimiz taşkınlardan zarar görmeyecek. Akköprü’de yılda 343 milyon kilovat saat enerji üreterek Türkiye’nin kalkınmasına, gelişmesine katkı sağlayacak. Kaça mâl oldu biliyor musunuz? Yaklaşık rakamını veriyorum, 1,5 katrilyon. Bütün bu özellikleriyle ekonomimize yılda 145 trilyon lira katkı sağlayacak. Yani 10 yılda kendini amorti edecek, finanse edecek. Muğla’mıza da, ülkemize de hayırlı olsun diyorum.

Akköprü’nün yanı sıra Akgedik ve Bayır barajlarını da tamamladık. Bodrum Yarımadası içme suyu projesine başladık, çalışmalara hızla devam ediyoruz. Bak bunlar bizim görevimiz değil ha, bunları belediyelerin yapması lazım. Belediye yapmadığı için orada benim vatandaşım var dedik, biz oraya da DSİ suyu götürsün dedik, anlayışımız bu. Yani burada şu parti var, bu parti var diye böyle bir şey de düşünmedik, oraya da biz hizmeti götürdük. Deniz kirliliğinin önlenmesi için köklü çözümler ürettik. 1100 tane münferit, 25 tane toplu arıtma tesisi inşa ettik.

Değerli kardeşlerim; Muğla’nın tarımsal ihracatını 10 kat artırdık. Geldiğimizde 15 bin ton olan tarımsal ihracatı, bugün 140 bin tona ulaştırdık. Dikkat ederseniz orman yangınlarında da artık Muğla’da çok ciddi bir koruma tedbirimiz var. 5 helikopter, 95 arasözle yangınlara en etkili şekilde müdahale ediyoruz.

Turist sayısı 2002 sonunda 2 milyondu, 2010’da küresel krize rağmen 3 milyonu aştı. Aynı şekilde devam edeceğiz. Muğla’ya kesintisiz hizmet. Türkiye hazır, hedef 2023. İstikrar sürsün Türkiye Büyüsün. İstikrar sürsün Muğla Büyüsün. Maşallah. Muğla turizmdeki gurur illerimizden bir tanesi.

Şimdi gelelim biz Muğla’ya neler yaptık, eğitimde ne yaptık. Sevgili kardeşlerim, 163 bin derslik Türkiye’de yaptık. Muğla’ya 8 yılda 2 bin 121 derslik yaptık. Peki bilgisayar? 9 bin 159 adet bilgisayar gönderdik Muğla’ya. Türkiye geneline yaklaşık 1 milyon. Ah ah bacım, kulak var ama duymuyor, göz var ama görmüyor. Ama siz anlatacaksınız inşallah, tatlı dille anlatacaksınız. Bakın ben Kılıçdaroğlu’na hakaret ediyor muyum? Bahçeli’ye hakaret ediyor muyum? Ama bunlar durmadan hakaret üstüne hakaret. Niye? Çünkü tilki yetişemediği üzüme ne dermiş? Koruk. Kedi ne diyor ciğer için? Mundar diyor değil mi? Onun için biz onlardan olmayacağız. Biz hizmete devam edeceğiz, çünkü biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik, bizim farkımız bu.

Kardeşlerim; biz kitapları okullarda ücretsiz verdik mi? İlköğretimde, ortaöğretimde ücretsiz verdik mi? Sosyal güvencesi olmayan ailelere ilköğretimde erkek öğrenciye 30 lira veriyoruz, kız öğrenciye 35 lira veriyoruz. Ortaöğretimde erkek öğrenciye 45 lira veriyoruz, kız öğrenciye 55 lira veriyoruz. Kime veriyoruz parayı? Anneye veriyoruz, babaya değil ha. Babaya versek duman olup gidecek. Bitmedi, bitmedi. Sosyal güvencesi olmadığı için de annelere 150 lira maaş veriyoruz.

Değerli kardeşlerim; yine bitmedi. Bakınız, şimdi size bir müjde veriyorum. Artık okullardan karatahtayı kaldırıyoruz ve akıllı tahtaya geçiyoruz. Bilgisayar donanımlı akıllı tahta ve tabii size birer tane de böyle elektronik kitap vereceğiz. Nasıl, nasıl buldunuz, güzel mi? 4 yıl içinde bu proje tamamlanacak, 4 yıl içinde bütün Türkiye’yi, bütün okullarımızı akıllı tahtayla donatacağız, çocuklarımıza da bu elektronik kitapları vereceğiz. Biz de sizlerle gurur duyuyoruz. Zengin-fakir ayrımı yapmaksızın ücretsiz olarak bütün yavrularımıza vereceğiz. Fakire de, zengine de ayırım yok. Öğrencide ayrım olmaz. Ama bize bu CHP’liler dedi ki, fakire veriyorsunuz anladık da zengine niye veriyorsunuz dediler kitapları verirken. Kusura bakmayın dedik, öğrencide böyle bir ayrım olmaz. Bu CHP değil mi belediyeler burs veriyordu, Anayasa Mahkemesine götürdü ve belediyelerin burs vermesini engellediler. Ey genç kardeşlerim sizlere sesleniyorum, bu CHP’yi iyi tanıyın. Bunlar bugüne kadar gençliğin yanında yer almadılar. Her zaman ön kestiler, hala aynı durumdalar.

Bakınız değerli kardeşlerim; bütün bunlarla beraber şurada üniversitelerde 45 lira biz geldiğimizde burs veriliyordu. Kim vardı iş başında? Bahçeli. 45 lira. Biz ne veriyoruz? 240 lira veriyoruz, 240. Kredi Yurtlar Kurumunda kalıyorsa 150 lira da beslenme yardımı veriyoruz. Ne oldu? 390. Mastır öğrencisiyse 480 lira veriyoruz. Doktora öğrencilerine 720 lira veriyoruz. Her zaman gençliğin yanında olduk, öğrencilerimizin yanında olduk. Yeni yaptığımız yurtları 1 yataklı, 3 yataklı yapıyoruz. Her odada tuvaleti, banyosu, çalışma masaları her öğrencinin kendine ait var. Değerli kardeşlerim, bütün salonlarıyla her şeyiyle modern yurtlarımız. Yoğun bir şekilde bunları yapmaya devam ediyoruz. Bakın, Muğla Üniversitesi bünyesinde 1’i tıp olmak üzere 4 fakülte, 1 yüksekokul, 2 meslek yüksekokulu, 1 enstitü ile 4 araştırma ve uygulama merkezi hizmete girdi. Fen edebiyat fakültesinin kapatılıp, yerine fen fakültesi ve edebiyat fakültesi kurulmasıyla ilgili kararı da Bakanlar Kurulumuzda aldık. Ve bu fakültelerde eğitim ve öğretim başladı. Değerli kardeşlerim, şimdi Muğla’da 1000 yatak kapasiteli yurt projemiz var. Ayrıca bu sene yatırım programımızda Milas’ta 300 yatak kapasiteli yurt projemiz var ve bunu da inşallah gerçekleştireceğiz.

Şimdi geliyorum sağlığa. Sağlıkta istediğiniz hastaneye gidiyor musunuz? Eskiden böyle bir durum var mıydı? Ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz sağlıkta Muğla’ya? 77 trilyon. Bakınız, istediğiniz eczaneden de ilacı alıyorsunuz. Bir sıkıntı yok. Peki 90’lı yıllarda Bay Kemal, SSK Genel Müdürüydü. 8 yıl Genel Müdürlük yaptı kardeşler, 8 yıl. Rahat rahat SSK’da muayene hizmetini alabiliyor muyduk? Ne oluyordu? Doktor diyordu ki, muayenehaneye gel, değil mi? Ondan sonra da orada bizden parayı alıyorlardı. Ama Bay Kemal bunu duyuyor muydu? Belki duysa bile onun için çok önemli değildi. İlaçlar, reçete veriliyor, gel SSK’nın eczanesine ilacın 1’i var 2’si yok, 3’ü yok, 2’si var diğerleri yok. Nereden alacağım ben bunları? Git eczaneden al. Kardeşim benim maaşımdan bunun parasını kestiniz, niye vermiyorsun dediğimizde, verilen cevap; ne yapayım, yönetenlere sorun. Ama Bay Kemal diyor ki, bu beni ilgilendirmez. Seni nasıl ilgilendirmez, sen SSK’nın Genel Müdürüsün arkadaş. Her şeyi nereye fatura ediyorlar? Siyasilere. Sen şimdi hangi siyasi olarak, hangi yüzle bu milletin karşısına çıkacaksın? Kelin ilacı olsa başına sürerdi başına. Sen SSK’yı yönetemedin, batırdın, şimdi Türkiye’yi yöneteceksin. Benim vatandaşım, benim milletim bu oyunu yutmaz. Şu anda bak her vatandaşım için her hastane açık. Özeli, devleti var mı? Her yer açık. İstediği eczaneden ilacını alıyor. Niye? Çünkü biz şu terbiyeyle büyüdük: “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Olay bu. Biz bir sağlıklı nefese devleti feda edecek ecdadın torunlarıyız, bu çok önemli.

Bakın 18 tane şu anda bizim helikopter ambulansımız var. Daha önce böyle bir şey var mıydı? Bugün Aydın’da 250 yataklı bir hastane açtık, devlet hastanesi. Ve İzmir’den gereğinde oraya helikopterle hasta taşınıyor. Bakın ne hale geldik. 2 tane jet ambulansımız var. Şimdi 3 tane daha geliyor 5 olacak. İşte değerli ses sanatçımız İbrahim Tatlıses’in başına olay geldiğinde, Almanya’ya bu jet ambulansımızla gönderdik. Bunlar olmasa kim bilir ne olacak. Ama bakın bunlarla biz ne yapıyoruz? İşte o sıkıntılı anda bunları devreye sokuyoruz. Mesele bu.

Değerli kardeşlerim; Gümüşhane’deyim. Yanıma 11 yaşında bir çocuk geldi, Semih. Ve böbrek hastası. 6 yaşında müptela oldu ona, 5 yıl diyaliz diyaliz diyaliz. En sonunda böbrek değişme noktasına geldi. Böbrek bulundu Zonguldak’tan. Ama Semih Gümüşhane’de. Ve aynı gün Ankara’da operasyon olacak. Ankara’dan jet ambulansımızın birisi Trabzon’a geliyor, Trabzon’dan Semih’i alıyor annesiyle, babasıyla. Diğer jet ambulans Zonguldak’a gidiyor, o da böbreği doktorlarla alıyor ve Ankara’ya geliyorlar, Ankara’da operasyon yapılıyor. Ve sordum Semih’e, ne olacaksın dedim. Doktor olacağım Başbakanım dedi. İnşallah sen de dedim, sana şifa olanlar gibi başka hastalara şifa olursun. İşte biz bugünler için varız, biz emanetçiyiz. Ama biz size aşığız aşık, biz dertliyiz dertli, biz sevdalıyız sevdalı. Farkımız bu. Biz yaptıklarımızla konuşuyoruz, öbürleri hayali konuşuyor.

Değerli kardeşlerim; şu Muğla’da tomografi cihazlarına, MR’lara bir bakalım, ne durumdaydık. Değerli kardeşlerim, sadece 72 tane diyaliz cihazı vardı Muğla’da. Şimdi ne kadar biliyor musunuz? 212. 13 tane 112 istasyonu vardı. Şimdi ne kadar biliyor musunuz? 45. 24 tane ambulans vardı, şimdi 40. Bakın devamlı artırıyoruz. Niye? Çünkü Muğla’da bütün problemler ne olsun? Çözülsün.

Adalet hizmetleri Bodrum’da, Fethiye’de, Ortaca’da, Milas’ta ve Marmaris’te adalet saraylarını tamamladık ve hizmete açtık. Çünkü geciken adalet, adalet değildir.

Şimdi Bahçeli diyor ki, Toplu Konut İdaresi 100 tane, 130 tane, 140 tane diyor konut yapmış. Ayıptır ya, çok ayıp. Yani biz sen miyiz? Çünkü onun Başbakan Yardımcılığında TOKİ ona bağlıydı. Soruyorum, bugün Aydın’da söyledim, sorun dedim, bütün ilgililerine sorun onların, Sayın Bahçeli Başbakan Yardımcısıyken kaç tane toplu konut yaptırmış bunu açıklasın, açıklasın. Biz bakın sadece Muğla’ya 1423 konut uygulaması başlattık. 1123 tanesini sahiplerine teslim ettik. Türkiye’de 490 bin konut inşaatı var şu anda, 360 binini sahiplerine teslim ettik.

Şimdi yalnız yeni bir adım daha atıyoruz, onu da söyleyeyim. Sosyal güvencesi olmayan fakir gençlere evlilikte yardımcı olmak için 50-65 metrekarelik daireler yapıyoruz. Ve bunlar peşinatsız olacak, ama içinde buzdolabı olacak, mobilyası olacak. 20 yıl vadeyle, 100 lira ayda taksitle, 100-120. Ama bak fakir olacak, sosyal güvencesi olmayacak. Her yerde, Türkiye’nin her yerinde. Her yerin fakiri var, garip gurebası var, hepsine ulaşacağız. Biz devletiz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Biz kabile devleti değiliz. Batıda ne varsa doğuda o olacak, kuzeyde ne varsa güneyde o olacak. 780 bin kilometrekareyi evvelAllah değişim-dönüşüm planları içerisinde modern konutlara kavuşturuyoruz, kavuşturacağız. Şu anda ilk etapta 500 bindi, 490 bine geldik. Ağustos sonu, en geç yıl sonuna kadar ilk 500 bin bitiyor. Şimdi 2023’e yeni 500 bin, yeni 500 bine başlıyoruz. Her yer, her yer.

Ulaştırma, ulaştırmada ne oldu? 79 senede Türkiye’de 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapıldı. Biz 8 senede 13 bin 600 kilometre bölünmüş yol yaptık. Farkı görüyor musunuz? Eğer Cumhuriyet tarihinde AK PARTi iktidarı olsaydı 136 bin kilometre bölünmüş yol olurdu. Hesap ortada. Bakın 2002 yılına kadar Muğla’ya ne kadar bölünmüş yol yapmışlar biliyor musun? 90 kilometre. Biz 8 yılda 125 kilometre bölünmüş yol yaptık Muğla’ya.

Sevgili kardeşlerim; Milas-Bodrum Havaalanında 2002’de 1 milyon 619 bin yolcu sayısı. Şimdi 2010 ne oldu? 3 milyona yükseldi. Dalaman Havaalanında 2 milyon 374 bindi. Şimdi 2010’u söylüyorum size, 3 milyon 785 bine çıktı. Nasıl arttığını görüyorsunuz değil mi? Yılda 5 milyon yolcu kapasiteli Milas-Bodrum Havaalanı dış hatlar terminal binasını da bu sene içerisinde hizmete almayı planlıyoruz. Ören yat limanıyla ilgili çalışmalara devam ediyoruz.

KÖYDES’te Muğla’ya 85 trilyonluk yatırım yaptık. Köy, yol ve su bunları halletmek için. Değerli kardeşlerim, Muğla’ya tarımda 2002’de 16 trilyon vermişler, Sayın Bahçeli o kadar vermiş. Biz 2010’da bunun 5 kattan fazlasını verdik, 84 trilyon. 16 trilyon nerede, 84 trilyon nerede. Sevgili kardeşlerim, bütün bunların yanında baraj yatırımları hızla devam ediyor Muğla’da. Ve 356 trilyon da hayvancılık desteği verdik. Bakın bunlar da devam ediyor.

Ziraat Bankası, çiftçiye ne veriyordu biliyor musunuz? Değerli kardeşlerim, yüzde 59 faizle kredi veriyordu. Ey Bahçeli, kalk da bunu Allah için anlat bu millete bakalım, ne diyeceksin? Şimdi biz yüzde 5 faizle veriyoruz. Yüzde 59 faiz nerede, yüzde 5 faiz nerede. Bakınız, esnaf ve sanatkâra yüzde 47 faizle kredi veriliyordu bizden önce, Sayın Bahçeli döneminde. Değerli kardeşlerim, ne veriyordu biliyor musunuz? 5 milyar kredi. Biz 20 kat fazlasını veriyoruz şimdi. 100 milyara kadar şu anda biz kredi veriyoruz, yüzde 5 faizle. Yüzde 47 faiz nerede, yüzde 5 nerede. Aradaki fark bu kadar büyük ve faizle sömürdüler benim milletimi, benim vatandaşımı sömürdüler. İşte biz bu sömürüye de dur dedik, ama daha iyi olacak, daha güzel günler var önümüzde. Yeter ki biz buna hazır olalım. Büyük düşünelim, bu millete büyük düşünmek lazım. İşte biz bunu başaracağız. Onun için değerli kardeşlerim el ele vereceğiz.

Biz etnik milliyetçiliğe hayır diyoruz. Bu ülkede etnik milliyetçilik olmayacak. Biz bölgesel milliyetçiliğe hayır diyoruz. 780 bin kilometrekareyle bu vatan bizim. Dinsel milliyetçilik de olmayacak. Sevgili kardeşlerim, çıkmış BDP’nin Eşbaşkanıydı bir zamanlar, diyor ki, Başbakan din birliğinden bahsediyor, dil birliğinden bahsediyor. Bu ifadelerin hepsi yalan. Ben bugüne kadar hiçbir yerde, çıksın ispat etsin, ispata çağırıyorum, din birliği ifadesini kullanmadım. Tam aksine, dinsel milliyetçiliğe hayır diyen birisiyim. Çünkü bu ülkede yüzde 99 Müslüman, farklı mezhepler, Hıristiyan, Musevi hepsi bizim güvencemiz altındadır. Biz hepsine eşit mesafedeyiz. Kaldı ki bizim dinimizin bize emri de budur. Herkesin dini kendinedir. Biz kimseye müdahale edemeyiz. Ve onları korumak, güvence altına almak da bizim boynumuzun borcudur. Kaldı ki biz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletiyiz. Laikliğin de gereği budur. Dil birliği, bu konuda benim tek ifadem vardır, resmi dil Türkçe’dir. İkinci bir resmi dil kabul etmeyiz. Ama herkes istediği dilde konuşur, o ayrı bir konu. Onun için de biz kendi dillerini öğrenmeleri için buyurun kurslarınızı açın dedik, bunu biz yaptık. TRT Şeş’i, devlet televizyonundan bir kanalı Kürt kardeşlerimize biz tahsis ettik. Bizim bu noktada korkumuz yok. Bizden öncekiler bunu yapamadılar, biz yaptık. Billboardlarda vesairede istedikleri gibi kendi dillerinde ilan veriyorlar, yapıyorlar. Bunu biz yaptık. Ama resmi dile gelince kusura bakma, resmi dil Türkçe’dir. Bundan taviz yok. Size de helal olsun, sizin gibi gençlere helal osun.

Şimdi hazır mıyız? Ahdimize hazır mıyız? Bugün bu güzel günde, bu yağmurlu havada, gerçekten ama tatlı bir rahmetti değil mi? Sizler Muğla’da böyle büyük bir alanı, muhteşem bir alanı doldurdunuz, bir heyecan adeta dokudunuz. Diyorum ki 15 gün böyle devam. Ama ustalık dönemini devam ettireceğiz değil mi? Şimdi şarkıya hazır mıyız? Şöyle bir bayrakları göreyim bakayım. Maşallah. Allah nazardan saklasın.

Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun. 12 Haziran Türkiye’miz için, Muğla’mız için, milletimiz için, Muğlalı kardeşlerim için, yeni anayasa, yepyeni anayasa, temel hak ve özgürlükler için, aydınlık geleceğin miladı olsun diyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.