Recep Tayyip Erdoğan'ın 11 Haziran 2011 tarihli Maltepe mitinginde yaptığı konuşma

Vikikaynak, özgür kütüphane
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla


Bu coşku dolu buluşmada en kalbi duygularımla selamlıyorum. Evet, artık final. Finali dün Erzurum’da duyurdum, 3 ilçede yapıyoruz. Tuzla dedik coşkulu bir kalabalık, Maltepe bambaşka bir coşku. Bu coşkunuz şunu gösteriyor: Maltepe inşallah bu seçimde rövanş alacak rövanş. Ben buna inanıyorum, buna inanıyorum. Ve buradan Üsküdar’a geçiyoruz. Üsküdar’da da son mitingimizi yapacağız. Ama sizden benim ricam şu: Artık saatler var, buradan ayrılır ayrılmaz eş, dost, ahbap, kapı kapı dolaşıyoruz değil mi? Herkese ulaşıyoruz değil mi? Bizde rehavet yok, kamuoyu araştırmaları çok iyi gösteriyor diye rehavete kapılmayacağız. İnşallah 367 milletvekilinin üzerine nasıl çıkarız bunu çalışacağız. Kolay değil, kolay değil. Ustalık dönemini yaşıyoruz biz, ustalık döneminin gereğini yapacağız. Bunun için güçlü olmamız lazım. Güçlü olacağız ki önümüzdeki 12 yılı yılı inşallah farklı bir şekilde geçirelim. İnanın Türkiye’yi, Gazi Mustafa Kemal’in ifade ettiği gibi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak bizim için problem değil. Bunu çıkaracağız. Neden mi? Çünkü bizim dedelerimiz çıkardı. “Bir zamanlar bizde millet, hem nasıl milletmişiz, gelmişiz dünyaya millet, milliyet nedir öğretmişiz” Böyle bir milletin evlatlarına 26. sıra yakışır mıydı? Ne yaptık? 17. sıraya çıkardık. 17 bize yeter mi? İlk 10’a çıkacağız. Kiminle? Milletle, sizinle. Bizim rotamızı çeteler çizmedi, bizim rotamızı karanlık odaklar çizmedi. Bizim rotamızı millet çizdi, Maltepe çizdi, İstanbul çizdi, Türkiye çizdi. İşte yarın halkımızdan inşallah ustalık beratını alacağız.

Kardeşler, yola çıktık 14 Ağustos 2001 çıraklık dönemiydi. Başarılı geçti. Hamdolsun Parlamentonun yüzde 65’ini bize halkımız verdi. Geldik 22 Temmuz 2007’ye… Biz sizlerle gurur duyuyoruz, sizlerle. Siz var olduğunuz için biz varız. Sizin desteğiniz olmazsa biz olabilir miyiz? Kardeşler, 22 Temmuz 2007 ne dediniz? Durmak yok yola devam. Kalfalık beratını verdiniz bize. Ve kalfalık dönemi de dünyada gündemi belirlenen bir Türkiye değil, gündem belirleyen bir Türkiye olduğumuzu ortaya koydu. Hatırlayın o günleri, dünyanın otoriter ülkeleri karşısında el pençe divan duran bir Türkiye vardı. Ama artık böyle bir Türkiye yok. Onurlu, haysiyetli, dik duran, ama dikleşmeyen bir Türkiye var. Artık ey Türkiye siz bu konuda ne diyorsunuz diye sorulan bir Türkiye var. Bakın nereden nereye geldik. Bunlar durup dururken olmadı. Bu onur mücadelesiyle oldu, haysiyet mücadelesiyle oldu ve bunu her alanda verdik.

Kardeşlerim, bakınız eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette ne dedik? Temel taşlarımızı koyacağız ve Türkiye’yi bunun üzerinde yükselteceğiz dedik. Yükseliyor muyuz? Yükseliyoruz. Ah benim kardeşlerim, Cumhuriyet tarihinde yapılan dersliklerin yarısını biz şu 8 seneye sığdırdık 8 sene. Düşünebiliyor musunuz 79 senede yapılanının biz yarısını 8 senede yaptık. Farkımız bu. Bitmedi, bitmedi, kardeşler benim jenerasyonum, benden sonra gelen jenerasyonun bir kısmı ya biz birinci hamur kağıt nerede, biz kitabımızı alamadık. Kırtasiyecide kitapları bulamazdık hatırlayın o günleri. Yani paranız olsa bile kitap bulamazdınız hatırlayın o günleri. Ama biz ne dedik? Hayır, bu böyle yürümez dedik. Ne olacak? Dedik ki artık biz ilköğretimde, ortaöğretimde kitapları her öğretim yılında sıraların üzerine koyacağız dedik. Yaptık mı bunu? Yaptık. İktidar olduğumuz günden bugüne devam ediyor mu? Ah benim Maltepeli kardeşim, bu CHP ne yaptı bize biliyor musunuz? Kardeşler, asıl yuhu yarın sandıklara koyacaksınız sandıklara. Öyle bir ders verin ki demokrasi nedir öğrensinler. Öyle bir ders verin ki dürüstlük nedir, yalan nedir onu öğrensinler. Çünkü hayatları ne yazık ki yalan üzerine kurulu. Bunlar kardeşlerim, şimdi sıkıştılar ne diyorlar? Eski CHP, yeni CHP. Bunlar turşuyla baklavayı bir arada yiyenlerden halleri bu. Kardeşlerim, biz CHP’nin genlerine neyin işlediğini çok iyi biliriz. Zira 18 yaşından itibaren bu kardeşiniz siyaset dünyasının içinde tırnaklarıyla eşeleye eşeleye buralara geldi. Biz neyin ne olduğunu çok iyi biliriz. Daha çıraklık dönemini başlamamış olanların benim ülkeme vereceği bir şey yok. Ve ne oldu? Baktı ki sıkıştı, ben dedi yeni CHP’yim dedi. Sen yeni CHP olabilirsin ama, biraz sonra geleceğim SSK’daki 8 yıllık Genel Müdürlüğünü kimseye unutturamazsın. Senin kaliten belli. Ve biz o 8 yıllık SSK Genel Müdürlüğünde anamız ağladı anamız. Hastanelere gittiğinizde hatırlayın o günleri, doktorlar ne yapıyordu bize? Muayenehaneye gel, öyle mi? Ondan sonra maniyi ver, parayı ver öyle mi? Peki parası olmayan ne yapacak? Onu zaten muayenehaneye falan çağırmak yok. Rehin alıyorlar mıydı? Rehine alıyorlar mıydı? Bunu CHP’nin, MHP’nin iktidarlarında hep yaşadık mı? Sevgili kardeşlerim, peki şimdi benim kardeşim, benim halkım istediği hastaneye gidiyor mu? İstediği eczaneden ilacını alıyor mu? Değerli kardeşlerim, ayrım bitti. Ama düne kadar memur nereye gidiyordu? Devlet hastanesine. İşçi nereye gidiyordu? SSK’ya. Zengin nereye gidiyordu? Özel hastaneye. Şimdi benim fakir fukara, garip gureba bütün vatandaşım, işçisi, memuru, emeklisi, köylüsü, çiftçisi istediği hastaneye gidiyor mu? Birlik, beraberlik bu, bütünlük bu. Şimdi kalkmış diyor ki, emeklinin derdinden ben anlarım. Hadi şöyle bir yola revan ol da boyunu görelim, sen neyin derdinden anlarsın ya. Siz bu ülkede karneyle mazot dağıtan bir zihniyetsiziniz. Bu CHP zihniyeti bu ülkede bize karneyle toz şekeri vermedi mi? Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Kardeşlerim, bu CHP zihniyeti bize karneyle sana yağ vermedi mi? Vita’yı vermedi mi? Ah benim kardeşlerim, geçen Trabzon’dayım, burada benim Trabzonlu, Rizeli hemşerilerim de çoktur. Ve çok ilginçtir, bir nüfus kağıdı getirdiler bana nüfus kağıdı. İçinde bir damga var, ne diyor biliyor musun? 2 metre tiril bezi verin, altında mühür. Yahu düşünebiliyor musunuz 2 metre tiril bezini benim o zamanki yaşlı amcam, dedem, nüfus kağıdına vurulan mühürle almış, gaz yağını mühürle almış. Ya çok geriye gitmeyelim, şurada 70’li yıllarda Sayın Baykal Enerji Bakanıydı, CHP iktidardı. Değerli kardeşlerim, biz kuyruklarda az mı bekletildik ya. Bilir misiniz gençler Bakanlar Kurulu toplantısı bu ülkede kaloriferler yanmadığı için paltoyla yapılmıştır. Ve bunların Atatürkçülüğü falan bu da yalandır ha, bunlara inanmayın. Bu da ayrı bir yalan. Bakın Atatürk ebediyete intikal etmiştir, böyle resimleri falan asarlar bunlara falan inanmayın, bunlar hikaye, bunlar hikaye. Ve çok enteresandır ölümünden hemen sonra Türk Lirasının üzerinden Atatürk’ün resmi kaldırılmıştır, İnönü’nün resmi konmuştur. Posta pullarının üzerinden Atatürk’ün resmi kaldırılmıştır İnönü’nün resmi konmuştur. Devlet dairelerinden Atatürk’ün resmi kaldırılmıştır, İnönü’nün resmi konmuştur. Sayın Kılıçdaroğlu, senin de belki böyle merakın var ama, kusura bakma bu millet sana böyle bir yol vermez, geçti o iş. Çünkü çok heyecanlı görüyorum kendisini, bayağı heyecanlı, bayağı. Çünkü ne diyor? Siz ne veriyorsanız ben 5 fazlasını vereceğim diyor. Hesap kitap diye böyle bir şey zaten yok. Ama ne diyor? Ben diyor hesap uzmanıyım. Önce ne dedi? Nereden bulacaksın bu parayı denince, hemen şu kaynak Kemal dedi. Böyle bir ülke yönetimi olur mu Allah aşkına. Fakat biz bakın herkes küresel finans krizini dünyada konuşurken, biz ne dedik? Bu kriz bizi teğet geçecek dedik, geçti mi? Ve dünya bizi bununla andı, Türkiye’de bile bizimle dalga geçenler ne dedi? Başbakanın dediği çıktı dedi. Niye? Hesabımızı, kitabımızı biz iyi biliriz, ona göre konuşuruz. Çünkü biz ne aldatan olacağız dedik, ne aldanan olacağız dedik. Yola böyle çıktık. Çünkü akıl hocaları farklı. Bak şimdi Antalya’da bir belediye başkanları var, aynı kampanyayı yürüten ekip herhalde şu anda Sayın Kılıçdaroğlu’nun kampanyasını da yürütüyor öyle anlaşılıyor. Çünkü bakıyorsunuz ne söylediyse aynını söylüyor Kılıçdaroğlu. Ama söylediklerinin hiçbiri yerine gelmedi. Şimdi bu da aynı, şimdi ne diyor? Şunu şunu şunu yerine getirmezsem 4 ay sonra istifa ederim. Bunun adı kuyruklu yalan. Ben sana bir şey söylüyorum, kalk söz ver bugün son gün. De ki, kim birinci parti olamazsa istifa etsin. Ben hazırım, ben hazırım. AK PARTi birinci parti olmasın hemen Genel Başkanlıktan çekiliyorum. Sayın Kılıçdaroğlu, sen çekiliyor musun? Bahçeli çekiliyor musun? Ya bu millet sizi sırtında taşımaya mecbur mu ya? Fakat ne dedi, bak bunu kabul etmedi. Ne dedi? Çok enteresan, kimin oyu azalırsa o çekilsin dedi. Ya dünyada böyle siyaset var mı Allah aşkına. Ne demek ya kimin oyu azalırsa çekilsin. Dünyada iktidara oynayan siyasetçi, oyunun azalıp çoğalmasına değil, şimdi zaten Kılıçdaroğlu’nun bütün mesajı CHP içindeki yerini korumaya yönelik. Şimdi diyelim ki şöyle oylar biraz artarsa CHP içindeki muhalefete ne diyecek? Diyecek ki bak, ben Baykal’dan bu kadar oy aldım, 20,9, üzerine bak 1 puan koydum, 2 puan koydum, 3 puan koydum, 4 puan koydum bunu diyecek, bütün derdi bu. Kardeşlerim, koyalım bir kenara biz gelelim asıl işe.

Eğitimde 163 bin derslik kolay değil, kitaplar ücretsiz. Sevgili kardeşlerim, burs MHP’nin döneminde üniversitelerde 45 liraydı, bizde 240 lira. Eğer Kredi Yurtlar Kurumu’nda kalıyorsa 150 lira beslenme yardımı veriyoruz, ne oldu? 390 lira. Bak biz yaptığımızı konuşuyoruz, kuru kuruya vaat değil. Bitmedi, eğer lisans üstü eğitim öğretim yapıyorsa 480 lira veriyoruz mastır öğrencisine. Doktora öğrencisiyse 720 lira veriyoruz farkımız bu. Farkımız bu. Değerli kardeşlerim, evde özürlü var okula gidip gelecek, biz getirip götürüyoruz. Evde bakım yapıyorsa bakım yapana asgari ücret ödüyoruz. Şimdi inşallah yeni bir döneme başlıyoruz. Değerli kardeşlerim, artık karatahtaları kaldırıyoruz. Artık akıllı tahtaya geçiyoruz akıllı tahta. Ve bu akıllı tahta bilgisayar donanımlı olacak. Akıllı tahta bu değil tabii ki. Bilgisayar donanımlı olacak, internet ağıyla dünyaya bağlı olacak. Her çocuğumuza şu elimde gördüğünüz elektronik kitaptan vereceğiz. Görüyor musunuz? Bunun içinde müfredat var, bütün müfredat bunun içinde var. zengin fakir ayrımı yapmaksızın bütün çocuklarımıza bunu ücretsiz vereceğiz, ücretsiz vereceğiz. Değerli kardeşlerim, 4 yıllık bir proje. Her şey hazır, hemen seçimden sonra ihalesini yapıyoruz ve üretimi inşallah kazanan firma başlatıyor ve bütün okullarımıza akıllı tahtayı monte ediyoruz ve bu gördüğünüz elektronik kitabı veriyoruz. Ne diyorum biliyor musunuz? Diyorum ki, yahu Amerika’da Edward, George, Mary ya bunlar bu teknolojik imkanlara sahip olacak da, benim ülkemde, Maltepe’mde, İstanbul’umda Ahmet’im, Mehmet’im, Ömer’im, Akif’im, Ayşe’m, Betül’üm, Fatma’m niçin bu imkanlara sahip olmasın, neden, neden? İşte biz şimdi bunu yapıyoruz, farkımız bizim bu. Ve bunu inşallah başarıyoruz başaracağız.

Değerli kardeşlerim, sağlıkta, sağlıkta işte atılan adımı gördünüz. Eskiden memur, devlet hastanesine gidiyordu değil mi? İşçi SSK’ya gidiyordu, zengin de özel hastaneye gidiyordu. Ve şu anda artık bu ayrım var mı? İstedin hastaneye gidiyor musun? Memuru, emeklisi, işçisi, çiftçisi, köylüsü istediği hastaneye gidiyor. Çok ilginç, bakınız ilk tur, Bayburt, Gümüşhane. Gümüşhane’de … Gümüşhanelisin belli. Gümüşhane’de yanıma 11 yaşında bir yavru getirdiler, böbrek yetmezliği hastalığı geçirmiş. 6 yaşından itibaren diyalizde. Ve 11 yaşına gelince böbrek bulunmuş. Böbrek nerede? Zonguldak’ta. Değerli kardeşlerim, haber veriliyor, biliyorsunuz bizim 2 tane jet ambulansımız var. Bu jet ambulansın bir tanesi Trabzon’a geliyor, Trabzon’dan anneyle babayı ve çocuğu alıyor, diğer ambulansımız, jet ambulansımız Zonguldak’a gidiyor, orada çünkü böbrek. O da oradan böbreği alıyor, doktorlarla beraber Ankara’ya geliyorlar. Ve Ankara’da operasyon yapılıyor ve 11 yaşında Semih şu anda sağlığında sıhhatinde. Ya bundan güzeli var mı? Biz ne için varız? Biz bunun için varız. Laf ola beri gele yok, iş, iş, icraat icraat bu. Biz sizlerle gurur duyuyoruz, biz sizlerle gurur duyuyoruz. Zira Kanuni ne diyor: “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” Yani Devleti Aliye-i, Osmaniye’yi bir sağlıklı nefese feda etmeyi göze alan bir zihniyet, işte biz buyuz, biz bu zihniyetin temsilcileriyiz. Böyle geldik böyle devam edeceğiz, bunun için varız biz. Aynı şeyi dün, evvelsi gün Gaziantep’te yaşadık. Kuzey Irak’ta inşaat işçisi amele, inşaatta düşüyor, omurgalar, bel fıtığı, diyorlar ki belden aşağısı tutmaz, ameliyatı böyle yapacağız şu kadar para, böyle bir imkanı da yok. Haber veriyor memlekete, aile fakir. Ve Gaziantep milletvekili adayımız Hüseyin Bey, bunu kalkıyor Sağlık Bakanımıza bildiriyor. Sağlık Bakanımız hemen sağlık ambulansımızı, jeti Kuzey Irak’a gönderiyor. Ve Kuzey Irak’tan bu hastamız alınıyor, Gaziantep’e geliyor, Gaziantep’te ameliyat yapılıyor ve dün, evvelsi gün itibariyle de ne hamd olsun ne belden aşağısının tutmama böyle bir sıkıntısı yok, sağlığına kavuşuyor. Biz buyuz, biz buyuz. Sayın Kılıçdaroğlu, sen nesin onu söyle, sen nesin? Sen hastaları rehin aldın, biz ise şifa dağıtıyoruz biz şifa, farkımız bu.

Değerli kardeşlerim, bununla kalmadık tabii. Ne diyoruz? Bir tane Avrupa Yakasına, bir tane Anadolu Yakasına 2 tane şehir hastanesi. Her ilçede bir tane hastane, bir de genele en ileri teknolojiyle donanmış 2 şehir hastanesi. Kardeşlerim, bu hastanelerde yürüyen bantlardan tutunuz, yürüyen merdivenlere kadar, yaşlı amcalarımıza, teyzelerimize en ileri hizmetler verilecektir. Ve bunların yanında otel hizmetlerine varıncaya kadar hepsi verilecek, öyle bir donanımda olacak. Yani ilçedeki hastanelerde olmayanlar şehir hastanelerinde olacak. Dolayısıyla bizim hastamız dünyaya değil, burada çözülecek, zaten şu anda dünyadan biz hasta çekmeye başladık. Avrupa’dan, Körfez’den hastalar ülkemize geliyor. Elhamdülillah bu noktada gerçekten beyin gücümüz çok yüksek. Merak etmeyin, hayır hayır. Şu anda bizim dönemimizde değerli kardeşlerim, biz hastane açmakta büyük bir rekabetin içerisindeyiz. Fakat ben Sayın Kılıçdaroğlu döneminin hastanelerinin fotoğraflarını aldırdım. Ah kardeşlerim ah, ne hijyen ne bir şey, rezillik, rezillik. O ameliyat sedyeleri, o ameliyat masaları rezillik. Bunlarda vizyon diye bir şey yok. Ve bir de yalan, ne diyor biliyor musunuz? Ta o zamanın Milliyet Gazetesi’nde 98 zannediyorum. Diyor ki, SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığı alsın diyor. Biz SSK hastanelerini kalkıp da Bakanlığa devretmeyi komisyonda müzakereye başladığımızda bu defa da kalktılar, hayır dediler. Bu işçinindir, devredilemez. Ne oldu? Biz dedik ki olacak. Olur olur dedik, sendikalarını üzerimize gönderdiler vesaire, kardeşim yapacağız dedik. Yaptık mı? Yaptık. Bütün hastaneleri birleştirdik mi? Birleştirdik. Özel sektöre, bakıma da ne dedik? Sizden de hizmet alabiliriz. Şimdi ne oldu? Bütün hastaneler bize hizmet veriyor. Bundan daha güzel bir ortam olur m? MHP’ye bakıyorsun aynı kafa, değişen bir şey yok.

Değerli kardeşlerim, sağlığın ötesine geçiyorum, daha farklı bir şey. O da nedir? Bakınız şurada bir Kanal İstanbul dedim değil mi? Hemen CHP mantığını ortaya koydu. Dedi ki, ne dedi biliyor musunuz ne dedi? Burada insan yok dedi, burada insan yok dedi. Allah Allah. Bu Kanal İstanbul’u kimler yapacak? İnsan yapacak. Orada on binlerce, yüz binlerce insan çalışacak değil mi? Peki bunun sağında, solunda 100-150 metre derinliğinde oralarda yeni şehirler, çeşitli ticaret merkezleri kurulacak burada kim var? Orada da insan var. İstanbul bir deprem şehri mi? Deprem şehri. Buna karşı tedbir almayacak mıyız? Tedbir alacağız. Değerli kardeşlerim, bütün bunları yaparken insan yok, anladım. Ha biz Kanal İstanbul’da gemi yüzdürüyorduk, o geminin yerine meğerse biz oraya insan koymamız lazımdı. Bu sefer de ne derdi biliyor musunuz bu Kılıçdaroğlu? Evet insanı gördüm de, bu yürüyen insan yüzme bilmiyor derdi. Bir şey söyleyecek ya, mantık bu. Çıktı bakıyorum yardımcısı ne dese beğenirsiniz? Biz üçüncü köprüye karşıyız. Bu CHP birinci köprüye karşı değil miydi? İkinci köprüye karşı değil miydi? Marmaray’a karşı değil miydi? Diğer bizim yaptığımız tüp geçite karşı değil miydi? Peki şimdi hangi yüzle bu köprülerden geçiyorsunuz? Hadi madem karşısınız sandalla geçin. Öyle mi? Yürüyerek geçin. Bu CHP bu. Bunlarda vizyon yok, bunlarda ufuk yok, bunlarda çözüm yok. Ne yaparsanız karşı çıkarlar bunların derdi bu. Bak Maltepe’de şimdi Sağlık Bakanlığı olarak hastane yapacağız. Bu hastaneye Maltepe Belediyesi karşı çıkıyor. Karşı çıkıyor. Bunların yapısı bu, mantığı bu. Nerede bir hayırlı iş yapacaksın karşısında. Aynı şey İzmir’de, İzmir’de de TOKİ olarak bütün o kaçak yapılar, gecekondu vesaire bunlara yönelik kentsel dönüşüm, değişim yapalım diyoruz. Bir 3 bin kadarını yaptık, devam edelim. Şimdi diyor ki, ben bundan sonrasına müsaade etmem. Ya etsen de etmesen de mesele değil. Şimdi biz inşallah yeni kurduğumuz çevre orman ve şehircilik bakanlığıyla, yapacağımız yeni yasal düzenlemelerle bunun önünü açarız, açarız. Ustalık döneminde inşallah bu işleri başaracağız. Çünkü biz bu işleri buna karşı duranların eline bırakmayız. Türkiye muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkacak, CHP’ye rağmen çıkacak. CHP rağmen çıkacak. Bunu yapmaya mecburuz. Çünkü benim milletim istiyor mu? Milletim istiyorsa bize düşen onu yapmaktır, biz de onu yapacağız.

Kardeşlerim, bitti mi? Bitmedi. Bakınız… Şimdi ben CHP’ye gönül veren kardeşlerime sesleniyorum, MHP’ye gönül veren kardeşlerime sesleniyorum, gelin futbol takımı tutar gibi particilik yapmayalım. Bakın bu iş başka bir iş. Hizmet siyaseti, eser siyaseti yapanlara oy verelim, tamam? İstismar siyaseti yapanlara, yalan üretenlere, ideoloji siyaseti yapanlara kesinlikle oy vermeyelim. Kardeşlerim, bakınız Sayın Kılıçdaroğlu Hakkari’ye gitti benden sonra. Ve Hakkari’de BDP’lilerle, BDP’lilerin ifadesidir bu, bir sözleşme yaptı, yazılı değildir bu, sözlü onlar anlatıyor. Bunlardan bir tanesi de neydi biliyor musunuz? Yerel özerklik. Bunu açıkladı kendisi. Ondan sonra da böyle bir şey yok dedi. Ya bu gazetelerde yazdı. Ve ne yaptı BDP’lilere? Dedi ki CHP bayrağını ellerine alsınlar. Ama CHP’liler olarak ben CHP’li kardeşlerimi tenzi ederim, çünkü CHP’li kardeşim eline Türk bayrağını alır, ama BDP’li almaz, almaz. Bunun için de orada Kılıçdaroğlu, BDP’lilere Türk bayrağını veremedi, CHP bayrağını verdi. Tabii ben niye orada bir tane Türk bayrağı yoktu diye eleştirince, Sayın Başbakan bayrak üstünden siyaset yapıyor dedi. Yani Türk bayrağı Hakkari’de CHP’nin mitinginde dalgalanmazsa bu eleştirilmeyecek mi, iyi mi yaptınız diyeceğiz. Türk bayrağının dalgalanmayacağı herhangi bir yer olamaz. Ve kalkıp Kılıçdaroğlu, bir yanlışlık oldu, özür dilemesi gerekirken bu özrü benden dilemesin, Türk milletinden dilesin. Ama ne yaptı? Pazarlık bunu gerektiriyordu, onun için orada ne yapamadı? Türk bayrağını BDP’lilerin eline verdiremedi. Çünkü Hakkari’de CHP’nin oyu 300-350 tane. O gün oraya 2 bin, 2 bin 500 kişi geldi, sallayın sallayın ancak elinizde kalır başka bir işe yaramaz. Değerli kardeşlerim, CHP’nin hakça düzeni kuyruktur. CHP’nin insanca düzeni yolsuzluktur. CHP’nin hakça düzeni yoksulluktur. CHP’nin hakça düzeni kuyruktur kuyruk. Ah ah… Onun için ben diyorum ki, Pazar günü, yarın gelin sandıklarda bu CHP’ye demokrasinin diliyle … nasıl olur gösterelim. Onun için diyorum ki, durmak yok yola devam. Onun için diyorum ki, şurada saatler var. Kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Telefonlarla görüşmeye var mıyız? Herkese anlatacağız. Ve sandıklardan evvel Allah gümbür gümbür AK PARTi’yi çıkartmaya var mıyız? Ne diyoruz biliyor musunuz? Gelin 467 milletvekilinin üzerinde bir milletvekili çıkarmayı ağlayalım, ustalık döneminin nasıl yürüdüğünü görün. Hiç endişe etmeyin. Değerli kardeşlerim, bakınız Cumhuriyet tarihinde 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapıldı. Biz şu 8 senede 13 bin 600 kilometre bölünmüş yol yaptık. Geçenlerde ne olduğunu biliyor musunuz? Bir şey söyleyeceğim size, ne oldu biliyor musunuz çok enteresan. Eskişehir’de miting yapacak Sayın Kılıçdaroğlu, dedi ki, ben hızlı trenle gitmem. Niye? AK PARTi’nin reklamı olur. Ya Sayın Kılıçdaroğlu, git git, senin için faydalı olur, çok rahat edersin, huzur içinde gidersin. Ve Eskişehir’e gidene kadar da hazırlıklarını yaparsın. Konforsa konfor her şey var. Yok dedi. Ne olacak? Uçakla gideceğim. Sayın Kılıçdaroğlu, uçakla da gitsen, ineceğin terminali de AK PARTi yaptı, ne yapacaksın? O terminalin pistlerini yaptım, şimdi de terminal binasını yapıyorum. Herhalde bunu bilmiyordu. Yok kara yolundan gideceksen kara yollarını da AK PARTi iktidarı yaptı. Değerli kardeşlerim, inanın bunların dünyadan haberi yok. Çok ilginçtir geçen MHP’nin seçim beyannamesini arkadaşlar bana getirdi. MHP’nin seçim beyannamesinde de ne var biliyor musunuz? Ankara-Konya yüksek hızlı tren var. Ankara-Konya yüksek hızlı tren. Çünkü bunların kılavuzu… ya biz yüksek hızlı treni yaptık, test sürüşleri başladı. Şurada artık günleri sayıyoruz ticari olarak başlayacak. Sayın Bahçeli, sonra sen de binmemizlik yapma ha sen bin, sen bin. Senin duana ihtiyacımız yok, milletimizin duası bize yeter. Kılıçdaroğlu’nun duasına da ihtiyacımız yok, milletimizin duası bize yeter. Değerli kardeşlerim, biz çünkü yola sizlerle çıktık, bizim rotamızı siz çizdiniz. Evvel Allah biz sizinle varız çetelerle değil. Onların listelerinde kimlerin olduğunu görüyorsunuz değil mi? Karanlık odaklarla nasıl işbirliği halinde olduklarını görüyorsunuz, daha neler çıkacak neler. Kardeşlerim, BDP’yle Güneydoğu’da, Doğu’da işbirliği. Batıda BDP, MHP, CHP işbirliği bunlar devam ediyor. Bakınız bunlar bir taraftan işte ezanı Kürtçe okuyor. Bunların CHP’den farkı var mı? Aynen 1932’ye döndük. 32’de de hatırlayın, CHP o zaman ezanı Türkçe okumuştu, okutmuştu, değil mi? Değerli kardeşlerim, 18 yıl bu ülkede ezan Türkçe okundu. Merhum Menderes’e kadar. Menderes geldi ve tekrar Arapça ki Sünnetçedir, aslına döndü. Ve ezan aslı gibi okunmaya başladı. Allahüekber Allahüekber diye okunmaya başladı. Bu mücadelelerden geldik, CHP bu, CHP bu. Şimdi de ki bu CHP, camileri ahıra çeviren CHP’dir. Elimde belgeler var, televizyon programlarında bir kısmını açıkladım. Ama o sayıyor, onlarca, yüzlerce. Konya Alaaddin Camiini Atatürk’ün talimatına rağmen restore edip de ahırdan çıkarmadı. Evet, CHP budur. Ama istismarını yaparlar. Değerli kardeşlerim, bu oyunları biz bozuyoruz biz ve bozmaya devam edeceğiz. Şimdi BDP de ne yaptı? Kürtçe ezan. Baktı ki tepkiler çoğalıyor, ne dediler? Burada okunmadı, ses kayıtları geldi, çıktı ortaya. Beraber çalışıyorlar aynı, değişen bir şey yok. Bakıyorsunuz Eş Başkan Elazığ İl Başkanıyla konuşuyor, CHP’nin orada çıkarma şansı yoksa önce BDP olarak CHP’yi destekleyelim, yok çıkarma şansı yoksa MHP’yi destekleyelim. Bakın kime karşı? AK PARTi’ye karşı. Ne yaparsanız yapın benim milletim kararını veriyor evvel Allah. Bitti mi? Bitmedi. Yine bunlar aynı şekilde bu birlikteliklerini devam ettiriyorlar. İşte Diyarbakır’da ne yaptılar? 3 gün kepenklere kapattırma dediler BDP. Ve CHP’ye de Diyarbakır İl Teşkilatında kepenk indirdi. Bu nasıl demokrasi mücadelesi, bu nasıl özgürlük mücadelesi? Dağ talimat veriyor, bu talimata sen de uyuyorsun. Kardeşlerim, olay bu. Fakat bitiyor mu? Bitmiyor. Daha neler var neler. Ama buna buradaki zaman yetmiyor. Değerli kardeşlerim, bütün mesele biz şu kalan saatleri çok iyi değerlendirelim, iyi çalışalım ve yarın sandıklarda bunlara demokrasi dersini verelim.

Burada sadece sizi belki yoruyorum; ama sadece şunu söyleyeyim: Bakınız biz Türkiye’yi 230 milyar dolar milli gelirle aldık. Sayın Bahçeli, 280 milyar dolar milli gelirle aldı, düşürdü. Ve biz şu anda 740 milyar dolar milli gelire çıkardık. Değerli kardeşlerim, bununla kalmadık. Devletin borçlanma faizi yüzde 63’tü, şimdi yüzde 7, aradaki fark kimden çıkıyordu? Milletimden çıkıyordu. Şimdi bu kimin cebinde kalıyor? Milletimin cebinde kalıyor. Enflasyon bizim mutfakta canavar değil miydi Ayşe abla, Fatma kardeşim canavar değil miydi? Şimdi bu enflasyon yüzde 30’du MHP’nin iktidarında, şimdi yüzde 7, aradaki fark 23. Kimin cebinde kalıyor? Değerli kardeşlerim, iddiayla söylüyorum; şimdi kalkıyor Sayın Bahçeli, ben emekli maaşını şuraya çıkaracağım diyor. Sayın Bahçeli, Kılıçdaroğlu zaten tahrik o ayrı mesele. Ama ben sana da şunu söyleyeyim; bak SSK işçi emeklisi, memur emeklisi, BAĞKUR tarım emeklisi hepsini al, senin döneminde bunların alım gücü neydi, bugün alım gücü ne? Bugün eğer bundan yüzde 40, yüzde 50, yüzde 100 artmadıysa ben çekilirim. Ama sen çekilmeye var mısın? Niye? Bunlar bu ülkeyi batırdılar, bitirdiler. Kardeşlerim, biz yaptıklarımızla konuşuyoruz. Ve size inanıyoruz, size güveniyoruz. İstismar siyasetine gerek yok, Halep ordaysa arşın Maltepe’de. Olay bu kadar basit. Kardeşlerim, bakınız devletin borcundan bahsediyorlar. Geldik milli gelire göre devletin borç stoku neydi biliyor musunuz yüzde 61. Yani 100 liranın 61 lirası borçtu. Şimdi 100 liranın 27 lirası borç, bakın nereden nereye. Bir başka, benim çiftçi kardeşim, Ziraat Bankası’ndan kredi alırken kaç faizle alıyordu biliyor musunuz? Yüzde 59. Şimdi yüzde 5, yüzde 5. Yüzde 59 faiz nere, yüzde 5 faiz nere. Esnaf sanatkar, kardeşlerim, esnaf sanatkar yüzde kaç faizle kredi alıyordu biliyor musunuz? Yüzde 47 Halk Bankası’ndan. Şimdi yüzde 5, yüzde 5. Halep ordaysa arşın burada. Biz yaptıklarımızla konuşuyoruz, onlar neyle konuşuyor belli değil. İşte aynı MHP, gitti IMF’den 30 milyar dolar borç aldılar. Kardeşlerim, bize ne kadarla devretti? 23,5 milyar dolar borçla devretti. Ödedik ödedik ödedik, şu anda 5 milyar dolar borç var. Milliyetçiyiz diyorlar değil mi? Türkiye’de 2 milliyetçi parti var.

Ve bakınız bizim milli bankamız hangi banka? Merkez Bankası. Bize nasıl devrettiler? 27,5 milyar dolarla. Bunun da yarısı yurt dışındaki işçilerimizin dövizi. Şimdi ne oldu biliyor musun? 97 milyar dolar oldu. 97. Çünkü daha güçlü olacağız, daha güçlü olacağız ki muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkalım, bunu başarmamız lazım ve şu anda o yoldayız. Bak şimdi helikopterimizi yapıyoruz, uçağımızı yapıyoruz, insansız hava araçlarını yapıyoruz, tankımızı yapıyoruz, topumuzu yapıyoruz, buralara durup dururken gelmedik, gelmedik. Artık savunma sanayisinde hamd olsun ihtiyacımızın yüzde 52’sini bu ülkede karşılıyoruz buralara geldik. İhracata başladık, bunlar durup dururken olmadı.

Kardeşlerim, şimdi hazır mıyız? Oy pusulasının birinci sırasında hangi parti var? Oylar AK PARTi’ye…

Ama kapı kapı dolaşıyoruz değil mi? Durmak yok yola devam. Eyvallah. Şarkımızı biliyor musunuz? Şöyle bayrakları bir göreyim, bayraklar bayraklar bayraklar, maşallah arka taraf, tamam.

Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bize her şey sizi hatırlatıyor, bize her şey sizi hatırlatıyor, bize her şey sizi hatırlatıyor, bize her şey sizi hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun. 12 Haziran kutlu olsun. Ülkemiz, milletimiz, tüm İstanbul’umuz için aydınlık yarınlara vesile olsun inşallah. Yeni anayasanın, ileri demokrasinin, temel hak ve özgürlükler için bir milat olsun istiyoruz. Allah yar ve yardımcımız olsun.