Mesnevi/1/401-450

Vikikaynak sitesinden
< Mesnevi‎ | 1
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

401. Kitâbetde eli görmeyen her bir kimse, hareketde fiili kalemden zanneder.
402. Ârifin bu hâlinden bir şemme gösterdi; halkı dahi hâb-ı hissî kaptı.
403. Canları sahrâ-yı bîçûna gitmiştir, rûhları ve bedenleri râhat olmuştur.
404. Bir sadâdan tekrar tuzağa çekersen, cümleyi dâda ve dâvere çekersin.
405. Sabah deminin nûru zuhûr ettiği vakit, feleğin zerrîn akbabası kanat çarpar.
406. Sabahları ızhâr eden Hak, cümleyi İsrâfîl gibi o diyârdan sûrete getirir.
407. Munbasıt olan rûhları ten yapar; ve her teni tekrâr gebe eder.
408. Canların atını eyerden ârî kılar; bu, "en-nevmü ahu'l-mevt"in sırrıdır.
409. Fakat gündüz yine gelmeleri için, ayaklarına uzun bağ koyar.
410. Tâ ki gündüz onu o merg-zârdan çeke ve onu otlaktan yük altına getire.
411. Keşke bu rûhu, Ashâb-ı Kehf gibi veyahut Nûh'un gemisi gibi hıfz ede idi de,
412. Bu uyanıklık ve akıl tûfânından, bu kalb ve göz ve kulak kurtula idi.
413. Ey (müstemi'), bu zamanda da, cihânda çok Ashâb-ı Kehf senin yanında ve senin karşında vardır.
414. Gâr onun ile ve yâr onun ile tegannî içindedir; ne fâide! Senin gözünün ve kulağının üzerinde mühür vardır.

Halîfenin suâlinden dolayı
Leylâ kıssasının misâlen zikri

415. Halîfe, Leylâ'ya dedi: O sen misin ki, Mecnûn senden dolayı perîşân ve azgın oldu.
416. Sen başka güzellerden ziyâde değilsin. (Leylâ): Mâdemki sen Mecnûn değilsin. Sus! dedi.
417. Her kim ki uyanıktır, o ziyâde uykudadır; onun uyanıklığı uykusundan beterdir.
418. Cânımız Hakk'a uyanık olmadığı vakit, uyanıklık bizim ânımıza derbend gibidir.
419. Canın, bütün gün hayâlin tepmesinden ve zarar ve kârdan ve havf-i zevâlden.
420. Ne safâsı ve ne letâfet ve kuvveti ve ne de âlem-i melekût tarafına sefer yolu kalır.
421. Uyumuş olan o kimsedir ki, her hayâlden ümîd bekler ve onunla konuşur.
422. O şeytanı rü'yâsında hûrî gibi görür; binâenaleyh şehvetten dolayı şeytana suyu döker.
423. Nesil tohumunu çorak yere döktüğü vakit, o kimse kendine geldi, hayâl de ondan kaçtı.
424. Ondan başının za'fını ve teninin pisliğini görür. Âh..! Nâ-pedîdin pedîd olan nakşından.
425. Yukarıda uçan kuşun gölgesi, yerde kuş gibi uçarak koşar.
426. Ahmağın biri, o gölgenin avcısı olur; kuvveti kalmayıncaya kadar koşar.
427. Hevâ kuşunun aksinden haberi yoktur. O gölgenin aslı neredendir, haberi yoktur.
428. O gölge tarafına ok atar; ok mahfazası dahi, cüst ü cûdan boşalır.
429. Onun ömrünün terkeşi boşaldı; gölge avında harâretle koşmaktan ömrü gitti.
430. Onun mürebbîsi, Allah'ın sâyesi olduğu vakit, onu hayâlden ve gölgeden kurtarır.
431. Hudâ'nın bendesi, Allah'ın sâyesi olur; bu âlemin ölmüşü ve Hudâ'nın dirisidir.
432. Çabuk onun eteğini tut; tâ ki şübhesiz âhir zamânın eteğinden kurtulasın.
433.كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ evliyânın nakşıdır; zîrâ o şems-i Hudâ nûrunun delîlidir.
434. Bu vâdide delîlsiz gitme! Halîl gibi "Ben zâil olan şeyleri sevmem" de!
435. Git sâyeden bir güneşi bul! Tebrizli şâh Şems'in eteğini bul!
436. Bu düğün ve gelin tarafına yolu bilemezsen, ziyâu'l-Hak Hüsâmeddîn'den sor!
437. Ve eğer yolda senin boğazını hased tutarsa, hasedde İblîs'in tuğyânı vardır.
438. Zîrâ o, hasedden dolayı âdemden arlanır; hasedden dolayı saâdetle nizâ' eder.
439. Yolda, bundan daha güç bir geçit yoktur; ne mutlu o kimseye ki, hasede yoldaş değildir.
440. Bu cesed, hasedin hânesi geldi bil! Hasedden hânedan bulaşık olur.
441. Gerçi cesed, hasedin evi olur; velâkin Allâh-ı mukaddes o cesedi temizler.
442. "Benim evimi temizleyiniz!" tahâreti beyandır; her ne kadar tılsımı toprağa mensûb ise de, nûrun hazînesidir.
443. Eğer sen hasedsize hîle ve hased edersen, o hasedden kalbe siyahlıklar erişir.
444. Allah adamının ayağı altında toprak ol; hasedin başına bizim gibi toprak saç!

Vezîrin hasedinin beyânındadır

445. O vezîrcik ki, onun aslı hasedden idi, nihâyet kulağını ve burnunu bâtıl sebebiyle hevâya verdi.
446. O ümîd üzerine ki, hased iğnesinden, onun zehrinden miskinlerin canına erişe.
447. Hasedden burnunu koparan her kimse, kendisini kulaksız ve burunsuz eder.
448. Burun odur ki, o bir koku ala; koku onu bir mahalle cânibine götüre.
449. Kokusu olmayan her bir kimse, burunsuz olur. O dînî olan koku, kokudur.
450. Vaktâki bir koku aldı ve onun şükrünü etmedi, ni'metin küfrü geldi ve burnunu yedi.