Mesnevi/1/2101-2150

Vikikaynak, özgür kütüphane
< Mesnevi‎ | 1
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

2101. Eğer gaybdan pek çok sızarsa, bu âlemde ne hüner kalır; ne de ayb!
2102. Bunun haddi yoktur; ibtidâ tarafına yürü; yine çalgıcı adamın kıssası tarafına yürü!

İhtiyar çalgıcı kıssasının bakıyyesi ve
onun hülâsasının beyânı


2103. Bir mutrıb ki cihân ondan pür-tarab oldu, onun sadâsından hayâlât-ı acîbe bitmiş idi.
2104. Onun nevâsından can kuşu uçucu olurdu ve onun sadâsından gönlün aklı hayrân olurdu.
2105. Vaktâ ki zaman geldi ve ihtiyâr oldu, onun cânının doğanı aczden sivrisinek tutucu oldu.
2106. Onun arkası küp sırtı gibi kambur, kaşları göz üzerine paldum gibi olmuştu.
2107. Onun can artırıcı latîf sadâsı çirkin olmuştu ve kimsenin indinde hiçbir şeye değmez idi.
2108. Zühre'nin reşki gelmiş olan bu nevâ, bir ihtiyâr eşeğin sadâsı gibi olmuş idi.
2109. Muhakkak hangi hoşdur ki, o nâhoş olmadı; yâhut hangi tavandır ki o döşeme olmadı.
2110. Sudûrda olan azîzlerin sadâsından gayri ki, onların nefeslerinin aksinden nefh-i sûr olur.
2111. Derûna mensûbdur ki, derûnlar ondan mestdir; bir yoktur ki, bizim varlıklarımız ondan vardır.
2112. O, fikrin ve her âvâzın kehrübâsıdır. O ilhâmın ve vahyin ve sırrın lezzetidir.
2113. Vaktâ ki mutrıb ziyâde ihtiyâr ve zayıf oldu, kazançsızlıktan incecik bir pideye muhtâç oldu.
2114. Dedi: Ey Hudâ, bana çok ömür ve mühlet verdin; bir alçağa lutuflar ettin.
2115. Yetmiş sene ma'sıyete sa'y ettim; bir gün benden atânı geri tutmadın.
2116. Bugün kazancım yoktur; senin misâfirinim; çalgıyı senin için çalarım; zîrâ ben seninim.
2117. Çalgıyı yukarı kaldırdı; Allah isteyici olduğu halde, âh diyerek Medîne-i Münevvere kabristanı tarafına gitti.
2118. Dedi ki: Hak'dan ibrişim-bahâ isterim; zîrâ O, lutuf ile kalpları kabûl eder.
2119. Çok çeng çaldı ve ağlıyarak baş koydu; çengi yastık yaptı ve bir kabir üstüne düştü (yattı).
2120. Onu uyku kaptı; can kuşu hapisten kurtuldu. Çalgıyı ve çalgıcılığı bıraktı ve sıçradı.
2121. Sâf bir âlemde ve can sahrâsında, tenden ve dünyânın meşakkatinden âzâd oldu.
2122. Onun cânı mâcerâ tegennî edici idi; şöyle ki, eğer beni burada bıraksalar idi;
2123. Bu bağ ve bahâr içinde bu sahrâ-yı gayb lâlezârının sarhoşu olarak canım hoş olurdu.
2124. Kanatsız ve ayaksız sefer ederdim; dudaksız ve dişsiz şeker yer idim.
2125. Dimâğın zikir ve fikre mensûb olan rencinden fâriğ olarak, çerhin sâkinleriyle latîfe ederdim.
2126. Gözü bağlanmış olarak bir âlem göre idim; gülü ve fesleğeni elsiz toplaya idim.
2127. Bal denizine batmış su kuşu, şarâb ve muğtesel olan çeşme-i Eyyûbî.
2128. Zîrâ onda Eyyûb, ayaktan başa kadar, marazlardan nûr-ı şark gibi pâk oldu.
2129. Eğer Mesnevî hacimde çerh gibi olaydı, ona, ondan yarısının bir parçası sığmazdı.
2130. Zîrâ o çok geniş olan yer ve gök, darlığından gönlümü pâre pâre etti.
2131. Bana uyku içinde görünen bu bir cihân, açıklığı içinde kanadımı açtı.
2132. O cihân ve onun yolu eğer zâhir olaydı, az kimse bir lahza burada olurdu.
2133. Emir geldi ki, hayır tâmi' olma! Mâdem ki ayağından diken çıktı, git!
2134. Onun cânı orada, onun rahmet ve ihsân fezâsında mola mola vuruyordu.

Hâtıfın uykuda Emîrü'l-Mü'minîn Ömer'e (r.a.),
"Beytülmâlden bu kadar altın al ve
kabristanda uyumuş olan o adama ver" demesi


2135. O zaman Hak, Ömer üzerine bir uyku havâle etti, tâ ki kendisini uykudan tutamadı.
2136. Ucbe düştü ki, bu ma'hûd değildir. Bu gaybdan vâki' oldu, maksûdsuz değildir.
2137. Baş koydu ve onu uyku kaptı; rü'yâ gördü ki, ona Hak'dan nidâ geldi, onun cânı işitti.
2138. O bir nidâ ki, her sesin ve nidânın aslıdır. Muhakkak nidâ odur; bu bâkî sadâdır.
2139. O nidâyı Türk ve Kürd ve Fârisî söyleyen ve Arab, kulaksız ve dudaksız anlamışlardır.
2140. Hoş, Türk'ün ve Tâcik'in ve Zencînin ne yeri vardır; o nidâyı tahta ve taş da anlamıştır.
2141. Her bir dem ondan "Elestü" (Değil miyim?) geliyor. Cevher ve arazlar mevcûd oluyorlar.
2142. Gerçi onlardan "Belî" gelmiyor; fakat onların ademden gelmesi "Belî" olur.
2143. O şeyden ki, ben taşın ve tahtanın idrâkinden söyledim, onun beyânında bir kıssaya güzel akıl tut!
2144. Tahtanın ve taşın âgâhlığından söylediğim şeyin beyânında bî-tevakkuf kıssayı dinle!

Cemâat çoğalıp, "Biz va'z esnâsında, senin mübârek yüzünü göremiyoruz"
dedikleri için, Peygamber'e (s.a.v.) mahsûs minber yaptıkları vakit, hannâne
direğinin nâlesi ve Resûl ve ashâbın o nâleyi işitmesi
ve Mustafa'nın (a.s.) direk ile sarâhaten suâl ve cevâbı


2145. Hannâne direği Resûl'ün hecrinden erbâb-ı ukûl gibi feryâd ediyordu.
2146. Va'z meclisi ortasında öyle ki, ondan ihtiyâr ve genci dahi âgâh oldu.
2147. Direk enine boyuna neden nâle ediyor, diye ashâb-ı Resûl hayrette kaldılar.
2148. Peygamber dedi: Ey direk! Ne istersin? (Direk) dedi: Benim cânım senin ayrılığından hûn oldu!
2149. Senin dayanacak yerin ben idim, benden gittin; sen minberin başı üzerine istinâd-gâh yaptın.
2150. Buyurdu ki: İster misin ki, seni bir hurma ağacı yapsınlar; şark ve garb ehli senden meyve toplasınlar?