Mesnevi/1/1401-1450

Vikikaynak sitesinden
< Mesnevi‎ | 1
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

1401. Taşlar ve taş gönüllü kafirler, ağlıyarak ve utanarak onun içine girerler.
1402. Bu kadar gıdâdan dahi sâkin olmaz; nihâyet ona Hak'dan bu nidâ gelir.
1403. Doydun mu, doydun mu? Der ki: Henüz hayır; işte sana âteş! İşte sana harâret, işte sana yakma.
1404. Bir alemi lokma etti ve çekti; mi'desi "هَلْ مِن مَّزِيدٍ" "Daha var mı?" na'rasını vurdu.
1405. Hak lâ-mekândan onun üzerine kademini koyar; o vakit o kün-fekândan sâkin olur.
1406. Madem ki bu bizim nefsimiz cehennemin cüz'üdür, cüzler dâimâ küllün tabiatını tutar.
1407. Bu kadem Hakk'a mahsusdur ki, O söndürür; muhakkak onun yayını Hak'dan gayrı kim çeker?
1408. Yaya ancak doğru oku koyarlar; bu kemânın ma'kus eğeri okları vardır.
1409. Ok gibi doğru ol ve yaydan kurtul! Zira şübhesiz yaydan doğrunun gayri fırlamaz.
1410. Vaktâ ki hârici harbden avdet ettim, harb-i dâhilîye teveccüh ettim.
1411. Biz küçük harbden döndük; Peygamber ile berâber büyük harb içindeyiz.
1412. İğne ile bu Kaf dağını koparmak için, Hak'dan kuvvet ve tevfîk ve lâf isterim.
1413. Safları yaran bir arslanı ehemmiyetsiz bil! Arslan o kimsedir ki, kendisini kırar.
1414. Benim sözümün sırrından bir hisse almak için, bunun beyânında bir kıssa dinle!

Rum elçisinin Emîrü'l-Mü'minîn Ömer'e (r.a.) kadar gelmesi
ve onun Ömer'in (r.a.) kerâmâtını görmesi


1415. Kayser'den Medine'de Ömer'e kadar uzak beyâbandan bir elçi geldi.
1416. Dedi ki: Ey ahali, halîfenin köşkü nerededir; tâ ki ben atımı ve eşyamı oraya çekeyim.
1417. Ahâli ona dediler ki: Onun köşkü yoktur; Ömer'in bir parlak can köşkü vardır.
1418. Her ne kadar beylik cihetinden onun sıytı var ise de, onun fakîrler gibi küçücük bir evi vardır.
1419. Ey kardeş, sen onun köşkünü nasıl görürsün? Zîrâ senin kalb gözünde kıl bitmiştir.
1420. Kalb gözünü kıldan ve illetten temizle de, ondan sonra onun köşkünün cemâline göz tut!
1421. Her kimin canı heveslerden pâk ise, çabuk hazreti ve eyvân-ı pâki görür.
1422. Muhammed gibi bu ateşten ve dumandan pâk oldu; her nereye teveccüh ederse, Allah'ın vechi oldu.
1423. Madem ki sen fenâ isteyenin vesvesesine refiksin, "semme vechullah"ı ne vakit bilirsin?
1424. Her kime ki sîneden feth-i bâb ola, o her zerreden güneşi görür.
1425. Ağyâr arasında Hak, yıldızlar arasındaki ay gibi zâhirdir.
1426. İki parmağın ucunu iki göz üzerine koy; insâf et, cihândan hiçbir şey görür müsün?
1427. Eğer görmüyorsan, bu cihân ma'dum değildir; kusur o uğursuz nefsin parmağından gayri değildir.
1428. Âgah ol, sen parmağı gözünden kaldır; ondan sonra her neyi istersen gör!
1429. Nuh'a ümmeti: "Hani o sevâb?" dediler. "O taraftandır" dedi. Halbuki onlar elbiselerine büründüler.
1430. Yüzünüzü ve başınızı elbiselerinize sarmışsınız; şübhesiz göz ilesiniz ve görmemişsiniz.
1431. İnsan gözdür ve bâkî kabuktur. O şey ki dostu görmektir, görmek olur.
1432. Dostun görüşü olmayınca kör olmak evlâdır. Bâki olmayan dostun uzak olması müreccahdır.
1433. Vaktâ ki Rum elçisini bu tâze elfâz semâ'a getirdi, pek müştâk oldu.
1434. Gözünü Ömer'i aramağa nasb etti; yükünü ve atını zâyi' bıraktı.
1435. O iş adamının izinde o, deli gibi her tarafa sorucu olurdu.
1436. Cihânda böyle bir adam olsun da, cihândan can gibi gizli olsun?
1437. Ona bende gibi olmak için, onu aradı; şübhesiz arayan bulucu olur.
1438. Bir köylü Arab kadını onu ecnebi gördü, dedi ki: İşte Ömer, o hurma ağacının altındadır.
1439. Halktan ayrı olarak o hurma altındadır; Hudâ'nın zıllini, gölge altında uyumuş gör!

Rum elçisinin Emîrü'l-Mü'minîn Ömer (r.a.) efendimizi
ağaç altında uyumuş olarak bulması


1440. O, oraya geldi ve uzaktan durdu; Ömer'i gördü ve titremeğe düştü.
1441. Elçiye o uyumuştan bir heybet geldi; latîf bir hal onun üzerine nüzûl etti.
1442. Muhabbet ve heybet, birbirinin zıddıdır; bu iki zıddı ciğerinde cem' olmuş gördü.
1443. Kendi kendine dedi ki: Ben padişahlar görmüşüm, büyük sultanların huzurunda makbul olmuşum.
1444. Padişahlardan bana bir heybet ve korku olmadı; bu adamın heybeti aklımı kaptı.
1445. Arslan ve kaplan ormana gitmişim; onlardan benim yüzümün rengi dönmedi.
1446. Çok cenkde ve kârzârda, iş feryad olduğu anda arslan gibi olmuş idim.
1447. Çok ağır yara yedim, çok vurdum; başkalarından daha gönlü kavi olmuş idim.
1448. Bu adam, yer üstünde silâhsız uyumuştur; ben yedi endâmım ile titreyiciyim, bu nedir?
1449. Bu Hakk'ın heybetidir, mahluktan değildir. Bu eski püskü esvâblı adamın heybeti değildir.
1450. Her kim ki Hak'dan korktu ve takvayı ihtiyar eyledi; cin ve ins her kim görür, ondan korkar.