Kıt’a-min-Tarih-i Sultan Mahmûd-ı Evvel

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Bismillahirrahmanirrahim (1b) Ost ser-tâc-ı kelâm-ı kadîm hamd ü sipâs ve şükr-i bî-kıyâs ol zât-ı müte‘âl ve Hüdâ-yı lâ-yezâle ki sipihr-i ‘azâmetinde Cibril-i ‘akl pervâz itmez ve gene hikmetine kemend-i efkâr irmez ve durûd-ı ihlâs inzimâm-ı mahabbet-disâr ya‘ni Sultân-ı enbiyâ-i bi‘set ihtıtâm ve Resûl-i hafızîn-i melâik-i huddâm ‘aleyhi efdalü’s-salavât ve ekmelü’s-selâm cânibine olsun ki menşûr-ı câh-ı nübüvveti tuğrâ20-yı ( وما ارسلناك الارحمة 21 (للعالمين ile ‘unvân tırâz ve berât-ı i‘tibârı ( (لولاك لولاك لماخلقت الافلاك ile müsellem ve dibâce-i sütûr-ı âyât-ı meşhûnu ( وماالنصرالا من 22 (عندالله ile mu‘azzez ve mükerremdir. Siyyema Sultân-ı Selâtîn-i cihân ve güzîde-i havâkīn-i memâlik-i Osmâniyân hâliyen pâdişâh-ı İslâm olan Sultân ibn Sultân ve Hâkān bin Hâkānü el- Gâzi Sultân Mahmûd (2a) Han bin Sultân Mustafa Han edâme’allâhü te‘âlâ ‘ömruhu ve devletühü ilâ intihâi’z-zaman ve inkirâzi’d-deverân hazretlerinin eyyâm-ı sa‘âdet-encâmlarında vetîre-i ecdâd-ı ‘izâmları üzere Üngürüs seferlerinden bin yüz elli bir senesinden berü bi-‘avnihi sübhanihi ve te‘âlâ vâkī‘ olan sefer-i hümâyûn-ı nusret-makrûnlarında zuhûr iden vekāyi‘-i sefer-i nusret-eserden ‘alâ-vechi’l-icmâl bir mikdârı23 tahrîr ü beyâna şürû‘ olunmağın elli bir senesinde vâkī‘ olan vekāyi‘-i

20 tuğrâ-yı R : -Ü

21 Kur’an: 21/107; “Seni ancak insanlığa rahmet olarak gönderdik”

22 Kur’an: 3/126; 8/10; “Yardım ancak Allah’tandır”

23 mikdârı R: -Ü

25 “müctemi‘ olan yüz elli binden mütecâviz melâ‘în-i hâsirîn ile kal‘adan” bu kısım Ahmed Kızılgök’te yok.

26 hâlka R: - Ü

27 Böyle bütün bir âyet yok ama belirtilen yerlerden alınarak birleştirilmiş. Kur’an: 9/16; 22/78 “Allah yolunda O’na lâyık olacak şekilde gayret gösterin”

28 sille R: selle Ü

29 cevâb R: ecvâb Ü


33 Ü.’de kelimenin üzerinde i‘lân yazıyor.

34 esb Ü: -R

26 Mısra‘35: “Cânâ ne kemterdir yolunda iderüz ânı dirîg” mazmûnunca ikdâm ve ihtimâmlarına bi-‘avnihi te‘âlâ küffâr tâkat getüremeyüp nesîm-i rüzgâr-ı nusret cânib36-i İslâmiyândan esmekle küffâr37 perîşân ve bakıyyetü’s-süyûf olan melâ‘în-i hâsirîn tabur-ı makhûrları suyine şitâbân itmeleriyle bu haber-i meserret-esere Semendire yurdunda serdâr-ı ekrem bâlâda zikr olunan mahalde sâyebânda iken vürûd eyledi. Vezîr-i müşârun-ileyh Ali Paşa’nın işbu gazây-ı garrâyı tebşîr ü i‘lâm zımnında irsâl eyledikleri mektûblarının hulâsa-i mefhûmunda egerçe küffâr bi-‘avnihi sübhanihi ve38 te‘âlâ (9b) ber-minvâl-i meşrûh münhezimen tabur-ı makhûrları cânibine karâr eylemişlerdir.39 Lâkin tabur-ı makhûrda mahsûr reme-i hanâzîre çoban yani gürûh-ı makrûh-ı bed-âyînin serdâr-ı murdârı Vâlis Ceneral nâm kaltaban tek durmayup bu gece cümle süvâri ve piyâdesiyle ‘asker-i İslâm üzerlerine hurûc ve zuhûr eyleyeceklerin eğerce ahz olunan diller takrîr eylemişlerdir. Lâkin beher-hâl bu gece cümlesi şebhûn zımnında veyâhut vech-i âher ile ordu-yı İslâm’a hasâret fikr-i fâsidinde olmaları agleb-i ihtimâldir. Bu bâbda gereği gibi gayret ve hamiyet lâzımdır deyü inhâ ve i‘lâm itmeleriyle kāfile-i sâlâr-ı ‘asâkir hazret-i şehriyâr-i vezîr-i müşârun-ileyhin i‘lâmları mefhûmu40 ma‘lûmları olduğu bâlâda beyân olunan vezîr-i müşârun-ileyhin gazây-ı garrâsın cümleye i‘lâm ve herkes mesrûr u şâdân ve şükr-i Yezdân birle du‘â ve niyâz eylediler. Lâkin kendilerü mübârek rîş-i sefîdleri üzerine eşk-i çeşmlerin efşân eyleyerek guzât (10a) ve mücâhidlere ‘azîm du‘â eyledükten sonra heman ol sâ‘at tug-ı âsfânelerin kaldırup irsâl ve41 ‘asâkir-i İslâm peyderpey herkes ‘alem ve sancakların bilâ te’hîr şimdiden kalkup talî‘a-i ‘asker-i İslâm Vezîr-i Mükerrem Ali Paşa hazretlerine vakt-i ‘asrdan mukaddem irişsün ve hengâm-ı ‘asrda dergâh-ı âli yeniçeri42 ağası dahi bi’l-cümle kapukullarıyla bilâ-tevakkuf ta‘kîb eylesün deyü fermân-ı kazâ-cereyânları südûr itmekle gürûh-ı ‘asker-i felek-şükûh fezây-ı âsûmânî ve sübül-i nâgihanî gibi küffâr üzerine doğru cânib-i Hisarcık’a yürüdüler. Tabl ve nekkâre43 âvâzesi surna ve nefîr sadâsı âsumâna çıktı. Ordu-yı hümâyûnun Semendire’den hareketi ve Hisarcık cânibine ‘azîmeti ve gazve-i Hisarcık’ın icmâlen zikri beyânındadır Çün ‘asâkir-i İslâm vakt-ı dahve-ı kübrâdan hengâm-ı ‘asra değin fevc fevc hareket ve ‘azîmet eylediler. Yeniçeri ağası bi’n-nefs ahşâm namâzını edâ eyledükten sonra hareket ve kendüleri altıncı sâ‘atte ‘azîmetleri mukarrer (10b) olduğun inhâ ve cümleye i‘lâm ve vakt-i mezbûrda sâye-i ‘ilm-i nusret tev’em Hazret-i Resûl-i kibriyâda mevcûd bulunmaların tenbîh ve fermân buyurulmağın yeniçeri ağası ahşamdan ve kendilerü altıncı sâ‘atte yerinden kalkıp rahşına süvâr olduğu gibi ibtidâ-yı emîrde mübârek ellerin kaldırup yüzün bâr-gâh-ı mevlâya tutup: “kerîmâ, perver-digârâ, pâdişâhâ, işbu müteveccih-i ‘asâkir-i İslâm olan beyzâsının Habîb-i muhtereminin ‘ilmi ve sâye-i nişîn olan zu‘afâsına ve habîbine îmân-ı tâm ile tasdîk ve halka-i begûş olan hizmet-kârân ve zümre-i muvahhidînden ve işbu mukābelemizde olan gürûh-ı müşrikîn senin ve habîbinin ‘adûsu olmağla bu hengâmede envâ‘-ı ‘ucb u gurûr44 ile zu‘âfâ-yı ümmet-i merhûmeyi terzîl sevdâsıyla gelüp ümmet-i Muhammed’i hâkisâr sevdâsında olmağın işbu serhâddât olan

47 Ü nüshasında bu kelimenin altına “âdet” kelimesi eklenmiş.

48 cân R: -Ü ; A.Kızılgök’te bu kelime hâbdan şeklinde yazılmış.

49 kâm-kâr Ü:kâr-mekâr R

50 asâkir Ü: asker R

51 Kur’an: 8/65; “Ey Peygamber! Mü’minleri savaş için hırslandır. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan iki yüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz kâfirlerden bin kişiyi yener…”

52 Bu kısım âyet olmayıp âyet faydalanılarak yapılan bir dua cümlesidir.

53 Vezîr Ü: -R

55 A.Kızılgök bunun ne‘âl olması gerektiğini belirtmiş.

56 A.Kızılgök’te gözünde şeklinde.

57 başka R: mâ‘ada Ü

Beyit: İndi penhây-ı zemîne eser-i feyz-i Hüdâ Çıktı tâk-ı feleğe velvele-i hayr du‘â mazmûnu üzere çün vakt-i ‘asr hulûl ve tahrîri fermân olunan serdengeçtiyân ve dalkılıçlar gelüp sâyebân önünde mukābele-i 58 alış-veriş R: veriş-alış Ü 59 A.Kızılgök’te mağlûbiyet şeklinde. 34 60 ma‘rekede R: ma‘reke Ü 61 Kur’an: 3/200; “Ey imân edenler! Sabredin, (kâfirlere karşı) dirençli olun, temkinli olun, Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz. 62 Macar menşeli araba 35 36 37 63 A.Kızılgök’te revâhı şeklinde. 64 te‘âlâ Ü:-R 38 65 ve R: bu Ü 66 Kur’an: 8/12; “...siz de boyunlarını vurun….” 67 Kur’an: 27/40; “Bu Rabbi’nin fazlındandır.” 39 68 mekrûh R: -Ü 40 69 A.K.’de bu kelime gedikli olarak yazılmış; fakat metinde okunamıyor. 70 ve R: -Ü 71 dahi R: -Ü. 41 72 ve Ü: -R 73 Moskov R: Moskovlu Ü 42 74 Moskovlu Ü: Moskov R 75 verirseniz R: virsenüz Ü 76 yazar R: yazmagla Ü 77 Nederland 78 A.Kızılgök’te çariçemizin şeklinde. 43 79 Bir taraftan R : -Ü 80 Niş’e gelüp R: -Ü 81 Bosna’ya Ü: Bosna R 82 ederken Ü: eylediler R 44 83 Vâli görevinde 84 A.Kızılgök bunun Bihaç olduğunu belirtmiş. 85 asker R,Ü: -A.Kızılgök 45 86 geldi R: geldiler Ü 87 öldü R: telef oldu Ü 88 yine R: -Ü 46 47 Ordu-yı hümâyûnun Hisarcık Sahrâsı’ndan hareketi ve Belgrad cânibine‘azimeti ve ol taraflarda zuhûr iden ceng ü cidâlin icmâlen zikri beyânındadır Çün mâh-ı mezbûrun on sekizinci yevm-i sebt idi. ‘Asâkir-i İslâm düşmen-i dîn cânibine hareketleri musammem ü mukarrer olup, lâkin küffârın asıl taburu ordu-yı hümâyûna iki sâ‘at mesâfe çeşme-i mezbûra kurbünde ve tabur-ı makhûrun bir tarafı Nehr-i Tuna ve bir tarafı ancak top menzilinden ziyâde veyâhud noksân, meydân-ı mahalleri cibâl u kûhî ve orman olduğu müşâhede olunmuş idi. Ve tabur-ı makhûr müddet-i medîde90 mahall-i merkūmda ikāmet itmekle, âyâ küffâr ‘asker-i İslâm güzergâhına kubûr ve sâir ‘âdet-i me’lûfeleri üzere desâyis-i ceng u cidâl ve sanâyi‘-i âteşbâzlıktan bir desîsesi var mıdır ve olmak dahi agleb-i ihtimal olmağla dillerden ve 89 sübhânihi R: -Ü 90 medîde Ü. medîd R 48 re‘âyâdan tefahhus ve tecessüs (25a) olunur iken re‘âyâ keferesinin birkaç nefer kenîzekleri gelüp istîmân ve “küffâr-ı füccârın bakıyyetü’s-süyûf olanları taburlarından kat‘â meks ü ârâm itmeyüp bir mikdâr partalların bıragup Belgrad suyuna sür‘at ü şitâb ile pey-der-pey gitmektedir” deyü haber vermeleriyle talî‘a-i ‘asker vezîr-i lâ-nazîr Ali Paşa hazretleri eyâleti ‘askeri ve kapusı halkı ve ma‘iyyetlerine me’mûr olan vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâir esnâf-ı ‘asker-i zafer-irtisâm ile mukaddeme-i ‘asker ve pîşrev-i leşker olmak ve ardından dergâh-ı ‘âlî yeniçeri ağası dahi hareket eylemek üzere ahşâmdan karâr ve fermân olunmağın, çün fecr-i tulû‘ ve hurşîd-i âfitâb-ı ‘alem-tâb ‘âdet-i kadîmesi üzere ziyâsın vech-i ‘arza saçmağa başladı, Vezîr-i ‘âlî-tebâr-ı müşârun-ileyh Ali Paşa hazretleri fermûde-i fermân-fermây-ı cihân-mutâ‘-ı hakānî üzere Rumeli dilâverlerin91 ve sâir ‘asâkiri yemîn ü yesârına alup ve kendinin pâk ve tâmmu’s-silâh levendâtını takdîm-i ‘asker etmiş ve güzîde ve cengâver Enderûn (25b) ağaları ve tüfekçileründen ‘alâ-merâtibihim yerli yerine vaz‘ u tertîb ve kendüleri ser-i sa‘âdetlerine murassa‘ ve mücevher çelenk takınup ve vücûd-ı şerîfleri gûyâ cebe vü cevşenden bir âhenîn hisâra tahassün itmiş bir esb-i hoş-hirâma süvâr olmuş bir alay tertîb eylemişlerdi ki, cümle görenler “ ‘aleyke ‘avnü’ullâh, yaramaz nazar çatlasun, Hakk sübhâne ve te‘âlâ seni şevketlü pâdişâha bağışlasun,” 91 dilâverlerin R: dilâverlerinden Ü 49 Beyt Şâdmân olsun melâ‘în gözleri aydın yine Mîr-i haydar nûr-ı çeşm-i hüsrev-i meydân gelür92 deyu velvele-i du‘â vü senâ eflâke hem-ser olmuşdu. Çün vezîr-i ‘âlî-kadr-i müşârun-ileyh böyle kahramanî reftârıyla hareket ve müctemi‘ olan ‘asâkir-i İslâm’a selâm-ı selâmet-encâm ile ‘arz-ı dîdâr iderek revâne olduktan sonra Dergâh-ı ‘âlî yeniçerilerü ağası Hasan Ağa93 dahi ‘umûmen yeniçeri zâbitlerini tertîb ve mükemmel alay ile anlar dahi mürûr eyledükten sonra vakt-ı dahve-i sugrâda sâye-i livâ-i Hazret-i Habîb-i kibriyâda müctemi‘ olan ‘umûmen dergâh-ı ‘âlî müteferrikaları (26a) ve çavûşân ve kâtibân ve sipâhiyân ve silâhdârân ve sâir cüyûş-ı deryâ-hurûş-ı encüm-şumâr ile hazret-i kâfile-i sâlâr-ı ‘asâkir-i şehriyâr dahi mu‘tadları üzere du‘â vü senâ ve bâr-gâh-ı mevlâya ‘arz-ı ihtiyac iderek hareket ve savb-ı maksûda teveccüh ü ‘azîmet ve ol gün tarîkın yemîn u yesârı kûhî ve orman olduğundan ‘arabalar şikest ve deve ve katar mezâhimesinden ‘azîm sıklet ü zahmet çekilüp hele ne hâl ise çeşme-i mezbûra kurbünde olan cisiri ‘ubûr ve tabur-ı makhûrun olduğu mahalden geçüp tabur dağdağası dahi hâtır-ı ‘âtır-ı guzât-ı İslâmiyânda hurûc ve bir sahrâ-yı hoş-havaya varılup orman gāilesi ber-tarâf ve ‘asker-i İslâm alayların tertîb idüp âheste-beste gidilür iken Belgrad’a bir buçuk sâ‘at mahalle varıldıkta, küffâr ilerüde safder-i gālib-i 92 Ü nüshasında mısra sonlarında (.:.) işareti var 93 ağa R: -Ü 50 talî‘a-i ‘asâkir-i İslâm vezîr-i müşârun-ileyhin bâlâda beyân olunduğu üzere kahramanî reftâr ve pehlivanî şi‘âr kezâ-i mübrem-i âsumâni gibi kal‘anın mukābelesine (26b) vürûdun gördükleri anda şu‘urları kalmayup ve ol Kahhâr-ı bî-zevâl hazretleri kulûblerine ilkā eyledüğü havf u haşyetlerine terakkīler ihsân itmekle, mehâbet-i İslâm’a tâkat getüremeyüp de’b-i kadîme ve ‘âdet-i müstedîmeleri üzere hîle vü hud‘â esbâbına teşebbüs ve sûretâ istîmân vechi üzere ta‘vîk zu‘muyla iki ‘aded kefereyi kal‘adan ihrâc ve anlar dahi talî‘a-i ‘asker paşa-yı merhamet-nîşânın ayağına düşüp “şevketlü pâdişâh-ı ‘âlem-penâh hazretlerinin türâb-ı ‘atebe-i ‘âliyyelerinden istid‘â-yı merhamet ideriz, elçiyiz” demekle anlar dahi yanlarına âdem94 koşup serdâr-ı ekrem hazretlerine irsâl ve serdâr-ı ekrem gerüde Vireçar Sahrâsı’nda müretteb olan yemeklikte iken, “kal‘adan iki nefer kefere gelmiş” deyü hâk-i pây-i devlet-i âsafânelerine istîzân eyledüklerinde anlar dahi “sorun mes’ulleri nedir, eğer murâdları kal‘ayı vire ise, mu‘tad üzere rüesâlarından sözlerine i‘timâd olunur zâbitân göndersinler ve illâ değil ise cevâb verilüp tard olunsunlar” deyü fermân (27a) olunmağla küfr-tân-ı mezbûr-tane bu vechile cevâb verilüp, ol gün sahrâ-yı mezbürde meks ü ârâm fermân olunmağın otağ-ı nusret-nitâkları darb ve herkes dâireleriyle çadırların kurup ve mekr-i a‘dâdan tahaffuz içün ordunun 94 âdem R: -Ü 51 etrâfına metrisler hafr olunmak fermân buyurulmağla95 metrisler hafr ve ol gece ârâm ve ertesi pazar gün idi ‘ale’s-seher Vezîr-i mükerrem Ali Paşa hazretleri Belgrad’a varup mukaddemâ kal‘a-i mezbûra bi-takdiri’llâhi te‘âlâ mukaddemâ96 dest-i a‘dâya giriftâr oldukta, küffârın kal‘a-i mezbûrayi muhâsara içün elli gün mikdârı re‘âyâ ve ‘askerîsi tecemmu‘u ile hafr ve bir taraftan kal‘a ve bir taraftan dahi ‘asr-ı Sultân Ahmed Hanîde Vezîr-i a‘zam Halil Paşa merhûmun ‘askeri ile bu kadar zaman ceng ü savaş ve âkıbet97 ‘asker-i İslâm 98 kal‘aya zafer bulduğu99 kal‘adan metîn ve müstahkem metrislere vezîr-i müşârun-ileyh Ali Paşa hazretleri dest-yârî-i ‘inâyet-i Bârî ile muvaffak ve zafer bulmağla tamâmen cânib-i İslâmiyândan zabt u teshîr olunduğu haberiyle ‘asker-i İslâmın kal‘a (27b) varoşuna bî-tekellüf dühûl ve nisvân ve sıbyandan aldıkları üsârâ ve mâl-ı ganîmet ile ‘avdetleri müşâhede olunduğu gibi hazret-i serdâr-ı ekrem100 kemâl-i sürûrundan rahşına süvâr ve kethüdâları Yedekçi Mehemmed Ağa’yı Sancağ-ı Şerîf muhâfazasına tevkîl ve hemân sâlt u sebükbâr hasretü’l-mülûk ve’l-vüzerâ olan Belgrad-ı darü’l-cihâd suyine teveccüh ü ‘azîmet ve varup küffârın mukaddemâ taburu olduğu metrîs-i kebîr vasatına nüzûl ve derhâl bir sâyebân-ı ‘âli getürdüp vaz‘ u karâr ve ‘asker-i İslâm nehr-i Tuna’dan nehr-i Sava’ya varınca kal‘ayı kuşatup 95 buyurulmağla R: olunmağın Ü 96 mukaddema R: -Ü 97 ve âkibet Ü: -R 98 âkıbet R: -Ü 99 A.Kızılgök’te muzaffer oldu şeklindedir. 100 Serdâr-ı ekrem R: -ekrem 52 karâr eylediler. Ve serdâr-ı ekrem hazretleri ordu-yı hümâyûnu kaldırup mahall-i mezbûra darb-ı sürâdikât-ı iclâl buyurulmağın çavuşbaşı ağa ‘umûmen gediklüyân ile ordu-yı hümâyûnu ve livâ-i hazret-i Mefhar-i Seyyidü’l-ebrâr ‘aleyhi’s-selâmı alay ile getürüp madrıb-i hıyâm-ı ‘asâkir-i İslâm olan sahrây-ı Belgrad-ı sengin-bünyâda darb u vaz‘ ve ‘asâkir-i İslâm nehr-i Tuna’dan nehr-i Sava’ya varınca kal‘a karşusuna serâpâ haymelerin kurmağa mübaşeret eylediler. Ve kal’a-i Belgrad (28a) ‘asâkir-i islâm’ın bu rütbe ikdâm ü ihtimâm birle mukābele-i Belgrad’a gelüp ‘avn-i ‘inâyet-i Bârî ile101 dest-i a‘dâdan kendüyi nez‘ u tahlîse cân u başların fedâ ve Sancağ-ı Şerîf dahi alay ile teşrîf-i sâhâ-i mezbûr eyledükte kal’a-i mezbûra lisân-ı hâlle feryâd idüp: Beyt 102 Ne cânib kim kadem basdın yüzüm ol yerde ferş olsun Neyer kim sâye saldın hâk olam ol reh güzâr üzre müfâdınca tezarru‘ ve niyâz ve istimdâd ü istîmân sûretinde mahzûn ve mağbûn ve derûn u bîrûnunda olan cevâmi‘ minareleri fısk u fücûr-ı füccârdan puşîde-i siyâh ve kimin bâlâsına çanlar asılmış ye’s ü mâteme müstağrak olmuş , kal‘a bu hâletle ‘asâkir-i islâm’a eşk-i dîdelerin efşân iderek bu vechile ‘arz-ı dîdâr eyledükte kulûb-ı kâffe-i ehl-i îmâna dehşet gelüp, rahîmâ, çâre-sâzâ, keremkârâ ey pâdişâh-ı bî-zevâl işbu kal‘a-i mu‘azzama senin Habîb-i muhteremine gönderdiğin habl-ı metîn ve şer‘-i mübînin hâdimi pâdişâh-ı dîn-i İslâm’ın memâlik-i mahrûsati’l mesâlikînin (28b) bunca zaman miftâh ve misbâhiken taksîrât sebebiyle a‘dây-ı dîne esîr ü giriftâr ve düşmen-i dîn ma‘bed-gâh-ı İslâm olan cevâmi‘ ve 101 mukābele-i……..‘inâyet-i Bârî ile kısmı Ü nüshasında derkenardır. 102 A.Kızılgök’te beytine yazılmıs 53 103 bu kelime Ü nüshasında derkenara yazılmış 104 Affetmek zaferin zekâtıdır. 105 Çorbacılarından Ü: çorbacılarında R 54 Hâlâ Diyarbekir Vâlisi olup İrşeve ve Tımışvar cânibi ser’askeri Vezîr Tos106 Mehemmed Paşa’ya yazılan emr-i şerîftir “Sen ki vezîr-i müşârun-ileyhsin ordu-yı hümâyûn Niş’ten hareket eylediği esnâda bir yerde kat‘a meks u ârâm itmeyüp bi- ‘avnihi subhanehu te‘âlâ doğru kilid-i memâlik-i hidîvânım iken bi-takdîri’llahi te‘âlâ dest-i a‘dâya esîr ü giriftâr olan dârü’l-cihâd Belgrad’a varılup feth u teshîri esbâbına kemâl-i dikkat ü ihtimâm olunmak musammem ü muhakkak olduğun sana (30b) yegân yegân tahrîr u beyân ve sen dahi ma‘iyyetine me‘mûr olan mîr-i mîran-ı kirâm ve ümerâ-i zevi’l-ihtirâm ve eyâlât u elviye zu‘emâ ve erbâb-ı tîmârı ve sâir tavâ’if-i ‘askeriye ile bir an evvel yerinden hareket ve mükemmel ü müstevfâ mühimmât ü cebehane ile nehr-i Tuna’nın kaşı yakasından bi-‘avni’llahi’lmelikü’l-‘ ibâd Pançova tarafından kal‘a-i Belgrad’ı sen dahi muhâsara ve tazyîk eylemek içün me’mûriyetini ve ba’dehu ordu-yı hümâyûn Hisarcık sahrâsına geldükte sahrâ-yı mezbûrade pâ-nihâde-i ‘ucb u gurûr olan tabur-ı makhûr dahi 106 Tos R : Toz Ü 55 107 A.Kızılgök’te bu kelime yok 108 eğer R: -Ü 56 109 ahar R : -Ü 110 bir Ü: -R 57 58 111 ikdâm Ü: -R 59 Muhârebe-i ser-‘asker-i İrşeve ve Tımışvar Vezîr-i Mükerrem Tos Mehemmed Paşa be-cânib-i Pançova 112 ve R: -Ü 113 asker evi, kışla mânâsındadır. 114 Kur’an: 27/40; “ Bu Rabbim’in lütfundandır.” 60 Tabur-ı meksûrun bakıyyetü’s-süyûf olan melâ‘în-i hâsirînin serdâr-ı bed-kârı olan Vâlis nâm ceneral-ı115 (34b) la‘în eyyâm-ı muhâsarada kendüsi kal‘ada meks etmeyüp nehr-i Tuna’yı ‘ubûr ve karşı cânibine geçmiş idi. Gûyâ kal‘aya imdâd gelür bilsinler deyü hengâm-ı leyâlîde meş‘aleler ile ‘asker-i menhûsesin kal‘aya geçürürler ve ‘ale’s-seher yine karşı tarafına mürûr ettirir idi116. Bu hâl üzere iken muhâsaranın altıncı günü Vezîr-i Mükerrem Tos Mehemmed Paşa’nın kazâ-yı âsumânî gibi karşu tarafından nüzûlün haber almağla mukābele-i Belgrad’dan kalkup mâh-ı mezbûrun yirmi beşinci günü vezîr-i müşârun-ileyhe karşı sür‘at ve şitâb eyledi. Meğer vezîr-i ‘âlî-kadr dahi İrşeve’den hareket ve yollar gāyet sakīl ve bataklık ve ekseri Balkan ve kûhî ve orman olduğundan ‘icâleten topları dahi ma‘an getürmek mümkin dahi olmaduğundan toplar ve havanları gerüde bırakup hemen ‘asker-i İslâm ile Tisa suyu üzerine117 gelürler, ammâ su geçit vermemekte anda meks ve Tımışvar tarafı re‘âyâların getürdüp nehr-i mezbûrun üzerine cisir binâsına mübâşeret iderler. Cisir tamâm olur, ‘ubûr ve andan Pançova kurbünde Tameş suyu üzerine gelürler (35a) anda dahi bir iki gün meks ve ‘arabalar ve ba’zı keraste peydâ ve cisir tamâm olur. Belgrad tarafına geçüp bir gün ârâm iderler irtesi günü hareket ve Pançova 115 ceneral R: -Ü 116 A.Kızılgök’te ettiler 117 üzerine Ü: üzerlerine R 61 mukābelesine geldükte küffâr karşulayup, pes ânlar dahi küffârı gördüklerinde gözlerine yekdirmişler, ya‘ni vezîr-i müşârun-ileyh şöyle bir gurûr tahsîl etmiş idi kim, küffârın her ne kadar galebesi dahi olursa bir top endâhte itmeden içlerine karışup sille-i hüsâm-ı samsâm-ı intikām birle mikdârların bildirmek da‘vâsına zâhib olup meğer mel‘ûn-ı mesfûr ile melâ‘în-i Hırvat ve Erdel’in banı olacak la‘înler var kuvvetlerin bâzûya getürüp ‘asker-i İslâm’ın mukābelesinde alayların tertîb eylediler. Ammâ vezîr-i müşârun-ileyhin ma‘iyyetinde olan mîr-i mîrân-ı kirâmdan Kars Beylerbeyisi Murtaza Paşa gāyet bahâdır ve cengâver ve zümresinin mümtâzı ve iki seneden beri Nemçe Eflakı ve İrşeve ve Tımışvar taraflarında nice yarar ve bahâdırlığı zuhûr etmiş ve katı çok küffârın ciğerlerin dağlamış bir kahramân-ı zamân ve meyân-ı küffarda (35b) nîk nâmı olmağla vezîr-i müşârun-ileyh mîr-i mîrân-ı mûmâ ileyh Murtaza Paşa’yı çarhaya me’mûr ta‘yîn ve birkaç alay bağladılar. Ve el-Hakk nice küffârın bu def‘a ciğerin dağladılar ve birkaç kerre karıştılar ve dört binden mütecâviz melâ‘în-i hâsirînin cânların cehennem zebanilerüne tapşurdılar. Yedi bin mikdârı mecrûh ve esîr etmişler idi. Lâkin küffârın mukābelelerine gelen ‘askerleri mübâlağa olmağla yine alayların bozmayup, ‘asker-i İslâm’ı top altına çekerler. Mücâhidân-ı İslâm dahi küffârı tabanca-i şimşîr-i âteşbâr ile intikām ederek top altına cümlesi vardığı anda küffâr bi’l-cümle toplarına bir fitilden âteş ider, ‘asker-i İslâm dahi iki bölük olurlar. Bir bölüğü derûn-ı küffârda meydân-ı bâzâr-ı ma‘reke 62 alış veriş ederken ‘asker-i İslâm’ın bir bölüğü kaç topların atarlar. Ve’l-hâsıl anlar dahi ‘askerin ‘avdet eyledüklerin118 gördüklerinde, ardlarına düşüp ilerüde olanlar gerü ‘avdet değil çadırlarına dahi bakmayup karârların firâra tebdîl edince gerüde olanlar dahi ta‘kîb eyleyerek (36a) yeni palankaya varırlar. Ol gün karşu yakada ‘asker-i İslâm’ın çadırları ve küffâr ile olan ceng ve savaş ve perhâşları berü tarafta ordu-yı hümâyûndan müşâhede olunurdu. Ve serdâr-ı ‘âlî-tebâr hazretlerinin otagları olduğu mahalle karîb metrisler bâlâsına halk çıkup kimi dürbîn ile ceng-i mezbûru seyr ü temâşâ ve kimi dahi ‘asker-i İslâm’a teveccüh idüp sûre-i Enfâl-i şerîfi kırâ‘at iderlerdi. Çün tarafeyn böyle ceng u cidâlde iken vakt-i ‘asr erişti, küffârdan ‘avdet eder yok, lâkin ‘asker-i İslâm’ın çadırları yerlerinde ber-karâr, âyâ ne hâldir deyü herkes mütekeddir ü müteellim ve kemâl-i hüzn ü ızdırâb tahsîl ile çadırlarına gittiler. Çün irtesi gün bu haber-i nuhûset-eser ordu-yı hümâyûna şâyi‘ ve ‘asker-i İslâm gerü ve yeni palanka tarafına çekildikleri haberi vürûd eyledükte herkes mahzûn ve bir taraftan Niş’ten nakl olunan zehâyir itmâma119 erişmiş idi. Küffârın rûy-ı nehr-i Tuna’da Vireçar karşısında üç ‘adet kebîr sefâîn-i menhûsesi olmağla (36b) nehren zahîre gelmek mümkin olmaduğundan kaht u galâ olup bir yem arpa ikişer kuruşa ve rugan dahi ellişer paraya ve lahmın vakıyyesi on beş paraya, ol dahi bulunmaz idi. Çün bu hâl ile üç dört gün mürûr ve şeb-rûz kal‘a muhâsarası umûruna ihtimâmda sa‘y-i 118 ‘avdet eylediklerin Ü: ‘avdetlerin R 119 itmâma R: tamâma Ü 63 mevfûr olunur iken, Tuna kapudanın bi’l-cümle donanmâ-yı hümâyûn ile vürûdu bi-hamden lillâhi’l-Meliki’l-müte‘al yine nesîm-i bâd-ı zafer cânib-i İslâmiyândan esmekle rûy-ı nehr-i Tuna’da olan donanmâ-yı hümâyûn ve zehâyir sefîneleri müsâdefe-i bâd-ı zafer ile gelüp küffâr kalyonların her cânibden muhâsara eyledükleri haberi zuhûr eyledi. Bu haber-i meserret eser vürûdunda ‘asâkir-i İslâm hayat bulup herkes şükr-i Yezdân eylediler. Ammâ küffârın sefâin-i menhûsesinden ordu-yı hümâyûna sefâin ile zahîre gelmek mümkin değil idi. Lâkin zehâ’ir sefâini oldukları yerlerde kenar-ı nehr-i Tuna’ya yanaşup mahmûlleri olan zehâyir ihrâc ve ‘arabalar ile ordu-yı hümâyûna gelmekle def‘-i zarûret ve çün donanmâ-yı hümâyûn dahi gelüp küffârın sefâinhâ-yı sâlif’ü-l (37a) -beyânını gördüklerinde taşraya toplar ve havanlar ihrâc ve Vidin ve Ada kal‘alarından üstâd ve fenninde mâhir topçuyân tâifesi topları sâhil-i nehr-i Tuna’dan ve Ada cânibinden sefâin-i küffâra uydurup, ve bir taraftan dahi donanmâ-yı hümâyûn ‘azîm ‘ikdâm ü ihtimâm ile sefâin-i düşmen-i dîne bir yerden top daneleri efşân ve sanâyi‘-i âteşbâzlıkta asla kusûr etmediler. Küffâr sefâin-i mezkûresin bir mertebe metîn ü müstahkem yapmış idi ki yirmi dört ve on sekiz vakıyye endâhte olunan gülleler isâbet eyledükte120 sadâsı eflâke çıkar lâkin aslâ te’sîr idüp bir tarafını ihrâk veyâhut kat‘ misillü bir eser zuhûr etmemekle topçuyân tâifesi gerek Hisarcık kurbünde ve gerek sonra Vireçay karşısında ‘âciz kalmışlar idi. 120 eyledükte Ü: eylediğin R 64 Sâbıkā vezîr-i a‘zam olup hâlâ Bosna Vâlisi vezîr-i ‘âlî-kadr sâ‘adetli Ali Paşa hazretlerinin ordu-yı hümâyûna gelüp mülhak ve mülâkī olduğudur Vezîr-i ‘âlî-tebâr ve müşîr-i sâhib-i iktidâr Bosna Vâlisi vezîr-i müşârun-ileyh mükemmel (37b) ve müretteb kapısı halkı ve eyâlet-i Bosna’nın ‘umûmen zu‘ama ve erbâb-ı tîmârı ve ma‘iyyetine me’mûr olan İskenderiyye Sancağı mutasarrıfı Süleyman Paşa ve sâir otuz binden mütecâviz Bosna dilâverleriyle eyâlet-i Bosna hudûdundan hurûc ve Böğürdelen kal‘asına nüzûl eyledükte kal‘a-i mezbûrayi muhâsara ve bi-‘avnihi te‘âla feth ü teshîri sevdâsında olduğun kal‘a-i mezbûrade mahsûr olan kapudan ma‘lûmu oldukta taşra çıkup istîmân ve pâ-yi ikbâllerine yüz sürüp izhâr-ı ‘ubûdiyyet birle, “bu anda kal‘ayı muhâsara ve vücûd-ı şerîfinize zahmet vermeğe ne hâcet, sa‘âdet ü ikbâl ile me‘mûr olduğunuz Belgrad kal‘asına tevcîh ve ‘azîmet buyursanız kal‘a-i Belgrad’ın feth u küşâdı müyesser oldukta, işbu kal‘a dahi bilâ te’hîr cânib-i İslâmiyân’a redd ü teslîmde mikdâr-ı zerre te‘allül ve gerüden nehren gelecek gerek sefâin ve gerek ‘askerîden dahi var ise âmed-şüdlerine ser-i mû muhâlefet olunmaz” deyü ta‘ahhüd etmekle vezîr-i ‘âlî-kadr müşârun-ileyh dahi kal‘aya (38a) bakmayup andan dahi hareket ve mâh-ı cumadielûlânın beşinci günü ordu-yı hümâyûna duhûlü mukarrer ve muhakkak 65 olunmağın, hazret-i serdâr-ı kâm-kâr dahi iki sâ‘at mahalle yemeklik sâyebânların irsâl ve istikbâl aksâ-yı maksûd-ı âsafâneleri olduğun cümleye tefhîm eyledükte vükelâ-yı devlet ve recâl-i saltanâttan ba‘zıları bu âna gelince mühr-i hümâyûn ile kâm-kâr olan efendilerümiz eslâflarına ve sâir vüzerâ-yı ‘ızâma otag-ı sâ‘adet-nitâklarından hurûc ve istikbâl eyledikleri mesmû‘ olmayup teşrîfât-ı hümâyûna mugāyir olduğu ma‘lûm-ı âsafâneleri buyuruldukta “emr u fermân devletlü efendimizindir” dediklerinde vezîr-i a‘zâm-ı hoş-hisâl işbu vürûdu muhakkak olan vezîr-i ‘âlî-mikdâr mukaddemâ sadr-nişîn-i vezâret-i ‘uzmâ iken çavuşbaşıları olmak takrîbiyle zamanlarında rütbe-i vâlâ-yı vezâret ile çırâğ ve bâ‘is-i devlet ve rif‘atim olmak takrîbiyle istikbâl ve “merâsim-i ta‘zîm ü ikrâmda sa‘y-i mevfûr lâzime-i zimmetimizdir” deyü cümlesin iskāt ve irtesi günü devlet ü ikbâl (38b) ve sa‘âdet ü iclâlle121 müretteb olan yemekliğe teşrîf buyurdular. Vakt-ı dahve-i kübrâda vezîr-i ‘âlî-kadr Ali Paşa hazretleri dahi tertîb-i ‘asker ve techîz-i leşker birle alayların tezyîn eylemiş. Zuhûr eyledükte kethüdâ-yı sadr-ı ‘âlî ve reis’l-küttâb ve mektûbî-i sadr-ı ‘âlî ve tezkire-i evvel ve sâni istikbâl ve sâyebân-ı âsafâneye nüzûl ve serdâr-ı ‘âlî-kadr hazretleriyle musâfaha ve enva‘-ı i‘zâz u ikrâm ve mezîd-i tevkîr ü ihtirâm ile mu‘azzez ü muhterem ve dûş-ı hamiyet-pûşuna semmûr-ı fâ’izü’s-sürûra kaplu hil‘at-ı fâhire-i mülûkâne ilbâs ve donanmış atlar ve bî-nihâye hedâyâ ü pîşkeş ihdâ ve tertîb olunan 121 iclâlle Ü: iclâliyle R 66 ziyâfetlerin merâsim-i ekl u şürbü dahi itmâm ve iki sâ’at mikdârı vâkī’ olan ceng u cidâl ve harb ü kıtâl ve kal‘a muhâsarası ve ‘avn-i Hakk ile feth ü küşâdı esbâbı müşâvere ve müzâkere olduktan sonra rahşlarına süvâr ve serdâr-ı ekrem hazretleri karargâhları olan metrisler kurbünde sâyebânlarına ve vezîr-i müşârun-ileyh Ali Paşa hazretleri dahi Sava cânibinde darb olunan otag-ı sa‘âdet-nitâklarına nüzûl eylediler.(39a) Vezîr-i kebîr Bosna Vâlisi ‘Ali Paşa-yı dilîrin ba‘zı evsâf-ı hamîde ve ahlâk-ı müstahseneleri zikrindedir Vezîr-i müşârun-ileyh Hekimbaşı-zâde demekle meşhûrdur. Cennet-mekân firdevs-âşiyan merhûm ve mağfûrun-leh Sultân Ahmed Han ‘aleyhi’r-rahmeti ve’l-gufrân hazretlerinin eyyâm-ı sa‘âdet-i iktirânlarında hâssaten silahşorluk ile Enderûn-ı hümâyûndan çıkup ba‘dehu ser-bevvâbîn-i hâssa zümresine ilhâk ve birkaç sene mürûrundan 67 sonra Haremeyn-i muhteremeyn evkāfından Yeniil Voyvodalığı ile Anadolu cânibine gidüp ba‘dehu beylerbeyilik ile Adana eyâleti ihsân ve eyâlet-i mezbûra birkaç sene mutasarrıf olmağla kapısı halkını gereği gibi tertîb ve techîz ve rızâ-yı hümâyûna muvâfık hidemât-ı mebrûre zuhûra getürüp memleket ve ‘asker-perverlikte tahsîl-i nîk-nâm etmekle Rumeli Beylerbeyliği pâyesi ihsân ve şark seferlerine me’mûr ve ta‘yîn olunmuşdu. Mükemmel ve müretteb ‘asker ve güzîde ve müstevfâ tâmmu’s-silâh leşker ile tebrîz-i dilâvîz (39b) cânibine varup birkaç sene uğûr-ı hümâyûna hidmet ve ‘asker-perverlikte emsâlinden kesb-i122 imtiyâz ve şöhreti gittikçe izdiyâd bulmağın ‘avâtıf-ı ‘aliyye-i hüsrevânîden rütbe-i valay-ı vezâret ile beyne’l-akrân ser-efrâz ve kâm-kâr olmuş idi. Ba‘dehu taraf-ı cihândâriden gerdûn-ı hamiyyet-perverlerine ser‘askerlik emri dahi taklîd ve hâl ü şânı terfî‘ olunmağın, ser‘askerliğinin def‘a-i sâniyesinde Rûmiyye ve Tebrîz kal‘aların feth ü küşâd Beyt: Feth eyledi Rûmiyye’yi seyf-i cihâdla Ali Tebrîz’i aldı cengile Sultân Mahmûd-ı veli tarih düşmüş idi. Ol esnâda vezîr-i a‘zam Osman Paşa vezâretten ‘azl ve mühr-i vezâret taraf-ı şehriyârîden müşârun-ileyhe i‘ta vü ihsân olunmağla kırk123 senesi evâhir-i zilka‘desinde makām-ı sadârete gelüp sadr-nişîn-i vezâret-i 122 kesb-i Ü: -R 123 dört Ü: -R 68 ‘uzmâ ve vekâlet-i kübrâ oldular. Ve iki sene sekiz ay mikdârı rütbe-i suffe-ı safâ-nişîn-i sadârette ber-karâr olup bi’l-cümle vüzerâ ve ‘ulemâ ve recâl-i devlet ve erkân-ı saltanât (40a) ile hüsn-i imtizâc ve ‘ulemâ ve sulehâ ve şu‘arâ ve erbâb-ı ma‘ârife mâil ve Hakk’a kāil ve herkesi tatyîb ü irzâya sâ‘î ve ‘asr-ı sa‘âdetlerinde herkes refâh-ı hâl ve itmînân-ı bâl üzere olup, havas u ‘avâm bâb-ı keremleri meftûh ve mebzûl bir zât-ı sütûde-i hisâl olmağla bu hakīr dahi eyyâm-ı sâ‘adetlerinde gedüklü ze‘ametimin hâsılı şey-i kalîl ve medâr-ı ma‘aş olmamaktan nâşî Yenişehri sancağında on dört bin akçe tîmârın kasr-ı yedden ‘arz-ı hâl ve eğerçi isti‘dâdım ve istihkākım reîsü’l-küttâb i‘lâm etmiş idi. Lâkin kemâl-i keremlerinden çok görmeyip il-hak ihsâniyle bu ‘abd-ı nâçizi dahi mesrûr buyurdular. El-yevm esnâ-yı seferde hisse-i mezbûra mahsulü Âsitâne-i sâ‘adette ehl u ‘ıyâlim dâ‘îlerinin medâr-ı ma‘âşlarıyla124 Hakk subhanehu ve te‘âlâ zât-ı ‘âlîlerin ekdâr-ı rüzgârdan mâsûn ve mahfûz eyleye. Ve’l-hâsıl ahlâk-ı hamîdeleri bî-kıyâs olmakdan nâşî zaman-ı sa‘âdetlerinde mahmiyye-i İstanbul’da Altı mermer kurbünde bir ‘âlî câmi‘-i şerîf ve (40b) medrese-i latîf ve sebîl ve sâir hayrât-ı celîleye ve ba‘de’l-‘azl bir dürlü müsâdere ve muâhaze olunmayup Bosna eyâleti tevcîh ve Bosna’da Banaluka ve Bihke ve sâir Nemçe ve Hırvat serhaddâtında bî-nihâye gazâ-yı ekber ve cihâd-ı a’zâma muvaffak oldu. Bundan böyle dahi Hakk sübhanehu ve te‘âlâ bunlardan ziyâde nâmûs-ı 124 Ü ; A.Kızılgök’te ma‘aşlarıdır 69 dîn ü Devlet-i Aliyye’ye muvafık gazâ vü cihâda tevfîk eyleye, âmîn. Nehr-i Sava’ya cisir ibnâsına mübâşeret olunduğudur Çün vezîr-i düstûr-ı ‘âlî-kadr-ı müşârun-ileyhin böyle vakitte pâk ve güzîde-i ‘asker ile tulû‘-ı hurşîd-i âfitâb-ı ‘alemtâb gibi zuhûru ‘âmme-i guzât ve mücâhidîne bahş-ı hubûr ve sürûr ve gûnâ gûn safâ ile her birin mesrûr eyledi, irtesi günü serdâr-ı ekrem hazretlerine gelüp bi’l-cümle vüzerâ-yı ‘izâm ve mîr-i mîrân-ı kirâm ve125 ‘umûmen recâl-i devlet dahi hâzır olmaları fermân olmağın, ‘akd-i meclîs ve126 müşâvere ve kal‘aya yürüyüş ve ‘avn-i Bârî ile duhûlün vech-i sühûleti ne vecihle olduğu müzâkere ve müşâvere (41a) olundukta kal‘a-i mezbûraye yürüyüş etmezden evvel nehr-i Sava’ya bir cisir ibnâ olunup cisir-i mezbûrden ‘asker-i İslâm’ı karşı yakaya geçirüp bir taraftan küffârın memâlik-i mahrûsasına akın vermek ve bir taraftan Zemin cânibinden dahi top-ı kal‘a kûb ile muhâsaraya takviyet ve ihtimâm olunmak elzem-i levâzımdan olduğu evlâ ve enfa‘ ve Bosna Vâlisi vezîr-i mükerrem hazretleri karşı yakaya ‘ubûr edecek ‘askere serdâr ve sipehsalâr olmak enseb ve ahrâ görülmekle, ‘ıcâleten ve müsâra‘aten cisir-i mezbûrun ibnâsı ve bir gün evvel tekmîline ihtimâm olunmak üzere sâbıkā kethüdâ-yı sadr-ı ‘âlî olunup bi’l-fi‘l muhâsebe-i evvel olan Şerîf Halil 125 ve R: -Ü 126 ve Ü: -R 70 Efendi me’mûr ve ta‘yîn ol dahi ‘ale’l-fevr çadırların kaldırup kal‘a-i mezbûrun Bosna kapısı karşusunda ve kal‘aya tahmînen buçuk sâ‘at mesâfe Ada kurbünde darb ve ordu-yı hümâyûnda mevcûd olan tüccâr ve dülger ve bunun emsâli cisir ibnâsına mahâreti olanlar cem‘ ve tiz elden keraste (41b) tedârükü dahi mümkin olmadığından rûy-ı nehr-i Tuna’da olan açıkları ve sâir sefâini Tuna’dan ihrâc ve top ‘arabalarına tahmîl ve mahall-i mezbûra getürürler idi. Bu hakīr ol esnâda cisr-i mezbûra ne vechile mübâşeret ve ibnâsı ne gûne olduğu seyr ü temâşâ içün mahall-i mezbûra birkaç küttâb efendiler ile varup ‘avdet idüp gelir iken ordu-yu hümâyûna gelince kırktan mütecâviz açıklar ve çekdiriler top ‘arabalarına tahmîl ve her bir ‘arabalara on beşer yirmişer127 çift manda öküzlerin koşmuşlar sür‘at ile getürdükleri müşâhede eyledik ve hem birer birer ta‘dâd olunmuş idi. Küffâr-ı dûzeh karârın rûy-ı nehr-i Tuna’da sefâinhâ-yı mârru’z-zikrinin bi-lutfi’llahi te‘âlâ ihrâk olduğu ve donanmâ-yı hümâyûnun ordu-yı humâyûna karîb mukābele-i Belgrad’a dâhil olduğu zikri128 beyânındadır Çün donanmâ-yı hümâyûn bâlâda silk-i tahrîre keşîde kılındığı üzere muvâfakat-ı nesîm-i bâd-ı nusret ile küffârın sefâinlerin muhâsara ve her taraftan mergûb top ve havan-ı 127 A.Kızılgök’te yirmi beş şeklinde 128 zikri R: -Ü 71 âteşbâz ile gece ve gündüz kapudan (42a)-ı zîşân ve donanmâ-yı hümâyûnda olan guzât-ı zafer-kırân küffâra asla göz açtırmayup ve hâb u rahatı terk ve dâmen-i gayreti kemâ yenbağî der-meyân ile berren ve bahren âteşler saçmağla küffârı tazyîk ve sefâinleri dahi mecrûh etmişler. Lâkin derûn-ı sefâinde olan kapudan ziyâde mu‘annid ve hodbîn olmalarıyla mahsûr olan kilâba gayret virüp sefâinleri vire ettirmez idi. Ammâ çün ceng u cidâl gittikçe gün-be- gün müşted ve sefâinleri işe yaramayup ‘amel-mande olduğun yakînen ma‘lûm-ı habâset-alûdları olmağla mâh-ı cumadelûlânın dokuzuncu gecesi cevf-ı leylde mahmûl ve mahsûr sefâin olan melâ‘în cânların halâs içün kendülerin taşra atup ve cebehânelerine od verilmekle öyle metîn ve cibâl-misâl sefâinleri ihrâk bi’n-nâr topları suya gark ve sâir mühimmât ve edevât ü emvâl ü eşyâları muhterik olduğun donanmâ-yı hümâyûn ‘askeri gördüklerinde ‘ale’s-seher karşu yakaya geçüp melâ‘în-i hâsirînleri ahz ve gerden-beste, iğtinâm (42b) eyledükleri mâl u ganîmet ve bî-‘aded üsârâ ile donanmâ-yı hümâyûn cânibine rücû ‘ ve kapudanları melâ‘în dahi ahz olunmağla birkaç bellü başlu kilâb ile gerden-beste kapudan paşa tarafından ordu-yı hümâyûna irsâl olunmağın huzûr-ı âsâfiye getürdüklerinde, tahlî‘ât-ı hümâyûn ilbâs ve getürdükleri küffâr-ı füccâr muhkem habs olunmaları fermân buyuruldu. İrtesi donanmâ-yı hümâyûn sancakların ve ‘umûmen ‘alemlerin küşâd ve kapudan paşa tabl 72 u nekkâresin çalarak ve yemîn ü yesârlarına top 129 ve tüfenkler saçarak tertîb-i alay ile gelüp ordu-yı hümâyûnun cânib-i yemîninde mukābele-i küffâra karşu lenger-endâz ve ardlarından zehâir sefâinleri ve açıklar dahi gelüp küffârın karşusuna gemilerün bağladılar ve bir yerden ‘aduy-ı dînin ciğerini dağladılar. França pâdişâhının Âsitâne-i sa‘âdette mukîm elçisi ıslâh-ı zâtü’l-beyn içün tavassut ve sulh u salâh recâsıyla ordu-yı hümâyûna gelüp duhûlü beyânındadır Nemçe çasarı Devlet-i Aliyye ile olan musâlaha vü mütârekeyi fesh eylediğine (43a) be-gāyet nâdim ü pişmân olup fîmâ ba‘d Devlet-i Aliyye ile dostluk ve mahabbet ü meveddet câygîr-i zamîri olduğun França devleti tarafına inhâ vü i‘lâm ve França pâdişâhının Âsitâne-i sa‘âdette mukīm büyük elçisi ve baş vekîli beyne humâya tavassut ve tecdîd-i musâlaha olunmasın istircâ eylemiş. Ol dahi elçi-i mûmâ-ileyhe kâğıd gönderüp tavassut eylemesiçün izn ü ruhsat vermekle elçi-i mûmâ-ileyh dahi Âsitâne’den hareket ve mâh-ı cumadelûlânın on birinci günü ordu-yı hümâyûna duhûlü mukarrer olmağın mu‘tâd üzere çavuş başı ağa emîn ve kâtib ve çavuşan ile karşulayup kā‘ide-i kadîme-i devlet ve tavr-ı müstedîme-i saltanat üzere ikrâm ü ihtirâm ve dâire-i kethüdâ-yı sadr-ı ‘âlî kurbünde vaz‘ u tertîb olunan hayme vü hargâhlara nüzûl ve karâr eyledi. İrşeve ve Tımışvar cânibi ser‘askeri Vezîr Tos Mehemmed Paşa’nın katl olunduğu ve sâbıkā Karaman Vâlisi Vezîr Mehemmed Paşa’nın cânib-i mezbûra ser’asker olduğudur Serdâr-ı ‘asâkir-i İslâm ve ser‘asker ü sipehsalâr-ı cüyûş-ı (43b) nusret encâm vüzerâ-yı ‘ızâma elzem ve evlâ olan böyle 129 R nüshasında iki kere yazılmış 73 umûr-ı mu‘azzamada evvel-emirde cenâb-ı Bârî’ye tevekkül ve mu‘cize-i bâhire-i hazret-i Resûl’e tevessül ve dâimâ erbâb-ı tecârib ü ‘ukūl ile müzâkere ve müşâvereden sonra nâmûs-ı dîn ü devlet ve tekmîl-i ‘ırz-ı şerî‘at ü saltanâta lâyık ve rızâ-yı hümâyûna muvâfık mesâ‘î meşkûre ve hidemât-ı mebrûre-i mevfûre vücûda getirmeğe ikdâm ve ihtimâm lâzime-i zimmet ü ‘ubûdiyyet ve sadâkat ü diyânetleri iken vezîr-i bî-‘âr rehâvet ü betâ‘at üzere hareket ve vaktiyle erişmediğinden mâ‘adâ tedbîr-i ‘asker ve tertîb-i levâzım-ı mühimmât ü leşkerde kusûr ve erbâb-ı ‘ukūl ve tecârîb ile müzâkere eylemeyüp tezkîr edenleri hakīr ve tasfiye ve terzîl ile top ve cebehâneyi bırakup sâlt u sebük bâr-düşmanın karşusuna gelüp sâbit-kadem olmayup muhârebeden firâr ve terk-i gayret ü ‘ar ile ‘askerin inhizâmına bâ‘is olmağla ‘ibretü’s-sâirîn siyâseten cezâsı tertîbi fermân olmağın sûretâ yürüyüş (44a) müşâveresinde bulunmak üzere da‘vet ve kapudan paşa dahi çekdirisiyle me’mûren varup vezîr-i sâde-dîl merhûm-ı müşârun-ileyh birkaç tevabi ile gelüp râkib-i sefîne oldukta, rûy-ı nehr-i Tuna’da cezâsı tertîb ve ser-i maktû‘ı ordu-yı hümâyûna irsâl olunmağla, ordu-yı hümâyûndan dahi dergâh-ı mu‘allâ-yı pâdişâhâneye gönderildi. Vezîr-i merhûm-ı müşârun-ileyh zâtında bir cerî ve cesûr ve cengâver bir zât-ı ‘alîşân idi. Lâkin fî nefsi’l-emr bu def‘a ba‘zı kusûr ve tekâsülü sebebiyle bâ‘is-i katli ve zümre-i şuhedâya serdâr ve ser‘askerliğe bâdî olmuştur, rahmetu’llahi ‘aleyh. Ve yevm-i mezbûrda Diyarbekir eyâleti sâbıkā Karaman Vâlisi Vezîr-i dilîr 74 Mehemmed Paşa Hazretlerine Pançova cânibi ser‘askerliği ile tevcîh ü ihsân ve hil‘at-ı hümâyûn ilbâs olunmağla vakt-i ‘asrda nehr-i Tuna sâhiline varup açıklarıyla karşu yakaya ‘ubûr ve Maraş ve Adana eyâletleri ve sâir Tos Paşa ma‘iyyetine me’mûr ve ta‘yîn olunan bi’l-cümle ‘asâkir-i bî-şumâr vezîr-i müşârun-ileyhin (44b) nezd-i ‘âlîlerine ta‘yîn ve Belgrad karşusunda ve mukābelesinde130 olan şanisi muhâsara eylemesi fermân olunmağla vezîr-i müşârun-ileyh karşu tarafta olan sulara bataklara cisir ta‘mîriyle şanis-i mezbûru muhâsara ve bir taraftan şanise ve bir taraftan dahi kal‘aya toplar ve havanlar ile humbara daneleri ve yuvarlakları efşân ve açıktan bir def‘a yürüyüş eylediler. Lâkin şanis-i mezbûrun tarafeyni su ve bataklık ve bir tarafı sa‘b ve cevânib-i erba‘ası mesdûd ve imrâr-ı ‘asker derece-i husûle ve bir vechile duhûl ve maslahat netîce-pezîr olmayacağı fehm olunmağla bir taraftan suya cisir tedârükü ile meşgûl ve bir taraftan yine iki cânibe dahi âteşbâzlık ile evkāt-güzâr eylediler. Merhûm ve maktûl-i müşârun-ileyh Tos Paşa’nın üç dört seneden berü vâkī‘ olan esfâr-ı nusret-âsârda131 küffâr ile olan132 ceng u cidâlinden icmâlen bir mikdârı zikri ve beyânındadır 130 Ü nüshasında derkenardadır. 131 âsârda Ü: âsâra R 132 olan R: -Ü 75 Vezîr-i merhûm-ı müşârun-ileyh Gürciyyü’l-asl ve bervech- i yurtluk ve ocaklık Çıldır eyâletine mutasarrıf olan İshak Paşa’nın akribasından olmağla ‘asr-ı Sultân Ahmed Hânî’de beylerbeylik ile Kars (45a) eyâleti ihsân ve kesb-i imtiyâz ve İran seferlerine me’mûr olmuş idi. Şark seferleri ber-taraf oldukta Yenişehri sancağı ber-vech-i arpalık tevcîh ve mutasarrıf iken kırk sekiz tarihinde Moskovlu çariçesi Devlet-i Aliyye ile olan musâlaha-i müebbedeyi fesh ve bağteten nakz-ı ‘ahd ve var kuvvetin bâzuya getürüp iki tabur ihrâc ve tabur-ı menhûsun biri sene-i mezbûri133 zilka‘desinin on sekizinci gününde Azak Kal‘ası muhâsara eyledükleri pâye-i serîr-i a‘lâya ‘arz u mahzar birle inhâ vü i‘lâm olundukta ol esnâda sadr-ı a‘zam Silâhdar Mehemmed Paşa serdâr ve sipehsâlâr-ı ‘asâkir-i İslâm olup kırk dokuz senesi saferinin üçüncü gününde Davudpaşa’dan hareket ve İsakçı sahrâsına nüzûl ve birkaç gün134 ârâm eyledükte tabur-ı meksûrun biri dahi Kırım Hanı me’mûren Şirvan cânibine ta‘yîn ve cânib-i mezbûrdan ‘avdet etmişti. Henüz erişmekle135 küffâr, Kırım ‘asâkir-i Tatar’dan hâlî olmak takrîbiyle Kırım’a duhûl ve Or ve Gözleve ve Kılburun palankalarına zafer bulup Bağçesarây’a (45b) dahi ‘azîm hasâret ve hân-ı ‘âlîşân dahi erişmekle Kırım’dan çıkup diyâr-ı menhûslarına ric‘at etmişler idi. Bu haber-i muvahhiş İsakçı sahrâsında vürûd etmekle vaktinde müsâ‘ade olmayup rûz-ı 133 mezbûra Ü: mezbûri R 134 gün Ü, A. Kızılgök: -R 135 erişmekle Ü: erişmemekle R 76 136 hudûdunda R: hudûduna Ü 137 yeniçeri R: yeniçerilerü Ü 77 78 138 gāyet R: -Ü 139 ile Vidin Kapısı R: -Ü 79 140 gelür R: gelüp Ü 141 ba‘dehu Ü: -R 80 142 A.Kızılgök’te doldurup şeklinde 81 143 A.Kızılgök’te müslimîn şeklinde 82 144 müşâr R: müşârün-ileyh Ü 83 145 Kur’ân: 12/64; “Allah en iyi koruyandır. O merhametlilerin en merhametlisidir.” 84 146 A.Kızılgök buraya tekaddüm eklemiş 147 a‘zâm R: ‘âlî Ü 85 Cânib-i şehriyâriden gazâ-yı garrây-ı gazve-i sahrâ-yı Hisarcık’ı müş‘ir hatt-ı hümâyûn-ı şevket-makrûn ve tahlî‘ât u teşrifât-ı gûnâ gûn ile hazînedâr-ı hâssanın ordu-yı hümâyûna duhûlü zikri ve beyânındadır Sene-i minhü 13 cemâziyelevvel deşt-i Hisarcık’ta bundan akdem ‘avn ü ‘inayet-i Melik-i Kahhâr ile gülçehr-i ruhsâra nümâ bulan semere-i fevz ü nusretin haber-i meserreteseri bâlâda icmâlen beyân olunduğu üzere Enderûn-ı hümâyûn kozbekçisi ile vürûd ve sem‘-i humâyûna lâhik oldukta, tab‘-ı safâ-makrûn-ı pâdişâhîde enva‘-ı sürûr u neşât ve kemâl-i hubûr ve kâffe-ı kulûb-ı enâma hayât-ı taze ve sürûr-ı bî-endâze vâsıl olmağın tebrîk-i gazâ-yı garrâyı muntazammı hatt-ı hümâyûn-ı şevket-makrûn ile hazînedârı-ı şehriyârî-i mûmâ-ileyh gelüp mu‘tâd-ı kadîm-i saltanât-ı seniyye üzere hazret-i (52b) serdâr-ı ‘âlî-vakār hazretlerinin ve vüzerâ-yı ‘ızâmın dûş-ı hamiyet-pûşlarına semmûr-ı fâizü’s-sürûra kaplu hil‘at-ı fâhire-i mülûkâne ve meyânlarına murassa‘ şimşîr ‘aduvv-i tedmîr ve ser-i sa‘âdetlerine mücevher ve mülûkâne sorguçlar takup tahlî‘ât ve teşrîfât-ı hümâyûnı ‘alâ-merâtibihim rüesâ ve bi’l-cümle zâbitâna ilbâs-ı148 ızhâr-ı mübâhât ve devâm-ı ‘ömr-i devlet-i pâdişâhîye du‘âya iştigāl ve müdâvemet üzere149 oldular. Çün murahhas-ı devlet-i çasariyye mahbûs ve 148 herkes Ü: -R 149 üzere R : -Ü 86 87 150 Sulh hayırdır. 88 151 tasdîken R: -Ü 89 Vezîr-i ‘âlî-tebâr ve müşîr-i sâhib-i iktidâr Vezîr-i lâ-nâzîr Rumeli Vâlisi Ali Paşa hazretlerinin eyâlet-i Rumeli ve Belgrad cânibi ser‘askeri olup Belgrad-ı sengîn bünyâda duhûlü zikri ve beyânındadır Bi-lütfillâhi te‘âlâ’152 el-Melikü’l-kadîr (55a) müceddeden evride-i kabza-i teshîr olan dârü’l-cihâd kal’a-i Belgrad kilîd-i memâlik-i mahrûsatü’l-mesâlik ve a‘zamü’l-kümât-ı serhaddât u memâlik olup, böyle bir hısn-ı sengîn-bünyâd ve kal‘a-i dârü’l-cihâd-âbâdın tertîb-i hıfz u hırâset ve tahkîm-i etrâf ü esâsiçün kal‘a-i merkūme ve tevâbi‘ine bir vezîr-i hamiyyet-semîr ve düstûr-ı dirâyet masîrin ser‘asker nasb u ta‘yîn olunması emr-i ehemm ve lâbudd ü lâzım ve vezîr-i müşârun-ileyh vezîr ibn-i vezîr ve düstûr ibn-i düstûr ve hâssaten çırâğ-efruhte-i pâdişâhi olduğuna binâen îfâ-yı hakk-ı nân u ni‘met ve icrâ-yı levâzım-ı sadâkat u ‘ubûdiyyet câygîr-i zamîr-i diyâneti olmağla sebîl-i dîn-i mübîn ve uğûr-ı devlet-i ebed karînde izhâr-ı gayret ü hamiyyet ve bu âna dek me’mûr ve ta‘yîn kılındığı ‘umûr-ı ‘ızâmda ibrâz-ı celâdet ü besâlet ile tahsîl-i rızâ-yı hümâyûna müsâra‘ati ve Hisarcık Sahrâsı’nda ve ordu-yı hümâyûn kal‘a-i Belgrad pîşgâhında darb-ı hıyâm-ı celâdet-irtisâm idelden silk-i temlîk ü teshîr oluncaya dek zuhûra gelen hidemât-ı mebrûresi meşkûr-ı hümâyûn (55b) olmağdan nâşî eyâlet-i Rumeli kemâ- 152 te‘âlâ R: -Ü 90 kân ibkā ve eyâleti ‘askeri ma‘iyyet-i müşîrânelerine ta‘yîn ve Belgrad cânibi ser‘askerliği tevcîhât-ı ‘avâtıf-ı ‘aliyye-i hüsrevâneden i‘tâ ve mâh-ı cumâdelûlânın yirmi sekizinci günü eyâleti ibkā ve takrîr ve hil‘at-ı fâhire-i mülûkâne ilbâs olunmağla vezîrâne ve dilîrâne tertîb-i ‘asker ve tertîb-i levâzım-ı mühimmât u leşkerbirle mütevekkilen ‘alellah kal‘aya duhûl eylemeleri fermân buyurulmağın, vezîr-i müşârun-ileyh otag-ı nusret-nitâklarına tevcîh ü ‘azîmet ve mâh-ı cemâziyelâhırın gurre-i garrâsı ki yevm-i çehâr-şenbih idi. Vakt-i dahve-i kübrâda fermân olunduğu vech üzere beş yüz nefer mükemmel ü müretteb ve müsellah u müstevfâ ve güzîde ve tâmmü’s-silâh ve müntehâb ve pâk kapusu halkı ve güzîde âdemleriyle mukābele-i a‘dâ-yı bed-kârda bir alay tertîb eyledi ki görenler tahsîn ü âferîn eylediler. Çün vezîr-i lâ-nazîr ber-minvâl-i meşrûh alay ile ordu-yı hümâyûndan hareket ve yemîn ü yesârında müctemi‘ olan havass u ‘avâma selâm-ı selâmet-encâm ihdâ ve îsâr iderek müteveccih-i kal‘a-i Belgrad oldukta “ ‘aleyke ‘avnü’llah Hakk sübhânehu ve te‘âlâ (56a) seni hatâlardan saklasın, hemvâre hıfz-ı Hudâ-yı müte‘âlde olasın” deyü cümle nâs du‘â-yı hayrların‘arş-ı a‘lâya irişdirdiler. Çün vezîr-i dilîr ve müşîr-i sâhib-i tedbîr ‘asker-i şî‘rgîr ile pîşgâh-ı Belgrad’a şeref-i nüzûlleri buyurulmağla, ol deştü sahrâ reng-i cennetü’l-me’vâ olup ‘asâkir-i İslâm ‘ıyd-i ekber ve küffâr dahi ‘umûmen kal‘anın burc ve bârûsuna ve tabyalar bâlâsına ve hendek ve parmaklık üzerlerine bir vechile cem‘ olmuşlar idi 91 kim, gûyâ kal‘anın hisâr ve dîvârlarının her bir mahalli tecemmü‘-i küffârdan kûh-ı şükûha benzer idi. Çün kal‘a-i dârü’l-cihâd eşk-i dîdelerin silüp im‘ân-ı nazar eyledükte, bu vech üzere vezîr-i lâ-nazîr müstevfâ alayların tertîb ve vücûd-ı şerîfi cebe ve çevşene müstağrak ve mübârek başına sorguçlar takınmış ve kendünün a‘dây-ı bed-kâra giriftâr olduğu bend ve zincîr miftâhını dest-i pâkine almış ve rahş-ı hoş hirâma süvâr olmuş, reme-i küffâra girüp ağlâllerin kat‘ ve tavk-ı zincîrin açup dest-i a‘dâdan tahlîs eylemek içün hil‘at-ı fâhire-i mülûkâne (56b) giymiş sür‘at ü şitâb ile hücûmun gördükte efşân-ı eşk-i meserret birle kâffe-i ecnâs-ı nâs153 değil, belki gökte melekler dahi şükr-i Yezdân-ı bî-zevâl eylediler. Ammâ vakta ki bu siyâk üzere ebvâb-ı kal‘a-i Belgrad’dan İstanbul kapusu fevkinde olan parmaklık kapusına şeref-bahş-ı nüzûl buyurdular. Yeniçeri tâifesi eğerçi üç gün olmuş idi, ber muktezâ-yı sulh ü salâh ceng ü cidâl ber-taraf, lâkin ortalü ve serdengeçtiyân henüz metrislerden ‘alemlerin kaldırmayup neferâtlarıyla herkes metrislerinde ikāmet iderler idi. Ol esnâda gürûh-ı mezbûrun birkaç bini mahall-i mezkûrda cem‘ olmalarıyla vezîr-i müşârun-ileyhin pîşgâhlarında olan etbâ‘ları içerüye duhûl ve vezîr-i ‘âlî-kadr dahi duhûl idecekleri esnâda tâife-i mezbûra yemîn ü yesârdan hücûm ve dâhil-i kal‘a olmaklığa154 sür‘atlerin küffâr gördükte, anlara dahi havf gelüp pür-silâh bu kadar bin küffâr bunları men‘ itmek sevdâsına düşüp bunlar ‘atik çelebiler 153 nâs R: -Ü 154 olmaklığa Ü: olmaklığla R 92 olmalarıyla böyle hengâmda vülât ve zâbitâna mütâba‘at ve muvâfakat câygîr-i (57a) zamîrleri olmayup dâimâ ‘abes yere gavgaya her bâr bin cân ile salarlar ve hengâm-ı ma‘rekede zâbitlerinden gayrı mahall-i me’mûrelerinde ferd bulunmaz bir tâife-i ‘acîbe olduklarına binâen, “bizler bu kadar zamân metris-nişîn-i ikāmet ve havânın germ ü serdini çektik, kal‘ayı seyr ü temaşâ itmeyecek miyiz bizi niçün men‘ idersiz” deyü kīl ü kāle âğāz itmeleriyle, hemen tiz elden vezîr-i ‘âlî-tebâr pîşgâhında olan etibba‘ ile kal‘aya duhûl ve kal‘a kapusu sedd ü bend ve gerüde olan Enderûn ağaları ve tüfenkçiyân ve mehterân bi’l-cümle hâric-i kal‘ada kalup vezîr-i lâ-nazîr sâlt ü sebükbâr sarây-ı mezbûra bir es‘ad-ı sâ‘at ve eymen-i evkātta nüzûl ve karar eylediler. Ordu-yı hümâyûn tarafından dahi yeniçeri ağasına fermân olunup tiz elden mahall-i mezbûrâ ortalar ve kulluk ta‘yîn ve hezâr zahmet ve meşakkat ile mezkûrları men‘ ve vezîr-i müşârun-ileyhin etba‘ ve ‘âdemlerin birer ikişer idhâl ve itmâm oldu. Ser‘asker vezîr-i müşârun-ileyhin ma‘iyyetine me’mûr olan vükelâ ve ecnâs-ı ‘asâkir-i zafer-irtisâm beyânındadır (57b) Çün ser‘asker-i zafer- rehber vezîr-i dilîr tulû‘-ı hilâl-i meh-i nev gibi sarây-ı mezbûra nüzûl ve varoş-ı kal‘a-i Belgrad’ı fısk-ı fücûr-ı küffârdan âb-ı rahmet-i tevhîd ile mesbûk ve pür-nûr eyledi. Ma‘iyyet-i ‘asâkir-i bî-şumâr ile emrine takviyet 93 virilmek muktezâ-yı hâlden olmağla, mâh-ı mezbûrun ikinci günü sâbıkā nüzûl emîni olan sipâh kitâbetinden ma‘zûl Ahmed Efendi defterdâr ve karşu yakada olan ordu-yı hümâyûnda yeniçeri zâbiti Hasan Ağa saksonculuk pâyesiyle yeniçeri ağası ve dergâh-ı ‘âlî yeniçerilerü ortalarından yirmi dört orta ve sekiz bin yamaktan ve iki haseki ve cebeciyândan155 on iki orta ve çorbacıyândan Musa Ağa nâm çorbacı cebecibaşı vekîli ve ordu-yı hümâyûnda mevcûd ‘umûmen toplar ve havanlar ile topçuyân tâifesinden dahi kadr-i kifâye ortalar tertîb ve me’mûr olundu. Lâkin eyâlet-i Rumeli ve Semendire Sancağının zu‘ama ve erbâb-ı tîmârının ve kal‘a ve tevâbi‘inde olan palankaların tertîb-i neferât ve kâffe-i tevcîhâtleriçün defter-i hakānîden (58a) cebe defterleri ihrâc olunmağın Reîsü’l-küttâb vekîli nasbından dahi lâ-büd olduğundan ser‘asker-i müşârun-ileyhin dîvân kâtipleri hidmetiyle şeref-yâb olan Halil Efendi reîsü’l-küttâb vekâletiyle beyne’l-emsâl mümtâz ve bu hakīr-i kalîlü’l-biza‘a dîvân-ı ‘âlî-makām gediklü kâtibleri emekdârlarından ve ‘umûmen memâlik-i Rumeli ve eyâlet-i Cezayir’in vâkī‘ kıla‘ın mustahfızân kitâbeti Babadağı meştâsında bilâ-taleb ihsân olunmuştu. Hâsıl olan kalemiyye ve bî-hâsıl ze‘ametim hâsılıyla kana‘at ider iken bu hakīri dahi beylikçi ve Dîvân-ı hümâyûn ru’us kîsedârlıkları vekâletleriyle ta‘yîn ve mâh-ı mezbûrun altıncı günü çavuşbaşı ağa tarafından âdem koşulup, cebe defterleri ve defter emîni vekîli defter-i hakānî gediklülerinden 155 + dahi Ü: -R 94 Sıdkı Abdurrahman Efendi ve ta‘yîn olunan kâtibler ile irsâl ve bizler dahi pîşgâh-ı kal‘a ya‘ni kal‘a kapusunun sahrâ tarafında olan hendek parmaklığı cânibine takarrüb eyledükte parmaklık kapusunun sahrâ tarafında üç yüz mikdârı Nemçe ve Macar süvârisi dururlar, meğer kulluk beklerler156 imiş, müşâhede eyledükte (58b) isti‘câb ve ol esnâda ordu-yı hümâyûn tarafından ta‘yîn olunan kulluk çorbacısı zuhûr ve bizleri indürüp bir mikdâr çadırında meks ü ârâm ve istîzân olundukta ser‘asker-i celâdet-güster-i müşârun-ileyhin kapucular kethüdâsı gelüp bizler dahi ma‘an ol müctemi‘ olan küffârın meyânlarından geçüp parmaklık kapusuna duhûl eyledükte bâb-ı mezbûrdan hendeğe varınca yemîn ü yesârına tüfeng-endâz soltatlar düzülmüş, onları dahi geçüp hendeğe varıldı. Hendek-i mezbûrun derûn ve etraf u bâlâsı müzâhame-i küffâr ile kûh-ı ‘amîka dönmüş ve hendeği dahi geçüp hisâr dîvârı cânibine teveccüh eyledik. Küffâr re‘âyasından ve ‘askerinden bî-nihâye kâfirler hisâr dîvârları ve tabyaların zîrine lağımlar hafr iderler ve anları dahi geçüp önümüze bir âdem kattı, kapu zâhir oldu atlar ile duhûl mümkin değil, inüp bâb-ı mezbûra duhûl eyledik. Meğer bâb-ı mezbûr kal‘anın uğrın kapu ta‘bîr olunan kapusu imiş. Yemîn ü yesâr ve bâlâsı kâgîr zindâna benzer ve iki cânibine bâlâ-kadd tüfeng-endâz soltatlar (59a) düzülmüş ve içerüye girdikte bir yokuş zuhûr eyledi. Vâfir mürûr ve nihâyetine irişdikte bir kapu zuhûr eyledi, hele ol kapudan hurûc ve bir 156 beklerler R: bekler Ü 95 mikdâr meydân zâhir oldı157. Meydân-ı mezbûrda dahi cem‘ olan küffârın ta‘dâdı mümkin değil.Velhâsıl anların dahi içleründen geçüp sarây-ı mezbûrun etrafına keşîde kılınan perde kapusına vardıkta bir tarafta küffârın ve içerü tarafta dahi bizim kolluk neferâtların gördükte sahrây-ı sâha-i selâmete irişmiş misillü şükr-i Yezdân-ı bî-zevâl158 eyleyerek sarây-ı mezbûra varup ser‘asker-i hamiyet-perver müşârun-ileyhin şeref-i bûs-i dâmen-i sa‘âdet ü ikbâlleriyle müşerref ve hil‘at ilbâs ve bir oda ta‘yîn olunmağla hidmet-i vezîrânelerine kıyâma mübâderet ve hâlâ hidmet-i ‘aliyyelerinde,159 Hakk subhanehu ve te‘âlâ vücûd-ı şerîflerin ekdâr-ı rüzgârdan masûn u mahfûz eyleyüp dâimâ a‘dâ-yı bed-kârların hor ve hakīr eyleye. El-Hakk zât-ı ‘âlîşânları gāyet ‘âkıl ü dânâ ve sâhib-i dâniş ü zekâ ve müdebbir ve kâr-ı azmâ ve tevârih âşinâ vakûr ve vücûhiyle hayr-hâh-ı devlet. Vel-hâsıl vücûd-ı (59b) şerîflerinin devâm-ı bekāsı dîn u Devlet-i Aliye’ye hayırlı bir zât-ı sütûde-hısâl olmağla, ol Hallâk-ı cihân-âferin yevmen fe-yevmen ‘ömr u devlet ve rif‘atlerini izdiyâd ve mahsûd-ı beyne’l-akrân ve mümtâzü’l-emsâl eyleye, âmîn. Sarây-ı mezbûrda vâkī‘ olan vekāyi‘-i küffârın kal‘ayı hedme mübâşeret eylediği ‘alâ vechi’l-icmâl beyânındadır 157 meydan zâhir oldı R: -Ü 158 bî-zevâl R : + kıyâs Ü 159 + iz R: -Ü 96 Çün kal‘a-i mezbûrun evsâfı bâlâda icmâlen tahrîr ve beyân olunmuş idi. Bu def‘a esnâ-i mükâlemede Belgrad kal‘ası dest-i a‘dâya giriftâr olduktan sonra Roma imparatoru tarafından müceddeden binâ olunan kal‘a ve ebniye ve istihkâm hedm ve Belgrad-ı dârü’l-cihâd hey’et-i asliyyesiyle cânib-i İslâmiyâna teslîmi tezkîr ve şart kılındığına binâen küffâr-ı dûzeh karârın serdâr-ı bed-kâr ve zâbitân murâdları gürûh-ı mekrûh-ı füccârı cem‘ ve böyle bir kal‘a-i sengîn-bünyâda, ki ‘adîmü’l-misil idi, kal‘anın hisâr ve tabyaların zîrine hendek cânibinden lağımlar hafr ve derûnuna bârut-ı siyâh doldurup beher yevm birer ikişer lağımlar endâhte itmeğe başladı, ol esnâda ordu-yı hümâyûn henüz pîşgâh-ı kal‘ada (60a) lâkin içerüden taşra ve taşradan içerüye hurûc ve duhûl bir vechile imkânda değil idi. Ve sarây-ı mezbûrun etrafı parmaklık perde çekilmiş ve perdenin taşra cânibini küffâr ihâta eylemiş idi. Şöyle kim ahşâm oldukta küffârın beher regimendleri neferâtlarıyla gelüp etrâf ü cevânib-i sarây-ı mezbûru muhâsara şöyle kim160 cem‘ olan küffârın ta‘dâdı mümkin değil idi. Velhâsıl bir taraftan sarâyın odalarında olan dağdağa-i berâgüs ve bir tarafta pencereler önünde misâl-i kilâb-ı hâr-hâr-ı küffârdan bir sâ‘at nevm ü râhat müyesser olmadı. Bu hâl üzere on gün 161 dahi mürûr edicek. ‘Azîmet-i ordu-yı hümâyûn be-cânib-ı dârü’s-saltanâti’s-seniyye mahmiyye-i Kostantaniyye sânehe’llahü te‘âlâ ‘ani’l-âfât ve’l-beliyye 160 kim R: -Ü 161 on gün R : on iki Ü 97 Çün te’yîd ve makāsıd-ı cenâb-ı Rabb-ı kadîr ile müceddeden âvurde-i kemene-i ‘aduvv bend-i zabt u teshîr olunan sâlifü’z-zikr Belgrad-ı dârü’l-cihâd kal‘asının muhâfaza ve muhârese ve tertîb-i tasfiye-i hıfz u hırâset ve sâir ‘umûr-ı lâzımesi ve cânib-i mezbûr ser‘askerliği husûsu ( الاية: ان الله يأمرآم 162 (انتؤدّوا الامانات الى اهلها (60b) mısdâkınca vezîr-i gayret-semîr ve müşîr-i sâhib-i tedbîr ve düstûr-ı bî-nâzîrin süpürde-i dûş-ı liyâkat ve ta‘lîk-i gerden-i emânet ü dirâyetlerine mufassal ve meşrûh dîvân-ı felek-‘unvân tarafından üç kıt‘a sâdır olan evâmir-i ‘âlî-şân ile ihâle ve tefvîz ü hevâda dahi burûdet gālib ve herkes vüsûl-ı evtâna tâlib ve râgıb olmağla mâh-ı cemaziyelehırın on üçüncü günü ordu-yı hümâyûn Belgrad sahrâsından hareket ve sa‘âdet ü ikbâl ile dârü’s-saltanata mahrûs-i Konstantiniyye cânibine ‘aft-ı ‘inân-ı ‘azîmet, sekizinci günü Niş sahrâsına vusûlünde cânib-i şehriyârîden dergâh-ı ‘âlî yeniçerilerü ağası Hasan Ağa rütbe-i valay-ı vezâret ile kâm-yâb ve vezâret ile yeniçeri ağalığı ibkā ve takrîr olunmağla mahrûsei Edirne’ye andan Âsitâne-i sa‘âdet-âşiyâne cânibine ‘azîmet eylediler. Ba‘dehu kal‘a-i mezbûra muhâfazasına me’mûr ve tavâif-i ‘askeriyye dahi kal‘a-i mezbûranin taşra varoşuna gelüp serapâ çadırların kurup karar eylediler. Ammâ bâlâda icmâlen beyân olunduğu üzere küffâr hedm ‘umûruna mübâşeret ve sarây-ı (61a) mezbûrade ber-minvâl-i muharrer ikāmette ‘usret 162 Kur’an: 4/58; “Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi emrediyor.” 98 99 Eyyâm-ı şitâ ve hengâm-ı meştâda vâkī‘ olan vekāyi‘ ve küffârın kal‘a-i cedîd ve ‘atîkte olan ebniye-i hâdise ve istihkâmları hedminin icmâlen zikri beyânındadır Çün kal’a-i mezbûraye me’mûr ecnâs-ı ‘asâkir-i İslâm’a sene-i mezbûrade makarr u meştâ nısf-ı varoş-ı kal‘a mukarrer ve muhakkak oldu. Lâkin varoş-ı mezbûrda olan büyût ekserî küffâr mânde ve binâsı ebniye-i İslâmiyâna mugâyir olduğundan mâ‘adâ a‘dây-ı bed-kârın ‘asâkir-i murdârı dahi karşu Zemtun 163 aslîlerine R: aslîyyelerine Ü 100 164 nizâmla R: nizâma Ü 101 165 Kur’an: 59/2; “ …Onlaın kalplerine korku sardı (Allah). Kendi elleriyle ve mü’minlerin elleriyle evlerini yıktılar…” 166 yer R: -Ü 167 anlar R: -Ü 102 103 Vürûd-ı kādî-i Belgrad Mâh-ı şa‘bân-ı şerîfin yirmi sekizinci günü mevâlî-i ‘izâmdan sâbıkā Tebrîz-i dilâvîz kadısı Abdullah Efendi mevleviyyet ile taraf-ı Devlet-i Aliyye’den Belgrad kadısı olup tayy-ı menâzil iderek yevm-i mezbûrda gelüp duhûl mukarrer olmağın bir gün mukaddem defterdâr Ahmed (65a) Efendi konağı kurbünde bir sarây-ı ‘âlî tahliye ve makarr u şânı ser-‘asker-i müşârun-ileyh cânibinden itmâm ü tekmîl ve mevlânâ-yı müşârun-ileyh168 hazretleri dahi gelüp nüzûl ve ser-‘asker-i kâm-kâr cenâbına gelüp şeref-i dest-bûslarıyla müşerref oldukta, semmûr kürk ilbâs ve kise kise nukūd-ı meskûke ve 168 cânibinden………müşârun-ileyh Ü nüshasında derkenardır 104 zâd ü zahîre i‘tâ olunmağla ‘azîm mükerrem ve seccâde-nişîn-i şeri‘ât-i gârrâ olup icrâ-yı ahkâm-ı şer‘iyyeye mübâşeret buyurdular. İcmâlen vürûd-ı tahlî‘ât ü teşrîfât-ı hümâyûn be-cânib-i hazret-i pâdişâh-ı İskender-câh halledâ’llahü te‘âlâ mülkehu ve tâle bekāhü ve nâle mâyetemennâhü Çün ‘asker-i İslâm’ın işbu sâl-i hayr-encâm ve meymenet-iştimâlde küffâr-ı hâkisâr ile mahlût hasretü’l-mülûk olan dârü’l-cihâd-ı kal‘a-i Belgrad’da meştâ-nişîn-i ikāmet eyledikleri sem‘-i hümâyûn-ı hidîvâneye lâhik ve bu bâbda * deryâ-yı merhamet ü şefekatleri cûş u hurûş itmekle karîha-ı sabîha-i hümâyûnlarından ‘asâkir-i gayret-şi‘âra sipehsalâr ve serdâr olan vezîr-i ‘âlî-tebâr hazretlerine hayr-du‘â-yı mülûkânelerin mutazammın hatt-ı (65b) hümâyûn-ı şevket-makrûnile hila‘-ı fâhire-i mülûkâne ve murassa‘ ve mücevher sorguç ve masâriflerine medâr olmak içün sikke-i hümâyûn ile meskûk nukūd-ı hâlisü’l-ayâr ve ‘umûmen vükelâ ve rüesâ ve zâbitâna ve kapusu hâlkı ve Enderûn ağaları ve kâffe-i havâss u ‘avâma vârid olan selâm-ı selâmet-encâm-ı hüsrevâneyi iblâğ birle tahlî‘ât ü teşrîfât-ı hümâyûn mâh-ı ramazân-ı şerîfin yirmi altıncı günü i‘tâ ve ilbâs buyurdular. Dergâh-ı ‘âlî kapucıbaşılarından Eyyûbî Mehemmed Ağa’nın taraf-ı Devlet-i Aliyye’den vezîr-i müşârun-ileyhe imdâd ve 105 i‘tâ olunan imdâd-ı169 seferiyye fermân ile meştây-ı170 Belgrad’a duhûlü Çün vezîr-i dilîr-i mükerrem mükemmel ü müretteb kapusu halkı ve mu‘în olan ‘asâkir-i Cezâyir ile derûn-ı küffârda meştâ-nişîn-i ikāmet ve masârif-i kesîresi olduğundan mâ‘adâ irâde-i dâire şimdilik bir nesne hâsıl olmadığından sene-i uhrâya kıyâs olunmayıp ancak bu sene-i mübârekede vezîr-i hamiyyet-perver müşârun-ileyhin masârifıne medâr içün mutasarrıf oldukları eyâlet-i Rumeli’nden seferler vukū‘unda vere geldikleri imdâd-ı seferiyyelerin (66a) bu sene dahi bilâ-imhâl taraflarına edâ ve teslîm olunmağiçün sâdır olan emr-i ‘âlîşân kapucubaşı mûmâ-ileyh ile vârid olmağın, mûcebince her bir kazâya sûret-i emr-i ‘âlîşân ve buyuruldu ve mübâşirler ta‘yîn ve ba‘zı kazânın dahi tahlîsine kapucubaşı171 mûmâ-ileyh me’mûr ve irsâl olunup icmâl-i mu‘âyede-i şehr-i sıyâm sene-i mezbûra mâh-ı şevvâlinin gurre-i garrâsı eyyâm-ı ebrekede yevm-i çehâr-şenbih ve hilâl-i meh nev-zuhûr ve tulû‘u muhakkak u mukarrer olmağın172 ba‘de’l-‘asr sünnet-i seniyye-i bilâd-ı kâffe ehl-i İslâm üzere toplar atılup ve tabl ü nakkāreler çalınup ‘azîm şenlikler ve izhâr-ı sürûr u hubûr ile ahşâm olmağın irtesi ‘ale’s-seher herkes cevâmi‘lere cem‘ ve salât-i ‘îd-i şerîf ba‘de’l-edâ ser-‘asker-i zî-şân hazretlerinin mu‘âyede-i âsafânelerine teveccüh 169 imdâd-ı Ü: -R 170 meştâ-yı Ü: şitây-ı R 171 ile vârid .........kapucubaşı A. Kızılgök’te atlanmış 172 olmağın Ü: -R 106 ü ‘azîmet olundukta ceneralân-ı çasariyye nisvân u duhterleri üçer çift bâr-gîr koşulu âyine-pûş hintolara süvâr ve mu‘âyedei seyr itmek içün vezîr-i müşârun-ileyhin sarây-ı ‘âlîlerine gelüp cem‘ olmalarıyla vezîr-i ‘âlî-tebâr mu‘tâd üzere sarây-ı mezbûr dîvân-hânesine teşrîf ve ceneraller dahi duhter-i şûrîze-i ahter ve nisvânlarıyla vezîr-i (66b) ‘âlî-mikdâr hazretlerinin cânib-i yesârlarına geçüp karâr ve mu‘ayede-i mübârekeyi seyr ü temâşâ iderler idi. Çün ‘îd-i mübâreke-i mezbûrade yeniçeri ağası ve cebecibaşı ve sâir ocakların a‘yân ü zâbitleri mu‘tâd üzere bir gün mukaddem şeref-i dâmen bûs-i vezîrâneleriyle müşerref olmuşlar idi. Lâkin sâir vükelâ ve Dîvân-ı hümâyûn çavuşlarından ve ‘umûmen ağayân serâpâ ‘âdet-i kadîme-i Devlet-i Osmaniyye üzere hâzır ve ‘azîm dîvân kurulup ve taraf-ı şehriyârîden i‘tâ olunan çelenkleri takup ibtidâen cânib-i yemîninden kethüdâ-i ‘âlî-kadrleri ve sâniyen vekîl-i reîsü’l-küttâb ve sâir vükelâ ve kal‘a-i Enderûn ve bîrûnun dizdârân u zâbitân ve a‘vânı ‘alâ merâtibihim ba‘dehu cânib-i yesârdan üç yüzden mütecâviz Enderûn ağaları her birleri envâ‘-ı akmişe ve tefârîk ve elbise-i gûnâ- gûna müstağrak olmuş ve cümlesi başlarına sîm ü zerden çelenkler takınıp anlar dahi hazînedâr ağa ile gelüp dâmen-bûs ve bir taraftan zümre-i çâvûşânın du‘â vü senâları ve tabl u nakkâre ve nefer sadâsı (67a) ve toplar hengâmesi ve İstanbul misâl ikāz-ı vakt-i sahûr içün mahallât ve esvâkta olan yeniçerilerün şamatası eflâke çıkmış idi. Bu vech üzere merâsim-i mu‘âyede tamâm oldukta, vezîr-i ‘âlî-mikdâr 107 hazretlerinin imâmetleri hizmetinde olan hâfız şeyhü’l-kurrâ Mustafa Efendi el kaldırup ‘azîm du‘â vü senâları ve esnâ-yı du‘âda üç def‘a şevketlü pâdişâh-ı İslâm halledâ’llahü hilâfetehu ilâ yevmi’l-kıyâm hazretlerine du‘â eyledükte ceneraller tercemâna “ne söyler, maksûdu nedir” dedikte tercemân dahi, “sa‘âdetlü pâdişâha du‘â iderler” deyü cevâb verdikte kâfirler başların salmağa başlayup şevket ü mehâbet-i İslâm’a hayrân ve nisvân tâifesi dahi Enderûn ağalarının her birilerün böyle müzeyyen gördükçe bin cân ile ‘âşık olur idi. Çün merâsim-i mu‘âyede yerin buldu. Herkes konaklarına geldi. Birbirlerine bayramlaşmak resmine mübâşeret ve enva‘-ı sürûr u hubûr ile ahşâm irişti. Meğer humbaracıyân ve cebeciyân ve sâir sanâyi‘-i âteş-bârîden mahâreti olanlar bâruttan kanâdîl-i gûnâgûn (67b) ve kal‘a-i gûl-i beyâbân ve sâir u‘cûbe nesneler yapup vakt-ı ‘ışâda fişekler atılup tabl ü nekkâreler çalınmağa başladıkta ceneraller ve ‘avratları sarâya dolup pencerelerden seyr ü temâşa iderler idi. Tâife-i âteşbâzı bu hâli gördükte173 leyâlî-i şehr-i sıyâmın mecmu‘unda îcâd eyledikleri âteşbâzlığı icrâ ve sûretâ ceng ile bâruttan eyledikleri kal‘aya od verüp ve havâî fişekler ve envâ‘-ı masharalıklar oldu ki sûr-ı hümâyûnda dahi misli sebkat itmemiş idi. Hakk subhanehû ve te‘âlâ ‘asâkir-i İslâm’ı dâimâ böyle mukābele-i a‘dâ-yı bed-kârda mesrûr ve nice nice şenlikler müyesser eyleye, âmîn. Vefât-ı Kırım Hanı 173 gördükte R: gördüklerinde Ü 108 Âl-i Cengizândan Mengli Giray Han iki def‘a Kırım Hanı olmuştu, ve zâtında ‘âlim ve sâhib-i dâniş ve erbâb-ı ma‘âriften ve Devlet-i Aliyye’ye gāyet mutî‘ ve münkād ve halîm ve cerî cesûr hân-ı ‘âlîşân idi. ‘Akıbet marâz-ı mevte bir vechile ‘ilâc mümkin olmamağla dest-i takdîr-i ezelden câm-ı şerbet-i mevti nûş eyleyüp sene-i mezbûra şevvâlinde ecel-i ma‘lûm ile dâr-ı fenâdan dâr-ı bekāya rıhlet ve rûh-ı pâkin ravza-i cinâna irsâl eyledükte birâder-i buzürgvârları (68a) Selâmet Giray Han taraf-ı şehriyârîden ma’me-i tâife-i Tatar-ı sabâ-reftâr ve kâffe-i zümre-i ‘adû şikârın iltimâs ü istircâlarıyla Kırım Hanı nasb ve ta‘yîn olunmuştur. İcmâl-i mübâşeret-i ta‘mîrât cevâmi‘hây-ı varoş-ı Belgrad Sâneha’llahü te‘âlâ174 ‘ani’l-âfât varoş-ı Belgrad sulh ü salâh muktezâsınca ekser mahalleri cânib-i İslâmiyâna teslîm ve varoş-ı mezbûrun mahsûr olduğu kal‘a-i cedîdin hedm ‘umûru tekmîl ve küffâr asl-ı kal‘a-i Belgrad’a ihdâs eylediği ebniye-i hâdise hedmine mübâşeret ve fasl-ı bahâr dahi takarrüb ve varoş-ı mezkûrda olan cevâmi‘ ve mesâcid taraf-ı mîrîden i‘mâr ve ihyâ ve iktizâ iden hademe-i vezâifi tertîb ve ta‘yîn olunmasiçün taraf-ı Asitâne’den fermân-ı ‘âlî sâdır olmazdan mukaddem, hazret-i ser-‘asker-i ‘âlî-tebâr cevâmi‘- 174 te‘âlâ Ü: -R 109 hây-ı sâlifü’l-beyânın ihyâsına irâde-i ‘âliyye-i vezîrâneleri ta‘alluk itmeğin Uzunçarşu kurbünde ma‘bed-i kadîm olan Şehidlik Câmi‘-i şerîfin kendüleri ve Çukacı Câmi‘-i şerîfin dahi kethüdâ-yı ‘âlî-kadrları i‘mâr ve ihyâya mübâşeret buyurdular. ‘Azîm ikdâm ü ihtimâm (68b) ve sarf-ı mâl ile kesret-i berf ü bârâna bakılmayup derûn ve kurb civârında medfûn olan lâşe-i murdârı tathîr ve menâbir ü mehâfil ve minarelerin tecdîd ve kanâdîl-i gûnâgûn ve zî-kıymet haliçeler ve sâir mefruşât-ı girân-bahâ ile bir-vechile tezyîn eylediler ki, görenler hayrân ve edâ-yı salât-ı cum‘a olan cema‘ât-ı müslimîn dâimâ derûnlarında ‘ibâdet ve kıra‘at-ı Kur’an-ı Kerîm’e tâlib ü râgıb idi. Hakk ki böyle hengâm-ı hayr- encâmda küffâr ile mâhlût ikāmet ve sene-i mezbûrade şitânın şiddeti bî-kıyâs iken ‘uluvv-i himmetleriyle ihyâ-yı ma‘bed-gâh-ı a‘lâ ile mahsûdü’l-akrân ve hasbeten lillâhi te‘âlâ vâkī‘ olan câmi‘ gāyet a‘lâ ve ‘adîmü’l-misl hayrât-ı celîleye muvaffak175 oldular. Muvaffak ‘indillah sa‘yleri mebrûr u meşkûr ve niçe niçe bi-vechi’llâhi te‘âlâ böyle hayrât-ı celîle ve hasenât-ı pesen-dîdeye muvaffak olalar, âmîn. İcmâl-i vürûd-ı müceddidân Devlet-i Aliyye dâimü’l-karar ile Nemçe Devleti beyninde müceddeden ‘akd olunan sulh ü salâhı hâvî tarafeynden ahz u i‘tâ olunan esâs ve mevâdd temessükleri ve ba‘dehu (69a)mübâdele olunan ‘ahd-nâme-i humâyûn 175 muvaffak Ü: -R 110 ve tasdîk-nâmede şart ve ta‘yîn ve ‘ahd176 u tebyîn olunup karar-dâde olan mevâddin üçüncü mâddesinde Sırp eyâleti ve bu eyâletin içünde vâkī‘ Belgrad kal‘ası Devlet-i Aliyye’ye Roma İmparatoru tarafından teslîm olunup nehr-i Tuna ve nehr-i Sava iki devlet eyâletleri beyninde hudûd olmak ve Sırp eyâletlerinin hudûdları ve kezâlik Bosna tarafının Karloviçe nâm mahalde mukaddemâ ‘akd olunan mevâdd üzere olmak ve Nemçe ve Eflak dağlarıyla ve sâir mevâdda mezkûr ve meşrût ve menût kılındığı üzere tarafeynden makbûl olan uhûd u şurût içün bir gün evvelce tarafeynden mücerreb ve mu‘temed ve sulh u salâha hayır-hâh vekîl ve muhaddidler nasb ü ta‘yîn olunmasından lâ-büd olmaktan nâşî Belgrad’dan aşağı nehr-i Tuna’da olan adaları ve İrşeve ve Muhadiye ve hudûd-ı Eflaki tecdîd177 ve temyîze mu‘temedân-ı recâl-i saltanât-ı seniyyeden Mevkufâtî Mehemmed Efendi ve nehr-i Sava ve Bosna câniblerine ber-minvâl-i meşrûh sipâh kâtibi Mehemmed Said Efendi zîde mecdühümâ evâmîr-i şerîfe ile me’mûr (69b) ve cânib-i yemîn nehr-i Tuna ile İrşeve’ye varınca ve cânib-i yesârı Bosna hudûduna varıncaya dek tecdîden iktizâ eden mahaller ser-‘asker-i kâm-kâr ve ve vezîr-i ‘âlî-mikdâr hazretlerinin re’y-i rezîn-i isâbet-karînleri üzere tecdîd ü temyîzi fermân olunmağın, mûmâ-ileyh Mevkūfâtî Mehemmed Efendi sene-i mezbûra 176 Ü nüshasında bu kelime derkenardır. 177 tecdîd R: tahdîd Ü 111 zilka‘desinde Belgrad Kal‘ası’na gelüp duhûl ve Uzunçarşu’da bir a‘lâ konağa nüzûl ve ol esnâda nehr-i Tuna müncemid ve rûy-ı nehr-i Tuna ile bahren imrâr mümkin olmamağla ma‘iyyetine me’mûr ve dergâh-ı ‘âlî gedüklülerinden bir za‘îm ve nâib ve çavuş ve mühendis ile birkaç gün meks ü ikāmet ve buzlar sökülüp havâlar bir mikdâr müsâid olmağın ser-‘asker-i müşârün-ileyh cânibinden mu‘azzezen müceddid-i çasariyye ile taraf-ı ‘âlîşânlarından dahi mukaddem ve mu‘temed mübâşir koşulup savb-ı maksûda irsâl olundu.Ba‘dehu sol kol nehr-i Sava cânibi muhaddidi mûmâ-ileyh Mehemmed Said Efendi dahi ibtidâen Bosna cânibine varup ândan Belgrad’a gelüp duhûl eylemiştir. İcmâl-i vürûd-ı yeniçeriyân-ı mevâcib-i178 dergâh-ı (70a) ‘âlî Çün mevsim-i bahâr hulûl ve eyâlet-i Rumeli’nin zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârı bir an akdem gelüp mukaddemâ me’mûr oldukları vech üzere hidmet-i muhâfazaya kıyâm-ı ikdâm ü ihtimâm eylemleriçün evâmir-i ‘âlîşân ısdâr ve irsâl olunmuşidi. Lâkin sene-i mezbûrade şiddet-i şitâ olmak takrîbiyle Rumeli câniblerine her taraftan kaht u galâ müstevlî olmak hasebiyle zu‘amâ ve erbâb-ı tîmâr henüz gelüp irişmeden mâh-ı Saferül-hayrın gurre-i garrâsında Âsitâne-i sa‘âdet-âşiyâneden küçük çavuş ile irsâl olunan iki kıst mevâcib gelüp duhûlü mukarrer olmağın bi’l-cümle dergâh-ı ‘âlî yeniçerilerü istikbâl ve alay ile getürüp mâh-ı mezbûrun ikinci cum‘a günü tâife-i mezbûrdan yamakān tâifesi birbirlerin tahrîk ü ızlâl ve “bizler dört kıst mevâcibe müstehık olmuşiken bu def‘â vârid olan iki kıst ‘ulûfeyi almazız tamâmen aluruz” deyü cem‘iyyet ü cumhûr dergâh-ı ‘âlî yeniçerilerü ağası konağına hücûm ve ref‘-i livâ-i şekāvetlerin müşâhede eyledükte yeniçeri ağası gaybet ve başçavuş ol esnâda anda (70b) bulunmağın, mezkûrları men‘ ve maksûdların istifsâr murâd eyledükte üzerine tüfenk atup katl murâd iderler. Ol dahi firâr ve ağanın matbahına varır. Aşçıbaşı bu hâli 178 “mevâcib-i yeniçeriyân” olmalı 112 gördükte mezkûru bir boş sepet içüne vaz‘ ve üzerine bir dolu sebze ve et sepetin tahmîl ider. Ammâ tâife-i mezbûra bir yerden tecessüs iderler. Bulamayup girü ‘avdet ve gittikçe tugyân u şekāvetleri an-be-an mütezâyid olduğu hazret-i ser ‘asker-i ‘âlî-tebâr cenâbına ‘aks olundukta, yine tâife-i mezbûranin haklarında hilm ü şefkat ve mürüvvet ile mu‘âmele ve maksûdları ne olduğu hâkipây-i devletlerine ‘arz olundukta, “vârid olan iki kıst ‘ulufeleri birkaç güne değin edâ olunur” deyü fermân-ı ‘âlîleri sâdır olmağın, ol gün perîşân ve irtesi günü yine cem‘iyyet ve ba’zı tekâlîf-i bîhûde îrâd ve ke’l-evvel dört kıst mevâciblerin mütâlebede ısrâr itmeleriyle, küffâr bunların bu vechile cem’iyyetlerin gördükte havfe tâbi‘ ve karşu tarafta olan ‘askerini derhal geçürüp ihzâr ve parmaklık kapuların küşâd ve süvârî ve piyâdesin tertîb (71a) ve çarh-ı feleklerin kurup ceng ü cidâle hâzır ve müheyyâ olmuşlar idi. Menkūldür ki, tâife-i mezbûranin ba‘zı ‘ukalası hazret-i ser-‘asker-i ‘âlî-vekār hazretlerinin bu kış kendülerüne olan iltifât ü ikrâmını îrâd ve “böyle vezîr-i hoş-tedbîr elimize girmez böyle harekât-ı nâ-hemvâr münâsip değildir” dediklerinde, “bizler vâlimizden hoşnûd ve râzıyız ve küffâra dahi ta‘arruzumuz yoktur, ancak ‘ulûfemiz tamâmen isteriz ” deyü ‘inâd itmeleriyle vezîr-i lâ-nazîr böyle vakitte düşmen-i dîne karşu cem‘iyyetlerin tefrîk ve şakāvet-pîşelerinin haklarından gelinmesin muktezây-ı vakt ü hâle göre münâsib görmeyüp üç gün içünde ‘ulûferin tekmîl ve tamâmen edâ ve herkes zâbitlerinden ‘ulûfe ahz ve perîşân oldular. İşbu zuhûr iden vak‘a ve fitne-i ‘azîme ser-levha-i fiten-i sâir serhaddât-ı İslâmiyye olduğunda iştibâh yoktur. Ancak ser-‘asker-i lâ-nazîr ve vezîr-i dilîrin hulûs-ı nâmı ve hüsn-i tedbîri sebebiyle nâr-ı şakāvet-i eşkıyâ bu vech üzere temevvüc etmiş iken eşrârından bir şereri kimesneye179 isâbet itmeksizin itfâ vü teskîn ve ‘avn-i (71b) Hakk ile cem‘iyyetleri perîşân ve tegallüb ve tasallutları bi’l-külliye zâil ve münkati‘ oldu. İcmâl-i ahvâl-i mübâdele-i elçiyân-ı devleteyn Çün Devlet-i Aliye-i ebediyyü’l-istimrâr ile Nemçelü beyninde müceddeden mün‘akid olan musâlaha-i mübâreke şurûtunda mâh-ı ayârda Belgrad hudûdunda büyük elçiler mübâdelesi münderic ve taraf-ı saltanat-ı seniyyeden sâbıkā baş defterdâr iken bu def‘a Rumeli Beylerbeyliği pâyesiyle büyük elçi nasb u ta‘yîn olunan Ali Paşa mâh-ı muharremin on beşinci günü makarr-ı saltanat-ı seniyye ya‘ni mahrûsa-i Kostantiniyye’den hareket ve tayy-ı menâzil ve kat‘-ı merâhil iderek mâh-ı rebîülâhirin dokuzuncu günü kal‘a-ı Belgrad-sengîn-bünyâda duhûl makarrer ü muhakkak ve Nemçelü’nün büyük elçisi dahi takarrüb 179 kimesneye Ü: kimesne R 113 itmişidi. Devlet-i Çasariyye ceneralleri sarây-ı ser-‘asker-i ‘âlî-tebâra cem‘ ve mâh-ı mezbûrun sekizinci salı günü Belgrad kal‘ası hey’et-i aslîsi ile min-külli’l-vücûh tahliye ve cânib-i İslâmiyâna teslîm eylemelerin ta‘ahhüd eyledüklerinden sonra mâh-ı mezbûrun ikinci günü elçiler mübâdelesi tezkîr olundukta (72a) Belgrad cenerali tevcîh-i hitâb idüp, “makarr u mahall-i mübâdele intihâ-i hudûd-ı devleteyn olması kā‘ide-i kadîmeden olmaktan nâşî, bu def‘a nihâyet-i hudûd-ı nehr-i Sava ve nehr-i mezbûr kat‘-ı sınur olmağla mübâdele içün ibnâ olunan sallar hâzır ve müheyyâ ve lâkin hengâm-ı mübâdele ve ba‘de’l-mübâdele elçi-i çasariyye cânib-i yemîninizde olmasın recâ ideriz” dedikte hazret-i ser-‘asker-i gayret-şi‘âr mel‘ûn-ı mesfûra âzâr idüp, “biz şevketlü pâdişâhımızın vüzerâ-yı ‘ızâmından ve halka- begûş-ı hidmetkârân-i hakānîden180 olup, lâkin hâlâ taraf-ı Devlet-i Aliyye’den meb‘ûs olan elçi-i Devlet-i Aliyye bu tarafa geldükte elçi-i pâdişâh-ı dîn-i İslâm iken cânib-i yemîne almak değil muktezây-ı mekādır ü tarîk üzere dâmen-bûs eylemesi mukarrerdir, elçi-i çasariyye tâife-i müşrikîn-i bed-âyîn iken işbu teklîf mâhza181 teklîf-i mâlâ-yutak olmağla, “eğer maksûdun a‘zâr-ı vâhiye ile kal‘ayı tahliye ve teslîmde nükûl ise bi-‘avn-i Hudâ yevm-i mezbûrda kal‘a teslîm olunmadığı halde zor-ı bâzû ile kal‘a-i Belgrad zabt olunması muhakkaktır. Eğer murâdın dostluk (72b) ise sen mahall-i mübâdeleyi tertîb ü ta‘yîn ile inşâallahü te’âlâ elçi-i pâdişâh-ı ‘âlem-penâh mashûben bi’s-selâme dâhil-i kal‘a oldukta elçi-i müşârün-ileyh ile mahall-i mübâdeleye varulup ve ba‘de’l-mübâdele elçi-i çasariyyeye ikrâmda vechen mine’l-vücuh kusûr olmaz” deyü vezîrane ve dilîrâne cevâblar ile mel‘ûn-ı mesfûrı ıskāt ü irzâ ve çün elçi-i Devlet-i Aliyye takarrüb ve çehâr-şenbih günü duhûlü meczûm olmuşidi. Ve küffâr bir gün evvel kal‘ayı teslîm eylemesi karar-dâde olundu idi. Yevm-i mezbûrde vezîr-i bî-nazîr kapusu halkını tertîb ve üçyüzden mütecâviz Enderûn ağaları ve ol mikdâr tüfenkçiyân tâifesi ve eyâlet-i Rumeli’nin ‘umûmen alay beyleri ve zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârı ve mükemmel takım ve müretteb mehter-hane ile bir alay tertîb eylediler ki, görenler tahsîn ve bir anda vukū‘u mesmû‘ olmamıştır vakt-i duhâda bu vech üzere alay ve yeniçeri ağası ve ‘umûmen zâbitân ile kal‘aya duhûl idicek, küffârın her bir zâbitânı neferâtlarıyla mahzûnen ve hâiben ve hâsiren Bosna (73a) kapusundan hurûc ve kal‘a-i mezbûra muhâfazasında olan ceneral kal‘a-i mezbûrun miftâhların getürüp tebrîk ve teslîm ve vezîr-i ‘âlî-kadr cenâbından cenaral-i mesfûra sîm ü zer ile donanmış at çekilüp ve ol dahi süvâr ve makhûren ve müdemmeren ol dahi bâb-ı mezbûrdan hürûc eyledükte toplar atılıp ‘azîm şenlikler ve şâdmanlık olmuştur. Hakk sübhanehu ve te‘âlâ dâimâ ‘asker-i İslâmı mansûr u muzaffer ve hemvâre böyle sedd-i sedîd-i İslâmiyye’de muhâfızîn-i kılâ‘ olan 180 hidmetkârân-i hakāniden Ü: hidmetkârândan R 181 teklîf mahzâ R: -Ü 114 ‘asâkir-i İslâmı el-yevm hidmet-i celîlesinde olduğumuz vezîr-i ‘âlî-kadr gibi hayr-hâh ve sadakatkâr vüzerâya muvaffak eyleye, âmîn. İcmâl-i esnâ-i mübâdele ve ba‘de’l –mübâdele vâkī‘ olan vekāyi‘, vezîr-i dilîr-i lâ-nazîr hazretlerinin harekât-ı pesendîdeleriyle elçi-i çasariyyenin cânib-i Âsitâneye ‘azîmeti beyânındadır Çün kilîd-i memâlik-i mahrûsati’l-mesâlik ve a‘zam-ı ülkāt-i serhaddât ü memâlik olan kal‘a-i Belgrad-ı fütûh-âbâdın ‘avn u ‘inâyet-i Rabbü’l- ibâd ile miftâh ve misbâhı ser-‘asker-i hamiyet-(73b) güster ve vezîr-i ‘âlî-kadrin yed-i müeyyedlerine teslîmi müyesser olmağla kal‘a muhâfazasına me’mûr ve ta‘yîn olunan tavâif-i ‘askeriyye zâbitânı neferâtlarıyla hıfz u hirâset-i kal‘ada ihtimâm eylemelerin tenbîh ü fermân ve zât-ı ‘âlîşânları kapusu halkıyla devlet ü ikbâl ve sa‘âdet ü iclâl ile sarây-ı ‘âlîlerine teşrîf ve kal‘a miftâhlarını Tatar ağalıkları hizmetinde olan Hasan Ağa ile pâye-i serîr-i a‘lâya irsâl ve ihdâ ve yevm-i mezbûrda elçi-i çasariyye mihmândarlığına taraf-ı Devlet-i Aliyye’den me’mûr ve ta‘yîn olunan dergâh-ı ‘âlî kapucubaşılarından Ebubekir Ağa dahi gelüp şeref-i dâmen-bûs-ı vezîrâneleriyle müşerref olmağın, kapucubaşı mûmâ-ileyh ile vârid olan evâmîr-i şerîfe mûcebince elçi-i mesfûrun iktizâ iden levâzımât ü zahîre ve araba ve sefâin tedârük ve hâzır ve müheyyâ olmasiçün fermân ve ikdâm ü ihtimâm ve irtesi günü Devlet-i Aliyye elçisi mîr-i mîrân-ı mûmâ-ileyhin vürûdu muhakkak olmağın rağmen lil-a‘dâ yemeklik tertîb (74a) ve kethüdâ-yı muhteremleri mükemmel takım ve müretteb mehter-hane ile istikbâl ve bî-nihâye ikrâm ü ihtirâm birle gelüp sahrâ-yı Belgrad’a leşker-endâz-ı hayme-nişîn ikāmet ve irtesi günü ziyafetler tertîb ve elçi-i müşâr ser-‘asker-i gayret-şi‘ârın sarây-ı ‘âlîlerine gelüp ol gün havâda bürûdet ve kesret-i bârân sebebiyle mübâdele emri te’hîr ve merâsim-i ziyâfet tekmîl ve mâh-ı mezbûrun on üçüncü sebt günü idi, emr-i mübâdele itmâm ve elçiler alunup verilmesiçün karâr verilmişti. Çün irtesi vakt-i duhâda Devlet-i Aliyye elçisi mükemmel takım ile gelüp ve evvelinden ziyâde alay tertîb ve tay‘în olunmuşidi. Ser-‘asker-i hamiyyet-perver-i müşârün-ileyh hareket ve ta’zîmen elçi-i Devlet-i Aliyye’yi cânib-i yemînlerine alup ‘umumen dergâh-ı ’âlî yeniçerilerü ve kapu kulları ve eyâlet-i Rumeli zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârı ve mükemmel takım ve mehter-hane ile cânib-i kal‘aya tevcîh ve kal‘a-i bîrûndan geçüp sâhil-i nehr-i mezbûrda vaz‘ olunan sâyebâna nüzûl ve karşu yakada ve rûy-ı nehr-i Sava’da küffârın hâzır ve âmâde (74b) olan kalyonlar ve açıklar ve mübâdele içün ihzâr eyledükleri sallar üzerinde müctemi‘ olan cüyûş-ı deryâ-hurûş-ı küffâra bir alay seyr ü temâşa ettirdiler ki, misli bir anda sebkat itmemiş idi. Sâyebân-ı ‘âlîye esnâ-yı nüzûllerinde ‘umûmen yeniçeri ve bi’l-cümle 115 ‘askerî tâifesi ve zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârı sâhil-i mezbûrda alay tertîbi fermân buyurulmağın, cümle müsellah ve tüfenk-endâz kat-ender-kat hâzır ve müheyyâ ve zât-ı ‘âlîşanları elçi-i Devlet-i Aliyye ile bir mikdâr sâyebân-ı mezbûrda meks ü ârâm eyledükten sonra sa‘âdet ü ikbâl ile hareket ve hâzır olan çekdiriye süvâr ve mahall-i mübâdeleye teveccüh ü ‘azîmet buyurduklarında, Belgrad cenerali dahi mukaddem râkib-i sefâin-i bed-âyîn olmuşidi. Ol dahi gelüp ma‘an makarr-ı mübâdeleye nüzûl ve ba‘dehü elçi-i Devlet-i Aliyye dahi hareket ve elçi-i çasariyye ile varup emr-i mübâdele itmâm u tekmîl olduğu anda tarafeynden toplar ve bârân misâl tüfenkler atılup bir rütbe şenlik ve şâdmânlık olmuş idi kim ta‘bîr u tavsîften müstağnîdir. Çün elçiler mahall-i mezbûrda (75a) ahz u i‘tâ ve üç def‘a kā’ide-i kadîme üzere şenlik topları atılup emr-i mübâdele yerin buldu. Vezîr-i dilîr ‘avdet ve ahz olunan elçi-i çasariyye ile sâyebâna nüzûl ve andan kendüleri bir mikdâr Enderûn ağaları ve kapu halkı ile sarây-ı ‘âlîlerine gelüp kethüdây-ı muhteremleri mükemmel takım ile elçi-i çasariyyeyi çadırlarına götürüp ‘avdet ve iki gün tavr-ı kadîm üzere elçiye ikrâm u ihtirâm ve ol dahi vezîr-i ‘âlî-kadr-ı müşârün-ileyhe ‘arz-ı hulûs zî-kıymet emti‘a vü eşyâ ihdâ ve taraf-ı Devlet-i Aliyye’den mihmândâr nasb olunan İskenderiye ve Prizen? sancakları mutasarrıfı Ali Paşa dahi gelmekle eyâlet-i Rumeli ile Semendire Sancağı’nın ba‘zı zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârlarıyla kethüdâ-yı ‘âlî-kadrların dahi koşup Hasan palankasına irsâl ve tesyîre izn ü ruhsat ve ma‘an irsâl olundu. Ol Hallâk-ı cihân-âferîn işbu mübâdele-i mübârekeyi ibtidâen şevketlü ‘azametlü mehâbetlü veliyyü’n-ni‘am-ı ‘alem pâdişâh-ı heft-iklîm efendimiz hazretlerine ve sâir efendilerümize meymûn ve mübârek ve dâimâ a‘dây-ı bed kârların (75b) hor ve hakîr eyleye, âmîn. El-Hakk işbu mübâdele-i mübârekede ser‘asker-i hamiyyet-güster vezîr-i dilîr-i müşârün-ileyh nâmûs-ı dîn ü Devlet-i Aliyye’ye lâyık182 zuhûra gelen hidemât-ı celîle ve harekât-ı pesen-dîdesi183 evsâfını tahrîr ü beyândan kâffe-i erbâb-ı kalem ‘âciz ve kāsırdır. Zât-ı ‘âlîşânları her husûsta muvaffak min-‘indi’llah’tır. Her vechile inşâ ve imlâdan müstağnîdir. Hakk Subhânehu ve te‘âlâ yevmen-fe-yevmen kadr ü ref‘etlerin füzûn ve184 her hâlde tevfîkin refîk eyleye, âmîn.185 Selâtîn-i ‘ismet-i âyinden Sâliha Sultân hazretlerinin vezîr-i müşârün-ileyh hazretlerine ‘akd ü nikâh olduğudur 182 lâyık Ü: lâhik R 183 pesen-dîdesi Ü: pesen-dîde R 184 yevmen fe yevmen kadr u ref‘etlerin füzûn ve Ü: -R 185 İstanbul Üniversitesi nüshası burada sona eriyor. 116 Çün şerâyit-i sulh ü salâh iki devletin marzîsi üzere tamâm ve emr-i mübâdele netîce- pezîr ve ser-‘asker-i ‘âlî-kadr-ı müşârün-ileyhin hüsn-i tedbîrleriyle ıslâh-ı zâtül’l-beyn olmağla tarafeynden ba‘s olunan büyük elçiler alınup virildiği, haberi sem‘-i humâyûna lâhik oldukta karîha-i sabîha-i humâyûndan ‘amm-i büzürgvârları hüdâvendigâr-ı sâbık muhtâr-ı şehriyâr-ı gerdûn-vekār ve mümtâz-ı şehinşâh-ı sipihr iktidâr kâm-kâr-ı selâtîn-i şerî‘ât-âyîn cennet-mekân (76a)-ı firdevs-âşiyân merhûm ve mağfurun-leh Sultân Ahmed Han gāzi ‘aleyhi’r-rahmeti’l-Bâri hazretlerinin nûr-ı dîdeleri zübde-i selâtîn-i ‘ismet dürre-i yektâ süddetü’l-muhadderât iklîletü’l-muhassenât tâcü’l-mestûrât zâtü’l-‘alâ ve’s-sa‘âdât bânû-yı nîkhûy ya‘ni Sâliha Sultân dâmet ‘ısmetuha ve zâdet ‘ıffetuha hazretlerin ser-‘asker-i ‘âlî-kadr vezîr-ı müşârün-ileyhe ‘akd ü nikâh olunması bâbında şeref-efzây-ı sudûr bulan fermân-ı cihân-mutâ‘-ı Hakānî sudûru vezîr-i a’zam cânibinde inhâ vü i‘lâm oldukta, Âsitâne-i sa‘âdet- âşiyânede sipâhîler ağası olup kapu kethüdaları Mehemmed Emin Ağa’yı tevkîl eylediklerün müş‘ir ağayândan iki neferin işhâd ve der-‘akab irsâl ve varduklarında ‘akd ü nikâh olunduğu Sultân-ı müşârün-ileyhânın kapu gulâmı zî-kıymet câme-şûy ile gelmekle birkaç gün mehter-hâne çalınup ‘azîm şenlikler ve şâdmânlıklar oldu. Vezîr Mehemmed Paşa ‘azli ve Tevkî‘î186 Ahmed Paşa’nın vezîr-i a‘zam olduğu beyânındadır Vezîr-i a‘zam müşârün-ileyh Ivaz Mehemmed (76b) Paşa Belgrad’dan ‘avdet ve makarr-ı saltanat-ı seniyye olan mahrûsa-i Kostantiniyye’ye dâhil oldukta mazhar-ı iltifât ve i‘tibâr-ı şâhâne olmuşidi. Birkaç ay mürûrunda şehr-i İstanbul’da öteden berü vâkī‘ olan ihrâk bi-takdiri’llâhi te‘âlâ te‘âkub ve Maktûl İbrahim Paşa Sarâyı vezîr-i müşârün-ileyh derûnunda iken bi’l-külliyye muhterik ve ba‘zı esvâk-ı mahallâtta dahi zuhûr ve bu vechile ihrâkın kesreti ve ecnâs-ı zehâyirin kılleti sebebiyle ortalığa bakmayup beta‘at üzere harekete hâml ulunmağla töhmet-i mezkûre ile ‘azl ve sene-i mezbûra rebîülâhirinde Tevkî‘î Ahmed Paşa hazretleri vezîr-i a’zam olduğu haberi şüyû‘ buldu. İcmâl-i ahvâl-i zümre-i Bektaşiyân Bâlâda tafsîl ü beyân olunduğu üzere dergâh-ı ‘âlî yeniçerilerü ve cebecilerü birkaç gün mukaddem, “bizler bir seneden beru sahra, ve meştâda hezâr meşakkat çeküp dört kıst 186 Metinde “tevkīfî” yazılımış; tevkî‘i olmalı 117 mevâcibe müstehıkk olmuşiken gelen iki kıst mevâcibi almayuz” deyü tecemmu‘ ve ser-‘asker-i müşârün-ileyh hazretleri merhameten derhal Âsitâne’ye ulağıyla hufyeten Tatar irsâl ve gelince (77a) birkaç gün içünde mevâcibleri tamâmen ve kâmilen mu‘tâd üzere ağalarına teslîm ve sergide herkes ‘ulûfelerin alup ve ta‘yînât-ı ruzmerreleri dahi Defterdar Ahmed Efendi tarafından virilür iken, birkaç gün mürûrundan sonra birkaç neferi karşuya geçüp şürb-i hamr ve sekrânen çarşu ve esvâkta şetm ü ta‘n iderek ser-‘asker-i ‘âlî-kadr hazretlerinin pîşgâh-ı sarâylarına gelüp şetm ü ta‘n âgāz eyledükte muhzır ağa tâifeleriyle irişüp üç neferin ahz ve kal‘a-bend ve ma‘rifet-i şer‘le cezâ-yı sezâları tertîb ve mu‘avvekān katl oldukları sâirleri haber aldukta yine cibilliyetlerinde merkûz olan mel‘anet ü habâsete ictisâr birle şakāvet ‘alemlerin açup bir yerden îkāz-ı fitne ve cümlesi kal‘aya hücûm ve kal‘ayı zabt ve kapuların bend ve topları ve havanları doldurup ceng ü cidâle müheyyâ ve murâdları nedir deyü zâbitleri tarafından gönderilenleri dahi ahz ve salıvermeyüp el-hâsıl evvelkiden ziyâde fesad u şakāvete mütesaddî ve kal‘ayı tahliye ve teslîm iden kefere henüz karşuda Zaminova karyesinde (77b) olup böyle nâ-marzî hareketleri zuhûru muktezây-ı vakte göre münâsip olmayup ve anlara kıyâsen eyâlet ‘askeri kesret ü vefret üzere olmalarıyla mücerred tahvîf içün eyâlet-i Rum zâbitânı ve alay beyleri gözedilüp cümle neferâtlarıyla gelüp pîşvây-ı sarâyda hâzır olmaları tenbîh buyrulmağın, anlar dahi tenbîh ü fermân buyurulduğu vech üzere cümle neferâtlarıyla müsellah gelüp pîşgâh-ı sarâyda âmâde oldukların gördüklerinde havflerinden nâşî ba‘zı mes‘ûllerine müsâ‘ade olunmağla, cem’iyyetlerin tefrîk ü perîşân ve herkes yerlü yerine varup ke’l-evvel hidmet-i muhâfazaya kıyâm eylediler. Ser-‘asker-i müşârün-ileyhin ser-‘askerlikten ‘azl ve Şam Vâlisi ve mîr-i hâc olduğu beyânındadır Çün vezîr-i a‘zam Mehemmed Paşa ‘azl ve Tevkî‘î Ahmed Paşa vezîr-i a’zam oldu ve Roma İmparatoru tarafından ib‘âs olunan büyük elçi Sofya havâlîsine duhûlü şâyi‘ ve bu vechile Üngürüs seferi ber-taraf ve Belgrad-ı darü’l-cihâda bundan böyle ser-‘askerliğe müte‘allık bir iş kalmamaktan (78a) nâşî ser-‘asker-i hamiyyet-perver-i müşârün-ileyh dahi hacc-ı şerîfe niyyet ve ‘atebe-i ‘aliyyeden mîr-i hâc olmasın iltimâs ü istircâ ve mes‘ûlüne müsâ‘ade-i şâhâne olmaktan nâşî iskāt-ı farîza-i hacc içün Kudüs-i şerîf ve Nablus ve Gazze ve Remle sancakları inzimâmıyla Şam eyâleti ve mîr-i hâclığı ‘avâtıf-ı ‘aliyye-i hüsrevâne ve ‘atebe-i seniyye-i mülûkâneden vezîr-i müşârün-ileyh Ali Paşa hazretlerine ve Semendire sancağı Belgrad kal‘ası muhafazası şartiyle Kara Mehemmed Paşazâde Mustafa Paşa’ya tevcîh olunmağla, sâdır olan evâmîr-i şerîfe sene-i mezbûra cumâdelûlâsında vezîr-i a’zam-ı 118 187 Kur’an: 68/4; “Sen, büyük bir ahlâk üzeresin” 119 120 Beyit : Gelür ol dilîr-i ser-keş kılıcı elinde kanlu Savul ey gönül önünden ki yaman geliştir bu üzerlerine berk-i hâtif-misâl hücûm ve cebel-i mezkûra varınca tâife-i ‘urbândan birkaç neferi irsâl-i ervâh-ı nâr-ı cahim eyledüklerini gerüde olanları müşâhade eyledükte cümlesi yek-zebân (81b) ve yek-cihet birbirlerine karışup ‘azîm ceng ü cidâl ve harb ü kıtâl olarak gittikçe meydân-ı ma‘rekede âteş-i harb germiyyet olmağla, dilâverân-ı İslâm paşa-yı dilîre kafâdâr ve cebel-i mezkûra açuktan yürüyüp ol esnâda vezîr-i ‘âlî-kadr-i müşârün-ileyh hazretlerinin vücûd-ı şerîflerine iki zahm irişüp madrûb iken elem-i zahma bakmayup şîr-i Yezdân-sıfat hemen açıktan cebel-i mezkûra yürüyüp şüyûh-ı ‘urbandan altı neferin katl ve seksenden mütecâviz ‘urbanın kelle-i bî-devletleri kat‘ ve ru’us-ı maktû‘aları geldükte bakıyyetü’s-süyuf ‘urban-ı bed-firâra yüz tutup perîşân oldular. الحمد لله الذى اعز جنده ونصر عبده وحرب من يشاء والله ذوالفضل العظيم) ) ?? hakkā ki, vezîr-i müşârun-ileyhin bu gazâ-yı garrâsı sezâvâr-ı ser-levha-i gazavât olduğu ma‘lûm-ı ‘âlemiyândır. Nakl-i sahîh üzere meyân-ı Arap’ta şecâ‘at ü celâdeti mezkûr-ı elsine-i ‘âlem olduğunda iştibâh yoktur. Bu dahi resîde-i rütbe-i sıhhattir ki, tâife-i ‘urbana bir-vechile havf ü haşyet müstevlî olmuş idi kim, eğer vezîr-i müşârün-ileyh (82a) birkaç sene mîr-i hac olmak lâzım gelse ‘urbândan bir ferd ta‘addî vü tecâvüze mecâlleri olmayup kemer-beste-i itâ‘atta dakîka fevt itmezler idi. Çün cem‘iyyet-i ‘urban bu vechile perîşân ve ‘urban dağdağası bertaraf oldu, andan dahi tahrîk-i rikâb birle bi-‘avnihi subhânehu ve te‘âlâ Şam-ı şerîfe gelindi. Huccâc zevi’l-ibtihâc herkes ârzû-yı vatan ile vilâyetlerine irişmekle ikdâm ü ihtimâm birle fevc fevc gittiler. Vezîr-i müşârün-ileyhin Şam-ı şerîften ‘azli ve Van eyâleti tevcîh olunduğu beyânındadır Vezîr-i müşârün-ileyh huccâc-ı müslimîn ile el-hak işbu sene-i mübârekede tarîk-i hacc-ı şerîfte harhar-ı ‘urbândan çekilen elem ü ızdırâb ta‘bîr ü tavsîf ve tahrîrden müstağni ‘ani’l-beyân idi. Bu hâl ile Şam-ı şerîfe gelüp bu hizmet mukābelesinde manâsib-i a‘lâdan bir 121 ‘âlî mansab ile kayırılmadığı hâlde yine mansıbında îkāsına vücûhla istihkākı zâhir ü bedîdâr ve beyne’l-emsâl hâl ü şânları terfî‘ ve a’lâ kılınmağla mâhsuru’l-akrân olmaları lâzım (82b) iken Vezîr-i a’zam Ahmed Paşa kendü etbâ‘larının hilâf-ı vâkī‘ sevk ü ilkāsıyla henüz birkaç gün istirâhat itmeden vezîr-i müşârün-ileyhi ‘azl ve Van Eyâleti’ni tevcîh ve emr-i şerîfi irsâl eylediler. Tafsîli bu ki, vezîr-i müşârün-ileyhin Belgrad-ı darü’l-cihâda ser-‘askerliği esnâsında Şam mansıbın getüren çuhadarı ve eyâlet-i Rumeli ‘askerine izini emr-i şerîfini îsâl ve îsâl iden Deli Mühürdâr nâm bir şahs-ı nâ-hemvâr kendü ruhûnet ü huşûnetlerin bilmeyüp ve mekādir-i vüzerâ ne dimekdir ve âdâb nedir bilmezler iken bî-edebâne hareketlerine bakmayup Âsitâne’ye varduklarında envâ‘-ı ifk ve iftirâ ve bühtân-ı ‘azîme cesâret birle, “bizim vezîr-i a’zam tarafından vardığımızı bilmedi ve ikrâm eylemedi” deyü paşalarına gamz ve gûnâgûn kizb-i sarîhle nifâk u şikāk ve anlar dahi vezîr-i müşârün-ileyhe gayz ü garaz eylemişleridi. Ol esnâda sabıkā Şam Vâlisi Adem-zâde tarafından ‘ubûdiyyet-i bî-şumâr ile rağbet sûretin gördüklerinde kapu kethüdâlarını getürdüp, “Şam mansıbına yüz kiseden ziyâde virirler, sen dahi virirsen (83a) paşanı ibkā idelim” deyü cevâb, ânlar dahi keyfiyyet-i hâlî vezîr-i müşârün-ileyhe ba‘de’l-i‘lâm “ben Devlet-i Aliyye’nin meyân-ı vüzerâda hayr-hâh ve sadâkat-kârlarından olduğum ma‘lûm-ı ‘alemiyândır, akçe ile mansıb lâzım değil, hizmetim mukābelesinde isti‘dâd ve istihkāka göre isterim” deyü tahrîrâtın kapu kethüdası inhâ vü i‘lâm eyledükte “akçesiz mansıb böyle olur” deyü Van fermânını virdiği tevâtüren meşhûrdur. Bu dâhiye-i dehyâ Vezîr-i a‘zam Ahmed Paşa’nın ancak garaz-ı fâsidesinden neş’et ve böyle bir gâzi fî-sebîli’lah vezîr-i ‘âlî-kadrı Belgrad’dan ulağıyla Şam’a ve duhûlleri mevsim-i hacca tesâdüf itmekle tarîk-i hacda dahi böyle bir gazâya muvaffak olmuşiken der-‘akab Van mansıbı virilmesi münâsib görülmeyüp ve ‘ukalâ bir-vechile tecvîz itmeyüp garaza mahmûl idi. Ancak hakîr dirim ki, ibtidâ-i emrde vüzerâ-yı sâhib-i iktidâr bir vezîr-i ‘âlî-kadra irsâl eyledükleri mekādir-i fehm ve idrâk ider, sâdıku’l kavl ve sadâkatkâr âdemlerin irsâl (83b) eylemek gerek. Ve irsâl eyledikleri kadr ve rütbe-i vezâreti fehm idüp ‘akılâne hareket ve cüz’i ikrâm olunsa dahi teşekkür ve temeddüh ve bir taraftan eser-i garaz müşâhede eyledükte ıslâh-ı zâtü’l-beyne sa‘y ü ihtimâm ‘alâmet-i ber-hurdârı olduğuna şübhe yoktur. Velhâsıl ba‘zılar Vezîr-i a‘zam Ahmed Paşa’nın vezîr-i dilîr-i müşârün-ileyhe garezi der-kâr idi, lâkin Van mansıbı karîha-i humâyûndan sudûr etmiş, deyü söylendi. Kavl-i sahîh üzere ol dahi Vezîr-i a‘zam Ahmed Paşa’nın hilâf-ı inhâ sevk ve ilkāsı olduğunda iştibâh yoktur. Çünki vezîr-i müşârün-ileyhi Van’a göndermek murâd eyledi. Huzûr-ı humâyûna vardukta “şevketlü pâdişâhım cânib-i İran’da tavâif-i Kızılbaşı sûretâ şahlık iddi’âsıyla zuhûr iden Nâdir Şah sözüne durmayup, yine Devlet-i Aliyye ile husûmeti muhakkak ve mukarrer ve bu hengâmda Van Vâlisi Osman Paşa ‘arsa-i ita‘attan hurûc eylediği haberleri tevârüd itmekle düşmen ile 122 yek-dil ve yek-cihet ve öyle bir hısânet ü metânet ile meşhûr-ı hısn-ı hasîn (84a) kal‘a-i ‘adîmü’l-misli düşmana virir ise hâl müşkil olur. Vüzârâ-yı ‘ızâmdan bir rüşd ü siddâd ile meşhûr u ma‘rûf bir vezîr-i dilîrin muktezây-ı vakt ü hâle göre bu esnâda ol havâlîlerde bulunmasın lâbüd ve Şam Vâlisi Vezîr-i mükerrem Ali Paşa hazretleri zâtında ‘âkıl ve reşîd ve sadâkat ü celâdet ile mevsûf ‘asker-perver ve vücûh ile Devlet-i Aliyye’nin hayr-hâhı ve sadâkatkârı olmağla bu vaktlerde böyle bir vezîr-i ‘âlî-kadr o semtlerde bulunması münâsiptir” deyü istîzân ve me’zûnen gönderildiği dahi meşhûrdur. Çün vezîr-i ‘âlî-tebâr müşârün-ileyhe Van eyâleti tevcîhi emr-i şerîfi vürûd ve imtisâlen Şam-ı şerîften hareket ve ‘Ayntab ve Ruha ve Diyarbekir câniblerinden Van’a varup mukaddemâ Van’da sûret-i ‘isyânı ızhâr iden Osman Paşa’nın ser-i maktû‘u ‘atebe-i ‘aliyye-i mülûkâneye irsâl eyledi. ‘Âdet-i kadîmeleri üzere eyâlet-i Van’da olan hareket ve elviye-i sükkânın hüsn-i nizâmları esbâbına teşebbüs ve vâdî-i ita‘attan (84b) hurûc ve rûgerdân idenleri tîg u la‘l-gûn-ı şerî‘at ve ba‘zen iltifât ü i‘tibâr ile silk-i inkıyâda keşîde ve bir vechile hüsn-i nizâma ifrâğ etmiş idiği sıgâr ü kibârı ve agniya vü fukarâsı gerden-i ita‘atların tarîk-i inkıyâdıyla muhkem bend ve fermânına mutî‘ vü münkād olup, vezîr-i müşârün-ileyh ve kapu halkı eyâlet-i sâireden Van mansıbında küllî intifa‘ eyledikleri rütbe-i tahkîka resîde olmuştur. Vezîr-i müşârün-ileyhin Van’dan ‘azli ve Sivas eyâleti tevcîh olunduğu icmâlidir Çün vezîr-i müşâr Van’da dahi eslâfından ziyâde kesb ü imtiyâz tahsîl-i vekār eylediği haberi şâyi‘ oldu, Vezîr-i a‘zam Ahmed Paşa vezîr-i müşârün-ileyhe eyâlet-i Sivas’ı tevcîh ve emr-i şerîfi irsâl eyledi. Vakt-i şitâya müsâdefe itmekle kesret-i berf ü bârâna bakmayup Erzurum câniblerinden geçüp şeref-i kudûmüyle ahali-i Rum-ı behcet-rusûmu mesrûr eylediler. Şehr-i Sivas’a duhûlleri bin yüz elli beş senesi hudûdu ve sene-i mezbûrade bi-kazâi’llahi te‘âlâ kaht (85a) u galâ ve bir taraftan kapusun levend ve kesret-i eşkıyâ sebebiyle kazâ ve enhâsında sâkin zîr-i destân-ı re‘âya tâkat getüremeyüp, ekser kralları âşiyâne-i bûm u gurâb olmağa yüz tutmuş idi. Vedâyi‘-ı Hâliku’l-berâyâ olan re‘âyâ ve berâyâya kemâl-i merhamet ve bahr-ı meveddetleri cûş u hurûş idüp birkaç gün mürûrundan sonra kendü katarlarıyla etrâftan zehâir getürdüp narh-ı câriyesinden noksân füruht ve bir taraftan kazâ zâbitlerin getürdüp herkes re‘âyâsına kadr-ı kifâye tohum ve kût virmelerin tenbîh ve sonradan gelüp sâkin-i şehr olan re‘âyâyı evtân-ı kadîmelerine ircâ‘ vü iskân ve bir taraftan izhâr-ı bağy ve tuğyân idenlerin kelle-i bî-devletlerin cesed-i nâ-paklerinden kat‘ ve ser-i maktu‘ların peyderpey südde-i seniyye-i hidîvâneye irsâl birle ahâlinin isticlâb-ı hayr- du‘âlarına mazhar ve eyâlet-i Rumu dahi mazarrat-i eşkıyâdan pâk ve tahsîl-i nîk-nâm birle 123 tavr-ı kadîmine ircâ‘ itmiş idi. El-Hakk el-yevm dahi (85b) memleket-i Rum’da vezîr-i ‘âlî-kadr-ı müşârün-ileyhi zikr-i hayr ile yâd iderler. Çün ‘arsa-i Rum vezîr-i müşârün-ileyhin şeref-i kudûmiyle suyun bulmuştu. İcmâl-i ahvâl-i İran Lâkin ibtidâen ‘asr-ı Sultân Ahmed Hanîde zuhûr ve Tebrîz-i dilâviz kal‘asına zafer bulup ba‘dehu sükkân-ı İran ile ittifâk ve İran Şahı Hüseyin Şahın oğlu Tahmasb Şahı hal‘ ve kendüsü memâlik-i İran ve Azerbaycân ve Mazenderan ve sâir havza-i hükûmet-i şâhîde olan ahâlî-i memlekete şâh ve penâh olmak sevdâsıyla Devlet-i Aliyye’ye husûmet ve kırk dört tarihinde Bağdad-ı darü’s-selâmı sekiz ay mikdârı muhâsara ve bi-‘avnihi te‘âla zafer bulmayup, el-kıssa Bağdad-ı bihişt-âbâddan nehzet ve etrâf-ı memâliki nehb ü gârât iderek eyâlet-i Kerkük ve Şehrizor hudûdu dâhilinde Sertaş nâm mahalle sâye-i zulmet saldı. Vezîr-i a‘zam-ı esbâk Osman Paşa eyâlet-i Rumeli dilâverleri ve Anadolu ‘askeriyle karşulayup bir zor-ı ‘ibret-endûzda paşa-yı şeca‘at-şi‘âr ‘asâkir-i bî-şumâr ve ‘adûy-ı şikâr ile mukābil-i düşmen-i sitemkâra nâzil olup (86a) ol vâdîler nümûne-nümây-ı mahşer olmuşidi. Çend sâ‘at ma‘reke-i meydân revâc bulup, alış-veriş eyledükten sonra bi-‘avnihi te‘âlâ nesîm-i fevz ü zafer cânib-i İslâmiyân’dan esmeğe başlayup tavâif-i Kızılbaş tîg-ı dilâverân-ı İslâm’a tâkat getüremeyüp vâdî-i firâra şitâbân eylediklerinden sonra vezîr-i kâm-kâr ‘asâkir-i nusret-eser ile ‘avdet ve bir müddet mürûrunda ‘askerin ‘avd ü insırâflarına izn ve cem‘-i kıllet-i ‘asker ile kalduğun mağrûr-ı mezkûr haber aldıkta, ‘ale’l-gafle ilgâr ve vakt-i fursattır deyü şebhûn- misâl üzerine varup, vezîr-i müşârün-ileyhi rütbe-i şehîd-i şehâdete nâil ve sâir ‘asker dahi îsâl-i hasâret idüp ‘avdet itmiş idi. Bir sene mürûrundan sonra mağrûr-ı mezkûr Timur Han misâl Kars ve Erzurum câniblerine sû-i kasd fikr-i fâsidinde olduğu ta‘ayyunen ma‘lûm oldukta Köprülü-zâde merhûm Abdullah Paşa’ya Anadolu eyâleti tevcîh ve cânib-i mezbûr ser-‘askerliği ihâle-i takyîd-i gerden-i hamiyyetleri kılınmışidi. Vezîr-i müşâr ‘asâkir-i bisyâr ile Kars eyâleti’ne varup Arpaçay hudûdunda tekābül-i (86b) saffeyn ve bir sâ‘at mikdârı ceng ü cidâlden sonra mukaddeme-i ‘asker ya‘ni çarhâya me’mûr olanlar ve sâir ‘askerî beyninde ihtilâlât-ı küllî vukū‘una binâen meydân-ı cengten rûgerdân eylediklerini ‘askerî tâifesi dahi gördüklerinde birbirin ta‘kîb eyleyerek cânib-i Kars’a ‘avdet ve ol esnâda ‘asakir-i İslâm’a serdâr u sipehsâlâr olan vezîr-i ‘âlî-kadr Abdullah Paşa hazretleri dahi dest-i takdîr-i ezelden şerbet-i şehâdeti nûş eylemiş idi. İmdi bu dâhiye-i dehyâ vukū‘u sebebiyle mağrûr-ı mezbûrâ kemâl-i ‘ucb u gurûr gelmekle kulûb-ı ‘asâkir ve kâffe-i sükkân-ı serhaddâta havf ü haşyet târî olmuş idi. Kırk altı senesi hudûdunda Bağdad Vâlisi vezîr-i mükerrem sa‘adetlü Ahmed Paşa 124 hazretlerine Anadolu eyâleti ve cânib-i mezbûr ser-‘askerliği taraf-ı şehriyârîden i‘tâ vü ihsân ve anlar dahi Erzurum’a vardıklarında bi’t-terâhi ıslâh-ı zâtü’l-beyyine tarafının rağbet vü iltimâslarıyla ikdâm ve esbâb-ı sulh vezîr-i müşârün-ileyh vâsıtasıyla sûret-nümâ bulmağla mu‘tâd üzere Devlet-i Aliyye tarafından vezîr-i mükerrem Kara Mehemmed Paşa (87a)-zâde Mustafa Paşa mevâlîden iki nefer efendiler ile büyük elçi ba‘s ü irsâl ve ânların tarafından dahi hânân-ı Acem’den bir han ba‘s ü tesyîr olduğu haberi dahi şüyû‘ bulmuş idi. Çün kırk sekiz senesi irişdi ve Moskov Çariçesi bağteten nakz-ı ‘ahd ve Nemçe melâ‘îni dahi fesh-i sulha mübâderet ve birkaç sene bâlâda tafsîl ü beyân olduğu üzere Devlet-i Aliyye Üngürüs ve Kazak ve Moskov seferlerinde bulunup Vezîr-i a’zam Mehemmed Paşa ‘asker-i İslâm ile Babadağı meştâsında iken murahhas-ı Devlet-i Aliyye ile Âsitâne’de şerâyit-i sulh söyleşilmiş ve vezîr-i a’zam hazretleri mevcûd olmadığından netîce-pezîr olmamışidi. Çün Rumeli seferleri ber-taraf ve Nadir Şah tarafından ba‘s olunan elçi Sivas mürûrunda fevt olmuşidi. Müceddeden ba‘s (ve) irsâl eylediği büyük elçisi Hacı Han sekiz dokuz ‘aded filleri ve zî-kıymet hedâyâ ile elli beş senesi hudûdunda dâhil-i şehr-i İstanbul olup nâmesin ve hedâya pîşkeşin ‘arz eyledükte ‘azîm iltifât ü i‘tibâr olunup, getürdiği eşyâdan ziyâde ikrâm olunmuş idi. (87b) Lâkin getürdiği nâmenin hulâsa-i mefhûmu, ben Megan’da iken ahâli-i İran bana iki nesnenin husûlünden recâ vü niyâz ve ben dahi husûl-pezîr olmasına ta‘ahhüd ü ihtimâm itmiş idim. Biri ahâli-i İran’ın muhtârları olan Ca‘ferî mezhebin mezâhib-i hamseden olmasın tasdîk ve biri dahi Mekke-i Mükerreme’de e’imme-i erba‘a rıdvana’llahü te‘âlâ ‘aleyhim hazerâtına ta‘yîn olunan erkân-ı erba‘adan mâ‘adâ bir rükn dahi Mezheb-i Ca‘feriyye’ye tashîh ü ta‘yîn olunmasın iltimâs eylediği musarrah ve bu husûs şeyhü’l-İslâm ve ‘ulemâ-i ‘allâm kesrehümu’llahü te‘âlâ ilâ yevmi’l-kıyâm hazerâtından istiftâ olundukta, şer‘an bir vechile mersâğ olmadığın inhâ ve fetvâ virmeleriyle pâdişâh-ı ‘âlem-penâh hazretleri dahi terahhümen li’l-‘ibâd, “Devlet-i Aliyyeme müte‘allık kâffe-i mes’ûlüne müsâ‘ade-i humâyûnum olmuşdur, ancak bu iki madde şer‘-i şerîfe mugāyir olduğuna ‘ulemâı ‘izâm ittifâk-ı ârâ ile fetvâ virmeleriyle benim dahi kat‘â rızâ-yı humâyûnum yoktur” deyü cevâb virmeleriyle elçisi ‘avdet ettirilmiş idi. Elçi-i mesfûr varup keyfiyyet ma‘lûmu oldukta ‘inâdında (88a) ısrâr ve tedârükât-ı kaviyye ile Mugan’dan çıkup Bağdat-ı bihişt-âbâd ve Kerkük câniblerine su-i kasd fikr-i fâsidesiyle Hemedân ve Kirman-şâhân taraflarına gittiği haberi tevâtüren resîde-i rütbe-i sıhhat ve şöhret-şi‘âr oldu. Çünki takdîr-i Rabb-i Hakîm ve Kadîr rûy-i zemînde fitne vü âşûb deryâlarının şâriş ve temevvücünü muktezî olup dimâ-i 125 İcmâl-i ‘azl-i Vezîr-i a’zam Ahmed Paşa Çün evvel-i bahâr irişti. Vezîr-i a‘zam Ahmed Paşa ‘azl ve elli beş senesi saferinde mühr-i humâyûn sadr-ı a‘zam-ı (88b) sâbık vezîr-i mükerrem Ali Paşa hazretleri Kütahya’da iken Kütahya’ya irsâl ve gelüp sadr-nişîn-i suffe-i sadâret ve şeref-i kudûm-i meymenetlüzûmuyla kâffe-i enâmı mesrûr eylediler. Vezîr-i a‘zâm-ı sâbık Ahmed Paşa’yı Yalı Köşkü’nden bir çekdiriye süvâr ve Rodos cezîresine irsâl ve hazîne-dârın ve harem kethüdâsı olup Süleymaniye mütevellîsi Süleyman Ağa ve mâliye kâtiplerinden Çavuş-zâde Bostaniyân ocağında habs ve emvâl ü eşyâsı müsâdere ve cânib-i mîrîden zabt olduktan sonra Kıbrıs cezîresine nefy ü iclâ ve birkaç gün sonra vezîr-i a‘zam-ı sâbık Ahmed Paşa’nın Şehzâde Câmi‘i kurbünde olan sarâyına gice ile âteş düşüp bi’l-cümle emvâl ü eşyâsıyla sarây-ı merkūm ihrâk bi’n-nâr oldu ( 189 .(فاعتبروا يااولى الابصار Çün mağrûr-ı mezkûr memâlik-i İran’ın revâfız-ı bed-âyîn ve bî-mezheblerin başına cem‘ ve Gazvin ve Hemedan taraflarından mürûrundan sonra geçüp Erdelan eyâletinde Devlet-i Aliyye hudûduna karîb mahalle sâyeendâz- ı sıklet eylediği haberi vârid (89a) olmağın, Diyarbekir cânibinde orta kol ser- ‘askerliği vezîr-i müşârün-ileyhin gerden-i liyâkatine tefvîz ü sipariş ve ser-‘askerlik emr-i şerîfi Mirâhûr-ı evvel şehriyârî sa‘âdetlü Abdullah Beyefendi hazretleriyle irsâl ve ma‘iyyetine Üsküdar’dan orta kol yemîn ü yesârında olan vüzerâ-yı ‘izâm ve mîr-i mîrân-ı kirâm ve bi’l-cümle ‘atîk ü cedîd serdengeçti ağaları ve ‘alemdârları ve dört bin nefer sipâh u silahdâr terakkîlü ve serdengeçtiyânı ve bölükân-ı erba‘a ve sâir tavâif-i ‘askeriyye ta‘yîn ve evâmîr-i şerîfe ile mukaddem mübâşirler ta‘yîn eylediler. Erzurum ve Kars cânibi ser-askeri Vezîr Nu‘man Paşa ‘azl ve Anadolu Eyâleti cânib-i mezbûr ser-‘askerliği ile Rakka Vâlisi Vezîr-i mükerrem Hamevî-zâde Ahmed Paşa hazretlerine ihsân ve Anadolu ve Karaman ve Sivas ve Edirne ve Erzurum ve Trabzon eyâletleri zu‘emâ ve erbâb-ı tîmârı dahi bi-hasbe’lme’mûriyye Kars cânibinde ve Halep ve Maraş ve Diyarbekir eyâletleri dahi Bağdat 188 Kur’an: 21/23; “ O, yaptığından hesaba çekilmez; fakat onlar hesaba çekilirler.” 189 Kur’an: 59/2; “…bundan ibret alın ey akıl sahipleri” 126 Sene-i mezbûra mâh-ı şa’banının üçüncü gününde şehr-i Amid’e duhûl ve hâkipây-ı devletlerine yüz sürüp hizmet-i me’mûreme kıyâm ve mazhar-ı iltifat ve i‘tibâr-ı müşîrâneleri olmuşdum. Ancak Nadir Şah Kerkük ve Şehrizor eyâletlerin kabza-i teshîrine alup Musul kal‘asına sû-i kasdı haberleri nev-be-nev zuhûr ve ser-‘asker-i müşârün-ileyhin ma‘iyyet-i âsafânelerine me’mûr tevâ’if-i ‘askeriyye henüz vilâyetlerinden çıkmayup ve kendüleri kapuları halkı ve ekall-ı kalîl ‘askeriyle mukāvemet mümkin olmağın yakînen fehm ve düşmen ise yüz binden mütecâviz cem‘-i kesret-i ‘asâkir ile Musul taraflarına geldiği haberi dahi şâyi‘ ve sükkân-ı vilâyete havf ü haşyet târî olmaktan nâşî ser-‘asker-i hamiyyet-perver-i müşârün-ileyh kemâl-i gayretinden kâh kal‘anın hendeklerin hafr ve tethîrine ve kâh me’mûr olan ‘asâkirin ‘ıcâleten irişmelerine mübâşirler ta‘yîn ile kemâl-i intizâr üzere idi. Bu esnâda kethüdây-ı ‘âlî-kadrları Hüseyin Ağa (90b) dahi zâtında kâr-güzâr ve hezâr ceng ü harbde bulunmuş mücerebbü’l-etvâr ve ser-‘asker-i müşârün-ileyh hazretlerine ve Devlet-i Aliyye’ye hayr-hâh ve sadâkatkâr olmak takrîbiyle anları dahi Mardin ve havâlîsine istimâlet ve Nusaybin kal‘asında olan topları ve cebehâneyi Mardin’e nakl ve tesyîr içün irsâl eylemişler idi. Ammâ ne fâide kendüleri bizzât harekete mecâl yok ve kethüdaları mûmâ-ileyh dahi ancak istimâlet-i ahâli içün irsâl olunmuş ve hareket itmek iktizâ eylediği hâlde me’mûr-ı ma‘iyyeti olan ‘asker fakat on bine bâliğ olmaz ve on bin ‘asker ile yüz binden mütecâviz ‘asâkir-i deryâ-hurûşa mukābele bir vechile imkânda olmadığı zâhir ve bedîdâr olmağın 127 kendüleri ancak hıfz u harâset-i memleket ve zabt u rabt-ı ‘asâkir ile meşgūl olup me’mûr-ı ma‘iyyeti olan Adana Vâlisi vezîr-i mükerrem sa‘âdetlü Hüseyin Paşa hazretlerin Mardin Kal‘ası muhâfazasına me’mûr ve ta‘yîn eylediler. Ba‘dehu Tırhala ve Kayseriyye sancakları mutasarrıfı Murtaza Paşa ve Akşehir Sancağı mutasarrıfı Ebubekir Paşa hazretlerin dahi kapuları halkı ve taraf-ı mirîden tahrîr (91a) eyledikleri biner nefer güzîde ‘asker ile vezîr-i müşârün-ileyh Hüseyin Paşa hazretlerinin ma‘iyyetine me’mûr ve ta‘yîn etmişler idi. Anlar henüz Mardîn’e varmazdan mukaddem gurre-i mâh-ı şa‘banda Nadir Şah ‘asâkir-i menhûsesiyle Musul Kal‘asına her cânibden muhâsara ve içünde olan vüzerâ-yı ‘ızâmdan Musul Vâlisi Abdü’l-celîl-zâde Hüseyin Paşa ve Halep Vâlisi vezîr-i mükerrem sa‘âdetlü Hüseyin Paşa ve sâir muhâfızîn-ı kal‘a ve ahâlî-i beldeyi top-ı kal‘a-kûb ve havan-ı âteş-bâr ile tazyîk ve etrâf u enhâsına îsâl-i dest-i zulm ü hasâret eylediği haberleri te‘âkub ve tevârüd itmiş idi. İcmâl-i ‘azl-i Vezîr-i a‘zam Ali Paşa Bu haber-i mûhiş Âsitâne-i Sa‘âdet-âşiyâne aks ve cümlenin ma‘lûmu oldukta bi’lcümle vüzerâ-yı ‘izâm ve ‘ulemâ-yı zevi’l-ihtirâm ve recâl-i devlet ve ekâbir-i saltanat huzûr-ı humâyûna da‘vet ve ‘akd-i encümen-i müşâvere ve her taraftan varan kâğıtlar kırâ‘at ve hulâsa-i mefhûmu ma‘lûm-ı Şehriyârî oldukta cümleye tevcîh-i hitâb idüp, “buna ne çare itmek gerekdir ve münasibi nedir” deyü su’âl buyurdukta vezîr-i (91b) a‘zam müşârün-ileyh Ali Paşa “şevketlü pâdişâhım bizzât sa‘âdet ü ikbâl ve şevket ü iclâl ile teşrîf buyurursuz, veyâhud ‘alem-i nusret-tev’em Resûl-i kibriyâ ile kulunuzu irsâl idersiz, bundan gayrı ilâc yoktur” deyü redd-i cevâb ve müşârün-ileyh ile Bağdad Vâlisi vezîr-i mükerrem Ahmed Paşa hazretlerinin beynlerinde ez-kadîm nifâk u şikāk olduğundan münâsib görülmeyip mühr-i vezâret ahz olunup vezâret ile dergâh-ı ‘âlî yeniçeri ağası Hasan Paşa hazretlerine verildi sene 1156. Bu taraftan ser-‘asker-i dilîr ve serdâr-ı sâhib-i tedbîr müşârün-ileyh hazretleri dahi sahrây-ı Amid’de Dağ kapusu hâricinde mevzû‘ otag-ı nusret-nitâklarında ve ( وشاورهم 190 (فىالامر muktezâsınca ordu-yı humâyûnda olan vüzerâ-yı ‘izâmdan Aydın Vâlisi vezîr-i mükerrem Mehemmed Paşa hazretleri ve mevcûd ma‘iyyetleri olan mîr-i mîrân-ı kirâm ve ocaklık ve agavât u zâbitân ve sâir rüesâ-yı ‘asker ile halka-i cem‘iyyet-i müşâvere olundukta, fi’l-hakîka böyle cem‘-i kıllet-i ‘asker ile mukābele-i düşmene varılmak mümkin olmayup (92a) ve muktezâ-yı vakte göre Musul Kal‘ası imdâdına ‘asker ta‘yîn olunmasından dahi 190 Âl-i İmran (3) 159,”…iş hususunda onlarla istişare et…” 128 Beyt: Dümder olursun ey kalem-i câvidâne fen Pirâye bend-i şâhid gülçehre-i sühen 191 Kur’an: 6/45; “ Ve âlemlerin Rabbine hamd olsun ki, zâlim toplumun arkası da kesilmişti.” 129 Çün ulu Hallâk-ı cihân-âferin hikmet-i ezeliyyesinde muhtefî esrâr-ı hafiyye ve eltâf-ı ‘amîme zü’l-celâlîsi nev-be-nev ‘ibâd-ı ‘inâyet-i mu‘tâdına bildirmek içün ahkâm-ı mu‘ciz-beyâna muhâlefet idenleri ihmâl192 ve tahsîl-i servet-i iktidâr eyledükten sonra ez‘af-ı mahlûkātına nusret birle kahr u idbâra ez-kadîm irâde-i ‘aliyye-i samedânîsi ta‘alluk ve çün (93b) mağrûr-ı mezkûr kemâl-i ‘ucb u gurûr ile mukaddemâ iki def‘a Devlet-i Aliyye cânibinde sipehdâr-ı ‘asker ve sipehsalâr-ı leşker sâbıku’z-zikr iki vezîre icmâlen beyân olduğu üzere hîle vü desîse ile zafer bulduktan sonra nihâyet hudûd-ı İran’da vâkī‘ memleket-i Hind’e dahi duhûl ve ümerâ-i Hindistan’ı iğfâl ve Hind pâdişâhı dahi dek ve hud‘a ile ahz ve bî-kıyâs zî-kıymet emti‘a vü eşyâ ve nukūd-ı hâlisü’l-‘ayâr ile ‘avdet eylemekten nâşî kemâl-i kibr ü gurûr ve zu‘m-ı fâsidînce sâhib-kırân ve cihândârı de‘âviy-i bâtılası câygîr-i zamir olmağın ma’azallahu te‘âlâ zümre-i Mu‘tezile ve fırka-i Revâfızın ihtiyâr eyledikleri mezheb-i bâtılayı diyâr-ı ehl-i sünnete icrâ ve tasdîk sevdâsına düşüp ‘asâkir-i bî-şumâr ile kal‘a-i mezbûrayi bir rütbe muhâsara ve bir vechile tazyîk ve derûnunda olan mücâhidîn-i İslâm’ı bir mertebe tahrîf itmiş idi ki, derûn-ı kal‘ada mahsûr olanlardan mâ‘adâ diyâr-ı Rum-ı behcet-rusûma varınca bi’l-cümle bilâd ve kasabât u kurâ ahâlîlerünin kulûblarına kemâl-i havf ü haşyet târî ve ekseri emvâl ü emlâk ve vatanlarından me’yûs olmuşlar idi. Ol Hüdâvend-i hakîm eltâf-ı (94a) fâhire-i zü’l-celâlîsin ızhâr ve ‘âdet-i kadîme-i samedânîsi üzere öyle bir kaviyyü’l-iktidâr ‘adûsunu ekall-i kalîl-i zu‘afâ-yı ehl-i İslâm’a sebât-ı kademlerine terahhumen i‘ânet ve tevfîk birle kahr u tedmîr itmekle makhûren ve me’yûsen hâib ü hâsir ‘avdet itdirdi ( هذا من فضل 193 (ربى . Çün mağrûr-ı mezkûr ya‘ni Nadir Şah-ı kaltaban kal‘adan topların ve havanların çeküp bir buçuk sâ‘at mesâfe mahalle menhûs ve makhûren ‘alemlerin vaz‘ ve darb-ı hıyâm-ı sıklet eyledi. Derûn-ı kal‘ada olan Halep Vâlisi vezîr-i dilîr Hüseyin Paşa ve Musul Vâlisi vezîr-i mükerrem Hüseyin Paşa hazerâtına âdem gönderüp yine meslek-i hîleye sülûk ve, “benim bu havâlîlere gelmekten maksûdum Devlet-i Aliyye ile husûmet ve ‘ibadullaha îsâl-i hasâret içün gelmemiştim. Mesâil-i dîniyyeye müte‘allik su’âlim olmağla makarr-ı saltanat-ı seniyyeden ‘ulema getürüp ‘ulemâ-yı İran ile imtihân ve tashîh-i mes’ele içün gelmiş idim. Sözüne i‘timâd olunur bir iki nefer âdem gönderin, tarafımdan ve sizlerin (94b) tarafınızdan dahi ‘atebe-i ‘aliyye-i mülûkâneye ‘arz u inhâ ve sizlerin tarafınızdan âdemleriniz ile irsâl ve gelince bu taraflarda dahi meks ü ârâm itmeyüp kendü hudûdum dâhiline girüp ikāmet ve muntazır-ı cevâb olurum” demekle içerüden vezîrân-ı müşârün-ileyhimâ dahi Musul kadısı ve Şâfî’ler müftisini irsâl eylediklerin ibtidâen ser-‘asker-i hamiyyet perver-i müşârün-ileyh cânibine mektûb ve kāimeleriyle andan Devlet-i Aliyye-i ebediyyü’l-istimrâra i‘lâm 192 “Mu‘tâdına ………. edenleri imhâl” kısmı Ahmed Kızılgök’te atlanmış 193 Kur’an: 27/40; “ Bu Rabbimin lutfundandır.” 130 194 Ahmed Kızılgök’te bu kısmı “ ki ber” şeklinde yazılmış. 131 Vezîr-i müşârün-ileyhin intikāl-i dârü’l-‘ukbâya rıhlet eyledikleri 132 Çün şîr-i Yezdân-sıfat Mardin cânibinden ‘avdet ve karye-i mezbûra bî-temekkün ve tavattun ve fasl-ı bahâr irişti. Me’mûr-ı ma‘iyyeti olan (97b) Rumeli eyâleti dahi gelüp tecemmü‘ ve ihtişâd ve umûr-ı tevcîhâtları ile iştigāl ve Devlet-i Aliyye tarafına ve bir taraftan dahi İran serhâdlerine ihâle-i gûş u tabassurâne habere muterakkıb ve rûy-ı nehr-i Şatt’ta ve sâkin oldukları karye hizâsında olan cisirler bi’l-külliye harâbe ve müşrif olmalarından nâşî ‘ibadullahın mürûr-ı ‘ubûrları bir vechile imkânda olmayup ta‘mîr ü tersîme eşedd-i ihtiyâc ile muhtâc olmalarıyla hasbeten lillâh ta‘mîre mübâşeret ve sâkin oldukları karyede dahi bir hamâm ve furkānî ve tahtânî ‘âlî odalar ihtirâ‘ ve ibnâ ve dâimâ bu câniblerde dahi uğûr-ı humâyûnda evvelden ziyâde tahsîlinin nâme-i mecd ü sa‘y ve ihtimâmları bî-kıyâs idi ( 195 (العبد بدبر والله بقدر fehvâsı üzere elli yedi senesi mâh-ı rebîülevvelinin yirmi birinci günü bi-takdiri’llahi te’âlâ zâtü’l-cenb marazıyla hasta ve gittikçe ‘illet-i mizâc-ı sa‘âdetleri an-be-an terakkî bularak dokuz gün sâhib-i ferâmuş olup ve’l-hâsıl mâh-ı mezkûrun yirmi sekizinci günü, yevm-i isneyn idi, beyne’l-‘asr ve’l-mağrib (98a) bi’l-cümle kapusu halkı me’mûr-ı ma‘iyyeti olan kâffe-i ‘asâkir-i İslâm’a vedâ‘ ve terk-i dâr-i fenâ eyleyüp ( 196 (ارجعى الى ربك emrine kemâl-i inkıyâd ü imtisâl birle rûh-ı pür-fütûhların îsâl-i dârü’l-cinân eylediler. Rahmetu’llahi aleyh rahmeten vâsiaten. Hakk subhânehu ve te‘âlâ garîk-i rahmet eyleye, âmîn. Vezîr-i merhûm-ı müşârün-ileyhin evsâf-ı hamîdeleri beyânında Vezîr-i ‘âlî-kadr ve müşîr-i sâhib-i tedbîr merhûm-ı müşârün-ileyh hazretleri ‘asr u eyyâm-ı Sultân Ahmed Hânîde mevcûd olan vüzerâ-yı ‘ızâmın mümtâzı Hotin Kal‘ası bânîsi merhûm Abdi Paşa hazretleri halef-i emced ve mahtûm-ı ‘âlî-kadrlarından peder-i büzürgvârları hayâtında dergâh-ı ‘âlî kapucubaşılığı ile beyne’l-akrân mümtâz ve pederleri vefâtından sonra hâssaten silahşorluk dahi zamîme olmuşlar idi. Kırk dört senesi hudûdunda Mora muhassıllığı ihsân ve ba‘dehu rütbe-i mîr-i mîrânî ve der-‘akab valay-ı vezâret ile kesb-i imtiyâz ve kâmyâb oldular. Birkaç sene vezâret ile Mora muhassılı olduktan sonra ‘azl ve Eğriboz muhassıllığı (98b) ihsân ve andan eyâlet-i Sivas’a gidüp ba‘dehu Erzurum-ı behcet-rüsûm ‘avâtıf-ı ‘âliyye-i hüsrevânîden i‘tâ vü ihsân olunmuş idi. Ba‘dehu cânib-i şehriyârîden elli bir senesinde Eyâlet-i Diyarbekir tevcîh ve emr-i şerîfi irsâl olunduktan sonra garb seferine me’mûr ve vezîr-i a‘zam-ı sâbık Yeğen Mehemmed Paşa’nın zamân-ı sa‘âdet- 195 Kul içün tertib etmek, plan yapmak, Allah içün takdir etmek vardır. 196 Kur’an: 89/28; “Rabbine dön” 133 iktirânlarında Ada Kal‘ası fethinde âmâlinden ziyâde tahsîl-i nîk nâm eylemekten nâşî Rumeli eyâletiyle mahsûdü’l-akrân ve bâlâda tafsîl olunduğu üzere Belgrad ser-‘askeri ve mîr-i hâccı ve ba‘de’l-‘azl Van’dan yine Sivas’a gidüp andan yine tekrar Diyarbekir’e gelüp ser-‘askerlik kahr u elem ve meşakkat-ı gûnâ-gûn ile ‘âkıbet râhat-ı dâr-ı sürûra sür‘at ve şitâb eylediler. Vezîr-i merhûm-ı müşârün-ileyh mevzûnü’l-kāme, kara sakallı, ahsenü’l-vech ‘ulemâya mâil ve hakkā kāil, akrânın mümtâzı kaviyyü’l-iktidâr ve sâhib-i vekār ve zâlime mühîn ve mazlûma mu‘în ve vücûhiyle Devlet-i Aliyye’ye itâ‘at ü inkıyâdı kemâlde bir zât-ı sütûde- hısâl idi.