Gazavat-ı Hayrettin Paşa/Bölüm 10

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Nuvola apps kate.png
Bu kütüphane maddesinin biçim olarak VikiKaynak standartlarına ulaşması için elden geçirilmesi gerekmektedir.

Düzenleme yapıldıktan sonra bu açıklama silinmelidir.



Onuncu Bölüm Edit

Aydın Reis İş Başında[değiştir]

Kral on pâre barçaya zahire, cephane ve cenk âletleri koyup tenbih etti ki: ‘’Varın bunları Cezayir’deki Ada Burcuna ve Sen Pavlo Burcuna boşaltın. Hem bakın Barbaroşo ne iş üzerindedir.’’

On adet barça günlerden bir gün Barselona’dan çıkıp Cezayir’e doğru gelmekte oldular. Amma gör hikmeti ki, barçalar Barselona’dan çıkmadan beş altı gün önce bir Cenova tartanası burun tütünü yükleyip Cenova’ya dönder olmuştu. Bu tartanayı yolda bir Cezayir korsan teknesi aldı. Tartanayı İspanyol barçalarının gelmesinden önce Cezayir’e getirdiler.

Cezayir’e yeni gelen esir kâfirlerinden ya tekne reislerini veya söz anlar belli başlı kâfir varsa onu, huzuruma getirtir, kâfir yakası havadislerinden ne var ne yok gereği gibi sual eder her şeyden haberdar olurdum.

Bu tartananın reisi ise bütün olanları bilirmiş. Huzuruma çağırıp da, ne var ne yok diye sorunca hepsini anlattı.


Tartana reisinin anlattıklarıEdit Kralın Barselona’da olduğunu, Cenova üzerine gideceğini, Ada Burcu ile Sen Pavlo Burcunun benim aldığımı söyleyen kâfiri ıspata ile öldürdüğünü; benim hakkımda atıp tutup tahkir ettiğini; Ceneral’in haklı söylediğini; Kral’ın onu da kızıp koğduğunu, zahire ve cephane yüklü on barçanın bugün yarın geleceğini; Ceneralin: Çektiri gitsin, zira Barbaroşo’nun büyük kaliteleri vardır, bir yüz karalığı olabilir, dediğini; Kralın da onunla alay edip, bizim Ceneral’in Barbaroşo ile bir akrabalığı olması gerek, korkusundan nasıl meth edeceğini bilmiyor, çektiri büyük işlere mahsustur, düşmana kendi elimizle pâye mi verelim, ne biçim feraset sahibi Ceneralimiz varmış, diye maskaralığa aldığını; Ceneralin de kızıp, barçaları Cezayir’e gönderirsin, amma bu tarafa geleceklerine kefil olamam, Barbaroşo’ya büyük hediyedir, dediğini; Kralın da gazaba gelip sana söz vermiş olmayaydım, şimdi seni de öldürürdüm diye söğüp koğduğunu, elhâsıl bütün olup biteni bana hikâye etti. Bu haberlerden çok memnun oldum.

Ceneral’e dua edip:

‘’Allah teâlâ onu İslâm ile şereflendirsin. Bizim için ettiği himmet Hak katında makbul olsun. Kral huzurunda hakkımızda dedikleri de gerçek olup haklı çıksın.’’

Diye lâtife ederek zevklendim. Tartananın kaptanını mükâfatlandırıp rahat ettirdim.

Ada Burcunda İspanyol sancağıEdit On gün sonra bahsi geçen on pâre barça göründü. Ada Burcuna İspanyol bayrakları diktim. Barçalar

burca yanaşıp kendi sancaklarını görünce sevindiler.Yıktırmış olduğum Sen Pavlo burcunu göremediler.Hava puslu idi.Daha iyi seçelim diye yanaşıp top altına girdiler ve fundo edip yattılar.

Daha önce on pAre kaliteyi hazırlamış yağlayıp suyunu alıp,levendini içine kondurmuş sefere hazır etmiştim.

O saatte Sinan Kaptan’ı ve reisleri çağırtıp,dua ettikten sonra:

“Haydi oğullar göreyim sizi!Sizler nasip aramağa gidersiniz.İşte elhamdülillAh nasip sizin ayağınıza geldi.”

Deyip,tartana kaptanın anlattıklarını onlara da söyledim.

Reisler hemen o satte on pAre tekne olarak avanta edip,karakuş gibi üzerlerine süzüldüler.Hava süt limanlık idi.Bizim tekneler varıp barçalara yaklaşınca burçtan da İspanyol sancağı indirilip İslAm sancakları dikildi.

Barçaların üzerine burçtan öyle bir top alabandası vurdular ki,maazallah denizi çorba kazanı gibi kaynattılar.Barçaların kiminin sabadiresi,kiminin tirentekesi,kiminin mayıstırası,kiminin mizanası top taşı ile uçup gitti.

Kafirler burcun üzerindeki İspanyol bandırasına aldanıp eskisi gibi yine top altına girmişlerdi.Yük boşaltması kolay olsun diye böyle ederlerdi.

Demir atıp yattıktan sonra baktılar ki,Sen Pavlo Burcu yerinde yok…O zaman kAfirlerin aklı başından gitti.Hemen salpa etmek istediler.Amma ne fayda,mum söndürecek kadar bile rüzgAr yoktu.


Kralın on barçası[değiştir]

Barçalar ise,her biri koca mefret filebotlar idi.Olur olmaz rüzgAra tınmazlardı,meğer ki tufan-ı Nuh ola…

Burçtan üzerlerine sağılan top alabandası ise kollarını kanatlarını kırdı.Bu hırtallı toplarla isteselerdi hepsini batırırlardı.Ama ben topçubaşıya tembih edip:

“Sakın barçaları batırmak niyetiyle atmayın.Hemen yukarı atın.Zira içinde olan şeyler bize lAzımdır.”

Demiş olduğumdan batırmadılar.

Kaliteler,Allah için cihad deyip varıp her biri bir barçaya çattı.Yan kapağı gibi barçaların yanıbaşlarına asıldı.Gaziler kılıçları ağızlarında barçalara tırmanıp kAfirlere mayna ettirdiler.

Barçaları yedeklerine alıp kürekle sürükleyip getirirlerken rüzgAr da çıktı.Yelken edip çabucak barçaları limana soktular.Büyük şenlik şAdımanlık oldu.

Barçaları boşalttık.Öyle zahire,barut,top,palenteke,zincir,çeşit çeşit cenk Aletleri çıktı ki koyacak mahzen bulamadık.

Akçe ile alınmak lAzım gelse bunlardan çıkan eşya beklim bir milyon akçe ile ele geçmezdi.

İşlerimizi kolaylaştıran Cenab-ı RabbülAlemine sonsuz hamd ü şükr eyledim.

“Yarabbi!Kuvvet ve nusret verici sensin.Ben senin zayıf bir kulunum.İslAma sen yardım eyle!”

Diye geceleri yüzümü yere koyup dua kıldım.

On pAre barçadan üçyüz ellibeş kAfir sağ ele geçti .Kalanı kılıçtan geçmişti.

On barçanın üzerine kaptan olan kAfiri huzuruma çağırıp bazı havadislerden sordum.

Tartanın reisi ne dediyse, bunun cevapları da hep ona muvafık geldi. Bunun üzerine tartananın reisine adaklık verdim.

Tartananın reisi düşe kalka İspanya yakasına varınca burçların ve barçaların haki-

katen alındığının haberini verdi.

Bunun üzerine kAfir yakasında bir feryad-ı ye’s ü matem koptu. KAfir-i edebiler, eşekler gibi çağırıp, hınzırlar gibi hortlamaya başladılar.

Giderek bu haber Krala vardı. Tartananın kaptanını Kral’a götürdüler. O da burçla-

rın ve on pAre barça gemilerin alındığını bir bir anlattı.

Kral’ın benzi simsiyah kesilip cir cevap etmeye kadir olmadı, düşünceye daldı.

Gönlünden:

“Ceneral ne söyledi ise çıktı. O zaman sözünü tutmuş olaydık!”

Diye döğünmeye başladı. Ceneral’in yüzüne bakacak hali kalmadı.

Aydın Reis[değiştir]

Sinan Kaptan on pAre tekne yağlayıp sefere çıkacak iken, kendi gelen on pAre zahire ve cephane yüklü barçayı Hak’ın yardımı ile alıp limana getirmişti. “Teknelerin bu yağları mübarek yağdır. Seferleri kalmasın.”

Diyerek bu on tenekeyi gönderecek oldum. Amma Sinan Kaptan keyfini bozmuştu.

Bunun üzerine seferden kalmasınlar diye, Aydın Reis’i çağırıp Sinan Kaptan’ın yerine

müzegalere bindirdim.

Bu Aydın Reis, gazi, dilAver bir reis idi. Derya iş-


Zayir’e götürdüler. Bize bir derman edeceksen et. Etmezsen, hepimizin dağılıp başımızın rahat edeceği yerlere gideceğiz.

Diye, merkepler gibi bağırıp hınzırlar gibi hortlamaya başladılar.

İspanya Kralı’nın ise henüz Cezayir’de feth eylediğimiz Ada Burcu ile Sen Pavlo Burcunun ve zahire yüklü on parçanın kasaveti yüreğinde Gırnata dağı gibi yuvalanıp yatırdı. Bu şikayetçiler de gelince, aklı başından gitti.

Ey azizler bizden yine yüz çevirdiniz galiba!

Dedikten sonra, yanındaki büyük kafirler dönüp:

Ey azizlerin has kulları (yüzü gözü pas mel’unları), ne dersiniz? Hıristiyan düşmanı olan diyavolo Barbaroşo’nun üzerine beş on pare çektiri gemisi göndersek, gitseler, buldukları yerde teknesiyle hayduduyla birlikte yaksalar, olmaz mı, ne dersiniz?

Diye sordu.

Kafirler ise kalplerinden:

Şimdi Kralın sözüne göre, çektiri gemisinin gitmesi doğrudur, desek, belki Ceneral’e darıldığı gibi bize de darılır. En iyisi huyuna suyuna gidelim. O haydutlar için çektiriye ne hacet, onların hakkından bizim perkenler bile gelir deriz. Bakalım cevabı ne olacak.

Diye geçirdiler.

Sonra Kral’a cevap olarak:

Devletlü Kral efendimiz! Sizin de buyurduğumuz üzere, Barbaroşo gibi hayduta çektiri gemisi göndermek büyük ayıptır. Hemen azizlerin himmetiyle ele geçirseler, onların hakkından bizim küçük perkendeler bile gelir, büyükler şöyle dursun.

Dediler.

Kral bunun üzerine ferahlayıp:

Azizler sizden razı olsun. Benim de siz iyi hıristiyanlardan beklediğim bu cevap idi.

Dedi.

Ceneral ise Kral’ın kendisini divandan koğduğu günden beri meclise girmemişti. Kral da, gelsin demezdi. Kral, Ceneral ile buluşmaya can atardı, amma yine burnun çeldirmezdi. Bir aracı çıksın diye beklerdi.

Kral’ın alelacele on beş pare perkende donatıp Aydın Reis’i aramağa göndermesine de Ceneral içinden:

Barboroşa’ya on beş pare perkende daha hediye gönderdiler, yazık şu Hıristiyanlara…

Diyerek üzülmüştü.

Amma kimseye söylemezdi. Heman seyrancısın, seyranın eyle hesabı, dergahtan sürülmüş köpek gibi uzaktan seyr ederdi.

Aydın Reis’in rüyasıEdit Aydın Reis ise ayakdaşları ile beraber bir adaya gelip yattılar,sulandılar.Sabahleyin yavaş yavaş Cezayir’e doğru çekilip gitmeye niyet ettiler. Sabah oldu.Ayakdaşları baktılar ki Aydın Reis’de hareket etmeye hiç niyet yok.Bir hareket göstermiyor.

Be canım bu herif divane mi oldu? Güneş doğdu. Daha yerinden kımıldamadı. Allah bilir ya bu herif kendisini Cezayir limanında yatar sanıyor. Bu ne biçim deniz yoludur.

Diye söylenerek, ayakdaşları reislerin dokuzu birden Aydın Reis’e gittiler.

Allah bilir ya, sen galiba bu adadan hoşlandın. Zira kaba kuşluk oldu, daha gönlün kalkmak istemez. Görüyorsun ki , teknelerimizde iğne atacak yer yoktur. Azığımız dersen tükendi. Sefer edecek zaman geçti. Bir an evvel kalkmağa bakalım.


Deyip sitem ettiler.

Aydın Reis ise ibadet ile meşgul idi.

Reislere:

’Karındaşlar, hareketimizi biraz daha geciktirelim. İnşallah iyi olacak.’

Dedikten sonra o gece gördüğü bir rüyayı anlattı:

‘Bu gece gazilerin başbuğu Hayrettin Paşa efendimizi rüyamda gördüm. Bir yerde oturmuştu. Varıp elini öptüm.-Sultanım inşallah yarın dönüş edip Cezayir’e doğru çekilip geleceğiz. Bizi dualarınızda unutmayınız-dedim. Geri çekilmek istediğimde beni elimden tuttu: oğlum Aydın reis,gözlerin aydın olsun ki ,inşallah daha fazla ganimetle Cezayir geleceğiniz muhakkaktır.amma yarın sen kuşluk namazınızı eda edip elini yüzüne çaldıkça ,şimal tarafından sizin üzerinize doğru an beş pare yelken gelse gerek. Onlar düşman tekneleridir. Mahsus sizi aramak için mertlik davası ile donanıp çıkmışlardır. Allahın yardımı peygamberin mucizesi ile sakın onlardan zerre kadar kalbinize korku gelmeye. Onlar sizin kısmetinizdir. Sen hemen kaptan sancağı kaldıran mavi kıçlı tekneye aman zaman vermeyip çatasın, nusret kuvvet sizindir.-deyip üç kere arkamı sıvazladı. Sırtıma kırmazı bir kandura giydirdi. Elime bir yalın kılıç verdi.-hoşça kal-deyip deniz üzerinde, sanki karada yürür gibi yürüyüp kayboldu.

‘işte şimdi bende gelecek olan nasiplerimizi bekliyorum. Geldiklerinde ben inşallah kapı denesine çatarımsizler de birerşeine çatarsınız. Nusret bizimdir.’

‘Evliyalık taslıyor…’

Aydın reisten bu sözleri işiten öteki reis ayakdaşları aralarında daha fazla mırıldanmaya başladılar.

‘bakındı, püzevenginbu kadar ayıbından başka bir de evliyalık başlıyor. Şimdi gelecek nasip vardır diyor. Biz kendi kalabalığımızdan bizarız, o daha nasip sevdasında…’


Onlar atar tutarlarken aydın reis kuşluk namazı kılardı. Kimini işitmezlikten gelirdi.

Nişlesin, el uşağının ahvali belli mi olur? allateala bir kulunu beş on adam üzerine başbuğ eylemesin. Bilhassa firketeci milleti olursa zor haldir.

Ayakdaşları da aydın reisi bırakıp gidemiyorlardı. Çünkü aydın reis onların cümlesinin üzerine kaptan idi.

Aydın reis kuşluk namazını kılıp, duasını edip el yüze çaldıkça, rüyada söylendiği şekilde şimal tarafından on beş pare tekne görüne düştü.

Hani o kalkmaya ağırlık eden aydın reis hepsinden önce salpa eyleyip, aç aslan avına saldırır gibi yelken açıp gitmeye başladı.

Ayakdaşları da yelken açıp aydın reisin ardına düştüler. Amma aydın reisin bindiği müzegalere ziyade yürüdüğünden ayakdaşlarına ardında göden kaybeder gibi oldu. O zaman orsa alabanda yapıp ayakdaşlarını bekledi. Onlar da gayret edip gelip ardına yetiştiler aydın reiste ayadaşlarının yürüdüklerine göre yelken yapıp atbaşı beraber gittiler. Kâfirlerin üzerine doğru süzülüp vardılar.

Kâfirler rüzgâr üzerinden aydın reisin üstüne pupa sarada gelirler, aydın reiste altlarından ister idi. Kâfirler böyle gelirlerken birdenbire orsa eylediler.

Kâfir kısmı, yiyeceği aşı bilir

Meğer kâfirler aralarında müsaade etmişler. Tekneler üzerine kaptan olan kâfir:


<<Muhakkak bu gelen on pâre tekne Barbaroşo’nun tekneleridir.Kendisi de işte şu ilerde gelen müzegalereye binermiş.Bunların ne çeşit büyük tekneler olduğunu işte gözünüzle gördünüz.Bunlar bizim İspanya çektirilerine bile karşı dururlar,değil ki bize…Şimdi,azizlerin başınayemin etmekten büyük yemin olmaz.Benim bildiğim ve aklımın kestiği budur ki,biz on beş değil,belki bu teknelerle yirmi beş tekne olsak yine onların hakkından gelemeyiz.Cezayir’e zahire cephane götüren barçalardan da fena oluruz.Hazır rüzgâr üzerinde iken orsa edip aşağıya doğru gidelim.Eğer azizler yardım etmez de yetişirler ellerine düşersek,o zaman iki el bir baş içindir deyip kadir olduğumuz kadar göğüşürüz.Oldu hoş,olmadı ne yapalım.Biz Cezayir’deki Ada Burcu ile Sen Pavlo Burcundan kuvvetli değiliz.Mayna ederiz.>>Edit Demiş. Kâfirler korkmakta haklı idiler.Nasıl korkmasınlar ki,Aydın Reis’in bindiği müzegalerenin –Allah hatasız eylesin-benim diyen çektiri gemisinden bile pervası yoktu.On sekiz hırtal olmak üzere on altı pâre tunç top ile elli adet tunç saçması,üç yüzden fazla tüfeği vardı.Yirmi altı oturaktı.Uçurma hep kâfir idi.İçinde üç yüz elli gazi yiğit bulunurdu.Öteki gemiler de onun gibi on sekizer,yirmi dörder oturak teknelerdi.Onların da hep uçurmaları kâfir idi.İki yüz ellişer yiğit gazileri vardı.Allah erenlerin yüce himmetleri berekâtı ile kâfirlerin tapaları nasıl atmasın.

On beş pâre kâfir teknelerinin isem kumandaniyetleri on sekiz oturak tekne idi.On beşpârenin içinde bundan büyüğü yoktu.

Hem bu kâfir kısmı yiyeceği aşı bilir,kendini tehlikeye atmaz.


Aydın Reis’in deniz cengi[değiştir]

Kâfir tekneleri kaçıp bizimkiler kovalamaya başladılar. Rüzgâr da uygun esince varıp kâfir teknelerine yetiştiler.

Aydın Reis karakuş gibi içlerine daldı.Beş pâre kâfir teknesinin arasına girip top alabandası,el humbarası,kurşun fındıklarını belâ yağmuru gibi üstlerine yağdırdı.Sonra dönüp kâfirlerin kapudânesine boy boya çakıp bağlaya kodu.

Gaziler dalkılıç olup kâfir teknesine girdiler.Öyle kılıç vurdular ki,iki yüz kâfirden yetmiş beşi sağ ele geçti.Onlar da mayna etmeselerdi,hepsini kıracaklardı.Zaten kâfire fazla ihtiyaçları yoktu.

Bizim teknelerde Müslümandan çok esir kâfir vardı.Amma teknelerde esirleri zapt edecek âletler ve düzen de çoktu.İki yakalı sancak ve iskelede kelepçeli ve lâleli tomruklar vardı.Oturak arasında da bordaya perçinli zincirler bulunuyordu,

Bunları yaptırmış,

<<Kim bilir oğullar,su uyur düşman uyumaz.Gafil olmayın.>>

Diye leventlere tenbih etmiştim.

Gaziler saatle,silâhlı pusatlı nöbet bekler,bir an gafil olmazlardı.

Aydın Reis kâfirlerin kapudanesini zapt ederken ötekiler de birer tanesini aldılar.

Kâfir teknelerinin dokuzu alındı,dördü batırıldı.İkisi de akşam karanlığı ile gayet de yürük olduklarından kaçıp kurtuldular.

Dokuz tekneden üç yüz yetmiş beş kâfir sağ olarak alındı.Gerisi hep kılıçtan geçti.


Tekneleri yedeğe alıp selâmet ve ganimetle, forsa sancaklarını ve filândıralarını dikip düşmanın rağmına top tüfek atıp, şenlik şâdımanlık ederek Cezayir’e geldiler. Sefere çıktıklarından beri kırk bir gün olmuş idi.

Aydın Reis’in kaptan olması[değiştir]

Aydın Reis ayakdaşları ile birlikte geldi. Hal hatır soruştuk. Hepsine izzet ikram edip: “Gazanız mübarek olsun!”

Diyerek aşağıdan yukarıdan sohbete giriştik.

Amma Aydın Reis rüya faslını bana da söylemek istedikçe ben sohbeti başka tarafa çevirdim.

Sonunda Aydın Reis’e:

“Ey oğlum Aydın Reis! Gazi Sinan Kaptan merhum oldu. Hak teâlâ garîk-i rahmet eyleye. Sen dahi tavr ü hareketi belli olmuş pâk divânesin ve sıdk ü ihlâs ile mâruf bir gazisin. Seni merhumun yerine kaptan tâyin ettim. Allah teâlâ seni düşman üzerine mansur ve sancağını mebrûk eylesin.”

Diyerek eğnine hil’at giydirdim.

Dualar edilip, taamlar yenilip, şerbetler kahveler içildikten sonra Aydın Kaptan gelip elimi öptü.

“Hoşça kal sultanım.”

Deyip de dışarı çıkacağı sırada, elinden tutup sıktım.

Sonra kulağına:

“Oğlum Aydın Kaptan! İç âleminde bazı şeyler görülür. Şaşırma, aksine iş işleme, teslim ol. Kişi hangi menzile ermek dilerse teslimlik ile erer. Oğlum, cihad yolunda gezenlerde seyran eksik olmaz.”

Dedim.

O zaman Aydın Kaptan da:


“Eyvallah sultanım. Keremin var olsun.”

Diyerek, mesrur olup gitti.

Bu gazadan ele geçen ganimet malları pay edildi.Gazilerin cümlesi zengin oldular. Çiçek gibi giyinip kuşanıp, zevk u safâlarında bulundular.

Yaptıklarımızı_Hünkâr’a_arzEdit Bundan sonra, Sultan Selim Han hazretlerine Cezayir’de olup bitenleri arz etmek istedim. Denizde ve karada olanları, çıkan fitneleri, Hakkın yardımı ile bunların başlarını kırıp padişahın memleketine sükûnet içinde nizam ve intizam verdiğimi bildirip bu vesile ile padişah duasına mazhar olmayı diledim. Bunun için on pâre mükemmel tekne hazır ettim. Aydın Kaptan’ı bunlara serasker yaptım. Fevkalâde hediye ve peşkeşler düzdüm, Peşkeş Ağası’na teslim ettim. Üç yüz adet erbâb-ı kürek esiri Ocak’tan hediye olmak üzere Peşkeş Ağası’na verdim.

Levent´ gazilerin en seçkinlerinden her tekneye ikişer yüz gazi tayin ettim. Aydın Kaptan’ın müzegaleresi hepsinden büyük olduğundan ona üç yüz gazi verdim.

Teknelerin her birini bir çeşit renk ile boyattım. Müzegalere dersen baş kıç som altın, baştarde gibi süslendi. Elimizde Venedik altını çoktu. Tekneler ne zaman Venedik körfezine gitseler, aldıkları ganimetler arasından eksik olmaz, Venedik altını çıkardı.

Var evi, kerem evi derler. Hem o günde, olmasa bile, tekneleri ziynetlemek lâzımdı. Çünkü Cezayir gibi yerden şevketlü Hünkâr’ın hayır duasını almak için giderler. Hem dosta düşmana karşı büyük namdır.

Hülâsa, teknelere öyle bir ziynet verdik ki, hemen güya dudu kuşuna döndüler.

Bir bakan bir daha nazar etmek isterdi.


Günlerden birgün, bir mübarek saatte kalkıp yola revan oldular. Uygun rüzgârla on yedinci gün Äsitâne-i Saadet’e vardılar.Edit Hikmeti gör ki, meğer Sultan Selim o gün Yalı Köşkü’nde bulunurmuş. Teknelerin Sarayburnu önünde eylediği şenlikleri seyr ü temâşâ eyleyip, azim mesrur olmuş.Teknelerin ziynetlerini beğenmiş. Hünkâr kancabaşları gelip Aydın Kaptan’ı aldı. Aydın Kaptan da Hünkâra ait olan hediye ve peşkeşlerin her birini bir esir kâfirin sırtına yükledi.

On pâre teknenin kaptanları, ağaları, çavuşları, hocaları, ayakçıları, hep temiz urbalarını giyip dışarı çıktılar.Hasekiler önlerine düştü. Ardlarında üç yüz kâfir iki yakalı dizilmiş her birinin üzerinde bir hediye olmak üzere böyle âdâb ve erkân ile varıp şevketlü padişah’ın nazarına durdular.

Aydın Kaptan ile başağa olan Peşkeş Ağası’na, bizzat şevketlü Hünkâr’ın huzuruna varıp buluşalar diye ferman olundu.

Hünkâr’ın nâmeyi kendisi okumasıEdit Hasekiler, Aydın Kaptan ile Ağa’yı alıp Padişah’ın huzuruna götürdüler. Hasekilerin öğrettiği gibi âdâb-ı pâdişahiyi yedi yerde yerine getirip, ayak üzre durdular. Peşkeş Ağası dîbâ bir kese içine konmuş olan nâmemi şevketlü Padişahının önüne koyup geri çekildi.

Sultan Selim hazretleri ise, bize olan muhabbetinden dolayı nâmeyi kendisi okudu. Bitirince el kaldırıp:

"Allah yardımcıları olsun… "

Diye bana, Ocak’a ve Cezayir gazilerine eyledi.


Aydın Kaptan’a beş yüz altın ile bir teberrük sonkur kılıç ve kıymetli dürbün aynası bahşiş verip eğnine hil’at giydirdi.

Öbür dokuz kaptana ikişer yüz altın, daha aşağılara ellişer altın, hocalara yüzer altın verip hil’at giydirildi.

Ve Padişah tarafından:

"Dönüşünüzde, bana yine burada kavuşasınız…"

Diye ferman buyuruldu.

Onlar da âdâb-ı pâdişâhîyi yerine getirip, kıçın kıçın Padişah huzurundan çıkıp teknelerine döndüler.

Adamlar reislerini orsa alabanda olarak beklerlerdi. Gelince üçer kat daha şenlik edip varıp Tersâne-i Âmire’ye yattılar.

Kaptanlar için konaklar, leventler için kışlalar döşenip tayınları verildi. Öyle bir ikram eylediler ki ancak olur.

Peşkeş ağası için de başlı başına bir konak ve tayın verildi. O da vezirlere ve diğer büyüklere verilecek hediye ve peşkeş muhabbetnâmeleri hep yerli yerince verdi. Onlar da yer yerden bize hediye peşkeşler düzüp, muhabbetnâmeler yazıp Peşkeş Ağası’na teslim ettiler.


Yol eri yolda gerekEdit Böylece bir ay kadar Âsitane’de kalıp, alacaklarını alıp vereceklerini verdiler. Sonra "yol eri yolda gerek" deyip teknelerini yağladılar.Hazır ettiler. Günlerden bir gün Tersâne-i Âmire’den kalkıp yalı köşkünün önüne geldiler.

Şevketli Hünkâr’a ise evvelki gün,

"Yarın Cuma’dan sonra Cezayir’li kulların gideceklerdir."