Ferhat ile Şirin Efsanesi

Vikikaynak sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Emblem-important.svg     Bu metnin kaynak belgesi bilinmemektedir.
Daha fazla ayrıntı için tartışma sayfasına bakınız.
Efsaneler Ferhat ile Şirin Efsanesi

Ferhat, nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlıdır. Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.

Amasya Sultanı MERYEM ’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; meryem vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ Şehir'e suyu getir, Şirin'i vereyim” der, demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir.

Ferhat'ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde.

Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin'in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat'ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda.

Ferhat'ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat'ın yanına.

Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de kara çalı çıkarmış. İki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için.

Hikayenin orjinali (esinlendiği kaynaklar) "Hüsrev'ü Şirin"

Mesneviler ve halk hikayeleriyle Karagöz ve orta oyununda işlenmiş klasik aşk macerası. Nizâmî-i Gencevinin Hüsrev ü Şirin’in­den çıkmış ve zamanla müstakil hale gel­miş klasik bir mesnevi konusudur. Kah­ramanları Şîrin ile onu seven ve birbir­lerine rakip olan Hüsrev ve Ferhad üçlü-südür. Bu aşk hikâyesini “Ferhâd ü Şî­rîn” ve “Ferhâdnâme” gibi adlar altında işleyen mesnevilerde Hüsrev daha geri planda kalıp olayların ağırlık merkezini Ferhad teşkil eder. Nizamîde ve ondaki çerçeveye bağlı kalan müelliflerin eser­lerinde Ferhad üçüncü şahıs olarak hi­kâyeye sonradan girerken bu mesnevi­lerde Ferhad’ın macerası başından iti­baren hâkim olur. Türk edebiyatına ko­nu önce “Hüsrev ve Şîrin” çerçevesi için­de girmiş, Ferhad ağırlıklı mesneviler daha sonra meydana getirilmiştir. Bu konu müstakil olarak Ferhâd ü Şîrîn adı altında ilk defa Ali Şîr Nevâî tara­fından kaleme alınmıştır (telifi 1484). Ali Şîr Nevâî hikâyeye Nizamînin Hüsrev ü Şîrîn’inden çok farklı bir muhteva ka­zandırmıştır. Bunu Osmanlı edebiyatı sahasında II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkufun (Harîmî ö. 1512) Ferhâd ü Şîrîn”, Lâmiî’nin Ferhâdnâme’si (telifi 918/1512), Kanunî Sultan Süleyman dev­rinde de Şâmî’nin Ferhâdnâme’si takip eder. Azerî edebiyatı sahasında Nâkâm (ö. 1906) bir Ferhâd ü Şîrîn, Ömer Ba­kî adlı bir şair de Doğu Türkçesi ile bir Ferhâdnâme yazmıştır. Lâmiî’nin Fer­hâdnâme’si küçük bazı farklarla Nevâî’-nin Ferhâd ü Şirin’inin Osmanlı Türk-çesi’ne naklidir. Eseri çok beğenen Ya­vuz Sultan Selim bir köy vererek Lâmiî yi mükafatlandırmıştır.[null [1]][636]

Bu aşk hikâyesi sadece klasik mesne­vilerde kalmamış. Türk halk edebiyatı­na da geçmiştir. Halk edebiyatı bundan aynı adla bir hikâye çıkarırken daha de­ğişik mahiyette olarak onu Karagöz ve orta oyununda da yaşatmıştır. Divan ede­biyatından halk edebiyatına geçişinde önemli değişikliklere uğrayıp birçok var­yantı meydana gelen hikâyenin tarihî ve coğrafi çerçevesi de farklılaşarak bir kıs­mı ile Anadolu’ya adapte edilmiştir. Ana­dolu’da ve Azerbaycan’da anlatılan halk hikâyesinde olay Horasan’da başlayıp daha sonra Amasya’da gelişerek devam eder. Klasik mesnevide Mehmene Bânû’-nun yeğeni olan Şîrin burada onun kız kardeşi hüviyetine girer. Şîrin’in öbür âşığı da İran Hükümdarı Hüsrev olmak­tan çıkıp Amasya Hükümdarı Hürmüz Şah’ın şehzadesi Hüsrev olur. Halk hikâ­yesi konuyu şöyle vermektedir: Hora­san’da bir şehrin hükümdarı olan Meh­mene Bânû on beş yaşlarındaki karde­şi Şîrin’e güzel bir köşk yaptırır ve bu köşkün süslenmesi işini de nakkaş Beh-zat’la oğlu Ferhad’a verir. Bir gün köş­kü gezmeye gelen Şîrin Ferhad’ı görün­ce ona âşık olur. Aynı şekilde Ferhad da Şîrin’e âşık olunca aralarında uzun sü­re devam edecek bir gönül macerası baş­lar. Köşk bitirildiğinde Şîrin Mehmene Bânû’ya köşkünün önünden bir derenin akmasını istediğini söyler. Mehmene Bâ­nû da tellâllar bağırtarak bu işi başara­cak olanın her muradını yerine getire­ceğini bildirir. Ferhad Mehmene Bânû’­ya, yakında bulunan Bîsütun dağını de­lerek dağın ötesindeki pınarın suyunu kırk gün içinde köşkün önünden akıtabileceğini söyler ve bunu otuz dokuz günde başarır. Bu başarısından dolayı Ferhad’a sarayda bir oda verilerek her isteği yerine getirilir. Bir süre sonra Meh­mene Bânû Ferhad ile Şîrin arasındaki aşkı öğrenir ve Ferhad’ı Demir Kale’de {Kal’a-i Âhenîn) zincire vurdurur. Ancak rüyasında gördüğü nur yüzlü bir pîr ken­disini tehdit edince Ferhad’a 1000 altın ihsanda bulunarak onu serbest bırakır. Ferhad altınları fakirlere dağıtıp sahralara düşer, dağlarda dolaşır, canavar­larla arkadaşlık eder, yılanlar ve kaplan­lar Ferhad’ın karşısında divan durur. Oturduğu mağaraya Şîrin’in resimlerini yaparak bunlarla teselli bulmaya çalışır. Ferhad’ın bu durumunu öğrenen Amas­ya Hükümdarı Hürmüz Şah Mehmene Bânû’ya savaş açarak onu yener; Ferhad da Şîrin’i alarak karargâha götürür. Bu sırada Şîrin’i gören Hürmüz Şah’ın oğlu Hüsrev ona âşık olur. Babasının bütün ısrarlarına rağmen bu sevdadan vazgeç­mez. Çok zor durumda kalan Hürmüz Şah dadıdan bu işe bir çare bulmasını ister. Sonuçta Ferhad’ın Şîrin’le evlene­bilmesi İçin karşıda bulunan bir dağın ötesindeki suyu kırk gün içinde şehre getirmesi şart koşulur. Ferhad bu şartı kabul eder ve dağı delip tam suyu şeh­re akıtacağı zaman kocakarı kılığına gi­ren dadı beraberinde götürdüğü lokma­ları ağlayarak Ferhad’a gösterir ve Şî­rin’in öldüğünü söyler. Bu haber üzeri­ne Ferhad, “0 öldükten sonra ben nasıl yaşarım” diyerek külüngünü havaya atıp başını altına tutmak suretiyle intihar eder. Ferhad’ın öldüğünü öğrenen Şîrin hemen onun yanına gider, ağlayarak Fer­had’ın cesedine kapanır ve belinden çı­kardığı hançeri göğsüne saplayarak Fer­had’ın yanına yığılır. Durumu haber alan Hürmüz Şah dadıyla beraber olay yeri­ne ulaşır. Bu esnada dağdan inen bir arslan dadıyı parçalar. Ferhad ile Şîrin’in ölümüne çok üzülen Hürmüz Şah bu dünyada birleşemeyen iki sevgili için bü­yük bir cenaze töreni düzenler ve ikisi­nin mezarını bir arada yaptırır. Rivayete göre her baharda bu mezarın üstünde biten kırmızı ve beyaz iki güzel gülün arasına merhametsiz dadı kara çalı şek­linde girerek birleşmelerini engeller.

“Ferhad ve Şîrin” hikâyesi, kahraman­larının tasavvufî görünüşlerine rağmen aşkın kaderle karşılaştığı ve daha baş­langıçta kaderin galip geldiği halk hi-kâyelerindendir[null [2]][637]. Bu halk hi­kâyesi  anlatıldığı  bölgelere göre bazı farklılıklar gösterir. Ferhad ile Şîrin’in maceralarıyla ilgili rivayetler Anadolu’­da, bilhassa Amasya ve Erzurum’da ba­zı yer adlanna bağlanarak günümüzde de yaşamaktadır. Hikâye Türkmenler ve Tarançi Türkleri arasında da anlatılmak­tadır. Ferhad ve Şîrin, doğrudan doğru­ya yerli ve Türk menşeli halk hikâyeleri gibi saz eşliğinde değil dinleyicilere ya­zılı metinden okunup anlatılan hikâye­lerdendir. İçindeki manzum parçalar da “Kerem ile Aslı” benzeri halk hikâyele­rinden farklı olarak hece vezni ve halk edebiyatı nazım şekillerinden çok aruz­la söylenmiş şiirlerdir. İlk defa İstanbul’­da 1854’te taş baskısı yapılan Ferhad ü. Şîrîn hikâyesinin daha sonra resimli taş baskılarından başka matbaa harfli baskılan da yapılmıştır. 1930’da Süley­man Tevfik Özzorluoglu tarafından Latin harfleriyle yapılan ilk neşrinin ardın­dan çeşitli baskılan gerçekleştirilmiştir. Hikâyenin Azerbaycan varyantı 1937-1949 yılları arasında Âşık Ali Köçesgerli tara­fından düzenlenmiştir.

Gördüğü rağbet dolayısıyla ayrıca Ka­ragöz ve orta oyununda da ele alınan hikâyenin konusu Karagöz’de çok farklı bir hale girmiş, kısaltıldıktan başka olay­lar hayli değiştirilmiş, sonu facia yerine mesut bir şekilde bitmiş, olaylar da yer olarak Hacivat ile Karagöz’ün yaşadığı İstanbul muhitine nakledilmiştir. Mace­ra her zaman olduğu gibi Karagöz’ün evinin önünde geçer. Bu evin bulundu­ğu tarafta bir toprak yığını, Hacivat’ın tarafında ise bir köşk görülmektedir. Bunun sebebini soran Karagöz’e Haci­vat Amasya’da yaşayan bir tüccarın kı­zı Şîrin’in doğuşundan başlayıp onun ar­zusuna göre inşa edilen köşkün nakış işini yapan Ferhad ile birbirlerine nasıl âşık olduklarını nakleder; görülen köş­kün Şîrin’in köşkü, tümseğin de Fer-had’ın delmek zorunda bulunduğu El-madağı olduğunu söyler. Bundan sonra Ferhad ile Şîrin bir ara perdede görü­nüp birbirleriyle görüşürlerken Şîrin ay­rılıp gidince Ferhad yanına gelen Haci­vat’a Şîrin’in aşkı yüzünden çektiği der­di anlatır. Hacivat bunun üzerine Şîrin’in annesinin evine giderek onu Ferhad’a ister. Anne önce bu isteği tamamen red­dederse de sonunda Amasya’daki Elma-dağı’nı delip susuzluk sıkıntısı içindeki şehre su getirdiği takdirde kızını ona verebileceğini söyler. Ferhad Karagöz’ün kendisine verdiği kazma ile dağı deler. Ancak kızını Ferhad’a vermek istemeyen Şîrin’in annesi ona bir kocakarı göndererek Şîrin’in öldüğünü bildirir. Ferhad duyduğu büyük üzüntü ile kocakarıyı öl­dürür; tam kendi canına kıyacağı sıra­da Şîrîn yetişir ve iki sevgili muratlarına ererler.

Orta oyununda konu daha da basite indirgenmiştir: Şîrin’in köşkünü süsle­yecek bir nakkaş aranmaktadır. Pîşe-kâr’ın Kavukluya açtığı demirci dükkâ­nına değişik yörelerden muhtelif kim­seler müracaat ederler. İşe en uygun kimse olarak hepsinden sonra gelen Fer­had seçilir. Ferhad hemen çalışmaya baş­lar. Bu sırada Şîrin’i görünce ikisi de bir­birlerine âşık olur. Şîrin’in annesi, kızını Ferhad’a vermek İçin su sıkıntısı çeken şehre Elmadağı’nı delip su getirmesini şart koşar. Ferhad Kavuklu’nun kendi­sine verdiği kazma ile Elmadağını del­meyi başarır. Tam bu sırada yanına ge­len kocakarı ona Şîrin’in öldüğünü söy­lerse de gerçek hemen ortaya çıkar, Şî­rin’in ölmediği anlaşılır ve iki sevgili dü­ğün hazırlıklarına başlarlar.

Karagöz repertuvarında “Fasl-ı Fer-hâd” veya “Ferhad ile Şîrin yahut Hâin Valide” gibi isimler de alan hayal oyu­nundaki manzum parçalar halk hikâye-sindeki şiirlerle aynı olmamakla beraber onlar gibi daha çok aruzla yazılmıştır; arada hece vezniyle yazılanlar da vardır. Bazı beyitler ise münasebet gözetilerek Fuzûlî’den ve diğer meşhur divan şairle­rinden alınmıştır. Oyunun Almanca’ya ya­pılmış bir tercümesi bulunmaktadır.[null [3]][638]

Mânilere ve halk türkülerine de konu teşkil eden “Ferhad ve Şîrin”, Azerbay­canlı bestekâr Hacıbeyli Üzeyir tarafın­dan 1912 yılında aynı adla opera olarak düzenlenmiş[null [4]][639], birkaç defa da filmi ya­pılmıştır.

Bibliyografya:

Âşık Çelebi. Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 109a; H. W. Duda, Fasl-t Farhad, İstanbul 1931; Sabrı Esat Siyavuşgil. Karagöz, İstanbul 1941, s. 114-117, 144; O. Spies, Türk Halk Kitapları[null [5]][640], İstanbul 1941, s. 10; Pertev Nailî Bora-tav, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, An­kara 1946, s. 85, 129, 152; a.mlf. “Ferhad ile Şîrîn”, İA, IV, 566-567; H. Ritter. Karagös. Tur-kische Schattenspiele, Wiesbaden 1953, II, 153-209; Mustafa Nihat özön. Edebiyat ve Tenkid Sözlüğü, İstanbul 1954, s. 89-90; Malik Aksel. Anadolu Halk Resimleri, İstanbul 1960, s, 19-21; a.mtf., “Halk Hikâyelerinden Resimlerle: Ferhat ile Şirin”, TFA, nr. 229 (1968), s. 5034-5037; Agâh Sırrı Levend, Ali Şir Neuâî, Ankara 1967, m, 3-5, 97-201; a.mlf., “Lâmiî’nin Fer­had ü Şirini”, TDAYBelleten {\964},  85-111; Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, Ankara 1969, s. 260; Cevdet Kudret, Karagöz, Ankara 1969, II, 101-143; a.mlf. Ortaoyunu, Ankara 1973, s. 304-334; Banarlı, RTET, II, 731, 735; Gönül Alpay, Ali Şîr Neuat – Ferhad u Şîrin (İn­celeme-Metin), Ankara 1975; Faruk K. Timur-taş, Şeyhi ue Husreu ü Şirin’i, İstanbul 1980, s. 22-55; a.mlf., “Türk Edebiyatında Husrev ü Şirin ve Şirin Hikâyesi”, TDED, IX (1959), s. 65-88; a.mlf., “İran Edebiyatında Husrev ü Şirin ve Ferhat ü Şirin Yazan Şairler”, ŞM, IV (1961), s. 73-86; Muhittin Sevilen (Hayalî Kü­çük Ali), Karagöz, Ankara 1986, s. 344-386; Gül Derman, Resimli Taş Baskısı Halk Hikâyeleri, Ankara 1988, s. 114-133; Etem Ruhi Üngör. Karagöz Musikisi, Ankara 1989, s. 11, 136 vd.; İskender Pala. Ansiklopedik Dîuân Şiiri Söz­lüğü, Ankara 1989, 1, 322-324; Murat Uraz. “Halk Hikâyelerinin Kaynakları: Hüsrev ve Şîrin-Ferhat ile Şirin Hikâyeleri”, TFA, nr. 342 (1978), s. 8203-8206; Fevziye Abdullah, “Ferhad ile Şîrîn”, İA, IV, 565-566; “Ferhad ile Şirin’, TA XVI, 251; Abdullah Uçman – Sab-ri Koz, “Ferhad ile Şirin”, TDFA, III, 194-197.

KAYNAK: TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, 12. CİLT

[null [1]][636] Âşık Çelebi, vr. 109a; konunun Hüsreu ü Şîrîn ve Ferhâd ü Şîrîn şeklinde işlenişi hakkında geniş bilgi ve bibliyografya için bk. Hüsrev Ve Şirin

[null [2]][637] Boratav, Halk Hikâyele­ri ve Halk Hikâyeciliği, s. 85

[null [3]][638] Die Liebenden von Amasia. Ein Damascener Schattenspiel (trc. I. Gottfried Wetzstein), Abhandlungen für die Kunde des Morgen-landes, Leipzig 1906, XII, 2

[null [4]][639] Altan Araslı, “Azerbaycan Mûsikisi”, MM, nr. 261-262 (Ağustos-Ey­lül 1970), s. 23

[null [5]][640] trc. Behçet Gönül