Ekim Dersleri/Bölüm 5

Vikikaynak, özgür kütüphane
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Nisan Konferansı kararları partiye sağlam bir zemin kazandırmakla birlikte, parti yönetimindeki görüş ayrılıklarını gideremedi. Tam tersine bu görüş ayrılıkları, olayların akışı sırasında çok daha somut şekillere bürünerek en keskin şekillerini devrimin en önemli anında, Ekim günlerinde aldılar.

10 Haziran'da bir gösteri tertipleme girişimi (bu Lenin'in önerdiği bir girişimdi), Bolşeviklerin Nisan gösterisinin niteliğine karşı çıkan kesimi tarafından maceracı olarak mahkum edildi. 10 Haziran gösterisi sovyetlerin kongresi tarafından yasaklandığı için gerçekleştirilemedi. Ancak 18 Haziran'da parti rövanşını aldı: Uzlaşmacıların (kendi açılarından düşüncesizce) düzenledikleri Petrograt genel yürüyüşü hemen tümüyle Bolşevkilerin sloganları altında gerçekleştirildi. Yine de hükümet üstünlüğü ele geçirmeyi denedi: Cephede aptalca bir taarruza girişti. Bu belirleyici bir andı. Lenin 21 Haziran'da Pravda'da partiyi tedbirsizliklere karşı uyarıyor: "Yoldaşlar, şu an bir müdahalede bulunmak akıllıca olmaz. şimdi devrimimizdeki yeni bir aşamadan geçmemiz gerekir."

Arkasından devrim açısından ve parti içerisindeki görüş ayrılıklarının gelişimi açısından önemli bir anı simgeleyen Temmuz Günleri geldi. Bu günler sırasında Petersburg kitlelerinin kendiliğinden baskısı hayati bir rol oynadı Lenin'in o ara zamanın gelip gelmediği, kitlelerin haleti ruhiyesinin sovyetik üst yapıyı aşıp aşmadığı, sovyetik yasallığa gözümüz bağlanıp kitlelerden geri kalıyor ve onlardan kopuyormuyuz somlarını kendine sorduğu kuşkusuzdur. Çok muhtemeldir ki yapılan salt askeri nitelikteki Temmuz Günleri sırasında bazı eylemler Lenin'in durumun analiziyle çelişmediklerine samimi, olarak inanmış bazı yoldaşlar tarafından yürütülmüştür. Daha sonraları Lenin "Temmuz'da oldukça budalalık yaptık" dedi. Aslında bu kez de olay bir keşiften öteye gitmedi ancak.çok daha geniş çaplıydı ve hareketin daha ileri bir aşamasını oluşturuyordu ,geri adım atmak zorunda kaldık. Ayaklanmaya ve iktidarı ele almaya hazırlanan Lenin ve parti Temmuz müdahalesinde, düşman güçleri arasında yaptığımız derin bir keşfi epeyi pahalıya ödediğimiz bir ara aşama olarak değerlendirdiler. Ancak bu keşif eylemimizin genel hattını saptırıması söz konusu değildi. Aksine iktidarı ele alma politasına düşman olan yoldaşlar Temmuz ayaklanmasını zararlı bir macera olarak değerlendirdiler. Sağ kanat öğeleri, eylemliliklerini arttırdılar, eleştirileri çok daha keskinleşti, ancak daha sonra itirazların uslubu değişti. Lenin şöyle yazıyordu: "Katılmamak gerektiğini savunan tiim bu yakarmalar, tüm bu düşünceler ya küçük burjuvalara özgü kafa karışıklığının ve korkunun ifadeleridir ya da eğer bolşevik saflardan kaynaklanıyorsa hainlerin eseridir." Böyle bir anda kullanılan hain kelimesi parti içindeki görüş ayrılıklarını trajik bir biçimde açığa çıkarıyordu. Daha sonraları bu kelime gitgide sık kullanılır oldu.

İktidar ve savaş meselesindeki oportünist tutum, ister istemez Enternasyonale yönelik tutumda da bir benzer yansımasını bulacaktı. Sağ kanat partiyi sosyal yurtseverlerin Stokholm Konferansına katmaya çalıştı. Lenin 16 Ağustos'ta şöyle yazıyordu: "Kamanev'in 6 Ağustos'da Merkez Yürütme Konseyinde, Stokholm Konferansı üzerine yaptığı konuşma, partilerine ve ilkelerine sadık Bolşevikler tarafından yalnızca kınanabilir." Daha sonra devrimci bayrağın Stokholm'de dalgalanmaya başladığı üzerine söylenmiş bir cümleyi kastederek Lenin ekliyordu: "Bu Çernov ve Tsretelli uslubu ile yapılmış içi boş bir tfadedir. İğrenç bir yalandır bu. Stokholm'de dalgalanmaya başlayan devrimci bayrak değil, uzlaşmaların, anlaşmaların, sosyal emperyalistlerin affinın, ilhak eden toprakların paylaşımı için bankacıların pazarlıklarının bayrağıdır."

Nasıl önparlamentoya giden yol burjuva cumhuriyetine giden yol idiyse, Stokholm'e giden yol da aslında İkinci Enternasyonal'e giden yoldu. Lenin Stokholm konferansının boykotundan yana idi, tıpkı ön-parlamentonun boykotundan yana olduğu gibi. Mücadelenin en keskin anında, bir saniye dahi yeni bir enternasyonalin, komünist bir enternasyonalin kuruluşu görevini unutmuyordu.

Daha 10 Nisan'da partinin adının değiştirilmesi için müdahale etti. Bu talebe gelen itirazları şöyle değerlendiriyordu: "Bunlar, rutinin, uyuşukluğun, pasifliğin bahaneleridir. Artık kirli gömleğimizi çıkartıp temiz çamaşırlar giymenin zamanı gelmiştir." Ne var ki yönetimdeki direniş o kadar güçlüydü ki partinin ismini değiştirip Marks ve En-gels'in geleneklerine dönmesi için tam bir yıl beklemek gerekti. Bu olay Lenin'in 1917 yılı boyunca gördüğü işlev açısından karakteristiktir: Tarihin en keskin dönemecinde partiyi, yarın için düne karşı inatçı bir mücadeleyle yönlendirmiştir sürekli. Ve gelenek bayrağı altında kendini açığa vuran dünün direnişi de zaman zaman korkunç bir keskinliğe varıyordu.

Bizim lehimize hissedilir bir dönüşüme varan Kornilof ayaklanması, görüş ayrılıklarını tümü ile yok etmemekle birlikte geçici olarak hafifletti. Bir dönem partinin sağ, kanadında, partiyle sovyetlerin çoğun-luğu arasında, devrimin ve kısmen vatanın savunulması zemininde bir yakınlaşma sağlanması eğilimi belirdi. Lenin, Eylül başında Merkez Komitesine yazdığı mektupta, buna tepkisini şöyle dile getirdi: "Derin inancım odur ki, ulusal savunma görüşünü kabul etmek veya (bazı BoIşeviklerin yaptığı gibi) S-R'lerle blok yapmaya, Geçici Hükümet'i desteklemeye kadar gitmek, hem en kaba cinsinden bir hatadır hem de tümü ile ilkesizlik gösterisidir. Ancak ve ancak proletaryanın iktidarı ele almasından sonra ulusaI savunmacı olabiliriz..." Daha ilerde de şöyle devam etmektedir: "Şu an dahi Kerenski hükümetini desteklememeIiyiz. Bu ilkelerimize aykırı davranmak olur. Peki ama denecek, Kornilof'a karşı savaşmak gerekmiyor mu ? Tabii ki evet. Fakat Kornilof'la mücadele etmekle Kerenkski'yi desteklemek arasında bir fark, bir sınır vardır ve bazı Bolşevikler bu sınırı aşarak, olayIarın akışına kendilerini kaptırıp uzlaşmacılığa düşmektedirler."

14-22 Eylül'deki Demokratik Konferans ve onun doğurduğu 'Önparlamento, görüş ayrılıklarının gelişiminde yeni bir aşamayı temsil ederler. Menşevkiler ve S-R'ler Bolşevikleri burjuva parlamenter ya-sallığına hapsetmek istiyorlardı. Bolşevikler'in sağ kanadı bu taktiğe yatkındı. Sağ kanadın devrimi nasıl gördüğünü yukarıda açıklamıştık. Sovyetler giderek yetkilerini uygun kurumlara terk edeceklerdi, yani belediyelere, Zemstvos'lara, sendikalara ve nihayet Kurucu Meclis'e ve böylece de politik sahneden çekileceklerdi. Önparlamentoya giden yol, kitlelerin politik düşüncesini demokratik devrimin taçlandırılması olan Kurucu Meclis'e doğru yönlendirecekti. Oysa Bolşevikler Petrograt ve Moskova sovyetlerinde çoğunluğu ele geçirmişlerdi bile; ordu içindeki etkinliğimiz hergün artıyordu. Artık kestirim ve olasılıklar saptaması zamanı geçmişti, sözkonusu olan derhal hangi yola girileceğinin seçimiydi.

Uzlaşmacı partilerin Demokratik Konferans'taki tutumları sefil bir aşşağılık düzeyindeydi.'Ne var ki bize ayakbağı olabilecek bu konferanstan derhal açıkça çekilme önerimiz, halen parti yönetiminde büyük bir etkinliği olan sağ öğelerden kesin bir direnişle karşı karşıya kalıyordu. Bu sorun üzerindeki çalışmalar önparlamento'nun boykotu konusundaki mücadeleye bir giriş oluşturmaktaydı. 24 Eylül’de, yani Demok-ratik Konferans'tan sonra Lenin sunları yazıyordu: "Bolşevikler, protesto gösterisi olarak ve halkın dikkatini ciddi sorunlardan kaydırmaya çalışan bu konferansın tuzağına düşmemek için konferansı terk etmeliydi."

Demokratik Konferans'taki Bolşevik fraksiyon içinde önparlamentonun Boykotu konusundaki tartışmalar, sınırlı alanlarına rağmen olağanüstü büyük bir öneme sahiptiler. Özünde bu sağ kanadın yaptığı en geniş girişimdi. Bu tartışmaların stenografik tutanakları büyük ihtimalle yapılmamıştı, en azından bildiğim kadarıyla bir tek sekreter notu dahi bulunmuş değildir. Bu derlemeyi hazırlayan redaksiyon ekibi notlarım arasında, bu konuyla ilgili son derece sınırlı malzemeler buldu. Kamanev daha sonra Kamanev ve Zinovyev'in parti örgütlerine yolladıkları mektupta (11 Ekim), çok daha şiddetli ve açık bir şeklide ifade edilen görüşlerini geliştirmisti. Kendi açısından sorunu en mantıklı ,şekilde koyan Nogin oldu. Özünde önparlamentonun boykotu. diyordu, bir ayaklanma çağrısıydı, yani Temmuz Günlerinin tekrarı. Çünkü kimse sırf adı önparlamento diye ayrı kurumu boykot etmeye cesaret edemez.

Sağ kanadın temel anlayışı devrimin kaçınılmaz olarak sovyetlerden burjuva parlamentarizmine gideceği ve önparlemento'nun da bu yolda doğal bir aşamayı teşkil ettiği doğrultusundaydı Dolayısıyla parlamentonun sol kanadında yer almaya hazırlandığımız ölçüde önparlamentoya katılmamamız için hiçbir sebep kalmıyordu. Yani söz konusu olan sözde demokratik devrimi tamamlamak ve sosyalist devrime "hazırlanmak" idi. Burjuva parlamenterizmi okulu yoluyla ileri ülkeler geri ülkelere geleceklerinin bir görüntüsünü veriyorlardı gerçekten. Çarlığın devrilmesi gerçek hayatta da gerçekleştiği gibi devrimci bir şekilde görülmüştü. Ama proletaryanın iktidarı fethetmesi parlamenter yoldan tamamlanmış demokrasi zemininde öngörülüyordu. Burjuva devrimi ile proleter devrimi arasında demokratik rejim altında gelecek uzun yıllar olmalıydı. Önparlamento'ya katılım için verilen mücadele işçi hareketinin en kısa sürede "'iktidar" için demokratik "mücadele" yatağına, yani sosyal demokrasinin yatağına kaydırma mücadelesiydi. Demokratik Konferans'taki fraksiyonumuz yüzden fazla üyeden oluşmuştu ve özellikle de bu dönemde bir parti kongresinden farksız bir görünüm içindeydi. Bu faksiyonun aşşağı yukarı yarısı önparlamento'ya katılımdan yana tavır aldı. Bu olay bile tek başına ciddi endişeler yaratacak nitelikteydi Ve nitekim bu andan itibaren Lenin sürekli olarak alarm zillerini çalmaya başlamıştı.

Demokratik Konferans sırasında Lenin şunları yazıyordu: "Demokratik Konferans'a bir parlamento imiş gibi davranmamız , ağır bir hata ve eşi benzeri görülmemiş bir parIamenter budalalık gösterisi olur. Çünkü bu konferans kendini devrimin egemen parlamentosu olarak ilan etseydi dahi hiçbir,şeye karar veremeyecekti: Karar tamamen konferansın dışındadır, Moksova ve Petrograt'ın işçi mahallelerinde verilmektedir" Lenin'in önparlamento'ya katılma konusundaki görüşleri çeşitli beyanlarının kanıtladığı, özellikle de "Bolşevikler"in önparlamento'ya katılımı konusunda verdikleri utanç verici karar türünden isyan ettirici hatalar"dan sözettiği Merkez Komitesi'ne yazdığı 29 Eylül tarihli mektubunda belirttiği doğrultudaydı O'nun için bu karar ömrü boyu mücadele ettiği demokratik yanılsamaların bir ifadesiydi. Burjuva devriminin proleter devriminden uzun yollarla ayrılması gerektiği doğru değildir. Parlementer okulun iktidarın fethine hazırlık için tek hatta en temel okul olduğu da doğru değildir, iktidara giden yolun mutlaka burjuva demokrasisinden geçtiği de doğru değildir. Bunlar tutarsız soyutlamalar ve sonucu yalnızca öncüyü bağlayacak ve onu "demokratik" devlet mekanizması aracılığıyla burjuvazinin politik gölgesi, muhalefeti haline getirecek doktriner şemalardır; bunlar sosyal demokratların ifadeleridir. Proletaryanın politikasını mektep şemalarıyla değil sınıf mücadelesinin gerçek akışı içinde yönlendirmek gerekir. Önparlamento'ya gitmek değil iktidarı düşmanın elinden koparmak ve ayaklanmayı örgütlemek gerekir. Gerisi fazlalık olarak sonradan gelecektir. Lenin, hatta platformu önparlamento'nun boykotu olacak olan olağanüstü bir parti kongresi toparlamayı öneriyordu. 0 andan itibaren tüm makaleleri ve tüm mektupları sadece bu düşünceye ayrılmıştı: Önparlamentodan geçmemek ve uzlaşmacıların kuyruğuna takılmamak, iktidar mücadelesine başlatmak üzere sokağa inmek gerekiyor.

< Önceki Bölüm İçindekiler Sonraki Bölüm >