Abdullah Gül'ün 17 Ağustos 2011 tarihinde İş ve Meslek Kuruluşu temsilcileri ile İşçi-İşveren ve Memur Konfederasyonu temsilcilerine verdiği iftarda yaptığı konuşma

Vikikaynak sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Abdullah Gül'ün 17 Ağustos 2011 tarihinde İş ve Meslek Kuruluşu temsilcileri ile İşçi-İşveren ve Memur Konfederasyonu temsilcilerine verdiği iftarda yaptığı konuşma
Abdullah Gül
Kaynak: T.C. Cumhurbaşkanlığı resmi sitesi

Değerli Başkanlar, İş Dünyasının ve Çalışma Hayatının Seçkin Temsilcileri, Değerli Konuklar,

Hepinize hoş geldiniz, diyorum.

Sizleri bir kez daha burada ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Hatırlayacaksınız, daha önceki yıllarda sendikalarımızla, çalışma hayatının diğer temsilcilerini ayrı ayrı davet ediyordum. Ama bu sefer, çalışma hayatının bütün aktörleri, bütün önemli simaları, onların temsilcileriyle beraber iftar yapmanın daha doğru olduğunu düşündüm ve bugün böyle yaptım.

Tekrar hepinize hoş geldiniz diyorum. Sizlerle beraber olmaktan gerçekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Ama hemen sözlerimin başında bugün kaybettiğimiz şehitlerimize Allahtan rahmet diliyorum. Aslında Ramazan ayı, barışın, huzurun, toleransın, kardeşliğin daha pekişmesi ve daha öne çıkması gereken bir ay. Bu toprakların ruhu bunu söylüyor. Ama ne yazık ki, bu toprakların ruhuna ters düşenler, acımasızca teröre başvurmaktan geri durmuyorlar ve bugün maalesef şehitlerimiz oldu. Ailelerine, milletimize, Silahlı Kuvvetlerimize, güvenlik güçlerimize, herkese, bu vesileyle bir kez daha başsağlığı diliyorum. Devletimizin terörle mücadeledeki kararlılığından ve bu mücadelede bütün imkanları kullanacağından da, kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Tabii ki her şeyin başı huzurdur. Huzur ve güvenliktir. Huzur ve güvenliği çok geniş anlamda düşünebiliriz. İş dünyasındaki huzur, karşılıklı anlayış, dayanışma, bu da çok önemlidir. Bir taraftan işverenlerimiz, bir taraftan çalışanlarımızın, emekçilerimizin temsilcisi sendikalarımızın huzuru; sanayide, hizmet sektöründe, tarımda, her alanda, çalışma hayatındaki huzur, bir memleketin, genel huzurunun temel direklerinden birisidir. O bakımdan bunu sağlamak da tabii ki, devletin görevidir. Demokrasi, hukuk ve serbest piyasa ekonomisinin bütün prensipleri, ilkeleri çerçevesi içerisinde herkesin birbirinin hukukunu ve birbirinin hakkını gözeteceği şekilde bu ortamı sağlamamız, bunun için de hepimizin karşılıklı diyalog içerisinde olmamız, eminim ki hepimizin en büyük arzusudur. Bu diyalog ortamını, özellikle çalışma hayatında yakinen görüyorum. Sendikalarımız, işverenlerimiz, çok geniş anlamda bütün sivil toplum örgütlerimiz, bu çerçevede büyük bir işbirliği içerisinde ve belki de en çok bir araya gelen kurumlarımızdır. Şüphesiz ki, yeri geldiğinde hükümet de, kamunun temsil edilmesi açısından, bunları koordine etmede büyük bir yine sorumluluk yüklenmektedir.

Zaman zaman sizlerle bir araya geliyorum. Türkiye’nin sadece iktisadi, ekonomik hayatıyla ilgili değil, Türkiye’nin daha geniş anlamda, siyasi hayatıyla, demokratik hayatıyla ilgili de çok değerli görüşleriniz oluyor. Tavsiyeleriniz oluyor. Raporlar hazırlıyorsunuz. Bütün bunları doğrusu dikkatli şekilde izliyorum. Bunları hükümetle paylaşıyorsunuz. Herkes bu fikirlerinizden azami derecede faydalanmak durumunda. Çünkü hazır çalışmalar getiriyorsunuz. Bunları en iyi şekilde muhakkak ki değerlendirmek gerekiyor.

Yine bu çerçevede yeni bir anayasayla ilgili de hepinizin çok değerli çalışmaları var. Çok değerli katkılar sağlıyorsunuz. İnanıyorum ki, bunlar el birliği içerisinde, Türkiye’nin geleceğini kurmamızda bize büyük ufuklar açacaktır. Şunu unutmayalım ki: Memleket kendi memleketimizdir. Hepimiz bu ülkenin birbirine eşit, şerefli vatandaşlarıyız. Hepimizin bireysel sorumluluğu olduğu gibi, kurumsal sorumluluğu da vardır. Bugünkü dünyada bütün ülkeler birbiriyle adeta U borusu gibi birleşmiş vaziyettedir. Çevremizde olanları, dünyanın başka yerlerinde olanları yakinen takip ediyoruz. Gerek siyasi olayları gerekse ekonomik olayları hep yakinen takip ediyoruz. Siyasi olaylar, zaman zaman hak ve özgürlüklerin yeteri kadar olmadığı ülkelerde, adeta patlamalara sebep oluyor. Ve büyük acılar çekiliyor ve onların acılarını biz de duyuyoruz.

Diğer taraftan, ekonomik olaylar, bugünkü dünyada herkesi etkilemektedir. Öyle ki büyük bir bankanın yanlışı, o bankayla hiç ilgisi olmayan insanları da etkilemekte. Herhangi bir ülkedeki faizlerin düşmesi, çıkması, enflasyon ve hatta beklentiler, bütün dünyayı, herkesi artık ilgilendirmekte ve hepimizi etkilemekte.

Özellikle son yıllarda dünya büyük ekonomik krizlerle karşı karşıya kalıyor. 2008 krizinin üstünden, şimdi yine başka bir krizle karşı karşıyayız. Bütün bunlar, her ülkenin kırılgan olduğunu da göstermekte. Ve bu ortam içerisinde, ülkeler ne kadar kendilerini düzene koyarlarsa, ne kadar kendi iç barışlarını diyalog yoluyla temin ederlerse, ne kadar çok çalışma hayatında, karşılıklı anlayış içerisinde ve birbirinin hukukunu saygı duyacak ve koruyacak bir ortam oluşturursa, o kadar bu zararlardan etkilenmeden kurtulabilir.

Tabii ki sadece bu krizlerden kurtulmak değil, refah düzeyini topyekûn yükseltmek, yüceltmek gerekir. Ülkemizde bazı bölgelerde refah düzeyinin hâlâ geride olduğu da hepimizin malumudur. Dolayısıyla el birliği içerisinde çalışmamız, bütün enerjimizi ülkenin refahına, mutluluğuna vermemiz gerekmektedir. Sizler çalışma hayatının en değerli temsilcilerisiniz. Sizler ne kadar mutlu olursanız, bu memleket o kadar mutlu demektir. Şunu unutmayalım ki: Mutluluk sadece özgürlüklerle, sadece hukukla da olmuyor. Onun yanında ekonomik zenginlik, herkesin, bütün vatandaşlarımızın temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği, rahat bir şekilde karşılayabileceği bir ortamın da sağlanması mümkün olmazsa, yine mutluluktan bahsetmeyiz. Kiminin yediği, kiminin baktığı bir ülke olursa o zaman yine mutluluktan bahsedemeyiz. Komşusu açken diğer bir komşunun tok olmasını düşünemeyiz. O bakımdan el birliği içerisinde bir taraftan kamuda sorumlu olanlar, devlette sorumlu olanlar, bir tarafta özel hayatta, özel sektörde sorumlu olanlar hep beraber el birliği içerisinde, inanıyorum ki bu arzu ettiğimiz değerlere, arzu ettiğimiz ortama ulaşacağız ve bunu sağlamak da bizim elimizde olacak.

Ben bir kez daha böyle güzel bir günde buraya teşrif ettiğiniz için hepinize tekrar teşekkür ediyorum.