Şemdinli İddianamesi/Soruşturma evrakı incelendi

Vikikaynak sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Şemdinli İddianamesi Şemdinli İddianamesi Olaya ilişkin şüphelilerin savcılık ifadeleri
SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ :

Şüphelilerden Ali KAYA’nın 17 Temmuz 2004 tarihinden itibaren; Özcan İLDENİZ’in ise 16 Temmuz 2004 tarihinden itibaren Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde Astsubay olarak görev yaptıkları,

Şüpheli Veysel ATEŞ’in Hakkâri il merkezinde ikamet ettiği, 1988 yılında PKK Terör örgütüne katıldığı, kendisinin Hakkâri, Yüksekova, Çukurca, Şemdinli ve Beytüşşebap bölgesinde örgütsel faaliyetlerde bulunduğu, örgüt içerisinde örgütsel eğitim aldığı, silâh ve bomba eğitimi de aldığı, 27.07.1991 tarihine kadar örgütsel faaliyetlerine devam ettiği, bu tarihten sonra örgütten kaçarak Irak’ın kuzeyinde fiilî hâkimiyet alanı bulunan KDP Bölgesine gittiği, 29.04.1997 tarihinde Habur Sınır Kapısından Türkiye’ye giriş yaparak güvenlik güçlerine teslim olduğu, yapılan yargılama sonucu Devletin Hâkimiyeti Altında Bulunan Topraklardan Bir Kısmını Devlet İdaresinden Ayırmaya Yönelik Eylemlerde Bulunmak suçundan ceza aldığı, bu cezanın infazı sırasında 27.08.2000 tarihinde naklen Şemdinli Cezaevine geldiği, 17.11.2000 tarihine kadar bu cezaevinde kaldığı, bu tarihte Hakkâri Kapalı Cezaevine nakledildiği, Veysel ATEŞ’in 2003 yılından itibaren Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından “görüşülen şahıs” konumu ile istihbarî çalışmalarda bulunulduğu, 2001 yılında çıkartılan JGY:37-8 Haber Elemanlarının Temini, Kullanımı ile Etkinliklerinin Tespiti ve Kontrolü Yönergesi esaslarına göre 03.08.2004 tarihinde “Haber Elamanı” olarak kayıtlara alındığı,

Mağdur/Şikâyetçi Seferi YILMAZ’ın Şemdinli ilçe merkezinde ikamet ettiği, Şemdinli ilçesi Özipek Pasajı’nda bulunan Umut Kitapevi’ni işlettiği, Seferi YILMAZ hakkında 15 Ağustos 1984 yılında PKK Terör örgütünce Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı’na yapılan silâhlı saldırıya kılavuzluk yaptığı, Devletin Hâkimiyeti Altında Bulunan Topraklardan Bir Kısmını Devletin İdaresinden Ayırmaya Yönelik Eylemlerde bulunmak suçundan yargılandığı ve ceza aldığı, PKK Terör örgütünün Şemdinli ilçesi kırsalında faaliyet gösteren örgüt mensupları ile irtibatlı olduğu, bu örgüt mensuplarına malzeme temin ettiği, yardım ve yataklık yaptığı, eylem yapılacak yerler ile ilgili bilgiler verdiği, bölgede bulunan örgüt mensuplarının ailelerine yardımcı olduğu, DEHAP ile ilgili bütün faaliyetlerde ön planda olduğu, yeni kurulan Demokratik Toplum Hareketi’nin (DTH) Şemdinli’deki kurucu üyeleri arasında yer aldığı, örgüt içerisinde Haci (K) olarak tanındığı, Şemdinli’deki son dönemlerde meydana gelen bazı bombalama olaylarına karıştığı şeklinde hakkında teknik takip ve istihbarat bilgilerinin bulunduğu, Seferi YILMAZ hakkında bu iddialar ile ilgili olarak hâlen Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğimizin 2006/76 sayılı soruşturma dosyasında PKK Terör Örgütüne Yardım Etmek suçundan soruşturmanın devam ettiği,

Şüpheli Ali KAYA’nın İstihbarat Şube Müdürlüğü nezdinde genelde Hakkâri merkezde görev yaptığı, şüpheli Özcan İLDENİZ’in ise Şemdinli ilçesinde istihbarî çalışmalar yapmak üzere görevli olduğu, yapılan istihbarî çalışmalarda Şemdinli ilçesinde ikamet eden ve Umut Kitapevi isimli iş yerini çalıştıran ve PKK Terör Örgütüne Yardım Etmek suçundan soruşturma evrakı tefrik edilen Seferi YILMAZ isimli kişinin PKK terör örgütü üyesi olan Sabri (K) Ali KISIKYOL isimli örgüt mensubu ile işbirliği içerisinde olduğu ve Seferi YILMAZ’ın Şemdinli ilçesinde terör örgütünün vergilendirme, eylem, istihbarat, birlik keşifleri ve sınır kaçakçılığı konusunda örgüte yardım etme ve örgüt adına para alma konumunda olan Şemdinli örgüt sorumlusu olduğunun tespit edildiği ve Seferi YILMAZ isimli şahsın Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’nce takibe alındığı, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği’nin 19.09.2005 gün ve 2005/307 Müt. Sayılı kararı ile 0536 368 10 02 numaralı; önce Seyfullah KOÇ adına kayıtlıyken daha sonra Mesut SALIKBAĞRA adına kayıtlı olup hâlen PKK Terör örgütünün üyesi olan Sabri (K) Ali KISIKYOL tarafından kullanıldığı iddia edilen telefonun üç (3) ay süre ile dinlenmesi, izlenmesi, tespit edilmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına dair karar gereğince bu telefonun teknik takibinin yapıldığı, 04.11.2005 günü saat 16:32 sıralarında Sabri (K) Ali KISIKYOL ile Seferi YILMAZ’ın telefonda görüşme yaptığı, telefon görüşmesine göre Sabri (K) Ali KISIKYOL’un Seferi YILMAZ’dan bir adres istediği Seferi YILMAZ’ın da Umut Kitapevi Şemdinli adresini verdiği, Sabri (K) Ali KISIKYOL’un bu adrese Almanya’dan eşyaların geleceğini beyan ettiği, 15.11.2005 günü saat 15:28 sıralarında Sabri (K) Ali KISIKYOL’un amcasının oğlu olduğu ve hâlen asker olduğu anlaşılan bir kişi ile telefon görüşmesi yaptığı, bu telefon görüşmesinin kapsamına göre Ali KISIKYOL’un amcasının oğlunun Sabri (K) Ali KISIKYOL’a, gönderdiği eşyaların bulunduğu Umut Kitapevi’nin havaya uçtuğunu söylediği, Sabri (K) Ali KISIKYOL’un da amcasının oğluna gönderdiği eşyaların MP3 ve bir kalem olduğunu ve değerlerinin 300 Avro olduğunu söylediği, amcasının oğlunun da Sabri (K) Ali KISIKYOL’a eğer o eşyayı almasak Şemdinli’nin Alay Komutanının gideceğini beyan ettiği, yine telefon görüşmelerinde kimlik bilgileri belli olmayan amcasının oğlunun 0536 368 10 02 numaralı telefonu kullanan Sabri (K) Ali KISIKYOL’a “o alçaklar onların ayakları altında bomba atmışlardı, telefonla görüştüğüm adam altına bomba attılar alçaklar bu ayın dokuzunda” şeklinde sözler de söylediği,

04.11.2005 günlü Sabri (K) Ali KISIKYOL ile Seferi YILMAZ’ın Kitapevine gelecek olan bu paketin PKK Terör örgütünün dağ kadrosuna gönderileceği değerlendirmesini yapan Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün Seferi YILMAZ’ı yukarıda belirttiğimiz üzere takibe aldığı, Seferi YILMAZ ile ilgili istihbarî faaliyetler ve çalışma yapmak üzere şüpheli Ali KAYA ve Özcan İLDENİZ’in görevlendirildiği1, şüpheliler Ali KAYA ve Özcan İLDENİZ’in 07.11.2005 tarihinde yanlarında istihbarî faaliyetlerde haber elemanı olarak kullanılan eskiden PKK terör örgütünün içerisinde yer almış daha sonra terör örgütünden ayrılmış itirafçı konumunda olan diğer şüpheli Veysel ATEŞ’in de bulunduğu her üç şüphelinin Şemdinli ilçesinde 04.11.2005 tarihindeki telefon görüşmesinde bahsi geçen paketin ele geçirilmesi için ne şekilde hareket edecekleri konusunda değerlendirmeler yaptıkları, paketin geleceği kişi olarak değerlendirilen Seferi YILMAZ’ın ev ve iş yerlerinin krokisini çizdikleri, Seferi YILMAZ hakkında istihbarî çalışmaları yapan, ev ve iş yerinin krokisini çizen şüpheliler Ali KAYA ve Özcan İLDENİZ’in suç tarihi olan 09.11.2005 günü “Yüksekova ve Şemdinli ilçeleri bölgesinde bulunan örgüt mensupları hakkında bilgi elde etmek, istihbarî ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak” maksadı ile 9 Kasım 2005 günü saat 08:00.dan itibaren görevlendirildiğini ve kendilerine gereken yardımın ve kolaylığın sağlanmasını içeren Hakkâri İl Jandarma Alay Komutanı Erhan KUBAT’ın 08.11.2005 gün ve İSTH : 3590-2816 – 05/TER.OLY. (3365) sayılı Faks Mesaj Formu Görevlendirme yazısı ile görevlendirildikleri, -anlaşıldığı üzere- görevin içerisinde daha önceden Seferi YILMAZ hakkında elde edilmiş bilgi ve belgelerin Adlî makamlara iletilmesine ilişkin bir hususun bulunmadığı. Şüpheliler Ali KAYA, Özcan İLDENİZ ve Veysel ATEŞ’in 07.11.2005 günü sivil plaka olan 30 AK 933 Plaka sayılı araç ile Şemdinli ilçesine göreve gittikleri, görevlendirmede Ali KAYA ve Özcan İLDENİZ’in olduğu oysa araçta üç kişilik silâh ve mühimmatın bulunduğu, araç içerisinde bulunan silâhlardan birisinin Uzman Çavuş Uğur ÖZDEMİR’e ait olduğu, oysa bu silâhın resmî kayıtlara göre Uğur YILDIRIM isimli bir Uzman Çavuş’a teslim edildiği, bu durumun Jandarma Teşkilâtı’nın iç disiplinine uygun bir uygulama olmadığı, nitekim askerî bir disiplin ve hiyerarşi uygulayan ve her konuda ayrıntılı talimat ve yönergelerle iş ve işlemlerini yürütün Jandarma Teşkilâtı’nın istihbaratçılarının Hakkâri gibi terörün yoğun olarak yaşandığı ve her an her türlü olayın gerçekleşme ihtimali olan bir yörede çok miktarda silâh ve mühimmat ile başkalarının eline geçmesi sakıncalı bilgi ve belgelerin sorumsuzca otomobile konulup göreve çıkılmış olmasının gerek göreve çıkanlar gerekse bunları görevlendiren ve denetlemeyenler açısından ciddi bir tedbirsizlik ve dikkatsizlik olduğu,

1 Ülke Seviyesinde İstihbarat Yapma Yetkisi : 3201 sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanununun 1. maddesinde: “memleketin umumi emniyet ve asayişinden Dahiliye Vekili mesuldür. Dahiliye Vekili bu işleri, kendi Kanunları dairesinde hareket eden Emniyet Umum Müdürlüğü ile Jandarma Komutanlığı ve icabında diğer bütün zabıta teşkilâtı vasıta ile ifa ve lüzum halinde icra vekilleri heyeti kararı ile ordu kuvvetlerinden istifade eder.” denilmektedir. Bu maddenin İçişleri Bakanına verdiği yükümlülük, memleketin genel emniyet ve asayişini sağlamaktır. Emniyetin sağlanması için, Kolluğun muhtemel suçlular hakkında bilgi dosyası oluşturması gerekmektedir. Böyle bir çalışma, kişi hak ve özgürlükleri ile yakından ilgilidir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere, kanunu koyucu her kurumu kendi kanunu ile ayrı ayrı yetkilendirmiş ve bu yetkinin sınırlarını da çizmiştir. Ayrıca Emniyet Teşkilâtı Kanununun 8. maddesinde belirtilen “Polis: idarî, adlî ve siyasi kısımlara ayrılır.” hükmüne paralel olarak adlî görev ile siyasi görev içinde yer alan istihbarat görevinin birbirine karıştırılmamasına özen gösterilmiştir. Polisin görev ve yetkileri 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı PVSK ile belirlenmiştir. AB’ye geçiş sürecinde “içişleri ve adalet alanlarında işbirliği” başlıklı 24. bölümün A listesi, İçişleri Bakanlığına gerekli uyum hazırlıklarını yapma görevini vermiştir. Demokratik Hukuk Devletlerinin varlığını tehdit eden terör odaklarının zamanında teşhisi, eylemlerine daha ortaya çıkmadan engel olunabilmesi, taktik ve stratejilerini devamlı olarak değiştiren yıkıcı, bölücü ve irticai örgütler karşısında genel kolluk kuvvetlerinin yasal yetkilerinin yeniden düzenlenmesi gereklidir. Bu noktada önemli kilometre taşlarından birisi “istihbarat” alanıdır. Bu husus, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda 1985 yılında eklenen Ek-7 nci madde ile ilk defa belirginleşmiştir.

Ek Madde 7- (Ek: 16/6/1985-3233/7 md.) “Polis Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.” Bu madde, TBMM’de görüşülürken dönemin İçişleri Bakanı Yıldırım AKBULUT tarafından, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü ve Anayasa düzenini korumayı amaçlayan bir İstihbarat Dairesi kurduklarını, ülkelerin güçlü olması ve ileri safhalara ulaşabilmeleri için istihbaratın bütün dünyada kabul edilmiş bir unsur olduğunu ifade ettikten sonra, bu yasanın Polise neden yetki verdiğini “Devletin Güvenliği ve Demokrasinin Selameti açısından” ifadesini kullanarak açıklamıştır. Kanun koyucunin bu tavrı istihbarat yetkisinin polisin ilgili dairesi ile sınırlı olduğunun göstergesidir. Bununla birlikte, Anayasamızda yapılan değişiklikler ve uluslararası sözleşmeler gereği hazırlanan 5397 sayılı yasa, istihbarat ihtiyaçlarını karşılamak için meydana getirilmiş ikinci önemli adımdır. Bu yasa istihbarat sistemin işlemesini, bu hususta hukuka uygun işlemlerin ne suretle gerçekleştirileceğini, kararların hangi makamlar tarafından ve ne gibi koşullara uyulması suretiyle alınacağını, bu husustaki denetim kurallarını ve usullerini, İstihbarat ihtiyacının milletlerarası hak bildirileri ve anayasanın güvencelerine uygun olarak nasıl giderileceğini ve hangi birimlerin hangi alanda ve ne ölçüde yetkilendirildiğini göstermektedir. Bu açıklamadan sonra maddelere bakılacak olursa; Birinci madde polis istihbaratını düzenlemiştir. İlk fıkra kapsamı belirleyen fıkradır. Ülkenin genel güvenliği temelinde ülke seviyesinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Türk Ceza Kanununda 250 nci maddesinde sayılan suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla iletişimin tespiti, dinleme, kayda almaya ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olanaklı kılınmıştır. İletişime müdahaleler hakim kararıyla gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise, Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Daire başkanının yazılı emriyle olacaktır. Bu çerçevede yapılacak müdahaleler terör tehdidinin devam etmesi durumunda hakimin takdiriyle tehlikenin bitimine kadar uzatmaya olanaklıdır. Jandarma Teşkilâtı açısından getirilen 2. maddedeki düzenleme ile; 5397 sayılı Kanunda sayılan yöntemler Jandarma Teşkilât ve Görev Kanunun 7. maddesinin (a) fıkrasında belirtilen görev ve sorumluluk sahasıyla sınırlandırılmıştır. Bu madde ile kanun koyucu Jandarma teşkilâtına istihbarat üretme amacıyla değil suçları önleme noktasında önleyici dinleme olarak da nitelendirebilecek idarî bir işlem tesis etmiştir. Maddenin amacı sorumluluk sahasında işlenmek üzere olan ancak kuvvetli emarelerin bulunmaması durumunda iletişime müdahale etmek suretiyle suçun engellenmesini sağlamaktır. Yasa koyucu bu kurumun istihbarat elde etmesini bizatihi kendisine bırakmamış, bu konuda talep ettikleri istihbarat üretme yetkisine yönelik yasal düzenlemeleri TBMM’den geri çekmiştir. 5397 sayılı yasanın komisyon görüşmelerinde sorumluluk sahasındaki bu tür ihtiyaçlarını polis ve MİT kaynaklarından sağlamasını daha uygun görmüştür. Bazı milletvekilleri ise bu noktada teklifteki istihbarat elde etme kavramının jandarma açısından uygun görmediklerini muhalefet şerhleri ile belirginleştirmişlerdir. Nitekim kanun koyucu de bu noktayı haklı görerek TBMM Genel Kurulunda bu yönde verilen önerge ile tekliften bu kavramın kaldırılmasını desteklemişlerdir. Kaldı ki; Bu özel düzenlenme ile getirilen kısıtlamaya PVSK’nın 25. maddesine dayanılarak geniş yorum getirmek hiçbir hukuk otoritesinin kabul edemeyeceği aşikardır. Kanun koyucu bu düzenlenme ile sorumluluk sahası dışında istihbarat yapma yetkisini engellemiştir.

PVSK-Madde 25 “Polis teşkilâtı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve bucak jandarma komutanları ile jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri kullanırlar.” İstihbarat görevi yetkisini düzenleyen PVSK Ek-7. madde incelendiği zaman bu görevlerin polis içerisinde bile tüm birimlere bırakılmadığı açıktır. Yasa böyle hassas bir görevi bu konuda gerekli eğitimlerin verildiği, tahkikatları ayrıca yapılarak ehil oldukları çeşitli sınavlardan geçirilerek belirlenen İstihbarat Dairesi Başkanlığı görevlileri ile kısıtlamıştır. İstihbarat görevi bu açıdan da diğer polisiye görevlerden ayrıştırılmıştır. Bu görevi yürüten personel sicil notları dışında ayrıca değerlendirme prosedürleri ile sürekli olarak denetlenmektedir. Kanun koyucu tüm bu hususları gözeterek askerî bir disipline sahip diğer kolluk birimine Anayasal haklara yönelik istisnai tedbirleri kullanacak olan birimlerde de kısıtlamaya gitmiştir. Bu husus komisyon üyelerinin ayrışık oy gerekçelerinde de net bir şekilde dayanakları ile birlikte belirtilmektedir. Bu husus AB’nin çeşitli ilerleme raporlarında da dile getirilmiştir. Bilindiği üzere; özel düzenlenen bir alanda, genel düzenlemeleri dayanak göstererek hukukî dayanak aramak kabul edilemez bir uygulamadır. Yukarıda da belirtildiği üzere, Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun olası öngörülemeyen durumlarda kullanılmak ve Jandarma görev kanununda gereksiz tekrarlardan kaçınmak için düzenlediği bir maddeyi, “istihbarat görevi” gibi son derece detaylı ve hassas bir maddeyle ilişkilendirerek kullanmak hukuka uygun bir yorum değildir. Hukukta yorum yapılırken lafzi yorum yanında maddenin hedefini gözeten manevî yorumu da önemli bir husus olarak gözetilmelidir. Hakkâri ilindeki Jandarma İç Güvenlik Birliklerinin Hiyerarşik Yapısı Şu Şekildedir.

Jandarma; 2803 Sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanununun da emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren silâhlı, askerî bir güvenlik ve kolluk kuvveti olarak tarif edilmektedir. 2803 Sayılı Kanunda ve Jandarma Teşkilâtı Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinde Jandarma birliklerinin; Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülen haller ile sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hallerinde gerekli olan bölümü ile Kuvvet Komutanlıkları emrine gireceği, kalan bölümü ile Jandarma Genel Komutanlığı emrinde rutin görevlerine devam edeceği de belirtilmiştir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı illerimizde, 1987 yılında 285 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliğinin İhdası Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname ve bu KHK’ye ilave hüküm eklenmesine dair 286 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile, terörle mücadelede bazı düzenlemeler yapılmış ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü birlik ve birimlerinin gerek kendi aralarında gerekse mülkî makamlarla olan ilişkilerinde, hangi esaslara bağlı olarak faaliyet yürütecekleri açıklanmıştır. Olağanüstü hal uygulaması niteliği itibariyle geçici bir uygulamadır. Bu sebeple, 285 ve 286 sayılı KHK’lerdeki esas ve usullerden olağan döneme geçiş sırasında emir komuta ilişkileri başta olmak üzere, terörle mücadele faaliyetlerinde bir boşluk içerisine düşülmemesi amacıyla 07 Temmuz 1997’de Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında, 5442 Sayılı İl İdaresi Kanununun 11/D maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak toplam (27) maddeden oluşan bir “Müşterek Protokol” imzalanmıştır. İmzalanan protokol, Genelkurmay Başkanlığınca Jandarma dahil ilgili Türk Silâhlı Kuvvetleri birimlerine ve İçişleri Bakanlığınca da, 81 İlimizin Valiliğine ve ilgili birimlerine gönderilmiştir. Protokolün yayımlanmasından sonra, Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan ve zaman zaman yenilenen EMASYA direktifleri yayımlanarak, anılan Müşterek Protokoldeki hususlar teyit edilmiştir. En son olarak da, 06 Temmuz 2005 tarihinde Genelkurmay Başkanlığınca “MD: 117-1 TSK Birliklerinin Emniyet, Asayiş ve Yardımlaşma (EMASYA) Görevlerinde Kullanılmasına İlişkin Planlama Direktifi (EMASYA Direktifi)” hazırlanarak, Jandarma dahil Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin ilgili birlikleri ile Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Valilikler, İl Emniyet Müdürlükleri başta olmak üzere pek çok sivil makama da gönderilmiştir. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanununun 11/D maddesine göre, Valiler, ilde çıkabilecek veya çıkan olayları; öncelikle emrindeki kolluk kuvvetleri ile önlemeye çalışacaklar, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayamadıkları takdirde, diğer illerin kolluk kuvvetleri ile bu iş için tahsis edilen diğer kuvvetlerden yararlanabileceklerdir. Bunun yanında, askerî birliklerden kuvvet talep edilmesinin usul ve esasları ise, Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında yapılan protokol ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan ilgi direktif ile belirlenmiştir. Bu düzenlemelerde, valilerin, askerî birlik taleplerini EMASYA Bölge veya Tali Bölge Komutanlarına iletmeleri gerektiği öngörülmüştür. Aynı maddenin 3. alt bendi gereğince, Valinin yardım talebi üzerine, ilde çıkabilecek veya çıkan olaylarda görev alan askerî birlikler, 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’ndan doğan yetkiler ile diğer kanun ve düzenlemelerden doğan kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip oldukları yetkileri kullanarak terörle mücadele görev ve sorumluluklarını yerine getirirler. Kolluk kuvvetlerinin genel güvenlik ile ilgili görevleri, 2803 sayılı Kanunun 7. maddesinin birinci fıkrasının a ve b bentleri ile 2559 sayılı Kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasında; Terör suçları dahil her türlü suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adlî hizmetleri yerine getirmek olarak düzenlenmiştir. Vali tarafından askerî birliklerden yardım istendiğinde; Olayların niteliğine göre istenen askerî kuvvetin büyüklüğünü (personel, malzeme, teşkilât vs.) belirleme yetkisi, vali ile koordine etmek şartıyla, askerî birliğin komutanına aittir. Görevde kalış süresini belirleme yetkisi, askerî birliğin komutanıyla koordine etmek şartıyla valiye aittir. Muhtemel olaylar için istenen ve büyüklüğü ile görevde kalış süresi yukarıda belirtildiği şekilde belirlenen askerî kuvvet, birlik komutanı tarafından, valinin görüşü de alınarak olaylara hızlı bir şekilde el koymaya uygun olacağı değerlendirilen yerde, cereyan eden olaylar için ise olay yerinde hazır bulundurulur. Askerî kuvvetin müstakil olarak görevlendirilmesi durumunda, verilen görev askerî kuvvet tarafından kendi komutanının sorumluluğu altında ve onun emir ve talimatlarına göre yerine getirilir. Bu durumda güvenlik kuvvetleri ile yardıma gelen askerî kuvvet arasında işbirliği ve koordinasyon, yardıma gelen askerî birliğin komutanının da görüşü alınarak vali tarafından tespit edilir. Askerî birliğin belirli görevleri jandarma ya da polis ile birlikte yapması durumunda; komuta, sevk ve idare, askerî birliklerin (Jandarma dahil) en kıdemli komutanına aittir. Kolluk kuvvetleri askerî birliklerin olay mahalline intikal ettiği andan itibaren askerî komutanının emrine girerler. Askerî komutan tarafından aksine bir emir verilmedikçe olay mahallindeki kolluk kuvvetlerinin almış oldukları tertip, tedbir ve düzenler bozulmaz. Olaylara müdahalede hangi kurum-kuruluşların destek görevi alacağı, il valileri veya görevlendirildiyse koordinatör vali tarafından, ilgili EMASYA Bölge/Tali Komutanlıkları ile koordine edilerek belirlenir ve bu husus önceden yapılacak planlamalarda ayrıntılı olarak belirtilir. İlgili mülkî amir tarafından görevlendirilen Polis Özel Harekât Timleri, iç güvenlik harekâtı süresince EMASYA Bölge ve Tali Bölge Komutanlıklarının Harekât Kontrolündedir. Geçici köy korucuları, bölgedeki ilgili Jandarma komutanlığının emir-komutasında olarak, EMASYA Komutanlıklarının harekât kontrolünde görev yaparlar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ayrılıkçı ve bölücü terör örgütü ile zamanında, süratli ve etkin bir şekilde mücadele edebilmesi için, bu bölgelerde, Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığınca imzalanan protokol gereğince, Valilerden alınan izin ve onaylarla kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlama yetkileri bulunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı birimleri ve bunların harekât kontrolüne verilen Jandarma iç güvenlik birlikleri kullanılmaktadır. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda, Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı da, terörle mücadele görevinin yürütülmesinde, öncelikle aynı garnizon içinde bulunan Hakkâri Dağ Komando Tugay Komutanlığının (EMASYA Tali Bölge Komutanlığı), sonra bir üst komutanlık olan Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığının (EMASYA Bölge Komutanlığının) bir birimi durumundadır ve faaliyetlerini bu çerçeve de yürütmektedir. Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı; Genelkurmay Başkanlığının 21 Mayıs 2001 gün ve HRK: 7130-58-01/GHD.Pl.Ş. (176) sayılı emri ile 2 nci Ordu/ Malatya’nın Harekât Kontrolünde görev yapmaktadır.

Sonuç olarak; Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı, belirtilen yasal mevzuat doğrultusunda terörle mücadele faaliyetlerini yürütmekte; emir komuta ilişkileri açısından, yasal düzenlemeler ile Protokol esaslarına göre yürütülen uygulamalar arasında hiçbir farklılık bulunmamaktadır. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Doğu, Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan Jandarma Genel Komutanlığı birlikleri ile Jandarma Genel Komutanlığı arasındaki emir komuta bağlantısı diğer bölgelere göre farklılık göstermektedir. Batman, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Siirt, Şırnak, Şanlıurfa ve Van illerindeki Jandarma Genel Komutanlığı birliklerinin İç Güvenlik Harekâtının yürütülmesi ile ilgili konularda Kara Kuvvetleri Komutanlığı birliklerinin Harekât Komutası/Kontrolünde olduğu anlaşılmaktadır.

Bu kapsamda düzenlenen EMASYA Direktifi gereğince;

  • Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı, Hakkâri Dağ ve Komando Tugay Komutanlığına (Hakkâri EMASYA Tali Bölge K.lığı olarak),
  • Hakkâri Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığına (EMASYA Bölge Komutanlığı olarak), ,
  • Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Malatya 2. Ordu Komutanlığına,
  • Malatya 2. Ordu Komutanlığı da Kara Kuvvetleri Komutanlığına, bağlı olarak faaliyet göstermektedir.

EMASYA Direktifi gereğince Hakkâri Dağ ve Komanda Tugay Komutanlığı Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığına bağlı olarak faaliyet yürütmektedir. Bu kapsamda Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı’nın yapmış olduğu bir faaliyetin, operasyonun ve çalışmanın olumlu veya olumsuz sonuçlarından doğrudan doğruya Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı sorumludur. EMASYA Direktifi gereğince bu sorumluluk zincirinin bağlantıları takip edildiğinde sorumluluğun Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na kadar uzandığı görülecektir.

Bu açıklamalar ışığı altında istihbarat yapma konusunda;

5397 Sayılı Yasada birinci madde polis istihbaratını düzenlemiştir. İlk fıkra kapsamı belirleyen fıkradır. Ülkenin genel güvenliği temelinde ülke seviyesinde 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Türk Ceza Kanununda 250. maddesinde sayılan suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla iletişimin tespiti, dinleme, kayda almaya ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olanaklı kılınmıştır. İletişime müdahaleler hakim kararıyla gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise, Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Daire başkanını yazılı emriyle olacaktır. Bu çerçevede yapılacak müdahaleler terör tehdidinin devam etmesi durumunda hakimin taktiriyle tehlikenin bitimine kadar uzatmaya olanaklıdır. Jandarma teşkilâtı açısından getirilen 2. maddedeki düzenlemede ise; bu yöntemler teşkilât ve görev kanunun 7. maddesinin a fıkrasında belirtilen görev ve sorumluluk sahasıyla sınırlandırılmasıdır. Jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak görevleri Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmaktır. 5397 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile ile kanun koyucu Jandarma teşkilâtına istihbarat üretme amacıyla değil suçları önleme noktasında önleyici dinleme olarak da nitelendirebileceğimiz idarî bir işlem tesis etmiştir. Maddenin amacı sorumluluk sahasında işlenmek üzere olan ancak kuvvetli emarelerin bulunmaması durumunda iletişime müdahale etmek suretiyle suçun engellenmesini sağlamaktır. Yasa koyucu bu kurumun istihbarat elde etmesini bizatihi kendisine bırakmamış, bu konuda talep ettikleri istihbarat üretme yetkisine yönelik yasal düzenlemeleri TBMM.den geri çekmiştir. 5397 Sayılı Yasa’nın komisyon görüşmelerinde sorumluluk sahasındaki bu tür ihtiyaçlarını polis ve MİT kaynaklarından sağlamasını daha uygun görmüştür. Bazı milletvekilleri ise bu noktada teklifteki istihbarat elde etme kavramının jandarma açısından uygun görmediklerini muhalefet şerhleri ile belirginleştirmişlerdir. Nitekim kanun koyucu de bu noktayı haklı görerek TBMM Genel Kurulunda bu yönde verilen önerge ile tekliften bu kavramın kaldırılmasını desteklemişlerdir. Kanun koyucu bu düzenlenme ile Jandarma teşkilâtının sorumluluk sahası dışında istihbarat yapma yetkisini engellemiştir. İçişleri Bakanlığı 18/01/2005 tarihli (B050ÖKM0000011-12/76) tarihli genelgesi ile her iki güvenlik teşkilâtını sorumluk bölgeleri konusunda uyarmıştır. Suçun önlenmesi ve suçluların takip edilerek adlî makamların önüne çıkartılması için koordinasyonun önemine dikkat çekilen genelgede sorumluluk alanlarına ilişkin 5442 sayılı “İller İdaresi Kanunu”, 2559 sayılı “Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu”, 2803 sayılı “Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu” ve 2692 sayılı “Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu”nun ilgili maddelerine dikkat çekilmektedir. Genelge ile;

1. “Kolluk birimlerinin kendi sorumluluk alanları dışında gelişen herhangi bir suç hakkında bilgiye ulaşması durumunda; elde edilen bilgilerin o yerin sorumlu kolluk amirine iletileceği ve araştırma, soruşturma ve operasyonun o bölgeden sorumlu kolluk birimi tarafından yürütüleceği,

2. Kolluk birimlerinin kendi sorumluluk alanında başlayan bir suçla ilgili olarak diğer bir kolluk birimi alanında soruşturma, araştırma ve operasyon yürütmesi gerektiği durumlarda göreve başlamadan önce bölgeden sorumlu kolluk amirine görevin mahiyeti ve süresi hakkında bilgi vereceği ve müşterek çalışmanın o yerin idarî amirinin izni alınmak suretiyle yürütüleceği,

3. Adlî makamlar tarafından verilecek arama kararlarında ise il ve ilçe Cumhuriyet Başsavcılarının polis ve jandarma sorumluluk bölgeleri protokollerini esas alacakları; güvenlik güçlerinin sorumluluk bölgelerinin ihlaline sebep verecek arama kararlarını talep edemeyecekleri”, bildirilmiştir.

Hakkâri İl Jandarma Komutanı Erhan KUBAT’ın şüpheliler Ali KAYA ve Özcan İLDENİZ’i Yüksekova ve Şemdinli ilçeleri bölgesinde bulunan örgüt mensupları hakkında bilgi elde etmek, istihbarî ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak maksadı ile 09.11.2005 günü saat 08:00.den itibaren görevlendirdiği, bu görevlendirme ile ilgili olarak bir gün öncesinde Hakkâri Dağ ve Komanda Tugayı ile Yüksekova ve Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlıklarına mesajla bilgilendirdiği bu görevlendirmede polis yada jandarma bölgesi ayrımı yapılmadığı, polis bölgesinde yapılan bu çalışmalar hakkında ilgili mülkî amirlerin ve polis birimlerinin bilgilendirilmediği, jandarmanın polis sorumluluk bölgesinde istihbarat çalışması yapamayacağı dolayısıyla 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun Ek 7 inci 2803 Sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetki Kanunu’nun 10, 12 nci Jandarma Teşkilât Görev ve Yönetmeliği’nin 19, 21, 146. ve 154 üncü, 15.07.1961 tarihli İşbirliği Yönetmeliği’nin 3. ve 4 üncü maddeleri ile İçişleri Bakanlığı’nın 13.01.2005 tarihli genelgesine aykırı hareket ettiği, Terörle mücadelede küresel gelişmeler ve Türkiye’nin yukarıda belirtilen kendine özgü şartlarını ve şehir yaşamındaki gelişmeleri gözeten kanun koyucunun hayata geçirdiği 5397 Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” un birinci maddesi ile Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na yurt genelinde istihbarat yapma yetkisi verilirken aynı kanunun ikinci maddesinde Jandarma Genel Komutanlığı’na sadece kendi sorumluluk sahasında suçu önleyici amaçlı teknik istihbarat yapma hakkı ve görevi getirilmiştir. Üstelik alt komisyonlardaki görüşme notları ve kanunun şekli itibariyle yorumlandığında kanun koyucunun Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’nın görev ve yetkilerin ayrı ayrı düzenleyerek her iki kurumun kanunlarla belirtilen kendi sorumluluk sahalarına ve birbirlerinin görevlerine ilişkin müdahâlenin önlenmeye çalışıldığı ortaya çıkmaktadır. Bu noktada Şemdinli olayları sırasında ilçe merkezinde görevli olduğun öne süren Jandarma Personelinin üstlerinden emir almış olduklarını öne sürseler dahi emri verenin kanunlara aykırı davrandığı ortaya çıkmaktadır. Yine ilgili genelge gereği polis sorumluluk bölgesinde suçu önleyici teknik izleme ve dinlemenin yapılmasının adlî makamlardan talep edilmesinin kanuna aykırı bir durum ortaya çıkarttığı, Bu açıklamalarla Hakkâri İl Jandarma komutanı Albay Erhan KUBAT’ın Hakkâri Dağ Komando Tugayına, Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı’na ve Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı’na 08/11/2005 tarihinde yazdığı görevlendirme yazısı güvenlik güçleri arasındaki koordinasyonun gereklerini yerine getirmediği görülmüştür. Bu yazı ilgili genelgede belirtilen “Aynı kolluk birimlerinin farklı il ve ilçelerde birbirlerinin sorumluluk alanlarında çalışma yapmasını gerektiren durumlarda müşterek hareket edileceği ve mülki amire haber verileceği” hükmünü karşılamaktadır. Üstelik görev yazısının mahiyeti icabı genelgenin diğer hükümlerinin yerine getirilmesi gerektiği zımnen kabul edilmektedir. Yine elde edilen delil ve ifadelerden mülkî amirin görevin mahiyeti ve şekli hakkında bilgilendirildiğine ilişkin bir sonuç elde edilememiştir. Hakkâri İl Jandarma komutanı Albay Erhan KUBAT’ın sıralı amirleri Hakkâri Dağ ve Komando Tugay Komutanı Erdal ÖZTÜRK ve Van Asayiş Kolordu Komutanı Selahattin UĞURLU’dur. Askerî hiyerarşinin yapısı gereği ve EMASYA direktifleri gereğince astın üstten habersizce, onun bilgisi, izni veya emri olmadıkça her hangi bir iş ve işlem yapamayacağı genel bir kural olduğu düşünülürse hâlen Hakkâri Dağ ve Komando Tugay Komutanı Erdal ÖZTÜRK ile Van Asayiş Kolordu Komutanı olarak görev yapan Selahattin UĞURLU’nun bu tür yasaya aykırı olarak yapılan istihbarat çalışmalarından bilgisinin olmadığı düşünülemez. Yasaya aykırı olarak yapılan istihbarat faaliyetleri ile ilgili Erhan KUBAT, Erdal ÖZTÜRK ve Selahattin UĞURLU hakkında Görevi Kötüye Kullanmak suçundan Görevsizlik verileceğinden, soruşturma evrakı Genel Kurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı’na gönderilmek üzere tefrik edilerek Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğimiz soruşturma defterinin 2006/152 sırasına kaydı yapılmıştır.

2 JİTEM NASIL KURULDU? Cem ERSEVER biyografisinde bu konu şu şekilde özetlenmektedir. “Eylül sonrasında Güneydoğu'da yaşanan terör olaylarına karşı mücadele etmek amacı ile istihbarat toplamak ve toplanan istihbarat ile operasyonlar düzenlemek amacıyla Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Teşkilâtı (JİTEM) adı altında faaliyet gösteren merkezî bir örgütlenmenin fikir babalığını yaptığı ve doğrudan Jandarma Genel Komutanına bağlı olarak çalışacak olan JİTEM'in başına geçtiği” bilinmektedir. Medyada çıkan haber ve araştırmalarda ise ; “Susurluk'ta 3 Kasım 1996'da meydana gelen kazadan itibaren varlığı sürekli tartışılan ve resmiyette var olmadığı belirtilen JİTEM, ilk defa Diyarbakır'da bir Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmıştır. Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Teşkilâtı anlamına gelen JİTEM'in sivil görevlileri olan eski PKK itirafçıları, işledikleri öne sürülen faili meçhul cinayetler sebebiyle Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmışlardır. Dosyamız içerisinde iddianamesi bulunan davada, 1996'dan itibaren çeşitli faili meçhul cinayetler işledikleri belirtilen sanıklar : PKK itirafçıları Adil TİMURTAŞ, Recep TİRİL, İbrahim BABAT, Jandarma İstihbarat elemanları Mehmet Zahir KARADENİZ, Lokman GÜNDÜZ ve korucu Faysal ŞANLI’dır. İddianamede, itirafçıların bu eylemleri o tarihte Diyarbakır'da Jandarma İstihbarat Komutanı olarak görev yapan Binbaşı Ahmet Cem ERSEVER'in "komutasında" yaptıkları vurgulanmıştır. “JİTEM fikri, 1990 yılında Siirt'te görev yapan yüzbaşı Cem ERSEVER'in fikridir. Emirleri bölgedeki komutanlardan değil direkt Ankara'dan alıp operasyonlarını yürütecek bir tim olduğu bilinmektedir. Susurluk kazasından sonra JİTEM hakkında dile getirilenler ortaya çıkınca Jandarma İstihbarat Grup Komutanlıkları, Jandarma Bölge Komutanlığı ya da Alay Komutanlığı'na bağlanarak dolaysız Ankara ilişkisi kesilmiştir. Daha önce JİTEM.de çalışan İtirafçı Abdulkadir AYGAN; Orgeneral Eşref BİTLİS'den Uğur MUMCU'ya birçok faili meçhul kalmış cinayet hakkında önemli bilgiler aktarmıştır. Ayrıca, her ne kadar meydana gelişini takip eden süreçte Hizbullah isimli silâhlı çete tarafından yapıldığı şeklinde değerlendirmeler yapılmış ise de; Gaffar OKKAN'ın öldürülüşünü de Diyarbakır Emniyet Müdürü olduktan sonra JİTEM ve karanlık operasyonlarına göz açtırmayarak rahatsız ettiği bu illegal yapılanmanın hedefi haline gelmesi olarak açıklamıştır.. Abdulkadir AYGAN’ın bir süre PKK terör örgütüne katılıp daha sonra yakalandıktan sonra itirafçı olarak JİTEM içerisinde çalıştırıldığı son günlerde basına ve kamuoyuna yansıyan bilgilerden ve haberlerden öğrenilmiştir. Abdulkadir AYGAN isimli şahıs Aram Yayıncılık isimli Kitapevi tarafından yayınlanan “İTİRAFÇI – ‘Bir JİTEMCİ Anlattı’” isimli kitabın III. baskısında JİTEM ve yaptığı faaliyetler ile ilgili bilgiler vermektedir. Bu kitabın tamamının bir fotokopisi soruşturma dosyamız içerisine alınmıştır. Kitapta bahsi geçen JİTEM’in işlediği iddia edilen faili meçhul cinayetler ile ilgili olarak gereğinin taktir ve ifası için kitaptan çekilen bir fotokopi eklenerek Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur. JİTEM ve JİT olarak ifade edilen istihbarat birimi; merkezde Jandarma Genel Komutanı’na bağlı Tuğgenerallik seviyesinde Daire Başkanlığı, 1997 yılına kadar Bölge Komutanlıkları ile bunlara bağlı Tim Komutanlıkları şeklinde bir yapılanmasının olduğu değerlendirilmektedir. Ancak bu yapılanma hiçbir şekilde resmî makamlar tarafından kamuoyu ile paylaşılmamıştır. 5397 Sayılı Yasa, istihbarat ihtiyaçlarını karşılamak için meydana getirilmiş sistemi, sistemin işlemesini, bu hususta hukuka uygun işlemlerin ne suretle gerçekleştirileceğini, kararların hangi makamlar tarafından ve ne gibi koşullara uyulması suretiyle alınacağını, bu husustaki denetim kurallarını ve usullerini, İstihbarat ihtiyacının milletlerarası hak bildirileri ve anayasanın güvencelerine uygun olarak nasıl giderileceğini göstermektedir.

YUKARIDA ADI GEÇEN ESKİ JİTEM MENSUBU OLARAK BİLİNE ABDULKADİR AYGAN’IN KONUYA İLİŞKİN MEDYAYA YANSIYAN RÖPORTAJI AŞAĞIDADIR: JİTEM adına çalıştığını ileri süren PKK itirafçısı 45 yaşındaki Abdülkadir Aygan, yazdığı kitapta, yazar Musa Anter'i öldüren timde yer aldığını iddia etti. PKK itirafçısı: Musa Anter'i biz öldürdük. Yaptığı itiraflarda Diyarbakır'da 10 yıl önce kaybolan Murat Aslan'ın Silopi'de gömüldüğü yeri tarif eden ve cesedinin bulunmasına sağlayan Abdülkadir Aygan, "en büyük eylemimiz Musa Anter cinayetiydi dedi. Timur Şahan ve Uğur Balık tarafından kaleme alınan 'İtirafçı' adlı kitapta, başından geçenleri anlatan Abdülkadir Aygan'ın itirafları bir döneme ışık tutuyor. "JİTEM'DE ÇALIŞTIM:"PKK örgütü içinde Sason, Mutki ve Şirvan'da faaliyet gösterirken 1985 yılında örgütten kaçarak teslim olan ve 'Pişmanlık Yasası'ndan yararlanıp 1990 yılında tahliye edilen Suruç doğumlu Abdülkadir Aygan, bir süre sonra Cem Ersever'in girişimiyle JİTEM içinde çalışmalarda bulunduğunu açıkladı. JİTEM'de çalışırken Malatya doğumlu Aziz Turan kimliğini kullandığını anlatan Aygan, 1 Eylül 1991 tarihinde, Jandarma Genel Komutanlığı Personel Başkanı Kurmay Albay Nurettin Çakır'ın 4313-119- 92/kd. scl. sayılı yazısı ile 'genel idari hizmetler, istihbarat elemanı' sınıfından devlet memurluğuna alındığını belirtti. Aygan, yeni kimliği ile Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) iştirakçisi de oldu. "BEN TUTTUM, YEŞİL VURDU" :20 Ocak 1992'de Halkın Emek Partisi (HEP) Muş Malazgirt İlçe Başkanı Harbi Arman'ın bir duruşma için Diyarbakır'a geldiğini belirten Aygan, Arman'ı Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın talimatıyla kaçırıp öldürmeleriyle ilgili şu iddiada bulundu: "Mahmut Yıldırım'ın bu şahsı istemesi üzerine, Harbi Arman'a, 'Bir ifade için bizimle geleceksin' dedik. Bir araca bindirdik. Gözlerini atkısıyla bağladık. 'Askeri birliğe götüreceğiz' bahanesiyle kent dışında bir köprünün altına getirdik. Uzman Çavuş da Kalaşinkof ile tarayacaktı. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, 'Dur onunla değil' dedi. Ben tuttum Yeşil tabancasıyla vurdu. Köprü altına gözleri bağlı öyle bıraktık. ( Adı geçen ’Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım kimdir; 7’nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde de müebbet hapis istemiyle yargılanıyor. Mahkeme, 27 Ocak’ta Solhan İlçe Jandarma Komutanlığı’na yazı yazarak Mahmut Yıldırım’ın açık adresinin tespit edilerek mahkemeye gönderilmesini istemişti. 7’nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, emekli Binbaşı Abdulkerim Kırca, Uzman çavuş Yüksel Uğur, PKK itirafçıları Muhsin Gül, Fethi Çetin, Abdulkadir Aygan, Saniye Emlük, Kemal Emlük ömür boyu hapis istemiyle tutuksuz yargılanıyor. Suç dosyası kabarık İddianamede, sanıkların JİTEM adı altında oluşmuş sözde devlet adına yasadışı yollarla birçok adam öldürme, adam kaçırma ve PKK yandaşı olduklarına inandıkları kişiler aleyhine kendi çıkarlarına yönelik eylemlerde bulundukları, binbaşı Abdulkerim Kırca’nın eylemlerle ilgili verdiği talimatlar nedeniyle çetenin yöneticisi konumunda olduğu belirtiliyor. Hürriyet 15.Şubat 2006 ) "EN BÜYÜK EYLEM MUSA ANTER CİNAYETİYDİ":Gazeteci yazar Musa Anter'i öldüren timde yeraldığını iddia eden Aygan, bu timde Yeşil, Mustafa Deniz ve yine PKK itirafçısı olan 'Hogir' kod adlı Cemil Işık ile 'Şırnaklı Hamid'in yer aldığını öne sürdü. Cemil Işık'ın önceden Musa Anter'i tanıdığını belirten Abdülkadir Aygan olayı şöyle anlattı: "Hamit, Musa Anter'in kaldığı otele gönderilerek, 'Hogir sizi bir evde bekliyor' diyerek otelden çıkarttı. Ben ve Hogir, Seyrantepe'de bekliyordum. Yeşil ve Mustafa Deniz, bizden biraz ileride bekliyordu. Hamit Musa Anter'i getirecekti, Hogir de öldürecekti. Ancak, bir süre sonra siren sesleri gelince aracımıza binerek JİTEM'e gittik. Bir süre sonra Hamit gelince, 'İş tamam' dedi. 'Neden yanımıza getirmedin' deyince, 'benden şüphelenince yolda indirdim 'öldürdüm' diye cevapladı. ÖLÜM TARLASI:PKK İtirafçısı Abdülkadir Aygan, daha önce öldürülen HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın amcasının oğlu olan Sağlık-Sen Şube Başkanı Necati Aydın ile Ramazan Keskin ve Mehmet Aydın'ın öldürülmesi olayını da şöyle anlattı: "Bir olay nedeniyle DGM'ye düşmüşlerdi. Mahkemeden çıktıktan sonra 'Emniyete gideceğiz, bir ifadeniz unutulmuş' diyerek polisin gözü önünde tekrar arabaya aldık. İki araçla Silvan- Diyarbakır arasındaki Kağıtlı Karakolu'nu geçtik. Köprü yakınında ayrılarak tarlanın içerisine girdik. Binbaşı Abdulkerim Kırcı tarafından kurşun sıkılarak öldürüldüler. Bu olayda Uzman Çavuş Uğur Yüksel, 'Adıyamanlı Apo' kod adlı Uzman Çavuş Abdülkadir Uğur, ben, Kemül Emlük, Diyarbakır İstihbarat Tim Komutanı Yüzbaşı Tuncay Yanardağ ve Binbaşı Abdulkerim Kırcı vardı. "OKKAN GÖZ AÇTIRMIYORDU: "Aygan, Gaffar Okkan'ın Diyarbakır Emniyet Müdürü olmasıyla JİTEM elemanlarının çalışmasının güçleştiğini ileri sürerek, bu konuda da şu iddialarda bulundu: "Gaffar Okkan'ın gelmesiyle Asayiş Şube Müdürlüğü kendi prensibiyle çalışmaya başladı. Bunlar, JİTEM elemanlarına göz açtırmıyordu. Daha önce itirafçılar, korucular, JİTEM elemanları kent içinde başına buyruk hareket edebiliyordu. İstedikleri kişileri yakalayıp 'Emniyet'e götürüyoruz' diyebiliyordu. Okkan döneminde faili meçhul cinayetler büyük oranda azaldı.' ( Faruk BALIKÇI - DİYARBAKIR/DHA Hürriyet - 04.02.2005

Şüpheliler Ali KAYA ve Özcan İLDENİZ’in 9 Kasım 2005 OLAY GÜNÜ; yanlarında diğer şüpheli Veysel ATEŞ de olduğu halde, sivil plaka olan 30 AK 933 Plaka sayılı resmî araçla saat 11:00 sularında Şemdinli ilçesine geldikleri, şüphelilerin bu sefer Şemdinli’ye geliş amaçlarının savunmaya göre, Umut Kitapevi’ne terör örgütünün dağ kadrosuna gönderilmek üzere Almanya’dan gelecek paket olduğu, bununla birlikte aleyhe delillere mantıklı bir açıklama getiremeyip tam inkâr durumunda olan şüphelilerin gerçek amacının ise 5 Ağustos günü terör örgütü tarafından Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığınca Askerî Gazino geçişine konulan ve 5 askerin feci şekilde parçalanarak şehit olduğu olay ile 1 Kasımda Askerî Gazinonun diğer tarafındaki sokağa park edilen otomobil içindeki bombanın patlaması sonucu bir askerin gözlerinin kör olduğu, birçok kişinin yaralandığı ve sokağın adeta yıkıldığı olayın sorumlusu olarak kabul ettikleri Seferi YILMAZ’a, onun ve bağlantılı olduğu terör örgütünün kullandığı yöntem ile cevap vermek olduğu hususunda yargılamaya yeterli delil bulunduğu, Şüphelilerin araçlarını Abdi ÖZEL isimli bir şahsın dükkânın önüne park ettikleri, aracın camlarının kapalı olduğu, şüphelilerin araç içerisinden Seferi YILMAZ’a ait Umut Kitapevi’nin bulunduğu Özipek Pasajı’na doğru baktıkları ve aralarında konuştukları, Veysel ATEŞ’in biraz telaşlı hâlinin olduğu, aracın arkasında oturan açık kahverengi montlu şüpheli Veysel ATEŞ’in araçtan çıktığı, araçtan çıkmadan önce arka koltukta oturduğu sırada koltuğun üzerinde bir çanta ve siyah poşet ile ilgilendiği, arabadan indikten sonra her iki eli montunun cebinde Özipek Pasajı’na doğru yürüdüğü, Özipek Pasajı ile aracın bulunduğu Abdi ÖZEL’in dükkânının arasında 25-30 metre mesafe olduğu, bu sırada şüphelilerin davranışlarından şüphelenen esnâf Zeydan ÖZEL’in Ali KAYA ve Özcan İLDENİZ’in bulunduğu araca doğru yaklaştığı esnada Ali KAYA’nın aracı hareket ettirerek Özipek Pasajı’na doğru gittiği, sonra ileriden dönüp Keyifler Kuyumcusunun olduğu yere aracı park ettiği, bu arada şüpheli Veysel ATEŞ’in Seferi YILMAZ’ın bulunduğu pasaja giderek burada gerekli araştırma ve keşif faaliyetlerini yaptıktan sonra elinde bulunan ve diğer şüpheliler Ali KAYA ve Özcan İLDENİZ ile birlikte yanlarında getirdikleri iki adet el bombasını daha önceden PKK örgütü üyesi olmak suçundan ceza alıp 15 yıl hapis yatan Seferi YILMAZ isimli şahsa ait Umut Kitapevi’nin içerisine Alman yapımı pimleri çekilmiş ve patlamaya hazır vaziyetteki iki ayrı el bombası atıldığı, müşteki Seferi YILMAZ’ın pimi çekilmiş el bombalarını görünce can havliyle kendisini işyerinden dışarıya attığı, bombalardan birinin işyerinin kapısının önünde, diğerinin ise Kitapevini ikiye ayıran kontraplağın kapıya dönük (müşterilerin geldiği) dış tarafında olmak üzere patlaması sonucunda Kitapevinde bulunan maktül Mehmet Zahir KORKMAZ’ın 10.11.2005 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağına göre; “…patlayıcı madde şarapnel yaralanmasına bağlı humerus, radius, femur ve kafatası kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması ve iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu…” öldüğü, Metin KORKMAZ isimli kişinin ise; düzenlenen kesin doktor raporuna göre “…basit tıbbî müdahale ile giderilebilir mahiyetteki, sağ uyluk üst dış kısmında 0.5x2 ve 0.5x1 cm.lik derin cilt ve cilt altı kesiği, sol ayakta 0.5x2 cm.lik derin cilt alt ve cilt altı kesiği ve vücudun bir çok kısmında yaygın büyüklüğü 0.5 ve 1 cm varan cilt erozyonları oluşturur şekilde…” yaralandığı,

Patlamayı duyan çevre esnâfı ve halkın merakla patlamanın olduğu pasaja doğru yöneldikleri, o sırada kendisini işyerinden ve pasajdan dışarıya atan Seferi YILMAZ’ın pasaj koridorundan çıkarken üzerinde sarı-kahverengimsi renkli bir mont bulunan Veysel ATEŞ’i gördüğü, peşinden gittiği, kesintisiz olarak takip ettiği. hem Türkçe ve hem de Kürtçe olarak “…bombayı atan bu şahıstır, yakalayın…” diye bağırıp çevredeki esnâf ve halktan yardım istemesi üzerine, kalabalık bir grubun Veysel ATEŞ’in peşine düştüğü, Veysel ATEŞ’in pasajdan çıkmasına müteakip öncelikle aracın ilk park edildiği yer olan Zeydan ÖZEL’in iş yerinin önüne doğru yöneldiği, aracı orada göremeyince Veysel ATEŞ’in 0538 202 18 74 numaralı cep telefonundan Ali KAYA’nın cep telefonu olan 0532 276 83 72 numaralı cep telefonunu saat 11:29 sıralarında aradığı Ali KAYA’ya nerede olduklarını sorduğu, Veysel ATEŞ’in hiç arkasına bakmadan telefonu kulağında koşar adımlarla yürüdüğü, bu arada Ali KAYA’nın da cep telefonunun elinde olduğu ve telefonu kulağında tutar vaziyette hızlı hızlı yürüdüğü, Ali KAYA ve Veysel ATEŞ’in cadde üzerinde buluştukları yerde Ali KAYA’nın Veysel ATEŞ’e “patladı mı” diye sorduğu, Veysel ATEŞ’in de “evet” şeklinde cevabından sonra Ali KAYA’nın “atla arabaya” dediği, daha sonra Veysel ATEŞ ile onun peşinden gelen Ali KAYA’nın o sırada içinde diğer şüpheli Özcan İLDENİZ’in bulunduğu otomobilin yanına vardıkları, şüpheli Veysel ATEŞ’in aracın arka koltuğuna oturduğu, ancak henüz aracı çalıştırıp hareket ettiremeden, “…PKK.lı mı, asker mi, polis mi, köy koruyucusu mu yoksa el-kaide mensubumu olduğunu anlayamadım. Arabaya binmek istediler. Ben ve esnâf arkadaşlar bu ikisini arabaya bindirmedik...” şeklindeki tanık beyanında anlatıldığı üzere çevrede bulunan esnâf ve halktan kişilerin arabanın etrafını kuşattığı, mağdur Seferi YILMAZ’ın; “…bombayı atan buydu…” diyerek arka koltukta oturmakta olan Veysel ATEŞ’i gösterip teşhis ettiği, bu sırada aracın dışında bulunan Ali KAYA’nın, aracın etrafını saran kişilere “…biz emniyetteniz, arkadaki de arkadaşım …” şeklinde sözler söyleyerek Polis oldukları zannını uyandırmaya çalıştığı, daha sonra araca binip çalıştırarak aracı hareket ettirip birlikte kaçmak istedikleri, ancak dükkânlarının önünde olduğu için orada bulunan esnâf ile rastlantı sonucu orada bulunan halktan kişiler tarafından kaçmalarına imkân tanınmadığı, şüpheli Ali KAYA’nın arabanın etrafını çeviren bu kişilerden kurtulamayacağını anlayınca araçtan inip bagaj kapağını açarak bagajın içinden aldığı uzun namlulu kalashnikov marka silâhı çıkarıp mekanizmasını kurduğu, bu sırada etrafındaki tanık Lezgin ATABAK’ın “…yapma !, yapma! …” diyerek şüpheli Ali KAYA’nın kolundan tutup tüfeğin namlusunu havaya kaldırdığı, yine oradakilerden başka birinin de tüfeğin şarjörünü düşürdüğü, bu sırada olay yerinden Kitapevinde müşteri olarak bulunan Mehmet Zahir KORKMAZ isimli şahsın ölmüş olduğu haberinin gelmesi üzerine kalabalıklaşan ve öfkelenen halkın, bombayı atan şüpheli Veysel ATEŞ’i bulunduğu aracın içinden çıkarmaya çalıştığı, ileriki safhalarda öfke ve gerginliğin daha da artması sonrası aracın camlarının kırıldığı, şüphelilere darp ve cebirde bulunma girişiminde bulunulduğu, daha sonra İlçe Kaymakamı, İlçe Emniyet Müdürü ve bir kısım askerî yetkililerin olay yerine geldiği, takviye olarak polis ve askerler ile Özel Harekat Ekiplerinin olay yerine ulaşarak müdahaleleri sonucunda şüpheli Veysel ATEŞ’in halkın elinden kurtarılarak zırhlı araç ile Şemdinli İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü, Özcan İLDENİZ’in yürüyerek kalabalıktan uzaklaşıp İlçe Jandarma Komutanlığı’na gittiği, tanık Lezgin ATABAK’ın beyanında geçtiği üzere o sırada kalabalığın içinden ayrılmaya çalışan Ali KAYA’nın da halk tarafından Yanık Yarbay olarak bilinen Yarbay Mustafa YANIK’ın talimatı ile askerler tarafından yakalandığı,

Toplanıp Hükümet Konağı'na yürüyen Şemdinli halkını sakinleştirmeye çalışan Kaymakam Mustafa Cihan SESLİHAN’ın, bombalı saldırının provokasyon olduğunu iddia ederek gözaltına alınan ve yine olay yerinden kaçarak İlçe Jandarma Komutanlığı’na sığınan şüphelilerin kimliklerinin açıklanmasını isteyen göstericilerin saldırısına uğradığı, güvenlik güçlerinin halkı dağıtmak için havaya ateş açtığı olaylarda ilçenin DEHAP'lı Belediye Başkanı Hurşit TEKİN'in de aralarında bulunduğu üç kişinin yaralandığı, ilçeye giriş ve çıkışların yasaklandığı, güvenlik güçlerinin herkesin evine dönmesine ilişkin uyarılarına uyulmadığı,

Öğlen saat 11:00 – 11:30 arasında meydana gelen patlamadan 6 saat sonra şüphelilerin otomobilinde Savcılık tarafından Tespit - Keşif işleminin yapılmasına başlanabildiği,

30 AK 933 sivil plakalı resmî araçta Şemdinli Cumhuriyet Savcısı tarafından olay günü saat 18:00 sıralarında yapılan incelemede, aracın bagajında;

1 - Üç adet kalashnikov marka seyyar dipçikli dolu şarjör takılı tüfek, bir adet dolu kalashnikov şarjörü, iki adet hücum yeleği, hücum yeleklerinin ceplerinde altı adet kalashnikov şarjörü, ayrıca siyah bir çantanın içinde; üzerlerinde HGR Z DM LOS FMP-133 ve HGR Z DM LOS FMP-134 ibareleri bulunan Almanya ülkesi yapımı iki adet el bombasının,

2 - İçinde;

a) "…Aşiret Durum Çizelgesi…" adlı belgede; aşiretlerin ve aşiret reislerinden AKP Milletvekili Mustafa ZEYDAN, Ahmet ZEYDAN, Macit PİRUZBEYOĞLU, Gani ÇALLI, Abdurrahman KESKİN, Kemâl KAYA, İskender ERTUŞ, Mehmet ADIYAMAN, Hasan ÖZTUNÇ, Celi ÖZBEK, Ömer KEÇECİ, A. Hakim TURGUT, Haydar KAYA, Hüsnü TİMUR ve Fuat EDİŞ’in ve yine aşiret mensubu kişilerin isim listesi ve ikamet bölgeleri ve yine Şemdinli Bölgesi Genel Değerlendirmesi başlıklı evrakların,

b) Yine, Şemdinli'de bulunan Demokratik Toplum Harekatı (DTP) Teşkilâtlanmasında yer alan şahısların fotoğraflarının bulunduğu ve Kurucular Kurulundan Mehmet KAYRAN adlı üyenin dışındaki tüm üyelerin adının altında kare şeklinde bir kutu, Mehmet KAYRAN'ın fotoğrafının altında ise " x işareti " bulunan fotoğraflı isimlerinin yer aldığı listenin,

c) Bombanın atıldığı dükkânın sahibi Seferi YILMAZ adına düzenlenmiş Nüfus Kayıt Örneği, Şahıs Şahsî Bilgiler Formu, Biyografik Bilgi Formu, Şemdinli İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından tanzim edilmiş eski tarihli polis ifade tutanağı, Seferi YILMAZ’ın fotoğrafının da bulunduğu Konutta Kalanlar başlıklı iki adet evrak, yine mağdurun fotoğraf fotokopilerinin bulunduğu Seferi YILMAZ bir adet Bilgi Notu, dört adet kroki ile diğer dosyalarda telefon numaralarının bulunduğu evrak ile bombanın patladığı Özipek pasajı ve Umut Kitapevi ile ilgili yolların krokilerinin, Bulunduğu (4) adet dosyanın,

3 - İki adet not defterinin,

4 - Araca ait belgeler ve bir takım aletlerin ele geçirildiği.

Her ne kadar savunmalarda ve görevlendirmeye ilişkin yazılarda şüphelilerin sadece istihbaratla görevlendirildikleri bildirilmiş ise de; şüphelilerin içinde bulundukları araçta yapılan incelemede, aracın bagajında ele geçen üç adet kalashnikov marka seyyar dipçikli dolu şarjör takılı tüfek, bir adet dolu kalashnikov şarjörü, iki adet hücum yeleği, hücum yeleklerinin ceplerinde altı adet kalashnikov şarjörü, ayrıca siyah bir çantanın içinde; üzerlerinde HGR Z DM LOS FMP-133 ve HGR Z DM LOS FMP-134 ibareleri bulunan Almanya ülkesi yapımı iki adet el bombasının Şemdinli ilçesine operasyonel bir faaliyet için gidildiği ve bulunulduğunun göstergesi olduğu, münhasıran istihbarat toplama görevi ile bağdaşmadığı, yine ele geçen ve içinde; aşiretlerin ve aşiret reislerinden AKP Milletvekili Mustafa ZEYDAN, Ahmet ZEYDAN, Macit PİRUZBEYOĞLU, Gani ÇALLI, Abdurrahman KESKİN, Kemâl KAYA, İskender ERTUŞ, Mehmet ADIYAMAN, Hasan ÖZTUNÇ, Celi ÖZBEK, Ömer KEÇECİ, A. Hakim TURGUT, Haydar KAYA, Hüsnü TİMUR ve Fuat EDİŞ’in ve yine aşiret mensubu kişilerin isim listesi ve ikamet bölgeleri ve yine Şemdinli Bölgesi Genel Değerlendirmesi başlıklı evrakların bulunduğu "…Aşiret Durum Çizelgesi…" adlı belgenin, yine Şemdinli'de bulunan Demokratik Toplum Harekatı (DTP) Teşkilatlanmasında yer alan şahısların fotoğraflarının bulunduğu ve Kurucular Kurulundan Mehmet KAYRAN adlı üyenin dışındaki tüm üyelerin adının altında kare şeklinde bir kutu, Mehmet KAYRAN'ın fotoğrafının altında ise " x işareti " bulunan fotoğraflı isimlerinin yer aldığı listenin, yine bombanın atıldığı dükkânın sahibi Seferi YILMAZ’ın fotoğraf fotokopilerinin bulunduğu Seferi YILMAZ bir adet Bilgi Notu ile aralarında dört adet kroki ile bombanın patladığı Özipek pasajı ve Umut Kitap evi ile ilgili yolların dört adet krokinin bulunduğu evrak ve dökümanların da; çok açık bir şekilde şüphelilerin operasyonel bir faaliyet içinde olduklarını ortaya koyduğu, olayın hemen sonrasında olay yeri yakınında yakalanmış olmalarının da suça konu bombalama olayının şüpheliler tarafından gerçekleştirildiği iddialarını teyit ettiği,

Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Lâboratuvarları Dairesi Başkanlığı’nın 18.11.2005 gün ve 2005/19 Uzmanlık Numaralı ekspertiz raporunda; “…patlamanın meydana geldiği yerden elde edilen el bombaları maşaları ile şüpheli şahısların kullandığı aracın bagajından çıkan el bombalarının fünye gurubundaki maşalar ile benzerlik gösterdikleri, patlamış ve patlamamış el bombalarının aynı model el bombaları olduklarının…” bildirildiği,

O sırada, Şemdinli Cumhuriyet Savcısının yaptığı incelemeler sürerken, resmî sevk işlemi ile tedavi için özel otomobiliyle gittiği Van Devlet Hastanesi’nden eşi ve çocukları ile dönmekte olan J.Uzm. Çvş. Tanju ÇAVUŞ'un Şemdinli ilçesi girişinde yolunu kesen kalabalık bir gurubun, araca saldırması üzerine panik ve heyecana kapılıp eşi ve çocuklarını korumak için havaya rasgele ateş açması sonucunda Ali YILMAZ isimli bir vatandaşın hayatını kaybettiği, 4 kişinin de yaralandığı, bunun üzerine Cumhuriyet Savcısının incelemelerini tamamlayamadan olay yerinden ayrılmak zorunda kaldığı, J.Uzm. Çvş. Tanju ÇAVUŞ'un da gözaltına alındığı,

Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Lâboratuvarları Dairesi Başkanlığı’nın 18.11.2005 gün ve 2005/19 Uzmanlık Numaralı ekspertiz raporunda; “…patlamanın meydana geldiği yerden elde edilen el bombaları maşaları ile şüpheli şahısların kullandığı aracın bagajından çıkan el bombalarının fünye gurubundaki maşalar ile benzerlik gösterdiği, patlamış ve patlamamış el bombalarının aynı model olduklarının…” bildirildiği,

15.11.2005 günü saat 15:28 sıralarında Sabri (K) Ali KISIKYOL tarafından kullanılan bu telefondan, amcasının oğlu ve hâlen askerde olduğu anlaşılan ancak açık kimliği tespit edilemeyen bir kişi ile yaptığı telefon görüşmesi kapsamına göre; amcasının oğlunun, Sabri (K) Ali KISIKYOL’a, “…gönderdiği eşyaların bulunduğu Umut Kitapevi’nin havaya uçtuğunu…” söylediği, onun da “…gönderdiği eşyaların MP3 ve bir kalem olduğunu ve değerlerinin 300 Avro olduğunu…” söylediği, devamında amcasının oğlunun da “…eğer o eşyayı almasalar Şemdinli’nin Alay Komutanının gideceğini…” beyan ettiği, yine telefon görüşmelerinde amcasının oğlunun, Sabri (K) Ali KISIKYOL’a “…o alçaklar onların ayakları altında bomba atmışlardı, telefonla görüştüğüm adam altına bomba attılar alçaklar, bu ayın dokuzunda…” şeklinde sözler de söylediği,