Şemdinli İddianamesi/Şemdinli'de meydana gelen olay sonrası devletten beklentilere ilişkin medyada yer alan haber ve yorumlar

Vikikaynak sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Patlama olayından sonra konu ile ilgili bazı tanık beyanları Şemdinli İddianamesi Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğimize gelen çeşitli ihbarlar
ŞEMDİNLİ’DE MEYDANA GELEN OLAY SONRASI DEVLETTEN BEKLENTİLERE İLİŞKİN MEDYADA YER ALAN HABER VE YORUMLAR:

Tanju Çavuş olayı : Ancak keşif, kimliği belirsiz kişilerce açılan ateş sonucu yarım kaldı. Keşfi izleyen kalabalıktan Ali Yılmaz öldü, beş kişi de yaralandı (Hürriyet-12 Kasım 2005).

“Hukuk devleti sınavı; Yanılıp yanılmadığımızı irdelemek için hafızanızı tazeleyin... Ve eğer biliyorsanız bize 4 Aralık 1945’teki Tan Matbaası baskınının, 6/7 Eylül 1955 tarihindeki çapulcu ayaklanmasının, 1 Mayıs 1977’deki Taksim Meydanı katliamının, aynı yıllarda yaşanan, Marmara Vapuru’na sabotaj yapıp batırma olayının; bazı cinayetlerin failinin, örneğin Muammer Aksoy, Uğur Mumcu ve Bahriye Üçok’u öldürenlerin bulunduğunu söyleyebilir misiniz? ŞEMDİNLİ OLAYI günlerdir gazete sayfalarını doldurup duruyor. İlginç gelişmeler okuyoruz: Şemdinli gibi bir ücra Güney Anadolu ilçesinde arka arkaya 17 kere bomba patlar mı? Patlarmış... Nitekim birkaç hafta içinde birbiri ardından patlayıp durmuş……. kendisini devlet içinde devlet sananlar 9 Kasım günü, hem de güpegündüz, ilçe merkezindeki Umut Kitabevi’ni bombalayacak kadar pervasız davrandılar. Fail diye -üstelik halk tarafından- yakalanıp polise teslim edilenlerin Kıdemli Çavuş, Uzman Başçavuş çıkması; JİTEM isimli yasadışı infaz biriminin kalıntısı olduğu izlenimini veren JİT’e (Jandarma İstihbarat Teşkilâtı) mensup olduklarının anlaşılması gösteriyor ki Şemdinli olayının yapısı Susurluk’tan zerre kadar farklı değildir. Şimdi bekleyip göreceğiz. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı….. dediklerini yaparlarsa bu devletin hukuk devleti olması yolunda çok ama gerçekten çok önemli bir adım atmış olacağız” ( Oktay EKŞİ. Hürriyet - 15 Kasım 2005 ).

“Şemdinli olayının "kontr-gerilla"nın bir operasyonu gibi göründüğünü,… 1 Kasım'da bir arabaya konulan bombanın patlaması olayının PKK'ya mal edildiğini,… Ancak..., 9 Kasım'da eski bir PKK'lıya ait bir kitabevine yönelik saldırının ardından halk tarafından çevrilen ve içinde patlayıcı madde ve otomatik silâhların bulunan arabada bir astsubay ve bir PKK itirafçısının bulunduğunu, …bunun arkasından Şemdinli'de üç gün kargaşa yaşandığını …olayın ordu ile Kürt asiler arasında 1984-1999 yıllarında 36 bin ölüme neden olan 'kirli savaş' sırasında meydana gelen çok sayıda olayın kontr-gerillanın bir operasyonu gibi göründüğünü, Kontr-gerillaya mal edilen 'faili meçhul cinayetler' sırasında üç bin kişi öldürüldüğünü,.. Dönemin yargı ve siyasî otoriteleri, çoğu zaman hiç bir soruşturma açmadığını, Hükümet tarafından kısa bir süre içerisinde parlamentoda kurulacağı açıklanan bir araştırma komisyonunun, eğer soruşturmalarını sonuna kadar götürebilirse Türkiye için gerçek bir dönüm noktası oluşturacağını,…” (Fransız Liberation gazetesi).

“Demokratik Kürt grupların eski yöntemlerle (şiddet ve gerginlik) hareket ettiğini, yapılması gerekenin bu mücadelenin artık şiddet değil diyalog yoluyla sürdürülmesi olduğunu, aksi halde aşırı milliyetçi gruplar ve ordunun istediğinin olacağını, nitekim ordunun yine bölgede (Doğu ve Güneydoğu Anadolu) provokasyonlara başladığını, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin süregelen terör, şiddet ve PKK ile çatışma ortamını sevdiğini, çünkü bu durumun onu güçlü ve önemli kıldığını iddia ederek, bu nedenle de TSK.ni Güneydoğu'da provokasyon yapmakla suçladığı…”, (AB-Türkiye Karma Parlamento Kom. Eşbaşkanı Joost Lagendij).

“Şemdinli’de yaşanan bombalama ve arkasından bombacı oldukları iddiasıyla “suç üzeri”nde yakalanan üç kişinin jandarma istihbaratı için çalıştıklarının ortaya çıkması ve sonrasında Şemdinli, Yüksekova ve Hakkâri’de yaşananlar, 3 Ekim sonrası Türkiye’de uyanan umut dalgasının üzerinde kara bulutlar esmesine yol açtı. 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra başlayan ve 17 Aralık 2004’e kadar süren sükunet döneminde, siyasî ve iktisadî alanlarda “sessiz devrim” olarak adlandırılan eski rejim tasfiye edildi…….. Türkiye ilk örneği 21 Mart 2005 tarihindeki Nevruz hadiselerinde Mersin’de “bayrak hadisesiyle” ortaya çıkan bir kitle histerileri serisine şahit oldu……. PKK bombalama şeklinde kışkırtıcı eylemlere girişirken, PKK’yı vesile ederek devlet içindeki varlığını koruyan kontrgerilla çeteleri de karşı istikamette illegal faaliyetlere giriştiler. Böylece devam eden faaliyetler, kamuoyunda şüphe ve nefretle karşılanırken………… PKK, HADEP’te genel başkan yardımcılığı yapmış ve sonradan Osman Öcalan çizgisinde bir muhalefete savrulan Hikmet Fidancı’yı katletmesiyle ve artık hiçbir argümanla savunamayacağı şiddetiyle yalnızlaşırken, kontrgerilla da Şemdinli’deki bombalama olayıyla “tecrit” sürecine girdi………. Bunda hükümet politikalarının bürokrasi, istihbarat ve güvenlik alanlarında uygulanamamasına yol açacak bürokratik yapılanma rol oynuyor. İşte jandarma güya vilayetlerde valilere, Türkiye’de İçişleri’ne bağlı ama fiiliyatta tamamen Genelkurmay hiyerarşisi içinde. Birtakım istihbarat örgütleri var ki, İçişleri Bakanı ‘onları bana sormayın’ diyor, istihbarat örgütleri ve ordu TBMM denetiminin dışında yer alıyor... Buna bir de olağanüstü halden olağan hale geçişin yarattığı intibak zorlukları ekleniyor. ….….Türkiye, Soğuk Savaş boyunca ve daha sonra da Güneydoğu’daki düşük yoğunluklu çatışma dolayısıyla kontrgerilla şeklinde adlandırılan, emniyet, istihbarat, ordu, siyasî partiler, basın ve ekonomik sahaya yayılmış mafyöz-illegal bir yapılanmayla karşı karşıyadır: Bunların tasfiye edilmesi, güvenlik güçlerinin ve istihbarat güçlerinin bu tür unsurlardan arındırılarak hukuk devletinin denetimi altına alınması, bu güçlerin siyasî ayaklarının ortadan kaldırılması ve mafyayla mücadele... Bu demokrasinin ve hukuk devletinin mantığı icabı yapılması……….bu vesileyle Türkiye’nin bu tarihi geçmişiyle hesaplaşacak, bu tür yapıların şimdi serbest kalmış artıklarını hukuk devleti disiplini altında sorgulayacak bir hamleye ihtiyaç vardır. Bu bakımdan bütün silâhlı güçlerin ve istihbarat faaliyetlerinin TBMM kontrolü altına alınacağı bir sisteme ve bu yapının mağdur ettiği vatandaşlarının zararlarının tazmin edileceği bir kampanyaya ihtiyaç vardır. ( Murat Yılmaz - 20.11.2005 ).