Uluslararası İkinci Atatürk Sempozyumu Açılış Törenindeki Turgut Özal'ın Konuşması

Vikikaynak sitesinden
Atla: kullan, ara
Uluslararası İkinci Atatürk Sempozyumu Açılış Törenindeki konuşması
Turgut Özal
Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 22, Cilt: VIII, Kasım 1991


Atatürk ve Atatürkçülük Kongresinin değerli üyeleri,

Değerli konuklar,

Atatürk ve Atatürkçülük konusunda düzenlenen 2’nci uluslararası bilimsel toplantıya katılan bilim adamlarını, düşünürleri ve bütün konukları sevgiyle selâmlıyorum.

Kongreye gerek yurt içinden gerek yurt dışından gösterilen ilgi, Atatürk ve Atatürkçülük konusuna bilimsel yaklaşımın gereğinin onayı niteliğindedir.

Atatürk ve Atatürkçülüğün incelenmesi, Türk milletinin varolma mücadelesi verdiği bir devrin ilmi olarak araştırılmasıdır. Bir askeri zaferin siyasî, iktisadî, sosyal, kısaca, her alanda inkılâplarla perçinlendiği, Türk devletinin Atatürk’ün önderliğinde yeni temeller üzerine inşa edildiği, kaderinin çizildiği çok önemli bir dönemin tahlilinin yapılmasıdır. Bu itibarla bu dönemin bütün veçheleriyle, başarılar, başarısızlıkları, doğruları, yanlışları ile o dönemin kendi koşulları çerçevesinde derinlemesine incelenmesinin ve bugünün ortaya çıkardığı ihtiyaçlarla objektif bir değerlendirmeye tabi tutulmasının sayısız yararları vardır.

İçinde yaşadığımız dönemde, dünyada vuku bulan ve tarihte belki de emsaline rastlanamayacak değişiklikler, Atatürk’ün dünyadaki siyasî oluşumları yeni şekillendiği bir zaman diliminde ve dünyadaki kutuplaşma öncesinde ileri görüşlülüğü ve dirayeti ile Türk milletine çizdiği yolun, ortaya koyduğu ilkelerin isabetliliğini yeniden teyid etmiştir. Milletimiz Ulu Önder Atatürk’ün bu sağduyusu karşısında O’nu bir kez daha minnetle anmaktadır.

Görüldüğü üzere Atatürk’ün milletimiz için kurtarıcılık vasfının bir çok veçhesi bulunmaktadır.

Değerli Konuklar,

Her milletin tarihinde çeşitli dönüm noktaları vardır. Önemli olan milletlerin tarihten gerekli dersi almasını bilmeleridir. Bence tarih ilminin önemli bir veçhesi, geleceğe ışık tutabilecek, kullanmasını bilene doğru yolu seçmesinde yardımcı olabilecek çok önemli veriler sağlayabilmesidir.

Atatürk’ün büyüklüğü Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini değişen koşullara ve zamana uyarlanabilecek ilkeler üzerine inşa edebilmiş olmasında da yatmaktadır. Şimdi bizim için önemli olan husus ise şudur: Acaba bu emsalsiz insanın, ülkenin içinde bulunduğu o zamanki koşullarda büyük bir ileri görüşlülükle ortaya koyduğu ilkeler, bu ilkelerin zamanla değişen koşullar altında uygulanmasında takip edilebilecek seçenekler bakımından doğru yorumlanabilmiş midir? Yoksa Ulu Önder bizlere aklı selim tavsiye ettiği, hür düşünceyi şiar edinmemize salık verdiği halde, biz dar bir zihniyetle konulara birer tabu gibi bakma alışkanlığına mı kapılmışız?

İşte bu nedenle, Atatürk ve Atatürkçülüğün kendi felsefesi olan “Hür Düşünce”den hareketle bu dönemi araştırmamızın bizlere ışık tutacak önemli bilgiler sağlayacağına inanıyorum. Ülkemizin her alandaki dinamizminin, özeleştiri olgunluğuna erişmiş gençliğimizin zihinsel dinamizminden daha fazla yararlanarak daha ileri boyutlar kazanacağına inancım tamdır.

Ulu Önder’in yaptıklarını alt alta sıralayıp ezberlemek ve dar kalıplar içinde tabulaştırmak değil, onlarla bütünleşmek, doğrusu yanlışı ile anlamaya çalışmak, genç dimağlara kendi benliklerini daha iyi tanıma ve ileriye doğru atılan sağlam adımları daha da pekiştirme imkânını sağlayacaktır. Atatürk’ün eşsiz macerasını şuurlu şekilde bilmek, eserini varlığının her zerresiyle yaratırken geçirdiği tüm istihaleleri hissetmek mecburiyetindeyiz. Öte yandan, Atatürk devrine bugünün şartlarından bakarak devri irdelemek, özeleştiride bulunabilmek milletimizin iki ayrı zaman dilimindeki farklı ihtiyaç ve gereklerini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

İşte bu toplantıda yapacağınız tahlillerin ve varacağınız sonuçların bu bakımdan önemli katkıları olacaktır.

Değerli misafirler,

21’inci yüzyıla doğru yol alırken Türk milleti, üç temel hürriyeti geliştirmenin ve onları korumanın, uygar dünyanın saygın devletlerinden biri olmak için vazgeçilmez şartlar olduğunun bilinci içindedir.

Bu üç hürriyet, serbest düşünce, din ve vicdan hürriyeti ile teşebbüs hürriyetidir.

Atatürk “kimsenin düşüncelerine ve vicdanına egemen olunamaz” der.

Gerçekten düşündüğünü söyleyemeyen, düşünme kabiliyeti çeşitli şekillerde engellenen, düşünceye saygıyı öğrenmeyen bir toplumun ilerlemesine, gelişmesine imkân yoktur.

Düşünce hürriyetini besleyen hoşgörüdür. Düşünceye saygısı, hoşgörüsü olmayan toplumlar, kamplaşma, kutuplaşma, bölünme ve parçalanma tehlikelerini de birlikte yaşarlar.

Hoşgörü ile beslenen bir diğer hürriyet de din ve vicdan hürriyetidir. Dini ve vicdanı baskı altında tutulmayan huzurlu insan mutlu yaşama kabiliyet ve isteklerine sahiptir. Lâik, demokratik ve aynı zamanda gelişmiş ülkeler bu hürriyete sımsıkı sarılabilmeyi başarmış ülkelerdir.

Büyük Atatürk’ün ifade ettiği gibi “Lâiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.”

Üçüncü hürriyet teşebbüs hürriyetidir. Ferdin iş kurma, risk alma, daha çok çalışıp çok üretme hevesi engellenirse bir milletin kalkınması da o ölçüde zorlaşır.

Atatürk’ün özlemini duyduğu çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmanın lokomotifi bu teşebbüs hürriyetidir.

İşte esasen dünyada gözlenen son değişimlerin temelinde, bahsettiğim bu üç hürriyete vurulmuş zincirlerin kopartılması yatmaktadır.

Değerli konuklar,

Türkiye Cumhuriyeti, Büyük Atatürk’ün zamanın kısıtlı imkânlarıyla ancak bir kısmını gerçekleştirebildiği bu üç hürriyet çerçevesindeki atılımlarını çok büyük ölçüde tamamlamış bulunmakla, bir yerde, Atatürk’ün vasiyetini de yerine getirmiş olmanın haklı gururunu duymaktadır. Bugün ulaşabildiğimiz nokta, özellikle son onbir yılda gerçekleştirdiğimiz hamlelerle demokrasi ve serbest pazar ekonomisine yeni geçmekte olan ülkeler için örnek oluşturma mesafesine erişmiştir.

Bölgesinde bir istikrar adası haline gelen ve önemli bir denge unsuru olan Türkiyemiz bu temposunu devam ettirdiği sürece 21’inci yüzyılda, büyük Atatürk’ün milletimiz için öngördüğü hedefler doğrultusunda dünyanın önde gelen devletlerinden biri olacaktır.

Konferansa katılan tüm iştirakçilere başarılar diliyor, yabancı konuklarımızın Türkiye’de güzel vakit geçireceğini ve ülkelerine tatlı hatıralarla döneceğini ümid ediyorum.