Saffat Suresi
VikiKaynak sitesinden
| ← Yasin Suresi | Saffat Suresi Kuran-ı Kerim |
Sad Suresi → |
| Saffat Suresi vikipedi maddesi |
- Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
- Saflar halinde dizilenlere andolsun,
- Haykırıp sürükleyenlere,
- Zikir okuyanlara,
- Tartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir.
- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir.
- Şüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık.
- Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;
- Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;
- Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır.
- Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).
- Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.
- Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
- Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
- Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
- "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler.
- "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
- "Veya önceki atalarımız da mı?"
- De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
- İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
- Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
- "Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."
- "Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın."
- "Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."
- "Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."
- (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
- Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
- Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
- "Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler.
- (Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz."
- "Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."
- "Böylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız."
- "Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
- Artık o gün onlar azapta ortaktırlar.
- Doğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız.
- Çünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı.
- Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?"
- Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.
- Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız."
- Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
- Ancak muhlis olan kullar başka.
- İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.
- Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
- Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
- Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
- Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
- Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki).
- Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.
- Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
- Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
- Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:
- Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı."
- "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"
- "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"
- (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"
- Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
- Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."
- "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.
- "Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?"
- "Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?"
- Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.
- Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.
- Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?
- Doğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık.
- Şüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar.
- Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
- Artık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar.
- Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.
- Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.
- Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
- Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı.
- Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
- Andolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
- Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
- Ancak muhlis olan kullar başka.
- Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.
- Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
- Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık.
- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
- Alemler içinde selam olsun Nuh’a.
- Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
- Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı.
- Sonra diğerlerini suda boğduk.
- Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
- Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.
- Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
- “Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
- “Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
- Sonra yıldızlara bir göz attı.
- “Ben, doğrusu hastayım” dedi.
- Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
- Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.
- “Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
- Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
- Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.
- Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
- “Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
- Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
- Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
- (İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
- “Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
- Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
- Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
- Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
- Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik.
- “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
- Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
- Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
- İbrahim’e selam olsun.
- Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
- Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır.
- Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik.
- Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.
- Andolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk.
- Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
- Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular.
- Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik.
- Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
- Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
- Musa’ya ve Harun’a selam olsun.
- Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
- Şüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar.
- Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
- Hani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
- “Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
- “Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
- Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.
- Ancak, muhlis olan kullar başka.
- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
- İlyas’a selam olsun.
- Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
- Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı.
- Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
- Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
- Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
- Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
- Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.
- Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?
- Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
- Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
- Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
- Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
- Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
- Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
- Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
- Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
- Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
- Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
- Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?
- Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?
- Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:
- “Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir.
- (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
- Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
- Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz?
- Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?
- Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı.
- Onlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.
- Onların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir.
- Ancak muhlis olan kullar başka.
- Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.
- O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.
- Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
- (Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
- “Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
- “Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
- Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
- ”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
- “Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
- Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir.
- Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
- Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
- Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
- Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
- Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
- Şimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
- Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur.
- Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
- Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
- Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir.
- Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
- Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.