Saat 21-22 Şiirleri
VikiKaynak sitesinden
| Saat 21-22 Şiirleri Nazım Hikmet |
| Telif durumu tartışma sayfasında belirtilmiştir |
Konu başlıkları |
[değiştir] Piraye İçin Yazılmış :
- Ne güzel şey hatırlamak seni :
- ölüm ve zafer haberleri içinden,
- hapiste
- ve yaşım kırkı geçmiş iken...
- Ne güzel şey hatırlamak seni :
- bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
- ve saçlarında
- vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
- İçimde ikinci bir insan gibidir
-
-
-
- seni sevmek saadeti...
-
-
-
- Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
- güneşli bir rahatlık
- ve etin daveti :
-
- kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
-
- sıcak
- koyu bir karanlık...
- sıcak
-
- kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
-
- Ne güzel şey hatırlamak seni,
- yazmak sana dair,
- hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
- filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
-
- kendisi değil
- edasındaki dünya...
- kendisi değil
-
- Ne güzel şey hatırlamak seni.
- Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
-
- bir çekmece
-
- bir yüzük,
-
- bir çekmece
-
- ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
- Ve hemen
-
- fırlayarak yerimden
-
- penceremde demirlere yapışarak
- hürriyetin sütbeyaz maviliğine
-
-
-
- sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
-
-
-
- Ne güzel şey hatırlamak seni :
- ölüm ve zafer haberleri içinden,
- hapiste
- ve yaşım kırkı geçmiş iken...
[değiştir] 23 Eylül 1945
- O şimdi ne yapıyor
-
- şu anda, şimdi, şimdi?
-
- Evde mi, sokakta mı,
- çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
- Kolunu kaldırmış olabilir,
- - hey gülüm,
- beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!.. -
- O şimdi ne yapıyor,
-
- şu anda, şimdi, şimdi?
-
- Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
-
-
- okşuyor.
-
-
- Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
- - her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
-
-
-
- sevgili, canımın içi ayaklar!.. -
-
-
-
- Ve ne düşünüyor
-
- beni mi?
-
- Yoksa
- ne bileyim
- fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
- ne bileyim
- Yahut, insanların çoğunun
-
- neden böyle bedbaht olduğunu mu?
-
- O şimdi ne düşünüyor,
-
-
- şu anda, şimdi, şimdi?...
-
-
[değiştir] 26 Eylül 1945
- Bizi esir ettiler,
- bizi hapse attılar :
-
- beni duvarların içinde,
-
-
- seni duvarların dışında.
-
-
- beni duvarların içinde,
-
- Ufak iş bizimkisi.
- Asıl en kötüsü :
- bilerek, bilmeyerek
- hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
- İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
- namuslu, çalışkan, iyi insanlar
- ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
[değiştir] 1 Ekim 1945
- Dağın üstünde :
- akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
- Bugün de :
- sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
- Birazdan açar
- kırmızı kırmızı :
- gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
- Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
-
- vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
-
[değiştir] 6 Ekim 1945
- Bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
- Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
- Yürek kirpiklerin ucunda
-
-
- uzayıp giden toprak uğurlanır.
-
-
- Benim bağırasım gelir : - "P î r â y e ,
-
-
-
- P î r â y e !.." - diye...
-
-
-
[değiştir] 5 Kasım 1945
- Çiçekli badem ağaçlarını unut.
- Değmez,
- bu bahiste
- geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
- Islak saçlarını güneşte kurut :
- olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
-
-
- nemli, ağır kızıltılar...
-
-
- olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
- Sevgilim, sevgilim,
-
- mevsim
- sonbahar...
- mevsim
-
[değiştir] 12 Kasım 1945
- Damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
-
-
-
- son lodoslar esmeye
-
-
-
- başladı.
- Havayı dinliyorum :
-
- nabız yavaşladı.
-
- Uludağ'da, zirvede kar
- ve Kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
-
- kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
-
- Ovada kavaklar soyunuyor.
- İpekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
- sonbahar bitti bitecek,
- nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
- Ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
-
-
- büyük öfkemizin içinde
- ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...
-
-
[değiştir] 1945 yılı Aralık ayının dördü
- İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
- giyin, kuşan,
- benze bahar ağaçlarına...
- Hapisten
- mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
- kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
- böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
-
-
- ne münasebet,
-
-
- böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nâzım Hikmetin kadını...
[değiştir] 5 Aralık 1945
- Delindi sintine,
- esirler parçalamakta pırangaları.
- Yıldız-poyrazdır esen,
- tekneyi kayaların üstüne atacak.
- Bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
-
-
- taş çatlasa batacak.
-
-
- Ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
-
-
- kuracağız Pirâyem...
-
-
[değiştir] 6 Aralık 1945
- Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
- akar suyun,
- meyve çağında ağacın,
- serpilip gelişen hayatın düşmanı.
- Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
-
-
- - çürüyen diş, dökülen et -,
- bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
-
-
- Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
- dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
- dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
-
-
- bu güzelim memlekette hürriyet...
-
-
[değiştir] 12 Aralık 1945
- Ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
-
-
-
- pul pul altın
- bakır
- tunç ve tahta...
- bakır
- pul pul altın
-
-
-
- Öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
- Ve dağlar dumana batık
-
-
-
- kurşunî, sırılsıklam...
-
-
-
- Tamam,
- sonbahar belki bugün bitti artık.
- Yaban kazları hızla gelip geçti demin
-
-
-
- herhal İznik gölüne gidiyorlar.
-
-
-
- Havada serin
-
- havada is kokusu gibi bir şey :
- havada kar kokusu var...
-
- Şimdi dışarda olmak,
-
- dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
-
- "- Ata binmesini de bilmezsin," - diyeceksin ama
- şakayı bırak ve kıskanma,
- yeni bir huy edindim hapiste :
- seni sevdiğim kadar değilse de
-
-
- hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
- Ve ikiniz de uzaktasınız...
-
-