Necm Suresi
VikiKaynak sitesinden
| ← Tur Suresi | 53 . Necm Suresi Kuran-ı Kerim |
Kamer Suresi → |
| Necm Suresi vikipedi maddesi |
|
بسم الله الرحمن الرحيم
|
Bismillāhirahmānirahīm
|
Rahmân Rahîm Allah ismiyle/ adına.
|
|
|
1
|
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى
|
Ven necmi iza heva
|
Battığı zaman yıldıza andolsun ki,
|
|
2
|
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى
|
Ma dalle sahıbukum ve ma ğava
|
arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
|
|
3
|
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى
|
Ve ma yentıku anil heva
|
O, nefis arzusu ile konuşmaz.
|
|
4
|
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
|
İn huve illa vahyuy yuha
|
(Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir
|
|
5
|
عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى
|
Allemehu şedidul kuva
|
(Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip,
|
|
6
|
ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى
|
Zu mirrah festeva
|
muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti.
|
|
7
|
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى
|
Ve huve bil ufukıl a'la
|
O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu
|
|
8
|
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
|
Summe dena fe tedella
|
Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu
|
|
9
|
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى
|
Fe kane kabe kavseyni ev edna
|
(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.
|
|
10
|
فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى
|
Fe evha ila abdihi ma evha
|
Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
|
|
11
|
مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى
|
Ma kezebel fuadu ma raa
|
Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı
|
|
12
|
أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى
|
Efe tumarunehu ala ma yera
|
(Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?
|
|
13
|
وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى
|
Ve le kad raahu nezleten uhra
|
Andolsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü.
|
|
14
|
عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى
|
Inde sidratil munteha
|
Sidretü'l Müntehâ'nın yanında
|
|
15
|
عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى
|
Indeha cennetul me'va
|
Me'va cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır
|
|
16
|
إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى
|
İz yağşes sidrate ma yağşa
|
O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
|
|
17
|
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى
|
Ma zağal besaru ve ma tağa
|
Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı
|
|
18
|
لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى
|
Le kad raa min ayati rabbihil kubra
|
Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.
|
|
19
|
أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّى
|
E fe raeytumul late vel uzza
|
Lât ve Uzza'ya ve
|
|
20
|
وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَى
|
Ve menates salisetel uhra
|
diğer üçüncüsü Menat'a ne dersiniz?
|
|
21
|
أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنثَى
|
E lekumuz zekeru ve lehul unsa
|
Erkek size de, dişi O'na mı?
|
|
22
|
تِلْكَ إِذاً قِسْمَةٌ ضِيزَى
|
Tilke izen kısmetun dıyza
|
Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır.
|
|
23
|
إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَاءهُم مِّن رَّبِّهِمُ الْهُدَى
|
İn hiye illa esmaun semmeytumuh entum ve abaukum ma enzelellahu biha min sultan iy yettebiune illaz zane ve ma tehvel enfus ve le kad caehum mir rabbihimul huda
|
Onlar ancak sizin ve atalarınızın (ilah edindiğiniz şeylere) taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar (putperestler)yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tâbi oluyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.
|
|
24
|
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّى
|
Em lil insani ma temenna
|
Yoksa insan (kayıtsız şartsız), her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?
|
|
25
|
فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى
|
Fe lillahil ahıratu ve ula
|
Oysa, Ahiret de dünya da Allah'ındır
|
|
26
|
وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئاً إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاءُ وَيَرْضَى
|
Ve kem mim melekin fis semavati la tuğni şefaatuhum şey'en illa mim ba'di ey ye'zenellahu li mey yeşau ve yerda
|
Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah'ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.
|
|
27
|
إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنثَى
|
İnnellezine la yu'minune bil ahırati le yusemmunel melaiket tesmiyetel unsa
|
Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar.
|
|
28
|
وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئاً
|
Ve ma lehum bihi mim ılm iy yettebiune illez zann ve innez zanne la yuğni minel hakkı şey'a
|
Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
|
|
29
|
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّى عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
|
Fe a'rıd am men tevella an zikrina ve lem yurid illel hayated dunya
|
Öyle ise bizim zikrimizden (Kur'an'dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.
|
|
30
|
ذَلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَى
|
Zalike mebleğuhum minel ılm inne rabbeke huve a'lemu bi men alle an sebilihi ve huve a'lemu bi menihteda
|
İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.
|
|
31
|
وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى
|
Ve lillahi ma fis semavati ve ma fil erdı li yecziyellezine esau bima amilu ve yecziyellezine ahsenu bil husna
|
Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükafatlandırması için (böyle)dir.
|
|
32
|
الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى
|
Ellezine yectenibune kebairal ismi vel fevahışe illel lemem inne rabbeke vasiul mağfirah huve a'lemu bi kum iz enşeekum minel erdı ve iz entum ecinnetun fi butuni ummehatikum fe la tuzekku enfusekum huve a'lemu bi menitteka
|
Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah'a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.
|
|
33
|
أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى
|
E fe raeytellezi tevella
|
Şimdi yüz çevireni;
|
|
34
|
وَأَعْطَى قَلِيلاً وَأَكْدَى
|
Ve a'ta kalilev ve ekda
|
pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü?
|
|
35
|
أَعِندَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى
|
Eındehu ılmul ğaybi fe huve yera
|
Gayb'ın ilmi kendi yanında da o gerçeği mi görüyor?
|
|
36
|
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى
|
Em lem yunebbe' bima fi suhufi musa
|
Yoksa, Mûsâ'nın ve Allah'ın emirlerini bütünüyle yerine getiren
|
|
37
|
وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى
|
Ve ibrahimellezi veffa
|
İbrahim'in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?
|
|
38
|
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى
|
Ella teziru vaziratuv vizra uhra
|
Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.
|
|
39
|
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
|
Ve el leyse lil insani illa ma sea
|
İnsan için ancak çalıştığı vardır.
|
|
40
|
وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى
|
Ve enne sa'yehu sevfe yura
|
Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.
|
|
41
|
ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاء الْأَوْفَى
|
Summe yuczahul cezael evfa
|
Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.
|
|
42
|
وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنتَهَى
|
Ve enne ila rabbikel munteha
|
Şüphesiz en son varış Rabbinedir.
|
|
43
|
وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى
|
Ve ennehu huve adhake ve ebka
|
Şüphesiz O güldürür ve ağlatır.
|
|
44
|
وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
|
Ve ennehu huve emate ve ahya
|
Şüphesiz O öldürür ve diriltir.
|
|
45
|
وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى
|
Ve ennehu halekaz zevceyniz zekara vel unsa
|
Şüphesiz O iki eşi, erkeği ve dişiyi,
|
|
46
|
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى
|
Min nutfetin iza tumna
|
(rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır.
|
|
47
|
وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى
|
Ve enne aleyhin neş'etel uhra
|
Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
|
|
48
|
وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى
|
Ve ennehu huve ağna ve akna
|
Şüphesiz O, başkalarına muhtaç olmaktan kurtardı ve varlık sahibi kıldı.
|
|
49
|
وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى
|
Ve ennehu huve rabbuş şı'ra
|
Şüphesiz O, "Şi'râ'nın Rabbidir
|
|
50
|
وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَاداً الْأُولَى
|
Ve ennehu ehleke adenil ula
|
Şüphesiz O,
|
|
51
|
وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى
|
Ve semude fema ebka
|
önce gelen Âd kavmini ve Semûd kavmini helak etti ve hiç kimseyi bırakmadı.
|
|
52
|
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى
|
Ve kavme nuhım min kabl innehum kanu hum azleme ve atğa
|
Daha önce de Nûh'un kavmini helak etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.
|
|
53
|
وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى
|
Vel mu'tefikete ehva
|
O, "Mu'tefike"yi de kaldırıp yere çarpmış
|
|
54
|
فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى
|
Fe ğaşşaha ma ğaşşa
|
ve onlara örttüğü azap örtüsünü örtmüştür.
|
|
55
|
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكَ تَتَمَارَى
|
Fe bi eyyi alai rabbike tetemara
|
O halde Rabbi'nin nimetlerinin hangisinden şüphe ediyorsun (ey insan!).
|
|
56
|
هَذَا نَذِيرٌ مِّنَ النُّذُرِ الْأُولَى
|
Haza nezirum minen nuzuril ula
|
Bu da önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır
|
|
57
|
أَزِفَتْ الْآزِفَةُ
|
Ezifetil azifeh
|
Yaklaşmakta olan (Kıyamet iyice) yaklaştı.
|
|
58
|
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ
|
Leyse leha min dunillahi kaşifeh
|
Onu Allah'tan başka açacak kimse yoktur.
|
|
59
|
أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
|
E fe min hazel hadisi ta'cebun
|
Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek
|
|
60
|
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
|
Ve tadhakune ve la tebkun
|
bu söze mi (Kur'an'a mı) şaşıyorsunuz,
|
|
61
|
وَأَنتُمْ سَامِدُونَ
|
Ve entum samidun
|
gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
|
|
62
|
فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا
|
Fescudu lillahi va'budu
|
Haydi Allah'a secde edin ve ona kulluk edin.
|