Mesnevi/201-210
VikiKaynak sitesinden
| 191-200→ | Mesnevi . مثنوی معنوی . Mesnevi-i Manevi . The Mathnawî-yé Ma`nawî . Mathnawi-Masnavi Mevlana Celaleddin-i Rumi |
211-220→ |
| Vikipedi: Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Mesnevi
Metin manzum tercüme: Ahmet Çavuş Metin İngilizce Tercüme :Mehmet Şahin Metin Farsça Metin :İsmail AKSOY UNESCO tarafından ilan edilen 800. Mevlana Yılı Anma Etkinlikleri Çerçevesinde Sürmene Mesnevi Grubunca Bu Proje yürütülmektedir.Kaynak belirtilmesi kaydıyla bu çevirinin telif hakları kamuya devredilmiştir. |
|
FARSÇA ORJİNALİ
|
LATİNO TRANSKRİPTİ
|
TÜRKÇE TERCÜMESİ
|
İNGİLİZCE TERCÜMESİ
|
|
|
201.
|
چون گذشت آن مجلس و خوان کرم
|
TRANSKRİPTİ BOŞ.
|
Altı ay kadar murat alıp murat verdiler. Bu suretle o kız da tamamen iyileşti.
|
In following six months they set about fulfilling their desire,
until the peak of her health could not have been any higher. . |
|
202.
|
دست او بگرفت و برد اندر حرم
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Ondan sonra hekim, kuyumcuya bir şerbet yaptı, kuyumcu içti, kızın karşısında erimeye başladı.
|
After some time the physician prepared for the man a potion
so that after drinking, she saw he was pale, lacking emotion. |
|
203.
|
قصه رنجور و رنجوری بخواند
|
TRANSKRİPTİ BOŞ.
|
Hastalık yüzünden kuyumcunun güzelliği kalmayınca kızın canı, onun derdinden azat oldu, ondan vazgeçti.
|
When all of his good looks vanished, because of the illness,
the soul of the girl was forgotten, he only knew his distress. . ,. |
|
204.
|
بعد از آن در پیش رنجورش نشاند
|
TRANSKRİPTİ BOŞ,
|
Kuyumcu, çirkinleşip hastalanınca, yüzü sararıp solunca kızın gönlü de yavaş yavaş ondan soğudu.
|
And soon after, when he ugly, out of favour… gaunt became,
gradually her heart a cold place he didn’t even haunt became. |
|
205.
|
رنگ روی و نبض و قاروره بدید
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Ancak zâhirî güzelliğe ait bulunan aşklar aşk değildir. Onlar nihayet bir âr olur.
|
Loves that are skin deep... that based on form’s colour were,
are not true love but in the end a disgrace to the lover were. |
|
206.
|
هم علاماتش هم اسبابش شنید
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Keşke kuyumcu baştanbaşa ayıp ve âr olsaydı, tamamıyla çirkin bulunsaydı da başına bu kötü hal gelmeseydi!
|
It would’ve been better if he had originally been very ugly,
so that such a fate upon his head would never have to be! |
|
207.
|
گفت هر دارو که ایشان کرده اند
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Kuyumcunun gözünden ırmak gibi kanlar aktı, yüzü canına düşman kesildi.
|
Blood with tears flowed like a river from those eyes of him;
his face had now become the enemy in that demise of him. , |
|
208.
|
آن عمارت نیست ویران کرده اند
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Tavus kuşunun kanadı, kendisine düşmandır. Nice padişahlar vardır ki kuvvet ve azametleri helâklerine sebep olmuştur.
|
The peacock’s real enemy is the colour and fair tail of his...
a king’s death due to magnificence is often the tale of his. . |
|
209.
|
بی خبر بودند از حال درون
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Kuyumcu, ”Ben o ahuyum ki göbeğimin miskinden dolayı bu avcı, benim sâf kanımı dökmüştür.
|
He cried: “I’m the muskdeer and because of gland of mine,
hunter took my innocent blood, with no command of mine. , |
|
210.
|
استعیذ الله مما یفترون
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Ah, ben o sahra tilkisiyim ki postum için beni tuzağa düşürüp tuttular, başımı kestiler.
|
that fair fox of the meadow am I whose head they will
cut off… yes, for the sake of my fur, me… they would kill. |