Mesnevi/161-170
VikiKaynak sitesinden
< Mesnevi
| Mesnevi . مثنوی معنوی . Mesnevi-i Manevi . The Mathnawî-yé Ma`nawî . Mathnawi-Masnavi Mevlana Celaleddin-i Rumi |
171-180→ |
| Vikipedi: Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Mesnevi
Metin manzum tercüme: Kadir YURDUSEVEN Metin İngilizce tercüme:Neslihan Bilgili Metin farsça tercüme:haşim aktaş UNESCO tarafından ilan edilen 800. Mevlana Yılı Anma Etkinlikleri Çerçevesinde Sürmene Mesnevi Grubunca Bu Proje yürütülmektedir.Kaynak belirtilmesi kaydıyla bu çevirinin telif hakları kamuya devredilmiştir. |
|
FARSÇA ORJİNALİ
|
LATİNO TRANSKRİPTİ
|
TÜRKÇE TERCÜMESİ
|
İNGİLİZCE TERCÜMESİ
|
|
|
161.
|
بیادب گفتند کو سیر و عدس
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Nabzı, kimin adı anılınca atarsa cihanda gönlünün istediği odur(diyordu).
|
if her pulse began to pound when a name was said... it was that one out of the whole world that her soul desired.
|
|
162.
|
درمیان قوم موسی چند کس
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Memleketindeki dostlarını saydı, döktü. Ondan sonra diğer bir memleketi andı.
|
Again he counted off all of her friends from her native town, then almost casually he named another town, another town.
|
|
163.
|
ماند رنج زرع و بیل و داسمان
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
“Memleketinden çıkınca en evvel hangi memlekette bulundun?”dedi.
|
Then he softly said: “When finally you went and left home in which city were you, where was it that you called home?”
|
|
164.
|
ماند رنج زرع و بیل و داسمان
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Kız bir şehrin adını söyleyip geçti. Fakat yüzünün rengi, nabzının atması başkalaşmadı.
|
||
She told of a particular place, then how she’d left that place,her face’s colour stayed the same, her pulse... it did not race.
|
|
165.
|
باز عیسی چون شفاعت کرد حق
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Efendileri ve şehirleri birer birer saydı; o yerleri, yurtları, oralarda geçirdiği zamanları, tuz, ekmek yediği kişileri tekrar tekrar söyledi.
|
||
And to the physician she narrates many things about home of masters she had worked for and the allies she had known.
|
|
166.
|
خوان فرستاد و غنیمت بر طبق
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Şehir şehir, ev ev saydı döktü, kızın ne damarı oynadı, ne çehresi sarardı.
|
div>||
He told of the cities,her face didn't change
|
|
167.
|
باز گستاخان ادب بگذاشتند
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Hekim şeker gibi Semerkand şehrini soruncaya kadar kızın nabzı tabiî haldeydi fazla atmıyordu.
|
||
Her pulse did not race or jump but was in its normal state...until he mentioned Samarqand, city sweet as candied date.
|
|
168.
|
چون گدایان زلهها برداشتند
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
Semerkand’ı sorunca nabzı attı, çehresi kızardı, sarardı. Çünkü o, Semerkand’lı bir kuyumcudan ayrılmıştı.
|
||
Then her pulse thumped and red then white went her face: She had separated from one there, a goldsmith of that place.
|
|
169.
|
لابه کرده عیسی ایشان را که این
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
O hekim,hastadan bu sırrı elde edip o dert ve belânın aslına erişince:
|
||
The secret of the sickness had by the physician been found,and it was obvious to him, her pain and grief’s background.
|
|
170.
|
دایمست و کم نگردد از زمین
|
TRANSKRİPTİ BOŞ
|
“Onun semti hangi mahallede?” diye sordu. Kız, “Köprü başında, Gatfer mahallesinde” dedi.
|
||
He said: “When you pass through where can he be found?” “Where Bridge-head, Ghatafar Street are common ground.”
|