Ergenekon iddianamesi/BÖLÜM V ŞÜPHELİLERİN BİREYSEL DURUMLARI 4) ŞÜPHELİ ZAFER (KOD) MUZAFFER TEKİN ;

Vikikaynak sitesinden
Atla: kullan, ara
3) ŞÜPHELİ ALİ YİĞİT; Ergenekon iddianamesi
4) ŞÜPHELİ ZAFER (KOD) MUZAFFER TEKİN ;
5-ŞÜPHELI MAHMUT ÖZTÜRK

4) ŞÜPHELİ ZAFER (KOD) MUZAFFER TEKİN ;


a-Emniyet ifadesinde[düzenle]

"1994 yılında K.K.T.C vatandaşlığına geçtiğini, vatandaşlık işlemleri ile birlikte K.K.T.C'den pasaport aldığını, 1999 yılında Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğünden pasaport aldığını, bu pasaport ile turistik amaçlı Almanya Devletine 1999 yılında gittiğini, illegal yollardan yurt dışına çıkmadığını, Elde edilen el bombalarını ilk kez Çarşamba günü, yani 13.06.2007 günü saat: 16.00—17.00 sularında Zaman gazetesinden aradığını söyleyen ancak ismini hatırlamadığı birinin 0 532 291 92 93 numaralı cep telefonundan arayarak "Oktay YILDIRIM'ın yakalandığını biliyormusunuz" şeklinde sorular sorması üzerine kendisinin cevaben "ilk defa sizden öğreniyorum" dediğini, devamında bu şahsın "el bombalarından alındığını" ve kısaca olayı anlattığını, hatta ilave olarak "6 aydır Oktay YILDIRIM ile görüşmüyorsunuz" "doğrumu" dediğini, kendisinin de "Oktay YILDIRIM'ın işlerinin yoğunluğundan dolayı 6 aydır görüşmüyoruz" dediğini, son iki ay içerisinde Oktay YILDIRIM'ın kendisini cep telefonundan bir defa aradığını, güvenlik işine girdiğini söylediğini, bu bahsedilen evden çıkan malzemelerle hiçbir ilgisinin olmadığını, Ayrıca Mercedes bir arabasının olmadığını, son bir sene içerisinde Ümraniye 'ye tekstil yan malzemeleri satan bir arkadaşının yanına Remzi ARAŞAN'in bordro Renge Rover marka jeepi ile beraber gittiğini, Ümraniye 'yi tam olarak bilmediğini, ancak tepe üstü denilen mevkiinin doğusunda bulunan yere gittiğini, Manavın, yerini bilmediğini,

14.06.2007 Perşembe günü bürosuna gitmeden birçok gazetecinin cep telefonundan arayarak bürosuna ne zaman gideceğini sorduklarını, yarımda büroda olacağını söylediğini, kafamdaki formatın gazetecilere söyleyeceği düşüncenin net ve kesin olarak "Oktay YILDIRIM'ı tanırım dürüst ülkesini seven iyi bir çocuktur yalnız soruşturma süresinin neticesine kadar bu konuda herhangi bir şey söylemek istemiyorum" diye düşündüğünü, , bürosuna anılan saate gittiğini, anılan gazetecilerin çoğunun anılan saatten önce geldiklerini gördüğünü, bu gazetecilerin kimler olduğunu hatırlamadığını, 8-9 gazetecinin olduğunu, bu esnada da büroda günlük gazetelerin olduğunu, gazetecilerden hangisi olduğunu hatırlayamadığı birinin kendisinin karanlık ilişkilerle hep irtibatlandırıldığını, o günkü gazetelerde de kilit isim ve azmettirici ifadelerinin ısrarla tekrarlandığını, Oktay YILDIRIM'dan ziyade kendisinin isminin ön planda tutulduğunu görünce Danıştay olayından tertemiz çıkan bir insan olarak, geçmişte kendisine çok büyük mağduriyetler yaşatan medyanın bir özrü bırakın, en azından hakkında müspet veya menfi bir şey yazmamalarını düşlerken, böylesi acımasız eleştiriler karşısında her hade bu Danıştay hadisesinin bir rövanşı dediğini, zannınca bu gün yaşadıklarının düşünülürse hissiyatının mazur görülebileceğini,

Bombalar hakkında ki yorumunun ise şu şekilde geliştiğini, bir gazetecinin Oktay YILDIRIM'ın ifadesinde "bombaları bir çöplükten aldığını söyledi siz bu konuda ne düşünüyorsunuz" deyince kendi başından geçen Danıştay olayları sırasındaki sorgulamalarında kendisine ait olmayan ifadelerin kendi ifadesi gibi verildiğini bilahare öğrendiğini, örneğin avukat Alparslan ASLAN ile son birkaç gün içerisinde 40-50 defa telefon görüşmesi yaptığını, hâlbuki gerçekte kendisi ile 9 ay önce bir kez görüştüğünü söyledikten sonra "etik olarak sorgulamada olan sorgulaması devam eden bir şahsın ifadesini nasıl bilebilirsiniz bana uygulanan haber kirliliğini halen devam ediyorsunuz" dedikten sonra o esnada önünde bulunan yanılmıyorsa Posta gazetesindeki bir resimde Oktay YILDIRIM'a ait sandık içindeki bombaların resimdeki hali ile kirli paslı vefünyesiz olduğunu kendisine gösterildiğinde, bu bombaların hiçbir patlayıcı özelliğinin olmadığını yine o resme dayanarak içtenlikle söylediğini, zira bir el bombasının içinde tahrip maddesi ve başlık kısmı yani fünye tertibatı yoksa, yalnızca demir yığınından ibaret olduğunu, bu hadise ili ilgili gözaltına alındığında aklıselim bir emekle askerin Türkiye 'nin bu kadar önemli dönemeçlerde geçtiği zor dönemlerde ve kurumların yıpratılmasına açık bir ortamda çöplükten bulduğu bu sayıda bombaya sahip olabileceğini içtenlikle söylediğini, kesinlikle düşünmediğini, fakat gözaltında bulunduğunda bombalarda Oktay YILDIRIM'a ait parmak izlerinin çıktığını öğrendiğinde, bu bombaların Oktay YILDIRIM'a ait olduğuna kanaat getirdiğini, ayrıca bu güne kadar değil bu malzemeyi Oktay YILDIRIM'da görmek kendisinde olduğunu hissetseymiş bile başına bu olayların gelmeyeceğini, o malzemeleri en yakın bir askeri birliğe teslim ettireceğini,

Oktay YILDIRIM ile kendisi, yazıldığı gibi İbrahim ŞAHİN değil kendisi ile birlikte gözaltında bulunan Mahmut ÖZTÜRK'ün 1998 yılında Kadıköy'de tanıştırdığını, o zaman Oktay YILDIRIM'ın görevde olduğunu,

"Tayyip anani da al git" ile başlayan ve sonunda "Başbakan kendi idam fermanını yazmakta sonu ip olacaktır" ibareli yazıyı kendisinin yazmadığını, iletiler incelendiğinde kendisinin yazmadığının ortaya çıkacağını, yazıyı word"a bilerek veya bilmeyerek kaydettiğini hatırlamadığını, Türk Solu dergisinde yayınlandığını tahmin ettiğini, Fatih ALTAYLI ile bir ilişkisinin olmadığını, bu güne kadar kendisi ile hiç görüşmediğini, kendisinin yazılarını müteaddit defalar okuduğunu, Sedat PEKER ile ilk olarak tarihini tam olarak hatırlayamadığı yaklaşık 6-7 sene öncesi İstanbul Hilton otelinde OZTURKLER gecesinde rahmetli Mustafa OK vasıtasıyla tanıştığını, ondan sonra bir sefer Kadıköy 'de Morgın kafede karşılaştıklarını, on beş yirmi dakika görüştüklerini, bir seferde hatırladığı kadarıyla Kadıköy'de Dalyan kafede 3-4 sene önce bu kafenin sahibi aracılığı ile görüştüğünü, Sedat PEKER'i tanıdığı dönemde Türk dünyasının Avrasya coğrafyasındaki Türklerin kalkınmaları ve birleşmeleri için yardım programları olduğunu, o dönemde tanışık olduğunu, bir iş adamı olarak tanıdığını, davasını da bu şekilde bildiğini, SAYIN KOMUTANIM İBARESİ İLE BAŞLAYAN YAZIYI DÖNEMİN GENEL KURMAY BAŞKANI ORGENERAL HİLMİ ÖZKÖK'E KENDİSİNİN YAZDIĞINI, ÇUVAL HADİSESİNE ÇOK ÜZÜLDÜĞÜ İÇİN HİSSİYATINI DİLE GETİRDİĞİNİ, Burada kendisine seyrettirilen CD'nin içindeki resimlerin 2004 yılında Karaköy 'deki Türk Ortadoks kilisesinde yapılan bir Paskalya töreninde çekilen fotoğraflar olduğunu, bu kilisedeki törene kilisenin basın sözcüsü Sevgi ERENEROL tarafından davet edildiğini, bu kilisenin Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından bizzat 21 Eylül 1922 tarihinde Kayseri'de kurdurulduğunu bildiği için bu davete icabet ettiğini, orada çekilen fotoğraflardaki karelerde kendisiyle birlikte bulunan şahıslardan bazılarının Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketini oluşturmak için bir araya gelen şahıslar olduğunu, ancak bu şahısların Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketişi oluşturamadıklarını, bu şahısların Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketini başkanı Taner ÜNAL ile aralarında bir birbirlerini çeşitli ithamlarda bulunarak anlaşamadıklarını, daha sonra 2004 yılı başlarında Emekli Kurmay Albay Fikri KARADAG'ın başkanlığında istanbul Kadıköy'de Kuvvayi Milliye Hareketini oluşturduklarını, bu grubun basında da yer aldığı gibi Mersinde silah üzerine yemin eden grup olduğunu, kendisinin bu gruplarla herhangi bir bağının olmadığını, Fikri KARADAG'ın Harp Okulundan sınıf arkadaşı olduğunu, bu oluşumu yetersiz insanlarla kurduğu için kendisinin bu oluşum içerisinde yer almadığını, yapısı itibarıyla herhangi bir sivil oluşum içerisinde yer almadığını, Fikri KARADAĞ ile 2004 yılından beri görüşmediğini,

(16 nolu cd ile alakalı olarak) CD'nin kendisinin evinde olduğunu ilk defa burada öğrendiğini, CD'yi izlemediğini, bilgisayarının teknik incelemesi sonucu öğrenebileceğini, bürosundan evine getirdiği eşyalar ve evraklar arasından evine getirmiş olabileceği gibi Danıştay hadisesinde Ankara 'ya götürülen dokümanların, 2006 yılı Haziran veya Temmuz ayında iadesi sırasında başka CD'lerle karışmış olabileceğini, bu CD'yi hiç izlemediğini, ....ismi geçen Muzaffer ŞENOCAK'ı tanımadığını, ayrıca CD içerisinde baktığı fotoğraflardan tanıdığı her hangi bir şahıs olmadığını, (Milletvekillerinin fişlenmesiyle alakalı notlarda alakalı) Bu el yazması notları kendisinin yazmadığını, kimin yazdığını bilmediğini, yazının içeriğini de KUBILAY isminde bir şahsın bürosuna getirdiğini tahmin ettiğini, ancak emin olmadığını, Kubilay 'in soy ismini ve ne iş yaptığını bilmediğini, Kubilay 'in gazilerle ilgili bazı organizasyonlar yaptığını bildiğini, şahsı yaklaşık 5-6 ay kadar önce bürosuna geldiği zamanda tanıştığını, kendisine tanıdığı Eski istanbul Jandarma Alay Komutanı (emekli) Recep BOZDAG'ın ismini verdiği zaman tanıdığını ve itimat ettiğini, bu şahsın bir defada Recep BOZDAG ile beraber bürosuna geldiğini, (Devletin Yeniden Yapılanması belgesiyle alakalı) 29 numaralı sayfa MİLLİ IRGAT(KODISIMLI) Kuddusi OKKIR (Kendisi istanbul Teknik Üniversitesinde AR-GE çalışmaları yaptığını söyleyen ihtisas alanı fizik olan bir şahıs olduğunu, kendisi ile 2004 yılında Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketinin oluşumu için Hüseyin GÖRÜM (Fikri KARADAĞ ile beraber Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketini devam ettiren şahıs) vasıtasıyla tanıştığını, tanıştığında 1-2 ay kadar görüştüklerini) adı geçen şahsın tarihten yaklaşık 3 yıl önce Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketinin Ankara grubundan koparak istanbul grubunu oluşturmak için hazırladığı bu dokümanı kendisine getirdiğini, tetkik etmesi için rica ettiğini, kendisine "bu dokümanı tetkik ederim ancak bu tür oluşumlar içerisinde yer almam " dediğini, bu dokümanın o zamandan kaldığını, kendisine sorulan 30-31-32-34-35-37-38-39-40-41-42-43-44-45-46-47-48-49-50-51 ve 52. sayfalarda Kuddusi OKKIR'in kendisine tetkik etmesi için vermiş olduğu dokümanın içeriği olduğunu, ancak bunları tetkik etmediğini ve okumadığını, içeriğini şu an öğrendiğini, dokümanı zamanında tetkik etmesi durumunda, kesinlikle yırtıp atacağını, bürosunda tutmayacağını, çünkü içeriğinin görevliler tarafından kendisine okunduğunda, illegal bir oluşum olduğunu düşündüğünü, şu an bunları öğrendiğinde de ürktüğünü, bunu tasvip etmesinin mümkün olmadığını, Mahmut ÖZTÜRK'ü tanıdığını, 1982 yılında Tuzla Piyade Okulundan öğrencisi olduğunu, 1998 yılına kadar görevinden dolayı kendisi ile görüşemediğini, 1998 yılından sonra kendisi ile görüştüğünü, Meslektaşı olduğundan dolayı bir dostluklarının olduğunu,

(LOBİ ERGENEKON belgesiyle alakalı olarak) Danıştay 'a yapılan silahlı saldırı sonrasında gözaltına alındığını, Ankara Emniyet Müdürlüğünce adli makamlara sevk edildiğini, bilahare takipsizlik kararı verildiğini, bundan sonra kendisi hakkında verilen takipsizlik kararına rağmen basında çeşitli karalama kampanyaları devam ettiğini, bu yayınlar kendisinin derin Devlet elemanı olduğu ileri sürülerek, derin devlet tarafından bu olay dışında tutulduğunun basında yer aldığını, şu an ismini hatırlayamadığı bir arkadaşı tarafından basında kendi profilindeki insanların ERGENEKON isimli bir yapı tarafından


kullanılabileceği şeklinde haberlerin yer aldığı söylendiğini, bu konuyu merak ettiğinden dolayı şu an ismini hatırlayamadığı bir internet sitesinden (Alo ihbar olabilir) kendisine gösterilen dokümana ulaştığını, bu dokümanın BAŞ TARAFINDA KENDİSİNİN İSMİNİN BULUNDUĞUNU, ancak şu an göremediğini, bu Ergenekon isimli yapı veya örgütü ilk olarak Danıştay olayında gözaltına alındığında öğrendiğini, bu yapı veya örgütün üyesi olmadığını, amacı stratejisi ve kuruluşu hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmadığını, Oktay YILDIRIM'da ise bu dokümanların ne amaçla bulunduğunu bilmediğini Oktay YILDIRIM'ında Erkenekon isimli yapıyla bir ilgisinin olup olmadığını bilmediğini, OKTAY YILDIRIM, 1998 yılında emekli astsubay Mahmut ÖZTÜRK vasıtasıyla tanıştığını, o zamanlar kendisinin şark görevinde olduğunu, daha sonra istanbul'a tayini çıktığında zaman zaman görüştüklerini, emekli olduktan sonra müteaddit defalar kendisini arar ve görüştüklerini, son aylarda görüşmediklerini, en son iki ay önce kendisini telefonla arayarak görüştüklerini, MEHMETDEMİRTAŞh, tanımadığını, ALİ YIGIT'i, tanımadığını,


b-Savcılık Beyanında,[düzenle]

suçlamaları kabul etmediğini, örgüt lideri olmadığını, işyerinde ele geçirilen Devletin Yeniden Yapılanması belgesini 2004 yılında Ankara' da Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi isimli oluşumun İstanbul şubesi için görüşmelerde bulunduğunu, oluşumun başında Hasan KONDAKÇI PAŞA' nm onursal başkanı olduğunu, daha sonra bu oluşumdan koptuğunu, 2-3 aylık bir birlikteliklerinin olduğunu, kendisinin tavsiyeleri üzerine İsmail PAKER ve Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK' ün bu hareketin içinden ayrıldıkları ve kendisi ile irtibatlarını koparmadıklannı, Daha sonra bu oluşumdan kopan arkadaşları ile birlikte yeni bir oluşum meydana getirip KENDİSİNİN LİDER OLMASINI TEKLİF ETTİKLERİ ve bu amaçla bir çok kişi ile tanıştığını, Hüseyin GÖRÜM, İbrahim ÖZCAN ve MİLLİ IRGAT(KOD) Kuddusi OKKIR isimli şahıslarla bu amaçla tanışıp birlikte Türkiye' nin çeşitli yerlerini gittikleri, MİLLİ IRGAT(KOD) Kuddusi OKKIR tarafından Devletin Yeniden Yapılanması isimli belgenin kendisine verildiği, kendisinin de belgeyi inceleyip iş yerinin bir köşesinde kalmış şeklinde beyanda bulunduğu (belgenin diğer özellikli belgelerle birlikte kırmızı klasör içerisinde iş yerinde çalışma masasının üstünde bulunduğu), devamla Danıştay saldırısında yazıhanem arandı ancak bu evrak bulundu mu, bulunmadı mı bilemiyorum. Danıştay saldınsmdaki eşyaların kendisine iade edildiği, MİLLİ IRGAT(KOD) Kuddusi OKKIR ile bir yıldır görüşmediğini, Fikri KARADAĞ' m smıf arkadaşı olduğunu, Fikri KARADAĞ' m kurduğu dernekte görüşlerinin uyuşmadığını ve kendisi ile görüşmediğini, Kuvva-i Milliye isimli Derneğinde rant amaçlı kurulduğunu, bu sebeple bu derneğe de üye olmadığını, bu günün Kuvva-i Milliye'sinin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu, ayrı bir oluşuma gerek olmadığını, Devletin Yeniden Yapılanması isimli belgedeki gizlilik kod adı ve devletin ele geçirilmesi ile alakalı olan bölümlerin saçma olduğunu, ne manaya geldiğini bilmediğini, Evinde ele geçirilen Genel Kurmay Başkanlığına ait gizli bilgi ve belgelerin bulunduğu 16 numaralı CD. 'de Danıştay saldırısı sonrasında evinde yapılan aramada alınıp daha sonra kendisine iade edilen CD' lerin yanın sonradan karışmış olabileceğini, kendisinde böyle bir CD.' nin olmadığını ve böyle bir CD.' yi görmediğini ilk anda beyan etmiş ise de daha sonra içerikleri kendisine anlatılınca Mete YALAZANGİL isimli şahıs tarafından bu CD.' nin ofisine getirilip bırakıldığını beyan etmiş, CD.' de ismi bulunan Muzaffer ŞENOCAK isimli şahsı tanımadığını, Ali YİĞİT’in beyanına kabul etmediğini, siyah mercedes içinde belirtilen manava gitmediğini, Ümraniye' ye bir yıldır bir sefer gittiğini


Mehmet DEMİRTAŞ' ı tanımadığını beyan ettiği, ifade sırasında savcılığımıza APS ile gelen aslı dosyada mevcut Sulhi CANACAR isimli mektup içeriği kendisine sorulduğunda Akın Birdal suikastı ile alakalı olarak aranan Semih Tufan GÜN ALT AY isimli şahsı evinde saklamadığını, ancak saklayan emekli binbaşı Mahmut Zihni OZAN isimli şahsın arkadaşı olduğunu, Semih Tufan GÜNALTAY' ı da Mete YALAZANGİL vasıtası ile tanıdığını ve belirtilen olaylardan 2-3 sene öncesinden tanıdığını, olayı basından duyduğunu ve olayla alakalı ifadesinin alınmadığını, Mektupta geçen Doğuş Factoring şirketinin hissedar ortağı olduğunu, müşteki Ahmet ÇEKENKIRAN' m da bu şirketin sahibi olduğunu, İlhan PARLAK, Hasan PARLAK isimli şahıslan Danıştay soruşturmasında kendisi ile ismi geçen Ayhan PARLAK'm kardeşleri olduğunu, Nezahat KELEŞ ve Erdoğan KELEŞ' i tanımadığını, bu soruşturma ile alakalı olarak kendisinin ifadesinin alınmadığını ve Doğuş Factoring şirketinin 2003 yılında kapatıldığını, Semih Tufan GÜNALTAY isimli şahsı cezaevine girdiği zaman takip ettiğini, ailesi ile biraz ilgilendiğini, 2003 yılında cezaevinden çıktıktan bir müddet sonra tekrar irtibat kurduklarını, 2,5-3 senedir görüşmediğini beyan ettiği, 16 nolu CD. içerisinde bulunan şifreli word belgesinin emniyet birimleri tarafından açıldığı ve buna ilişkin yazının da ifade sırasında savcılığımıza gelmesi üzerine şüpheliye yazı içeriği okunup sorulduğunda orada davacı Aydın YÜKSEK yazan şahsın büyük ihtimalle polis olabileceğini ve bu konuyu kendisine Mete YALAZANGİL' in bahsettiğini, pembe kap içindeki CD' yi büroma kesinlikle Mete YALAZANGİL bırakmıştır ve kendisi bana bu konulardan bahsetti, hatta 2 ay önce bu CD' yi bırakmış olabilir. Okuduğunuz yazı içeriğindeki olylan bana anlatmıştı şeklinde beyanlarda bulunduğu, mahkemede de benzer beyanlarda bulunduğu, suçlamalan kabul etmediğini beyan etmiş ise de,


c-Diğer şüpheli beyanları,[düzenle]

şüpheli (Zafer kod)Muzaffer TEKİN le alakalı beyanlara bakıldığında, Şüpheli Ali YİĞİT Savcılıkta alınan ifadesinde; Mehmet Demirtaş dayım olur. Oktay Yıldınm isimli şahsı da yaklaşık 4 sene önce dayım vasıtası ile tanıdım.. Oktay Yıldınm manavda çalıştığım dönemlerde Mehmet dayımı ziyarete gelirdi ve sık sık telefonla görüşürlerdi. Aynca adını daha sonradan öğrendiğim Mahmut Öztürk isimli şahıs da manava dayımı ziyarete gelirdi. Yine Oktay Yıldınm'm manavda olduğu bir gün daha önce ismini gazete ve televizyonlardan öğrendiğim Muzaffer TEKİN, dayımın manavının önüne geldi. Manavın içine baktı ve yavaş yavaş Samanyolu Caddesinden ileri doğru devam etti. Oktay aracın manavın önüne geldiğini görmüştü ve 5 dakika sonra manavdan ayrılarak aracın bulunduğu istikamete doğru başka bir araçla gitti. Bu tarihten yaklaşık 1 yıl önce Danıştay saldmsı olduğu günlerde, ben televizyonda Mahmut Öztürk ve Oktay Yıldmm'ı gördüm, bu durumu dayıma sordum, o da bana onlar devlet için çalışan subaylar, hatta Muzaffer TEKİN'in Çavuşbaşı'ndaki evinde arama yapıldığında evde bulunan silahlann aramada bulunamadığını söylemişti. Çünkü bu kişilerin devletin her yerinde adamlan olduğunu ve daha önceden bilgi aldıklannı belirtmişti. Şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Şüpheli Oktay YILDIRIM Savcılıkta alman ifadesinde; Muzaffer TEKİN isimli şahsı 1998 yılında Mahmut Öztürk isimli astsubay arkadaşım sayesinde tanıdım. Muzaffer TEKİN ile daha sonra arkadaşlığımız devam etti. Muzaffer TEKİN çok sevdiğim ve fikirlerine saygı duyduğum bir insandır. Mahmut ÖZTÜRK de bir dönem Muzaffer TEKİN'in yanında görev yapmış. Şeklinde beyanda bulunmuştur. Şüpheli HALİL BEHİÇ GÜRCİHAN Savcılıkta alınan ifadesinde;

MUZAFFER TEKİN ile de 2005 yılından bu yana tanışırım. Kendisi ile OKTAY YILDIRIM aracılığı ile tanıştım. Bu şahsın ofisine gitmiştim. Bu tanışmamızdan sonra yine 4-5 kez bu şahsın ofisine gittim. İlk tanışmamızdan sonra yine 2005 yılı içerisinde Beyazıt' da Boğazhyan kaymakamını anma mitingine katılmak maksatlı olarak bu şahsın ofisine gittim. Oradan birlikte bu mitinge katılmıştık. Bilahare Danıştay saldırısından sonra gözaltına alınıp serbest bırakılmasını müteakip geçmiş olsun ziyareti için yine bürosuna gitmiştim. Bu olaydan 2 ay kadar sonra da yine MUZAFFER TEKİN basına dava açmaya hazırlanıyordu. Benim basın arşivim kuvvetli olduğu için benden eksik gazete nüshalarını istedi, kendisine onları verdim. Ancak kendisi ile bir arkadaşlık ilişkim olmadı. Kendisi yaşça da benden büyüktür ve bu şahsın ofisinde baş başa kalabilmek gibi bir durum da olmadı. Çünkü ofisi sürekli ziyaretçilerle dolu olan birisidir. Ben de oradaki genel sohbetlere iştirak ettim. Genelde de gündeme dair memleket meseleleri konuşulurdu. RAFET ARSLAN isimli şahsı MUZAFFER TEKİN' in arkadaşı olması sebebi ile tanıdım. Kendisi ile başka bir diyalogum olmadı. Ancak MUZAFFER TEKİN bu olay sebebi ile gözaltına alındıktan sonra kendisini arayarak durumu sormuştum.

AYŞE ASUMAN ÖZDEMİR Danıştay Cinayetinden yaklaşık 1 ay kadar sonra benden MEHMET ZEKERİYA ÖZTÜRK ile ilgili bilgi talep etmiştir, bu doğrudur. Olaylar şöyle gelişmiştir. Danıştay cinayeti sonrasında MUZAFFER TEKİN' in intanndan önceki gace ZEKERİYA ÖZTÜRK beni arayarak bu olayla iglii bir röportaj yayınlayalım demişti. Ben de kendisine önce senin konu ile ilgili yorumunu dinleyeyim, ona göre gerekli karan veririm dedim. Bunun üzerine Kadıköy' de buluştuk, bir yerde oturduk ve sohbet etmeye başladık. Kendisi MUZAFFER TEKİN adına onunla röportaj yapmama istedi. Ben kendisine senin sıfatın ne ki ben seninle MUZAFFER TEKİN adına röportaj yapayım diye sordum. O da kendisinin MUZAFFER TEKİN' in en yakın silah arkadaşı olduğunu söyledi. MUZAFFER TEKİN ile aralarında en az 10 yaş fark olduğunu ve gerçeğin böyle olmadığını bildiğimi söyleyerek bu talebi reddettim. Kendisine MUZAFFER TEKİN' in yerini biliyorsa yazılı olarak sorular verebileceğimi ve ancak MUZAFFER TEKİN' in el yazısı ile cevaplar gelirse bunu yayınlayabileceğimi, aksi takdirde hem etik hem de hukuki açıdan töhmet altında kalacağımı söyledim. ZEKERİYA ÖZTÜRK bunun üzerine beni inandırmak adına cebinden MUZAFFER TEKİN' in kimliğini çıkardı. Ben kendisine bu kimliğin sende olması çok şüpheli, sende ne işi var deyince sinirlendi ve avukat tutmak gerekçesi ile kendisinden aldığını söyledi. Bunun üzerine ben geçmişte yaşanan CEM ERSEVER olayını kendisine hatırlatarak bunun bana çok şüpheli gözüktüğünü ve bu konuşmanın benim açımdan bittiğini söyledim. Bütün bu konuşmalar sırasında benim yanımda OKTAY YILDIRIM' da bulunuyordu. Tüm bu konuşmalara da şahittir. Bu konuşma sonrasında da ZEKERİYA ÖZTÜRK köşesini sitemden çıkarmamı söyledi, ben de bunu kabul ettim, şeklinde beyanlarda bulunmuştur

Şüpheli İSMAİL EKSİK Savcılıkta alman ifadesinde;

HÜSEYİN GÖRÜM beni aradı, hem fabrikanın çıkardığı ürünler hakkında hem de tanışmış oluruz dedi, belki kendine iş çıkarırsın dedi. ben de gittim yemeğe katıldım, 30-40 kişi vardı yemekte. MUZAFFER TEKİN vardı yemekte. MUZAFFER TEKİN ile orda tanıştım. ZEKERİYA ÖZTÜRK ile de MUZAFFER TEKİN tanıştırdı, herkes kendi arasında konuşurken HÜSEYİN GÖRÜM Kuvayi Milliye Derneği ve Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneğinin İstanbul oluşumunu yapmak istiyorum şube açmak istiyorum dedi. arkadaşlardan destek istiyorum dedi. dergi ve Kuvayi Milliye Derneğin tüzüğü vardı, tüzüğü ben tam okumadım, bir hukukçu arkadışıma götürdüm, götürme sebebim M. ZEKERİYA ÖZTÜRK bana bunlarm yapılanmaya çalışıldığını , bana buraların uymayacağını tüccar adam olduğum için bu işin bana göre olmadığını söylemişti, 2-3 ay sonra MUZAFFER beni telefonla aradı, HÜSEYİN GÖRÜMLER ile görüşüp görüşmediğimi sordu, ben de görüşmediğimi söyledim o da iyi dedi. zaman zaman ben MUZAFFER TEKİN in yazıhanesine gittim, her gittiğimde yazıhanesi kalabalık oluyordu askerlerden ,polislerden ve sivillerden oluşan kalabalık grup her zaman yazıhanede olurdu, ben kendime bir iş çıkarma amacıyla gidiyordum, belki bir iş adamı ile tanışırım diye gidiyordum, genelde odası kalabalık oludıu için be dışırda bekliyordum odasmdakileri bana devrem falan filan diye tanıştırıyordu, ben 4-5 kezden fazla gitmedim, Danıştay saldırısı olduğu gün ZEKERİYA ÖZTÜRK beni ordu evinde yemeği çağırdı,MUZAFFER TEKİN , RAFET ARSLAN ve ben yemek yiğecez sen de gel dedi, ben kabul etmedim, annem hasta dedim, 1-2 saat sonra MUZAFFER TEKİN aradı geçmiş olsun gelebilirsen memnun olurum dedi, ben de annem iyi olursa sonra gelirim dedim.Ancak her hangibir ihale alırım amacılya MUZAFFER TEKİN n davetini kabul ettim, tam yemeğe başladık, MUZAFFER eşiyle görüşüyodu bir panik oldu, telefonu katır kapatmaz polis kapıyı zorluyor kıncaklar dedi, bu arada ZEKERİYA ben gidip bakayım dedi, senin aracınla gidelim evine dedi, ben de aracımla evinin yakınma götürdüm, evinin yakınma bıraktım , 2-3 saat sonra beni aradı, bizi alır mısın dedi kapının önünden, yanında avukat ERTAÇ GİRAY ile birlikte arabaya bindiler, kendisi bize AYHAN PARLAK ı tanıyormusun diye sordu, ZEKERİYA birkere MUZAFFER TEKİN in ofisinde gördüğü söyledi, ben tanımıyorum dedim, zaten de tanımıyordum, ordu evine gittik. Avukatımız ERTAÇ GİRAY Danıştay saldırısıyla ilgileniyorsunuz dedi. MUZAFFER de mümkün değil olamaz böyle bir şey intahar ederim dedi. sonra avukat bey tutuklama talebiniz var dedi, bugün gidersiniz 4-5 gün gözaltında kalırsınız, suçunuz yoksa aklanırsınız dedi, MUZAFFER de her şey netleşsin pazartesi Savcılığa giderim dedi. avukatta beni eve bırakın dedi. daha sonra bir emekli astsubay MAHMUT ÖZTÜRK ün evinde saklandı, sonra ZEKERİYA ÖZTÜRK beni aradı MUZAFFER in intahar ettiğini söyledi ve muhakkak gelmemi söyledi, ben de ZEKERİYA yi götürdüm, ZEKERİYA YURDAKUL isimli çocukla yukarı çıktı, ben de çıktığımda sandalyeye oturtular , ZEKERİYA MUZAFFER'e neden böyle bir şey yaptınız , dedi. MUZAFFER de size bir şey olmaz ben not yazdım sağa sola gönderim, intahar ettiğimi belirttim, size bir şey olmaz dedi. Daha sonra biz hastaneye götürdük, hastaneye götürmeden önce ben önde gidiyordum, ZEKERİYA beni aradı hastaneye gitmek istemiyor Maltepede abisinin evi var oraya gidelim, dedi. Ben de Maltepe tarafına götürdüm o arada RAFET ASLAR da hastaneye götürülmesi gerektiğini söylemiş ancak MUZAFFER TEKİN de beni hastaneye götürmeyin ölmek istiyorum şeklinde beyanlarda bulunmuş , ben daha sonra Acıbadem Hastenesinin ordan ayrıldım, ben bu olayda gözaltına alınmadım. Ben METE YALAZANGİL'i bir sefer METE HOCA diye MUZAFFER'in ofisinde gördüm MUZAFFER ŞENOCAK ve AYDIN YÜKSEK 'i tanımıyorum, şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

Şüpheli HAYRETTİN ERTEKİN Savcılıkta alman ifadesinde;

Arama sırasında ele geçirilen siyah renkli ajanda içerisinde "NÖBETÇİ AMİRİ TUZLA DA TEĞMENLERİ 1972 MUZAFFER TEKİN SARIŞIN TUZLA'DA BABASI MİT'TE ÇALIŞIYORDU SALİH RAŞİT TEKİN" şeklindeki not yazısı ile ilgili olarak sorulduğunda; Benim televizyonumun haber müdürü ALİ BOLKAN hatırladığım kadarıyla Danıştay saldırısı sırasında MUZAFFER TEKİN in arandığı sırada, beni arayarak MUZAFFER TEKİN ile ilgili haber yapacağız bununla ilgili haber yapacağız dedi, bende emekli general KAYA VAROL'u aradım, bu kişi ile ilgili bilgi sordum, bana telefonda vermiş olduğu bilgileri not etmiştim, bu notlar o notlardır dedi. 03/01/2008 tarihli EMRE GÜLALTAY ile yaptığı görüşme ile ilgili olarak ; Genelde EMRE GÜLALTAY beni arar, yukarıda da bahsettiğim gibi kendisi ile Çin'de karşılaşmıştık, benim iş adamı olduğum ve televizyon sahibi olduğumu öğrendi, böyle beni sık sık arayıp lüzumsuz yere konuşuyordu, bende sadece dinliyordum, çok fazla kendisine cevap vermedim, onun bahsettiği MUZAFFER'in kim olduğunu bilmiyorum, ancak benim bahsettiğim başka bir binbaşıdır, AYHAN TAŞKIN'ın abisi olan binbaşıdır, ailesi bana avukat bulmam için Çorlu Devlet Hastanesinde doktorluk yapan ablası ile birlikte geldiler, ben avukat LÜTFİ İŞBULAN'ı önerdim, gidip görüşüp görüşmediklerini bilmiyorum, "TEKİRD AĞDAN HABER VARMI" şeklinde bahsedilen Tekirdağ F Tipi Ceza Evinde yatanlarla ilgili bir konu olup olmadığını bilmiyorum, ben AYHAN TAŞKIN'ın abisinin Tekirdağ'da değilde burada bir askeri cezaevinde yattığını biliyorum, MUZAFFER'in MAHKEMESİ olarak bahsedilen MUZAFFER TEKİN'in mahkemesi olacağını zannetmiyorum, ben MUZAFFER TEKİN'i tanımam, herhangi bir yakınlığım yoktur, bundan yaklaşık 14-15 yıl önce benim BAHADIR TETİK isminde Kurmay Albay olarak görev yapan arkadaşım bir defa telefonda MUZAFFER isminde birisiyle görüşüyordu, bende o dönemde Azerbeycan'da inşaat işi yapmayı düşünüyordum, MUZAFFER'in de müteahhitlik yaptığını bana anlatmıştı, belki birlikte Azerbeycan'da iş yapanz düşüncesi ile tanıştırmak istedi, ben telefonda kendisine bir merhaba dedim, kendi telefonumla değilde Albayın telefonundan MUZAFFER TEKİN ile bir görüşme yaptım, onun dışında yüz yüze bir konuşma yapmadım, onun davası takip edecek bir yakınlığımız yoktur, görüşmede geçen "KASIMPASALI" tabirinden uzun boylu, Recep Tayyip ERDOĞAN'a benzeyen elinde tespihle dolaşan eczanenin yanında bulunan bir şahıstır, KASIMPAŞALI'dan kastım odur, Başbakanımıza karşı herhangi bir saygısızlığım söz konusu değildir dedi.

22/01/2008 tarihinde 13:47'de HAYRETTİN ALP ile yaptığı görüşme görüşme ile ilgili olarak HAYRETTİN ALP Bakırköy sahiline giderken Yedikule'de Onbaşılar Ocak Salonu isminde kebap salonu işleten şahıstır, onla yapmış olduğumuz görüşmede "REİSİM" şeklinde birbirimize hitap ederiz, ikimiz aynı yaşlardayız, yani REİSLİKTEN kasıt ben Belediye Başkanlığı olarak anlıyorum, ben DREJ ALİ'yi SAMİ HOŞTAN ı gazeteden okudum, kendilerini tanımam, VELİ KÜÇÜK'ün uyarılmasını ben İKAZ ETTİK şeklinde söylemiş isem de Genelkurmay'dan düzgün insanların kendisini ikaz ettiğini ima etmek istiyorum, yoksa benim kendisini ikaz etmem söz konusu değildir, bizim televizyonun yönetim kurulu toplantısı sırasında emekli paşaların kendisini ikaz ettikleri konusu açılmıştı, o zaman böyle bir konu konuşulduğunu duydum, yoksa benim kendisini ikaz etmem uyarmam söz konusu değildir, görüşme içinde geçen insan kaçakçısı İSMAİL işyeri sahibi olup,benim yanımda çalışan NİLÜFER ismindeki kız o yeri müşterisine kiralamak istemiş, onla ilgili araştırma yaparken oradakiler insan kaçakçısı İSMAİL demişler, öyle bir konuşma geçmiş dedi. Ben VELİ KÜÇÜK'ün normal insanlarla gezmediğini, MUZAFFER TEKİN'Ie , SEDAT PEKER'le illegal işlerle uğraşan kişilerle adının anıldığını gördüğüm için o şekilde konuştum şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

Şüpheli EMİN GÜRSES Savcılıkta alınan ifadesinde;

MUZAFFER TEKİN de beni aradı. Benim ile görüşmek istedi, görüştük. Benim ile tanışmak istediğini ve beni çok beğendiğini söyledi. MUZAFFER TEKİN hakkında bende olumlu bir kanaat oluşmuştu.

10.01.2008 tarihli görüşme ile ilgili olarak; Ben burada MUZAFFER Yüzbaşıyı temiz bir adam olarak bildiğim için MUZAFFER çıkacak diye söyledim. Ankara ' da bir askeri yetkili ile görüşürken (SARM' den olabilir.) "Şemdinli meselesini çözdünüz, buna sıra ne zaman gelecek" " dediki sıra ona geldi şimdi dediler" şeklindeki görüşmede ben askeri şahsa Şemdinli dosyasında savcının suçlu çıktığını, sanıkların serbest kaldığını, MUZAFFER' in de suçsuz olduğunu düşündüğüm için bu şekilde sitem ettim. Ben hep böyle konuşurum 22.01.2008 (saat 14:40 ) tarihli DEVRİM SEVİMAY ile yaptığı görüşme ile ilgili olarak; Kuvva-i Miîliyenin iki Örgütünün CİA ile alakalı olduğunu söyledim. Bunlardan biri TANER ÜNAL biri de FİKRİ KARADAG’dır. Bunu kendi etrafımdaki adamların konuşmalarından duyuyordum. Ben bunları MUZAFFER TEKİN ile yanyana hiç görmedim dedi. O görüşmede "savcı ile konuştum, Muzaffer yüzbaşının dosyasına baktım, içeride bir gün durması mümkün değil, Tayyip Erdoğan için yuhudidir diye kitap yazan, belgeleri veren, jandarmanın üst kademesinden birileri, korumadılar onu başka. arkasıda gelebilir bunun, belki işlerine gelmeyen bazı siyasilerde gidebilir, Veli paşanın rahiplerle, mahiplerle işi yok, büyük adam, büyük işlerle uğraşıyor, İran' da bir operasyon yapıyorlar, kimseyi koruduğum yok, Veli Paşa para, büyük paralarla uğraşıyorlar, benim öyle param olsa kendime ev alırdım, evlenirdim ama" şeklinde konuşmuşumdur.

22.01.2008 tarihli (saat 17:25); " sana bilgi vereyim, asker araya... olaylar... iki tane astsubayı aldıkya, onları çıkardık şimdi sıra Muzaffer' de, Muzaffer' i çıkarma kararı almıştık. Onun üzerine baskı yapıyorduk, bu işler patladı. Yani Muzaffer' i içerden çıkartacaktık..." şeklindeki görüşme ile ilgili olarak ; Ben MUZAFFER' i çıkarma karan aldık şeklindeki beyanımda böyle bir kararı nerede aldığımız bilmiyorum, ancak avukatları ile yaptığım toplantıda söylenmiş olabilir. Madem adam suçsuz ise o zaman çıkarın dedik. Ben her hangi bir ortamda MUZAFFER' in çıkarılması için bir karar almış değilim. İrticalen yaptığım günlük konuşmalardır

Ben askerin kışkırtıldığmı düşündüğünü bunun için üstüne gitmediğini ve kışkırtmak için böyle bir şey yapıldığını bazı askeri şahıslardan duydum. Askeri savcılar böyle bir olayın var olup olmadığını araştırsın 23.01.2008 tarihli (saat 17:49) görüşme ile ilgili olarak ; "Beni alırlarsa içeriye biliyorlar ki Amerikan ve İsrail büyükelçilerini havaya uçurmak için bizimkiler her şeyi yapacak. Telefonlanm dinlensin, bunu kaydetsinler" şeklindeki görüşmede ben namuslu bir adamım, namuslu bir adam olduğum için beni bu memlekette hiç kimse alamaz, alırlarsa bizimkiler dediğim bu memleketin milli kuvvetleridir, bunlar gider Amerikan elçiliğini bombalar diye söyledim. VELİ KÜÇÜK' ün elini öptüğümü ve her zamanda öpeceğimi söyledim dedi. Akabinde "Muzaffer yüzbaşıyı içerden çıkarmak için biz bir girişimde bulunduk, çıkaracaktık içerden, tam çıkarma girişiminin içine girdik bu operasyon patladı şeklindeki konuşmada daha önce dediğim gibi avukatlar ile yaptığım görüşmedir şeklinde beyanlarda bulunmuştur. DURMUŞ ANUÇİN Savcılıkta alman ifadesinde; AYDIN ÖZBEY'den girerseniz para kaynaklannm nerden geldiğini öğrenirsiniz, AYDIN ÖZBEY 1 milyar dolara yakın paranın kaynağıydı, AYDIN ÖZBEY'in de SEDAT PEKER ve MUZAFFER TEKİN ile irtibatı vardı, MUZAFFER TEKİN'e biz MUZAFFER KOMUTAN diye hitap ediyorduk, çoğu zaman KOMUTAN derdik, Ümraniye'de, Çavuşpaşa'da ve Beykoz Konaklarında SELİM diye bir arkadaşın kahvesinde buluşurduk, genelde jandarma mmtıkalannda buluşurduk, benim evim Çekmeköy'deydi, şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

MURAT ÖZKAN Savcılıkta alman ifadesinde; 3351 sayılı iletişim tespit tutanağı ile ilgili olarak ; Bu görüşme MUZAFFER TEKİN in eşi olan MÜGE TEKİN ile yapmış olduğumuz MAHMUT ÖZTÜRK'ün orduevinden kalorifer yakıtı vermesi nedeniyle olan tam rakamını bilemiyorum, alacağına ilişkin bir görüşmedir, Biz MAHMUT ile galeri dükkanında ortağız, onun aynca Akdeniz Petrol adı altında tankerle kalorifer yakıtı getirip satma durumu var, Fenerbahçe Orduevine cezaevine girmeden önce kalorifer yakıtı vermiş, daha sonra işi takip edemediği için cezaevi görüşü sırasında aynı koğuşta kaldığı MUZAFFER TEKİN'in eşi MÜGE TEKİN'e durumu açmış, o da telefonla beni aradı, benim telefonumu MAHMUT ÖZTÜRK kendisine vermiş, ben FAİK BÜYÜKTEOMAN'ı tanımıyorum, MÜGE hanım telefonu kendisine verdi ben durumu ona izah ettim, biz henüz parayı alamadık, şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

MEHMET FİKRİ KARADAĞ Savcılıkta alman ifadesinde; Özet olarak şu hususları eklemek istiyorum. Muzaffer TEKİN benim devre arkadaşımdır. Kendisi Yüksek Askeri Sure karan nedeniyle ordudan ayrılmış, daha sonra 2004 yılında kendisi ile İstanbul'da görüştüğümüzde bana seni Vatansever Kuvvetler Birliği İstanbul Teşkilatı için uygun gördük şeklinde sözler söyledi, bunun üzerine ben kendisine ben kimsenin demesi ile bir iş yapmam, kendi işimi kendim yaparım şeklinde cevap verdim, kendisi ile son görüşmemiz de bu oldu. Bir süre önce Almanya'da silahlı saldırı sonucu öldürülen Uyuşturucu kaçakçısı olarak bilinen Ertuğrul YILMAZ'ı tanıyıp tanımadığı, tanıyor ise kimin vasıtasıyla ne şekilde tanıdığı sorusuna; Ertuğrul YILMAZ'ı bana Avrupa'da PKK'yla mücadele eden,çatışan, kahraman bir vatan evladı olarak Muzaffer TEKİN tanıttı. Tahminen 2000 yılında Muzaffer TEKİN bana Ertuğrul'un Türkiye'ye geldiğini söyledi ve şahıslar beni Kolordu bahçesinde ziyaret ettiler. Şahıslarla oturup sohbet ettik. Yine burada Ertuğrul YILMAZ bana Avrupa'da PKK'ya yönelik çalışmalardan bahsetti. Hatta Avrupa'da PKKTılann uyuşturucu ticaretini engelleyen kişi olarak tanıttı. Hatta başka bir zamanda eşli olarak Muzaffer TEKİNTe birlikte Ertuğrul YILMAZ'm oğlunun sünnet yemeğine bile gittim.

Daha sonra Ertuğrul YILMAZ yurtdışına çıkmış. Ben Harp Akademileri Almanya gezisine gitmeden önce Ertuğrul YILMAZ'ı cep telefonundan aradım ve Berlin'de görüşmek istediğimi söyledim ancak şahıs bana Almanya dışında olduğunu söyledi. Şahısla başkaca herhangi bir görüşmemiz olmadı. Ertuğrul YILMAZ öldürüldükten sonra Muzaffer TEKİN telefonla bana Ertuğrul YILMAZ'm Almanya'da öldürüldüğünü söyledi. Bende vatansever bir Türk evladının şehit edildiğini düşündüğümden üzüldüm.

Ertuğrul YILMAZ'm cenaze törenine ya da başka merasimine katılıp katılmadığı, katıldı ise hangi maksatla, kimin aracılığı ile katıldığı ve resmi üniformalı olup olmadığı soruldu: Beyan ettiğim gibi Ertuğrul YILMAZ'ı PKK'yla savaşan bir vatan evladı olarak bildiğim için şehit olduğunu düşündüğüm için resmi elbiseyle Kadıköy Söğütlüçeşme'de cenaze törenine katıldım. Ben cenaze törenine gittiğimde Muzaffer TEKİN'de ordaydı.

Hatta Düzce tarafındaki bir yerde Ertuğrul YILMAZ'm köyüne Muzaffer TEKİN ve Ertuğrul YILMAZ'm akrabalarıyla birlikte mevîüt"merasimine gittik. Biz oradayken mevlüt merasimine Sedat PEKER'in kardeşi Atilla PEKER'in de katıldığını gördüm. Burada Atilla PEKER'le tanıştım. Ertuğrul YILMAZ'ı kimin vurduğunu bilmiyorum. SEDAT PEKER isimli şahsı tanıyıp tanımadığı, tanıyor ise nereden, nasıl ve ne kadar zamandır tanıdığı, birlikte ortak herhangi bir iş yapıp yapmadığı soruldu; Sedat PEKERTe beni tanıştıran Muzaffer TEKİN'dir. Muzaffer TEKİN bana Sedat PEKER'i bana Türkçü, vatansever birisi olarak tanıttı. Hatta Sedat PEKER'in İstanbul'daki başta PKKTılar olmak üzere bütün uyuşturucu satanların ellerini kıran şahıs olarak tanıttı. Muzaffer TEKİN bana Sedat'ın hapishaneden çıktığını, Tekirdağ'da hastanede olduğunu ve ziyarete gideceklerini benimde gelmek isteyip istemediğimi sordu. Bende bu kahraman Türk evladının ziyaretine gidebileceğimi söyledim ve birlikte ziyarete gittik. Oraya dalyan Mehmet lakaplı Mehmet UYSAL'm arabasıyla Muzaffer TEKİN'le birlikte gittik. Hastanede 10 dakika kadar ziyaret ettik. İlk tanışmamız orada oldu. Sedat PEKER beni ve Muzaffer TEKİN'i Beylerbeyi sahilinde yalıdan bozma bir yere bizi davet etti. Bulunduğumuz yerde fazla müşteri olmadığı için orayı kapattığını değerlendirdim

Orada birkaç saat sohbetimiz oldu. Görüşmelerimiz vatan millet kurtarma ekseninde geçti. Kendisi de Muzaffer TEKİN'in anlattığı şekilde uyuşturucu satıcılarıyla mücadele ettiği anlattı. Bir süre sonra Muzaffer Sedat'ın bizi yemeğe çağırdığını söyledi. Bizde Muzaffer'in bürosunda bekledik. Akşama doğru sonradan adını Boğaç olduğunu öğrendiğim atletik yapılı bir şahıs bizi almaya geldiğini söyledi ve birlikte Beykoz'da bulunan büyük bir bahçe içerisindeki eve gittik. Sedat bana Bülent AKARCALPnm kendisine Ermeni soykırımı ve Türk dünyasıyla ilgili film yapmak yönünde teklifte bulunduğunu söyledi. Bende Bülent AKARCALI'nm bulunduğu yerde olmak istemem dedim. Sedat bana Öztürkler isimli internet sitesini kurduğunu söyledi ve içeriği hakkında konuştuk. Bu ziyaret Sedat PEKER'le son görüşmem oldu ve bir daha da yüzünü görmedim. Daha sonra Sedat PEKER'in kardeşi Atilla PEKER'le birkaç defa kandil ve bayramlarda kutlama amaçlı görüşmem oldu." şeklinde beyanlarda bulunmuştur. KEMAL KERİNÇSİZ Savcılıkta alınan ifadesinde; MUZAFFER TEKİN'i de yine yukarıda VELİ PAŞA ile tanıştığımı ifade ettiğim 10 Nisan 2006 tarihindeki Boğazlayan Kaymakamını anma toplantısında tanıştım, görüşmelerimiz basın toplantılarında konferanslarda olmuştur, Danıştay operasyonu olunca söz konusu davada diğer şüpheli MEHMET ZEKERİYA ÖZTÜRK'ün müdafisi olmam sebebiyle kendisi ile görüşmem olmuştur, kendisini o sebepten dolayı da tanırım, Danıştay operasyonundan sonra da yine basın toplantılarında toplantılarda birlikte olmuştur, telefonlaşmalanmızda söz konusudur, çok sıklıkla olmamakla birlikte telefonlaşmalanmız vardır ve Ümraniye operasyonundan sonra da kendisinin vekilliğini yürütmeye başladım, eşi MÜGE hammlada bu vesile ile tanıştım, Danıştay olayından sonra kendisinin sosyal hayattan da geri çekti, son dönemde iki şehit cenazesinin kaldmldığı Levent Camiisinde görmüştüm, ben tutuklanmadan önce kendisini orada görmüştüm, ben kendisi ile herhangi bir organizasyon gerçekleştirmedim, ticari veya hukuki hiçbir sivil toplum kuruluşunda biraraya gelip ortak birşey yapmadık, benim büroma dahi hiç gelmemiştir RAFET ARSLAN'ı MUZAFFER TEKİN in arkadaşı olması nedeniyle MUZAFFER TEKİN'den sonra yaklaşık 1 yıldan beri tanınm, kendisiyle MUZAFFER TEKİN in davalan nedeniyle birkaç telefon görüşmemiz olmuştur, dava dışında herhangi bir görüşmüşlüğümüz yoktur, 2007 Ağustos ayında Sabah ve Zaman gazetelerinde MUZAFFER TEKİN'in Alman ajanı ve uyuşturucu kaçakçısı olduğun dair haberler çıkmıştı, arkasından 9. ayda savcı Zekeriya ÖZ ile bu konuyu görüştüm, kendisi bana bu konuyu araştırdıklanm, gerekli yazışmayı yaptıklarını o MUZAFFER TEKİN'in bu MUZAFFER TEKİN olmadığını söyledi, ancak soruşturma gizli olduğundan bu konuda herhangi bir belge almam mümkün değildi, bizde Zaman ve Sabah gazetelerine dava açabilmemiz için hangi MUZAFFER TEKİN hakkında bu suçlardan ötürü şikayet edildiğini ve hakkında karar çıktığını tespit etmemiz gerekiyordu, bunun içinde ATİLLA'ya böyle bir kesinleşmiş karar var ise kendisinden vermesini istedim, bana bir adet kesinleşmiş karar gönderdi, ancak ATİLLA'nm bana gönderdiği bu karar gizli değildir ve tarafımdan da hiçbir yerde kullanılmamıştır, bunun dışında telefonda bana söylediği konularda vereceğini belirttiği ancak benim hiçbir talebim olmayan telefon görüşmelerinde dahi talepte bulunmadığım belli olan hiçbir karar göndermemiştir, çoğu karar telefonda göndereceğim sohbeti içinde geçmiş ben istemediğimden ve kendisinden de hiçbir şekilde aldırmadığımdan tarafıma kendisinin bahsettiği kararlar asla intikal etmemiştir, telefon görüşmelerine bakıldığında görüleceği üzere ben kendisinden MUZAFFER TEKİN ve TANER AKÇAM’ın dışında hiçbir karar talep etmedim, kaldı ki söz konusu kesinleşmiş emsal karar tarafımdan her zaman için araştırılıp

bulunabilecek basma yansımış kararlardır, gerek ev aramamda gerekse büro aramamda ATİLLA'nm telefonda bana bahsettiği kararlardan hiçbiri çıkmamıştır ve gerçekte de yoktur, çünkü 301 konusundaki kararlar birbirine benzediğinden AİHM uygulaması açısından önem arz etmemesi sebebiyle tarafıma da bir istifade vermediğinden kendisinden hiçbir şekilde karar aldırmadım, verdiği TCK 301 karan ile ilgili karar ve MUZAFFER TEKİN ile ilgili bir karan hiçbir yerde kullanmadım 07/11/2007 tarihli saat 12:19-12:21 arasında ATİLLA AKSU ile yapılan görüşmedeki gönderdiği evraklann belgelerin içeriğinin ne olduğu ile ilgili olarak Ben Sabah gazetesinde Ağustos ayında MUZAFFER TEKİN ile ilgili uyuşturucu kaçakçısı ve Alman ajanı şeklinde haber yapan Sabah gazetesinin muhaberi TUTKUN ARBAŞ ve sorumlu yazı işleri müdürleri hakkında dava açtım, bu daha hala devam ediyor, bana ATİLLA AKSU'nun hangi belgeyi gönderdiğini bilmiyorum, böyle bir karar ne benim büromda ne de evimde ele geçirilmemiştir, sözü edilen kararlar gizlilik derecesi olmayan kesinleşmiş aleni olan belgelerdir, heryerde bulunabilecek içtihatlardır, tarafımızca hiçbir yerde kullanılmamıştır Muzaffer TEKİN'den elde edilen (1) nolu CD'nin çıktılan ile aynı içerikte olduğu tespit edilmiş olup, dosyadaki gizlilik ve kısıtlama karan da kendisine hatırlatılarak bu tür gizli belgelerin ne şekilde elde ettiği ve başka bir yerde kullanıp kullanmadığı konusu ile ilgili olarak MUZAFFER TEKİN 14/06/2007 tarihinde tutuklandıktan kısa bir süre sonra büroma AYDIN YÜKSEK isimli bir kişi geldi, ben kendi odamda arama yapılan odamda oturuyordum, doğrudan odama gelerek beni hatırladmızmı tanıdınız mı dedi bende hayır tanıyamadım dedim, arkasından ben Ümraniye operasyonu davasında aranan AYDIN YÜKSEK isimli kişiyim, beni size bu dava ile ilgilendiğinizden ötürü sizlerinde tanıdığı bir kişi isminizi verdi, bu sebeple doğrudan size geldim, MUZAFFER TEKİN'in de evinde çıkan gizli olduğu iddia edilen CD'nin bir kopyası da benim elimdedir diyerek elinde tutuğu CD'yi masamın üzerine koydu, devamla bu CD'de herhangi bir gizli belge olmadığını, kendisinin iş ortağı olan MUZAFFER ŞENOCAK ile ilgili bilgiler olduğunu bu bilgileri MUZAFFER ŞENOCAK'tan derleyip bizzat CD'ye kendisinin aktardığını ve METE YALAZANGİL aracılığıyla MUZAFFER ŞENOCAK'm asker kimliği nedeniyle yardımcı olmak için MUZAFFER TEKİN'e teslim ettiğini ve bu CD sebebiyle de kendisinin arandığını bu konuda hukuki bir yardımda bulunup bulunamayacağımı sordu, ben kendisine CD'de ne olduğunu sordum, kimlik bilgileri olduğunu ifade etti, birlikte beraber bilgisayara koyarak içindeki dokümanlara tek tek baktık, bakabildiğimiz dokümanlarda ben gizlilik unsuru görmedim, dokümanlarda "GİZLİ" ibaresi yoktu ve aynca söz konusu dokümanlarda ürünlerin tanıtımı MUZAFFER ŞENOCAK hakkında kimlik bilgileri şirket bilgileri GAMBİYA ile ilgili fotoğraflar, bazı komutanlann bazı konularda isim zikretmeksizin görüşleri, Milli Güvenlik Kurulu kararlan, gizli olmayan raporlar ve ülke meseleleri hakkında belgeler olduğunu gördüm, ancak yukanda zikretiğim gibi CD'yi getiren şahıs bu CD'nin MUZAFFER TEKİN 'e bırakılan CD'nin bir kopyası olduğunu ifade etti, bende bunun üzerine kendisine CD'yi çıkartarak teslim ettim ve söz konusu CD 'yi Emniyet Müdürlüğüne veya soruşturmayı yapan CUmhuriyet Savcılığına teslim ederek kendisinin de teslim olmasını ifade ettim, bana bu konuda tutuklanıp tutuklanmayacağını belirtti, MUZAFFER TEKİN'in bu CD sebebiyle tutuklandığını belirttiğimden tutuklanma şansının da yüksek olduğunu ifade ettim, avukatım olup olamayacağını sordu, ben MUZAFFER TEKİN müdafii olduğumu bu sebeple bu dosyada menfaat çatışması olma ihtimaline binaen müdafii olamayacağımı ancak avukat bulamaması halinde avukat tavsiye edebileceğimi söyledim, bunun üzerine peki ben bu akşam teslim olacağım, avukat bulamazsam yardım için size dönerim diyerek CD'yi alıp büroyu terk etti. Bilahare söz konusu CD'deki bilgiler bilgisayarımızda çıkmış olmakla aradan 4 ay geçtikten sonra söz konusu CD'de yer alan bilgileri bir defa daha okuyarak birer çıktılannı da


yazdırarak elinizdeki klasörü oluşturdum, söz konusu belgelerin gizli olup olmadığı konusunda 05/10/2007 tarihinde Genel Kurmay Başkanlığı'na ve Milli Güvenlik Kurulu'na 6 sayfalık dilekçenin ekinde bu çıktıların bütün fotokopilerini ekleyerek 08/10/2007 tarihinde Araş Kargo ile Milli Güvenlik Kuruluna ve Genel Kurmay Başkanlığı Adli Müşavirliğine gönderdim, söz konusu dilekçelerimi ve gönderi belgelerimi şuanda sizlere ibraz ediyorum, gönderdiğim yazılara Genel Kurmay Başkanlığından 16/10/2007 tarihinde cevap gelerek söz konusu dosyanın ve gönderdiğim dilekçenin K.K.K.'lığı Adli Müşavirliğine gönderildiğini belirtilmiştir. Daha sonra yine aynı dilekçemle ilgili olarak incelemenin tamamlandığı 14 Aralık 2007 tarihi 516846 sayılı yazı ile söz konusu belgeler hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verilmiş olduğunu, istenen bilgilerin belirtilen makamdan temin edilmesinin uygun olacağının ve ayrıca dilekçemizde bu konuyla ilgili muazzaf subayların bu olaya karışıp karışmadıkları bu konuda Genel Kurmay tarafından herhangi bir soruşturmanın açılıp açılmadığı konusundaki sorumuza da bu konuyla alakalı TSK personeli hakkandı Adli makamlara intikal eden herhangi bir soruşturma bulunmadığı belirtilmiştir. Bunun dışında Milli Güvenlik Kurulu sekreterliğine göndermiş bulunduğum aynı tarihli yazı cevabıma 31/10/2007 tarihinde cevap gelmiş, talep etmiş olduğum konularda yani söz konu belgelerin Milli Güvenlik Kurulundan çıkan gizli belge olup olmadığı, var ise bu konuda hangi belgenin gizli olduğu hususundaki soruma da kendi internet sitelerine koymuş oldukları yazıyı ifade ettiklerini, bu yazıda da 20 Haziran 2007 tarihli çeşitli basın ve yayın organlarında yayınlanan Milli Güvenlik Kurulu toplantı tutanaklarının ele geçirildiği haberleri gerçeği yansıtmamaktadır kamu oyuna saygı ile duyrulur diye Basın Genel Sekreterlikçe yaymladıklannı ifade etmişlerdir, bu anlamda söz konusu belgelerin Milli Güvenlik Kurulu tarafından gizli olmadığı ortaya çıkmış bulunmaktadır, öncelikle söz konusu dosyanın bana geliş şekli aynen bu anlattığım şekildedir, nitekim AYDIN YÜKSEK'te Haziran ayında teslim olduktan sonra bu hususu aynen benim ifade ettiğim şekli ile anlatmış ifadesini de bu şekilde vermiştir, AYDIN YÜKSEK'in 2007/1536 Hazırlık sayılı dosyasına vermiş olduğu ifadenin aynen bu anlattıklarıma ek olarak ilave edilmesini arz ve talep etmekteyim, çünkü bu ifade benim anlattığımı açıkça teyid etmektedir, herşeyden önce bana getirilen CD dosyadaki CD'nin bir başka kopyasıdır, tarafımdan bu CD üzerinde hiçbir şekilde hiçbir değişiklik yapılmamıştır, bu CD yine hiçbir şekilde yasanın dışında temin edilmemiştir, tamamen davasını bana vermek isteyen dosya şüphelisi tarafından getirilmiş olup, bu belgeler o CD'den çıkarılan belgelerdir, yine dosyaya şuanda sunduğum dilekçe ve ekindeki Milli Güvenlik Kurulu ve Genel Kurmay Başkanlığı yazışmaları da benim bu söylediklerimi aynen teyid etmektedir, söz konusu CD'den çıkan belgeler kesinlikle tarafımdan bir başka yerde kullanılmamış, verilmemiş ve başka taraflara açıklanmamıştır. Tamamen müvekkilimin müdafası kapsamında tarafımdan herhangi bir çaba ve kanunsuz bir eylem olmaksızın gelen delil olarak değerlendirilmiştir. Dosyadaki gizlilik unsuruna da riayet edilmiştir, hiçbir basın ve yayın organında çıkmamış ve tarafımca da verilmemiştir. Temininde gayri kanunilik yoktur, doğrudan doğruya bir dosyanın müdafiisine gelen delil yasalar çerçevesinde korunmuş ve gizlilik kuralına da riayet edilmiştir, belgelerin kaynaklan olduğu iddia edilen Genel Kurmay Başkanlığı'na ve Milli Güvenlik Kurulu Sekreterliğine gönderilmiş olması gizlilik kuralını asla ihlal etmez, çünkü belgelerin gerçek mercii söz konusu kurumlardır, bu kurumlara gönderilmekle belgeler ifşa edilmiş sayılamaz Benim söylediklerim doğrudur, büromda birlikte yanında getirmiş olduğu MUZAFFER TEKİN'den elde edilen CD'nin ayn bir kopyasını benim bilgisayanmda ayn bir kopyasını getirerek benim bilgisayanmda açtık, kendisi o konuyu atlamış olabilir, büroda CD'nin içeriğine de birlikte baktık inceledik, kendisinin CD'nin içerisinde ne olduğunu bilmiyorum demesi belki ilk etapta METE YALAZANGİL 'e verirken içeriğini bilmediğini ifade etmek istemiştir, aynca belirtmek istediğim bir husus daha var,

Devamla öncelikle bu belgeler MUZAFFER TEKİN davasında delil niteliğindedir, müdafisi olup, müdafiiliğim gerek arama sırasında gerek şuanda da devam etmektedir, Terörle Mücadele Yasasının 10. maddesinin e bendinde belirtildiği şekilde el konulması usule uygun değildir, gelen delile bir avukatın ne şekilde ulaştığını açıklama zorunluluğu burada yoktur, 3007 sayılı tapedeki SEVGİ ERENEROL ile yaptığımız görüşmedeki dosya patrikhane kapatılması ile ilgili olan dosyadır, orada bahsedilen dökümlerin tahlilleri mastır planın tahlilleri ibareleri Ümraniye davasının içinde bulunan deliller ile ilgilidir, söz konusu delillerden mastır çalışması KUDDİSİ OKKIR'm hazırlamış olduğu parti programına benzer bir çalışma olup, şüphelilerin ifadelerinde çok ayrıntılı olarak yazılmıştır, dosyadaki mevcut bütün deliller üzerinde avukat ENGİN BEYle bir paylaşıma girerek delillerin teknik hukuk tahlilini yapmak suretiyle dava açılmadan ön hazırlığımızı bitirerek iddianame sonrasında tutukluluğun kaldırılması için mahkemeden hazır hale gelmemize yarayan çalışmalardır, bu beyanlarımda hiçbir hukuka aykırılık yoktur, sadece meslektaşımla yapmış olduğumuz müdafaanın paylaşımıdır, orada KOMUTAN olarak geçen emekli yüzbaşı MUZAFFER TEKİN'dir, genelde askerlere KOMUTAN diye hitap edilir, başka bir anlamı yoktur 3008 numaralı tapedeki 300 milyon lira para toplanma konusu ile ilgili olarak; Küçükçekmece de MUZAFFER TEKİN'i seven genç arkadaşlar 10'ar 20'şer YTL'yi komutanın zor durumda olmasına binaen toplayıp bana verdiler, bende kendisine takdim ettim, o da sevindi, konuşmamızda geçen ÜLKER hanım Ay Yıldız Platformu Genel Başkanlığını yapan ÜLKER DURUKAN'dır, kendisi aynı zamanda çevre dostları derneği başkanlığını yapar, Bakırköy Belediyesinde İdari Meclis üyeliği yapmıştır, bu platform resmi bir platformdur, yaklaşık 250'ye yakın derneğin toplandığı bir platformdur, bu platforma bizde üyeyiz dedi. 3025 nolu tapede MURAT ÖZKAN la yapılan görüşmede ALİ YİĞİT in yeniden ifade vermesi konusunda BOŞVERİLMEMESİ şeklindeki beyanları ile ilgili olarak ; ALİ YİĞİT cezaevinden tahliye edildikten sonra derhal aynı günde veya bir gün sonra önce MURAT ÖZKAN'ı MÜGE TEKİN'i ve MUZAFFER TEKİN'in kardeşi RIZA TEKİN'i arayarak kendisinin hatalı yazılan ve gerçekte beyan etmediği ifadeleri yüzünden MUZAFFER TEKİN 'in ve MAHMUT ÖZTÜRK'ün cezaevinde yattığını ve bundan vicdanen rahatsız olduğunu ifade ederek telefonla aramıştır, bunun üzerine yukarıda ismi geçen 3 kişi TEKİN'in avukatları olarak bana ve avukat ENGİN BEYE bu konuyu anlattılar, ALİ YİĞİT cezaevinde kaldığından dolayı yıprandığını, Trabzon da ailesinin yanma giderek biraz dinleneceğini daha sonra İstanbul'a gelip bu konuda gerekirse yeniden ifade verebileceğini yine yukarıdaki 3 kişiye beyan etmiş, aradan bir süre geçtikten sonra MURAT ÖZKAN bana telefon açarak ALİ YİĞİT'in Trabzon'dan geldiğini kendileri ile görüşmek istediğini söylemiş, bende MURAT ÖZKAN'a böyle bir görüşmenin yapılabileceğini görüşme yeri konusunda da tamamen ALİ YİĞİT'in söylediği yere gidebileceğimizi belirttim, bir müddet sonra MURAT ÖZKAN söz konusu toplantının yerini Ümraniye'de bir balıkçı dükkanı olarak verdiklerini, bu adresi avukat ENGİN BEY'le avukat SEÇKİN BEY'e de bildirdiğini, bu sebeple oraya gelmemi istedi, bende söylenen saatte kendi vasıtamla söz konusu balıkçı dükkanına gittim, toplantı da en az 10-12 kişi kadar vardı, ALİ YİĞİT abisi dahil akrabaları ile birlikte kalabalık bir şekilde gelmişlerdi, toplantıda MUZAFFER TEKİN vekili olarak ben ve avukat ENGİN, MAHMUT ÖZTÜRK'ün vekili avukat SEÇKİN ve MAHMUT ÖZTÜRK'ün kardeşi İSA ÖZTÜRK ve ortağı MURAT ÖZKAN ile ALİ YİĞİT, ağabeyi ve isimlerini bilemediğim birçok akrabaları katılmışlardı, karşılıklı tanışmadan sonra geçmiş olsun dileklerinde bulunduk, ALİ YİĞİT'e emniyette verdiği ifadeyi okuyarak bu ifadeyi verip vermediğini sorduk, ALİ YİĞİT kesinlikle bu ifadeyi vermediğini olayın gerçeğini bire bir cümlelerle herkesin huzurunda anlattı, anlatımlarını not şeklinde yazdım, aldığım notu tek tek herkesin huzurunda cümle cümle ÂLİ YİĞİT'e tekrar okuyarak ifadenin

bu şekilde olup olmadığını sordum, ALİ YİĞİT verdiğim ifadem hatalıdır, okutmadan imzalatılmıştır, vekil arkadaşım ifadenin sonunda gelmiştir, bu sebeple ne yazıldığını bilmediğimden imzalamak zorunda kaldım, ama gerçek benim anlatığım gibidir, bunu da yarm Savcılığa gidip ifademi yeniden vereceğim dedi, bende daha önce Savcı Zekeriya ÖZ'e bu konuyu anlatıp ALİ YİĞİT'in yeniden ifadesini alıp almayacağını sordum, sayın savcıda gelirse alırım dedi, ancak ertesi gün avukatının tesirinde kalarak belkide muhtemelen avukatın sorumlu doğabileceğinden ifade vermeye gitmemiş, bizde bunun üzerine o toplantıda bulunan kişilerin tanık olarak dinlettik, MURAT ÖZKAN'm arabasında yapılan aramada ele geçen ifade tutanakları söz konusu toplantıda almış olduğumuz notlardır, başka bir amacı da yoktur 3090 nolu tapede ismi geçen OĞUZ ÖCALAN, MUZAFFER TEKİN'in arkadaşıdır, ne iş yaptığını bilmiyorum, MUZAFFER beyin eşi MÜGE hanım bana telefonunu verdi, bende Genel Kurmay'a yazmış olduğumuz yazının cevabının çıkıp çıkmadığı konusunda kendisinden yardım istedim, orada bahsettiğim CD'lerden kasıt soruşturma yürüten Cumhuriyet Savcısı tarafından imajı çıkarılan bilgisayar harddiskinin aktarılmış olduğu ve MÜGE TEKİN tarafından Kadıköy'de bir cd dükkanında imajı çözdürüp hazırlatmış olduğu CD olup AYDIN YÜKSEK in bana getirmiş olduğu CD ile bir alakası yoktur şeklinde beyanlarda bulunmuştur. ATİLLA AKSU Savcılıkta alman ifadesinde; İletişim tespit tutanakları ile ilgili olarak; 3281 sayılı tapedeki görüşmede KEMAL KERİNÇSİZ medyada benden MUZAFFER TEKİN ile ilgili hırsız dolandırıcı gibi haberler çıktığını, kendi müvekkilinin ismi ile kanştığmı, bu nedenle MUZAFFER TEKİN hakkındaki dava dosyalannm numaralannı benden istedi, bende MUZAFFER TEKİN isimli olanlan UYAP'tan çıkarttım, ancak ana baba isimleri farklı MUZAFFER TEKİN ismindeki şahıslann hırsızlık dolandıncılık gibi suçlardan soruşturma numaralannı tespit edip yazı ile bir elemanına verip gönderdim şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

GAZİ GÜDER Savcılıkta alman ifadesinde; Kuddusi Okkır beni geçen yıl Muzaffer TEKİN ile tanıştırmak istedi ben Muzaffer ile tanışmadım Haziran veya Temmuz ayı idi, daha sonra kendim bu adamlar kim diye Asuman hanıma e- mail attım, Asuman'da bana e- mailleri attıktan sonra ben Kuddusi'ye döndüm bu adamlar mı beni tanıştıracaktm diye tartışma oldu, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. VEDAT YENERER Savcılıkta alman ifadesinde; Kendisi daha sonra elleri kelepçeli şekilde basında gördüm, serbest bırakıldıktan sonra bir haberci olarak kendisini arayarak konunun ne olduğu Muzaffer TEKİN' in nasıl kendisini bıçakladığını sordum, o ise Muzaffer TEKİN' in Danıştay' a saldmsmdan dolayı kendisini suçlayıcı beyanlarda bulunduğu ve bu nedenle aralan bozuk olduğunu söyledi, aralannm bozuk olduğunu anladım ve bu konu hakkında herhangi bir soru sormadım. şeklinde beyanlarda bulunmuştur. MUAMMER KARABULUT Savcdıkta alman ifadesinde; Muzaffer TEKİN'i daha önce gıyaben tanıyordum. İçinde bulunduğum Milli Güç Birliği Hareketinin İstanbul'daki faaliyetlerine destek verdiğini, vatanperver bir insan olduğunu biliyordum. Sevgi ERENEROL'da kendisini bana bu şekilde anlatmıştı. Kendisi ile Galatasaray Lisesinin önündeki konusunu hatırlamadığım bir basın açıklamasında şahsen tanıştık. Bu olay kendisini Danıştay saldırısı olarak bilinen olaydan sonraki bir tarihte olmuştur. Bir daha kendisi ile görüşmedim, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. ZEKİ YURDAKUL ÇAĞMAN Savcılıkta alman ifadesinde; Mete Yalazangili bir akrabam ile ortak ticarit yaptıklarından dolayı tanırım. Muzaffer TEKİNin ofisinde de birkaç kez görmüştüm, şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

TUNCAY HACIBEKTAŞOĞLU Savcılıkta alınan ifadesinde; Birlikte gözaltına alındığımız Salpir isimli şahsı 2003 yılında Samsunlu birisinin yanında tanıdım. O zaman işi yoktu, kalacak yeride yoktu. Samsunlu İsmail isimli şahıs benimle kalmasını çalışmasını istedi. O tarihte benim Esenler Ateşalanmda kasap dükkanım vardı. Salpir burada bana et yüklemede hamal olarak çalıştı. Hemde dükkanımda yatıp kalkıyordu. Saipirin Muzaffer TEKİNle nasıl tanıştığmı bilemiyorum. Bu yılm Mart ayında bir Asayiş uygulamasında benim üzerimde ruhsatsız silah yakalandı. Saipir de yabancılar şubesi tarafından gözaltına alındı. Ben serbest bırakılınca Saipir bana daha önce birlikte radyomuz için reklam almaya gittiğimiz Muzaffer TEKİNe git kendisinden yardım iste dedi. Gidip Muzaffer TEKİNle görüştüm. Yardımcı olamayacığmı bana söyledi. Daha sonra beni aradı, Saipirin durumunun ne olduğunu sordu. Bende kendisini bir iki kez radyomuza reklam verme konusunu karara bağlayıp bağlamadığını sordum, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. SAİPİR DEBZLELVİDZE Savcılıkta alman ifadesinde; Ben Muzaffer TEKİN ile bundan yaklaşık 5-6 sene önce Türkiye ye ilk geldiğim yıllarda tanıştım. O zaman Aksarayda dericilik yapan esnafa tercümanlık yapıyordum. Fahrettin isimli bir rus vatandaşı mal almak için bizim dükkana gelmişti. Birlikte konuşurken kendisinin Rusyada inşaat işi yapan bir tanıdığı ile birlikte Türkiyeye geldiklerinde tanıştığını, benide tanıştırmak istediğini söyledi. Fahrettin ve Rusyadan tanıdığı inşaat işi yapan Türk vatandaşı o zaman Muzaffer TEKİNİ İstanbulda ziyaret etmişler, Fahrettin birlikte Muzaffer TEKİNe gitmeyi teklif etti. Onun tarifiyle Kadıköyde bulunan Rıza Petrol isimli iş yerine bir Ramazan günü birlikte gittik. Ben oruçluydum. İftar vakti yakındı. Bende büroda orada bulunanlarla birlikte iftar yaptım. Çay içip ayrıldık. Ondan sonrada 5-6 yıllık süreçte 7 veya 8 kez Muzaffer TEKİNin Rıza Petrol isimli işyerine gittim. Reklam almak için kendisine teklif verdik. Yanında Tuncay Hacıbektaşoğlu da vardı. Kendisiyle görüşüp ayrıldık. Muzaffer TEKİNİ anlattığım şekilde tanıdım. Adı geçen diğer kişiyide tanımıyorum. Bu kişilerde ele geçen silah ve dokümanlarla bir ilgim yoktur. Mete Yalazangili, Muzaffer TEKİNin bürosunda gördüm. Sporcu olduğunu öğrenince sohbet ettik. Reklam için yanma birkaç kez gittik. Kendisini bu nedenle tanıdım, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. METE YALAZANGİL Savcılıkta alman ifadesinde; Muzaffer TEKİN'i 15-16 seneden buyana tanırım. Kendisiyle ilk tanışmamız Göztepede Selami Çeşmi Özgürlük Parkında spor yapan vatandaşlara Kadıköy Belediyesinin organizesinde spor yaptırdığı sırada olmuştur. Kendisinin emekli subay olduğunu o zaman öğrendim. Benimde sporcu olduğumu öğrenince birlikte spor yapmayı teklif etti, bu şekilde onların grubuna katıldım. Daha sonra kendisina ait yine Kadıköyde bulunan Akaryakıt pazarlama işi yapılan Rıza Petrol isimli işyerine ziyaret amaçlı gidip geldim. O tarihten bu yana dostuğumuz devam etmektedir. Muzaffer TEKİN'in ifadesinde Semih Tufan Gülaltayı benim aracılığımla tanımış olduğu ifadesi doğrudur. Ben 1978-1988 yıllan arasında 10 yıl süreyle Tekel spor klübünde idarecilik ve antrenörlük yaptım. O tarihlerde benimle aynı semtte oturan anne ve babasmıda tanıdığım Semih Tufan Gülaltay, Tekel spor kîübünün boks takımının yıldızları arasında antremana geliyordu. Kendisini bu nedenle tanırım. 1993 yılında ben Galatasaray spor klübünde antrenörlük yaptığım yıllarda Semih Tufan Gülaltay ile birlikte Kadıköyde yürürken Muzaffer TEKİNle karşılaştık. Ayak üstü sohbet sırasında Semih Tufanı, Muzaffer TEKİNle tanıştırdım. Daha sonra kendilerinin Muzaffer TEKİNin bürosunda görüştüklerini öğrendim. Çünkü o tarihlerde ben yabancı uyruklu eşim sporcu olduğu için kendisiyle birlikte Almanyaya gitmiştim. 1997 senesinde tekrar Türkiyeye döndüm. Muzaffer TEKİN ile Semih Tufan Gülaltayın dostluklarının devam ettiğini ancak, çay kahve sohbetiyle sınırlı olduğunu biliyorum.


Ben 2004-2005 yılından bu yana DYP Kadıköy Genel sekreterliği görevini yürütmekteyim. Pek çok vatandaş bize gelir sıkıntısını anlatır yardım ister. Birgün eski polis olduğunu söyleyen bir şahıs Küçükçekmeceden geldiğini, ordunun özel kuvvetlerinde görevli olan Muzaffer Şenocak isimli şahsın kendisini 150 000 ytl dolandırdığını söyledi, yardım istedi. Ben de eski bir emekli subay olduğunu bildiğim ve DYP Kadıköy Teşkilatına Bürosu çok yakın olan Muzaffer TEKİNe giderek durumu anlatmayı uygun buldum. Birlikte Muzaffer TEKİNin Rıza Petrol isimli bürosuna gittik. 4-5 misafiri ile birlikte bürosunda idi. Kendisine Aydın Yüksek durumu detaylarıyla anlattı. Şikayet edilen kişinin bir ordu mensubu olması sebebiyle Muzaffer TEKİN konuya ilgi gösterdi. Bizim yanımızda birkaç yeri aradı. Tam bir bilgi alınamadı. Biz bürodan ayrıldık. Daha sonra Aydın Yüksek beni birkaç kez daha aradı. Muzaffer Şenocak ile ilgili bilgilerin bulunduğu bir cd'yi bana getirdi. Bende Muzaffer TEKİNin bürosuna bıraktım. Daha sonra bu yılın haziran ayında Muzaffer TEKİNin gözaltına alındığını, ifadesinde benden bahsettiğini öğrendim. O tarihten bu yana evimdeyim. Herhangi bir yere ayrılmadım. İşime devam etmekteyim. Muzaffer TEKİNin bürosunda ele geçirilen cd ve diğer dokümanlarla ilgili bilgim yoktur. 2000-2001 yıllarında Muzaffer TEKİN beni telefonumdan aradı, bürosuna davet etti. gittiğimde sonradan ismini Oktay Yıldırım olduğunu öğrendiğim uzun boylu, iri yarı bir şahısla beni tanıştırdı. Gazi olduğunu, Astsubay olduğunu anlattı. Bu şahsın ayaklanndan birisi alçıdaydı ve aksıyordu. Gatada tedavi gördüğünü iyileşme olmadığını bana anlattılar. Bende Oktay Yıldınma alçıyı çıkarmasını, yüzmesini, kaslannı güçlendirecek spor yapmasını tavsiye ettim. Kendim el yazımla kaslannı güçlendirici bir egzersiz programı yazarak kendisine verdim. O tarihten bu yana Oktay Yıldırımı birkaç kez daha Muzaffer TEKİNin bürosunda gördüm. Bu anlatmış olduğum görüşmenin dışında kendisiyle herhangi bir irtibatım olmamıştır, şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

Şüpheli Rafet ARSLAN 25.06.2007 tarihinde Emniyette vermiş olduğu ifadesinde ; "Benim Ankara'da yapılan demek çalışması ve piknikten haberim yok. Ancak Ankara'da ki Vatansever Güçler Birliği isimli demek olduğunu biliyorum. Demeğin kumcusu ve başkanını bilmiyorum, ancak demeğin İstanbul Şubesinin Hüseyin GÖRÜM isimli şahsın kuracağı şeklinde duydum ve Hüseyin GÖRÜM'ü ilk kez ile Hüseyin GÖRÜM'e ait Maltepe'de bulunan işyerinde kum fasulye pilav yemeye gittiğimde gördüm. Bu yemeğe beni Muzaffer TEKİN davet etmişti. Kuddusi ORKIR isimli şahsı da ilk kez bu yemekte gördüm. Kendisini bir de Muzaffer TEKİN'in bürosunda gördüm, kendisi ile hiçbir samimiyetim yoktur. Bu yemeğin ve toplantılann amacı Ankara'da bulunan Vatansever Güçler Birliği Derneğinin İstanbul Şubesini kurmak ve Muzaffer TEKİN'i bu dernek içinde Hüseyin GÖRÜM yer almasmı istiyorlardı, ancak Muzaffer bu demek içerisinde yer almadı. İfade de isjmi geçen şahıslardan Hüseyin GÖRÜM demeğin İstanbul Şubesini açmakla görevliymiş, kendisi ile herhangi bir samimiyetim yoktur. Can Albay isimli şahsın beden eğitimi öğretmenliği yaptığını biliyorum, kendisi ile herhangi bir samimiyetim yoktur. ." şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

Şüpheli Sevgi ERENEROL 25.01.2008 tarihinde Emniyette vermiş olduğu ifadesinde ; Muzaffer TEKİN aile dostumdur. 2002 yılından bu yana tanmm. Kıbns Mitinginde tanışmıştık. Ailecek görüşürüz Cezaevine gider ziyaret ederim. Telgraflaşır mektuplaşmz. Rafet ARSLAN Muzaffer TEKİN'in arkadaşıdır. 1994 yılında ben MHP İl başkanlığında iken o Şişli İlçe Teşkilatmdaydı şuan Muzaffer TEKİN'i ziyarete beraber gideriz çünkü cezaevinde Muzaffer TEKİN'i Ben, Rafet ARSLAN ve Kürşat RÜSTEMOĞLU ziyaret edebilmektedir" şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Şüpheli Veli KÜÇÜK 25.01.2008 tarihinde Emniyette vermiş olduğu ifadesinde ; Muzaffer TEKİN'i İstanbul da neşredilen, Batı Trakya Dergisinde gördüm. Bir süre, bende bu derginin yayın kurulu başkanlığını yaptım, bilahare Galatasaray postanesi önünde etkinliklere geldiğinde gördüm." şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

RAFET ARSLAN Savcılıkta alman ifadesinde; MUZAFFER TEKİN askeri liseden beri arkadaşımdır. MUZAFFER TEKİN' in ofisi emekli askerlerin ve arkadaşların zaman zaman gelip gittiği yerdir. Çünkü yeri Kadıköy Merkezde' dir. Ayak üstü olduğu için herkesin rahatlıkla gelebileceği bir yerdir. Zaman zaman emekli paşalarda gelir. Bizim kendi devremizden Tuğ ve Tümgenarellikten emekli olanlar zaman zaman orada buluşur. Görevde iken geleni ben görmedim. Ben Pazartesi ve Cuma hariç hergün oraya giderim. Pazartesi günleri TESUT derneğine giderim. Ben öğlen civan genelde orda olurum. Zaman zaman bizim devremizin dışında emekli albaylar ve değişik şahıslar gelmekte idi. İBRAHİM ŞAHİN' i ben birkaç sefer gördüm. MAHMUT ÖZTÜRK gelir giderdi. OKTAY YILDIRIM 6-7 ay evveline kadar gelir-giderdi. Daha sonra gelmedi. Bir ara da Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneği için gelen birkaç şahsı kovmuştu. Onlara siz bu işleri para için yapıyorsunuz, organize suç örgütü gibisiniz, dedi, kovdu. METE Hoca diye tanıdığım METE YALAZANGİL bir iki kere geldi. Bir seferinde araba kiralamak için gelmişlerdi. Bir seferinde de Doğrayol Kadıköy Sekreteri olmuş, biz hayırlı olsun demeye MUZAFFER'le gittik. Ben AYDIN YÜKSEK ve MUZAFFER ŞENOCAK' ı tanımıyorum, bunları ofiste görmedim. M.ZEKERİYA ÖZTÜRK Danıştay saldırısına kadar sürekli gelirdi. Ancak bu olaydan sonra gelmedi. İSMAİL PAKER zaman zaman gelirdi, son iki üç ay da telefonla arar. ZEKERIYA ÖZTÜK ile arasındaki soran da Danıştay saldmsmda İşçi Partisini suçlamıştı ve başka şahıslan suçlamıştı, ondan ötürü aralan açıldı. Danıştay saldınsmdan sonra o gün akşam ben, MUZAFFER, ZEKERİYA ve İSMAİL PAKER birlikte idik. Yemekte MUZAFFER' in evi aranacak diye MUZAFFER gitmek istedi. ZEKERİYA ve İSMAİL PAKER biz konuya bakalım, nedir, dediler. Ancak MUZAFFER' i bırakmadık. Daha sonra Danıştay saldınsı ile alakalan olduğunu öğrenince ZEKERİYA' nm evine gittiler. Son gün de MAHMUT ÖZTÜRK' ün evinde kalmış, sabah da kendini bıçakla yaralamış, daha sonra İSMAİL PAKER ve ZEKERİYA ÖZTÜRK hastaneye götürmek için arabaya almışlar, ancak götürmemişler. Bu aşamada telefonla getirmelerini ve yerlerini öğrendim. Ticari taksi tuttum. Maltepeye gittim. Daha sonra Acıbadem Hastanesine götürdük. Daha sonra polisler geldi. Devri arkadaşlan ve emekli subaylar geldi. Daha sonra da Ankara' ya götürdüler. MUZAFFER Ankara' da serbest bırakıldı. Bu olaydan beri de ZEKERİYA ile aralan iyi değil. ZEKERİYA gelmiyor. Ancak İSMAİL PAKER gelir. Bazen de beni arar ne var ne yok diye. ZEKERİYA ile televizyona birlikte çıkıp bu konulara açıklama talebini MUZAFFER kabul etmediği için aralan bundan bozuldu. Çantamdan çıkan "Türkiye' de Derin Devlet ve İstihbaratın Bugünkü Yapısı" yazı Doç. Dr. Ümit Sayın' a aittir. Bu yazı internetten MUZAFFER indirmiş, bana verdi. Ben de okuyordum. Diğer yazılar bana aittir. Seçim sistemleri ve propaganda isimli bir kitap yazacaktım. Bu kitapta da Türkiye' deki seçim sistemini ve Dohont sistemini çeşitli versiyonlannı karşılaştırmak amacıyla aldım, notladım. dedi. Ümit Sayın' m derin devletle alakalı yazısı genel olarak Türkiye' de derin devletin olmadığını yüzeysel olarak anlatmaktadır. HÜSEYİN GÖRÜN' ü ben bir sefer gördüm. Ben KUDDİSİ OKUR' u bir sefer MUZAFFER' in ofisinde gördüm. KOSKEP' le ilgili bir konuda biri ile görüşüyordu. 2006 yılının başlannda oldu. Ben bir daha görmedim. Bana çekilen masajlardan ikisin HASAN BAKIRCI isimli avukat çekmiştir. HAKAN denilen şahıs da Kıbrıs' daki erinin oğlu olabilir, ya da bir film yapımcısı olabilir. Bu iki HAKAN' da MUZAFFER'in ofisine geliyordu. Bu mesajlar MUZAFFER' in tutuklanmasından sonra bana gelmiştir. Niçin gönderildiğini bilemem. Benim olay hakkında bilgim ve görgüm bundan ibarettir. Benim MUZAFFER TEKİN' in sınıf arkadaşıyım. Örgüt üyesi değilim. Ancak boş kalmamak için onun yanma uğrardım. Bana herhangi bir iş vermiş değilim. Ben MUZAFFER' in tahsilat işi yaptığını bilmiyorum, görmedim, şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

RAFET ARSLAN Savcılıkta diğer alınan ifadesinde; MUZAFFER TEKİN' e ait ofiste bulunan kırmızı klasör ve içindeki belgeler ile METE YALAZANGİL' in bırakmış olduğu iddia edilen CD. ile ilgili olarak Ben masanın üzerinde kırmızı bir klasör görmedim. Bana gösterdiğiniz Devletin Yeniden Yapılanması ve AK Parti adaylanna ilişkin listeleri görmedim. Ben hergün gittiğimde vakit geçirmek için giderim. Büro 2 odadan müteşekkildir. Ben gittiğimde dış bölümünde otururum. ZAFER(MUZAFFER)' in odası kendine ait eşyalan olduğundan, o olmadığı zaman ben dışanda otururum. Özel misafirleri geldiğinde genelde asker kökenli olduklan için konuşmalarda ben yanlannda otururdum. Hem ara kapı hem de dış kapı açıktır. İçeride özel birşey konuşulmadığı için dışanda oturanlar konuşulanlan duyabilir.

METE YALAZANGİL' i tanıyorum. Ancak CD. yi getirip bana vermedi. Ben orada isem de alıp MUZAFFER' in masasına koymuşumdur. Ben bilgisayardan hiç anlamam. İşyerinde de bilgisayar yoktur, dedi. Ben AYDIN YÜKSEK' i şimdi gördüm. Daha önceden hiç tanımam. Büroya geldiğini görmedim. METE Hoca ile gelmişse de ben yokumdur. SEMİH TUFAN GÜLALTAY Savcılıkta alman ifadesinde; MUZAFFER TEKİN' i AKIN BİRDAL olayına ismim kanştığı zaman emekli Binbaşı NAMIK OZANSOY isimli bir arkadaşımın evindeydim, polis operasyon yapınca evindeydim, o da bu vesile ile tutuklandı, daha sonra kendisi beraat etti. MUZAFFER TEKİN, NAMIK OZANSOY' u cezaevinde ziyarete gelmişti. Orada görüştüm. Ben NAMIK OZANSOY' u daha önceden tanıyordum. Akrabam SELÇUK ORHON' un vasıtası ile tanıdım. Daha sonradan MUZAFFER ile devre arkadaşı olduklarını öğrendim dedi. MUZAFFER TEKİN ile daha sonra cezaevinden çıktıktan sonra geçmiş olsun ziyaretine geldiği zaman görüştüm. Eşi ile bayramlaşmaya bizim eve geldi. Arada sırada Küçükyalı' daki büroma çay içmeye gelirdi. Ben kendisinin ofisine hiç gitmedim. FİKRİ KARADAĞ' ı da MUZAFFER TEKİN vasıtası ile tanıdım. MUZAFFER TEKİN' in yanında iş yerime geldi. Daha sonra bir kaç sefer ziyaretime geldi. Kendisi ile sohbetlerimde görünüşte olduğu gibi benim çizgimde bir Türklük anlayışına sahip olmadığını, aksine konuşmalarında marksist bir hava olduğu kanaatini edindim. İlişkimi 2003 yılında kestim, bir daha da kendisi ile görüşmedim. Son görüşmemizde konuşmalanndan rahatsız olduğumu hissettirmiştim. Bundan dolayı kurup başına geçtiği Kuvva-i Milliye Derneklerine benim katılmaya çağırmamış olabilir. Çünkü 2003 yılından sonra kendisi ile hiç görüşmedim. 2004 senesinde Ulusal Birlik Partisinin kongresinde genel başkan oldum, ancak adli sicilim gerekçe gösterilerek parti hakkında kapatma davası açıldı, bir müddet sonra da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından genel başkanlıktan alındım, bundan sonra siyasi parti ben başkanlıktan ayrılınca yönetim tarafından fesedildi. Bu siyasi partiye genel başkan olduğum zaman MUZAFFER TEKİN ' in kendisini partiye üye olmak için çağırmamı beklediğini hissettim. Ancak kendisinin susurluk olayında ismi geçen İBRAHİM ŞAHİN ile yakın arkadaşlığı olduğunu bildiğim için davet etmedim. Kendisi de bundan gücendi. Bundan sonra da kendisi ile bir irtibatım olmadı. MUZAFFER TEKİN' in daha sonra danıştay saldırısı olayında ismi geçti. Bu davada ifade veren kişilerden MUSA ÇAKMAJ^henjm yukarıda verdiğim ifadeye açık olduğu şekilde ifade verdi. Bu ifade basma yansıdığı için öğrendim. Ben MUSA ÇAKMAK' ı şahsen tanımıyorum.

SEVGİ ERENEROL' u bir gün MUZAFFER TEKİN telefon açaraka milliyetçi vatansever bir kuruluşun bir gecesi ver, senin de FETHULLAH GÜLEN ile ilgili kitabını okumuşlar, seni de o geceye davet ediyorlar dedi. MUZAFFER ile birlikte Taksim' de Türk Solu' nun binasına gittik, SEVGİ hanım da orada konuşmacıydı. Konuşmasından sonra konuştuk, sohbet ettik. Kendisi daha sonra Paskalya Yemeğine davet etti, gittim. Bir seferde Türk Solu dergisine gitmiştim. Daha sonra bu Türk Solu dergisinin benim "Fethullah Gülen Müslüman mı" dergisinin yeniden basmak istediklerini duydum. Ücreti mukabilinde bastıklannı, hatta korsan baskısını da yaptıklannı öğrendim, daha sonra da görüşmeyi kestim. O olaydan 5-6 ay kadar sonra da SEVGİ ERENEROL' u UBP ( Ulusal Birlik Partisinin) İstanbul il binasının açılışına davet ettim Çok gizli 333.doc isimli bilgisayar dokümanında yer alan ve Kuvva-i Milliye derneği yöneticileri hakkındaki istihbari mahiyette bilgilerin yer aldığı dosyayı platforma gelen ALİ isimli eski Tercüman gazetesinde yazılan olan bir yazar getirmiştir. CD. halinde getirilen bu dosyayı bilgisayara yükledik. ALİ KUZU isimli kişinin açık kimlik ve adresini bulup bildireceğim. Bu kişi tanık olarak dinlenirse benim VELİ KÜÇÜK ve MUZAFFER TEKİN ile ne kadar mesafeli olduğumu söyleyecektir. MUZAFFER TEKİN benim büroma ara sıra çay içmeye gelirdi. Daha doğrusu 5-6 ay gibi uzun aralıklarla gelirdi. SAVAŞAN TOSUNOĞLU ve onun arkadaşı olan MAHMUT AYDIN' da an sıra yanıma gelirlerdi. Bunun dışında bu kişinin ifadesinde ismi geçen başka bir MAHMUT' un yanıma gelip gittiğini bilmiyorum. Daha doğrusu gelmemiştir. ALPARSLAN ARSLAN' ı tanımıyorum, yanıma gelip gittiği kenislikle yalandır, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. DOĞU PERİNÇEK Savcılıkta alman ifadesinde; Muzaffer TEKİN bir kez ziyaretime geldi, şeklinde beyanda bulunmuştur. MEHMET ZEKERİYA ÖZTÜRK Savcılıkta alman ifadesinde; Ben MUZAFFER TEKİN' i 2005 yılında Atatürk Kültür Merkezinde "Asılsız Ermeni İddialan Konferansı" çıkışında tamdım. Kendisi tanıştığımızda yanında FİKRİ KARADAĞ, HÜSEYİN GÖRÜN, HÜSEYİN BEYAZIT, İBRAHİM soyadını hatırlayamıyorum ve ismini hatırlamayamadığım bir kaç kişi daha vardı. FİKRİ KARADAĞ emekli albaydır, HÜSEYİN BEYAZIT Amerika'da eğitim görmüş şu anda Yeditepe Üniversitesinde eğitim görevlisidir. HÜSEYİN GÖRÜN' ün ne iş yaptığını bilemiyorum. Tanıştığımız bu kişiler Vatansever Kuvvetler Güç Birliği adlı derneğin Türkiye-İstanbul Şubesini oluşturmaya yönelik çalışmalar yapıyorlardı. Daha sonra beni bir kaç sefer bu çalışmalara davet ettiler. Ben çalışmalarda yer almadım. 5-6 toplantıdan sonra bir daha kendileri ile görüşmedim. Daha sonra MUZAFFER TEKİN ile bir diyalog gelişti. Ayın belli zamanlarda ben MUZAFFER TEKİN' in ofisine gidiyordum. Orada zaman zaman emekli askerler ve polisler olurdu. Burada çay içilip değişik sohbetler yapılırdı. Buranm finansmanını kimin sağladığını ben bilemiyorum dedi. Ben buraya gidip gelirken MUZAFFER' in çeverisindeki insanlann davranışlan ile benim düşüncelerim uyuşmadığı için aramızda zaman zaman soğuk hava olduğu için görüşmelerimi azalttım. Danıştay Saldırısının olduğu günün akşamı Fenerbahçe Ordu Evinde ben RAFET ARSLAN ve MUZAFFER TEKİN ile İSMAİL PAKER bir yemek yemiştik. Bu yemeği yeme amacımızda bu soğukluğu gidermekti dedi. Bu sırada MUZAFFER' in evinin aranması konusu ortaya çıkınca kendisi bizi evinin oraya gönderdi. Biz de orada bulunduk. Daha sonra tekrar Fenerbahçe Ordu Evinde kendisi ile buluştuk, biraz korkuyordu, şimdi ben teslim olursam beni içerde tutarlar ve kötü muamele yaparlar, şeref ve haysiyetim lekelenir Teslim olmak istemediğini ve bir kaç gün bekleyip ortalık netleşince gidip ifade vereceğini söyledi.


Israrla kendisine yardım etmemizi, saklamamızı söyledi. Kendisinin saklanması için benim bir arkadışımm evini ayarladık. İlk gece orada kaldı, ikinci gece başka bir evde kaldı. Üçüncü geceyi geçirmek üzere MAHMUT ÖZTÜRK' ün Beykoz' daki evine götürdük. Bir oradan ayrılırken MAHMUT geldi. Ben MAHMUT ÖZTÜRK' ü MUZAFFER' in ofisinde bir kez görmüştüm, kendisini orada tanıdım, daha sonra burada ikinci kezgördüm. Sonra biz evden ayrıldık. Ertesi sabah saat 09-10 sıralarında YURDAKUL ÇAĞMAN adlı şahsın bana telefon açması ile MUZAFFER' in kendini yaraladığını öğrendim ve villaya gittim, bu arada RAFET ARSLAN' ı aradım. Hastane ve ambulansı aramasını söyledim. Eve ulaştığımda MUZAFFER TEKİN evin üst katında sırtını duvara dayamış, ayaklarını uzatmış vaziyette oturuyordu. Vücudunda kurumuş kan lekeleri vardı, temizlenmiş bir bölgeydi, açık ama kanamayan bir yarası vardı. Şuuru açıktı, bilinci yerindeydi. Bunu görünce ben bunu yapmaya hakkın yok, basma bir şey gelse bizden bilecekler, biz zan altında kalacağız dedim. O da bana yok ben not yazdım, MAHMUT' a verdim, bunu basma verin dedi. O sırada MAHMUT geldi, notlan ben aldım. MUZAFFER TEKİN' in yarasını kontrol ettim. 2 cm. genişliğinde 1,5-2 mm. derinliğinde dudak şeklinde keşi gibi bir şeydi, yaralanmaya benzemiyordu. Bunun üzerine kendisine hastane ayarlandı, hastaneye götürmek üzere çıktığımızda hastaneye gitmek istemedi. Abimin Maltepe' de bir evi var, oraya gidelim dedi. Abisinin evini bilmiyordu, anahtarı da yoktu, onun için anahtar gelene kadar dolaştık. Bu arada RAFET ARSLAN' a da MUZAFFER' in hastaneye gitmek istemediğini, bu sebeple kendisini ikna etmesini söyledim. Daha sonra RAFET bizim yanımıza geldi ve iki araç ile hastaneye gittik. Ben, İSMAİL PAKER, RAFET ARSLAN, YURDAKUL ÇAĞMAN ve MUZAFFER hastaneye gittik. Tedavi olmasını bekledik. Daha sonra polisler geldi, bana olayın nerde ve ne şekilde olduğunu sordular. Ben de MAHMUT' un bilebileceğini söyledim ve MAHMUT' u aradım, hastanenin yakınmdaydı, MAHMUT' un yanında da MUSA ÇAKIR olabilir bir şahıs vardı. Sonra polisler onları da aldı. MAHMUT' un evine gittik, Jandarma ekipleri oradaydı. Ben hastaneye gelirken MUZAFFER TEKİN' in isteği üzerine basma bilgi verdim. Basma " MUZAFFER TEKİN kendisini yaraladı, hastaneye götürülüyor" dedim. Daha sonra beni gözaltına aldılar. Ankara' ya götürüldüm. Mahkeme tutuklamadı, hakkımda daha sonra takipsizlik karan verildi. Bu olayı ben o zamanki ifadelerimde de aynen bu şekilde anlatmıştım. Ertesi gün Savcılığa silahımı almaya gittiğimde MUZAFFER TEKİN ile İşçi Partisinin avukatı OSMAN AYDIN ŞAHİN' de birlikte oradaydılar. Ben bunu görünce MUZAFFER TEKİN' in firkiyatıma uymayan biri olduğunu gördüm ve bundan sonra görüşmeme kararı verdim. Benim DOĞU PERİNÇEK ile daha önce bir çalışmam oldu. Ulusal Kanalın Danışmanlığını yaptım. Daha sonra da kendi isteğim ile ayrıldım. Bunun nedeni Türkmenlerle alakalı bir programı yayından kaldırtmasıdır. Gerekçesi de Barzani ve Talabani' nin bu programdan hoşlanmayacağını söylemesidir. Ben de amacının Türkiye' ye hizmet etmek olmadığını, Kürtlere ve Talabani' ye yardımı olduğu hissine kapılarak oradan aynldım ve aramızda bir husumet oluştu. Aynca Danıştay saldırısının ulusalcılar tarafından yaptmlması ile alakalı olarak emniyette sorulan soruya da geçmişteki solculann eylemlerinin ve bilgilerinin böyle bir işi yaptırmaya yeterli olduğu kanısını söylediğim için hakkımda bir çok davalar açılmıştır. Açılan davalar devam etmektedir. Bir dava reddedilmiştir. Bu olaydan sonra DOĞU PERİNÇEK sitesinde benim hakkımda asılsız haberler yapmaya başladı. Aynca dergilerinde de aleyhimde yazılar yazmaya başladı. Benim MİT' çi olduğumu, geçmişte hıristiyan olduğumu, hata Fetullahçı olduğumu, cia ve mossad ajanı olduğumu ve MUZAFFER TEKİN' i öldürmek için pusu kurduğumu yazdılar. Danıştay saldınsmda da MUZAFFER TEKİN' in benim tuzağa düşürdüğümü, teslim olmaması için ikna ettiğimi ve yaralı iken hastaneye götürmeyip dolaştırdığımı DOĞU PERİNÇEK tv. kanallannda, dergide ve sitesinde söylemiştir.


Ben İSMAİL PAKER' i de MUZAFFER TEKİN ile birlikte 2005 yılında katıldığım bir konferans çıkışında tanıdım. İSMAİL PAKER ile MUZAFFER önceden tanışırlardı. İSMAİL PAKER ticaret ile uğraşır. MUZAFFER TEKİN ' in bu olayları çıkınca İSMAİL PAKER ' de MUZAFFER ile görüşmeyi kesti. Bu sebeple düşmanlık besliyor. OKTAY YILDIRIM" ı MUZAFFER TEKİN vasıtası ile tanıdım. Vatansever Güç Birliğinin bir toplantısında tanıdım. Kendisi ile hiç anlaşamadım. Hatta Danıştay olayında ben sorgudayken acikistihbarat.com sitesinde sahibi olan BEHİÇ GÜRCİHAN ile birlikte hakkımda olumsuz iddialar yayınladı. MUZAFFER TEKİN' in CEM ERSEVER vari bir operasyon ile yok etmek istediğimi söyledi. Bunun üzerine ben OKTAY ile ilişkimi kestim. İkisi ile de 13 aydır görüşmüyorum. OKTAY' in Kuvai Milliye ile irtibatını da bilmiyorum. Ben Ümraniye1 de ele geçirilen bombalar konusunu hiç bilmiyorum. MUZAFFER TEKİN ve buna bağlı ekip kendi aralarındaki yazışmalarda Fetullahçı ve Mitçi olduğumu iddia etmişlerdir. Hatta bundan 4-5 ay kadar öne telefonla birisi beni tehdit etti. MUZAFFER TEKİN ile olan konulardan ötürü bu konuda da ben savcılığa suç duyurusunda bulundum ve Valilik makamından da koruma istedik. MUZAFFER TEKİN İşçi Partisi Genel Başkanı DOĞU PERİNÇEK ile aynı görüşleri savunur. Avukatı yukarıda belirttiğim gibi OSMAN AYDIN ŞAHİN ' dir ve Çağlayan Mitingine de ikisi yanyana katılmıştır. Bu basında da çıktı, hakkımdaki iddialarda tamamen bu tür insanların uydurmal andır. MUZAFFER TEKİN' in beyanları okundu, soruldu ; ERTAÇ GİRAY benim avukatımdır. Ancak biz iddia edildiği gibi zorla MUZAFFER TEKİN' e vekalet verdirtmedik. Bilakis zorla kendisi ricada bulundu, ancak sadece resmi arama sırasında avukatım ERTAÇ GİRAY orada bulundu. Konunun Danıştay saldırısı ile alakalı olduğunu anlayınca da daha sonra ilgilenmedi. MUZAFFER TEKİN' in dediği gibi seni alıp savcıya götürüp sonra tekrar savcının yanından alacağım şeklinde bir şey olmadı. Ben MUZAFFER TEKİN' in iddia ettiği gibi Ankara' daki Vantanseverler Güçbirliği oluşumuna katılmadım. İstanbul' daki AKM toplantısında bu konuda bir oluşum yapılması konuşuldu. Zaten MUZAFFER ile orada tanıştık. Ben MUZAFFER TEKİN' in abilik misyonu olmadığını gördüğüm için kendisine sen bizim başımız ol şeklinde bir şey söylemedim. Ben MUZAFFER TEKİN' in bürosuna sadece emekli albayların geldiğini zaman zaman gördüm. Ben askeri gelenekler çerçevesinde yüzbaşı iken ordudan ayrıldığım için benden düşük rütbeli insanlara komutanım diye hitap etmem. Kendimi de albay olarak da tanıtmadım, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Şüpheli Kuddusi OKKIR 22.06.2007 tarihinde Emniyet ifadesinde; "MEHMET ZEKERİYA ÖZTÜRK isimli şahsı tanırım. Bu şahıs ile yukarıda bahsettiğim Vatansever Güç Birliği Derneği vasıtası ile tanıdım. Samimi değilim. Hatırladığım kadarı ile Muzaffer TEKİN isimli şahsın bürosunda tanıştım. Ben tahminen 2004 yılında Hüseyin GÖRÜM isimli şahıs bana Vatan Sever Güç Birliği DerneğT'ne ait tanıtıcı broşür verdi. Bana " Bu dernek Ankara da faaliyet yürütür. Bu derneği aktif bir şekilde Hasan Kundakçı Paşa ve ismini hatırlayamadığım bir takım paşaların, akademisyenlerin desteklediğini, bu faaliyetlerin İstanbul'da da geliştirmek istediklerinden ve bu faaliyetlere katılıp katılmayacağımı" sordu. Bende kendisini "ilgi duyabileceğimi" söyledim. Kendisi de bana bu konu ile ilgilenen birçok arkadaş ile tanıştıracağını söyledi. Nitekim günler içerisinde Muzaffer TEKİN ile tanıştım. Muzaffer TEKİN ile Hüseyin GÖRÜM beni tanıştırdı. Muzaffer TEKİN için herhangi bir sıfat vermeden Kadıköy"de tanıştırdı. Hüseyin GÖRÜM birgün bize "Dernek başkanı Taner ÜNAL"ın İstanbul a gelip dernek hakkında bilgi vereceğini" söyledi. Bir akşam Taner Ünal ile Zeytinburnu ilçesi öğretmen evinde buluşup yemek yedik. Yemeğe katılanları şu an hatırlamıyorum. Bu toplantıda Taner Ünal dernek faaliyetlerinden bahsetti. Ve Ankara ilinde yapılacak yönetim kurulu toplantısına davet etti. Bu yemek sonunda kafamda bazı soru işaretleri olmasına


rağmen bazı konular ilgimi çekti. Yemek sonunda Taner Ünal a bu konuda kendimin de bazı yaklaşımlarım olduğunu Ankara ya geldiğimizde kendisine sunmak istediğimi söyledim. Nitekim bir müddet sonra İstanbul daki bir grup arkadaş ile Ankara iline gittik. Bu süreç 1-2 ay sürmüştür. Ankara"ya net hatırladığım Hüseyin Görüm ve Fikret Albay ile beraber yaklaşık 5-10 kişi ile gittik. Tren vasıtası ile gittik. Dernek toplantısı yaptık. Bizler misafirdik. Taner Ünal faaliyetlerini anlattı. Ankara ilindeki toplantıya yaklaşık 25-30 kişi katıldı. Ben burada kendim için hazırladığım ve bana sorduğunuz "Devletin Yeniden Yapılanması" başlıklı yazıyı Taner Ünal a verdim. Taner Ünal ilgisiz şekilde aldı ve toplantı sırasında hiçbir şekilde gündeme gelmedi. Sonrasında İstanbul iline geri döndük. Bu yazının bir kopyasını da Muzaffer TEKİN"e de hatırlamadığım bir tarihte vermiş olabilirim.. Bu Ankara gezisinden sonra da ilginç bir durum ortaya çıkmıştı. İstanbul tanışan arkadaşlar Ankara da ki dernek ile işbirliği yapmak üzere tanışmıştı. Ancak bu dernek ile ilişkimiz kalmayınca sadece birbiri ile tanışan arkadaşlar haline düştük. Yaz başında İstanbul ilindeki arkadaşlar ile dostluk ve arkadaşlar sınırlarını aşmayan piknik gezileri ve Hüseyin Görüm"ün işyerinde buluştuk. Bu buluşmalara zaman zaman farklı arkadaşlarda gelip gitti. Bu toplantılarda Muzaffer TEKİN, ben, Hüseyin Görüm, Rafet ve Can Albay, Zekeriya Öztürk ve şu an ismini hatırlayamadığım birçok insan gelip gitti. Bana sormuş olduğunuz yazıyı ben yazdım. Bu yazıyı Muzaffer TEKİN e de ben verdim". Şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Şüpheli Adnan AKFIRAT 23.03.2008 tarihinde Emniyette vermiş olduğu ifadesinde ; "Muzaffer TEKİN: Tanırım 2005 yılında işçi partisine gelmişti Partiyi ziyaret etmişti Burada tanıştık sonrasında birkaç kez gündem ile alakalı telefon görüşmemiz vardır" şeklinde beyanlarda bulunmuştur. KUDDUSİ OKKIR Savcılıkta alman ifadesinde; Ben MUZAFFER TEKİN' i tanırım. MUZAFFER TEKİN' i 2004 yılından beri tanınm. Vatan Sever Kuvvetler Birliği oluşumu için Ankara' ya gitiğimizde bu oluşumun başındaki insanlar TANER ÜNAL ve diğer şahıslann düşündüğümüz gibi olmadığını, hatta başındaki TANER ÜNAL' a ait şahsi şirketlerin bu dernek vasıtası ile çeşitli yerlerden kredi almaya çalıştığını öğrenmemiz üzerine buradan katıldığımız arkadaşlarla o gruptan koptuk. İstanbul'a gelince kendi aramızda görüşmelere devam ettir: Zamanla bu görüşmeler piknik, yemek yeme ve geyik muhabettleri şekledi gelişince ben de bu gruptan ayrıldım. Hatta ben bu grup ile yaptığımız etkinliklerde çeşitli fotoğraflar çekip de arkadaşlara dağıttım. Bizim bu yaptığımız toplantılara MUZAFFER TEKİN, MEHMET ZEKERİYA ÖZTÜRK, İSMAİL PAKER, RAFET PAŞA diye bildiğimiz ancak MUZAFFER' in yazıhanesinde zaman zaman gittiğimde gördüğüm RAFET soyadı ASLAN olabilir, CAN ALBAY takılırdı. Daha bir çok emekli askeri şahıs gelirdi. Çok az sivil şahıslar vardı. Zaman zaman da HÜSEYİN GÖRÜN denilen bir şahsın Maltepe' deki iş yerinde bu görüşmeleri yapardık. Bu şahıslarla 5-6 ay kadar bu tür görüşmelerimiz oldu. Daha sonra ben bu şahıslarla görüşmedim. Danıştay Saldırısından sonra 3 ay sonra MUZAFFER TEKİN' i nezaketen ziyaret etim. O tarihten bu yana da hiç bir şekilde görüşmedim dedi. Devletin Yeniden Yapılanması başlıklı mastır plan benim tarafımdan yazılmıştır. Ben bu planı yazarken Ankara' daki toplantıya gitmeden önce yazmıştım. Ancak TANER ÜNAL hiç ilgilenmedi. Bir suretini kendisine verdim. Daha sonra İstanbul' a gelince MUZAFFER TEKİN' e herkez komutanım dediği için bir surette ona verdim. Tamamen kendi insiyatifimle hazırladığım bir programdır

İlk hazırlama niyetim Milletimi çok sevdiğim için temelde bir parti kuruluş tüzüğü şeklide hazırladım. Hazırlarken de kendi mesleki bilgilerimi, ekonomik programlan ve yapılması gerekli diğer düşünce ve planlan açıkça yansıttım. Bu parti tamamen legal bir parti oluşumudur. Ben bunu kimseye dağıtmadım. Sadece TANER ÜNAL ve MUZAFFER TEKİN' e verdim. GAZİ GÜDER'e vermedim. Bu projeyi yaptıktan sonra da verdiğim şahıslar da irtibatım doğal olarak kopmuştu. Ancak ben gözaltına alındığım anda bazı kelimelerin ve bölümlerin maksadını aşar şekilde yazıldığını hissettim. Bilgisayanm incelendiğinde bu bölümlerin çıkanldığı veya düzeltildiği bir metninde bulunacağını ümit ediyorum

YAŞAR ÖZ Savcılıkta alman ifadesinde; Ben MUZAFFER TEKİN'i daha önceki yıllarda tanımıyordum, Danıştay olayından tutuklandıktan sonra benim kaldığım Cezaevine konulmuş, ben kendisini Tekirdağ Adliyesinde başka bir konu ile ilgili talimatla ifade vermek için gittiğimde bekletildiğimiz nezarethanede gördüm, tanıdım, aynı araçla cezaevine döndük, kendisiyle irtibatımız bu kadar olmuştur, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Nezaman ceza evine konulmuş SEDAT PEKER Savcılıkta alman ifadesinde; MUZAFFER TEKİN 'i cemiyet ortamlanndan tanınm, 1997 yılından beri tanınm, kendisi ile zaman zaman görüştüğümüz olmuştur, eski asker olduğu için tarihi meseleleri görüştüğümüz olurdu, samimiyetim yoktur, ben MUZAFFER TEKİN'in ofisine gitmedim şeklinde beyanlarda bulunmuştur. MAHMUT ÖZTÜRK Savcılıkta alman ifadesinde; Ben Muzaffer TEKİN benim ilk komutammdır, astsubaylığa geçmem için yardımcı olmuştur, daha sonra ordudan atıldı, 1998 yılma kadar görüşmedim, o tarihte Kadıköy'de tesadüfen karşılaştık. Daha sonra ben akaryakıt işine girdim, bana yardımcı oldu, o günden beri de irtibatımı devam ettirmekteyim. Danıştay olayından sonra da ben kendisi ile hiç görüşmüyorum, muhabbeti kestim dedi. Bazen telefonla görüşebilirim, onun dışında herhangi bir irtibatım yoktur. . Muzaffer TEKİN'e herkes komutanım der, çok saygı duyarlar. Şuanda Tuğgeneral rütbesinde muvazzaf konumdaki insanlar dahi kendisine komutanım diyerek saygı duyar, kendisi çok ince ruhludur, kapıya kadar herkesi uğurlar. Zaman zaman general rütbesindeki büyükler de ziyaretine gelir di. İsim olarak benim orada gördüğüm Tuzla Piyade Komutanı geçen sene gelmişti. Emekli General Muammer Ünal da zaman zaman oraya gelirdi. Gittiğim zaman orası hiç boş kalmazdı. Orada çaydan başka bir şey yoktur, gelen kişiler yanlannda mutlaka bisküvi gibi bir şey getirirlerdi, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. AYDIN YÜKSEK Savcılıkta alman ifadesinde; Ben kendim inşaat işleriyle uğraşınm, pazar yeri projesi yapanm. Bakırköy İncirli' de Darıca İnşaat Faktoring şirketi vasıtasıyla MUZAFFER ŞENOCAK' la, HASAN SAĞLIK, SANA JALOV isimli şahıslarla tanıştım. Afrikadan demir, hurda, gübre ve altın ticareti yapacaktık. Türkiye' den de medikal malzeme götürecektik. Bu üç şahıs beni dolandırdı. Yaklaşık 100 milyar civannda bana masraf açtılar ve bu parayı bana ödemediler. Ben de MUZAFFER' i bana tanıştıran MURAT KALE isimli şahıs bana MUZAFFER' in özel kuvvetlerde çalıştığım bana Apo' yu Türkiye' ye getiren ekipte olduğunu söyledi. Ben de MUZAFFER' e güvendim ve yurtdışı bağlantılannm olduğunu düşünerek iş bağlantılan yapmak için kendilerine para verdim. Ancak beni dolandırdılar. MUZAFFER ŞENOCAK iş yapmak amacıyla Güney Afrika' ya gitti. O Afrikaya gittiği sırada benim evimde kalıyordu. Ben onun çantasmdaki CD ve disketleri kurcaladığımda MUZAFFER TEKİN' de ele geçirilen CD. dedeki bilgileri gördüm, ve bunlan CD. halinde yaptım ve aynca laptopuma da kaydetmiştim. Ben MUZAFFER bir daha dönmeyeceğini bana söyleyince eşyalannı kanştırdım. Daha önceden bakmamıştım.

Daha sonra bu CD.yi alacaklarımı almak amacıyla soyadından emin olmadığım KADİR Bey vasıtasıyla tanıdığım METE YALAZANGİL isimli şahısla konuyu görüştüm. Beni adamı şikeyet etmek üzere MUZAFFER TEKİN' in ofisine götürdü. Konuyu ben anlattım. Daha sonra kendi yardımcı olacağını söyledi. Gittiğimiz adamın MUZAFFER TEKİN olduğunu çılanca METE Ağabi söyledi. Biz oradayken de çeşitli kişiler bürosuna girip çıkıyorlardı. Benim gördüğüm kişiler gözaltına alman kişiler değildir. Bu CD.yi ben hazırladım ancak CD. deki bilgiler de MUZAFFER ŞENOCAK'ı şikayet etmeyi düşündüm. Orduda görevli olduğunu düşünerek korktuğum için MUZAFFER TEKİN' e gittik. MUZAFFER' de özel kuvvetlerden bunların komutanlarına ulaşabilir diye düşündüm. Para konusunu konuşmadık. Ben CD.lerin içeriğine daha önceden bakmıştım. Bu konuda da şikayet edecektim ancak korktuğum için edemedim. CD. leri ben MUZAFFER ŞENOCAK' m evime bıraktığı eşyalar içerisinde buldum, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. AHMET ERDEN ARSLAN Savcılıkta alman ifadesinde; Ben Tekstil işinden iflas ettiğimden 1,5 yıldan beridir çalışmıyorum. Hiç bir gelirim yoktur. Ben MUZAFFER TEKİN' İ ağabeyim vasıtasıyla tanırım. Ağabeyimin yanma gittiğimde o büroda olduğu için MUZAFFER TEKİN' le de görüşürüm. Ben gittiğimde ağabeyimden harçılk isterim. Ağabeyim genelde orda olduğunda ben de yanma giderim. Ben gittiğim zamanlarda ofisin yerlerini paspaslarım, temizliğini yaparım, anahtarı aşağıda çay ocağında bırakır çıkarım. Ben ağabeyimin ricası üzerine temizlik işlerini yaptım. Ben gittiğimde gelende dış odada otururum. Çoğunlukla buraya emekli subaylar, esnaflar ve akrabalar gelir. Ben bir seneye yakındır ofise gelip giderim. MUZAFFER Bey' le oturup bir sefer dahi sohbet etmemişimdir. Ben onların konuştuklarını duymamak için odada biri varken girmiyorum. Ancak çay boş olunca falan odaya giriyorum. Ben odasında kırmızı bir klasör görmedim. Ben METE YALAZANGİL' i tanımam. AYDIN YÜKSEK' i tanımam. KÜDDÜSÜ OKKIR' ı tanımam. OKTAY YILDIRIM' ı 7 ay evvel bir kere ofiste gördüm. Ben MUZAFFER TEKİN' in dışarıya götür getir işini hiç bir zaman yapmadım. İşim bittiği zaman ben dışarıya çıkardım. Benim harçlığımı ağabeyim kendi cebinden verirdi. Ben orada temizlik yaptığımda ağabeyim bana 10-20 lira verirdi. Ancak oraya gitmemin asıl sebebi bana iş bulacak olmalarıydı. . İBRAHİM ŞAHİN'i bir iki kez gördüm. Diğer şahıslan tanımıyorum. Aralarında komutanım diye konuştukları için isimleri de bilmiyorum. Kendi aralarında siyaset, güncel olaylar ve partilerin durumları ve askerlik hatıralarından genelde konuşurlardı. Benim CD. den ve devletin yapılanması belgelerinden haberim yoktur. SEVGİ ERENEROL Savcılıkta alınan ifadesinde; MUZAFFER TEKİN aile dostumdur, FİKRİ KARADAĞ' ı tanırım, basın açıklamalarından tanıyorum. Kendileri MUZAFFER TEKİN ile bir bayramda kilisedeki ayine katılmıştı, şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Şüpheli HÜSEYİN GÖRÜM beyanmda ; Ergenekon isimli oluşum hakkında her hangi bir bilgisinin olmadığım, ancak 2005 yılının Ocak ayında Kadıköy'de İkizoğlu İş Hanının 3. katında bulunan Muzaffer TEKİN' e ait büroya çay içmeye uğradığında büroda Kuddusi OKKIR, Rafet Albay, Nedim Albay Hüseyin BEYAZIT ve kendisini Jitemci olarak tanıtan Mustafa ALPAY ve 6-7 tane asker kökenli şahıs olduğunu, orada Kuddusi Okkır'm "Ayrık Otu" isimli bir oluşumdan söz ettiğini, dosyasını çıkarıp birini Muzaffer TEKİN' e verdiğini gördüğünü, aynı dosyadan "Vatan Sever Kuvvetler Güç Birliği" isimli derneğine sadece verdiğini söylediğini beyan etmiştir.

e-Şüpheli ile alakalı toplanan delillere bakıldığında,[düzenle]

1) Şüphelinin ev ve iş yeri bilgisayarında bulunan Lobi ve Devletin Yeniden Yapılanması ile alakalı olarak belge içerik olarak yukarıda anlatılmış olup, belgenin amacı tamamen devletin çeşitli aşamalar sonucu ele geçirilmesine ilişkin olduğu, bu belgenin MİLLİ IRGAT(KOD) Kuddusi OKKIR tarafından yazılıp bir suretinin VKGB isimli derneğin kurucusu Taner ÜNAL' a ve bir suretinin de şüpheli ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'e verildiği, başka bir kimseye verilmediği, buradan da belgenin çok gizli olması ve sadece lider seviyesindeki insanlara verildiğinin MİLLİ IRGAT(KOD) Kuddusi OKKIR ' m ifadesinde "bu planı Ankara' ya gitmeden önce yazmıştım, Taner ÜNAL hiç ilgilenmedi, bir suretini kendisine verdim, daha sonra İstanbul' a gelince Muzaffer TEKİN ' e herkes komutanım dediği için bir surette ona verdim, tamamen kendi insiyatifımle hazırladığım programdır" dediği, aynca programı şüphelinin kendisine bağlı olarak çalışan Gazi GÜDER' e vermedim demiş olması da belgenin önem ve gizliği sebebi ile sadece lider kadroya verildiği, çalışmaların buna uygun olarak gizlilik içerisinde yürütüldüğü, (k... d..l) bu belgeninde ERGENEKON YAPILANMASINA ait önemli bir belge olan ve dosyada mevcut Devletin Yeniden Yapılandırılması dokümanında belirtilen ana prensiplerin açılımı şeklinde yazıldığı, 21 maddelik Devletin Yeniden Yapılanması belgesi ile Kuddisi OKKIR yazdım dediği belgenin benzer nitelikte olduğu, Kuddisi OKKIR master plan çalışması dediği Devletin Yeniden Yapılanması belgesini de bu amaçla örgütün talimatlan doğrultusunda yazdığının açıkça anlaşıldığı. Devletin Yeniden Yapılandınlması üzerine başlıklı belgenin sadece Tuncay GÜNEY ve Doğu PERİNÇEK ten çıkmış olmasmdanda belgenin özelliği ve gizliliği anlaşılmaktadır. Devletin Yeniden Yapılanması dokümanının Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ün danıştay olayından gözaltına alınması sırasındada çıktığı, bu dosyanın incelenmesinden anlaşıldığı,

2)Şüpheli ile alakalı olarak Doğuş Factoring dosyası ile alakalı olarak yapılan incelemede müştekisinin Ahmet ÇEKELKIRAN olduğu, şüphelilerin Ayhan PARLAK, İlhan PARLAK olduğu, Müşteki Ahmet ÇEKELKIRAN'm beyanlarına bakıldığında; Ertuğrul YILMAZla ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' çok eskiden tanıştığı ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN hissedar olmasına rağmen şirkette çalışmadığım, Ertuğrul YILMAZIN ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'e çok saygı duyduğunu, bu vesile ile de Ayhan PARLAKIN da çok saygı duyduğunu, Ertuğrul YILMAZ' m Hannover'deki ikametinde öldürüldüğü sırada Ayhan PARLAK' m da yanında olduğu ve bütün işlerinde ortak olduklan, daha sonra Alparslan ARSLAN ile tanıştıklanm ve bu şahsın Doğuş Factoring' in avukatı olduğu, Danıştay saldmsma kadar da Doğuş Factoring şirketinin alacaklanm, çek ve senetlerin icra işlemlerinin Alparslan ARSLAN tarafından takip edildiğini, Ayhan PARLAK ile ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in tanışıklıklannm çok eskiye dayandığı, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in ofisinin Ertuğrul YILMAZ' m abla çocuğu Rıza YILMAZ ile ofisinin yan yana olduğu ve Ayhan PARLAK ile ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in çok samimi olarak ilişkilerini devam ettirdikleri ve Doğuş Factoring' in Ümraniye' deki 7300 m2 arazisi Ertuğrul YILMAZ' m imam nikahlı eşi Nezahat KELEŞ' in üzerinden 2002 yılında ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in üzerine devredildiği, daha sonra Ertuğrul YILMAZ' m talebi üzerine ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN tarafından Yılmaz TAVUKÇUOĞLU' na devredildiği, yine Doğuş Factoring' in yurt dışından kara para getirip çeşitli suretlerle akladıklan, bu sebeple Ayhan PARLAK ve diğer şahıslann kendilerine kendisi ve ailesini tehdit edip para ve senetlerini gasp ettikleri gerekçesi ile şikayetçi olmuş, bu konu ila alakalı soruşturma Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2006/1249 soruşturma numarası ile 2006/415 sayılı görevsizlik karan ile Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş, Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığınca evrak tefrik edilip Üsküdar ve Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılıklanna yetkisizlik kararı ile gönderilmiş olup, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığındaki soruşturmanın 2007/27183 Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığındaki soruşturmanın da 2007/11664 numarasında devam ettiği, Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığmdaki dosyanın da 2006/25779 soruşturma numarasında devam ettiği yapılan incelemelerden anlaşılmış olup, 3 dosyanın da aynı suçun suç yerleri itibariyle farklı savcılıklara gönderilmiş olduğu ve dosyadan bir suretin soruşturma dosyasına konulduğu (Delil No:2)

3) Doğuş Facrtoring ile alakalı olarak Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülüp İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen dosyada da şüpheli Ayhan PARLAK' m ve yukarıda ismi geçen müşteki Ahmet ÇEKELKIRAN' m Doğuş Factoring isimli şirket aracılığı ile kara para aklayıp kurdukları örgüt vasıtası ile bir çok gasp, tehdit ve yaralama suçlarını işledikleri, bu konu ile alakalı olarak açılan davanın İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/109 Esas sayılı dosyasının derdest olduğu görülmüştür.

4) Danıştay saldırısı olayı ile alakalı olarak Doğuş Factoring şirketinin avukatlığını yaptığı belirtilen Alparslan ARSLAN' m öldürme suçundan tutuklandığı, aynı olayda Ayhan PARLAK ile ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in de gözaltına alındıkları, Ayhan Parlak Hakkında Örgüte Finansal destek sağlamak suretiyle yardım etmek suçundan dava açıldığı, bu dosyada Ayhan PARLAK doğuş factoringle alakasının olmadığını beyan etmesine rağmen 3. maddede belirtilen iddianameden de Ayhan PARLAK'm Doğuş Factoringle alakasını ortaya koyduğu, Ahmet Çekelkıranm beyanları da ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'nin Doğuş Factoringle alakasını ortaya koyduğu, ve Danıştay olayıyla alakalı olarak müşteki Ahmet ÇEKELKIRAN'IN beyanları Ankara 13 Ağır Ceza mahkemesine gönderilmiştir.

5) Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturması sürdürülen Akın BİRDAL suikasti sonrasında cezaevinden çıkarak suç örgütü kuran Semih Tufan GUNALTAY ile alakalı olarak 06.06.2007 tarihinde düzenlenen iddianamede ismi geçen müşteki ve mağdurların beyanlannda ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in sürekli gelip Semih Tufan GUNALTAY ile gizlice görüştüğü, Semih Tufan GUNALTAY' ı da Mete YALAZANGİL vasıtası ile tanıdığını ve belirtilen olaylardan 2-3 sene öncesinden tanıdığını, , Semih Tufan GUNALTAY isimli şahsı cezaevine girdiği zaman takip ettiğini, ailesi ile biraz ilgilendiğini, 2003 yılında cezaevinden çıktıktan bir müddet sonra tekrar irtibat kurduklarını, 2,5-3 senedir görüşmediğini beyan ettiği,

Mehmet Fikri KARADAĞ; SEMİH TUFAN GÜLALTAY'ı Elazığ'da görevli iken İHD başkanı Akın BİRDAL'm tetikçilerini azmettiren kişi olarak duyduğunu, Şahısla hapisten çıkana kadar herhangi bir görüşmesinin olmadığını, Semih Tufan GÜLALTAY hapisteyken Semih Tufan'm kardeşi Emre GÜLALTAY'ı Muzaffer TEKİN'in bürosunda tanıdığım, Emre'yi kendisine Muzaffer'in Semih Tufan GÜLALTAY'ın kardeşi olarak tanıştırdığını, Emre'yi Muzaffer'in yanında 3-4 defa görmüş olabileceğini, Semih Tufan cezaevinden çıktıktan sonra Muzaffer'le veya ayrı ayrı en az 10 defa görüştüğünü, Şahısla Ulusal Birlik Partisi kurulması aşamasında görüş alışverişlerinin olduğunu, Hatta partinin ismini birlikte koyduklarını, resmi olarak da birkaç defa yanma gittiğini, Şahısla Muzaffer TEKİN'in bürosunda da görüştüğünü, şahısla Ulusal Birlik Partisinin kurulması çerçevesinde Ankara'ya gittiklerini,

Esra Feride GÖKÇİMEN 11.07.2006 Organize Suçlarla Muadele Şue Müdürlüğü'nde Vermiş olduğu ifadesinde; "... binaya sık sık gelen şahıslardan birinin Danıştay binasında yapılan silahlı saldırıda adı geçen Muzaffer TEKİN olduğunu, bu şahsını Muzaffer olarak bildiğini, soyadını Danıştay saldırısından sonra gazetelerden öğrendiğini, bu şahısın geldiğinde sadece birinci katta bulunan parti kısmına çıktığını„orada Semih Tufan GÜLALTAY ile baş başa görüştüklerini, bu şahısın son olarak Danıştay'da yapılan silahlı saldırıdan iki gün önce 4-5 kişilik kalabalık bir grup ile geldiğini ve Semih Tufan GÜLALTAY ile saatlerce toplantı yaptığını, Danıştay saMrrısanın yapıldığı gün gece geç saatlerde Veli KILIÇ kendisinin kullanmış olduğu, 0533 681 74 05 ya da 0533 300 74 40 numaralı telefondan arayarak "şimdi beni dikkatlice dinle ,sana söyleyeceğim isimleri not al ve bunları www.ulusalbirlikkomitesi.com isimli siteden sil, bu acil bi durum, bunları bu gece mutlaka sildir" dediği, kendisinin de bunu yapamayacağını bu işlerle benim uğraşmadığını söylediğini bunun üzerine veli'nin "Bu Semih Tufan GULALTAY'm talimatıdır,o zaman bu işle kim uğraşıyorsa onu bul ve bu işi hallettir,sabah olmadan bu işin hallolması lazım" dediği, sonra tekrar kendisini arayarak Sami Alper EREN isimli şahsı 0216 489 13 70 numaralı telefondan acil araması gerektiğini söylediğini, kendisinin de bu numarayı aradığında Sami Alper EREN'in Veli KILIÇ 'm kendisine verdiği ve silmesini istediği isimleri tekrar yazdırarak bunların parti kurucu üye listesinden silinmesi gerektiğini söylediğini, silmem istenen isimlerin ise ; 01.MUZAFFER TEKİN, 02.SAVŞHAN TOSUNOĞLU, 03.MAHMUT AYDIN ve soyadını hatırlamadığı ama kurucu üye listesinde olan MAHMUT....isimli başka bir şahıs olduğunu,aynca Danıştay da yapılan silahlı saldın eylemi gerçekleştiren Avukat Alparslan ARSLAN 'm bu binaya kalabalık bir grup ile geldiğini gördüğünü,o dönemde adını bilmediğini, fotoğraflarını gazetelerde görünce Semih Tufan GULALTAY'm yanına gelen şahıslardan biri olduğunu kesinlikle hatırladığını, beyan ettiği, yine aynı konuyla alakalı olarak, Muzaffer GÖKÇİMEN 11.07.2006 Günü müşteki sıfatı ile vermiş olduğu ifadesinde; "... Ulusal Birlik isimli internet sitesinde isimleri olan şahıslardan bazılannm Danıştay cinayeti olunca cinayete adı kansan Muzaffer TEKİN, Alpaslan ASLAN, 2 tane Mahmut, isimli kurucu üyenin siteden isnıininin silindiğini, Semih GULALTAY'm yanına Muzaffer TEKİN ,Alpaslan ARSLAN gibi cinayetle bağlantılı olduğu iddia edilen şahıslar gelip gittiğini, Mete YALAZANGİL İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde 25.08.2007 günü alman ifadesinde; Semih Tufan GÜLALTAY'ı çocukluğundan beri tanıdığını Mikail SARI'mn Akın BİRDAL suikastından dolayı arandıklanm basın ve medyadan öğrendiğini, Mustafa GÜLEN'e olayın aslını sorduğunda Semih Tufan GÜLALTAY'ı Mikail SARI ile SER şirketinde tanıştırdığını kendisinin bu olayla ilgisi olmadığını söylediğini,

1988-89 yıllanndan önce Tekel'de çalıştığım dönemlerde Muzaffer TEKİN'de ile tanıştığını, zaman zaman Muzaffer TEKİN'in Kadıköy Kuşdilinde bulunan bürosuna gidip geldiğini, 1998 yılı içerisinde Muzaffer TEKİN'in Semih Tufan GÜLALTAY ve arkadaşı Namık Zihni OZANSOY'un Kastamonu cezaevinde olduklarını ve görüşmeleri gerektiğini kendisine söylediğini, Muzaffer TEKİN ile birlikte Kastamonu'ya giderek Semih Tufan GÜLALTAY ve Namık Zihni OZANSOY ile cezaevinde görüştüklerini, Bu görüşmeden yaklaşık 1,5-2 ay kadar sonra milliyet gazetesinde Akın BİRDAL suikastı sanıklarından birisinin de kendisi olduğu yönünde haberler okuduğunu bunun üzerine Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne gidip teslim olduğunu,Ankara DGM savcılığınca serbest bırakıldığını, 2001 yılında bir gün Semih Tufan GULALTAY'm yeğeni olan Necdet ATIŞ isimli şahısın Semih Tufan GÜLALTAY ve bu olaydan dolayı yakalanan bütün arkadaşlarının Yozgat cezaevine nakledildiklerini ve Semih Tufan GULALTAY'm kendisi ile görüşmek istediğini Muzaffer TEKİN'in Yozgat cezaevine gidip Semih Tufan GÜLALTAY ile görüşmesini istediğini, ancak kendisinin bunu da kabul etmediğini beyan ettiği, Semih Tufan GÜLALTAY m Muzaffer TEKİNİ Akın BİRDAL olayından sonra ceza evindeyken tanıdım demesine rağmen Mete YALAZANGİL ise 1993 yılından beri tanıştıklannı beyanında söylemiştir. Yine yukandaki beyanlarda (Zafer kod)Muzaffer TEKİN' nin sürekli Semih Tufan GÜLALTAY ile görüştüğü hatta parti listesinde adının bulunduğu Danıştay olayından sonra adının silindiği ve sürekli görüştükleri anlaşılmakta olup, şüpheli ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN uzun süredir Semih Tufan GÜNALTAY ile görüşmediğini saıvcılıktaki ifadesinde beyan etmesi örgütsel konumlannı deşfre etmemeye yönelik gizleme hareketi olarak algılanmalıdır..

6) Başka bir uyuşturucu suçundan cezaevinde tutuklu bulunan Engin BAĞBARS isimli şahsın cezaevinden çeşitli zamanlarda yazdığı ve Cumhuriyet Savcılıklarında da beyanlarıyla teyit ettiği, ifadelerinde kendisinin Danıştay saldırısında kullanılmak istendiği ve bu sebeple kendisini derin devletin adamları olarak tanıtan Gökhan ve İrfan isimli şahısların çeşitli şahıslarla irtibatlı olarak faaliyet gösterdikleri, kendisini MİT görevlisi olarak bir şahısla tanıştırdıklarını, daha sonraki görüşmelerinde de Ankara' dan komutanlannm geldiğini söyleyerek komutanlannm geldiği bahanesi ile Fenerbahçe' de bir pasajın içerisinde 2. katta petrol şirketine götürdüklerini, odanın madalyalarla dolu olduğunu, kendilerini bir şahsın kibar bir şekilde karşıladığını, yanında iki kişinin daha olduğunu ve kendisinin devlet için çalıştıklannı öğrendiklerinde memnun olduklannı söyledikleri ve devamında Kuvva-i Milliye hareketinin başındaki hoca denilen şahsın aslında yaramaz bir adam olduğunu, üçkağıtçı olduğunu kendisine söylediklerini, kendilerinin de Beykoz' da piknik alanında kaçak ağaç keserken yanlarına bir binbaşının geldiğini ve kızdığını, bunu ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' e anlatmaları üzerine ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in Anadolu yakasından sorumlu yarbayı aradığını ve ona binbaşılar ne zamandan beri bölüğe bakıyor diye telefonda söylediğini, bunun üzerine Gökhan' a hitaben bundan sonra sizi kimse sıkıştıramaz rahat olun dediği, dışarı çıktıklarında Gökhan' a sorduğunda bu çok büyük komutandır, generallerle irtibatlıdır, Kuvva-i Milliye' nin başındaki hocayı sevmez, biz Muzaffer albayın yanında yer alırız, hocaya karşı yakında dernekte kuracağız şeklinde söylediklerini, daha sonra Gökhan' in kendisine komutan seni çok sevmiş, bize katıl, ancak birlikte Kuvva-i Milliye' ye kaydolmamız gerek, Kuvva-i Milliye ' den alacağımız kimlikle rahat hareket edeceğimi, hatta silah taşıyabileceğimi söylediği, aynntılı beyanlarda bu şahıslann illegal oluşumlarda bulunup kendilerini devlet olarak tanıttıklan ve bir çok olayı aynntılı olarak anlattığı ve ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in bütün bu oluşumlardan haberinin bulunduğu ve bu gruplardaki insanlann ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' e karşı büyük saygı ve sevgi duyduklannı anlattığı, Şahsın 01.01.2006 tarihinde tutuklandığı şeklinde başlayan 10.08.2007 tarihli savcılığımıza gönderilen 2 sayfalık el yazısı ile yazılan mektup ekindeki belgelerin şüphelinin daha önceki beyanlan ve ifadelerin suretleri ile basından koyduğu bu konudaki haber ve yazılara ilişkin belgeler olduğu ve bu belgeler üzerine tutuklu Engin BAĞBARS savcılığımıza çağmlarak ifadesine müracaat edilmiş olup, Savcılığımızda alman 01/10/2007 tanhli beyanında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan APS zarfı ile gönderilen mektup ile ilgili Tanık Engin BAĞBARS ile yapılan görüşmede söz konusu mektubu kendisinin yazdığını ve ekinde bulunan belgelerin kendisine ait olduğunu beyan etmesi üzerine Engin BAĞBARS'a usulüne uygun yemini yaptırılarak mektupda belirttiği olaylar ile ilgili alman ifadesinde; 01.01.2006 tarihinde uyuşturucu ticareti suçundan dolayı tutuklu bulunduğunu, bu suçtan önce İst.İl Jandarma Komutanlığının haber elemanı olduğunu, daha sonra aynldığmı ancak Süreyya Başçavuş ile görüşmesine devam ettiğini, ancak bu sefer uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin çalışmalar yaptıklannı, Üsküdar emniyet müdür yardımcısı olan HAKAN MUTLU'nun kendisini istihbaratçı olarak tanıtarak kendisini yanma çağırdığım,kendisine bu haberi daha önceden tanıdığı GÖKHAN BAŞOGLU isimli şahsın gönderdiğini, Gökhan BAŞOĞLU'nu kardeşinin cezaevinden arkadaşı olmasından dolayı tanıdığını, GÖKHAN BAŞOĞLU, İRFAN ve FADIL isimli şahıslarla HAKAN MUTLU'nun yanma gittiklerim, Hakan MUTLU'nun kendisine uyuşturucu konusunda yardımcı olmasını kendisini narkotik ve organize'nin müdürü ile tanıştıracağını söylediğini, bu arada HAKAN MUTLU'nun kendisine 10-15 tane silah göstererek almasını söylediğini, kendisinin bu silahlan almadığımı, bu olayın 2005 yılının 11. ayında olduğunu, bu olaydan 15 gün sonra evinin soyulduğunu ve daha önce hırsızlık yapan şahıslardan almış olduğu glock marka tabancasının alındığını, evinden alman bu tabancayı daha sonra HAKAN MUTLU'nun da yakalanıp tutuklandığı hırsızlık ve sahtekarlık şebekesi liderinin damadı olan DENİZ isimli şahıstan aldığını, evinin soyulduğu gün GÖKHAN BAŞOĞLU'nun kendisinin yanından hiç ayrılmadığını, soygunun yapıldığı gün çete liderinin damadı olan DENİZ'in kendisini aradığını, HAKAN MUTLU ile tanıştıktan kısa bir süre sonra Hakan MUTLU'nun kendisine ZAFER (KOD) MUZAFFER TEKİN ile tanıştıracaklanm söylediğini, kendisinin GÖKHAN ve İRFAN ile birlikte ZAFER (KOD) MUZAFFER TEKİN'in Fenerbahçe'deki ofisine gittiklerini, odada madalyalar ve plaketlerin olduğunu, kendisini ZAFER (KOD) MUZAFFER TEKİN ' in tam karşısına oturttuklarını, Muzaffer TEKİN'in kendisine nereli olduğunu sorduğunu, ayrıca GÖKHAN'm kendisi için cezaevinde yattığını, daha önce jandarmada çalıştığını, şimdi de kendilerine yardımcı olduğunu söylediğini, MUZAFFER TEKİN'in de memnun olduğunu, sürekli gidip gelmesini söylediğini, daha sonra aralarında Kuvvai Milliye Derneğinden bahsettiklerini, ofiste 3-4 kişinin bulunduğunu, albay dedikleri bir şahsın hizmet etiğini, buradan ayrıldıktan sonra sürekli kaldığı yer olan ormana gittiklerini, orman denilen yerin Beykoz' da 90 dönümlük bir alan olduğunu, burayı piknik alanı olarak İRFAN'm işlettiğini, ormanda bulunan tek katlı yerde kalmaya başladığını, ormandaki alanda Gökhan, İrfan ve çeşitli gelen misafirler ile silah atışı yaptıklarını, daha sonra Hakan MUTLU'nun kendisini bir daha çağırarak hazırlan seni organize ve narkotiğin müdürü ile tanıştıracağım dediğini, kendisine git filan şahıslara söyle organize onları alacak dediğini, kendisinin de Hakan MUTLU'nun söylediği şahıs olan Bülent SALMAN' a giderek konuyu ilettiğini, GÖKHAN ve İRFAN isimli şahıslann kendilerini derin devlet olarak tanıttıklannı, ZAFER (KOD) Muzaffer TEKİN'e de hep komutan diye hitap ettiklerini, Muzaffer TEKİN adına yazılan bir şiiri GÖKHAN'm devamlı cebinde taşıdığını ve herkese gösterdiğini, bir süre sonra kendisine Kuvvai Milliye Kartı çıkarmak için fotoğraf istediklerini, kendisinin Muzaffer TEKİN'in kuvvai miUiyeyi sevmediğini hatırlatması üzerine sen orayı karıştırma biz rahat gezmek için bu kimliği çıkartacağız ve silah da taşıyacağız dediklerini, kendisini Beşyüzevler Semtine bir paşa ile tanıştırmak için götürdüklerini, ancak paşa olmadığı için görüşme yapamadıklannı, oradan Zeytinburnu'nda emekli albay ile görüşmeye götürdüklerini, Albayın ismini bilmediğini ancak biodizel işi yaptığını, albaym ofisinde de Muzaffer TEKİN'den bahsettiklerini, kendisini tanıştırdıklarını albaya anlattıklarını, Albay'ın da kendisine biodizel ile alakalı bir dosya ile ilgili birlikte çalışmayı teklif ettiğini, kendisinin bu dosyayı ve 3 adet kaseti tutuklandıktan sonra organizeye teslim ettiğini, bundan sonra kendisinin Muzaffer TEKİN ile görüşmediğini, bir kaç kez GÖKHAN'm Muzaffer TEKİN'in yanma gitmeyi teklif ettiğini anacak kendisinin kabul etmediğini, daha sonra da tutuklandığını, tutuklandıktan sonra 10.02.2006 tarihinde Başbaşkan'a mektup yazdığını, mektup da Ak Partiye karşı darbe yapılacağını, kendisini kullanmak istediklerini, bu konulan anlatmak istediğini söylediğini, bunun üzerine cezaevinde kendisini tehdit etmeye başladıklannı, can güvenliği olmadığı için Tekirdağ F Tipi Cezaevine naklettiklerini, Danıştay saldınsımn olduğu günden bir gün sonra ilk olarak Başbakan'a yazdığı mektup ile alakalı olarak 18.05.2006 tarihinde Savcılıkça ifadesinin alındığını, bu ifadesinde herşeyi anlatmadığını, bir hafta sonra Tekirdağ Başsavcısının cezaevine geldiğini, ifadedeki bazı olaylann tarihlerinin tutarlı olduğunu, bu sebeple ek ifade verip vermeyeceğini sorduğunu, ifadeye istihbaratın da gelerek kameraya alacağını

söylediğini, kendisinin kabul ettiğini, orada da tekrar 20 sayfalık ifade verdiğini, ifadesinde bir çok konu ile birlikte Muzaffer TEKİN ve Hakan MUTLU konularını da anlattığını, ifadesinden sonra HAKAN MUTLU'nun tutuklandığını, Atabeyler ve Sauna Çetelerinin de ortaya çıkarıldığını, Başbakan'a mektup yazdığı sırada Tekirdağ'dan HANİFİ AVCI'ya da mektup yazdığını, Hanefi AVCI'nın da kendisine cevap yazdığını, mektubu ilgili yerlere ileteceğini söylediğini, hatta bir mektupta anlattığı Murat AKSU'ya suikast yapılacağı hususunu daha sonra yakalanan Atabeyler çetesinin de itiraf ettiğini, Gökhan BAŞOGLU'nun insanları cezalandırmak için iki tane kuyudan bahsettiğini, kendisine bu kuyuları göstermek istediğini ancak gitmediğini, kendisine göre bu şahısların devletin bir çok kurumuna sızıp illegal olarak da devleti ele geçirmeye çalıştıklarını, hatta kendisine İstanbul Jandarma Alay Komutanı ile birlikte 20 tane komutanın gideceğini, İstanbul ve Antalya Emniyet Müdürlerinin gideceğini, yerlerine kendilerinden olan insanların geleceğini, onlar gelince daha rahat hareket edeceklerini söylediklerini, Türkiye'nin ve İstanbul'un kendilerinin olduğunu ve istedikleri şekilde hareket edeceklerini söylediklerini, ZAFER (KOD) Muzaffer TEKİN'in de bunların komutanı pozisyonunda olduğunu, Muzaffer TEKİN'e sürekli komutanım ve bazen de albayım diye hitap ettiklerini, Kendisinin Muzaffer TEKİN'in yanma gittiğinde Türkiye'nin çok yakından tanıdığı, derin devletin adamı olarak bilinen bir şahsın da orada olduğunu, ancak ailesine bir şey yapılmasından korktuğu için bu ismi açıklamadığını, gördüğü bu şahsın hemşerisi olduğunu, kendisi ile Avusturya' da teyzesinin oğlunun yanma gittiği zaman tanıştığını, bunun yanında şahsı basından da tanıdığını, bu şahsında Muzaffer TEKİN'in ofisinde olduğunu, GÖKHAN ve İRFAN'm ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ile çok samimi olduklannı, bu şahıslann Muzaffer TEKİN'in ofisinde koltuğa bile oturmayıp masanın üstüne oturduklannı, Mektup ekinde bulunan 18.05.2006 ve 25.05.2006 tarihli ifadelerin Tekirdağ'da Savcılara vermiş olduğu kendisine ait ifadeler olduğunu, 17.08.2006 ve 10.10.2006 tarihli ifadelerin de kendisine ait olduğunu, bu ifadelerinde de belirttiği gibi GÖKHAN'm kendisine bir keleş silah getirerek TUSİAD yöneticilerine karşı eylem yapılacağını söylediğini, kendisinin bu silahı alarak ormanda bulunan KENAN ÜREK ve Mardinli ÖMER isimli şahıslara verdiğini, bu şahıslannda silahı kulübeden 50-100 metre ileride bir yere gömdüklerini, Mektup ekindeki haber kupürlerinin kendi ifadelerinde ortaya çıkan olaylara ilişkin haberler olduğunu,

Kendisinin daha önce de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ifade verdiğini, ancak kendisine gelen takipsizlik karannda ifadesinde belirtmediği, ifadesinde hiç geçmeyen hususlann takipsizlik karanna yazıldığını gördüğünü, buna örnek olarak ZAFER (KOD) Muzaffer TEKİN'in kendisine cephanelik verdiğine ilişkin ifadesinde bir konu olmadığı halde takipsizlik karanna bu tür konulann yazıldığını, Alaattin ÇAKICI, Sedat PEKER ve Kürşat YILMAZ'dan şikayetçi olduğunun yazıldığını, ancak kendisinin hiç bir ifadesinde bu şahıslardan şikayetçi olmadığını, kendi belirtmediği konulann yazıldığı için bu takipsizlik karannı ve ifadesini göndermediğini, Takipsizlik karanna itiraz ettiğini ancak her hangi bir cevap alamadığını, istenildiği takdirde ifadelerle takipsizlik karannı gönderebileceğini, kendi mektuplan ve ifadelerinin doğru olduğunu, Başbakanlığa yazdığı mektubun APS kağıtlannm da oğlunu, Kendisinin her zaman dilekçe yazdığını, ancak birilerinin kendisinin dilekçelerini engellediğini, Başbakanlığa mektup yazdıktan uzun süre geçtiği halde ifadesinin alınmadığını, Danıştay saldırısından sonra ifadesinin alındığını, ancak kendi yazdığı mektubun içeriğinde Ak Partiye karşı bir darbe olacağını ve bir oluşumun Türkiye' de eylemler yapacağını söylediğini, evinden çalman eşyalar arasında Ak Parti Millet vekilleri ile çekilmiş olduğu fotoğrafların da bulunduğunu bu eylemlerde kendisini de kullanmak isteyeceklerini düşündüğünü, kardeşi SAİM BAGBARS'm 1. bölge Ak Parti Millet vekili adayı olması sebebi ile bunları kullanabileceklerini fotoğrafların da bu amaçla çalınmış olabileceğini düşündüğünü, kendisinin bir eylem gerçekleştirdiği takdirde kendisinden çalman resimleri kullanıp Danıştay olayındaki gibi Ak Parti aleyhine kullanabileceklerini, kendisinin bu olaylar hakkında bildiklerinin bunlardan ibaret olduğunu, kendisinin mahkeme ifadelerinde de benzer şeylerden bahsetmiş olabileceğini, kendi dosyasının halen İst. 9. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ettiğini, söylediklerimin araştırılması halinde doğruluğunun ortaya çıkacağını, ZAFER (KOD) Muzaffer TEKİN ile alakalı olarak 1 yıl önce söylediği sözlerin 1 yıl sonra doğrulandığını ve Muzaffer TEKİN'in örgütçülükten tutuklandığını, kendisi tarafından daha önce verilen bütün ifadelerin doğru olduğunu tekrar belirtmek istediğini, ayrıca GÖKHAN'm kendisine Ankara' ya Özel Harp Dairesinde eğitim almaya gideceklerini söylediğini, ama kendisinin gitmediğini, son zamanlarda da GÖKHAN'm kendisini öldürmeye çalıştığım, hatta bir gece kendisinin ormanda bekçi ile birlikte oturdukları sırada GÖKHAN'm yanında tanımadığı kişilerle geldiğini ve kendisiyle ısrarla konuşmak istediğini söylediğini, kendisinin de huylanarak araba ile kaçtığını, kendisini takip ettiklerini ve o gece ormanda sabahladığını, bu olaydan sonra ormana bir daha ormana gitmediğini beyan etmiştir.

Beyanlarına bakıldığında bir yıl önceki beyanları ile ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN hakkındaki anlattıkları beyanların dosyamız yönüyle ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN tarif etmekte olup, ayrıca ofisiyle alakalı anlattıkları ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ve diğer şüpheli beyanlarında anlatılanlarla örtüşmekte olduğu. ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'in telefonunda ve ajandasında yapılan incelemede gökhan olarak fihristte yazılı ismin karşısında bulunan 0536 871 55 16 nolu telefonunun ifadede geçen Gökhan BAŞOGLU isimli şahsın kullandığ 0536 871 5516 olarak kayıtlı telefon olduğu, fihristte irfan olarak yazılı ismin karşısında bulunan 0537 251 0525 nolu telefonunun ifadede geçen ismi geçen İrfan Topal İsimli şahsın kullandığı0537 251 0525 nolu telefon olduğu, ayrıca her iki telefonun da ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN in el yazısıyla yazdığı notların bulunduğu ajandada irfan ve Gökhan olarak kayıtlı bulundukları.

7) Şüpheli Mahmut ÖZTÜRK ifadesinde "ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in ofisine bir sürü emekli subay , astsubay ve paşanın, her çevreden asker, polis ve ileri görüşlü insanların geldiğini, oraya gittiğinde Mete YALAZANGIL' in çoğu zaman orada olduğunu, "ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' e herkes komutanım der, çok saygı duyarlar, şu anda tümgeneral rütbesinde muazzaf konumda insanlar dahi kendisine komutanım diyerek saygı duyar... isim olarak benim orada gördüğüm Tuzla Piyade Komutanı geçen sene gelmişti. Emekli General Muammer ÜNAL' da zaman zaman oraya gelirdi. Gittiğim zaman orası hiç boş kalmazdı" şeklinde ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in konumu ve liderlik vasfına ilişkin ayrıntılı beyanlarda bulunduğu, ayrıca soruşturma sırasında Tuzla Piyade Komutanı olan M.Zekeriya ÖZTÜRK isimli paşanın ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' e ödül veya plaket verirken çekilmiş resimlerinin postayla savcılığımıza gönderildiği, bu resimler Genel Kurmay Başkanlığına Cumhuriyet Başsavcılığımızca gönderilmiş olup bir sureti dosyamıza eklenmiştir..

8) Mahmut ÖZTÜRK beyanlarında ayrıca ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'in maddi sıkıntı içinde olduğunu ve kendisine 1500 YTL borç para verdiğini beyan etmiş ve ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN de bayanlarında bu tür konulan söylemiş ve yurt dışına üç-dört defa gittiğini beyan etmiş. ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in yurt dışı giriş çıkış kayıtlan incelendiğinde 9 defa yurt dışına çıktığı, 9 defada muhtelif tarihlerde giriş yaptığı anlaşılmıştır. 9) Şüpheli Rafet ARSLAN savcılık beyanında; İbrahim ŞAHİN' i birkaç sefer ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in ofisinde gördüğünü beyan etmiş olup, İbrahim ŞAHİN' de kamuoyunun yakından bildiği Susurluk çetesi davasında suç işlemek için silahlı örgüt kurup yönetmek ve diğer suçlardan mahkum olduğu, o kararın içeriğinde de İbrahim ŞAHIN ve Mehmet Korkut EKEN isimli şahısların devletin gücünü ve makamlarmdaki yetkileri kötüye kullanarak kurdukları örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçlan işledikleri şeklinde üst hadden mahkumiyet cezası verilmiştir.

10) şüpheliye ait 0532 291 92 93 telefonunda bulanan mesajlara bakıldığında -DANIŞTAY OLAYLARI BÖYLE BİTMEZ KOMUTANIM BU ŞARKI BÖYLE BİTMEZ YENİ SLOGANIMIZ (BUDA BİZİM TÜRKÜMÜZ ZAFER (KOD) MUZAFFER TEKİN GERÇEK LİDERİMİZDİR) SAYGILAR KOMUTANIM Gönderen (İbrahim şahin) :05322616592 23.Tem.2006 13:09:32 SİZİN YANINIZDA DAVA ARKADAŞI OLAN İNSANLARIN İLK ÖNCE YÜKSEK VASIFILI TÜRK OLMASI GEREKİR ÇÜNKÜ YİĞİTE YİĞİT ER GEREKİR KOMUTANIM ERCİYESTEN SAYGILAR GÖNDEREN:05468188846 21.Tem.2006 tarihli mesajlarla alakalı olarakda - Bu mesajların İbrahim ŞAHİN tarafından kendisine Danıştay hadisesinden yakınında olan bazı kişilerin dahli olduğunu düşünerek gönderdiğini beyan etmiştir. Telefonundaki Hasan Bakırcı isimli avukat tarafından muhtemelen elegeçirilen bombalarla alakalı Oktay YILDIRIMa sahip çıktığı açıklamalarından sonra gönderildiği anlaşılan ve içeriğini tasvip etmediğini beyan ettiği 3 adet mesaj şüphelinin konumunu açıkladığı, Inbox 905389857557 PASAM,SİYASİ-MILLI AKRABALIK KAN AKRABALIĞINDAN OK DAHA /NEMLİDİR.BU BAĞLAMDA BEN DOKUZ KARDASIMI KESER SANA YEDIRIRIM.H.BAKIRCI 14 HAZ 2007 00:48:32 Inbox 905389857557 ÇUVAL TÜRK ASKERİNİN KAFASINA DEGIL,HILMI BEYİN KARISININ (kısalacak) POPOSUNA GECIRILDI.RENGIDE MOR-MORALI-ÇUVALIN.H.BAKIRCI 14 HAZ 2007 02:33:43 Diğer mesaj içerikleride şüpheli karakterini ortaya koymakta olup Askeri kimliğinle her an öğünüp de Türkiye Cumhuriyetinin Genel Kurmay başkanlığını yapmış ve devlet üstün hizmet madalyasıyla ödüllendirilmiş en üst düzeyde Türk ordusunu şerefle ve gururla temsil etmiş bir komutana hakaretler içeren mesajları silmeksizin cep telefonunda taşıması da şüphelinin Türk ordusuna ve komutanına karşı savunmasında beyan ettiği anlayıştan farklı bir saygı anlayışıyla baktığını göstermektedir. InBox 905389857557 TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYENİN ALLAHI G.M.K. ATATÜRKTÜRK, PEYGAMBERİ HASAN TAHSİN, KİTABI NUTUK, ORDUDA NAMUSUDUR.H.B. İnBox 413##7pll4p AKP, ABD, Talabani, Barzani ve AB el ele secime gidiyor. Türkiye 22 Temmuz da buna CHP ve MHP nin zaferi ile karsilik vermeli. 15.Haz.2007 17:38:59 Gönderen: Tuncay ÖZKAN -DEMEKKİ BU ÜLKEDE DOĞRULUK YARALIDA OLSA UTANMADAN HEP BERABER SALDIRAN BAŞBAKAN DIŞBAKAN DEVLET VE ADELET BAKANI SANILAN VATAN HAİNLERİNİ MÜTERİ YALANCILAR OLARAK ALEME REZİL EDİP MUZAFFER OLABİLİYORMUŞ, NE MUTLU BİZE ÖLÜMÜNE DOĞRUNUN YANINDAYIZ SAYGILAR EFENDİM. GÖNDEREN: FİSUN NEMUTLU 05323378093 31.AĞU.2006 16:49:55 -KOMTANİM AĞZINA SAĞLIK.MUHTIRA GİBİYDİ VALLA! GÖNDEREN:0555 328 55 35 25.AĞU.2006 00:44:54 Hakan Ayaz tarafından gönderilen bu mesaj landa bir yıldır silmediği.

12) Mete YALAZANGİL' in beyanı ile Rafet ARSLAN' m beyanlan göz önüne alındığında ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in Mete YALAZANGİL ile eskiden beri sık görüştüğü, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in de kendisinin çalıştığı yere sık gelip gittiğini belirttiği, 1998 yılında Akın BİRDAL suikastinden sonra ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in Mete YALAZANGİL' in yanma gelerek Semih Tufan GÜNALTAY ve bu şahsın evinde yakalandığı Namık Zihni OZANSOY'un kendisinin arkadaşı olması sebebi ile zor durumda olduklan ve bu sebeple Kastamonu Cezaevine giderek bu şahıslarla görüşmeye gitmelerinin gerektiği, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ile birlikte kendi arabası ile Kastamonu Cezaevine gidip bu şahıslarla görüştükleri, daha sonra 2001 yılında Semih Tufan GÜNALTAY' m yeğeni Nejdet ATIŞ' m yanma gelerek Semih Tufan GÜNALTAY' in kendisi ile görüşmek istediğini ve bu sebeple Yozgat Cezaevine ziyarete gitmesi gerektiğini söylediği, daha sonra Semih Tufan GÜNALTAY Nejdet ATIŞ'a ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in yanma giderek kendisini ziyarete gelmesini söylediği, bunun üzerine ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in de Mete YALAZANGİL' in yanma gelerek Semih Tufan GÜNALTAY ve Namık Zihni OZANSOY' u ziyarete gitmesi gerektiğini söylemesi üzerine Mete YALAZANGİL'in bunu kabul etmediğini, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'in de bunun üzerine onlar istiyorlar diye değil, benim ve senin arkadaşlann olduğu için zor durumda olduklan için yanlannda olmalannm gerektiğini söylemesi üzerine kendisinin bu olaydan sonra bir daha ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ile uzun süre görüşmediğini beyan etmiş, Buradan da ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in yönlendirici ve lider pozisyonunda olduğu, cezaevine düşen örgüt üyelerini ziyarete gidip kendisi deşifre olmamak için gitmediği zaman da örgütün alt birimlerinde görevli elemanlarını gönderdiği anlaşılşmaktadır,

13) Aydın YÜKSEK emniyet beyanında Başımdan geçen olayları Sayın ahim diyerek ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'e anlattım. Kendisinden mağduriyetime sebebiyet veren Muzaffer ŞENOCAK'ın çalıştığını bildiğim kuruma beni ulaştırmasını rica ettim. Kendiside yardımcı olmaya çalışacağını söyledi. Hayatımda ilk ve son kez azami on dakika kendisini gördüm. Başka da hiçbir irtibatım olmadı. Mete YALAZANGİL ' in ayrıca Aydın YÜKSEK' i alıp ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in ofisine götürüp Aydın YÜKSEK' in Muzaffer ŞENOCAK tarafından 150.000 YTL dolandınlması olayı ile alakalı olarak ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in askeriyeden çevresi çok olması sebebi ile konuyu çözmek için ofise getirdiği, beyanlan göz önüne alınarak ,buradan da ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in örgüt adına farklı işlerle de ilgilendiğinin anlaşıldığı

14) MİLLİ IRGAT(KOD) Kuddusi OKKIR' beyanında ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'e Zafer Tekin diye hitap ettiklerini, ele geçirilen belgelerinin arasında ZAFER TEKİN adına bastırdığı kartvizit ile yine ZAFER TEKİN adına kendisine gönderilmiş mektup zarfının bulunduğu, şüphelinin zafer kod adım kullandığı.

15) 22. Mayıs 2006 Muammer KARABULUT Noel Baba Banş Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı imzalı, Yüzbaşı Muzaffer TEKİN başlıklı basın açıklamasında; Atatürkçü Yüzbaşı Muzaffer TEKİN; ".... Muzaffer TEKİN Yüzbaşı rütbesi ile ordudan atıldıktan sonra sivil yaşamında çok sevildiğinden dolayı Albaylığa hatta paşalığa kadar yükseldi, Milli Güç Platformunun İstanbul'da gerçekleştirdiği hemen hemen tüm eylemlere katıldı. Siz boşuna ATATÜRKÇÜ yüzbaşı Tekin ile uğraşmayın gidin F.Gülen'i kullanan güçler ile uğraşın Göreceksiniz kimlerin kanını içtiğini öğrendiğinizde sıra size de gelecek sonra Yüzbaşı TEKİNLERİN yanma geleceksiniz ve sığınacaksınız o ana da çok yaklaştık. Yerli işbirlikçi kafalar Danıştay hadisesi üzerinize gelince hedef şaşırtmak için Türkiye'deki Milli, Ulusalcı, Vatansever veya Yurdunu seven insanların üzerine bu şekilde gelmeyin bunu akıllıca bir oyun olarak görmeyin görüldüğü gibi yine sizi kandırdılar" şeklinde basın açıklaması olan yazı, 16) şüpheli (Zafer kod)Muzaffer TEKİN' el bombalarının yakalnmasından sonra gerek medyada ve gerek emniyette Oktay YILDIRIM a sahip çıkıp bombalann eski olduğunu ve paflamıyacağmı, aynca işe yaramadıklan için çöpe atılmış olanları toplamış olabileceği yönünde beyanatlarda bulunduğu,

17) şüpheli MUZAFFER TEKİN' e ait ofiste bulunan kırmızı klasör ve içindeki belgeler ile METE YALAZANGİL' in bırakmış olduğu iddia edilen 16 nolu CD. ile ilgili olarak RAFET ARSLAN Savcılıkta beyanında ; "Ben masanın üzerinde kırmızı bir klasör görmedim. Bana gösterdiğiniz Devletin Yeniden Yapılanması ve AK Parti adaylarına ilişkin listeleri görmedim. Ben hergün gittiğimde vakit geçirmek için giderim. Büro 2 odadan müteşekkildir. Ben gittiğimde dış bölümünde otururum. ZAFER(MUZAFFER)' in odası kendine ait eşyaları olduğundan, o olmadığı zaman ben dışarıda otururum. Özel misafirleri geldiğinde genelde asker kökenli oldukları için konuşmalarda ben yanlarında otururdum. Hem ara kapı hem de dış kapı açıktır, içeride özel birşey konuşulmadığı için dışarıda oturanlar konuşulanları duyabilir. METE YALAZANGİL' i tanıyorum. Ancak CD. yi getirip bana vermedi. Ben orada isem de alıp MUZAFFER' in masasına koymuşumdur. Ben bilgisayardan hiç anlamam. İşyerinde de bilgisayar yoktur, dedi. Ben AYDIN YÜKSEK' i şimdi gördüm. Daha önceden hiç tanımam. Büroya geldiğini görmedim. METE Hoca ile gelmişse de ben yokumdur. " Şüpheli her nekadar içinde devlete ait gizli bilgi ve belgelerin bulunduğu, 16 nolu cd yi bilmediğini beyan etmiş isede cd içeriğindeki bilgiler ve kendi bilgisayarındaki yazılar ve ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN üyelerince çeşitli internet sitelerinde Süleymaniye olayı olarak bilinen çuval hadisesini sürekli olarak gündemde tutup Hükümeti bu olaydan ötürü yıpratma yönünde çalışmalar yaptıkları, bu konuda Halil Behiç GÜRCİHAN da bulanan operasyon kınk ay başlıklı dokümanda ise Özellikle Süleymaniye olayının görüntülü şekilde canlandırılıp sürekli medyanın gündemine sokulması suretiyle bu konunun dezenformasyon amaçlı olarak kullanılması talimatlarım içerdiği anlaşılmaktadır. Genel Kurmay Başkanlığına yazılan yazıda şüpheli (Zafer kod)Muzaffer TEKİN' ve Mete YALAZANGİL Muzaffer ŞENOCAK, Aydın YÜKSEK, ve Fikret EMEK te elde edilen cdnin MGK öncesi ve diğer zamanlarda kuvvet ve ordu komutanlarının yaptığı gizli toplantılara ilişkin tutanaklar oluduğunu belirtmiş olup, buradan da şüpheli (Zafer kod)Muzaffer TEKİN' içinde devlete ait gizli bilgi ve belgelerin bulunduğu 16 nolu cd yi ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN amaçlan doğrultusunda temin edip sakladığı anlaşılmaktadır. 18) Osman YILDIRIM ifadesinde özetle Danıştay ve cumhuriyet gazetesiyle alakalı olarak Kendisinin; 28.08.2007 tarihinde verdiği dilekçeyi ve dilekçe içeriğini aynen tekrarladığı, aynca Ankara Savcısına bu konuda ifade verdiğini ve aynı ifadesini tekrarladığını, Malkara da Turgut BÜYÜKDAG isimli şahsa ait Turgut Gıda Sanayi isimli sıvı yağ fabrikasını bu şahsın elinden tehdit ile ne şekilde elinden alındığı konusu sorulduğun da; Kendisinin Veli KÜÇÜK'ü 1993 yılından beri tanıdığını, kendisini İbrahim GENÇ'in Sirkeci ve Mecidiyeköy'deki yazıhanelerine gidip gelirken gördüğünü, Ancak çok samimiyetinin olmadığını, 2002 yılı Aralık ayının başında İbrahim GENÇ'in Osmanbey'deki Sadıklar Pasajmdaki veya Piç Hüseyin'den kiralamış olduğu aynı cadde üzerindeki yazıhanelerinden birinde, Veli KÜÇÜK, İbrahim GENÇ, Esen TÜRKYILMAZ, Muzaffer TEKİN ve Osman GÜRBÜZ olduğu halde kendisine Osman GÜRBÜZ'ün Necip HABLEMİTOĞLU'nu öldürüp öldürmeyeceğini sorduğunu ve bunun karşılığı olarak kendisine bir milyon dolar teklif ettiklerini, kendisinin Necip HABLEMİTOĞLU'nu tanımadığını ve kim olduğunu sorması üzerine kendisine, şahsın yazar olduğu ve öldürülmesi gerektiğininin söylendiğini, kendisinin bu teklifi kabul etmediğini, bunun üzerine Veli KÜÇÜK'ün Osman GÜRBÜZ'e dönerek "Osman bu iş gene sana düştü." Dediğini, daha sonraki dönemde kendisinin basından Necip HABLEMİTOĞLU'nun öldürüldüğünü duyduğunu, ancak kimin öldürdüğünü bilmediğini,

Kendisinin iş adamı olarak bildiği ve kabul ettiği Çerkez ibrahim lakaplı ibrahim ÇİFTÇİ'nin Osman GÜRBÜZ'e ait Balat'ta ki, yazıhanesine o tarihlerde sık sık gelip gittiğini, Necip HABLEMİTOĞLU'nun öldürülmesinden yaklaşık 6-7 ay sonra Osman GÜRBÜZ'ün Şirinevler de kendisine "HABLEMİTOĞLU'nun parasını masalarda bitirdik." dediğini, bu esnada yanlarında Esen TÜRKYILMAZ'm da olduğunu Esen TÜRKYILMAZ'm Bahçelievler'de gayri meşru işlerle uğraşan bir kişi olduğunu, bu konuşmadan sonra kendisinin Osman GÜRBÜZ'ün HABLEMİTOĞLU'NUN öldürülmesi olayına karıştığını ve aldığı parayı da kumarda bitirdiğini anladığını, 27 Nisan 2006 tarihinde Alparslan ARSLAN kendisine "Şaibeli sermaye sahiplerinin maddiyatlarını alalım. Türkiye'de fakir ihtiyaç sahibi halka dağıtalım." Dediğini ve Eczacıbaşı Holding, Koç Grubu, Mehmet Ali ERBİL, Mehmet Ali BİRAND, ATV, ATV'ye bağlı Kanal 1 gibi şirketleri hedef olarak gösterdiğini, hatta Alpaslan ARSLAN'm kentlisine Bülent ECZACIBAŞI'nm iki kişiyi öldürttüğünü, bu bilgilerin kendisinde mevcut olduğunu, bunu şantaj olarak kullanabileceğini söylediğini, bu görüşmeden sonra kendisinin şahsi alacağı için Erhan TİMUROĞLU ile birlikte İzmir'e gittiğini, 29.04.2006 günü İzmir den döndüğünü, döndükten sonra Ümraniye'de Alparslan ARSLAN'la buluştuğunu, Alpaslan ARSLAN'm kendisine "Harekete geçeceğiz. Yarın buluşalım. Ataşehir'de Migros'un tam önüne gel. Bir arkadaş gelip seni alacak" dediğini, bunun üzerine bir gün sonra akşam Ataşehir Migros'un önüne gittiğini kendisini buradan Alparslan ARSLAN'm arabasıyla ismini ismini bilmediği bir şahsın aldığını, Migros önünden kendisini aldıktan sonra Ataşehir'de Migros'a yaklaşık 500 metre mesafede dubleks villalardan oluşan bir site içersindeki villaya gittiklerini, Orada Muzaffer TEKİN, Alparslan ASLAN, Oktay YILDIRIM ile birlikte kendisinin tanımadığı 10-15 şahsınolduğunu, gittikleri evde Alparslan ARSLAN'm bekar olan arkadaşları kaldığını, burada kendisine Cumhuriyet Gazetesine atılacak olan üç (3) tane el bombasını Muzaffer TEKIN'in getirterek kendisine "Bunlar Cumhuriyet Gazetesine atılacak. Rahat ol kimse ölmeyecek. O şekilde olsun. İş bitince sana 500.000 (beşyüz bin) dolar para vereceğiz. Senin attırdığın kişilere ne kadar verirsen ona karışmayız." Dediğini, kendisinde (2) iki adet el bombasını alıp cebine koyduğunu, Bir (1) tanesini de Alparslan ARSLAN'm aldığını ve çantasına koyduğunu, daha sonra ilk bombanın olaydan bir gün önce bir arkadaşmm arabasıyla götürüp yerini gösterdiği Tekin İRSİ tarafından pimi çekilmeksizin atıldığını, Tekin İRSİ ye harçlık olarak kendisinin elli YTL verdiğini, Tekin İRŞİ'ye El bombasını gece atmasını ve türbanı da demir parmaklıklara asmasını söylediğini, bunu Alpaslan ARSLANIN bu şekildeki istemi üzerine söylediğini, ikinci bombayı da 10/05/2006 tarihinde İsmail SAĞIR ve Tekin İRSİ isimli şahısların attığını, bu bombaların atımında Tekin İRŞİ'nin yer gösterdiğini, İsmail SAĞIR'm ise attığını, İsmail SAĞIR'm el bombasını pimini çekerek attığını, ancak bombanın patlamadığını, bu olaydan sonra COCO Bar'da buluştuklarını, 11/05/2006 tarihinde Alparslan ARSLAN'm kendisinde ki bir adet el bombasını gündüz vakti gidip Cumhuriyet Gazetesinin bahçesine attığını, kendisinin bu olaydan önce Alpaslan ARSLAN ile Üsküdar'da görüştüğünü, yapmaması için ısrar ettiğini, ancak Alparslan'Om kendisini dinlemediğini, Üçüncü bombanın atışını Alparslan ARSLAN'la birlikte, İsmail SAĞIR, Erhan TİMUROĞLU ve Tekin İRŞİ'nin beraber gerçekleştirdiklerini, kendisinin engel olmaya çalıştığım ancak kendisini dinlemediklerini, daha sonrasında kendisinin gece haberlerinde bombayı attıklarını öğrendiğini, kendisinin kesinlikle Danıştay saldırısına katılmadığını, bu konuda bilgisinin olmadığını, sadece Alpaslan ARSLAN'm olay hakkında üstü kapalı kendisine bir şeyler anlattığını, Kendisinin Danıştay olayı ile ilgili yargılanırken Muzaffer TEKİN'in Oktay YILDIRIM'm da bulunduğu ortamda Ataşehir'de .kendilerine bombaları verdiğini söylemediğini, çünkü yapacağı eylemler ile ilgili kendisine beş yüz bin dolar para vaat

edildiğini, Cumhuriyet gazetesine yönelik yaptıkları bir ve ikinci saldırı olayının karşılığında kimsenin ölmediğini ve kimsenin yaralanmadığından dolayı az bir ceza alacağını bildiğini, zaten bu şekilde anlaşma yaptığım, bahse konu beş yüz bin dolar parayı Ankara'da alacağım, Ankara'ya gelme sebebinin de bu para olduğunu, ancak vaad edilen beş yüz bin dolan alamadığını, bu parayı kendisine bizzat Muzaffer TEKİN vaat ettiğini, Kendisinin katılmadığı Danıştay saldırısı olayı ile ilgili olarak haksız yere ceza aldığını, adaletin yerini bulması için gerçekleri anlattığını, son duruşmada Avukat Mehmet ENER'in kendisi ile ilgili tevsi tahkikat talebinde bulunduğunu zannettiğini, tevsi tahkikat talebinin reddine mahkemece karar verilmesi üzerin e kendisine de soru sorulmayınca bu olayları tanık sıfatıyla anlattığını, bahsi geçen Ataşehir'deki toplantıda el bombalarını kendisine Muzaffer TEKİN'in verdiğini, Veli KÜÇÜK'ün o toplantıda olmadığını, ancak kendisinin Veli KÜÇÜK'le Alparslan ARSLAN'ın Üsküdar'da Katibim Restoran'm yanındaki çay bahçesinde buluştuklarını bildiğini, zaman zaman kendisinin de yanlarında bulunduğunu,


f- Şüphelinin bilgisayarından elde edilen diğer belgelere bakıldığında[düzenle]

"Tayyip anani da al git" ile başlayan ve sonunda "Başbakan kendi idam fermanını yazmakta sonu ip olacaktır " ibareli yazıyı ben yazmadım iletiler incelendiğinde yazmadığım ortaya çıkar. Yazıyı Word"a bilerek veya bilmeyerek kaydettiğimi hatırlamıyorum. Türk Solu dergisinde yayınlandığını tahmin ediyorum.

c-satilikvatanyokmualan_l_l_I_(!)....3 başlıklı AK parti tarafından vatanın satıldığı iddialarının yer aldığı görüntüler ve yazılar bir şekilde bir yerden internet vasıtasıyla bana gelmiş olabilir menşei bana ait değil.

D- SAYIN KOMUTANIM İBARESİ İLE BAŞLAYAN YAZIYI DÖNEMİN GENEL KURMAY BAŞKANI ORGENERAL HİLMİ ÖZKÖK'E BEN YAZDIM ÇUVAL HADİSESİNE ÇOK ÜZÜLDÜĞÜM İÇİN HİSSİYATIMI DİLE GETİRDİM dediği mektubun içeriği bulunamamıştır. Zarf olarak çıkmıştır. -Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK' in kullandığı 05423546579 nolu GSM hattı ile 6 kez görüştüğü, -Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK' ün kullandığı 05323412902 nolu GSM hattı ile 340 kez görüştüğü, -Veli KÜÇÜK' ün kullandığı 05336439665 nolu GSM hattı ile 5 kez görüştüğü, -Sedat PEKER' in kullandığı 05357255634 nolu GSM hattı ile 1 kez görüştüğü, -Mecnun OD YAKMAZ' in kullandığı 05332711435 nolu GSM hattı ile 12 kez görüştüğü, -Mehmet Fikri KARADAĞ' in kullandığı 05358881514 nolu GSM hattı ile 285 kez görüştüğü, -Kemal KERİNÇSİZ' in kullandığı 05322143354 nolu GSM hattı ile 39 kez görüştüğü, -Kemal KERİNÇSİZ' m kullandığı 05332949190 nolu GSM hattı ile 76 kez görüştüp, -Ayhan PARLAK' in kullandığı 05445259696 nolu GSM hattı ile 6 kez görüştüp, -Oktay YILDIRIM' in kullandığı 05058108791 nolu GSM hattı ile 217 kez görüştüp, -Oktay YILDIRIM' m kullandığı 05425315368 nolu GSM hattı ile 211 kez görüştüp, -Kuddusi OKKIR' in kullandığı 05337624601 nolu GSM hattı ile 37 kez görüştüp, -Mete YALAZANGİL' in kullandığı 05357747903 nolu GSM hattı ile 6 kez görüştüp, -Semih Tufan GÜLALTAY' m kullandığı 05324431634 nolu GSM hattı ile 60 kez görüştüp, -Semih Tufan GÜLALTAY' m kullandığı' 05323280462 nolu GSM hattı ile 5 kez görüştüp " . \

-Halil Behiç GURCIHAN' m kullandığı 05325959046 nolu GSM hattı ile 15 kez görüştüğü, -İbrahim CİNGİ' in kullandığı 05357184841 nolu GSM hattı ile 154 kez görüştüğü, -Mahmut ÖZTÜRK' ün kullandığı 05322455605 nolu GSM hattı ile 382kez görüştüğü, -Mahmut ÖZTÜRK' ün kullandığı 05438324409 nolu GSM hattı ile 5 kez görüştüğü, -Sevgi ERENEROL' un kullandığı 05323678060 nolu GSM hattı ile 70kez görüştüğü, -Hüseyin Gazi OĞUZ' un kullandığı 05322650260 nolu GSM hattı ile 19 kez görüştüp, -Saipir DEBZLEVİDZE' m kullandığı 05396877191 nolu GSM hattı ile 1 kez görüştüğü, -Zeki Yurdakul ÇAĞMAN' m kullandığı 05322201077 nolu GSM hattı ile 151 kez görüştüğü, -Ahmet Erden ARSLAN' m kullandığı 05358324291 nolu GSM hattı ile 14 kez görüştüğü, -Murat ÖZKAN' m kullandığı 05323344275 nolu GSM hattı ile 1 kez görüştüp, -Alparslan ASLAN' m kullandığı 05326713439 nolu GSM hattı ile 31 kez görüştüp, (Danıştay saldırganı -Bağaç Kaan MURATHAN' m kullandığı 05355056666 nolu GSM hattı ile 37 kez görüştüp, (REİS(kod) Sedat PEKER in adamı halen yargılanıyor) -Mete Can KURT' un kullandığı 05335193535 nolu GSM hattı ile 40 kez görüştüp, -Hüseyin GÖRÜM' ün kullandığı 05056588812 nolu GSM hattı ile 57 kez görüştüp,


g-Hukuki durumunun Değerlendirilmesi[düzenle]

ERGENEKON yapılanması içerisinde anlatılan ERGENEKON her şeyin içerisinde olmalı fakat içerisinde oldupnu hissettirmemelidir. Şüpheli Zafer (Kod) Muzaffer TEKİN'in hiçbir dernek üyesi olmadığı halde Milli Güç Birliği Platformunun tüm eylemlerine katıldığı bizzat Muammer KARABULUT' tarafından belirtilmekte olup, ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN amaçları doğrultusunda kurulması kararlaştınlan Milli Güç Birliği Platformunun kanunen dernekleşemediği halde sırf örptçe kurulması gerektiği belirtildiğinden şüphelilerce illegal olarak kurulmuş ve Zafer (Kod) Muzaffer TEKİN ve Veli KÜÇÜK tarafından yönlendirilmiştir.

ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN sivil unsurlarının yapılanmasını düzenleyen LOBİ-ERGENEKON isimli dokümanın yedinci bölümü c maddesinde bulunan, İle). KÖPRÜ PERSONEL Ergenekon tarafından atanacak iki sivil, mutlaka başka kuruluşlarda görevli olanlar arasından seçilmelidir. Böylece gizliğin sağlanması korunmuş olacaktır. Bu kişilerin yeterli bilgi ve deneyim sahibi olmalarından sonra, organizasyonun merkez yönetiminde yer almaları sağlanmalı, organizasyonun merkez başkanı bu kişiler arasından seçilmelidir. Denilmektedir. Yukarıda ayrıntıları anlatılan ERGENEKON ve LOBİ belgelerinde geçen örptün gizli hiyerarşik yapısında bulunan kişilerle alınan kararların uygulamaya sokulup, örgütün alt kademesiyle irtibattan sağlayacak ve yine MAFİANIN Yeniden Yapılanması (reorganizasyonu) dokümanında mafyanın başına sivil bir şahsın getirilmesinin kararlaştırıldığı, belirtilmiş olup, şüpheli Zafer (Kod) Muzaffer TEKİN'in hem asker kökenli oluşu, ERGENEKON terör örgütü üyeleriyle, hem suç örgütü liderleriyle, hem sivil toplum kuruluşlanyla, hem iş dünyasıyla, hem de askeri ve idari görevlerde bulunan kamu görevlileriyle ve her kesimle irtibata geçme kabiliyeti ile geçmiş tecrübeleri göz önüne alındığında, ERGENEKON terör örgütü yapılanması içinde KÖPRÜ ELEMAN görevini şüpheli Muzaffer TEKİN ile Veli KÜÇÜK'ün birlikte yürüttükleri, bu iki şüphelinin de geçmişte asker kökenli olmalan, hiçbir sivil toplum kuruluşuna üye olmamalanna rağmen kendi beyanlanyla ağabeylik misyonu sebebiyle görüşlerine göre hareket etmeleri, suç örgütü liderleriyle olan yakın ilişkileri göz önüne alındığında KÖPRÜ ELEMAN görevini yürüten örgütün üst düzey ve alt düzey elemanlan arasındaki örgütsel irtibattan sağlayan kişiler olduklan açıkça anlaşılmaktadır. Şüpheli ZAFER (Kod) Muzaffer TEKİN'in ZAFER (Kod) adını kullandığı, Ergenekon, LOBİ ile Devletin Yeniden Yapılanması belgesi ve diğer şahıslann bu belgelere sadık kalarak gizli ve illegal bir şekilde yaptıklan bir çok alandaki örgütsel faaliyetler, örgütün faaliyetleri olarak yansımamış örnekleri dosyaya konmuş iddianameler ve tüm deliller göz önüne alındığında ZAFER (Kod) Muzaffer TEKİN'in Ergenekon yapılanmasının içerisinde önemli görevleri bulunduğu ve yine bu yapılanmada sözü edilen mafya liderleri ile irtibat kurulması ve gerektiğinde mafyaya sızmak şeklindeki örgütün amaçlanna uygun olarak bu kişilerle gizli ilişkiler kurup bu kişileri yönlendirdiği, Şüpheli Mete YALAZANGİL'in beyanında anlattığı gibi cezaevindeki şahıslan ziyareti dahi kendi adı deşifre olmasın diye başkalan vasıtası ile gerçekleştirdiği, yukanda bahsedilen Ertuğrul YILMAZ, Ayhan PARLAK, Semih Tufan GÜLALTAY, halen firari durumdaki Emre GÜLALTAY, Sedat PEKER, REİS (Kod) Sedat PEKER bazı adamları, İbrahim ŞAHİN ve Danıştay saldınsı sebebi ile Alparslan ARSLAN, Doğuş Factoring şirketi ile kendi sermayesi olmaksızın yapmış olduğu işlemler, Paşa (Kod) M. Fikri KARADAĞ, Rafet ARSLAN, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK veli KÜÇÜK gibi askeri şahıslarla irtibattan, Oktay YILDIRIM, Mahmut ÖZTÜRK gibi emekli astsubaylarla olan ilişkileri, Sevgi ERENEROL, Muammer KARABULUT, Taner ÜNAL, Ergün POYRAZ, Kemal KERİNÇSİZ ve Oktay YILDIRIM ile olan derneksel ilişkileri, Şüpheli Doğu PERİNÇEK'in ve işçi partisi ile Mehmet Adnan AKFIRATTa ilişkileri, Paşa (Kod) M. Fikri KARADAĞ'a "seni VATANSEVER KUVVETLER GÜÇ BİRLİĞİ'nin İstanbul temsilciliğine uygun gördük" demesi ve Paşa (Kod) M. Fikri KARADAĞ ı hem REİS (Kod) Sedat PEKER hem de Ertuğrul YILMAZTa ve Semih Tufan GÜLALTAY ile tanıştırması her iki şüphelinin de emekli asker olmalanna rağmen suçlu kişilerle bu kadar yakından ilgilenip daha sonra onlara sahip çıkmalan da yine örgütün yapısı gereği bu tür insanlan örgütün bünyesinde muhafaza etmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Osman YILDIRIM'ın beyanlann da belirtildiği gibi Danıştay olayından önce Ataşehirde yapılan toplantıda bizzat bombalan getittirip Alparslan ARSLAN ve Osman YILDIRIM'a vermesi, Alparslan ARSLAN ve Osman YILDIRIM'la olan ilişkileri, bombalann saklandığı yere gidip deşifre olmamak için arabadan hiç inmeksizin Oktay YILDIRIM'ı arabadan görmesi üzerine Oktay YILDIRIM ile aralarındaki şifreli anlaşma sebebi ile manav dükkanından aynlıp ZAFER (Kod) Muzaffer TEKİN ile buluşmaya gitmesi,

Şüphelinin Zafer (Kod) Muzaffer TEKİN'in ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN operasyonel biriminde ve mafya ile irtibatlı birimlerinden sorumlu örgütün sivil yapılanması ile gizli ERGENEKON üst düzey yapılanması arasında köprü eleman vazifesinde bulunduğu köprü elemanların her iki grupla da irtibata geçecek kadar hem deneyimli hem de kabiliyetli kişiler olması gerektiği ERGENEKON ve Lobi belgelerinde bizzat belirtildiği hususları da göz önüne alındığında, Cebir ve Şiddet Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek ve mala zarar vermek suçlarını da azmettiren sıfatıyla işlediği, Aramalar sırasında ele geçirilen içinde devlete ait gizli bilgi ve belgelerin bulunduğu 16 nolu cd yi ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN amaçlan doğrultusunda temin edip sakladığı anlaşılmaktadır. Ve bu gizli belgelerin tahsis olunduğu amaçtan farklı olarak kullanıldığı, çuval olayının örgüt tarafından dezenformasyon amaçlı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

Şüpheli Zafer (Kod) Muzaffer TEKİN'in ERGENEKON terör örgütünün üst düzey yöneticisi konumunda olduğu, üzerine atılıe ylemlerine uyan, TCK' nun 314/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5, TCK'nun 327. maddeleri gereğince;

Şüphelinin Ergenekon Terör Örgütünün gerçekleştirmiş olduğu Cumhuriyet gazetesine el bombalarının atılması ve Danıştay saldırısı eylemlerinin azmettiricisi olduğu, Cumhuriyet Gazetesi saldırılarında kullanılan el bombalarını temin edip Alparslan ARSLAN ve Osman YILDIRIM'a verdiği anlaşılmakla, TCK'nun 312/1, 313/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5, TCK'nun 82/l.a-g, 38/1 - TCK'nun 82/l.a-g, 38/1, 35 ( 4 kez) - TCK'nun 174/1,2 - TCK'nun 170/1-c, 38/1 (3 kez), TCK'nun 151/1, 38/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. maddeleri gereğince cezalandırlması,

Şüpheli Muzaffer TEKİN, ERGENEKON terör örgütünün yöneticisi konumunda olup, 5237 Sayılı TCK'nun 314/3. maddesi "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır" ve TCK'nun 220/5. maddesi de "Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır" hükmü gereği, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen tüm suçlardan dolayı sorumlu tutulmasının yasal zorunluluk olduğu anlaşıldığından;

1- Ergenekon terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde şüpheliler; İsmail YILDIZ, Ergün POYRAZ, Kemal KERİNÇSİZ, Mete YALAZANGİL, Aydm YÜKSEK, Muzaffer ŞENOCAK, Fikret EMEK'in işlemiş oldukları; Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin etmek suçundan dolayı TCK'nun 327/1. maddesi gereğince (7) YEDİ KEZ,

2- Ergenekon terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde şüpheliler; İsmail YILDIZ, Ergün POYRAZ, Mete YALAZANGİL, Aydm YÜKSEK, Muzaffer ŞENOCAK ve Fikret EMEK'in işlemiş oldukları; Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanmak suçu nedeniyle: TCK'nun 326/1. maddesi gereğince, (6) ALTI KEZ,

4- Ergenekon terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde şüpheliler; Gazi GÜDER, Ayşe Asuman ÖZDEMİR, Halil Behiç GÜRCİHAN, İsmail YILDIZ, Kemal ŞAHİN, Mehmet Murat YÜCEL, Feridun Refik NUHOĞLU, Ergün POYRAZ, Fikret EMEK, Doğu PERİNÇEK, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Sevgi ERENEROL, Habip Ümit SAYIN, Hikmet ÇİÇEK, Kemal KERİNÇSİZ, Nusret SENEM, ERkut ERSOY ve Murat ÇAĞLAR'in işlemiş oldukları, Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydetmek suçu nedeniyle; TCK'nun 135/2-1,43/2. maddesi gereğince (18) ONSEKİZ KEZ,

5- Ergenekon terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde şüpheliler; Oktay YILDIRIM, Mehmet DEMİRTAŞ ve Fikret EMEK'in işlemiş oldukları, silahlı terör örgütüne ait silahları depolamak suçu nedeniyle; TCK'nun 315 ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. maddesi gereğince (3) ÜÇ KEZ,

6- Ergenekon terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde şüpheliler: Ayşe Asuman ÖZDEMİR ve Halil Behiç GÜRCİHAN'in işlemiş oldukları, Adil Yargılamayı Etkileme suçu nedeniyle; TCK'nun 288. maddesi gereğince (2) İKİ KEZ,

7- Ergenekon terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde şüpheliler: Fikret EMEK, Hayrettin ERTEKİN, Hikmet ÇİÇEK, Halil Behiç GÜRCİHAN, Hayati ÖZCAN, Ergün POYRAZ, Nusret SENEM ve Doğu PERINÇEK'in işlemiş oldukları; Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin etmek suçu nedeniyle, TCK'nun 334/1 maddesi gereğince (8) SEKİZ KEZ,

8- Ergenekon terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde şüpheliler: İsmail YILDIZ, Bekir ÖZTÜRK, Hüseyin GÖRÜM ve Fuat ERMİŞ'in işlemiş oldukları; Askerleri kanunlara karşı itaatsizliğe teşvik etmek suçu nedeniyle, TCK'nun 319/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. maddesi gereğince (4) DÖRT KEZ,

9- Ergenekon terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde şüpheliler: Mehmet Fikri KARADAĞ, Hayrettin ERTEKİN ve Muhammet YÜCE'nin işlemiş oldukları; Tutuklu, hükümlü veya suç delillerini bildirmeme suçu nedeniyle, TCK'nun 284/1 maddesi gereğince (3) ÜÇ KEZ,

10- Ergenekon terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde şüpheli Muzaffer ŞENOCAK'ın işlemiş olduğu; Ruhsatsız patlayıcı bulundurmak suçu nedeniyle, TCK'nun 174/1 ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5/2. maddeleri,

11-Şüpheli Ergün POYRAZ'm işlemiş olduğu; Yasaklanan bilgileri açıklamak suçu nedeniyle TCK'nun 336. maddesi,

12-Şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ ve Hayrettin ERTEKİN'in işlemiş olduğu; Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek veya aşağılamak suçu nedeniyle TCK'nun 216/1. maddesi gereğince (2) İKİ KEZ, 13-Şüpheli Hayrettin ERTEKİN ve Aydın YÜKSEK'in işlemiş olduğu 2863 Sayılı yasalara muhalefet etmek suçu nedeniyle, 2863 Sayılı Kanunun 73. maddesi (2) İKİ KEZ,

14-Şüpheli Hayrettin ERTEKİN'in işlemiş olduğu 2813 Sayılı Kanuna muhalif olarak ruhsatsız telsiz kullanmak suçu nedeniyle 2813 Sayılı Kanunun 32/a maddeleri gereğince ayrı ayrı CEZALANDIRILMASI talep edilmiştir.